agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Daha İyi Bir Yaşam İçin
(https)




Beğeni Düzeni146Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 19-10-2008, 00:51   #1
Ağaç Dostu
 
m ü g e's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-06-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 551
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi denizakvaryumu Mesajı Göster
Eski bir Anadolu tarifinden çağdaş lezzete

Doğa Bitkisel Ürünler'in özel bir Anadolu tarifine sadık kalarak 15 yıldır ürettiği şeker ilavesiz ve katkısız marmelatları, Kuşburnu, Ahududu, Böğürtlen ve Kızılcık seçenekleri ile yüzde yüz meyveden doğal tekniklerle üretiliyor.
Marmelatların içinde ek olarak elma suyu konsantresi var.
Şeker hastası olan kişiler için güzel bir ürün. Ayrıca formuna dikkat eden ve fazla şekerli sevmeyen kişiler için de iyi bir alternatif. En güzel yanıda içeriğinde yapay katkı maddesi içermemesi. Annem reçel konusunda çok başarılı olsada Doğa'nın marmelatlarından da şeker içermediği için alıyoruz.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Baldaş Mesajı Göster
Sayın Denizakvaryumu böyle bir üretimi nasıl gerçekleştirmişler merak ettim. Diyelim ki vakumlu kaplarda havasız ortam yaratmışlar. Ambalajı açtığımız anda bozulma başlamaz mı?
Sayın Baldaş, Doğa'nın marmelat çeşitlerinden birkaçını uzun yıllardır alıyoruz, bozulma gibi bir sorunla karşılaşmadık. Açtıktan sonra soğuk yerde muhafaza etmek gerekiyor. Evlerimizde yaptığımız marmelat ve reçellerde koruyucu madde içermiyor ve uzun süre tazeliğini koruyor zaten.

m ü g e Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-10-2008, 14:05   #2
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Sayın Denizakvaryumu böyle bir üretimi nasıl gerçekleştirmişler merak ettim. Diyelim ki vakumlu kaplarda havasız ortam yaratmışlar. Ambalajı açtığımız anda bozulma başlamaz mı?


BİR FİKİR:

İçimizde mutlaka Genesis adlı belgeseli seyreden ya da Olasılıksız isimli romanı okuyan vardır. Pek çok konuya değinilmekle beraber temelde varoluştan bahseden eserlerdir. Kainatın oluşumu, varlığın temeli, insanın ve diğer canlıların yaradılışı , felsefi , biyolojik, matematiksel boyutta irdelenir.

Eserlerde bahsi geçen konulardan biri de Eski çağ filozoflarının da bahsettiği "Herşey akar" düşüncesidir. Buna göre bir saat hatta bir saniye öncesiyle şu an aynı değildir ve değişim, yenilenme süreklidir.

Yine aynı şekilde tüm kainat, tek tek nesnelerin bir araya geldiği bir bütün olarak tanımlanmayıp atomların hatta atomlardan da küçük parçacıkların hiç boşluk bırakmamacasına doldurduğu, sürekli hareket eden, değişen,birbirine dönüşen, kımıldayan renkli bir bulamaç gibi tarif edilmiştir.

Bu düşünceyi temel alırsak bir yıl, bir ay, bir saat hatta bir saniye önceki bedenimiz aslında bize ait değildir. Hücrelerimiz sürekli yenilenir değişir, ölür ve yeniden dirilir. Şimdi şu anda, bir yıl önceki bedenimizden eser yoktur.
Öldükten sonra da hücrelerimiz dağılır, toprak olur, hava olur, su olur sürekli dönüşür dönüşür...
Bütün bunlardan yola çıkarak şöyle bir sonuca ulaşabiliriz kendi kanaatimce ki " Sizlerin de bu konudaki düşüncelerini merak ediyorum" :

Bundan sonraki bedeninizi şekillendirmek, bu andan sonra bedeninizi oluşturacak maddeleri seçmek, yenilemek hatta yeniden doğmuş gibi olmak tamamen olmasa da ( olasılıklar dahilinde ) sizin elinizdedir. Vücudunuza kabul edeceğiniz ve etmeyeceğiniz maddeler sizin metabolizmanızı yani hücrelerinizin bir arada durmak için ve ahenkle çalışmak için ettiği yemine sadık kalmalarını garanti altına alır.

( İşte kendisiyle çelişen bir insan türü. Daha birkaç gün önce felsefenin sırası olmadığını iddia ediyordum. ) Arkadaşlar beni bu şekilde bir süreliğine idare ediverin lütfen. Doktorum fazla üzerine gitmeyin demiş. Bahsi geçen kitabı okumayanlar varsa mutlaka okusunlar. Bazı bölümlerini okurken "affınızla" insanda yazar kayışı koparmış düşüncesi oluşuyorsa da çok çok etkilendiğim bir roman )

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 18-10-2008, 13:19   #3
Ağaç Dostu
 
ekalafat's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-12-2006
Şehir: -bursa
Mesajlar: 140
Galeri: 44
Kanserden korunmak için evlerinizi betondan değil ahşaptan yapın.

Ben demiyorum , kim diyor?

Atom Enerjisi Kurumu Radyasyon Güvenliği Daire Başkan diyor.

İnanmazsanız linki tıklayın.


http://arsiv.sabah.com.tr/2008/07/12...79892EE7D.html

ekalafat Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 18-10-2008, 13:22   #4
Ağaç Dostu
 
ekalafat's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-12-2006
Şehir: -bursa
Mesajlar: 140
Galeri: 44
Sigara içmek betonarmede oturmanın yanında hiç kalır.

