![]() |
|
|
|
#12 | ||||||
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Aslında Malina son derece karmaşık bir konu açmış. Tartışmayla bitirilecek gibi değil... İslamda ticaret serbestisi vardır. Ama, ticaret denilince akla ister istemez faiz konusu girecek. Yani hem ticaret serbestisi olacak hem de faiz olmayacak... Ticaretin serbest olması demek faizin serbest olması demektir. Çünkü modern ticaret dünyasında para da bir maldır. O da alınır satılır. Ama Allahtan İslami ticaret yapanlar çok zeki de bu sayede faizi kaldırdılar yerine kar payı kavramını getirdiler... Arada ne fark var derseniz... Ben ikna olmadım ama olanlar var... Neyse muradım bu konuyu tartışmak değil. Ancak, bakkallardan, süper marketlere; süpermarketlerden grosmarketlere, grosmarketlerden hipermarketlere; Hipermarketlerden çok katlı alışverişmerkezlerine, gelecekte de alışveriş kampüslerine geçilmesi demek ticaretin yaygınlaşması demektir... İslamda ticaretin yaygınlaşması kıyamet alameti sayılır. Yani ticaretin dünyayı sarmalına alması kıyamet emareleri olarak görülmekte... Ticaret serbestisine gelince... Bu ifade ticaret kurallarının serbest piyasa koşullarınca belirlenmesi demektir. Klasik iktisadın babası Adam Smith bu kuralın yasasını koymuş: Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler... (Laissez passer, les affaire...) İyi de bu kurala kapitalist ülkelerin kendileri uymuyor ki biz uyalım. İşte son küresel kriz... Ne oldu? Kapitalizmin kalesi olan ABD piyasayı kendi haline bırakmadı, devlet müdahalesini soktu. Yani, kapitalizmin babaları her ne kadar 'ölen ölür, kalan sağlar bizimdir -aissez passer, les affaire- deselerde bizim bugüne kadar uyguladığımız ama 1980 sonrası hızla terkettiğimiz karma ekonomiye sarılmaktalar. ABD'de 28 milyondan fazla insan karneye bağlanarak temel gıdadan yararlanmaları sağlanıyor. Biz ise kapitalist dünyanın rüzgarına kapılarak körlemesine özelleştirmeye daldık, karma ekonomiyi bitirdik. Lakin küresel kriz patlayınca kapitalist dünyada batmakta olan şirketlerin devletleştirmesi gündeme gelmeye başladı. Yani bizim terkettiğimiz yerde çözüm arıyorlar. Bakın siz içine düştüğümüz garabete... Biz gelelim asıl konumuza... Yani, 'Bakkal, kasap, manav... Özetle küçük esnaf olsa, bu hükümete ve mevcut yerel yöneticilerin hiç birine oy vermezdim....' söylemine. Bence bu söylemde doğruluk payı var... Devlet, kriz patlak verince büyük sermaye gruplarının derdine düşüyor da küçük sermaye sahibi olanları ne diye kendi kaderine terkediyor?.. Onların ayakta kalmaları için neden yaşam alanlarında rahat soluk almalarını sağlamıyor? Semt pazarlarının düzenlenmesinin, teşvik edilmesinin sağlıklı sebze ve meyva tüketiminin (küçük üreticilerin ürünleri sergilerde yer alacaktır) satışa çıkması demektir. Bir çok küçük ve orta ölçekli üretim yapan aile geçimini bu yolla sağlamış olacaktır. Hipermarketler, dev alışveriş merkezleri açılmasın demiyoruz. Açılsın ama şehir içlerinde değil. şehir dışında... Her yasama dönemi bu konu gündeme gelir, yasal düzenlemeler yapılır ama nedense bir türlü uygulama yok... Ta, 2002 yılının mart ayında Bakanlar Kurulu toplantısında süper marketlerin şehir dışına çıkarılması kararlaştırıldı. Bakın bu kararın üzerinden kaç yıl geçti... Hükümetin desteğiyle büyük şehirlerimizin içlerine kök salan yabancı isimli onca hipermarket AB ülkelerinde bizdeki kadar pervasız ve başıboş değildir. Hiç bir AB ülkesinde hiç bir hipermarket aklına estiği yerde faaliyet gösteremez. Gidecekleri yer şehirlerin dışıdır. Bizde öyle mi? Burnumuzun dibinde, ille de şehir merkezlerinde peşpeşe devasa mantarlar gibi yerden bitiyorlar. O zaman elbette Bakkal Hasan efendi haksız rekabetten dükkanına kilit vuracak... var mı başka çaresi? Bakkal Hasan Efendi'nin kendi sorununu umursamayan bir siyasal gidişata ses çıkarmaması, hatta bile bile ona oy vermesi normal mi sizce?... |
||||||
|
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|