agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni4Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 10-12-2007, 11:47   #31
Kaybettik...
 
praecox's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-06-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 4,605
Galeri: 21
3. boğaziçi köprüsü.
Belgrat ormanlarına ve Ömerli'ye, Elmalı'ya vereceği hasar ve rant telafuz dahi edilmiyor.
Şile Ağva taraflarında Bazı hastane senatoryum planları var arsalar satın alındı bile.
İstanbul'un bu ormanları Orman bölge müdürlüklerinin elinden alındı şimdilik adı Kent ormanı. Bu da park alanı vede tabiatı tahrifat demekten başka bir anlama geleceğini zannetmiyorum.

praecox Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-01-2008, 21:04   #32
agaclar.net
 
Mine Pakkaner's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-01-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 10,732
Galeri: 99
Kuruyan barajlardan tonlarca çöp çıktı





İstanbul'da barajlardaki suların çekilmesi çevre felaketini gözler önüne serdi. Sadece Elmalı, Ömerli ve Alibeyköy'den 200 ton çöp çıkarıldı. Lastikten koltuğa kadar birçok eşyanın bulunduğu çöpün kaynağı ise içme suyu havzasında piknik yapan vatandaşlar.
Küresel ısınma son yıllarda bütün dünyanın ilk gündem maddelerinden biri. Türkiye'de de başta büyük şehirler olmak üzere birçok yerde su sıkıntısı yaşanıyor. Barajlar ve nehirlerin kuruduğuna ilişkin haberler neredeyse her gün gazete sayfalarına yansıyor.

Ankara'da su kesintileri başladı, İstanbul'da ise tasarruf çağrıları artıyor. Barajlardaki suların çekilmesi önemli bir çevre sorununu da ortaya çıkardı. Sadece İstanbul'daki barajlardan 200 ton çöp çıktı. Su seviyesinin düşmesi sebebiyle baraj havzalarında temizlik çalışması başlatan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ, içler acısı durumla karşılaştı. Şehrin içme suyu ihtiyacını karşılayan göllerde araba lastiğinden kanepeye, bisiklet parçalarından pet şişelere kadar birçok eşya bulundu. Söz konusu çalışma için Büyükşehir Belediyesi'nin görevlendirdiği 50 personel bir aydır barajlardaki çöpü topluyor. Bunlar Katı Atık Yönetim Müdürlüğü'ne bağlı depolama alanlarına gönderilerek yakılıyor.

İSKİ yetkilileri, barajlarda sağlığı tehdit eden çöplerin büyük bir kısmının göl kenarlarında piknik yapan vatandaşların kalıntıları olduğuna dikkat çekiyor. Göllerin boşalmasını çöpün temizlenmesi için fırsat olarak gören uzmanlar, bu sayede barajlarda su tutulacak alanın genişleyeceğinin altını çiziyor. Yürütülen çalışma sayesinde şehire verilen suyun kalitesi de yükselecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Katı Atık Yönetim Müdürlüğü ve İSKİ Havza Koruma Müdürlüğü temmuz ayından beri hummalı bir çalışma yürütüyor. Küresel ısınma sebebiyle suları büyük oranda çekilen barajlar temizleniyor. Elmalı, Ömerli ve Alibeyköy Baraj Havzası'nda temizlik çalışmaları tamamlandı. Büyükçekmece Barajı'nda ise çalışmalar halen devam ediyor. Şu ana kadar 200 ton katı atık toplandı. Su seviyesinin düşmesi, Alibeyköy Barajı'nda Mimar Sinan'ın önemli eserlerinden biri olan Mağlova Kemeri'ni, Ömerli Barajı'nda ise tarihî Osmanlı mezarlarını da gün yüzüne çıkardı. Suların 30 metre çekildiği Ömerli'de ortaya çıkan 900 yıllık mezar taşları 1972 yılında sular altında kalmış. Eski bir yerleşim birimine ait olan mezarlık, Ömerli Barajı'nın Ballıca mevkiinde bulunuyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar, barajlardaki su çekilmelerinin önemli bir fırsat olduğunu belirtiyor. Kökpınar, "Her barajın ve gölün bir ömrü var. Normalde 100 yıl olarak verilen barajların ömrü, çevrelerindeki erozyonun önlenememesi yüzünden 60 yıla kadar düşmektedir. Barajın, gölün ve göletin ömrünü artırmak için barajların boşaltılarak içerisindeki dolgu malzemesini çıkartmak gerek." diye konuştu. Barajlarda biriken malzemelerini çıkarılarak çiftçilere satılabileceğini anlatan Kökpınar şunları söyledi: "Baraj, göl ve göletler içinde biriken toprak ve diğer dolum malzemelerini temizleyelim. Gerçekleştirilecek bu işlem sonunda çevresel ve toplumsal birçok avantajımız olacak. Nehir ve derelerin getirdiği verimli toprakları içeren bu dolgu malzemesi, pek çok çiftçiye de satılabilir. Çünkü bu topraklar çok verimli."

Çöp, tarihî güzelliği gölgeledi
Kuruyan barajlarda 1 aydır temizlik çalışması yürüten belediye ekipleri, şoke edici görüntülerle karşılaştı. Göl yatağından traktör lastiği bile çıktı. Suların çekilmesi, Alibeyköy Barajı'nda Mimar Sinan'ın önemli eserlerinden Mağlova Kemeri'ni, Ömerli Barajı'nda ise tarihî Osmanlı mezarlarını da gün yüzüne çıkardı. Ancak çevre felaketi tarihî güzelliğe gölge düşürdü.

Ankara'nın barajlarında çalışma yapılmıyor
Ankara'da da barajlardaki su seviyesi azaldı. Toplam 1 milyar 40 milyon metreküp kapasitesine sahip Ankara'nın barajlarında 63 milyon metreküplük su kaldı. Başkentlilerin su ihtiyacını karşılayan 11 barajda az da olsa su bulunması Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerini buralardaki katı atık çalışmalarına yöneltmedi. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, barajların kuruma noktasına geldiğinde birtakım katı atıkların ortaya çıkacağı tahmininde bulunarak gerekli çalışmaları ilerleyen tarihlerde yürüteceklerini açıkladı. Barajların bulunduğu bölgelerin aynı zamanda piknik alanları olarak da kullanıldığına işaret eden yetkililer, katı atık ve çöp çıkma olasılığını göz ardı etmiyor.

Kaynak

Mine Pakkaner Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-03-2008, 11:14   #33
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Tatil köyü yapmak için denizi doldurdular

Muğla Güllük Körfezi'ndeki Pina Yarımadası'nda ormanlık araziye 5 yıldızlı turistik tesis inşa eden şirketin izinsiz olarak denizi doldurması, uyarıları dikkate almaması üzerine Muğla Valiliği devreye girdi.

Pina Yarımadası'ndaki 85 dönüm olan ormanlık arazi, 49 yıllığına kiralandı.

Tatil köyü yapmak için araziyi kiralayan şirket, denize dolgu yapmaya başlayınca Milas Kaymakamı Bahattin Atçı harekete geçti.

2 gün önce dolgu çalışmaları durduruldu. Kaymakam Atçı, yasaya aykırı hareket eden yetkililer hakkında suç duyusunda bulunduklarını açıkladı.

Ancak denize dolgu işlemleri yeniden başladı. Bunun üzerine Valilik yetkilileri bölgede inceleme yaptı. İncelemenin ardından çalışmalar durduruldu.

http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber...haberID=441191

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-05-2008, 13:12   #34
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Marmaris’te ağaç katliamı
Tarih: 15 Mayıs 2008
Kaynak: Cumhuriyet
Yazan: Mehmet Emin Berber
Muğla-Marmaris arasında yapılan karayolu genişletme çalışmaları, günlük (sığla) ağaçları katliamına dönüştü. Karayolunun özellikle Çetibeli köyü yakınlarında bulunun asırlık ve koruma altındaki günlük ağaçları, 4 şeride çıkarılması düşünülen yol çalışmaları sırasında katliamdan kurtulamadı. Köyceğiz Özel Çevre Koruma Kurumu Müdürlüğü, bu ağaçların kesimiyle ilgili kendilerine herhangi bir bilgi ulaşmadığını söyledi.