Kim diyor yine aynı yazıda...

Felaketin büyüklüğünün kimse farkında değil.

Prof. Erkan Topuz 10 yılda 20 milyon kanserlimiz olacak diyor. Bunlar mangaldan kanser olmuyorlar. Her dakkasını geçirdikleri binaları hasta ediyor...

ekalafat Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 18-10-2008, 14:25   #5
Ağaç Dostu
 
üzüm's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-10-2007
Şehir: Sarıcakaya/Eskişehir
Mesajlar: 1,606
Galeri: 1
Ahşap evlerde koruyucu olarak kullanılan malzemedeki arsenik de kanser yapıyor. Türkiye'de bu konuyla ilgili denetim/izin mekanizması var mı?

üzüm Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-10-2008, 11:25   #6
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Pazar pazar daha güzel ve aydınlık konulardan sözetmek istiyorsa da gönül, yaşamın kaçınılmaz bir olgusu haline gelen ve öyle ya da böyle hepimizin bir biçimde tanıştığı kanserle ilgili olarak, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na kulak vermekte yarar var.

Alıntı:
Kontrolsüz çoğalma

Kanserin nedeni sağlıklı bir hücrenin yapısını değiştirmesi, sonra da sınırsız ve kontrolsüz bir çoğalma sürecine girmesidir (Bu nedenle kanser hücrelerine "ölümsüz hücreler" de deniyor). Bir hücrenin DNA yapısının değişip vücudun kontrol mekanizmalarından kurtulması (yani kendi başına hareket edip kendi bildiğini okuması), o hücrenin kanserleşmesi anlamına geliyor. Bir hücre anormal bir hücreye dönüşüp özgürce ve sınırsız çoğalabilme yeteneğini bir kez kazandı mı onu kontrol altına almak artık kolay olmuyor.

İşin kötüsü, bu değişimler ve değişimlerle oluşan davranış farklılaşmaları, her kanserde farklı oluyor. Yani kanserleşen prostat hücrelerinin davranış biçimi ile kanserli meme ya da akciğer hücrelerininki aynı değil. Belki de bu nedenle prostat, meme ya da akciğer kanserini birbirinden farklı hastalıklar olarak ele alıp, farklı tedavi araçları geliştirmek gerekiyor. Farklılaşmak, kanser hücrelerinin saldırganlığını da ilaçlara direnç geliştirme gücünü de arttırıyor. Bu akıllı ama kötü hücreleri akıllı teknolojiler, akıllı ilaçlarla yok etmek gerekiyor. Modern tıp son yıllarda çalışmalarını zaten bu alanlarda yoğunlaştırıyor.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-10-2008, 11:28   #7
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Kanser hücrelerinin , normal hücrelerden daha akıllı olduğunu da belirttikten sonra devam ediyor.

Alıntı:
Akıllı ilaçlar

Kanser konusunda uzmanlaşan doktorlar (onkologlar), kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha zeki, yeni durum ve değişimlere daha açık, uyum yetenekleri daha yüksek hücreler olduğunu belirtiyor. Bir hücre, yapısal değişime uğrayıp bir kez kanser hücresine dönüşünce artık her şeyi ile farklılaşıyor. Yeni değişen şartlara hızla uyum sağlayan ya da savunma araçları oluşturan hücrelere dönüşüyorlar. Bu hücreleri yok etmek ve yeniden çoğalmalarını önlemek için modern tıp yeni metotlar (radyoterapi) ve yeni ilaçlar (kemoterapi) geliştirdikçe onlar da kendilerini koruyacak yeni yollar geliştiriyorlar.

Ben umudu bol biriyim. Kimseyi sağlığı konusunda umutsuzluğa düşürmek istemem ama tıp biliminin kanser tedavisi konusunda size verebileceği iyi haberlerin şimdilik çok az olduğunu bilmelisiniz. Tabii ki durmak yok! Araştırmalar devam edecek. Yapılacak en önemli şey korunmaktır
.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-10-2008, 11:31   #8
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Korunmanın yollarını da özetlemiş:

Alıntı:
Çevresel koşullar çok önemli

Kansere karşı çevresel şartları düzeltmek, çevreyi kirletmemek, bozulmuş çevresel koşulları iyileştirmek için gayret göstermek gerekli. Modern tıp kanser konusunda size daha iyi haberler verebilmek için sürekli çalışıyor. Siz kendinize iyi bakmaya devam edin, ensenizi çok karartmayın, umudunuzu asla eksiltmeyin.

Organik besinler kanserden korur mu


Besin güvenliği her gün biraz daha önemli hale geliyor. Besinleri işlemek, aslında onları beslenemeye daha uygun hale getirmeyi amaçlıyor. İşlenmiş besinler daha kolay yenebiliyor, lezzetli oluyor ve uzun süre saklanabiliyor.

