agaclar.net

agaclar.net (http://www.agaclar.net/forum/)
-   Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları (http://www.agaclar.net/forum/doga-cevre-ekoloji-gida-hukuk-ve-politikalari/)
-   -   Yaşadığımız Çevre ve Felaketler (http://www.agaclar.net/forum/doga-cevre-ekoloji-gida-hukuk-ve-politikalari/1248.htm)

Mine Pakkaner 23-05-2006 12:16

Yaşadığımız Çevre ve Felaketler
 

GEBZE -DİLOVASI ÇEVRE FELAKETİ


Sanayi kuruluşlarının konut alanlarıyla iç içe üretim yaptığı Kocaeli'nin Gebze ilçesine bağlı Dilovası beldesinde yapılan bir araştırma, bölgedeki kirlilik oranının Avrupa Birliği ölçülerinin 30 kat üzerinde olduğunu ortaya çıkardı.
Kanser vakalarındaki artış üzerine geçtiğimiz ay bölgeye giden Meclis Komisyonu, kirliliğinin sınır değerleri aşmadığını açıklamıştı.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Kocaeli Üniversitesi ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nce yapılan araştırmaya göre, havadaki zehirli kadmiyum ile bunun bileşikleri olan yüksek derecede zehirli maddelerin oranı 7 bin 170 miligram.

Bu maddelerin AB ölçeğindeki tehlike sınırı ise 239 miligram. Yani, Dilovası'ndaki kirlilik oranı AB ölçülerinin 30 kat üzerinde.

Zehirli kadmiyum elementi ve bileşiklerinin çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden olduğu kaydedilen bilimsel araştırmada, bu maddelerin organizmaya solunum, besin ve içme suyu yoluyla alındığında karaciğer fonksiyonlarında değişimlere neden olduğu belirtildi.

Bu kimyasal maddeler ayrıca, böbrek bozuklukları ile 'itai-itai' olarak bilinen kemik hastalığına da yol açıyor.



BELDENİN ADI 'ZEHİR OVASI'
Belde halkını kanser vuruyor
Sağlık, Sanayi ve Çevre Bakanlığı raporları Dilovası'ndaki çevre kirliliğinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne sermişti.

Buna göre Dilovası'da ölümlerin 32.3'ünün nedeni kanser. Ölümlerin yüzde 44'üne akciğer kanseri, yüzde 19.5'ine mide kanseri neden oluyor.

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Murat Tuncer, hava kirliliği ve zehirli atıkların etkisiyle bölgede kanserden ölüm oranının kalp ve damar hastalıklarının önüne geçtiğini belirtiyor.

Tuncer'in verdiği bilgilere göre, bölgede 2001 ve 2002 yıllarında tespit edilebilen kanserden ölüm vakası sayısı 75. Kalp ve damar hastalıklarından ölenlerin sayısı ise 63.

Türkiye'de 61 ilde kanser tarama merkezi kurduklarını belirten Tuncer, hiçbirinde kanser tespit cihazı bulunmadığını söylüyor.


Fabrikaların ruhsat durumu
2005 yılı verilerine göre, Dilovası bölgesindeki fabrikaların yüzde 44'ü ruhsatsız. Dilovası Organize Sanayi Bölgesi'ndeki fabrikaların yüzde 76'sının deşarj izinleri bulunmuyor ve bu fabrikalardan yüzde 72'sinin de hava emisyon izinleri yok.



Dilovası'nda özellikle metal, kağıt ve kimya sanayi kuruluşlarının yol açtığı çevre sorunlarının yanında gürültü ve görüntü kirliliği de endişe verici boyutlara ulaştı.

Bölgede çevre kirliliğinin ileri düzeye ulaşmasından en çok etkilenenler ise çocuklar.

Solventtaş İlköğretim Okulu, ikinci sınıf öğrencisi Emin Yıldız "akşamları gözlerimiz yanıyor. Etrafa çöp döküyorlar. Temiz bir hava ve çok güzel bir çevre istiyorum" diyor.

Akşamları havanın çok kirli olduğunu söyleyen sekiz yaşındaki Nurullah Sorba da, temiz bir hava istediğini söylüyor.

"Sanayicilere ceza değil, süre verilsin"

Dilovası Belediye Başkanı MHP'li Musa Kahraman ise, bölgede kirliliğe yol açan kuruluşlara ceza kesileceği yerde, sanayicilere süre verilerek ne yapmaları gerektiğinin öğretilmesini istedi.