Marmaris ilçesi ile Gökova kavşağı arasında yapımı devam eden bölünmüş yol projesi kapsamında çok sayıda ağaç kesildi. Çamlı köyü yakınlarında yaklaşık 2 bin 500 metrelik bölümde süren çalışmalar sırasında, çam, okaliptüs ve koruma altındaki sığla ağaçlarının da kesilmesi üzüntü yarattı.

Çetibeli Köyü Muhtarlığı ve bazı yurttaşların katliamı durdurma çalışmaları sonuçsuz kaldı. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü yetkilileri ise bazı yerlerde bu ağaçları kesmek zorunda kaldıklarını söylediler.

Yetkililer, “Biz ağaç kesimi konusunda hassas davranıyoruz. Özellikle sığla ağacının kesilmemesi için yeni projeler yaptık. Fakat Çamlı köyü bölgesindeki yaklaşık 2.5 kilometrelik kesim alanında çalışma sürerken burada çam ve okaliptüs ağaçları kesiliyor. Doğal olarak yolun her iki tarafında koruma altındaki sığla ağaçları da mevcut. Mecburen bunlardan da bir kısmını kesmek zorunda kaldık. Bunun için yapılacak başka bir şey yok” dediler.

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-07-2008, 23:23   #35
agaclar.net
 
Mine Pakkaner's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-01-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 10,732
Galeri: 99
Arılar nerede?

Arılar “esrarengiz şekilde” kayboluyor

Şimdilerde hemen her ülkede tartışılan esrarengiz bir gelişme var:

Arılar kayboluyor. Ölmüyor da, bir semt-i meçhule uçarak ortadan yok oluyor. Türkiye’de de bu sorun var. Ama bütün dünya nedenini araştırırken, biz bu konuya pek önem vermiyoruz

Bu esrarengiz olaya “Koloni Çökme Olayı” deniliyor. Bilindiği gibi arılar koloni (topluluk) halinde yaşıyor. Bir arı topluluğu 10 bin ile 60 bin arıdan oluşuyor. Her toplulukta 3 çeşit arı var. (1) Birkaç yüz ile bin arasında kısa ömürlü “erkek arı” (2) On binlerle “dişi-kısır-işçi arı” (Çalışma mevsimi 4-8 hafta, kış mevsimi 5-7 ay yaşıyorlar) ve de (3) Bir tane, yumurtlayıcı” ana arı-arı beyi-kraliçe” (Kışın dinleniyor, ilkbaharda devamlı yumurtluyor.)
Arılar tek tek kaybolmuyor. Koloni halinde gidiyor. Kaybolmaları sadece bal üretiminin azalmasına yol açmıyor. Daha da önemlisi bitkiler döllenemiyor. Bitkiler döllenemeyince meyve (tohum) üremiyor. Bitkiler çoğalamıyor. Bir tek arı yüzlerce bitkiyi döllendiriyor. Bir kovandaki arılar (Koloni/Topluluk) bir günde 400 kilometre uçuş yaparak 1 milyon çiçeğin döllenmesini sağlıyor.

Sorun küresel
Amerika’da arı yetiştiricileri yüzde 70 kayıptan söz ediyor. Alman yetiştiricilere göre, Avrupa’daki kayıp yüzde 80’e yakın. Türkiye’deki kayıp miktarı bilinmiyor.

Arı kayıplarını izleyen ve bu konuda yazıları bulunan Dr. Yavuz Dizdar, genetiği değiştirilmiş tohumların ve havadaki ses dalgalarının arıların kaybolmasına neden olabileceğini söylüyor.

- Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), tarım ürünlerini hastalıktan korumayı ve verimi artırmayı amaçlıyor. GDO’nun arılar üzerindeki olumsuz etkisini açıklamak için Dr. Yavuz Dizdar, mısır tohumu örneğini veriyor.
Mısır tohumunun genetiği değiştirilirken, bu tohum ile yetişecek mısır bitkisini zararlı böceklerden korumak için, mısır tanesinin içine (Bacillusthrungiensis) Bt diye bilinen bir mikroorganizmanın zehri “DNA kodu olarak” ekleniyor. Bu tohumla yetişen bitkiyi yemeğe kalkan zararlı böcek, zehri yemiş oluyor. Zehir bağırsak hücrelerini patlattığından böcek ölüyor.

Nedeni bilinmiyor
Bir olasılık, genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen bitkilerin arı kolonilerini yok etmesi. Çünkü, GDO içindeki toksin arının sindirim sistemini olumsuz etkileyerek arıların yok olmasına yol açıyor.

Son yıllarda uzaydaki radyasyonda hızlı artmalar görüldü. Baz istasyonları, cep telefonları, bilgisayarlar arasındaki iletişim nedeniyle uzaya devamlı radyasyon gönderiliyor, ses dalgaları veriliyor. Yüksek gerilim hatlarının, ileri teknolojiye dayalı değişik aletlerin uzaya saldığı radyasyon da artıyor. Arıların en büyük özelliği yön bulma güçleri. Bu ses dalgalarının ve radyasyonun arıların yön bulma güçlerini nasıl etkilediği henüz bilinmiyor.

Üzerinde durulan bir olasılık, henüz bilinmeyen bazı ses dalgası türleri ile radyasyon türlerinin, arı kolonilerini yönlerini bulamaz gale getirmesidir. Ben konunun uzmanı değilim. Derleyebildiğim bilgileri aktarıyorum. Ama görüldüğü kadarıyla küresel bir sorun var. Bu gelişmelerden hem bal üreticisi hem de tarım ürünü yetiştiricisi bir ülke olarak biz de büyük ölçüde olumsuz etkileniyoruz.

Kaynak

Mine Pakkaner Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-07-2008, 00:11   #36
Ağaç Dostu
 
Cansunarya's Avatar
 
Giriş Tarihi: 24-07-2007
Şehir: KAYSERİ
Mesajlar: 202
Diyarbakır'da çevre felaketi

Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır yöresinde Petrol araştırmalarında bulunan bir firmaya ait Hidroklorik asit (HCl) depolama tanklarının delinmesi sonucu yaklaşık 20 ton civarında asit çevreye yayıldı. Çalışan işçilerinde bir kısmının etkilendiği felakette etkilenen bölge tamamen çöl olamaya mahkum. Bu olay basına yansımadı.
HCl asit uygulaması petrol araştırmalarında petrol tabakası üzerindeki kalsiyum taşlarının eritilmesinde rutin olarak kullanılıyormuş. Bunu öğrenince ülkemizde petrol araştırmalarının engellenmesi olaylarına sevinmemek elde değil.

Cansunarya Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-08-2008, 09:13   #37
Yeni Üye
 
TurkCelil's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-11-2007
Şehir: Antalya/Boğazkent
Mesajlar: 12
Merhaba Dünya!..

Sabahın erken saatleri, kurulmuş bir makine gibi kalkıyorum her sabah.
Yok, bu kalkışın orman yangınları ile bir ilgisi yok.
Burada, bu ortamda belki hava temizliğinden, belki huzurlu oluşumdan olsa gerek, hemen her sabah kurulmuş saat gibi 10-20 dakikalık -/+ farklılıklarla ayaktayım.

Yaz aylarında doğaldır ki pencere açık, kuş sesleri bu erken saatlerde başlıyor.
Biz, Guguççuk deriz, Kumru'nun biraz büyüğü çocukluğumun geçtiği köyümde kapımızın önünde ki “Gam Ağacı” (!) onların yuvasıydı.
Bize çok yakındılar, bu yüzden olsa gerek bu kuşları hep sevmişimdir.
İşte onların sesi ve daha başka kuşların sesi beni uyandırıyor.
Bu sesi, sesleri duyduğumda eğer henüz uzanmışsam olduğum gibi havalanıyorum, eğer ayakta isem öylesine yine havalanıyorum duygusu sarıyor benliğimi.
Canlarım, diye sesleniyorum.

Mutluluğu daha önce hiç yaşamamış olduğum duygusu hep içimde.
Evet, hiç böylesine mutlu değildim geçen yaşamımda.
Neden, nasıl bilemiyorum ama çok mutluyum.
Bahçemde ağaçlarım, çiçeklerim...
Onlara bakmak, yaprakları sararıyorsa üzüntü duymak, acaba neden?
Sorusunu sormak kendime…
Suçu kendimde aramak, gübre mi fazla geldi acaba? bilmeden bilemeden mi yaptım diye sorgulamak.
Ve suçlamak, çiçeklerim adına, ağaçlarım adına.
Onları nasıl seviyorum bir bilseniz...