Ama bu fotoğrafın bir başka yüzü daha var ve o yüzü biraz bulanık! İşlenme sürecinde eklenen maddelerin bazı zararları olabileceğinden kuşku duyuluyor. Diğer taraftan üretim sürecinde kullanılan kimyasallar, hormonlar ve diğer bulaşmalardan da endişe ediliyor. İşte bu nokta da organik besinleri tüketmek daha mantıklı hale geliyor. Organik besinler yalnız güvenli olmakla da kalmıyor. Bu besinlerin lezzetleri de daha doğal oluyor. Vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri daha güçlü kalıyor. Kısacası organik yiyecekler besinlerle alınabilecek kanserojen miktarını en aza indiriyor. Size daha lezzetli ve sağlığınız için daha çok besin unsuru ihtiva eden bir yiyecek sunuyor. Organik olarak üretilmiş besinlerin daha sağlıklı veya güvenli olduğunu gösteren çalışmalar henüz yeteri kadar tatmin edici olmasa bile eğer olanağınız varsa organik ürünler kullanmaya özen gösterin.

Kanserojen madde sayısı da artıyor

Kanserin yaygınlaşmasının bir sebebi de hayatımızın "sentetik" unsurlar (kanserojenler) bakımından zenginleşmesidir! Vücudumuza eskisinden daha çok kimyasal toksin giriyor. Bu durum, hücrelerde yapısal bozulmaları arttırıyor. Özellikle yiyecek içeceklerin ve soluduğumuz havanın uğradığı kimyasal kirlenme çok önemli. Her kanserojen, potansiyel bir kanser üreticisi anlamına geliyor. Kanserle mücadeleyi kazanmak istiyorsak kanserojenlerle daha etkin mücadele etmek, vücudumuzu bunlardan uzak tutmak zorundayız. Bunu da etkin bir çevre koruması, güçlü ve kalıcı bir "arazi temizliği" ile başarabiliriz.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-10-2008, 11:42   #9
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Stres konusu pek de kolay halledilebilecek birşey değil ama geri kalan önerilere kulak verelim bari.

Alıntı:
Alınabilecek stratejik önlemler

Eğer biraz daha avantajlı hale gelmek istiyorsanız, temiz hava soluyun, sağlıklı ve faydalı şeyler yiyip için.

Bununla da yetinmeyip bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye gayret edin.

Stresinizi azaltın.

Daha çok hareket edin.

Keyifli ve neşeli bir hayata önem verin.

İnanç dünyanızı zenginleştirin. Huzura odaklanın. Sizi kanserden koruyacak güçlerin sadece yiyecek içeceklerde değil huzur, umut ve coşkuda olduğunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Yani yalnız bedeninizi değil, ruhunuzu da beslemeyi unutmayın.

Beden ve ruhunuzda kansere direncinizi arttıracak müthiş bir kapasite var. Bu kapasitenin farkına varın ve onu mutlaka kullanın.
Kaynak

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-10-2008, 11:54   #10
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Ve gerçekten, kanser sıralamasında ilk başlarda yer alan kolon kanserinin erken teşhisi için çok önemli bir konu:

Alıntı:
KOLONOSKOPİ YAPTIRMAYI İHMAL ETMEYİN

Bu önemli hastalıkta belirtiler kanserin çok ileri dönemlerinde fark edilebiliyor. Belirtiler ortaya çıktığında çoğu zaman iş işten geçmiş, kanser vücuda çoktan yayılmış oluyor. İşte bu nedenle kalın bağırsak kanserinde erken teşhis çok önemli. Bunun için de düzenli sağlık taramalarına, özellikle de kolonoskopik tetkiklere ihtiyaç var. Genetik mirasında kalın bağırsak kanseri olanların düzenli aralıklarla kontrollerden geçmeleri gerekiyor. Sağlıklı bireylerin de 50 yaştan sonra 3-5 yıl ara ile kolonoskopi yaptırmaları öneriliyor.

Bunun birinci sebebi kalın bağırsak ve makat kanserlerinin, akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen tümörler olması. İkinci nedeni ise kolon kanseri belirtilerinin çok geç dönemde farkına varılması. Bu tümörlerin neredeyse yüzde 90'ından fazlası bağırsaklarda yerleşen poliplerden gelişiyor. Bu poliplerin bir an önce belirlenmesi ve henüz kanserleşmeden polipektomi denilen yöntemle vücuttan uzaklaştırılmaları gelişebilecek bir kolon kanserini önleyebiliyor. Düzenli aralıklarla yapılan kolonoskopi size bu olanağı sağlıyor.

TEŞHİSTE ALTIN STANDART

Kalın bağırsak kanserlerinin erken tanısında kullanılan başka testler de var. Gaita da gizli kan taramaları bunlardan biri. Ama başka hiçbir laboratuvar incelemesi kolonoskopi kadar güvenli bulunmuyor. Diğer taraftan kolonoskopi kanserleşebilecek poliplerin temizlenmesine de olanak sağladığı için "altın standart" olarak kabul ediliyor.

Koleraktal kanserler çok geç belirti veren tümörler. Tuvalete çıkma alışkanlığında değişme (kabızlık-ishal), sık sık tuvalete çıkma isteği duyma ve buna rağmen tam boşalamama hissine kapılma, karın ağrısı, gaitanın eskiye oranla incelmesi, kansızlık, kilo kaybı gibi belirtiler ortaya çıktığında çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor. Belirtilere pek güvenmemek, işi sağlama alıp, belirli aralıklarla kolonoskopik incelemelerden geçmek gerekiyor.