Kahraman, "devlet asli görevlerini sanayiciye yaptırtırsa bunun önünün alınması mümkün değil. Sağlık ocağını Sağlık Müdürlüğü, okulu Milli Eğitim, park- bahçeyi Büyükşehir Belediyesi yapmalı. Sanayi kuruluşu sadece vergisini vermeli. Neticede 'ben senin binanı boyattım', 'sağlık ocağını yaptırdım', 'kurumunun ihtiyaçlarını giderdim' diyen bir sanayiciye bizim yüzde 100 yaptırım duruşunda olmamız mümkün olamaz" dedi.

Kahraman'ın çözüm önerisi ise şöyle: "Bu bölgede Toplu Konut İdaresi'nce bir yer belirlenerek Dilovası'nda sanayi kuruluşları ile birlikte yaşayan insanları bu bataktan kurtarmak gerekir. Ayrıca Dilovası'nda komisyon çalışmalarının başlanacağı zaman sanayi kuruluşlarında derlenip toparlanma oldu. 2006 sonunda da kalıcı çözümler gelecektir."

Meclis Komisyonu: "Kirlilik sınır değerlerini aşmıyor"

Dilovası'ndaki sanayi kuruluşlarının atıklarının çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla kurulan ve geçtiğimiz ay beldede incelemelerde bulunan Meclis Araştırma Komisyonu, iki gün süren çalışmalarının ardından yaptığı açıklamada 'Dilovası'ndaki hava kirliliğinin ortalamanın üzerinde olduğunu ancak sınır değerleri aşmadığı'nı bildirmişti.

Komisyon Başkanı AKP Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar, ''bölgedeki hava kirliliği sınır değerleri aşmış değil ama ortalamaların üzerinde. Burada hem denizin, hem de Dilderesi'nin kirliliği söz konusu. İzmit Körfezi'ndeki kirliliğinin yaklaşık yüzde 25'inin, Dilderesi'nden kaynaklandığı söyleniyor. Hereke, Dilovası, Gebze'de arıtma tesisi yok. Sanayi ve konutlardan çıkan atıklar denize deşarj ediliyor. Düzenli çöp alanı yok. Vahşi depolama dediğimiz yöntemle depolanıyor'' demişti.

Ayar, Dilovası'nda sanayi ve evsel atıkların arıtılarak denize deşarjını sağlayacak arıtma tesisinin önümüzdeki yılın sonuna kadar faaliyete geçmesinin planlandığını söylemişti.

Ayar ayrıca, Dilovası Organize Sanayi Bölgesi'nde alınan önlemlerle ilgili olarak da, ''kirliliğinin önlenmesi için tüm tedbirler alınmış. Fabrikalara tek tek neler yapılması gerektiği bildirilmiş ve taahhütler alınarak, süre verilmiş. Yıl sonuna kadar, buradaki sanayiciler çevreyle ilgili tüm yatırımlarını tamamlamış olacak'' demişti.

Kaynak: buğday derneği e-bülteni

Mine Pakkaner 27-05-2006 01:28

Köy muhtarından çevre kirliliği cezası

Bingöl’ün Yamaç köyünde çevre kirliliğine karşı ağır yaptırımları olan bir uygulama başlatıldı

Muhtar ve ihtiyar heyeti çevre kirliliğini önlemek amacıyla, ceza uygulaması başlattı. Köylülere tebliğ edilen karara göre, köyü kirletenler 150 ile 500 milyon lira arasında para cezasına çarptırılacak.

Bingöl’ün Yamaç köyünü daha temiz bir çevreye kavuşturulmak muhtar ve ihtiyar heyeti harekete geçti. Bir dizi karar alan muhtarlık, namaz çıkışında cami önünde toplanan köylülere tebliğ etti. Muhtarlığın aldığı kararlara göre, çevreyi kirletenleri ağır para cezaları bekiliyor.

Çöp ve gübre dökenlere 150, yol işgal edenlere 300, mera işgal edenlere ise 500 milyon lira para cezası kesilecek. Köylüler bu karara önce şaşırsa da çalışmalara onlar da destek verdi. Hatta para cezasını az bulanlar dahi oldu.

Yamaç köyündeki çevre temizliğine yönelik kararların açıklanmasını hemen ardından, tandırdan çıkardığı külü yola döken Ali Özer adlı köylüye 150 milyon ceza kesildi.

Kaynak :http://www.yesilatlas.com/yesil_barometre/00218/

Mine Pakkaner 04-06-2006 20:25

Göcek elden çıkıyor mu?
 
Göcek oto sanayi!

