![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
|
Yapılan her güzel işe bile ters tarafından bakan ve görmeye alışık oldukları hortumları arayanlara kim ne yapabilir, nasıl hizmet götürebilir acaba, ben de bunu merak ediyorum. Merak ettiğim bir başka konu da çimler şehir şebeke suyuyla mı sulanıyor? Erguvan Muhibbi sağ duyulu yaklaşımın için teşekkürler. Kanaatim, bilmediğimiz konularda tanımadığımız insanları suçlamak yerine, bildiğimiz bir yolsuzluk varsa bunu ilgili makamlara duyurmak gerektiğidir. Aksi halde iftiracı durumuna düşmek tehlikesi bulunduğu kadar, güzel bir şeyler yapmaya çalışan insanları küstürme ihtimali de mevcut olur. Selam ve sevgiler. |
|
|
|
|
|
#2 | |
|
Ağaç Dostu
|
eleştiri ve iftira...
Alıntı:
Öncelikle, "her güzel işe ters tarafından" da bakmak gerektiğini düşünüyorum, Ama bunu kör bir önyargıya dayanarak yaptığımı sanmıyorum, kantarın topuzu konusunda belki çok hassas olamamış olabilirim. Ancak unutmamak gerek ki bu bölüm "sorun ve eleştiri" bölümü, hem zaten sevgili yöneticilerimizin çevresi sizce de dalkavuk ve yalakalar ile bu kadar dolu iken, bize onları pohpohlamak için sıra gelir mi sanıyorsunuz? Çimlerin bakımı konusunda şebeke veya tankerle sulanması veya artezyen ile sulanması çok çok da fark etmiyor bence, benim eleştirim "taşıma toprak, taşıma çim, taşıma su, sürekli bakım isteği vs. " gibi bütüne ilişkin, kabul etmek gerek ki çim, düzenli bir şekilde özel ve masraflı bakım isteyen bir bitki. "Bilmediğimiz konularda tanımadığımız insanları suçlamak" konusunda söyleyebileceğim; son yılların en kurak yılında bu denli yoğun çim ekimine karşı olduğumu söylemekten ibaret. Forumumuz açısından bilirkişi olmak şart değil, kendimizce bilgi ve fikirlerimizi paylaşıyoruz sadece, bu kusursa suçumu kabul ediyorum. Kim bilir belki konunun uzmanları çimin kurak zamanların en uygun bitkisi olduğunu düşünüp, ekonomisi kendi ayakları üzerinde duramayıp, ancak ve ancak dış borçlanma ve özkaynaklarının yabancılara satışı ile kıt kanaat geçinen ve hemen hiç kimsenin kendini ve ailesini paranoya derecesinde gelecek endişesinden kurtaramadığı bir ülkede, "bütçede para yok" diye hastalara ilaçtan ekonomi yapılır, anlamsız yere binlerce insan sigorta primin eksik, "50 yaşın altındaki insanlar sosyal güvenceden yararlanamaz" gibi nedenlerle SSK ve hastane kapısından içeri bile alınmazken halkın parası ile yüksek meblağlarda çim, lale yatırımı yapılmasının en doğru seçim ve çözüm olduğunu düşünebilirler. Ben sıradan insanım, bu kadar ulvi düşünemeyebilirim. Unutulmamalı ki onlar başkasının parasını harcıyor, biz ise sadece ve sadece makul ve mantıklılık arıyoruz. Üstelik motosiklet kullanan bir motorcu olarak bu şehirde çim sulama terörüne birçok gengecik motorcuyu kurban vermiş (burada sağduyulu olmam mümkün değildir! tarafım, üstelik sonu gelmeyen bir kıyımın mağdur tarafıyım!) olmayı belki onaylamayıp lanetleyebilirim ama bu tutumu artırarak devam ettirme yaklaşımını bana sağduyumu da koruyarak kabul ettiremezsiniz. Kabul etmem, üstelik beklenmedik duygusal tepkiler bile verebilirim, sırf üç beş kişiyi zengin etmek adına, 18-20 yaşındaki gençleri öldürmeyi umursamayan ve bunun için yollara, virajlara dökülen kumlara, sıkılan sulara karşı). "Bildiğimiz yolsuzluğu yetkili yerlere