KİMLER KOLONOSKOPİ YAPTIRMALI

Özellikle 50 yaşını geçmişseniz, ailenizde kolon veya makat kanserleri ya da bağırsak polipleri olanlar varsa, genetik mirasınız meme, yumurtalık ve rahim kanseri yönünden zenginse, kişisel sağlık hikáyenizde ülseratif kolit veya Crohn gibi hastalıklar varsa kolonoskopi yaptırmayı lütfen ihmal etmeyin. Kolonoskopik incelemeniz normal bile çıksa yukarıdaki risk faktörlerinden hiçbirisi söz konusu da olmasa bu incelemeyi 3-5 yıl aralıklarla tekrarlamayı unutmayın.
Kaynak

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 20-10-2008, 10:51   #11
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Okinawa adası halkının nasıl yaşadığını sadece gazetelerden okudum. Gözümle görüp şahit olduğum ise sağlıklı ve uzun ömürlü yaşayan aile büyüklerimdir. Onlardan gözlediklerim :

Mecbur kalmadıkça köylerinden ayrılmadılar. Temiz bir çevrede yaşadılar.

Yazın, belli dönemlerini yaylalarda geçirdiler.

Deterjan nedir bilmediler, en fazla beyaz kalıp sabununu tanıdılar.

Peynir, süt, tereyağı, ille de yoğurdu bol bol tüketiyorlardı ama tarlada bahçede de çalışıyorlardı.

Eti yaylalarındaki hayvanlardan, yumurtayı kümeslerindeki tavuklardan sağlıyorlardı.

Marketlerde satılan pek çok ürünle tanışmadılar bile. Çarşıya indiklerinde gaz, tuz, un, şeker aldılar ama onları da ölçülü kullanıyorlardı bu kadar bolluk yoktu.

Sebze- meyvelerini kendileri üretiyordu gelişmeleri için de odun külü, hayvan gübresi, sebze artıkları vs. kullanıyorlardı.

Çok abartılı hırsları yoktu günlük yaşıyorlardı. Gelir seviyeleri birbirine neredeyse eşitti. En zenginlerinin fazladan bir atı ya da ineği vardı o kadar. Stresten çoğunlukla uzaktılar.

Manevi hayatları vardı. Düzenli olarak ibadetlerini yapıyorlardı.

Bütün bunlar bizler için önemli ipuçlarıdır.

Zülfinaz beğendi.

Düzenleyen Baldaş : 24-10-2008 saat 16:19
Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2008, 15:27   #12
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
ISIRGAN OTU küçük hatırlatma
Isırgan otunun faydalarını bilirsiniz. Yemek ya da salata olarak öğünlerimize katabiliriz.

( Alıntıdır )
ISIRGAN
Isırgan otunun ülkemizde beş ayrı çeşidi var. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Sezik, bu bitkinin bağışıklık sistemini nasıl güçlendirdiğini şöyle anlatıyor: 'Araştırmalar, ısırgan otunun çayına geçen, suda çözünen bazı maddelerin bağışıklık sistemini harekete geçirdiğini gösterdi. Yani ısırgan çayı bağışıklık sistemini kuvvetlendirici olarak kullanılabilir. Ancak sağlıklı kişiler tarafından kullanıldığında bu etki iyidir.' Sezik, kimi zaman bağışıklık sistemini harekete geçirmenin zararlı olabileceğine dikkat çekiyor: 'Bazen bağışıklık sisteminin normalin üzerine çıkarılması yani çok fazla harekete geçirilmesi istenmez. Çünkü bazı kanser vakalarında bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Eğer bağışıklık sistemi hareketlenirse kanserli hücreler yayılabilir. Yani hastalığın bulunduğu bölgeden diğer organlara metastas yapma riski ortaya çıkar. Bu nedenle ısırgan çayı her hastada kullanılamaz. Kanserli hastalarda ısırganın hasta tarafından kendi başına kullanılması doğru değildir. Isırganın kanser hücreleri üzerinde olumlu bir etkisi bulunmamıştır. Ancak, bağışıklık sisteminin harekete geçirilmesi istenen durumlarda hekim tavsiyesiyle kullanılabilir.'

Kür halinde içilmeli

Fitoterapi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ekrem Sezik, ısırgan çayının sürekli içilmesinin doğru olmayacağını belirterek tüketiminde nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında şu bilgileri veriyor:

'Sağlık sorunu olmayanlar ısırgan çayını günde 2-3 fincan içebilir. Ancak bazı kişilerde ısırgan çayının mide rahatsızlığı yaptığı unutulmamalı. Devamlı çayın içilmesi doğru değildir. 20'şer günlük kürler halinde kullanılmalı. 10 gün ara ve-rilmeli.

Isırganın çayı demlenerek hazırlanmalı. Kaynar su bitkinin üzerine dökülüp 10 dakika bekletildikten sonra suyu içilmeli. İçindeki maddelerde bozulma olabileceği için taze şekilde tüketilmeli.'

Yan etkiye dikkat!

Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ayşegül Yıldırım da şifalı bitki kullanımında nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında şu bilgileri verdi:

'Konunun uzmanları doktorların tavsiyeleri doğrultusunda kullanıldıklarında hiçbir zararlı etki oluşturmayan bazı bitkiler, bilinçsizce uzun süreli alındığında mide, bağırsak, böbrek ve mesane tahrişlerine yol açabilir. Kronik hastalıkların tedavisinde uygulanan bitki çayı kürlerine zaman zaman 1-2 haftalık aralar vermek şarttır. Gebelik döneminde ise hekim tarafından özellikle öneril-medikçe, müshil, uyarıcı veya idrar artırıcı bitki karışımlarının ya da çaylarının kullanılması yasaktır.'