Mustafa SARIİPEK / GÖCEK, DHA

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1485763.jpgBetonlaşma yat turizminin gözde merkezi Göcek’i de vurdu. Hızlı yapılaşma, dantel gibi koylarıyla, dünyaca ünlü politikacıların, sanatçıların, yatçıların gözdesi olan Göcek’te endişe yarattı. Göcek’in inşaat halindeki hali kimilerince oto sanayi sitesine, kimilerince de kovboy filmi platosuna benzetildi.

Kalkavan Grubu’nun sahibi olduğu Tur- Kon Holding’in, Çukurova Grubu’ndan 42.5 milyon dolar satın aldığı Port Göcek Marina ile Swiss Otel’in bulunduğu bölgede çok sayıda villa inşaatı başladı. Göcek Belediyesi de merkezdeki restoran ve kafeleri peşpeşe yıkıp, yerine ikişer katlı 70 yeni işyeri yapıyor. Yeni işyerlerinin görüntüsü, kovboy filmi platolarına benzedi. Göcek’in tarihi, doğal ve kentsel dokusuyla uyuşmadığı gerekçesiyle yapılaşmaların durdurulması istendi. Bazı tur şirketlerinin, rotalarını başka yönlere çevirmeye hazırlandığı öne sürüldü.

Beldeyi 19 yıl önce keşfeden, dört yıldır sürekli yaşayan İsviçreli Constanza Meier, "Çiçeklerle kaplı, çok şirin, otantik eski evler artık yok. Şu anda Göcek’in bir özelliği kalmadı. Böyle devam ederse taşınacağız" dedi.

Göcek Belediye Başkanı CHP’li Recep Şatır ise suçlamaları kabul etmedi. Şatır, "Kaçak inşaat yapmıyoruz. Binalar ruhsatlı. Ruhsatsız yapı zaten Göcek’te yok. Çarşıyı derledik" diye konuştu.

Çeker giderim

Henk De Wildt:
13 yıldan bu yana Göcek’teyim. Yatçıyım. Şimdi müşterimi nereye gönderirim diye düşünüyorum. Böyle giderse çeker giderim.

Kuşadası oluyor

Tema Vakfı temsilcisi Okyay Tirli:
Burası da Kuşadası olma yolunda. Bölgenin betonlaşmasını durdurmak gerekir. Yeni villalar ve inşaatlarla ilgili sürekli şikayet var.

Depremde yıkılır

Oğuz Tekin:
Ben mimarım. Bir deprem sonunda vidalarla tutturulmuş bu yapılar perişan olur. Üzerlerindeki kiremitli çatıyı kaldırmaz. Bir yangında bütün dükkanlar yanar.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi

Mine Pakkaner 04-06-2006 20:29

Aliağa S.O.S Veriyor
 
İzmir'in ağır sanayi ilçesi Aliağa, tükenme noktasına geldi. Petrokimya tesisleri, dünyanın birçok ülkesinden getirilen hurdaları eriten demir çelik fabrikaları, gemi söküm tesisleriyle hava, deniz ve toprağı kirlenen Aliağa için Prof. Dr. Ertuğrul Barka, "Tuzla'dan beter' açıklaması yaptı.

Aliağa'da yaşanan çevre kirliliği boyutunun had safya ulaştığı bildirildi. Uzmanlar, Aliağa'da iki konuya dikkat çekerek uyarıda bulundu. Tehlike çanlarının uzun süredir çaldığı ilçede çevre ve yaşayanlar için en büyük tehditin gemi söküm tesisleri ile bacaları gerekli kontrollerden uzak tutmaya devam eden dünya hurdasının eritildiği demir çelik fabrikaları gösterildi.

ZincOx adlı bir İngiliz firmasının hazırladığı raporda gerek gemi sökümde, gerekse hurdaların eritildiği demir çelik fabrikalarında ortaya çıkan asbest ve atıkların yine kontrolsüz şekilde depolandığı ve çevreye büyük zarar verdiği belirtildi. "Aliağa Geri Kazanım Projesi' adıyla demir çelik fabrikalarından çıkan baca tozlarının içinde bulunan çinko ve kurşunun geri kazanımı için tesis kurmak isteyen İngiliz firması, 2005 yılında tamamladığı raporunda, Aliağa'daki çevre kirliliğini de gözler önüne serdi.

