![]() |
|
|
|
#121 |
|
Ağaç Dostu.
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,527
|
Yorumsuz
Doğu Karadeniz Bölgesi HES Teknik Gezi Raporu Ağustos 2011 TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ...Enerji, günümüzde yaşantımızın vazgeçilmezidir. Toplumların ilerleme ve kalkınmalarında temel itici güç enerjidir. Enerji kaynaklarına erişim, enerji güvenliği gibi konularla birlikte siyasetin de temel belirleyeni durumundadır. Elektrik Mühendisleri Odası, piyasacı-özelleştirmeci enerji politikalarının yanlışlığını vurgulamış, enerjinin kamucu bir perspektifle ele alınması gerektiğini söylemiş, söylemeye devam etmektedir. ...Elektrik Mühendisleri Odası, kaynak çeşitliliği içerisinde yerli ve yenilenebilir özellikte olan hidrolik potansiyelimizin değerlendirilmesinin önemini yıllardır vurgulamaktadır. Ancak, hidrolik potansiyelimizin değerlendirilmesinde toplum yararı gözetilmeksizin, derelerimiz piyasacı bir anlayışla özel sektöre devredilmiştir. Hidroelektrik santraller bilimsel ölçütlerle, havza planlaması temelinde, yerel halkın onayı alınarak projelendirilmek yerine; ciddi çevre tahribatları yaratılarak, her türlü denetimden uzak, tamamen şirket kârlılığı temelinde yapılmaktadır. Odamız, HES’lerle ilgili artan tepkiler ve HES yapım süreçlerindeki olumsuzlukları yerinde görmek üzere Doğu Karadeniz yöresine teknik gezi yapılması kararını almıştır. ...Su ortak bir mülktür, çünkü tüm yaşamın ekolojik temelidir ve suyun adil paylaşımı topluluk üyeleri arasındaki iş birliğine bağlıdır. Su, ancak kaynakları yenilenebiliyorsa ve yenilenebilirlik sınırları içerisinde kullanılıyorsa yaşayabilir. Kalkınma felsefesi, topluluk denetimini devre dışı bırakıp onun yerine su çevrimini ihlal eden teknolojileri desteklediği zaman kıtlık kaçınılmaz olur. Kapitalizmin sınır tanımayan kâr hırsı, doğayı kirleten yapısı ekolojik dengeleri bozmaktadır. Kapitalizmin insanı sömüren ve yoksullaştıran karakteri, çevre için de geçerlidir. Kâr etme adına, çevreyi de yoksullaştırmakta ve sömürmektedir. İnsan yaşamının vazgeçilmezi olan su, günümüzde piyasa mantığı içinde metalaşan bir değer olarak görülmekte, bu durum su kaynaklarına vahşice saldırılmasına neden olmaktadır. ...Özelleştirme uygulamalarının 1984 yılında başladığı enerji sektörü, 2001 yılında çıkarılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile tamamen piyasanın kontrolüne girmiştir. Bu tarihten sonra, her şey şirketlerin insafına bırakılmış, enerji şirketlerin plansız ve denetimsiz azgın kâr hırslarına terk edilmiştir. Yüksek kârlılık vaat eden, tahsilat garantili hale getirilen elektrik piyasası, kâr arayışındaki sermaye grupları için cazip bir alan olmuştur. ...Ayrıca yasalarımızda ve yönetmeliklerimizde bu konulara ilişkin hiçbir kriter de bulunmamaktadır. Uygulamaların keyfi olarak yapılmasının yanı sıra toplumsal tepkiler sonucunda uygulamalarda değişikliklere gidilmekte ise de hiçbiri bilimsel temele oturmadığından sorunu çözen uygulamalar olamamaktadır. ...Ekosistemin su ihtiyacını belirlemek amacıyla ıslak çevre metodu, Tennant metodu ve ABF (aylık ortalama akımlar) metodu kullanılır. ...Ülkemizdeki Can Suyu Uygulamaları Türkiye’deki uygulamalara bakıldığında ilk önceleri suların hiçbir özelliği dikkate alınmadan hiçbir ayrım yapılmaksızın can suyu için 50 litre/sn gibi bir değer belirlenmişti. Bu değerin hiçbir bilimsel ve inandırıcı anlamı bulunmamaktadır. Sonrasında ise uzun yıllar ortalamasının yüzde 10’u gibi bir değer ortaya konmaktadır. Bu iki uygulamanın hiçbir bilimsel anlamı ve değeri olmadığı uygulayıcı ve karar vericiler tarafından bilinmektedir. HES’ler suyun bir noktadan alınarak havza içinde ya da havza dışında başka bir noktaya aktarılmasına neden olacağından ara kesimlerde kalan canlı yaşamının devamı için can suyu hesaplarının bilimsel yöntemlerle belirlenmesi gerekmektedir. Oysa uygulamaların rastgele değerlerden oluştuğu ve toplumsal baskının arttığı yerlerde can suyu üzerine bolca sözler edildiği açıktır. Bu çalışmalarda ülkemizin coğrafi yapısı, bitki örtüsü, canlı yaşamı ve iklim özellikleri çok farklılıklar gösterdiğinden her havza için ve hatta büyük havzalarda alt havzalar için can suyunun ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Uygulamalarda can suyu her havza için ayrı ayrı belirlenmek yerine tek değerle geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Su kaynaklarını besleyen parametrelerin değişimi suyun nehirlerdeki özelliklerini doğrudan etkilediğinden, bazı mevsimlerde debi yüksek olurken bazı mevsimlerde akarsu tamamen kurumaktadır. Bu nedenle özellikle yaz aylarında ekosistemde kritik durumların oluşmasını önleyebilmek adına transfer edilebilecek su miktarı her ay için ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Can suyunun bırakılıp bırakılmadığına ilişkin kontrol sistemi çalışmamaktadır. Can suyu işletmecilerin insafına bırakılamayacak bir durumdur. ...Oysa EPDK tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonunda, lisans almış birçok HES projesinde sonradan kurulu güç değişikliği yapılarak lisans tadilatına gidilmektedir. Kaynak kullanımına ait ölçümler çoğu zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Üretim santralinin sisteme bağlantısında gerek güzergâh açısından gerekse mesafe açısından sorunlar yaşanmakta, bağlantı hatlarının geçtiği güzergâhlar da en az santral yeri kadar zarar görmektedir. Özellikle su yatağının değiştirilmesi ve bağlantı hatları güzergâhı üzerindeki çevre tahribatı bölge sakinlerinin haklı tepkisine neden olmaktadır. Tüm bu olumsuzluklar projenin ekonomik boyutunu bozduğu gibi, başvuru aşamasında ilgili idarelere sunulan fizibilite raporlarının gerçekçi olmadığını göstermektedir. Buna karşın bu ve benzer projeler de lisans alabilmektedir. ...Odamız tarafından Doğu Karadeniz bölgesinde yer alan HES’lere yönelik yapılan incelemelerde de bu tür sorunlar ve bölge halkının tepkisi yerinde görülmüştür. Başvuruların EPDK tarafından değerlendirilmesinde izlenen ve sorunları beraberinde getiren davranış, ne yazık ki tesislerin inşa edilmesi sürecinde de kendini göstermiş ve bölge, üretim tesisini bir an önce bitirerek işletmeye almak isteyen özel sektörün tercihlerine terk edilmiştir. Yapılan tesislerin, merkezi ve bütüncül bir planlama anlayışından uzak bir şekilde, kamu adına hiçbir denetime sokulmadan kendi haline bırakılması, piyasacı anlayışın çevre üzerinde yarattığı sorunlara her geçen gün yenilerini eklemekte ve ileride giderilmesi mümkün olamayacak çevre sorunlarına da neden olmaktadır. ...Gezi ekibi, öncelikle yapıların görünen kısımları ve bu kısımların mühendislik yapısı özelliğinin yanı sıra doğal doku ile göründüğü kadarıyla uyumuna ilişkin gözlemler yapmıştır. Genel Gözlemler Üretime Geçmiş Olan Tesisler • Bu tesisler üretime geçmelerine rağmen etraflarında kısmi imalatların devam ettiği, • Bazı tesislerin, özellikle doğal doku ile uyumlu olmayan yapılar (regülatörler, kanallar, balık geçitleri gibi) imal ettikleri, • Özellikle “balık geçitlerinin” sadece yasak savma amacıyla yapıldığı, • Can suyu kontrolü için yapılan ölçüm tesislerini yeterli olmadığı, bunların işletmelerinde sorunlar yaşanacağı, • Yapıların imalatında seçilen yöntemin en az maliyet ile bağlantı elamanlarının yapılmasını sağlamak şeklinde olduğu, • İmalatların yapılması sırasında özellikle malzemelerin dökülmesinde bir kural gözetilmediği, dökümlerin rastgele yapıldığı, • Bazı firmaların daha fazla düşü sağlama adına üretim tesislerini taşkın yatağının içerisine yerleştirdikleri, • Yapıların yakın çevresinde yapılan düzenlemelerde özellikle geçiş yolları sağlanması amacıyla dere yataklarının tamamen ya da kısmen kapatıldığı, • Bazı tesislerde çalışanların ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yapılan yapıların taşkın yatağında olduğu, • Bazı tesislerin ek düzenlemelerinin, mühendislik kuralları yok sayılarak yapıldığı (Ek düzenlemelerin belli bir izne tabi olup olmadığı konusunda yeterli bilgi alınamamıştır), • Özellikle dere yatakları için yapılan değişikliklerin taşkın oluşmasına neden olabileceği, • Bazı tesislerin bırakması gereken can suyunu hiç bırakmadıkları ya da belirlenen değerin altında bıraktıkları, • Kurulu güçlerin çok altında üretimin gerçekleştirilmekte olduğu, gözlenmiştir. İnşaat Halinde olan tesisler (Bu değerlendirmelere Deriner Barajı dahil değildir.) • Bazı inşaatların tamamen durduğu (mahkeme ya da diğer nedenler), • İmalatta açığa çıkan hafriyatların hiçbir kural gözetilmeden gelişi güzel döküldüğü, • İmalatlarda çıkan hafriyatların arazi yapısına göre rastgele bırakılması sonrasında hiç zarar görmeyecek alanların, bitki örtüsünün ve özellikle ağaçların çok büyük oranda zarar gördüğü, • Bazı tesislerin imalatı sırasında jeolojik yapının uygun olmaması ya da jeolojik yapıya uygun imalat yapılmamasından dolayı tesis binalarının heyelan altında kaldığı, • İşçi güvenliğine ilişkin önlemlerin yetersiz olduğu, • Çevre köylerin ulaşım yollarının güvenliği için hiçbir kurala uyulmadığı, Kullanılan Teknoloji ...