İşte böylesi duygular sardı tüm benliğimi burada, bu güzel ortamda.
Bu nedenledir ki, orman yangınları yüreğimi dağlıyor.
O güzelim ağaçların yanışı, kavruluşu.
Onlarla beraber doğanın dengesi diğer canlılar?
Kuşlar belki yuvalarındaydılar, yavruları vardı kim bilir.
Böcekler, yılanlar, kurbağalar, çekirgeler, karıncalar...
Doğa...

Arka bahçemde hep serçeler, beni beklemekteler.
Neden ki?
Ekmeğim hep fazla gelmekte, kalanı ertesi gün onlara serpmekteyim parçalar halinde bahçeye.
Onu bekliyorlar, biliyorum bekliyorlar.
Hatta İlkbahar aylarında bir başka kuş gelmişti, tek.
O renkler, o başında açılınca yelpazeye dönüşen şey, adı neydi ne muhteşem bir kuştu.
Yaşamımda ilk defa canlı ve bu kadar yakından görmüştüm.
Bu mutluluk değil de NE?

İşte bu doğanın ta kendisi, uzakta yanmakta cayır cayır…
Çam ağaçlarının kavrulmuş yaprakları ve kül.
Balkonlarda, teraslarda ve caddelerimizde…
Yanıyor, yanmakta.
Yüreğimle birlikte.

Eğer yakınlardaysanız, eğer uzaktan dumanları görüyorsanız, yüreğiniz acıyor, gözlerinizde buğulanma.
Tv lerde oyun havaları, üçkâğıtçılıklar, yalancılar, aldatıcılar.
Bilge, "önce ekmekler bozuldu" demişti… Yalan.
Önce ve hep insanlar bozulmuş, insanlık çoktan unutulmuş.
Salaklar sürüsü sokakları sarmış, düşünmeyen, düşünemeyen, iğdiş edilmiş beyinli salaklar.
Ve o salakları iğdiş etmeyi marifet sayan diğer salaklar...
Evet, insanlar bozulmuş, bozulma sürmekte.
Amansızca...

10-13 yaş arası minik günahsız yavrular, kız çocukları.
Yobazların oyuncağı ana-babalar...
Teslim etmişler çocuklarını bu yobazlara, iğdiş edilsin diye beyinleri.
Işık görmesin hep, ama hep karanlıklarda kalsınlar diye.
İnsan denen varlık şayet düşünebiliyorsa, böyle bir yeteneği varsa, nasıl oluyor da böyle salak, böyle iğdiş beyinler taşır?
Gözler ne için vardır, ya da kulaklar?

Yüreğim sadece ormanlara, kuşlara böceklere yanmıyor.
Yanıyor yüreğim insanlık adına…
Etrafında ki güzellikleri göremeyen, duyamayan insanlar.
İnsan mıdır bunlar?
Yoksa insan kılığında bir başka şey mi?
Ne?

Güzellikleri göremeyen, duyamayan iğdiş beyinler neden hep pislikle kötülükle doludur ki?
İnsan ne zaman gerçek insan olacak ki?
Olacak mı, olabilecek mi?

Bir yanda yanan doğa, diğer yanda BS'da ki sorunlar, beni böylesine karamsar mı yaptılar.
Yok, yanlış, asla karamsar değilim.
Sadece üzülüyor yüreğim.
Üzgün yüreğim, hem de çok...

Sevgiyle
TürkCelil
www.turkcelil.com/ (Ağır Politik)
www.turkcelil.com/3v/ (Dağlar-Göller-Denizler-Sahiller-Tarım ve Topraklarımız)

Not:
Yazının olması gereken yer burası olmayabilir.
Eklemem gereken yeri bulamadım, zorunlu olarak buraya eklediğim için özür dilerim.
Yazı olumsuz bulunursa şayet silebilirsiniz...


Düzenleyen TurkCelil : 09-08-2008 saat 19:04
TurkCelil Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-01-2009, 20:05   #38
Ağaç Dostu
 
nariçi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 28-09-2008
Şehir: Gaziantep-Adıyaman
Mesajlar: 3,411
Galeri: 8
Gölbaşı (Adıyaman) Gölü, kent katı atıklarından nasıl korunacak.

Bu konu çok önemli, çevre temizliği bir taraftan bir taraftan da korunan alanlar için potansiyel tehlike. Gölbaşı'nın (Adıyaman) içinde selinti savak-kanalları var, bu kanallar mahalle aralarından geçip tabiat parkı olan Gölbaşı Gölüne dökülüyor. Ancak bu kanalardan yağmur suları dışında su akmaz. Yıl boyunca çevre ev ve esnaflar her türlü katı atıkları bu dereciklere atarlar, sel suları ile bunlar kışın ve bahar aylarında doğru göle taşınır.

nariçi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-01-2009, 10:41   #39
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Bugün, dünya yüzünde, çoğu beş yaşından küçük 6 bin kişi, ‘kirli su içtiği için’ ölecek.

Hizmet - İş sendikasının hazırladığı ‘Sayılarla Su’ adlı kitapta, insanlığın su konusunda hızla kutuplaşmaya doğru gittiği çarpıcı istatistiklerle ortaya konuldu:
* 1970-1990 arasında kişi başına su miktarı 3’te 1 oranında azaldı.
* Kalkınmakta olan ülkelerde nüfusun yüzde 50’si kirlenmiş tatlı su kullanıyor.
* Bir otomobil üretmek için 400 bin litre nitelikli su kullanılıyor.
* Kötümser senaryoya göre 2050’de 60 ülkede 7 milyar, iyimser senaryoya göre 48 ülkede 2 milyar insan su darlığı çekecek.
* Zengin ülkelerde içilebilir suyun 3’te 1’i tuvaletlerde kullanılıyor.
* Bir litre kullanılmış su, sekiz litre temiz suyu kirletiyor. (aa)

Bu haberi okuyunca insanın içtiği su boğazında kalıyor...

hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-11-2009, 17:54   #40
Ağaç Dostu
 
sakagun's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-05-2007
Şehir: Geyve
Mesajlar: 2,000
Galeri: 107
Mekece Gölü'nün fotoğrafını çekmek için seyir alanında arabayı durdurduk. Ne yazık ki çöplerden kenara ulaşamadım. Ben de çöplerin fotoğrafını çektim. Bu ne duyarsızlıktır anlamadım. İnsanlar özel olarak çöplerini toplayıp buraya boşaltmışlar.

Eklenen Resimler
  
sakagun Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-12-2009, 10:02   #41
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 01-12-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 3
ülkemizi kendi ellerimizle mahvediyoruz, çok yazık...

redplanet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-12-2009, 12:39   #42
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,641
Galeri: 1
Aşağıda'ki fotoğrafları bayramın 4. günü çektim. Bu derenin ismi, ülkemizin en bereketli ovalarından biri olan, Bakırçay ovasına ismini veren, meşhur Bakırçay nehri. Soma, Kınık, Bergama güzergahını takip edip, Çandarlı'dan denize dökülür.

Ne yazık'ki son yıllarda, özellikle Soma kömür madenlerin'de çıkan kömürlerin yıkanması ve çıkan siyah kömür suyunun bu nehir'e akıtılması nedeni ile neredeyse bu büyük nehir'de yaşam bitti sayılır.

Eklenen Resimler
  
ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-04-2010, 13:24   #43
Ağaç Dostu
 
Yücel Özlem's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-04-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 3,113
Galeri: 137
Geliyorum diyen felaket:
Alıntı:
En bedava tüketici hakkı
En pahalı tüketici hakkı

________________________________________

Birleşmiş Milletlerce 1948 yılında kabul edilmiş ve bizim de 1949 yılında kabul edip Resmi Gazete’mizde yayınladığımız İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin üçüncü maddesi, herkesin yaşama hakkı olduğunu kabul ve ilan eder.

Nedir bu yaşama hakkı?
Herhalde “ölmeme hakkı “gibi çok dar yorumlanması mümkün değildir.
Yaşama hakkı, en temelinden sağlıklı yaşama hakkıdır.
Yönetimler, diğer işlerinde ne yaparlarsa yapsınlar, insanların sağlıklı bir biçimde yaşamalarını önleyen, ortadan kaldıran unsurları gidermek ve halklarına biyolojik olarak sağlıklı bir yaşam ortamı sağlamakla yükümlüdürler.