Yıldırım, alerjisi olanları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor: 'Sağlıklı bir insanın güçlü bağışıklık sistemi vardır. Zararlı ve zararsız maddelerin farkını kesinlikle saptayabilir. Alerjik kişide ise zararsız ve hatta sağlığa yararlı maddeler bile zararlı olarak belirlenebilir ve organizma, immunglobilin E türü antikorlar salgılamaya başlar. Bazı bitkilerin deriye değmesiyle de alerjik tepkiler oluşabilir. Şifalı bitki çaylarının kullanımında da çok ender olmakla birlikte, bağırsak mukozasında alerjik tepkiler oluşabilir. Bu kişilerdeki belirti-ler, mide bulantısı, mide ağrısı ve ishal biçiminde ortaya çıkar. Çay içimine son verildiğinde rahatsızlıklar da sona erer

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2008, 16:18   #13
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
http://www.losev.org.tr/duyurular/uyari.htm

Üyemiz Sayın Şükran'ın alıntıladığı linki gözünden kaçıranlar için buraya da eklemek istedim.

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2008, 18:21   #14
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Konu kanser olduğu ve 7 yıldır da bu konunun içinde olduğum için, Baldaş'ın ısırgan otu ile ilgili olarak yazdıklarına çok önemli bir ekleme yapmak istiyorum.

Bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleri olduğu yazılan ısırgan otu, hastaya kemoterapi uygulanması sırasında kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun gibi, normal durumlarda iyileştirici özelliği bulunabilen ama kemoterapi veya radyoterapi sırasında yan etkileri olabilen veya ters etki yaratabilecek başka bitkiler de bulunmakta.

Sağlığımızı korumak ve güçlendirmek açısından bitkilerden yararlanalım ama sadece kanser değil hangisi olursa olsun hastalık sırasında tedavinin önemi açısından, tedaviyi yürüten hekimlere danışmadan bitki dahi olsa kullanmamalıyız.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2008, 20:53   #15
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Şehirde yaşamak zaten başlı başına kanser nedeni

Çalışanlar için bir şey demiyorum ama emekliler şehirden kaçsın derim.Ben eninde sonunda kaçacağım

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-10-2008, 10:34   #16
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Kaçın, kaçın. Bahçenizde ne güzel antioksidanlar yetiştirirsiniz, biz de arada bir gelip arınma kürleri yaparız

Şaka bir yana ama gerçekten kentlerin olumsuz etkilerinden kurtulmuş bir yer bulmak giderek zorlaşacak sanırım. Köylerde de arabalardan geçilmiyor. Tarımda her yerde kimyasallar, hormonlar kullanılıyor. Gerçi kendi tarlasının bir bölümünde kendi yiyeceğini hormonsuz, ilaçsız yetiştirenler de var ama o bitkilerin, tarlanın geri kalanından etkilendiğini farkedemiyorlar Pazarlarda, büyük kentlerden getirilen zararlı boyalarla boyanmış ucuz giysiler satılmakta. Kimse artık ahşap ev yaptırmıyor. İşin en vahim tarafı ise, gençlerin beslenmeleri kent fastfood alışkanlığına dönüşmüş. Balıkçı köyündeki gençlerin balık yemediklerini, çoğunun sebzelere burun büktüklerini hayretle gördüm. Varsa yoksa köfte-patates veya döner-ekmek.

Yani yaşam biçimi bakımından kentiçi-dışı farkı giderek azalıyor. Eeee, ne yapacağız şimdi?

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-10-2008, 11:12   #17
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Bence bu kadar karamsar olmaya gerek yok. Terkediş önce evin içinden başlamalı. Yoksa nereye gidersek gidelim zararlı alışkanlıklarımız peşimizden gelir. Önce alışkanlıklarımızı terketmeliyiz. Şehri terketmek alışkanlıkları terketmekten daha kolay. Eve bol sebze meyve girmeli, alışveriş yapılırken araştırıcı olunmalı özen gösterilmeli.( Hiç olmazsa ekmeğinizi evde kendiniz yapın, zeytininizi, sütünüzü, sıvıyağınızı özel olarak getirtmenin yollarını arayın ) Spor yapmak, hareketli olmak prensip edinilmeli.


Hatta bence işe nereden başlayın biliyor musunuz? ( Ben terkettim çok şükür ) Vahşet haberleri yayınlayan gazete ve kanalları (hiçbir ayrım yapmadan söylüyorum) izlememekten. Size gerekli olmayan görüntülere bakmayın. Nasıl davranılınca sonucu ne oluyor bilelim ama feryat figan ağlayanları, kazaları, cinayetleri, cesetleri, yaralıları üzeri karartılsa dahi görmek sadece sinir sisteminizi yıpratır bağışıklık sisteminizi çökertir.

İki sene önce izlediğim bir haberin etkileri hala üzerimde. Ne olduğunu hatırlatıp sizi yine üzmek istemiyorum ama insanın ne kadar etkilenebileceğini belirtmek için yazdım bunu da...