Ülkemizde çok küçük güçler dışında Türbin-Generatör grubu üretimi yoktur. Yalnızca TEMSAN tarafından belirli güçlerde üretim yapılmakta, güç ve miktar sınırlı olmaktadır. Yapılan ve yapılması planlanan HES yatırımları içerisinde Türbin-Generatör grubu(elektromekanik aksam) maliyetleri yatırımın neredeyse %50’sini oluşturmaktadır. Bu yatırım içerisinde yalnızca OG/YG hücreler, kablolar ve güç transformatörleri yerli olarak imal edilebilmekte, bunların da çoğu yatırımcı firmalar tarafından yurt dışı sermayeli şirketlerden temin edilmektedir. Bu noktadan bakıldığında ülkemizde çok fazla katma değer artışı sağlamamaktadır. Dünyada Türbin-Generatör grubu ve bunların diğer donanımları imalatı yapan teknolojiyi elinde bulunduran çok sayıda ülke bulunmasına rağmen ülkemizdeki yatırımcılar gerek ucuz olması, gerek temin sürelerinin kısa olması, gerekse ödeme koşullarının daha uygun olması sebebiyle daha çok Çin ve eski Doğu Avrupa ülkelerinin ürünlerini tercih etmektedir. Batı Avrupa, Amerika, Kanada, Brezilya, Japonya ve Hindistan ürünleri çok sınırlı bir kullanıma sahiptir. Genelde kullanılan ürünler kalitesi belirsiz, tamamen ucuzluk ve kısa temin süresi nedeniyle tercih edilmiş ürünler olmaktadır. Ürün kalitesi ve uygunluğunu kontrol eden herhangi bir mekanizma kurulmadığından bu konuda tek belirleyici yatırımcı olmaktadır. Bu durumda orta vadede ülkemizin bir HES çöplüğü olması kaçınılmazdır. HES Şirketlerinin Çalışma İlkeleri ...Siyasi iktidarın tercihleri doğrultusunda bu alanda bir piyasa oluşmuş ve oluşan bu piyasanın aktörleri başlangıçta sermaye yapıları, idari ve teknik yapılanmaları yetersiz yatırımcılardan oluşmuştur. Bu durum hâlâ sürmektedir. Ancak daha sonra büyük sermaye grupları ve elektrik sektöründe iş yapan kuruluşlar piyasaya girerek, piyasada çantacı olarak adlandırılan kişi ve firmalardan büyük bedellerle projeleri satın alarak yatırıma başlamışlardır. Bu durum da yeni sahiplerin yatırım maliyetlerini artırmıştır. Yeni sahipler artan yatırım maliyetlerini düşürebilmek/geri alabilmek için farklı koşullarla yatırım ve işletme yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun sonucu olarak da kalite, iş ve işletme güvenliğini ortadan kaldıran bir anlayışla çalışmaktadırlar. Ayrıca, gerek yatırım gerekse işletme sırasında uyması gereken asgari koşullara uymamakta ve maksimum fayda sağlayıp, yatırımın bir an önce geri dönüşünü sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu alan da denetimsiz olup gerekli kurallar dahi henüz konulmamıştır. (Asgari çalışması gereken teknik eleman sayısı, çalışma süreleri,periyodik bakımlar vb.) Yapım aşamasında olduğu gibi işletme aşamasında da taşeronlaşma başlamıştır. Yatırımcı firmalar işletmeleri taşeronlaştırarak birçok sorumluluktan kurtulmakta, taşeron (işletmeci) az sayıda elemanla birkaç tane santral çalıştırarak işletme maliyetini minimize etmektedir. Yöre Halkı İle Buluşmalar ...Doğu Karadeniz’de köylülerin en çok itiraz ettiği konulardan biri can suyudur. İşletmede olan tesislerin bazıları hiç can suyu bırakmamaktadır. Bazılarının can suyu ise bırakmaları gereken değerin çok altındadır. Can suyu için bir kontrol mekanizması oluşturulamamıştır. Can suyu işletmecilerin tasarrufuna hiçbir şekilde bırakılamaz. ...Elektrik enerjisi doğal bir tekeldir. Bölgede üretim, iletim, dağıtım ve tüketim birlikte ele alınarak kamusal çıkarları gözeten merkezi bir planlama yapılmalı, bu planlamaya yöre halkının katılımı ve katkısı sağlanmalıdır. http://www.emo.org.tr/ekler/45a43a17...i=2&turu=X...0 Düzenleyen pria : 08-05-2013 saat 23:31 |
|
|
|
|
|
#122 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 31-08-2012
Şehir: Bandırma
Mesajlar: 559
|
Merhaba arkadaşlar. Tartışmaya oldukça geç katıldığımdan ve tüm mesajları okumak gibi bir şansım olmadığından yalnızca mesajlara üstünkörü bakarak konunun çerçevesine bakabildim. Bu nedenle tartışmaya düşüncelerimi belirterek katılacağım. Hiç şüphesiz ki HES'ler, hem Türkiye, hem de dünyanın geneli için önemli bir enerji kaynağıdır. Hem termik santralden temiz, hem nükleere göre daha güvenli, hem de rüzgar ve güneşe göre daha verimlidir (daha fazla enerji üretir demek istiyorum). Ancak HES'ler çözüm müdür? Buna yalnızca bir ölçüde evet diyebiliriz. Bildiğimiz gibi Türkiye, değerli turistik yerlere, müthiş doğa harikalarına ve önemli tarihi kalıntılara sahip küçük diyebileceğimiz boyutlarda bir ülkedir. Aslında önemli bir enerji kaynağı olan HES'ler, absürt derecelere ulaşmış bir kullanımla tüm bunlara zarar verir hale gelmektedir. Sorun buradadır; HES'ler boş alanlarda kurulmalı, bu değerlere zarar vermemelidir. Öncelikle HES'ler için bu değerlere zarar vermek gibi bir hakkımızın olup olmadığını sorgulamalıyız. Bildiğiniz gibi hiç bir tarihi eser, hiç bir ulusa, işletmeye ya da hükümete ait değildir. Onlar, insan medeniyetinin ortak malıdır ve kimse insanlığın ortak kültür değerlerine zarar verme hakkına hiç bir koşulda sahip değildir. Nasıl kimsenin Balkanlardaki veya Afrika'daki Türk kalıntılarına zarar verme hakkı yoksa bizim de 20-30 yıllık elektrik üretimi için bu değerlere zarar verme hakkımız yoktur. Bu HES'ler belki 40 yıl orada duracaktır, ancak unutulmamalıdır ki o tarihi eserler binlerce yıldır oradadır ve orada kalmalıdır. Marmaray kazısında bulunan kalıntılara nasıl "iki çanak çömlek" denemezse, insanlığın mirasına da 3-5 taş parçası denemez. İkinci nokta doğadır. Bugün Birleşik Devletler'de nehirler üzerine kurulan HES'ler, bu nehirlerdeki balık populasyonları üzerinde ciddi baskılar oluşturmuş ve üreme döngülerinin önünde bir set olarak dikilmiştir. Hiç bir ekonomik-sosyal çıkar bir türün varlığından önemli değildir. Nasıl ,insan türünün yaşama hakkı varsa, diğer türlerin de en az o kadar yaşama hakkı vardır. Bu durum, özellikle ülkemiz gibi çok sayıda özgün türe ve önemli bir biyoçeşitliliğe sahip bir yer için özellikle büyük bir sorundur. Ne var ki; termik santraller kirliliğe yol açmakta, rüzgar ve güneş enerjisi kabul edilemeyecek ölçülerde alan gerektirmekte, nükleer enerji ise bir sızıntı ihtimalinde tehlikeyi önleyemeyeceğimiz için ancak gelecek için bir umut olabilmektedir. Bu durumda HES'ler önemlidir. Ancak dediğimiz gibi, bu durum absürt bir hal almamalıdır ve doğa-tarih her zaman herhangi bir ekonomik-sosyal getirinin önünde tutulmalıdır. Enerji ihtiyacına olan çözüm HES'lerle sağlanamaz. Bana kalırsa çözüm yolu şudur: Öncelikle mümkün olduğunca tasarruf yapılmalıdır. Bu ilk ve en kolay adımdır. En önemli adım olarak, sadece Türkiye değil tüm dünya kontrollü bir nüfus azalımına gitmelidir. Bu aslında insanlığın tüm sorunlarının en temel çözümüdür ve büyük bir refah ve kaynak bolluğu sağlar. Rüzgar ve güneş gibi enerji kaynakları büyük şehirleri beslemeye yetmeyeceğinden, bu enerji kaynakları daha çok köy kasaba gibi yerleşimler için kullanılmalı ve bu yerleşimlerin tüm enerjileri bu şekilde karşılanmalıdır. Biyogaz da bir ölçüde yardımcı olabilir. Bu konuda İskandinavya önemli bir örnektir ve enerjisinin büyük bir kısmını temiz enerjiden elde etmektedir. Bunu sağlayan dengeli tüketim, az nüfus ve kendine yeterliliği hedeflemedir. Dengeli nüfusa sahip, kendine yeterli ve doğayı öne alan bir toplum, yüzyıllardır insanlığın hedeflediği ütopik refah düzeyinin temelidir. Çözüm Arkadyan felsefesinde değil, Ütopya felsefesindedir. Bu da -en azından benim için- doğa ile iç içe ve kendine yeterli, temiz, yüksek teknolojili bir üretim sistemindedir. Ki ben buna genelden farklı olarak beyaz teknoloji diyorum ![]() |
|
|
|
|
|
#123 | |
|
Ağaç Dostu.