Raporda, bölgede bulunan 6 demir çelik fabrikasından çıkan katı atıkların "Türk Çevre Mevzuatı'na aykırı bir şekilde depolandığı kaydedildi. Yılda 5.1 milyon ton hurda demirin Aliağa'daki fabrikalarda eritildiğini söyleyen Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi Başkanı ve Elele Hareketi Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Ertuğrul Barka, şöyle konuştu:

"Aliağa'da bir çevre felaketi yaşanmaktadır. Durum, Tuzla'dan daha beterdir. İngiliz firmasının raporu bunu kanıtlamaktadır. Hem gemi söküm, hem de demir çelik fabrikaları çevreyi tehdit ediyor. Fabrikalarda, dünyanın dört bir yanından getirilen hurda demir eritiliyor. Tekrar demir çelik elde ediliyor. Malesef, ortaya çıkan atıklar düzgün şekilde depolanmıyor. Türkiye'ye biçilen rol budur. Bizi, Avrupa Birliği'ne almamalarının sebeplerinden biri de budur. Ülkemiz, onların çöplüğüdür. Yetkililerin bir an önce Aliağa için önlem alması gerekmektedir."

Zincox'a da karşıyız
Prof. Dr. Barka, bütünüyle olumsuzluklar içeren raporu hazırlayan İngiliz ZincOx firmasının Aliağa Küçük Sanayi Sitesi'nde kurmak istediği tesise karşı oldukları kaydederek, denetlemenin yapılmadığı yerde ilçenin kaderinin bir firmaya bırakılamayacağını söyledi. Elele Hareketi Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Ertuğrul Barka, şöyle devam etti:

"Firma, elektrikli ark ocağı tozlarının içinden sadece çinkoyu alacak. Kurşun gibi diğer zehirli maddeler yine depolanacak. İngiliz şirket, doğru bir depolama yapacağını söylüyor. Biz biliyoruz ki Türkiye'de bunlar doğru bir şekilde yapılmıyor. Denetleme yok. Doğru yapılacağından emin olmadığımız için Aliağa insafa terk edilemez. Öte yandan çinko kazanımı sonrasında ortaya çıkan yüksek ısılı sıvı atıklar da denize verileceğinden ekolojik yaşam da tehlike altında olacaktır. Firmanın Aliağa'dan vazgeçtiği, bu kez de Marmara'daki demir çelik fabrikalarının bulunduğu alanlara yöneldiğini öğrendik."

Nefes Alınamıyor
Öte yandan, gemilerle Aliağa'daki Nemrut Limanı'na gelen hurda malzemeler kamyonlarla demir çelik fabrikalarına taşınıyor. Aliağa- Yeni Foça üzerindeki fabrikaların bacalarından çıkan ve kilometrelerce öteden bile farkedilebilen kontrolsüz duman, nefes almayı zorlaştırırken, hurdalar işlendikten sonra ortaya çıkan tozların depolanma biçimi de küçük dağ kümelerini andırıyor. Ekmeğini, demir çelik fabrikalarına hurda malzeme çekerek kazanan 100'e yakın kamyoncu esnafıysa sağlıksız koşullarda çalışıldığını kaydederek, ekmek parası için katlanmak zorunda olduklarını söyledi.

Bakanlık Onaylı Kirlilik
14 yıl boyunca Aliağa'da belediye başkanlığı yapan CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü de sadece Tuzla'daki varillere kilitlenilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Aliağa'da kirlilik 365 gün devam etmektedir" dedi.

Belediye başkanlığı döneminde bilim adamlarına raporlar hazırlattığını kaydeden Ülkü, o zamanlarda Aliağa'daki mevcut kirliliğin üzerine başka kirlilik yüklemesinin yapılamayacağı sonucunun ortaya çıktığını belirtti. Çevre ve Orman ile Sağlık Bakanlığı'na ilçedeki çevre kirliliğiyle ilgili sorular yönelttiğini kaydeden Ülkü, "Aliağa'daki çevre raporunu hazırlayan İngiliz firmasına karşıyım. Mücadelem de sürecek. İlçede hava, su ve toprak kirlenmektedir. Çevre Bakanlığı verdiği yanıtta demir çelik fabrikalarından çıkan atıkların "tehlikeli atıklar' olduğunu belirtmiştir" diye konuştu.

Kaynak: Vatan Gazetesi

Mine Pakkaner 04-06-2006 20:32

Tuz Gölü, 40 yılda yüzde 50 oranında küçüldü
 
Tuz Gölü, 40 yılda yüzde 50 oranında küçüldü

KONYA (A.A)

Doğal Hayatı Korumu Vakfı (WWF-Türkiye) Tuz Gölü Proje Sorumlusu Çağrı Deniz Eryılmaz, Tuz gölünün bilinçsiz ve vahşi sulama yöntemleri nedeniyle son 40 yılda yaklaşık yüzde 50 oranında küçüldüğünü söyledi.