Sağlıklı yaşamın en vazgeçilmez koşulu da temiz hava soluyabilme hakkı olmalı.

Eskiden bir şeyin ucuzluğuna ölçü gösterilirken “sudan ucuz” denirdi.
Dünya’da temiz su azaldı, taşıma ve ilaçlama, sağlık denetimi gibi maliyetler geldi ve sular bu niteliğini kaybetti.
Peki, Dünya’da havadan daha ucuz bir şey var mı?
Herhalde tükettiklerimizin en ucuzu o olmalı. Çünkü ne sahibi var, ne taşıma derdi. Ama gelin görün ki uygulamada bu insan açısından en temel madde, insan hakları açısından en vazgeçilmez şey giderek insanlarımızın en pahalıya kullanmaya başladıkları bir şey olmaya başladı.

Ne tuhaf değil mi?
En bedava olan şey, günümüzde insanlar için en pahalı şey hale geliyor.
Bir tüketici olarak insanların en ucuza alacağı “hava”, onların hayatlarında en pahalıya gelen tüketimi oluyor.
Ne kadar pahalı mı? Kaç lira mı?
Bence para ile ölçülemeyecek kadar pahalı. Adeta ömürden giden birkaç yıl gibi bir bedel.

***
Hava kirliliği, o en temiz ve en bedava ama yaşamımızdaki en önemli gereksinimimizi ne yazık ki bize ödenemeyecek bir bedele mal ediyor. Kentlerin egzos dumanına dönmüş havaları buralarda geçen ömürleri önce astım ve diğerleri gibi hastalıklı hale getiriyor ve sonra da mutlaka o hastalıklı ömürlerden birkaç yıl götürüyor.
Bir ömrün önemli bir kısmının hastalıklı, son üç beş yılının da kayıp olmasının bedeli acaba kaç lira ya da kaç yeşil dolardır?
Bir kişi için düşündüğünüz bu maliyet acaba tüm bir kent nüfusu için hesaplandığında kaça patlar?
Örneğin 407 milyon 25 bin lira olabilir mi?
Ya da yüzde yirmisi peşin, kalanı 48 ay taksitle?

Olamaz derseniz gidin bakın İstanbul’un en kirli havasına sahip, insanlarının gerçekten egzos soluduğu Mecidiyeköy’e.
Bu bedel oradaki insanlar için 407.000.025,- lira olarak tahmin edilmiş. Tabii hayırlı bir iş olarak düşünüldüğü için de KDV’den muaf!
Biliyor musunuz? Eğer “devlet kadar” zengin olsaydım o parayı ben verir, orayı yeşil alan yapar Mecidiye’köyün, Şişli’nin hatta İstanbul’un bütün insanlarının, bebelerinin hayat haklarını kurtarır, ömürlerini birkaç yıl uzatırdım.
Bu da bir fani olarak her türlü zenginlikten daha fazla keyif verirdi.
Ama ne yapalım, param yetmiyor …?
...
Alıntı:
“Bu taşındır diyerek o gökdeleni diksem de başına… Yine bir karşılık verdim diyemem senin yaptıklarına”
Allah selamet versin…
İstanbul’a Levent’teki eski İETT Garajının bulunduğu alana Dubai Towers’i diktiremeyip bu hevesleri kursağında kalanlar bu kez Ali Sami Yen Stadının olduğu yere İstanbul’un en yüksek binasını diktirmeye kararlı görünüyorlar.
Toplu Konut İdaresi Başkanı Bayraktar, buraya yapılacak bina için “yükseklik serbest, alan şirket buraya İstanbul’un en yüksek binasını yapabilir” anlamında demeçler vermiş.
Diğer taraftan, The Economist/Inteligence Unit'e yaptırılan ve sonuçları 8 Aralık 2009 tarihinde Kopenhag’da açıklanan Avrupa’nın Yeşil Şehirleri Sıralamasının (Green City Index) genel değerlendirmesinde İstanbul 30 Avrupa şehri arasında ancak 25'inci sırada yer alabilmiş.
İstanbul Avrupa’da, binaların enerji kullanımında 28'inci, çevre yönetimi konusunda ise 29'uncu sırada görünüyor.
Utandım.
(Raporun orijinalini görmek ve daha fazla bilgilenmek isteyenler için: http://www.siemens.com/entry/cc/feat.../report_en.pdf )

Bilirsiniz bizde bir laf vardır: En geride kalana, biraz da dalga geçmek kabilinden“sondan birinci” derler..
Çevre yönetiminde İstanbul, sondan birinciliği kime kaptırmış bilemeyiz ama maalesef bu yönetimin elindeki derecesi şu anda: “sondan ikincilik”
Bir şehrin çevre yönetiminin başarılı olabilmesi, her şeyden önce halkın bu amaçla hareket etmesine bağlıdır deniyor. Galiba doğru. İstanbul’un bu konularda sondan ikinci olmasında kabahatin bir kısmı seçilmiş yöneticilerde ise, kalanı da bizde. Öyle ya, sen gel her tarafı beton yığınına dönmüş bir Şişli-Mecidiyeköy bölgesine önce kendi tabelasındaki yazıdan öğrenildiğine göre kale gibi “Avrupanın en büyük Adliye Sarayı”nı kondur, sonra dön, o koca stadyumun yerine daha kocamanı olan İstanbul’un en yüksek binasını yaptıracağım de, buna bir “kamu kurumu” olarak imkan sağla, sonra kimsenin sesi çıkmasın.

Acaba bu işte kazın ayağı öyle mi?

Orada yaşayan adamlar hayatı boyunca gününün yirmi dört saatinde egzos gazı solusun,
Orada çalışan esnafı, personeli günün on iki saatinde mazot koklasın, genzi yansın, kulakları sağırlaşırcasına trafik uğultusu dinlesin,
Oradaki yolcu 500 metrelik yolu trafikte kırk beş dakikada ve her seferinde “cenk ederek” geçsin,
İnsanlarımız o Avrupa yirmi beşincisi İstanbul’un kendi içerisinde de şampiyonu olan bölgesinin en yoğun taşlaşması içinde boğulsunlar,
Sonra sen kalk bir de öğünerek “Arsayı satın alan buraya İstanbul’un en yüksek binasını yapabilir” de.
Yapabilir mi gerçekten?
Yani şimdi o toz duman içinde sağlıklı bir yaşam sürdürme şansı kaybolan çocuklarının körpe ciğerleri egzos dumanıyla kavrulan Şişli halkı, bunların hepsinin üzerine bir de tüy diktirir gibi en yüksek binayı diktirir mi sana acaba?
O tüyü dikebilir misin?

Bu bölgeyi Şişli halkıyla birlikte paylaşan, iki yaka arasında mekik dokurken yolu Mecidiyeköy’den geçen İstanbul halkı acaba sizin o klasikleşmiş kovboy filminin adındaki gibi “Birkaç dolar için – For a few dollars more” para tamahkârlığıyla yapılan böyle bir yanlışa tepkisiz kalabilir mi?
Para her zaman kazanılır ama orada sadece Şişli’ye değil, tüm İstanbul’a gerekli 34.640 metrekarelik koca bir yeşil alan bir daha kazanılabilir mi?

Böyle yapıp da “çevre yönetimi” sıralamasında bu kez de o Avrupalı otuz şehir içindeki yirmi dokuzunculuğu da başkasına kaptırmanıza rıza gösterebilir mi?

“Gösterir, gösterir biz Kültür Başkenti karşılamasında olduğu gibi birkaç bin balon şişirtir, beş on bin havai fişek attırır, üzerine birkaç konserle boğuntuya getirir bu işi de bir gecede bitiririz” derseniz, biz de “hadi bakalım” deriz.
Hadi bakalım.

Yücel Özlem Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2010, 12:42   #44
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 08-06-2006
Şehir: Melbourne Australia
Mesajlar: 4,550
Galeri: 232
Tarım cennetini asitle yıkayacaklar

Tarım cennetini asitle yıkayacaklar


Melis ALPHAN
17 Ekim 2010




Manisa Çaldağ’da bir doğa katliamına ramak kaldı.
Önce vakti olmayanlara kısa tarihçe sunalım:
Sardes Nikel Madencilik adlı İngiliz şirket buradan 15 yıl boyunca nikel çıkarmak üzere izinlerini aldı...