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,527
|
Alıntı:
Bende aşağıdaki haberleri okuyunca pek şaşırmıyorum: ...Kabadüz ilçesi Turnalık-İkidere mevkiinde inşası devam eden ve Turnasuyu Irmağı’nı besleyen derelerin suyunu toplayıp Melet Irmağı yatağına aktararak enerji üretecek olan Darıca II HES projesi çalışmalarında, dereye kirli su verildiği platform üyeleri tarafından tespit edilmişti. Açılan tünellerden hafriyatla birlikte çıkarılan ağır metalli suların, arıtılmadan dere yatağına verilmesinde sorumluluğu olanların cezalandırılması için Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunulmuştu. Platform üyelerinin şikâyeti üzerine yapılan su tahlilinde şirket kusurlu bulunarak maddi ceza verildi. Platform üyesi Gül Ersan’ın verdiği bilgiye göre, verilen cezanın miktarı belirtilmemiş. Gül Ersan, “Verilen cezanın caydırıcı olduğunu sanmıyoruz, çünkü on gün önce Turnalık'a gittiğimizde hâlâ arıtma yapılmadan dereye zehirli su verildiğini tespit ettik. İkinci kez şikayette bulunduk. Ancak, bu cezayla HES inşaatlarının doğaya ve yaşama ne kadar zarar verdiği bir kez daha belgelenmiş oldu. Biz doğamızı ve yaşam alanlarımızı savunmaya devam edeceğiz, herkesi bu mücadeleye davet ediyoruz.” dedi. 05 Nisan 2013 DARICA II HES’E SUYU KİRLETME CEZASI VERİLDİ ...Ordu’da Çambaşı yaylası sınırları içerisinden geçen Turnasuyu ırmağına atıklarını deşarj ettiği belirlenen bir HES şirketine 40 bin lira para cezası kesildi. Ordu İl Jandarma Komutanlığı Çevre Koruma Timi ile Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri Kabadüz ilçesi Çambaşı yaylasında bulunan İkidere mevkiinde yapımı devam eden HES inşaatını denetledi. Yapılan denetimlerde şirketin atık sularını hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Turnasuyu ırmağına deşarj ettiği belirlendi. Bunun üzerine HES şirketine ‘Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre 40 bin lira para cezası kesildi. NE KADAR CEZA KESLD? - ORDU GZLEM ...Güneysu İlçesindeki Katarahte deresi yüzeyinde beliren ve kısa sürede yayılan beyaz tabaka ile çevrede sert bir koku oluştu. Vatandaşların durumu fark edip jandarmaya bilgi vermesi üzerine konuyla ilgili inceleme başlatıldı. Jandarma ekipleri, dere üzerinde ve dere üzerindeki HES inşaatı yürüten firmaların çalışma sahalarında inceleme başlattı. Öte yandan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri konuya el attı. Bölge sakinleri dere yüzeyinde kirlilik ve kokuya neden olan maddelerin bazı firmalar tarafından dereye bırakıldığını ileri sürdü. Derede şüpheli kirlenme - Memurlar.Net ...Doğu Karadeniz’de yapılan Hidroelektrik Santrallerin(HES) inşaatlarını inceleyen Çevre ve Orman Bakanlığı 15 enerji şirketine 513 bin lira ceza kesti. 15 HES Ceza Aldı | ALTERNATURK ...Çevre ve Orman Bakanlığı, yılda ortalama 70 ilde ve 700 faaliyette ÇED izleme-kontrol çalışması yapıyor. Konuyla ilgili Bakanlıktab yapılan açıklamayı önemine binaen aynen yayınlıyoruz: Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Mart, Nisan ve Mayıs aylarında 18 ilde HES faaliyetlerine ilişkin 284 adet izleme, kontrol ve denetim çalışması gerçekleştirilmiştir. 284 adet faaliyetten 54’üne, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ÇED Kararlarını İhlali maddesi gerekçesiyle 1.113.369 TL idari para cezası uygulanmıştır ÇED Derelerimiz maalesef özel sektörün eline teslim edilemiyecek kadar değerlidir.Başta Ergene olmak üzere ülkemizde birçok dere ve nehrimizin kirliliğinin ana kaynağı özel sektördür. Bunun sebebi, en az maliyetle en çok para kazanma hırsıdır. Düzenleyen pria : 05-05-2013 saat 11:37 |
|
|
|
|
|
|
#124 | |
|
Ağaç Dostu.
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,527
|
Alıntı:
TEDAŞ özelleştirmesinde vurgun Yok böyle alışveriş - Gerçek Gündem TEDAŞ özelleştirmelerinde güya ''şirket kasalarında unutulan'' 3.8 milyar dolar devlet parası ile neler neler yapılmaz ki? Bu parayla özel sektörün hoyratça yaptığı tüm HES'ler DSİ eliyle tekniğine uygun olarak yapılabilirdi herhalde.. Daha neler neler yapılmaz ki.. Öyle bir dönem yaşıyoruz ki..Aklıma eski kovboy filmlerindeki ''altına hücum'' geliyor.. Eline kazmayı küreği kapan 3-5 ton altın için en başta Kazdağları'nı delik deşik ediyor, bilmem kaç megavat elektrik için güzelim derelerimiz mahvediliyor..Devlet kasalarındaki paralar adeta özel sektöre hibe ediliyor.. Yazık.. Bu tür haberler insanın içini sızlatıyor.. Özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin kasalarında güya ''unutulan'' 3.8 milyar dolarla siz olsanız neler yapardınız acaba sayın Serpent ? ''Onun bunun'' parası değil tabi ki bu paralar; tüyü bitmedik yetimin bile hakkı olan paralar bunlar.. Düzenleyen pria : 07-05-2013 saat 15:42 |
|
|
|
|
|
|
#125 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 29-10-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 236
|
Sevgili Arkadaşlar, Bu yazım bu foruma yazacağım son yazım. Üyeliğimi iptal etmeyeceğim. Ara sıra özel mesaj var mı diye bakarım. Gerekenlere cevap yazabilirim. Aslında bu mesajı çok daha önce yazmak istiyordum, işlerimin yoğunluğu nedeniyle ancak vakit bulabildim. Aslında bu forumdaki eğitim seviyesi diğer forumlarda gördüğümden kat be kat yüksek. Ancak benim yıldızım forum yönetimiyle barışmadı gitti. Nedense tartışmalı konularda hemen her yazdığım tepkiyle karşılandı. Aykırı görüşlere pek hoşgörü gösterilmiyor gibi bir durum ortaya çıktı. En son HES konusunda yazdıklarımın başına gelenlerden sonra iyi niyet ile konu başlığına da uygun bir şekilde “Ülkemizin Çevresel Öncelikleri Neler Olmalıdır?” başlıklı bir yazı asmıştım. Amacım öncelikler içinde su kirliliğinin en önemli olduğu vurgulamaktı. Bu yazım sadece forum yöneticileri ve benden başka kimsenin göremeyeceği “Kişisel Alana” taşındı. Sebebini sorduğumda çoklu tartışmaya sebep olabileceği, dolayısıyla sadece su kirliliğinden bahseden bir yazı şeklinde yeniden düzenlemem gerektiği bildirildi. Tabii ki kirlenmeler içinde sadece su kirliliğinden bahsedip, bu kirlenmenin diğerlerinden daha önemli olduğu nasıl anlatılabilir bilmiyorum. O nedenle yeni bir yazı yazmadım. Bir benzetme yapmak gerekirse “Sebze Fidesi Yetiştirilmesi” konusunda hangi sebzeden bahsedildiğinin belirtilmemesi yüzünden konunun kaldırılması gibi bir durumla karşı karşıyayım. Herneyse, bu konuyu daha fazla uzatmadan HES lerle ilgili olarak yapmaya söz verdiğim açıklamalara gelmek istiyorum: İlk ele alacağım yazı Artvin Üniversitesi Orman Fakültesinden bir kısım insanların hazırladığı rapor. Bu yazı kesinlikle bilimsel bir yazı değil ve olsa olsa bir gazete tefrikası olabilir. O kadar ki, bir lise mezununun anlayabileceği dereye salınacak su miktarı ve türbinlenebilecek su miktarıyla ilgili olan Yönetmeliği bile anlayamamışlar. Yazının ana ruhu biz HES lere karşıyız diye bağırıyor. Kilometrelerce yol yapılıyormuş. Ama tekniğine uygun yapılmıyormuş gibi bir sürü ifade. Sanki tekniğine uygun yapılsa itiraz etmeyecek. Şehirler arası seyahat yapıyor musunuz sevgili arkadaşlar? Hafif dağlık bölgelerden geçen karayollarına hiç alıcı gözle baktınız mı? O yollar yapılırken kesilen ağaçları, yerinden oynatılan toprakları