Eryılmaz, yaptığı açıklamada, Konya Kapalı Havzası'nın dünyanın sayılı biyolojik çeşitliliğe sahip yerlerinden biri olduğunu söyledi.
Havzanın, dünyada nesli tehlike altında bulunan 8 kuş türünün üreme bölgesi olduğunu hatırlatan Eryılmaz, bu eşsiz bölgenin doğal hayatının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olunduğunu vurguladı.
Kontrolsüz su kullanımı ve yeni tarım alanlarının açılması nedeniyle havzadaki sulak alanlar üzerinde ciddi bir baskı oluştuğunu vurgulayan Eryılmaz, şunları kaydetti:
“Son 40 yılda Türkiye'de yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alan kaybedildi. Bu oran Van Gölü'nün 3 katı büyüklüğüne eşittir. Geriye sadece 1 milyon 250 bin hektar sulak alan kaldı. Buna bağlı olarak, Konya Kapalı Havzası'ndaki normal alanı 260 bin hektar olan Tuz Gölü'nün sulak alanı bugün 130 bin hektara çekildi. Yani Tuz gölü bilinçsiz ve vahşi sulama yöntemleri nedeniyle son 40 yılda yaklaşık yüzde 50 oranında küçüldü.”
Tarımsal su kullanımının kontrolsüz olmasının ülke genelini olduğu gibi Konya Kapalı Havzası'nı da tehdit ettiğini belirten Eryılmaz, bölgedeki tarımsal sulamanın yeraltı sularıyla yapıldığını vurguladı.

“TÜRKİYE'DEKİ YER ALTI SULARININ ÜÇTE BİRİ KONYA'DA”

Türkiye'nin yeraltı sularının üçte birinin Konya Kapalı Havzası'nda bulunduğunu ve Tuz Gölü'nün bu yeraltı sularıyla beslendiğine dikkat çeken Eryılmaz, “Konya Kapalı Havzası'nda yaklaşık 50 bin su kuyusu bulunuyor. Bu kuyuların yaklaşık 26 bini kaçak durumdadır. Bölgedeki birçok çiftçi sulamasını, bu kuyulardan sağladığı suyla yapıyor. Bu da her yıl yeraltı sularını 1 metre aşağıya çekiyor. Bu durumdan ise Tuz Gölü ise doğrudan etkileniyor” dedi. Eryılmaz, Tuz Gölü'ndeki su sorununun giderilmesi için özellikle bölgede tarım yapan çiftçilerin vahşi sulamadan damla sulama yöntemine geçmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'deki bütün sulak alanların, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar nedeniyle kirlendiğini de kaydeden Eryılmaz, Tuz Gölü'ne her yıl binlerce ton atık gittiğini, bu atıklar yüzünden gölün ciddi boyutlarda kirlendiğini ve doğal dengesinin giderek bozulduğunu bildirdi.

Mine Pakkaner 11-06-2006 21:32

Elmalı Barajı 'otoyol zehri' yutuyor
 
Elmalı Barajı da 'otoyol zehri' yutuyor

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/1...im/axgun02.jpg SERHAT OĞUZ İstanbul

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü'nden Doç. Dr. Turgut Onay ve Araştırma Görevlisi Mert Güney'in İstanbul'un Anadolu yakasındaki otoyollardan kaynaklanan kirliliği tespit etmek amacıyla yaptığı araştırmadan çarpıcı sonuçlar çıktı. Otoyollarda kurşun oranı AB standartlarının 16, çinko oranı 3 katına ulaşırken, ağır metal kirliliğinin İstanbul'un su kaynaklarından birisi olan Elmalı Barajı havzasını da etkilediği ortaya çıktı.

AB standartlarının 16 katı
Anadolu yakasında bulunan 6 ana arter ve çevresindeki 20 noktayla, Elmalı Barajı havzası ve üzerinden geçen Molla Gürani Viyadüğü çevresindeki 16 noktadan toprak numunesi alan uzmanlar, otoyollardaki kurşun oranının AB standartlarının 16, çinko oranının ise 3 katına ulaştığını tespit etti. İncelemede Elmalı Barajı havzasındaki kurşun ve çinko kirliliği kritik değerlerin üzerinde çıkarken, en fazla kirliliğin görüldüğü yollar da 01 Karayolu, 04 Otoyolu ve D 020 bağlantı yolu oldu.