bildirme" konusunda ise kendi adıma yolsuzluk konusu değil benim bahsettiğim, İstanbul'daki olağan genel uygulamalar. Yıllardır ağaçları kesilen, bir yılda birçok kez kazılıp betonlanıp, asfaltlanan yollardayım ben, kusura bakmayın bunlar hizmet aşkı değil, hizmet aşkı kaldırımın bir kez doğru düzgün yapılması ile biterdi, şayet olsaydı, senede üç kez kaldırımı kırıp dökmek, bu arada insan yaşamını felç etmek meslek aşkı değildir, başka bir şeydir. Söyler misiniz, çim yerine virajlar, yollar sulanmıyor mu bu şehirde, kara yoluna altı aylık, senelik kaldırım değiştirme aşkı adına kum dökülüp, motorcu öldürmek doğal karşılanmıyor, hatta suç ölmüş motorculara atılıp, "haketmişti" demeye kadar vardırmıyorlar mı? (yolda kum var, kum, siz hiç asfalta dökülmüş kumda motor veya bisiklet sürdünüz mü, üstelik bunu, bu şehrin akan trafiğinde denediniz mi!) kuma ve sulamaya tüm ölümlere rağmen tam gaz devam edilmiyor mu? Ya da Beyoğlu'na ve Beyoğlu'nda yaşayanlara yapılanları onaylayan tek bir Beyoğlu'lu gösterebilir misiniz? Hemen her gün rögarlarda niye "lağımda boğulmak suretiyle" bizim çocuklarımız ölüyor ve ölümler bir türlü azalma eğilimine bile giremiyor? Hiç düşündünüz mü? Bunlar gerçek değil iftira ise ben iftiracıyım. Gerçekse ve ben (yani bu şehrin vatandaşları, tüm bu pahalı masrafları tıkır tıkır ödeyenleri) ölürken onlar küserlerse küssünler canım. Şirinlik yarışmasında değil, hayat mücadelesinin birçok kurban aldığı bir şehirde yaşamaya çalışırken, yanımızda değil karşımızda olmaktan vazgeçmeyen yöneticilerimizden bıkmış, usanmış isek, refleks olarak sadece kötümser olabiliyorsak, tek ve değişmeyen suçlu biz miyiz yani. Sağduyusuz, iftiracınız olarak sağduyusuz, iftiralı yazımı yine ve yeniden "..hepinize, şırıl şırıl suların aktığı, binbir çeşit kuşun cıvıldadığı yemyeşil çimenlerle birlikte envai çeşit bitkilerin çiçek ve meyve kokularının karıştığı günler" dileyerek bitirmek istiyorum. Selam ve Sevgiler... gece pisi pisine insan canı alınmasına sağduyulu yaklaşması mümkün olmayan forum üyesi... |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Ağaç Dostu
|
Yorumsuz
TUZ YEMEYIN ve YEDIRMEYIN.. ! Nedenine gelince asagidaki yaziyi okuyun. Neden yememeniz gerektigini anlayacaksiniz. TUZ GOLU Lutfen dagitima yardimci olun! Asagidaki bilgiler maalesef dogru... Sonra 'Turkiye neden kanserden kiriliyor..? ' diye soruyoruz..! Tuz Golu, Van Golu'nden sonra ulkemizdeki ikinci buyuk goldur... Uzunlugu 80 km olan Tuz Golu'nun genisligi 48 kilometreyi bulur... Genis bir alani kapsamasina karsilik cok sig bir goldur... Dunyanin en tuzlu gollerinden biridir... Litresinde 329 gram gibi cok yuksek oranda tuz ihtiva etmektedir.. . Golun bu ozelligini degerlendirerek tuz elde etmek amaciyla kiyilarinda Cok sayida tuzla kurulmustur. .. Bu tuzlalardan elde edilen tuz Turkiye'nin gereksinimi olan tuzun buyuk bolumunu karsilamaktadir. .. Turkiye'nin oldukca kurak bir yerinde yer almasi nedeni ile bu sig bolgelerde cok yogun bir sekilde buharlasma gorulur... Dogu kismindaki korfez disinda tumuyle kuruyan golun tabaninda, kalinligi yer yer 30 cm.' i bulan mevsimlik bir tuz katmani olusmaktadir. .. Tuz Golu'nun en derin yeri sadece 2 m.'dir. Oteki kesimlerin Derinligi sadece santimetrelerle olculebilmektedir. Gole