ve kayaları hiç dikkate aldınız mı? Arabanızla kaymak gibi asfaltın üzerinde mis gibi gidiyorsunuz. Sizin bu konforlu seyahatiniz için yapılan doğa tahribatı hiç vicdanınızı sızlatmıyor mu? Burada iddia ediyorum. Aynı arazide sadece ve sadece 1 km yapılacak bir duble yolun (Dikkat edin otoyol değil) gerektirdiği kazı ve dolgu ile yaklaşık 50 km HES ulaşım yolu yapılır. Benim bu tahminimin en alt seviyeden yapıldığını da ekliyeyim. Muhtemelen 100 km HES ulaşım yolu yapılabilir. Özetle Orman Fakültesinin yazısı hiçbir somut bilgi vermeyen bir rapor. İkinci olarak ele alacağım yazı EMO’nun yaptığı teknik gezi raporu. Aman Allahım! Bu rapor Internette ne kadar çok yerde geçiyor. Yakın zamana kadar EMO’nun resmi politikası ülkemizin yeni elektrik kaynaklarına ihtiyacı olmadığı yönündeydi. Şimdi HES lere karşı çıkma durumuna girmişler. Yazılanların içinde doğru olabilecek hususlar olabilir. Ancak raporun esası laf-ı güzaftan öteye geçmiyor. Bir tanesine bayağı takıldım. Raporu yazanlar Çin yapımı bilgisayarın tuşlarına basarak Çin yapımı modemden bu raporu yollayarak, Çin yapımı Elektro-Mekanik teçhizatı kötülüyorlar. Hele hele Hindistan teçhizatını Çin teçhizatına yeğlemeleri bende şok etkisi yarattı. Ülkemizde şu aralar en çok aranan uzmanlık alanlarından birisi HES Elekto-Mekanik donanım uzmanlığıdır. Bu işi eğer layıkıyla biliyorlarsa hariçten gazel okuyacaklarına HES yatırımcılarına yardımcı olsunlar. Beni en çok etkileyen iddialardan birisi ülkemizin HES çöplüğü olacağıyla ilgiliydi. Sanki açıyorsun telefonu Çinli imalatçıya ve bana oradan 10 MW bir türbin yolla diyorsun ve o da seneye kalmadan hurdaya çıkıyor. Belli ki Elekro-Mekanik donanım şartnamesi nedir, nasıl firma seçilir hiç bilgileri yok. Eğer varsa, bu yazdıklarını kasıtlı olarak yazıyorlar. Daha önce bu konuya yazdıklarımla ilgili soruları olanlar ve açıklama isteyenler için hazır olduğumu ve içtenlikle cevaplayacağımı bildirmiştim. Ancak bak falanca ne diyor, filanca ne diyor yazılarını kaale almayacağımı söylemiş ve o yazıları kendiniz okuyup özümsedikten sonra benim dediklerime bir cevap yazmak istiyorsanız yazınız demiştim. Hepsinden önemlisi, ülkemizin elektrik enerjisine olan ihtiyacını, kişi başı kullanılan elektriği ve diğer gelişmiş ülkelerdeki durumu karşılaştırmalı olarak araştırmanızı rica etmiştim. Eğer elektriğe ihtiyacımız aratarak devam edecekse bu ihtiyacın nasıl karşılanacağını da düşünmenizi istemiştim. Bana cevap yetiştirmek daha önemli olduğu için bu konulara kimsenin kafa yormadığı anlaşılıyor. Benim niyetim de insanları yorulmak istemedikleri konularda yormak olmadığı için, bu son mesajımı yazıyorum. Dikkat edilirse bu mesajım hiç kimseyi doğrudan muhattap almıyor. Dolayısıyla doğrudan benim kişiliğime ve düşünce yapıma yönelik kışkırtıcı mesajlar olmazsa artık bu forumda bir daha yazmayacağım. Sevgi ve saygılarımla.. P.S. Forum yönetiminden son bir ricam var. Yukarıdaki yazımı lütfen silmeyiniz ve başka yere taşımayınız. Şimdiden teşekkürlerimle. Benden kurtulurken bu son ricamı gözardı etmezsiniz diye umuyorum. |
|
|
|
|
|
#126 |
|
Ağaç Dostu
|
Chp Mersin milletvekili Prof.Dr. Aytuğ Atıcı, TBMM'de demiryolu yer değişim ve HES'ler aracılığı ile yapılan büyük yolsuzluk olaylarını konuştu. CHP Mersin Milletvekili Prof.Dr. Aytuğ Atıcı Palu-Genç-Muş demiryolu hattının yer değiştirme işinde nasıl usulsüzlük yapıldığını TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada somut örneklerle açıkladı. (22.05.2013) - Dailymotion video |
|
|
|
|
|
#127 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 28-04-2013
Şehir: tahran iran
Mesajlar: 1,314
|
Sn Serpent Konusunda uzman bir muhendis olarak kolayca cevaplayabileceginiz birkac sorum olacak : 1- Dereler uzerine HES kurulduktan sonar yumurtlama doneminde alabaliklar akis istikame ti tersine yuzebilmek imkanina sahipolabilecekler mi? 2- Ihtiyac duyulacak sabit debi, ve yukseklik farki icin yapilacak insaat faaliyetleri ve su depolama yerlerinde, toprak kaymasi ihtimali cok yuksek olan Karadeniz Bolgesinde ne gibi tedbirler aliniyor. 3- Bu derelerden tarla sulama icin alinabilecek su miktarina izin gerekecek mi? 4- Zaman zaman ormandan kesilen agaclarin akarsuda tasimasi yapiliyor, bu serbest mi? 5- Dere uzerinde aralikli olarak birkc tesis kurulabilmesi icin birinci ile sonuncu arasinda kaydadeger rakim farkliliklari olmali ki dusen suyun enerjisinden faydalinabilsin, sizce Karadeniz derelerinde su yataginda tabii yatagi degistirecek insaat yapilacak mi: Bu yukseklik farkini saglamak icin suyun boru icerisine alinarak bazi tepelerde akis yonu degistirilecek mi? Bu konuda uzman olmadigimdan, hep aklima takilmis olan birkac soruyu yazdim, aydinlatirsaniz memnun olurum. Saygilarimla Engin Kiziltan |
|
|
|
|
|
#128 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Ben HES karşıtı veya taraftarı değilim. Ancak metodoloji olarak konuda gözlemlediğim bazı yanlışları dile getirmek istiyorum. Öncelikle tartışma, HES karşıtlığı veya taraftarlığı gibi bir zemin üstünde yürüyor. HES karşıtlığının doğal olarak en önemli unsuru çevresel etkileri. Ben olaya bu kadar katı çizgilerle bakılmasını pek doğru bulmuyorum. İnsanlık tarihi 20-30 bin yıldan eski... O zamanlar insanlar karnı acıktığında ağacın dalından elma koparıp yiyor, neslinin tükenip tükenmediğine aldırmadan önüne gelen hayvanı avlıyor, tuvaleti gelince bir ağaç dibi bulup yaprakla temizleniyordu. Bugün yaşadığımız koşullarda ise yaptığımız her eylemin kaçınılmaz çevresel sonuçları var. Ya bu sonuçları kabul edip asgari düzeye çekmeye çalışacağız, ya da binlerce yıl önce yaşamış insanların tarzını tercih edeceğiz. Kendi adıma konuşacak olursam, tuvalet kağıdı yerine ağaç yaprağı kullanmayı tercih etmiyorum. Tuvalet kağıdı benim evime ulaşana kadar ağaç keserek elde edilen selülozikden, bunu markete getiren aracın mazotuna kadar pek çok çevresel kirlenmeye yol açıyor. Oldukça çevreyi önemseyen biri olmama rağmen yaşam tarzımdan -kahretsin ki- vazgeçemediğim için bir tuvalet kağıdı kullanabilmek için bu çevresel etkilere de katlanmam gerekiyor. Bu durumda yegane talep edebileceğim şey, çevresel etkilerin minimuma indirilmesi... Bu uzun girişten sonra, benim HES'ler konusundaki bakış açım da bu şekilde... Enerji gereksinimi kaçınılmaz bir gerçek. Bundan vazgeçemiyoruz. Tasarruf yapabiliriz, enerji kayıplarını azaltıcı önlemler alabiliriz, bunlarla 2-3 baraj tasarruf edebiliriz falan ama sonuçta enerji gereksinimi sürekli artıyor. Bildiğim kadarıyla dünyada "ekonomik" enerjiyi elde etmenin belli başlı yolları var. Bunlar fosil yakıtlar, nükleer enerji, HES'ler, Güneş ve Rüzgar. Güneş ve rüzgar da dahil olmak üzere hepsinin az veya çok çevresel etkileri ve enerji üretim maliyetleri, kullanım sınırlamaları var. Bu durumda, şundan vazgeçtik, sadece bunu yapmalıyız gibi bir yaklaşım bana rasyonel bir düşünce tarzı gibi gözükmüyor. Burada bence yapılması gereken, o enerji veya bu enerji elde etme yönteminden çok en az çevresel etki ile en fazla yararlanımı, en ekonomik şekilde elde edebileceğimiz yolları tespit etmek. Güneş ve rüzgar bu testi başarıyla geçemiyor. Çevresel etkileri başarılı olsa da maliyet yüksek. Fosil yakıtlar ekonomik olsa da çevresel etkileri fazla. HES'ler akan suyu paraya çeviriyor ama geri dönüşümü zor etkileri var. Nükleer enerjinin toplumsal, psikolojik etkileri var. Bunların her biri tek tek tartışılabilecek yöntemler. Ama eldeki malzeme bu! O zaman yapılması gereken şey, mevcut yöntemlerin en etkili ama en az çevre zararı yaratacak şekilde kullanımını sağlamak. Kaçınılmaz bir şekilde enerjiye gereksinimimiz var. HES'ler kullanabileceğimiz bir kaynaktır. Bu kaynaklara tümüyle karşı çıkmak yerine bunların çevresel etkilerinin nasıl minimize edilebileceği tartışılmalıdır. Elbette, bunu yaparken maliyet/yararlılık oranı gözden kaçırılmamalıdır. Bu aynen şuna benziyor... Araba kullanmaktan vazgeçemiyoruz ama egsoz emisyonunu azaltacak önlemler alabiliriz. Tümüyle elektirkli otomobile geçene kadar buna katlanmak zorundayız. Aksi takdirde yürümekten başka seçeneğimiz kalmaz. Eh, binlerce yıldır koşan insanlığın şimdi yürümeye dönmesi biraz abes olur haliyle... |