Kaynak:
http://www.milliyet.com.tr/2006/06/1...l/axgun02.html

Mine Pakkaner 11-06-2006 21:33

Nehir değil zehir
 
Nehir değil zehir

Çarpık sanayileşme Ergene Nehri'ni öldürdü. Bir tek canlının bile yaşayamadığı nehirden yayılan zehirli koku yüzünden çevre halkı maske takıyor. Ama asıl tehlike, nehir suyunun yeraltı kaynaklarına karışma ihtimali

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/1...resim/agun.jpg Önay Yılmaz

Trakya'nın en önemli nehirlerinden biri olan Ergene ve havzası, aşırı sanayileşme ve bunun yarattığı kirlilik nedeniyle "ölüm nehri"ne dönüştü. Çevresinde hiç bir canlının yaşayamadığı nehir, yüzlerce fabrika ve evsel atıklarla kirlenerek bölgeyi de tehdit etmeye başladı.
Etrafa yayılan zehirli kokunun yaşamı güçleştirdiği, öğrencilerin sınıflarda maskeyle ders yaptığı havzada, kirliliğin yeraltı sularına karışma tehlikesi de korkuya neden oluyor. Fabrikaların birçoğunun atıklarını arıtmadan nehre ve onu besleyen derelere akıtması sonucu nehir suları, kimyasal ve biyolojik kirliliğin en üst düzeyine ulaşmış durumda.

İnsan sağlığı için tehlikeli
Trakya Üniversitesi'nin hazırladığı raporda, "Ergene Nehri'nde doğal hayat bitti" ifadesine yer verildi. Toprağın, içme suyu, yeraltı suyu ve yüzeysel su kaynaklarının bazı ağır metaller açısından kirlenmesinde evsel ve endüstriyel atıkların rolünün büyük olduğunun vurgulandığı raporda şöyle denildi:
"Bu atıkların doğrudan tarım arazilerine veya yüzeysel su kaynaklarına boşaltılması ya da bir içme suyu iletişim hattının yakınından geçmesi, hem toprakta hem de yüzeysel veya içme sularında ağır metal kirlenmesine neden olmaktadır. Ancak gerek yerleşim merkezlerinden gerekse endüstrilerden ve tarımsal etkinliklerden kaynaklanan atık suların akarsulara boşaltılması sonucu, akarsuların bu atıkları özümleme kapasitesi giderek aşılmış ve yoğun yerleşimlere sahne olan dünyanın önemli akarsuları, hiçbir amaçla kullanılmayacak hatta sağlık için tehlikeli birer kaynak olmuşlardır."
Ergene Havzası sularını, doğudan batıya doğru akan Ergene Nehri'nin topladığının belirtildiği raporda, özellikle yeraltı suyu kullanımının arttığı yaz aylarında nehirdeki kirliliğin çok üst seviyelere çıktığı vurgulandı. Raporda, "Analiz sonuçlarına bakıldığında Çorlu Deresi'nde ve Ergene Nehri'nde doğal hayatın bittiği söylenebilir" denildi.

İçme suyuna lağım

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/1...esim/agun1.jpg Çerkezköy-Çorlu-Muratlı-Lüleburgaz dörtgenine "Trakya şeytan dörtgeni" denildiğini belirten Tema Vakfı Lüleburgaz Temsilcisi Hakan Dedeoğlu, Ergene Nehri'ndeki kirliliğin, Trakya'da üretilen ürünlerin yüzde 90'ının tüketilmesinden dolayı İstanbul halkını da etkilediğini söyledi.
Dedeoğlu, "Trakya'da başta çarpık sanayileşmeden, evsel atıklardan ve tarımda kullanılan ilaçların sonuçları da dahil olmak üzere çeşitli kirliliklerden dolayı sağlık konusu çok ciddi yara almıştır. Özellikle akciğer, cilt ve bağırsak kanserinde çok yoğun artış gözlenmektedir" diye konuştu.

Kaynak:
http://www.milliyet.com.tr/2006/06/11/guncel/agun.html

malina 11-06-2006 21:46

Alıntı:

çarpık sanayileşme
evsel atıklar
tarımda kullanılan ilaçlar
diğer etkenler
Merak ettiğim bir şey var. Çoğu yerde buna benzer cümle görüyorum:

Alıntı:

Ancak gerek yerleşim merkezlerinden gerekse endüstrilerden ve tarımsal etkinliklerden kaynaklanan atık suların akarsulara boşaltılması sonucu, akarsuların bu atıkları özümleme kapasitesi giderek aşılmış ve yoğun yerleşimlere sahne olan dünyanın önemli akarsuları, hiçbir amaçla kullanılmayacak hatta sağlık için tehlikeli birer kaynak olmuşlardır
Okuduğum zaman, sanayi atıklarının çok etkili olduğunu hissedemiyorum. Evsel atıklarla eşdeğer tutulmasının etkisi sanırım. Yukarıdaki cümlede olduğu gibi evsel atıktan sonra sıralamaya girmesi bile söz konusu...