dokulen en onemli akarsular? Pecenekozu Deresi" ile Melendiz Cayi"dir. Cografya bilgileri aynen boyle diyor Cografya bilgilerine girmemis aci gercek ise sudur: Tuz golune dokulen en buyuk akarsu Konya' nin sehir kanalizasyonudur. .. Cumra yonune verilen kanalizasyon bu dogrultu uzerinden maalesef herhangi bir aritmaya tabi tutulmadan dogrudan Tuz Golu'ne akitilmaktadir. .. Bir milyonu gecen sehir nufusunun sanayi artiklarini da tasiyan sehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri donmektedir. .. Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasina firsat vermemek icin her sorumlu vatandasin uzerine dusen gorevi yerine getirmesi gerektigi inanci ile bu mesaji ulasabilecegimiz her kisiye gonderelim ve ilgilileri goreve davet edelim... Yoksa hepimizin yemeginde Konya'lilarin katkisi olmaya devam edecek..!" Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN PAMUKKALE UNIVERSITESI FEN-EDEBIYAT FAKULTESI. __,_._,___ |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ağaç Dostu
|
Beceriksizliğe Gerekçe:
Biliyorsunuz bazı şehirlerde su kesintileri başlayacak: Su tasarrufu için akla gelen ilk önlem bahçelerin sulanmasını yasaklamak!.. Bu nasıl iştir? Neden bu noktaya kadar geldik? Hata nerede, kimde...? Ne zamandan beri uyuyoruz, bu beceriksizlik neden? Susuzlukla aniden mi karşılaştık? Küresel ısınma yüzünden deyip işin içinden çıkıyorlar. Allah Allah, nasıl küresel ısınmaymış bu böyle anlamadım? Dünyada gelip sadece İstanbul ve Ankara'yı mı vurdu bu ısınma?.. Atina'yı, Roma'yı, Paris'i, Münich'i,Newyork'u, Tokyo'yu, Moskova'yı etkilemiyor da sadece bula bula bizim şehirlerimizi buluyor? Hem bilinçli su kullanmak için şehire taşınan suyun dibinin görünmesi mi gerekiyordu? Su çeşmelerimden akarken ben son derece bilinçli kullanıyordum suyumu. Suyu sadece, yıkanmak, yemek, ev temizliğinde ve bahçemi sulamada kullanıyordum. Musluklarımı sonuna kadar açarak sırf sesini dinlemek için boşu boşuna su akıtmadım, geceleri dostlarıma su gösterileri de düzenlemedim. Toz olmuşlar diye hortumla çatıya çıkıp şakır şakır kiremitleri de yıkamadım... Suyu asıl şu anda bilinçsiz kullanamıyorum ben. Tam on gündür banyo yapmadım, beş gündür duşa girmedim. Bir leğen suyla siliniyorum. Mutfakta meyva, sebze yıkadığımız suları bir kovada biriktirip bahçedeki çiçeklere kullanıyorum. Çimlerimi ıslatarak onları kandırmaya çalışıyorum. Yaşama tutunmamda en önemli etken olan bahçem artık bana acı vermeye başladı. Günlerimin huzur ve sükun içinde geçirmemi sağlayan bahçem artık bana batıyor. Kaplarına su koyduğum kedilere ve kuşlara eski sevecenlikle bakamıyorum artık. Ay çiçeklerim yeteri kadar su alamadıkları için yapraklarını düşürdüler. Güllerim sanki bana küs gibiler. Çünkü, su sıkıntısı var bahçenizi sulamayın diyorlar. Bir gül fidanın dibine yarım kova su döktüğüm zaman sanki bütün şehri susuz bırakan benmişim gibi kendimi suçlu hissediyorum. Soruyorum size. Asıl suçlu olan kim ya da kimler? Beceriksizlikleri, aymazlıkları anlaşılmasın diye küresel ısınmayı gerekçe olarak kullananlar mı, yoksa fidanım kurumasın diye sıklıkla banyo yapmaktan kendimi alıkoyarak artırdığı yarım kova suyu fidanına döken ben mi? Düzenleyen hassoman : 21-07-2007 saat 16:50 |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|