|
|
|
|
|
#129 | |
|
agaclar.net
|
Alıntı:
Tatar Barajı kapaklarını açtı |
|
|
|
|
|
|
#130 | |
|
agaclar.net
|
Alıntı:
“Ülkemizin Çevresel Öncelikleri Neler Olmalıdır?” başlığında diğer üyeler tarafından yazılacaklar başka, "sadece su kirliliğinden bahsedip, bu kirlenmenin diğerlerinden daha önemli olduğu" anlatılmak isteniyorsa, su kirliliği hakkında diğer üyeler tarafından yazılacaklar başkadır. Biri derinlemesine bir konuyu (su kirliliğini), diğeri ise çevresel öncelikleri irdeler... Başlıklar bu nedenle önemlidir. Açan üyeye bilgi verilmek ve durumu anlatmak için konusu taşınır. Yoksa Serpente bir garezimiz var ya da su kirliliğinden bahsetmek yasaktır gibi bir tavrımız olamaz... |
|
|
|
|
|
|
#131 |
|
agaclar.net
|
Ricanızın yerine getirme ihtimalini düşündüğünüz yani hakkımızda o kadar da kötü düşünmediğiniz için teşekkür ederiz. |
|
|
|
|
|
#132 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Alıntı:
Baraj su tutmak için kapaklarını kapatmış, balıklar ölmüş. Ben çevre uzmanı değilim. Söz konusu zararı tespit edebilecek veya sansasyon yapmaya çalışan bir avukatın laflarına bakarak bir hüküm oluşturabilecek seviyede ekolojik bilgim yok. (Avukatın kim olduğuna bakınca başka sansasyonel davalarda da adı geçiyor. Örneğin Dersim katliamı iddiasıyla Cumhurbaşkanlığına 1 milyon TL tazminat davası gibi) Su tutulması geri dönülmez zarar vermiş de olabilir, hiç zarar vermemiş de olabilir. Buna videodan izlediğim taşlar arasında çırpınan bir miktar balığa bakarak karar veremem. Kalıcı ve ciddi bir zarar söz konusuysa sanıyorum devlet bununla ilgili tespiti yapıp gerekli tedbiri alacaktır. Kaldı ki, ben barajların çevre zararı yoktur, mutlaka yapılsın gibi bir iddiada da bulunmadım. Muhakkak zararları olacaktır. Bunların optimize edilmesi gerektiğini söyledim. Şimdi sizin linklerinize ne yanıt vermem gerekiyor? "Vah, balıklar ölmüş! Barajı hemen yıkalım." mı? Böyle bir yaklaşım denizden balıkçıların ağlar dolusu çektikleri çırpınan balıkları gösterip, denizlerde hiç balık avlanılmasın demeye benzer. Dediğim gibi, ben tuvalet kağıdı kullanabilmeyi seviyorum. Yeşili de seviyorum ama tuvalet kağıdı yerine ağaç yaprağı kullanacak kadar ileri gitmek istemiyorum. İkisine de sahip olabileceğim ortak yollar olduğu kanısındayım. |
|
|
|
|
|
|
#133 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Tuvalet kağıdı kullanımı bu topraklara çok sonraları geldi. Halen bütün tuvaletlerde taharet musluğu bulunur. Anadolu' da tuvalet kağıdı kullanımı ne kadardır bilemem. Büyük şehirlerde tuvalet kağıdı kullanımı, altyapısı halen düzgün yapılmamış bir çok evde atık su kanallarını tıkamaktadır. Tuvalet kağıdının kullanımı değil, onun nasıl kullanıldığı, var olan tuvalet kağıtlarının suda çözünebilirliği, onu kullanan insanın kullanım biçimi vs.vs. yani UYGULAMA' da nasıl bir yerde olduğu daha önemli sanki. Konu nereden nereye geldi değil mi ? Konu' nun başından beri aslında tartışılan/konuşulan şey, H.E.S' lere karşı topyekün bir karşı çıkış değil. Halen sürdürülen uygulamaların var olan ve gelecekte yaratabileceği sorunları. Ufak bir alıntı yapmak gerekirse; Alıntı:
Son günlerde hep beraber yaşadığımız, gerçekle bize gösterilen arasındaki farkı da gözönüne alırsak daha çok araştırmaya, daha çok sorgulamaya, daha çok paylaşmaya, daha çok farkına varmaya, en önemlisi de birbirimizi daha çok anlamaya, en azından buna çaba göstermeye ihtiyacımız var gibi geliyor bana. |
|
|
|
|
|
|
#134 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Alıntı:
Kusura bakmayın ama ben mesajları daha çok "topyekün" bir karşı çıkış gibi algıladım. Sn. Malina'nın her hangi bir barajdan bahsetmediğim veya savunmadığım halde "bak balıklar ölüyor" diye özetlenebilecek mesajı dahi bu tür bir algı yaratıyor. Ben ülkemizin tüm enerji kaynaklarının makul ölçülerde ve kontrollü olarak kullanılmasını arzu ediyorum. Bunun içinde HES de olur, rüzgar da, güneş de, hatta nükleer enerji de... Her şey 2 temel unsur çerçevesinde değerlendirilebilir: - maliyet/yararlılık - risk/yararlılık Elektrik tehlikeli ve kullanımı riskli bir şeydir. Ama gerekli önlemleri alarak evimizde kullanırız. Buna rağmen her yıl binlerce kişi elektrik çarpmasından ölür veya yaralanır. Bunlar oluyor diye elektriği bırakıp mum ışığına geçmeyiz. Çünkü mum kullanmanın riski daha yüksektir. Risk kriteri daha da genişletilebilir. Örneğin doğal gaz santrallerinin dışa bağımlı olma riski gibi... Ancak, bir şeyler kullanmak zorundayız. Ben sadece rüzgar ve güneşin bize yeteceği (en azından şimdilik) gibi hayallere ne yazık ki katılmıyorum. Rüzgar her zaman esmez, geceleri güneş olmaz. Fosil yakıtları savunan olsa bile ne kadar gideceği belli değil. Eldeki tüm imkanların uygun miktarda kullanılması düşüncesindeyim. Dediğim gibi, mesajlarınız ben de bir "HES karşıtlığı" algısı yarattı. Verilen linkler ve alıntılar bile bu içerikte. Elbette bu da bir tercihtir. Ama ben körü körüne bir karşıtlık veya tarafgirliği tercih etmiyorum. Doğanın ciddi zarar göreceği bir proje elbette tercih edilmemelidir. Ama tek bir ağaç zarar görmesin diye tuvalet kağıdından vazgeçmek gibi bir niyetim de yok. |
|
|
|
|
|
|
#135 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Baştan beri, Gönderilen bir çok link, konuşulanlar, H.E.S projelerinin uygulamadaki aksaklıkları, gerçek anlamda fayda/zarar hesapları, bölge halkının yaşadığı sorunlar, su kullanım hakkı, çevre katliamı, vadilerin tamamen ortadan kalkma riski gibi bir çok konuyu içeriyor. Dediğim gibi daha incelikli ve çok taraflı okumalar yapmak gerekiyor sanırım. Teşbih' te hata olmaz demiş üstadlarımız. Siz tuvalet kağıdından vazgeçmeyebilirsiniz, belki kullanıp vazgeçenlerin neden vazgeçtiğini anlamaya çalışmak, konu üzerinde söylediklerine dikkat etmek ileride sizin için de faydalı olabilir. |
|
|
|
|
|