Neyin ne kadar kirliliğe neden olduğu konusunda, aklımıza gelenlerle bir liste yapabilir miyiz? İnternette araştırma yapmak, mesleki bilgisi olanların yorumlarını almak biraz daha bilgilenmemizi sağlayabilir.

Mine Pakkaner 13-06-2006 00:35

Çöl Uyarısı
 
Dünya Çevre Günü'nde çöl uyarısı


Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre çöl ekosistemleri, iklim değişikliği, yeraltı sularının aşırı tüketimi ve hatta turizm nedeniyle büyük tehdit altında.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Çöllerin Küresel Görünümü ismiyle hazırladığı rapor Dünya Çevre Günü dolayısıyla hazırlandı.

Raporda yeryüzünün yaklaşık 33.7 milyon kilometrekaresinin bugün çöl sayıldığı ve 500 milyon kişinin yaşadığı bölgelerdeki özel bitki ile hayvan türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor.

Küresel ısınmanın ötesinde

UNEP'ten Andrew Warren, iklim değişiklikleri, yeraltı sularının aşırı tüketimi, tuz oranının artması ve faunanın yok olmasıyla çöllerin de daha önce görülmemiş ölçüde tehdit altına girdiğine dikkati çekiyor.

Rapora göre, çöllerde ortalama sıcaklık 1976-2000 yılları arasında 0.5-2 santigrat derece arttı. Aynı zaman diliminde diğer bölgelerdeki sıcaklık artışı ise 0.5 dereceydi. Bu gidişle çöller 2100'e kadar 5-7 derece daha ısınacak.

Daha da kuruyacaklar...

Gözlemlenen 12 çöl bölgesinin neredeyse tamamı gelecekte daha kuru yerler haline gelecek. Güney Amerika'da su tutarak çöl alanları koruyan buzulların erimesi ise daha büyük bir problem.

Nehir yataklarının kuruması, uygun şekilde yapılmayan sulama faaliyetleri ve nüfus artışı, su sıkıntısını daha da artıracak. Yol inşaatları, kirlilik, turizm ve avcılık da faunayı tehdit ediyor.

Tüm dünyaya elektrik

Oysa çöller rüzgar ve güneş enerjisi üretimi amacıyla da kullanılabilir. Uzmanlar, Sahra Çölü'ne kurulacak 800 kilometrekarerlik bir güneş panelinden, dünyanın ihtiyacı olan tüm elektrik enerjisinin sağlanabileceğini belirtiyor.

Ayrıca çöllerde yetişen bazı özel bitkilerden ilaç üretiminde yararlanılabiliyor, ancak bu gibi ayrıntılara yeterince önem verilmiyor.

50 yıl sonra yok olacaklar

Değişen dünyanın baskısına maruz kalan çöller, aslında biyolojik, kültürel ve ekonomik bakımdan yaşayan bölgeler. Özellikle ABD ve Arabistan Yarımadası'nda her yıl daha fazla insan çöllerde yaşamayı tercih ediyor.

Çöllere yapılan şehirler ve su kaynaklarının getirilmesi bu özel alanların kalbine bıçak gibi saplanıyor. Çöllerdeki dağlık bölgelerin vahşi sakinleri ve ekosistemleri de acil önlem alınmazsa 50 yıl içinde yok olacak.


Kaynak:
http://www.bugday.org/article.php?ID=1391

Mine Pakkaner 30-06-2006 12:39

Binlerce insan ölebilir
 
Binlerce insan ölebilir


http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/06/30/budi.gif Dilovası'nda yalnızca çalışanlar değil, çocuklar da zehir soluyor. Belde nüfusu, işçiler ve aileleriyle birlikte 100 bin kişiyi buluyor. Radikal, Dilovası'ndaki tehlikeyi 27 Nisan'da yazmıştı. FOTOĞRAF: ERGUN AYAZ / DHA
Dilovası Araştırma Komisyonu, ölümlerin yüzde 33'ü kanser kaynaklı olan beldeyle ilgili raporunu yazdı: 15 bin işçi risk altında. Arıtma yetersiz. Atıklar nereye gidiyor belli değil
30/06/2006 Radikal
YURDAGÜL ŞİMŞEK (Arşivi)

ANKARA - Türkiye'de endüstriyel çevre kirliliğinin en yoğun yaşandığı, 1995-2004 yılları arasındaki 495 ölümün yüzde 33'ünün kanserden kaynaklanması nedeniyle 'kanser kasabası' olarak nitelenen Kocaeli'nin Dilovası beldesini araştırma konusu yapan Meclis, çevre ve insan sağlığının göz ardı edildiğini vurguladı, bölgenin tıbbi afet bölgesi ilan edilmesini istedi.