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-10-2008, 13:42   #18
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, "kansere bu yıl ayrılan bütçenin 7 milyon YTL olduğunu " söyleyerek, "'Önümüzdeki yıl da bu bütçeye ek olarak 1-1.5 milyon dolar da Dünya Bankası'ndan kullanacağız. 8-10 yıl öncesine kadar kanser bütçesi 600 bin YTL idi... "dedi.

http://www.haberx.com/Saglik-Haberle...lik-butce.aspx

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-10-2008, 16:35   #19
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Verdiğiniz bilgiler için sağolun Denizakvaryumu. Bu arada anladığım kadarıyla arazi arayışları içindesiniz. Mümkün olduğu kadar sakin ve planlı yapılaşan bir bölgeyi tercih edin. Kısa sürede yeniden şehrin içinde kalmayın derim.
Sizin için de dua ediyorum inşallah gönlünüze göre bir yer bulur arıcılığınıza devam edebilirsiniz )
Bizim coğrafyamız o kadar farklı ki ilk defa gelen bazı insanlar " Burada insanlar yuvarlanmadan nasıl dolaşıyor ki" diye soruyorlar Şey için dedim: yani bizim öyle geniş arazilere sahip olma gibi bir şansımız yok. Refüjlere bile lahana ekiliyor burada

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-10-2008, 12:54   #20
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Teşekkürler Sn.Baldaş

---------------------------

Genetik olarak modifiye edilmiş, süper mor domatesler kanserle savaşacak

İngiltere’nin Norwich kentindeki John Innes Merkezi’nden bir grup bilimadamı, antokiyan açısından zengin olan aslanağzı çiçeği genlerini domatesle birleştirdi.

Nature Biotechnology adı tıp dergisinde de yayımlanan çalışmada, bu şekilde geliştirilen domatesleri yiyen farelerin daha uzun yaşadıkları belirlendi.

Böğürtlen, kızılcık ve kuş kirazı gibi meyvelerde bol miktarda bulunan antokiyan maddesinin kalın bağırsak kanseri hücrelerininin büyümesini önemli oranda yavaşlattığı belirlendi.

Bu meyveler aynı zamanda vücudu kardiyovasküler ve yaşlanmayla ilgili dejeneratif hastalıklara karşı da koruyor.

Pigmentlerin iltihaplanmayı önleyici, görme yeteneğini güçlendirici, obezite ve diyabet hastalıklarına karşı koruyucu olduğuna dair kanıtlar da bulunuyor.

Name:  ZZZZZZZZZZZZZZZXCDSĞ.jpg
Views: 2600
Size:  19.8 KB

John Innes ekibi bu pigmentlerin daha çok tüketilen meyve sebzelerde de bulunmasını sağlamanın yollarını araştırıyor.

Domates, likopen ve falavanoid gibi faydalı antioksidant madde açısından zengin olan bir bitki. Şimdi domates genetik değişime uğratılarak genelde mor renkli meyvalarda bulunan diğer faydalı pigmentlerde eklendi.

Çalışmaya başkanlık yapan profesör Cathie Martin, “Birçok kişi günde beş porsiyon meyva ve sebze yemiyor ama eğer biyoaktive madde açısından zengin hale getirilmiş sebze ve meyveleri az miktarlarda da yeseler daha çok faydalanabilirler” dedi.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/Son...2008&b=Kansere karsi mor domates&ver=27

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-10-2008, 16:46   #21
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Açıkcası bu genetiği ile oynanmış türlerden ben çok aydınlanmış değilim. Olumlu amaçlar için yapılsa dahi ilerde bunlardan ne gibi olumsuz sonuçlar çıkacağı belli olmayabiliyor.

Biliyorsunuz, daha önce de soya, mısır gibi sebzelerin genetiği ile oynandığı için sağlığa zararları ortaya çıkmıştı. O çalışmalar yapılırken hiç kuşkusuz amaçlar iyi idi (örneğin zararlılara karşı korunmaları idi biri) ama varılan sonuç kötü olmuştu. Kanser nedenlerinden biri sayılmıştı. Hatta tüketici dernekleri bunlardan yapılma ürünlere savaş açmışlardı. O gün, bu gündür örneğin soya ile ilgili bir ürün alacaksam, iki-üç misli para verip genetiği ile oynanmamışını tercih ediyorum.

Yani, kafamda daha bu olay tazeliğini korurken, bir de domatesin genetiği ile oynanmışını denemek bana biraz uzak geliyor. Saf olanını tercih ederim. Çok mu muhafazakar bir görüş oldu

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-10-2008, 16:56   #22
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Cep telefonu gibi uzun vadede sonuçlar geldikçe durum net olarak ortaya çıkacak...Şu bir gerçek ki genetiği değiştirilmiş ürünler çoğalacak.

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-10-2008, 17:18   #23
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,917
Galeri: 215
Çok haklısınız. İlerde başımıza kimbilir daha neler gelecek.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-10-2008, 10:06   #24
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Bir başka konu :

Sularımızı idareli kullanmak zorunda olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle mutfakta çeşme altında bulaşık yıkamak hele de büyükşehirde yaşayan insanlar için olanaksız hale geldi. Aynı zamanda çalışan bayanların zaman darlığı nedeniyle bulaşık makinesi kullanması zorunluluk oldu. FARKINDA OLUNMADAN HER GÜN BİR MİKTAR DETERJAN VÜCUDUMUZA GİRİYOR...DİKKAT. Elde yıkamak biraz da bu yüzden biraz daha riskli çünkü tam durulamayı sağlayamayabiliyoruz.