Aslının 200’de biri oranında küçüklükte bir pilot tesis kurdu.
Sonra çevreciler ayaklanınca madenin izni iptal edildi.
Bu arada madencilik yasalarında bazı değişiklikler yapıldı. Şirket yatırım için parayı bulduğu an çalışmalara başlayacak.
Sonra ne mi olacak?
Çevrecilerin, akademisyenlerin ve yerel halkın iddiaları doğruysa binlerce, belki de onbinlerce ağaç kesilecek.
Ardından Çaldağ oyulacak.
Çıkarılan toprak milyonlarca ton sülfürik asitle yıkanacak.
En vahimi, bütün bunlar açık havada yapılacak.
Dünyanın en büyük ve verimli yedinci tarım havzası olan Gediz, uzmanların deyimiyle ‘açıkhava kimya işletmesi’ne dönecek.
Cehennem senaryosunu sona sakladım:
“Yer altı suları tükenecek, sülfürik asit bütün bölgenin sularına karışacak ve milyonlarca insan bölgeden göç etmek zorunda kalacak. Ve 15 yıl sonra madenin işi bittiğinde, havza bir otun bile bitmediği bir hal alacak!

İzmir bile boşalır

İTÜ’den Metalurji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. İsmail Duman mesaisinin büyük bölümünü bu projeyi durdurmak için harcıyor

Bu madende 15 yıl boyunca ne kadar sülfürik asit kullanılacak?
- 15-18 milyon ton arasında. Bir büyük asit tankeri düşünün, 20 ton asit alır. Başlayın Turgutlu’dan tankerleri birbirinin tamponuna değecek şekilde dizmeye. 800 bin tanker ediyor. Bu 800 bin tankeri Turgutlu’dan geçen 40’ıncı paralel üzerinden Doğu’ya doğru dizin; kuyruk Pekin’i geçiyor, tankerlerin bir kısmı Çin denizine dökülüyor, sığmıyor, bu kadar asit! Ve bu kadar asit açıkta kullanılacak.

Açıkta kullanmak ne demek?
- Oradaki doğayı alıp açıkhava kimya işletmesine çevirmek demek... Kapalı mekanda yapılması lazım. Toprağın içindeki nikeli, kobaltı çözmek için günümüzde bir sürü metot var. Bunların en ilerisi basınçlı kaplarda, kapalı sistemde işlemi yapmak. Düdüklü tencere gibi, 100 derecenin üstünde asitle temas ettiriyorsunuz. Dünyada var bu, Avustralya’da var.

Ne kadarlık bir yatırım yapıp ne kadar kazanacaklar?
- Alacakları malın değeri şu andaki fiyatlarla işe başladıkları zaman 25 milyar doların üzerindeydi. Sonra kriz nedeniyle bu rakam 10 milyara düştü. Şimdi yeniden 20 milyar doları geçti. Kriz tam atlatılırsa, kazançları 35-40 milyar dolara kadar çıkabilir. Kapalı sistem için gereken 5-7 milyar dolarlık yatırımı yapmıyorlar. Aradaki farkı da doğaya ve insana ödetiyorlar. Kazanç özelleştiriliyor, risk kamulaştırılıyor. Şimdiki yatırımları milyar doları bulmuyor.

35-40 milyarlık kazançlarından Türkiye’ye ne kadarını bırakacaklar?
- Türkiye’ye 10 yılda bırakacakları para 163 milyon dolar. Yani Türkiye’nin bir buçuk günlük dış borç faiz ödemesi.

18 milyon ton sülfürik asit nereden sağlanacak?
- Her yıl büyük ihtimalle Güney Amerika’dan, Ant Dağları’ndan 300-330 bin ton kükürt ithal edecekler; kamyonlarla, gemilerle buraya kükürt taşınacak. O kükürt bir fabrikada yakılacak. Kurdukları tek fabrika sülfürik asit fabrikası. Dünyanın ikinci büyük sülfürik asit fabrikasını bir tarım havzasına ve Türkiye’nin en verimli, dünyanın yedinci büyük verimli tarım havzasının orta yerine kurmak, çatınıza yüz ton dinamit depolamak gibi bir şey.

Neden?
- Çünkü en ileri sülfürik asit üretim teknolojilerinde bile binde üç kaçak vardır. 18 milyon ton sülfürik asitte binde üç, korkunç bir miktar. 54 bin ton asit sülfürik asit havaya karışacak. Gediz, sülfürik asidin içindeki kükürte tamamen yabancı bir havza. Burası laterit havza, oksitli topraklar. Hiç kükürt yok bu topraklarda. Bu ekosisteme yabancı bir elementi devasa miktarlarda soktuğunuzda doğal yaşamda öyle bir kırılma olur ki, bir daha geri dönülemez.

Gediz Havzası’nın bereketi nereden geliyor?
- Gediz Havzası, Turgutlu, Manisa, İzmir, Foça ve Menemen ovalarına kadar göl halindeymiş. Bu göl milyonlarca yıl varlığını sürdürmüş, 16 milyon yıl önce de kurumuş. Laterit dediğimiz buranın toprakları, Balkanlar’dan, Sırbistan’dan başlayıp Arnavutluğu geçen, Yunanistan üzerinden Ege Denizi’nin dibini geçip İzmir çizmesinden karaya çıkan, Manisa’da devam eden, Ankara üzerinden bir yay çizip ta Harran Ovası’na kadar giden bir kuşak. Akarsu yatakları bunlar. Bereketi de buradan geliyor.

MACARİSTAN GİBİ KIZIL TEHLİKE RİSKİ

Öngörünüz ne?
- Uşak’ın batısından başlayıp Ege Denizi’ne kadar Gediz Havzası’nda tarım biter. Burası Sultaniye üzümünün, sarı kuru üzümün dünya başkenti. Dünyanın her yerine buradan kuru üzüm ihraç ediliyor. Ve bunun yüzde 85’i açıkta kurutuluyor. Şimdi düşünün, asit taşıyan rüzgar geldi, kurumakta olan üzümün üstüne oturdu. İhraç etmeye kalkarsanız hangi gümrükten geçer? 15 yılın sonuna gelmeden buradan büyük göçler başlayacak. İki milyonun üzerinde bir nüfus bundan etkilenecek.

Havuz sistemi kullanılacağı söyleniyor...
- Havuz sistemi diyorlar, halbuki yapacaklarının altısından dördü yüksek baraj. Ve bunları 45 derece eğimli yamaçlarda yapmaya kalkıyorlar. Havuz dedikleri Uluslararası Yüksek Barajlar Komisyonu’nun kriterlerine göre aslında baraj.

Yani?
- Böyle bir eğimde yapılan baraj o sette ne kadar dayanacak? Projede havuz diye geçen bu yapı aslında baraj, içinde de asitli ve ağır metalli çözelti bulunacak. E burası da deprem bölgesi. Ve 45 derecelik meyillerde yapacaklar bunları. Yapacakları barajların dördünün tepe yüksekliği 17 metreyle 23 metre arası. Ve içlerinde asitli su olacak. Daha yukarıdan sel geldiğinde ya duvarı yıkacak ya da taşırıp aşağı asitli su indirecek. Arkasından sel vurup çamura bulanmış bu yığınları önüne kattığı zaman ne yapar? Asit değdiği yerden geçer. Yağmurla her tarafa yayılır. Ekosistemi değiştirir.

Buradaki doğanın kendini toparlaması kaç yıl alır?
- Yıl mı, kaç yüzyıl mı? Çok yüzyıl alır. Toparlanmaz.

Yığınlara yer açmak için kaç ağaç kesilecek?
- Rakamlarına göre 330 bin ağaç kesilecek. Bu rakamın içinde ne yok biliyor musunuz? 2003’te yapılan sayımda göğüs çapı 8 santimetreden az olan fidanlar ağaç sayılmadı, orman envanterine dahil edilmedi. Yaklaşık iki milyon ağaç kesilebilir.

Macaristan’daki gibi sel riski için nasıl bir önlem alacaklar?
- Etrafını kuşaklayacaklarmış. Dağdan inen seli hangi hendekte kuşaklarsın? 3 metre eninde kanal açıp seli durduracaklarmış. Dünyanın neresinde böyle sel durdurulur?