#136 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Kusura bakmayın, ben sizin ne söylemeye çalıştığınızı tam olarak anlayamadım? Siz HES'lere tamamen karşı mısınız? Karşı değilseniz hangi şartlar altında değilsiniz? "H.E.S projelerinin uygulamadaki aksaklıkları, gerçek anlamda fayda/zarar hesapları, bölge halkının yaşadığı sorunlar, su kullanım hakkı, çevre katliamı, vadilerin tamamen ortadan kalkma riski " gibi yazdıklarınıza bakınca, mevcut şartlarda karşı olduğunuzu anlıyorum. Peki sizin alternatifiniz ne? Güneş falan demeyin bana... Her ne kadar HES konusunda uzman değilsem de enerji kaynakları konusunda cahil olduğum anlamına gelmez. Güneşin neredeyse hiç kullanılabilir olmadığını, rüzgarın çok sınırlı ve pahalı kullanım alanı olduğunu biliyorum. Ülkemiz enerjisinin en büyük bölümünü fosil yakıtlardan, ağırlıklı olarak da dışa bağımlı ve pahalı doğal gazdan elde ediyor. Diyelim ki 100 milyar dolarlık rüzgar/güneş yatırımıyla 2 tane 10 milyar dolarlık HES projesini gereksiz kıldık. Acaba 2 tane 10 milyar dolarlık baraj yapıp 80 milyar doları daha geliş kapsamlı çevresel koruma önlemlerine ayırsak daha iyi olur muydu? Rakamları elbette atıyorum. Ama gelişmiş ülkelerdeki tablo da pek farklı değil. Bildiğim kadarıyla AB ülkelerinin tamamına yakınında HES kapasitesi sonuna kadar zorlanmış durumda. Üstüne çok sayıda nükleer reaktör çalışıyor. Bazı ülkelerde nükleer santraller yapılmaya devam ediyor. Bazıları her ne kadar kapatacaklarını iddia etseler de henüz doğru dürüst kapatan yok. HES'leri devreden çıkartan var mı bilmiyorum. Rüzgar enerjisi için önümüzdeki 15-20 yılda ön görülen hedefler % 20 leri aşamıyor. Güneş zaten yok gibi bir şey... E, peki ne yapacağız? Kusura bakmayın, ben hala ağaç yaprağına muhalifim. Ucuz Enerjinin temin edilmesini, bu yapılırken de çevre hassasiyetinin ihmal edilmemesini istiyorum. Bu düşüncenin hangi kısmına itiraz ettiğinizi bilemedim. |
|
|
|
|
|
#137 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Daha önce yazılanlara - benim yazdıklarıma da - bakma, okuma inceliği gösterirseniz. Nelerin tartışıldığını, benim de nelere karşı olduğumu görebilirsiniz. |
|
|
|
|
|
#138 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Sn. ciroz, Çok büyük bir forumda yöneticilik yapmak da dahil olmak üzere, neredeyse 10 yıldır muhtelif forumlarda mesaj yazarım. Bir mesaj yazmadan önce de aşağı yukarı o konudaki tüm mesajları gözden geçirmeye özen gösteririm. Çünkü bu, forum yöneticilerinin sürekli olarak yeni mesaj yazan üyelerine yaptığı bir uyarıdır. Dolayısıyla, gerek sizin, gerekse diğer üyelerin yazdığı mesajları okuduktan sonra kendi mesajımı yazdım. Farkındaysanız eğer, ilk mesajımda da söz başlarken konunun HES tarafgirliği veya karşıtlığı şeklinde ilerlediğini ve bunu yöntem olarak doğru bulmadığımı belirttim. Yine de, sizin mesajınız üzerine "acaba göremediğim, atladığım bir şey mi var" diye düşünerek yazdıklarınızı tekrar okudum. Kanaatimde herhangi bir değişiklik olmadı! Ben ilk mesajımı belli bir kişiye veya görüşe yönelik, belli bir fikri eleştirmek için yazmadım. Sizin "suyun kullanım hakkı" konusundaki teorileriniz veya beklentileriniz benim konuya yaklaşım tarzımı etkilemiyor. 20-25 yıl sonra bir barajın su kaynaklarına el koyması olasılığıyla, 20-25 yıl sonra devletin bir baraja toptan el koyması arasında istatistiksel bir fark yoktur. Hatta devletin el koyma olasılığı her zaman daha yüksektir. Endişelenmemeniz için hemen söyleyeyim; "baraj lobisi", HES'ler, iktidar partisi, enerji sektörü falan gibi hiç bir işle ilgim yok. Özel sektörde kendi işini yapan bir tıp doktoruyum. HES'lerle ilgili yaptığım analizlerin de bir hastalığın patalojisine bakış açımdan hiç farkı yoktur. Biz bir hastaya ilaç verirken bunun aslında bir zehir olduğunu biliriz. Ancak ilacı vermezsek hasta ölebilir. O zaman en az zararla hem ilacı vermenin, hem de hastayı iyileştirmenin yollarını ararız. Hasta ölümcül bir hastalıkla pençeleşiyorken "bu ilaç acaba gelecekte alerjiye yol açar mı" diye kullanmaktan vazgeçmeyiz. Şimdi başa dönecek olursak, sorduğum 2 soru şuydu: "Sizin alternatifiniz nedir?... Ucuz Enerjinin temin edilmesini, bu yapılırken de çevre hassasiyetinin ihmal edilmemesini istiyorum. Bu düşüncenin hangi kısmına itiraz ettiğinizi bilemedim." Mesajlarınızda bu iki soruya da bir yanıt göremedim ben. Algımda da bir değişiklik olmadı. Üzgünüm! Bahsettiğiniz komplo teorileri, dile getirilen yönetmelikler, raporlar vs. benim yüksek bilgi sahibi olduğum konular değil. Bunların doğruluğu veya yanlışlığını tartışamam. Bu konunun uzmanlarının savunabileceği veya eleştirebileceği bir şeydir. O yüzden değerlendirmemi genel bir bakış açısıyla yapmayı tercih ediyorum. |
|
|
|
|
|
#139 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Sn MePeTe, Enerji üretiminde H.E.S' lerin göreceli masum bir üretim şekli olmasına itirazım yok. Kişisel itirazım, uygulama biçimlerine. Tek alternatif H.E.S' ler miş gibi bir algı yaratılması, özellikle ülkemizde uygulanan nehir/dere tipi H.E.S lerin ve bu tip H.E.S lerin proje sayısının fazlalığı dikkat edilmesi ve incelenmesi gereken konular diye düşünüyorum. Yukarıdaki bir çok mesajda detayları var. Tıp doktoru olduğunuz için araştırma ve tezleri okuma merakınız/alışkanlığınız vardır diye düşünüyorum. Bu anlamda konu içinde verilmiş bazı önemli linklere göz atmanızı tavsiye ederim. Ucuz enerji diye adlandırılan şeyin toplamda yaptığı tahribat ( sadece doğa değil, insan, su kullanımı, tarım vs ) göz önüne alındığında ülkemizdeki projelerin söylendiği kadar da verimli olmadığı hatırı sayılır biçimde ifade ediliyor. Yine kişisel fikrim alternatif enerji üretimleri de mutlaka değerlendirilmeli. Özellikle rüzgar ve güneş alternatifleri ülke özelinde dikkate değer niteliktedir diye düşünüyorum. Sizin fikirlerinize bir itirazım yok. Herkes gibi ben de ideal şartlarda çevreye gerekli saygıyı gösteren, zararsız, ucuz enerji temininin harika olduğunu düşünüyorum. Aralarındaki verimli projelerin/uygulamaların varlığını inkar etmek haksızlık olmakla beraber maalesef ülkemizdeki uygulamaların bir çoğundaki gerçekler bu yönde değil. Tekrar hatırlatmakta fayda var, Konu özelinde yazdıklarım şahsi fikirlerimdir. Saygılarımla. |
|
|
|
|
|
#140 |
|
agaclar.net
|
Çevresel etkiler konusunda yazdığınız için, sizin yazınıza cevap vermiş gibi oldum ama özel olarak size söylemek istediğim bir şeyler yok. Sadece çevresel etkilerle ilgili yakın zamanda gerçekleşen iki durumu paylaştım... |
|
|
|
|
|
#141 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 29-10-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 236
|
Bu forumda daha fazla yazmayım diyorum ama iş dönüp dolaşıp benim de önemli katkılarım olan projelere gelince, üstelik güncel duruma göre bunlar hakkında tümüyle gerçek dışı bilgiler verilince dayanamıyorum. Çünkü kendi çalıştığım projeler için bir cevap vermezsem kendimi sorumluluğumu yerine getirmemiş hissediyorum. Yine birisi tarihi 2010 olan bir yazıya referans vermiş. Millet olarak 2013 yılını idrak etmemize ve 2010 dan bu yana derelerden çok su akmasına rağmen 2010 yılında verilen gerçek dışı iddialar bile hala rağbet görebiliyor. O yazının aslına bakınız siz de: Görünüz ki iddiaların sahibi “MegaWatt” ın ne olduğunu bile bilmiyor ve “megabayt” diyor. Yani konudan bihaber ama ahkam kesmekte mahsur görmüyor. Bu komik durumun takdirini size bırakıyorum. Ben sadece ne olduğu konusunda %100 bilgi sahibi olduğum İkizdere projelerinden bahsedeceğim. Alıntı:
Cevizlik dahil buradaki 4 projenin üçünde önemli katkılarım var. Bu projelere önce yürütmeyi durdurma kararı verildi. Ama Cevizlik projesi hiçbir zaman iptal edilmedi. Bu projelerin hepsi mahkeme izniyle inşa edildi. Yürütmeyi durdurmalar yüzünden projeler yaklaşık birer yıl gecikti. Hem yatırımcı hem de ülke zarar gördü. Bu projelerden benim çalıştığım üç tanesi güldür güldür elektrik üretiyor: Yılda ortalama 500 milyon kWh. (Dördüncüsü de üretiyor ama detaylı bilgim yok). Bu miktar, bol elektrik kullanan 200 bin evin bir yıllık elektrik ihtiyacından fazladır. İnanmıyorsanız kendi elektrik faturanıza bakıp bir ayda dolayısıyla bir yılda ne kadar elektrik tükettiğinizi bulup kontrol edebilirsiniz. Üşenmeyin lütfen yapın. Bunlardan Cevizlik o kadar güzel bir projedir ki tünelleri ve santral binası tümü yer altındadır. Bunu davacıların avukatının bile köylülere söylediği biliniyor. Ama inatla davayı devam ettirdiler. Sonuç: Hep söylerim, birisi kendi anlayışını veya savunduğu fikirleri yalanlarla desteklemeye kalkarsa, anlarım ki savundukları doğru değil. Yanılmak başka bir şey, yalan söylemek başka bir şeydir. Maalesef bir kısım HES karşıtları yalanlardan medet umuyor. Diğer bir kısım HES karşıtları ise bu yalancıların yalanlarını yayarak onların emellerine alet oluyorlar. Herkese selamlar.. Not: Sayın Kiziltan’ın sorularının cevabı özel mesajla yollanmıştır. |
|
|
|
|
|
|
#142 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Alıntı:
Öncelikle ülkemizde rüzgar enerjisi için bir teşvik yöntemi uygulanıyor. Hatta yanılmıyorsam devletin teşvik verdiği kapasitenin tamamı lisanslanmış durumda. Tüm bunlara rağmen rüzgar enerjisinin diğer yöntemlere göre oldukça pahalı olduğu bir gerçek. Diğer taraftan, rüzgar enerjisi hiç bir zaman yeterli bir kaynak olarak görülmüyor. AB ülkelerinde dahi hedef % 20'ler civarında. Çünkü güvenilir bir yöntem değil. Daha önce de belirttiğim gibi, rüzgar kesildiğinde eksiği neyle tamamlayacaksınız? Güneş enerjisi kulağa hoş gelen bir düşünce. Ama halen emekleme safhasında. Bildiğim kadarıyla ticari amaçlı enerji üreten güneş santrali hiç yok. Mevcut örnekler hep prototip, deneysel çalışmalar. Diğer taraftan, yanılmıyorsam güneş enerjisinde kullanılan güneş hücrelerinin üretimi ve atıkları da çok masum şeyler değil. Yani üretim sırasında ve imhasında çevresel bir kirlilik söz konusu. İlk yatırım maliyetleri ise inanılmaz derecede yüksek. Asıl en önemli sorun, güneş enerjisinden, ülkemiz gibi bol güneşli bir coğrafyada dahi günde ortalama 4-5 saat yararlanabilmemiz. Elektriği depolamak hem zor, hem maliyetli. Gündüz depolayıp gece kullanalım dememiz işin hem maliyetini arttırıyor, hem de akü, pil gibi elemanlar nedeniyle çevresel riski arttırıyor. Bu kaynaklardan mutlaka yararlanmanın yolları bulunmalıdır. Ancak, sadece alternatif enerji kaynaklarına bel bağlanması en azından şimdilik mümkün gözükmüyor. Bizim doğal kaynak olarak elimizde kömür ve akarsularımız var. Cüzi bir miktar gazımız var. Bunlardan da yararlanmamız kaçınılmaz. Elbette kömürü yakarken her türlü çevresek riski dikkate almalıyız. Ama kömür kurum yapıyor diye bundan vazgeçemeyiz. Kurumu engelleyecek önlemleri alarak kullanmanın yollarını bulmalıyız. HES'ler de aynı şekilde, çevresel etkileri minimuma indirilerek yapılmalıdır. Mutlaka ve kaçınılmaz olarak çevresel etkileri olacaktır. Ancak, zaman zaman bu çevresel etkilerin olumlu yönde olduğunu da görüyoruz. Örneğin büyük baraj gölleri yeni ekosistemler oluşmasına yol açıyor. Kıraç toprakların yeşillenmesini sağlıyor, iklimsel değişiklikler oluyor. Bunların tümünü olumsuzluk olarak görmemeliyiz. Örneğin ben zaman zaman amatör balıkçılık yapıyorum ve avlanmaya gittiğim yerlerin tamamı baraj gölleri. Genellikle çevrelerinde ciddi bir yeşillenme oluyor. Doğrudan gözlemlediğim bir olgu ise, baraj göllerinin içi ve çevresi son derece sıkı kontrol altındayken, akarsuların son derece başıboş olması, akarsu kenarlarında her türlü rezilliğin yer almasıdır. İnanır mısınız, biz Kızılırmak nehrinde, çerden çöpten, muhtelif atölye ve tesislerden balık tutacak yer bulamadık. Zaten balık da bulamadık. Balığın yaşayacağı ortam kalmamış. Mecburen Kızılırmak üstündeki göletlere gidip avlanıyoruz. Uzun lafın kısası, ben çevresel önlemlerin alındığı hiç bir projeye karşı değilim. Mutlaka bir zarar ve yarar söz konusudur. Zararın minimize edilmesi, yararın maksimize edilmesi hedeflenilmelidir. Tek bir bakış açısıyla çıkmaz sokağa gireriz. |
|
|
|
|
|
|
#143 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
İsteyen istediği şekilde düşünme, bu düşüncelerini de dile getirme hakkına sahiptir diye düşünüyorum. Geçmiş yıllarda açılmış (bir çok farklı konuda) davaların sonuçlarının nasıl(!) değiştiği ile ilgili bir çok yazı daha önce de paylaşıldı. Ana akım medya, her şeyi ekonomi olarak görenler ve ona hizmet edenlerin düşünce biçimi de sanırım "BOŞA AKAN SU" ifadesi ile özetlenebilir. Doğa ile olan ilişkimizi sadece enerji, kar, rant, fayda/zarar gibi bakış açılarıyla değil, unuttuğumuz insan duygumuzla yeniden hatırlayıp, çevremizde olup bitenleri bu hassasiyet ile değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum. Özellikle Nehir/Dere Tipi H.E.S' leri çok daha iyi incelemeli, yaratacağı etkileri ve sonuçlarını dikkatle takip etmeliyiz. Belki, yine külliyen yalan(!) ( Bu söylemleri bir yerlerden hatırlayabiliriz) olarak nitelendirilecek uzunca bir başka yazı benim de dikkatle izlediğim konuları özetler niteliktedir. Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#144 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
İkizdere derneğinin resmi sitesindeki yazıyı ne yazık ki ben sizden farklı olarak "gayri-ciddi" buldum. Öncelikle bir Avukat tarafından yazılmış. Konunun uzmanı olan bir kişi değil ve jenerik içerikli bir metin. Bahsi gecen zararlar doğru olabilir. Ama bu her HES projesinde bunların hepsi olur gibi bir mantık doğru değil. Ayrıca, objektif bir rapor sadece dezavantajlardan değil, avantajlardan da bahseder. Diğer taraftan oldukça mecazi ve duygusal yorumlar var. Örneğin: Alıntı:
Yoruma gerek var mı bilmiyorum.Diğer itiraz edeceğim bir konu ise KURULU GÜÇ ile TÜKETİM ilişkisi... Her ne kadar mühendis kökenli olmasam da arabanızın 200 beygir olması demek saatte 300km hız yapabilirsiniz anlamına gelmez. Evlerimizde kullandığımız sistem de yanılmıyorsam yaklaşık 5-6KW tüketim üstüne kuruludur. Ama hiç bir zaman bu rakamlara ulaşamayız. Bir düğmeye basarak anında çalıştırılan doğal gaz santralleri bile kurulu gücün tamamını kullanmaz. Dolayısıyla yukarıdaki mantık doğru değil. Eğer evinizde bir jeneratör varsa, bu önlem içindir. Evinizdeki kurulu gücü sürekli kullanmanız için değil. Kaldı ki, bütün dünyada enerji tüketimi ve gereksiniminin sürekli arttığını görmek için mühendis olmak da gerekmiyor. Evlerimizde kullandığımız enerji miktarındaki artışa bakmamız bile yeterli. Üstelik bunlarda eskiye göre ciddi tasarruf önlemleri var artık. İşin özeti; ya o, ya bu gibi bir yaklaşımı rasyonel bulmuyorum. Omlet yapabilmek için yumurtayı kırmak gerekir. Çevresel zararlar olabilir. Aynı şekilde çevresel yararlar ortaya çıkabilir. Elde edilen ve kaybedilenlerin iyi muhakemesinin yapılması lazım. Çevreyi korumak için de para gerekir. |