Benim yöntemim şu: Bulaşık makinesi kullanırken deterjan ve parlatıcı koymuyorum. Bir bulaşık leğenine su doldurup bulaşık artıklarını duruladıktan sonra makineye diziyorum ve makineyi en sıcak yıkama ayarına getiriyorum. Bulaşıklar tertemiz oluyor.Ayrıca camların üzerinde zamanla oluşan matlıktan eser kalmıyor. Bir de deterjanın hoş olmayan insanı işkillendiren kokusundan kurtulmuş oluyorsunuz. Yalnız tuz olayını çözemedim içeriğini de tam olarak bilmiyorum. Bilen bir arkadaşımız bizi aydınlatırsa çok iyi olur.

BALIK SATIN ALIRKEN NEDEN DİKKAT ETMELİYİZ ?

Bunun cevabını da hepimiz biliyoruz. İnsanlığın kirlettiği dünyadan en fazla DENİZLER etkileniyor. Kimyasal atıklar en fazla denizlerde birikiyor. Hayatın başlangıç yeri olan denizler canlı türlerinin yok olmaya başladığı yer de olacak.
Fabrika atıkları, tüm ev ve işyerlerinden suya karıştırılan deterjanlar, tıbbi atıklar, deniz kazalarından kaynaklanan petrol sızıntıları, kaynak sularına karışan tarım ilaçları ve diğer kimyasallar....

Balığın faydalı bir besin olduğunu biliyoruz ama alırken bütün bunları bir düşünün. ÖZELLİKLE DENİZ DİBİNDE BESLENEN DİP BALIKLARINI KESİNLİKLE SATIN ALMAYIN...

ÇAMAŞIR YIKARKEN :

Bebekler için üretilen sabun tozlarını kullanıyorum. Onu da çok fazla koymuyorum. Yumuşatıcıya falan gerek duymuyorum. Makineyi biraz daha sıcak ayara getiriyorum. Kar gibi beyaz gömlek giymek gibi bir sorunum yok. BİZİM SORUNUMUZ TEMİZ SUYA ULAŞMA SORUNU OLMALIDIR. BELKİ KOMİK BİR DÜŞÜNCE AMA DÜNYANIN GELECEĞİ BÜYÜK ORANDA KADINLARIN ELİNDEDİR.

Belki biraz konu dağılmış olacak ama küresel ısınma nedeniyle, yağmur sularının sadece barajlarda birikmesi fikri yetersiz kalmaya başladı. Belki de geliştirilen yeni basit projelerle her bir apartman ve ev terasında ya da bahçesinde insanlar kendi sarnıcını oluşturup en azından bahçe sulama vs. ihtiyaçları için bu suya başvurabilirler...

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-10-2008, 12:46   #25
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
http://shop.thelifeco.com.tr/Organik...Tozu-P124.aspx

http://shop.thelifeco.com.tr/Organik...Tuzu-P125.aspx

http://shop.thelifeco.com.tr/Organik...kli--P127.aspx

Denediniz mi?

Bu ürünlerin zararlı olmadığı belirtiyor.Ne doğaya ne de insana...

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-10-2008, 16:32   #26
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
sevgili arkadaşlarım,
sizler ne söylüyorsunuz ki,
biz toplum olarak, her sıkıntımızı, sorunumuzu hep içimize atmışızdır.
nerede kolonoskopiyi endoskopiyi yaptıracak kadın veya erkek arkadaşlarımız , ancak iş işten geçince zorunlu olarak gidiyoruz "doktora" bizler toplum olarak tavuk misali yumurta biryerlerde son aşamaya gelince hatırlıyoruz. (çok özür diliyorum) ancak ve ancak yoklukta varlığın, hastalıkta sağlığın kıymetini anlıyoruz.
neden!!!!!!
çünki bize birşey olmaz.
biz hastalanmayız.
bizler ne zorluklar , ne çernobiller, ne deli danalar, ne ekonomik krizler, ne savaşlar, ne yokluklar, ne ...ne.... ne... vs. vs.
uyanalım beyler ve hanımlar, bize birşey olmaz dememeli, bize de herşey oluyor veya olduruluyor....................................... ..
ihmal etmeyelim lütfen. lütfen. lütfen.
sonra çok geç olabilir. geç olmasına izin vermeyin, gelin hep beraber izin vermeyelim.

ÖNCE SAĞLIK DİYELİM.
HERKESİ SEVİYORUM. SAYGILARIMI SUNUYORUM.
ŞEREF DENİZ

şeref Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-10-2008, 16:36   #27
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
dostlukla merhaba

--------------------------------------------------------------------------------

ben şeref,
adana, ptt başmüdürlüğü muhasebe amiri,
48 yaşındayım. ünv mezunuyum.yaşamayı çok seviyorum.

ben tüm insanları seviyorum. doğanın güzelliklerini seviyordum.
ama çiçekleri ve ağaçları hastalanınca daha çok sevmeye başladım.

tansiyon hastası oldum. limon ağacını sevdim.
şeker hastası oldum. murt çalısını ve zeytin ağacını sevdim.
hepatit B oldum ayrık otu ve papatyayı sevdim.
kolon kanseri oldum.kereviz ve harnup sevdim.

artık "KARASEVDALIYIM". şimdi herşeyi seviyorum.
zamanım gelince gideceğim yeri de çoooook iyi biliyorum.

HERKESE SAĞLIKLI VE GÜLERYÜZLÜ BİR ÖMÜR DİLİYORUM.
SEVGİLER VE SAYGILAR SUNUYORUM.