Suları nasıl etkileyecek bu maden?
- Maden işletmesinin Turgutlu’nun su ihtiyacından daha fazla suya ihtiyacı var. Bergama, Uşak Eşme’den sonra Etem çukurunda da madencilik ruhsatı alındı. İzmir üç yönden çapraz ateşte. İzmir’i besleyen sular Ege topraklarından geçiyor. Böyle devam ederse 10-15 yıl sonra İzmir su nedeniyle terk edilmek zorunda kalabilir.



Nükleer bombadan beter
EDİZ TUNCEL (Yakın Doğu Üniversitesi Öğr. Grv.)

1913’te Lefke’de Kıbrıs Maden Şirketi bakırı ayrıştırmak için açık havada sülfürik asit kullandı. İki kilometrelik bir alanda havuzlar kuruldu. Bugün o havuzların hali içler acısı. Bölgede muazzam bir çevre kirliliği yaratıldı. İki kilometrekarelik alan 100 kilometrekarelik bir alanı etkiledi. Oraya bir nükleer bomba atmış olsaydınız o boyutta bir tahribat yaratamazdınız.
Bu madende çalışan insanların hepsi kanserden öldü. Madenin bir numaralı işçisi olan Rum da, iki numaralısı olan dedem de... Dedem kan kanseriydi. Babam da madende çalıştı, periton kanserinden öldü. Dayım bu madende çalıştı. O da oniki parmak ve pankreasta çıkan kanser türünden vefat etti. Komşumuz da aynı şekilde.
Onkoloji merkezinde ölen hastalarla ilgili tutulan defteri incelerken fark ettim ki doğrudan etki alanında olan köylerde ölen insanların hemen hepsi kanserdi. Şu an Kıbrıs’ta en fazla görülen hastalık kan kanseri. Madenin yakınında bir köy var. O köyde ise çok ilginç bir hastalık ortaya çıktı. Bir çeşit kas hastalığı... Sağlıklı insanlar bir anda pelteye dönüyor, kasları erimeye başlıyor, sinir sistemleri iflas ediyor, altı ay geçmeden de ölüyorlar. Herhangi bir tedavi bugüne kadar uygulanabilmiş değil. Oradan ayrılırken maden şirketinin yetkilileri hastalarla ilgili arşiv kayıtlarını alıp gittiler, hastanede de bir şey bırakmadılar.

Ankara’yı yanlış bilgilendirmişler
AYLA YÖNET (Turgutlu TEMA Temsilcisi)

Dört yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. İnanıyorum ki Ankara burada olacakların farkında değil, yanlış bilgilendirme olmuş. Mesela ÇED raporunda gölet olarak adı geçen şeylerin dördünün büyük baraj olduğunu öğreniyoruz. Eminim Ankara’dakiler bunu bilseler onay vermezlerdi. Birinci derecede biz Turgutlu’da yaşayanlar etkileneceğiz. Mesela bu sene çok yağmur yağdı ve 2 Şubat’ta köyden biri “Ufak çaplı bir sel oluştu, köyün içinden sular akıyor” diye beni aradı. Ve bu sularda henüz asit falan yok, normal yağmur suları derenin yatağı bozulduğu için, tedbir alınmadığı için köyün içine taştı. Macaristan’daki olayı biliyorsunuz, bütün köyü o kızıl çamur kapladı. Bu Turgutlu’nun değil, Türkiye’nin sorunu, herkesin müdahil olması gerek.

KÖYLÜ ARAZİSİNİ SATTIĞINA PİŞMAN

* Necati Gülkıvrak (Turgutlu Manavlar Odası Başkanı): Şu pazarda gördüğünüz çoğu şeyi satamayacağız. Belki bu üç-beş yıl sonra yavaş yavaş hissedilmeye başlanacak ama 10 yıl sonra bunların hiçbirini pazarda bulamayacaksınız. Bu işin sadece sebze meyve yönü.
* Necip Köken (Turgutlu Tuhafiyeciler Manifaturacılar Odası Başkanı): Bizim toprağımızda her şey yetişiyor. Biz ovayı bahçe olarak kullanırız. Bu madenin zararı yüzde 1500 olur. Buradan göç etmek zorunda kalırız. Hayatın olmadığı yerde hangimiz yaşayabiliriz? Siz şehirde membaa suyu içersiniz, biz onu düşünmeyiz bile. Biz çeşmeden su içeriz. Ama bu maden yapılırsa bırakın çeşme suyu içmeyi, belki hiç su bulamayacağız. Macaristan’daki gibi bir felaket olmayacağının garantisini nasıl verecekler bize?
* Sabri Toker (Elektrikçiler Odası Başkanı/Manisa Esnaf Odaları Başkan Vekili): Sadece Turgutlu’nun meselesi de değil bu, Manisa, Ahmetli, Akhisar, Salihli, bütün bölgeleri etkileyecek bir hadise. Dünyanın 7’nci büyük tarım havzası Gediz ve bu havzayı yok etmek için uğraşıyorlar. Dünyanın en büyük Sultaniye üzüm rezervi burası. Dünyada tüketilen kuru üzümün dörtte üçü buralardan çıkıyor. Biz bu madenden sonra dışarı üzüm satamayız.
* Halil Turgut (Emekli din görevlisi): Bu madeni işleme süreci ileri ülkelerin kullandığı bir yöntem değil. O ilkel yöntem zararı 10’a, 20’ye, 30’a katlayacak. Medeni ülkelerin kullandığı sistemler olursa ne ala. Maden alanlarında yıllarca bir otun bitmediği söyleniyor. Biz geldik geçiyoruz ama gelecek nesil için acı bir sonuç vereceğine eminim.
* Hüseyin Çakı (Sinirli köyü muhtarı): Önceden bir bilgilendirme toplantısı yapılmadı. Maden halk arasında kulaktan kulağa yayıldı. Belediye başkanımız zarar görmeyeceğimizi söyledi. Bizde 5 dönüm yer varsa, Belediye başkanında 1500 dönüm var. En çok zarar göreceklerden biri o. “Arkadaşlar öyle bir zarar görecek olsak ben karşı çıkarım, zarar görmeyeceğiz” deyince zararsız olacağına inandık. Sonradan gerçekleri öğrendik. Burada beş kişi çalışacak diye 500 kişi zarar görmesin.
* Emine Yönet (Ev hanımı): Bütün dünya kovalamış, Turgutlu Ovası’ndakinden daha enayi insan yok mu? O raporları alırken “Bir karınca yaşamıyor. Hayat yok burada” demişler. Ben sizi götüreyim, karıncayı da, tavşanı da görün. Ağaçlar nasıl yaşıyor? Pilot tesisten taşan su köyün içinden akınca kazlar, tavuklar öldü. Bin lira değerindeki toprakları 40’ar bin liraya aldılar. Köylüler 40 milyar para görünce arazilerini sattı. Şimdi “Çapamızı, küreğimizi, av tüfeğimizi alıp, traktörlere mazotları doldurup yolu yakacayacağız, sokmayacağız onları” diyorlar. Daha önceden anlatılmadı onlara çünkü. Pişmanlar.

http://www.hurriyet.com.tr/pazar/16060707.asp?gid=373

Bir arkadasin, Hurriyet gazetesinden alip gonderdigi bu yaziyi paylasmak istedim. Yillar once Lefkede cikarilan bakir madeni benzer yontemlerle cikarilmisti. Simdi maden bitti isletilmiyor, ama, atiklar, kalintilar her tarafi tehtit ediyor.

Ali H. ALI Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-12-2010, 13:01   #45
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,641
Galeri: 1
Bergama belediyesi'nin Nisan ayında başlattığı arıtma tesisin'de sona yaklaşıldı.

Bakırçay nehri artık en azından, nüfusu 60.000 kişi olan Bergama tarafından kirletilmeyecek. Ayrıca, ayraştırılıp temizlenecek olan çamur, gübreleme amacı ile kullanılacak. Umarım en kısa zamanda, Soma ve Kınık ilçeleri'de arıtma tesislerini yapar ve Bakırçay büyük ölçüde temizlenir, tekrar eko sisteme dönüş yapar.