|
|
|
|
|
|
#145 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 29-10-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 236
|
Yalan yalandır. Bazıları düz yalan olarak bazıları ise kuyruklu yalan olarak tanımlanabilir. Yalanın bini bir para, yanlışın ise haddi hesabı yok. O kadar ki, benim yazıma konu olan Cevizlik projesiyle ilgili linki verilen referansın tarihi Haziran 2010 ve “Cevizlik HES mahkeme kararrıyla iptal” deniyor. Halbuki Cevizlik HES Nisan 2010 dan beri enerji üretiyor. Resmi açılışı ise Ağustos 2010. Halen de çalışıyor. HES lerin ve diğer elektrik üretim tesislerinin kurulu güçleri nasıl tanımlanır, hangi tesis faktörleriyle çalışır üzerine yazılar yazdım. Benim yazdıklarıma itibar etmeyebilirsiniz. Lise eğitiminden daha fazlasını gerektirmeyen bu konularda akıl yürütmek ve sorgulamak yerine, bir avukatın konuya hiç bir açıklık getirmeyen saçma sapan yazısı muteber tutuluyor ya inanamıyorum. Adamın verdiği rakamların yanlış olması bir yana tanımları da yanlış: Elektrik üretimini kurulu güç diye veriyor. Bu adamın verdiği enerji üretim ve tüketim bilgisi 20 yıldan daha eski yahu. Yani yazısı “ben bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, sallıyorum” diye bağırıyor yahu. Neyse daha fazla yazıp kendi sinirlerimi de bozmayayım. Selamlar.. |
|
|
|
|
|
#146 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Yazı bilimsel bir rapor değil zaten : ) Yazarının, "Duygusal" olması da bana çok doğal geliyor, bizler uzaktan "-bu böyle olmalı şu şöyle olsa daha iyi olur." derken, orada yaşayan insanlar belki de evlerinden, sularından, topraklarından oluyorlar. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor sanki... Ama bütün bunlar yazı içinde yapılan tespitlerin (mesleği avukat olan birisinin var olan kanuni düzenlemeler ve bunların uygulama biçimlerini bizden daha iyi bildiğini düşünmek yanlış olmaz) yanlış olduğunu göstermez. Sürekli olarak, hemen her tartışmada ( TV, gazete,forum, meclis vs vs), H.E.S karşıtlığı sanki enerji üretimine karşı çıkmak, topyekun bir H.E.S düşmanlığı yapılıyor algısı yaratılmaya çalışılıyor ama konunun özün de tartışılanlar bunlar değil. Bu da birilerinin konunun/tartışmanın içini boşaltma taktiği. Sadece bu konuda değil bir çok konuda bir zihin karışıklığı, içini boşaltma, ötekileştirme, itibarsızlaştırma, alaycılık sürekli olarak karşımıza çıkıyor. Oysa ki; "Siz onu umursamazsanız, doğa sizi hiç umursamaz" ![]() |
|
|
|
|
|
#147 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Bu görüşünüze katılmıyorum. Kanaat bildiren bir yazı yazıyorsanız, sizin tabirinizle "içinde yapılan tespitlerin" doğru temelleri olması gerekir. Benzer bir yaklaşımla şunu diyebiliriz. Gökyüzünde gece çıkan yıldızlar var. Bunlar atmosferdeki küçük, ışıklı canlılardır. Orada durur, bize romantizm sağlarlar. Uydular için gökyüzüne attığımız roketler bu yıldızlara çarpıp onlar yok edebilir. O yüzden roketler yıldızlar için büyük bir tehdittir. Bu rapor da biraz buna benzemiş. Doğru kanaat için doğru bilginin kullanılması lazım. Subjektif görüşler bizi doğru yere ulaştırmaz. Objektif görüşler ise tek taraflı olamaz. "Orada yaşayan insanlar evlerinden, sularından, topraklarından oluyorlar" tabirinizi de oldukça manidar buldum. Bir avuç toprağı olan her vatandaş öyle veya böyle bunun bir kısmını belediyeye kaptırmıştır. Sizin evinizde çeşmeden su akabilmesi için bazı fedakarlıklar yapmanız lazım. Konu içerisinde HES'ler tartışılıyor ama yegane baraj yapıları HESler değil. Bu konu aslında genel çerçevede enerji üretim politikaları ve çevresel etkileri şeklinde tartışılsa kanımca daha doğru olurdu. Çünkü HES'lerin iyi veya kötü olmasını değil, enerji üretimindeki konumunu tartışmak daha gerçekçi bir bakış açısı sağlayabilirdi. Yemek için elimizde sadece yumurta, sosis ve hamburger varken sadece yumurtanın ne kadar zararlı olduğunu tartışmak doğru bir yöntem olmaz. |
|
|
|
|
|
#148 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 27-03-2012
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,033
|
Ben de sizin görüşlerinizin bir kısmına katılmıyorum. İkizdere Derneği' ndeki yazı için duygusal kelimesini bilerek tırnak içinde yazmıştım. O yazı, teknik bir rapor olmamakla birlikte benim düşündüğüm, dikkat ettiğim konuları özetler bir yazı olduğu için paylaşmıştım. Subjektif olarak , H.E.S' lere özellikle Nehir Tipi H.E.S' lere ve uygulamalarına dikkat etmeliyiz, sorgulamalıyız, takip etmeliyiz diyorum. Benim söylediklerimin özü bu.Konu genelinde önceki mesajlarda ( farklı görüşlerde de), yazılanlar, paylaşılanlar oldu. Merak edenlerin gözden geçirmelerini, farklı görüşleri de okumalarını tavsiye ederim. İkizdere Derneği' nin yazısı teknik bir rapor olmayabilir. Belki gözden kaçmıştır diye hemen bu sayfanın ilk mesajında teknik bir rapor da var. 2013 yılındayız çok şey değişti diyecekler de olacaktır. Evet bir çok şey değişiyor, örneğin bu hafta Biyo-Çeşitlilik ve Tabiatı Koruma yasa tasarısı T.B.M.M' de tekrar görüşülmeye başlanacak. Yine subjektif olarak, tasarının içeriğini bilmeyenlerin biraz araştırma yapmasını çok isterim. Teknik raporu gözden kaçıranlar için: Doğu Karadeniz Bölgesi HES Teknik Gezi Raporu Ağustos 2011 TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası |
|
|
|
|
|
#149 |
|
Ağaç Dostu.
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,527
|
Dindar ve modern neslin temsilcisi Leyla Yalçınkaya için 9 yıl hapis isteniyor! | Politika | EurActiv.com.tr HES'e Direndi, Yargılandı, Beraat Etti - Bianet Zorla evliliğe de savaş açıp 18’ine girdiği gün evi terk eden HES eylemlerinin simge ismi Leyla’nın devlet güvencesi altında olduğu ortaya çıktı http://gundem.milliyet.com.tr/hes-le...63/default.htm Bu cesur kızımıza hem aferin, hemde geçmiş olsun diyorum.. |
|
|
|
|
|
#150 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
|
Sn. pria, Bir insanın HES'lere veya başka bir şeye karşı olması, istememesi vs. son derece doğal... Bunun için suçlanması ise tümüyle abes ve çağdışı... Ancak, haberlerde bahsi geçen genç kız, HES'lere karşı olduğu için değil, iddiaya göre "attığı taşla bir askeri başından yaraladığı ve küfür ettiği" için yargılandı. Toplumda ilgi çekecek farklı kavramları birbirine karıştırarak kamuoyu oluşturulmasını doğru bulmuyorum. 2 yanlış 1 doğru etmez. - Dindar kız - Başörtülü - HES karşıtı - Yargılandı, beraat etti! Konu bu değil! Bir vatandaşın adi bir suçu işleyip işlemediği... Ne dindarlığı, ne de HES karşıtlığı dava konusu değil. Elbette bunu sizi eleştirmek için değil, haberlerin veriliş tarzını eleştirmek için dile getirdim. Bu kızın, diğer vatandaşlardan hiç bir farkı olmadığı gibi, beraat etmesi HES karşıtlığını haklı çıkarmayacağı gibi, ceza almış olsaydı da HES'in haklılığını göstermezdi. Zaten HES'lerle ilgili bir tartışmada "dindar bir kızın" sıradan bir suç isnatıyla yargılanıp beraat etmesinin tartışmanın özüne bir faydası da yok. |
|
|
|
![]() |
|
|