şeref Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-10-2008, 18:50   #28
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-06-2007
Şehir: Rize
Mesajlar: 482
Galeri: 35
Merhaba Şeref Bey hoşgeldiniz.


Öncelikle geçmiş olsun diyorum. Dönem dönem insan olmanın mecburi sonucu olan hastalıkları hepimiz yaşıyoruz.

Bu başlıkta ve Ağaçlar net genelinde üye olan tüm insanlar faydalı olduğunu düşündüğü bilgileri paylaşıyor. Eğer sizi çok daha mutlu edecekse bizimle yazışmaya devam edin biz de çok mutlu oluruz. Burada insanların birbirini kırmasına, üzmesine izin verilmez. Çok güzel dostluklar kurulur. İnsanlar elindekileri diğerleriyle paylaşır.

Adanaya selamlar sevgiler gönderiyoruz...

Baldaş Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2008, 03:18   #29
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
sevgili baldaş,
size yürekten katılıyorum,yazılarınızı takip ediyorum.
bu kadar ilgi,alaka,bilgi paylaşımı ve inceliğinize hayran olmamak elde değil,
benim serzenişim,sadece hasta olduktan sonra kahreden,kendini bırakan üzülen ve paylaşmayanlara,
toplum olarak yıllarca yaptığımız;
- aman konuşma kimse duymasın,
- aman ha duyarlarsa ayıp olur,
- aman ha duyarlarsa seninle yolları ayırır konuşmazlar,
yahu kardeşim hiçbirşey olmaz. yeterki ihmal etmeyelim.
paylaşmamız lazım, konuşmamız lazım, anlatmamız lazım,
allaha şükürler olsun hala ayaktayım. hep erken teşhisler beni ayakta tutuyor,
ben insanlarımızın geç kalmaması, ihmal etmemeleri ve sonradan üzülmemeleri için yazıyorum. herzaman dimdik durmalarını istiyorum.
selam ve sevgileriniz baş tacı, bende saygılarımı gönderiyorum.
yüzünüzden gülücükler eksik olmasın,
allaha emanet olunuz.

şeref Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2008, 04:30   #30
Ağaç Dostu
 
alice's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-09-2007
Şehir: ORDU
Mesajlar: 232
Kanser çağımızın en önemli sorunlarından biri haline geldi.Tüm Kanser hastalarına acil şifalar dilerim,Allah yardımcıları olsun.

Karadeniz bölgesinde yetişen kokulu üzüm İsebelle üzümü hakkında aşağıda alıntıladığım bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim.


KANSERE VE KALP KRİZİNE KARŞI KOKULU ÜZÜM !

...........................


2. KANSER VE KALP KRİZİNE KARŞI KOKULU ÜZÜM.


Günümüz dünyasında doğal gıda kaynaklarının giderek bozulması, kirlilik ve diğer etmenler kansere yol açmaktadır. Dünya üzerindeki ölümlerin önemli bir oranını kanser oluşturmaktadır. Resveratrol maddesinin ise kanserden kimyasal olarak korunmada büyük bir potansiyele sahip olduğu bilim adamları tarafından ortaya konulmuştur. Renkli üzümlerin kabuklarında bulunan ve fitoaleksin gurubu bileşiklerden olan resveratrolün hücrelerde değişim sonucunda tümör oluşumuna izin verebilecek hücre içi moleküller üzerine serbest radikallerin saldırısını bloke eder ve sonuçta kanser oluşumunu engeller. ABD’de yapılan bir araştırmada, tümör aşılanmış farelere 18 hafta boyunca 2 kez 1, 5, 10 veya 25 mikromol resveratrol veren araştırıcılar tümör sayısının kontrole göre sırasıyla %50, %63, %88 oranında azaldığını ortaya koymuşlardır. 1997 yılında İllinois Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ise kanser aşılanmış farelerde resveratrol maddesinin lezyon gelişimini engellediği ve deride tümör oluşumunu azalttığı saptanmıştır Besinlerin parçalanması sonucunda oluşan serbest radikallerin kılcal damarların duvarlarına saldırmasında güçlü bir antioksidant görev üstlenerek düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin, trombositlerin kılcal damarlarda birikmesini engelleyerek kalp krizi riskini azaltmaktadır. Nitekim Fransa’nın bazı bölgelerinde yaşayan insanların doymamış yağ oranı yüksek gıdalar almalarına ve plazmalarındaki kolesterolün yüksek olmasına rağmen kalp krizinden ölenlerin oranının az olduğu belirtilmektedir. Bu durum kırmızı üzüm şırasının tüketiminin fazla olmasına bağlanmaktadır


- Amino asitler, B vitaminleri, mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içerdiği için bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.


- İçerdiği doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanmasını sağlar.


- Bünyesindeki magnezyum insanın iş verimliliğini artırır.


- Bünyesindeki organik asitler mideye zarar vermeden böbrek ve karaciğerin çalışmalarını hızlandırır, bu çalışmaları destekler.


- Yağların erimesine yardımcı olur.


- Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir.


- Kabuk ve çekirdekleri barsak metabolizmasını hızlandırır.


- Cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar.


- İçerdiği bioflavonoidler C vitamini aktivitesini artırır.


- Alerji ve kireçlenmelerde iltihabı engeller.


..........................


Metnin tamamı aşağıdaki linktedir.

http://www.bulancak.gov.tr/index.php...d=40&Itemid=90

alice Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla


Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 14:04.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026