(Not: Aşağıda'ki Haber ve fotoğraf kuzey express gazetesin'den alıntı'dır).

-------------------------------------------------------------------------


İnşaatına Bergama Belediyesi tarafından Nisan ayında başlanan Bergama Atıksu Artıma Tesisi'nde son aşamaya gelindi. Atık suların insan ve çevre sağlığına uygun hale getirilmesi ve çevre için güvenilir koşulların sağlanmasının amaçlandığı projeyle, Bergama'nın günlük 13 bin metre küp debilik suyu arıtılarak Bakırçay Deresi'ne dökülecek. 78 bin kişilik nüfusun arıtma ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde tasarlanan projeyle, karbon, azot ve fosfor gideriminin büyük ölçüde arıtılması amaçlanıyor. Bu sayede Tesis, uzun vadede Bergama'nın artacak nüfusunun arıtma sorununu çözebilecek.


Tesisin Avrupa Standartları'nda hazırlandığını belirten Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç; "Büyük bir kısmı tamamlanan artıma tesisimizi yeni yılla birlikte açmayı planlıyoruz. Tesis tamamlandığında yaklaşık 60 bin nüfuslu Bergama'nın atık suyu büyük ölçüde arıtılmış olarak doğaya salınacak. İleriki aşamalarda ise çıkan stabil su; tarımsal alanların sulanmasında ,çamur ise, gübrelemede kullanılabilecek hale gelecektir. Sonraki dönemlerde ise yine ilçemiz için önemli bir proje olan, Katı Atık Düzenli Bertaraf Tesisi'ni devreye sokacağız. Gösterilen bu duyarlılıkla Bakırçay artık daha temiz bir yer haline gelecektir. Bergama Belediyesi olarak çevre adına böyle faydalı işler yapmaktan mutluluk duyuyoruz." diye konuştu.


Çevre düzenlenmesi, boya ve elektrik tesisatının tamamlanmasıyla birlikte nihayete erecek projeyle Tesis, 24 saat boyunca Bergama'daki atık suyu arıtacak. Şehir şebekesinden gelen atık su toplama bacası, kaba ve ince ızgara, havalandırma, havuz ve filtreleme işlemlerden geçtikten sonra, elde edilen temiz su Bakırçay'a dökülecek. Bünyesinde birer çevre mühendisi, elektrik teknisyeni ve laborantın çalışacağı Tesis, 1 aylık deneme süresinin ardından, Şubat ayında tam zamanlı faaliyetlerine başlayacak.

Eklenen Resimler
 
ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-03-2011, 14:57   #46
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,641
Galeri: 1
Bugün gazetede'ki köşesin'de, Yalçın Bayer ilginç bir konu yazmış.

İŞTE ÇEVRE POLİTİKALARIN'DA Kİ HALİMİZ:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...arid=42&gid=61

ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 23-03-2011, 10:51   #47
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
TRAKYA'DA HAYALET VAR

http://www.odatv.com/n.php?n=trakyad...var-2303111200

http://www.ergenehayatadonsun.org/

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-05-2011, 09:05   #48
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba.

Sn. Arkadaşlar, Doğruluk derecesini henüz araştıramadım. Yine de temkinli olmakta fayda var diye düşünüyorum.

Elektronik posta yolu ile gelen mektubu aşağıda paylaşıyorum.

Alıntı:
ACİL DUYURU !....( TANIDIKLARINIZI UYARINIZ )

ACİL DUYURU !...

( TANIDIKLARINIZI UYARINIZ )

20 ıla 28 mayıs tarıhleri arasında yağmur yağarsa altında kalmayınız, normal yağmur olarak yağacaktır ama ıçındekı asıt oranı yuksek olduğundan ilerde cılt kanserı yapma olasılıgı %90’dır. Nasa nın açıklamasıdır.

Saygılarımla,

Kartal ÖZÇAKIR
İşletme Genel Müdür Yardımcısı TGS Yer Hizmetleri A.Ş.

İnşallah yanlış alarmdır.

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-10-2012, 15:14   #49
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,641
Galeri: 1
Ölmeden ölüme dikkat çektiler



Bursa' nın Keles İlçesi Kozağacı Vadisi’ne yapılacak olan ve 23 köyü etkileyen termik santrale tepki gösteren köylüler kefenlerle eylem yaptı. Doğanın tahribatı ile meydana gelecek ölümlere, yaşarken dikkat çekti.



BURSA- Keles İlçesi’nin Kozağacı Vadisi ve Harmanalanı bölgelerinden çıkarılacak kömürle çalışacak olan termik santral için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından 1 Kasım’da ihale yapılacak.



Keles’e bağlı 23 köyü etkileyecek termik santrale 5 yıl önce de karşı çıkarak yapımından vazgeçilmesini sağlayan köylüler, yeni ihale öncesi tepkilerini Bursa’da protesto yürüyüşüyle gündeme taşıdılar. Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER)’in desteği ile eylemlere başlayan köylüler Bursa’da yaklaşık 3 bin 500 kişinin katılımıyla termik santrali protesto etti.



Eyleme, Tabip Odası, Akademik Odalar, Baro, DAĞDER, sivil toplum kuruluşları, partiler de destek verdi. Elledinde çeşitli pankartlar taşıyan köylüler, 'Köylü burada bakan nerede', 'Termik santral istemiyoruz', 'Termik yapma boşuna yıkacağız başına', 'Bursa uyuma yeşiline sahip çık', 'Kiraz bahçesi kül bahçesi olmasın' sloganları atarak Setbaşı Caddesi’nden Kent Müzesi önüne kadar yürüdü.



KADINLAR EN ÖNDE


Kadınların en önde yürüdüğü eyleme çevredeki vatandaşlarda alkışlarla destek verdi. Keles Köyleri adına basın açıklaması yapan Hasan Tekin, 2006 yılında verdikleri mücadelenin daha da büyüğünü vereceklerini söyledi. Ankara’da onaylanan termik santralin 23 köy, 2 mahalleyi etkileyeceğini belirten Tekin, yıllardır büyüttükleri Kozağacı Vadisi’ndeki kiraz ağaçlarının da yok olacağını kaydetti. Yurt dışına ihraç ettikleri kirazlar ile 20 yıldır bölgeyi kalkındırdıklarını ifade eden Tekin, "Kimse bize 'Termik santral istiyor musunuz?' diye sormadı. Sorsalardı 'Tunçbilek ve Orhaneli termik santralini biz çok iyi biliyoruz' derdik. Yık edilen doğayı, toprağı, tarımı çok iyi biliyoruz. Biz 'Tunçbilek ve Orhaneli termik santralinin ardından bıraktığı çölü o devasa çukuru çok iyi biliyoruz' derdik. Bundan 6 yıl önce 'Canımızı veririz toprağımızı vermeyiz' dedik. Bugün de diyoruz" dedi.


Mücadeleye yılmadan devam edeceklerini söyleyen Tekin, gerekirse Ankara’ya gideceklerini de vurguladı.

cemal.S ve Halil Önen beğendi.
ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-08-2013, 10:42   #50
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,641
Galeri: 1
Kuzey Ege'nin en büyük nehri olan Bakırçay nehri yıllardan sonra ilk kez bu kadar temiz akmaya başladı.

Uygulanan önlemler hızla işe yaramış gibi görünüyor. (Fotoğrafları dün çektim).


(Yukarıda ki 42 no.lu mesajda ki fotoğraflar ile kıyaslayınca fark açık bir şekilde belli oluyor).

Soma-Kınık ve Bergama ilçe belediyelerinin aldığı önlemler (atıkların nehre bırakılmaması, filtreleme ... gibi) çok faydalı olmuş.

Özellikle yılın bu zamanlarında Soma'da yıkanan kömürlerin oluşturduğu o siyahlık ve çamur yok olmuş gibi.

Umarım bu önlemlerin devamı gelir.

Eklenen Resimler
  
ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-11-2013, 19:03   #51
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
"Gündemi Değiştiriyorum!"

TRAKLI beğendi.
pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-11-2013, 22:19   #52
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
Bir damla suyumuz kalmayabilir

TRAKLI beğendi.
pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-11-2014, 16:18   #53
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
Kapıdaki tehlike: İklim değişikliği



Prof. Kadıoğlu'ndan iklim değişikliği uyarısı...




Sorel DAĞISTANLI / Habertürk - BM Uluslararası İklim Değişikliği raporunda yer alan Türkiye’ye ilişkin verileri HABERTÜRK’e değerlendiren Prof. Kadıoğlu, ısı artışı ile gelen sıcak hava dalgalarının, özellikle üst katlarda oturan kilolu ve hasta insanlar için ölüm anlamına geldiğini, su yüzünden savaşlar çıkacağını, hortumların artacağını anlattı

TÜM dünyada yıl içinde gerçekleştirilen iklim değişikliği toplantılarının ışığında hazırlanan Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli değerlendirme raporunda yer alan verilere göre; Türkiye’de sıcaklık artışı, yağış rejiminde değişim, deniz suyu seviyesinde yükselme, toprak suyu içeriğinde önemli ölçüde azalmalar var. Ataşehir Belediyesi’nin düzenlediği konferansa katılan İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, bu verileri değerlendirdi.

TOPLU BALIK ÖLÜMLERİ

“Kentlerdeki sıcaklık artışı sonucu sıcak hava dalgaları, binaların üst katlarında oturan kilolu ve hasta insanlar için ölüm demek” diyen Kadıoğlu “Sıcaklık üst katlarda daha fazla ve kilolu insanlar vücut sıcaklıklarını kontrol edemiyorlar. 2003 Ağustos ayında Fransa’da sıcak hava dalgalarından dolayı 35 bin kişi öldü. Sıcaklığın artması Türkiye’de sıtma gibi tropik iklim hastalıklarında da artış demek. Sinekler ve keneler çoğalacak, insanlara geçen hastalıklar artacak. Sıcaklık deniz suyunu da ısıtınca toplu balık ölümleri olacak’’ dedi.

‘MÜŞTERI BULAMAYACAK’

Kadıoğlu sıcaklık artışının daha fazla orman yangını anlamına da geldiğini vurguladı. “Yangın, daha fazla buharlaşma demek, toprağın nemi kuruyor. Bunun anlamı da ‘kıtlık’tır” diyen Kadıoğlu şöyle devam etti: “Kış ve yaz turizmi de etkilenecek. Karların erimesiyle kayak merkezleri müşteri bulamayacak. Tatil için yazın ortası değil, ilkbahar ve sonbahar seçilecek. İklim ve binaların neden olduğu ısınma sonucunda, hortum, şiddetli ve ani seller, gök gürültülü sağanak yağışlar ve yıldırımların sayısında artış olacak.”

OTOYOL ALARMI

Verilerde yer alan “Su seviyesinin yükselmesi” başlığının önemine dikkat çeken Kadıoğlu, “Karadeniz Otoyolu gibi yollar, böyle bir durumda kullanılamayacak’’ dedi. Yağış olmayınca, aşırı sıcaklarda buharlaşma nedeniyle toprakta su kaybı meydana geleceğini ifade eden Kadıoğlu “Bitkiler susuzluktan ölünce kökleri ile tuttukları toprak serbest kalacak ve rüzgârla yayılacak. Bunun anlamı da çölleşmedir’’ diye konuştu.

SU SAVAŞLARI

Prof. Dr. Kadıoğlu, sadece ülkeler arasında değil, ülkelerin içinde, bölgeler arasında da sorunlar yaşanacağına dikkat çekti. Kadıoğlu, “Şu anda Anadolu’da köyler arasındaki en büyük kavgalar sudan kaynaklanıyor. Mesela İstanbul, Bulgaristan sınırından Düzce’ye kadar suları topluyor. Bu illerle İstanbul arasında da sorunlar yaşanacak” uyarısı yaptı.

"AVRUPA'NIN KORKUSU KİTLESEL GÖÇLER"

KADIOĞLU halen göçlerin nedenlerinin savaşlar ve iklim değişikliği olduğunu belirterek şöyle dedi: “Avrupa’nın en büyük korkusu; Afrika, Türkiye, Ortadoğu’nun kuraklaşması ile beraber, kitlesel göçlerle karşı karşıya kalması. Şu anda yaşanan göçler ileride kitleselleşecek. Avrupa göçü, bir ulusal güvenlik problemi olarak görüyor. Böylece sınırların kontrol edilmesi problemi ortaya çıkıyor. Şimdi de sınırları kontrol etmek için savaşlar olacak.’’

“Çöl iklimine doğru gidiyoruz’’ diyen ve normal şartlarda buzul çağına girilmesi gerektiğini ifade eden Kadıoğlu, dünyayı sürekli ısıtan insanların yok olmaması halinde Dünya’nın bir daha buzul çağına giremeyeceğini kaydetti.

"AFET SAYILMIYOR"

Kuraklığın kanunlarda afet olarak yer almadığına işaret eden Prof. Kadıoğlu, “Oysa Türkiye kuraklık ülkesi. Afet olarak görülmediği için bununla ilgili bir istatistik de yok. Türkiye’de bir şeyin afet sayılabilmesi için mutlaka binaya zarar vermesi gerekiyor. Anlayış bu’’ dedi.

Kapıdaki tehlike: İklim değişikliği - Gerçek Gündem

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-11-2014, 16:39   #54
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
Türkiye'de son 10 yılda, 2 milyon 573 bin futbol sahasına denk gelen 27 milyon 825 bin 64 dekar tarım arazisinin, imara, inşaata kurban gittiği ortaya çıktı.

ATB Başkanı Ali Çandır "Tarım topraklarımızı korumak hepimizin boynunun borcudur. Topraklarımız olmadan beslenme politikalarını oluşturamayacağımız gibi, toplumumuzun besin ihtiyacının karşılanmasını da tehlikeye atmış oluyoruz. Bu durum günümüzde kendini sadece fiyatlar düzeyinde belli ediyorken, durumun böyle devam etmesi halinde gelecek kuşakları büyük tehlikeyle baş başa bırakmış olacağız. Ayrıca tarımın stratejik önemi, çevremizde yaşanan olaylar nedeniyle her geçen gün daha fazla insan tarafından görülmekte ve anlaşılmaktadır. Günümüzde bazı ülkeler tarım ve gıda ürünlerini cephane olarak görmekte ve hatta kullanmaktadır. İleride açlık, kıtlık gibi terimlerle karşılaşmak ve kötü durumlara düşmek istemiyorsak şimdiden önlemlerimizi almalıyız" diye konuştu.

Antalya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Vahap Tuncer ise şunları söyledi:

"Bunların toplam alanı da Türkiye'deki tarım arazilerinin yüzde 11'i. Türkiye tarımsal katma değerinin yüzde 70'i bu alanlarda yetişiyor. Ancak bu alanlar çok ciddi imar, sanayi ve turizm baskısı altında. Türkiye tarımda geleceğini kurtarmak ve bu anlamda söz sahibi olmak istiyorsa bu bölgelere yapılacak sanayi ve enerji yatırımlarını başka bölgelere kaydırmak, turizm tesislerini deniz- kum- güneş ötesinde çeşitlendirerek başka alanlara kaydırmak zorundadır. Bu bölgelerdeki nüfusu hızla artan kentlerde yerleşim alanlarını birinci sınıf tarım arazileri ve meyve bahçeleri üzerinde değil, marjinal tarım arazileri üzerinde değerlendirmelidir. Bu çerçevede Batı Çevre Yolu'nun açılması Konyaaltı'nda birinci sınıf 1600 dekar meyve bahçesinin elden çıkmasına yol açmıştır. Burada yapılan planlama, komşu mahallelerde de planlama baskısı ve talebini artırmıştır. Daha plan hayata geçirilmeden Bahtılı, Çakırlar, Doyran ve Karatepe bölgesindeki çiftçilerden de imar talebi gelmeye başladı. Halkta yaratılan 'şehirli olacağız, şapkayı atıp kravat takacağız' algısının onların kurtuluşu olmadığı anlatılmalıdır."


Türkiye'de son 10 yılda, 2 milyon 573 bin futbol sahasına denk gelen 27 milyon 825 bin 64 dekar tarım arazisinin, imara, inşaata kurban gitti

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-11-2014, 17:45   #55
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
Bir başka ciddi felaket uyarısı daha:

'30 yıl sürecek kara kış kapıda'

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-12-2014, 23:35   #56
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: Çanakkale
Mesajlar: 6,421
Analiz: Türkiye topraklarını kaybediyor

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 11:59.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2020