TBMM Dilovası Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamlayıp, raporunu yazdı. Çevre ve insan sağlığıyla ilgili koruyucu önlemlerin göz ardı edildiği vurgulanan raporda, araştırmaların bölgede kanser hastalığından ölümlerin ülke ortalamasının çok üzerinde olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Dilovası'ndaki fabrikaların
önemli kısmının üretim veya girdilerinde kanserojen maddeler kullandığı ifade edilen rapora göre, bölgede çalışan 15 bin civarındaki işçi risk altında. Beldenin nüfusu, işçiler ve aileleriyle birlikte yaklaşık 100 bine ulaşıyor.

Ayrıca TEM otoyolu ve D-100 karayolu güzergâhındaki
Dilovası, çoğu ağır vasıta olmak üzere yoğun trafik baskısı (günlük ortalama 114 bin araç) altında. Araç egzoz gazları da önemli miktarda hava ve gürültü kirliliğine yol açıyor.

Raporda şu ifadelere yer verildi: "Sanayi atıkları, toplayıcı firmalarca ücret karşılığı alınıyor, ancak bu atıkların nereye götürülüp nasıl bertaraf edildiği konusunda belirsizlik var.

Bazı fabrikalarda bulunan arıtma sistemleri ya
çalıştırılmıyor ya da yetersiz. Bazı işletmeciler arıtma tesislerinin inşaat ve işletilmesini mali külfet olarak görüyor."



Önlem eylem planı
Rapora göre Dilovası için alınması gereken önlemlerden bazıları şöyle:
Sağlık kayıtları düzenli tutulmalı, araştırmalar yaygınlaştırılmalı, bölgede sakinlerinde biyoizleme yapılmalı, bu çalışmalar sonucunda bölgenin tıbbi afet Bölgesi olup olmamasına karar verilmeli.
İşyerlerinde işyeri hekimi bulundurulmalı, işyeri denetimleri evrak ve belge üzerinden değil sağlıklı ve planlı olmalı, sürekli hava ölçümü yapılmalı.
Yeni sanayi tesisi kurulması ve eskilerin kapasite artırımı talepleri sınırlandırılmalı. Tesislerden her türlü emisyonlarını en az 1/3 azaltması istenmeli.
Bölgedeki sanayileşme ve yerleşim son derece çarpık ve düzensiz. Organize sanayi bölgesi içinde yerleşim yerleri var. Bu durumdaki Yeni Yıldız ve Fatih mahalleleri boşaltılmalı.
Baca gazı arıtma ve toz tutma üniteleri kapasiteleri yetersiz tesisler, acilen gerekli yatırımları yapmalı.
Egzoz gazları kaynaklı hava kirliliğine karşı öncelikle otoyol ve karayolları kenarları ağaçlandırılmalı, karayolunun uygun yerlerine gürültü duvarı kurulmalı.
Ücret karşılığı atık toplayan firmalar lisanslı olmalı, atıkları nasıl bertaraf ettikleri izlenmeli, valilik ve belediye denetlenmeleri konusunda titiz çalışmalı.
Eski teknoloji nedeniyle çevre kirliliği yaratan sanayi kuruluşlarına ileri teknoloji yatırımlara yönelebilmeleri için yatırım kredi desteğiyle ithal makine ve teçhizata gümrük muafiyeti sağlanmalı.
Çevreyle ilgili tüm yatırımlar teşvik edilmeli, atıksu, hava ve katı atık bertaraf tesislerine ucuz enerji sağlanmalı, atıklarını usulüne uygun bertaraf eden kuruluşlara vergi teşvikleri getirilmeli.
Doğal afet uyarısı

Çarpık yapılaşma ve Kocaeli'nin 1. derece deprem kuşağında olması nedeniyle, olası bir endüstriyel kaza, büyük boyutta çevre kirliliğinin yanı sıra can güvenliğini tehdit edebilir. İşletmeler, acil müdahale planlarını sürekli geliştirmeli.
Organize sanayi bölgesindeki orman alanının Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan kiralanması sonucu kullanma hakkı elde edilerek kurulan büyük kapasiteli yanıcı ve tehlikeli madde depolama tesislerinin kira sözleşmesi yenilenmemeli.

Kanserden ölümler aşırı
Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu'nun TBMM Dilovası Araştırma Komisyonu'na verdiği, beldede 1995-2004 arasındaki yaşanan kanser ölümleriyle ilgili araştırmaya göre Dilovası'nda 10 yılın üzerinde kalmak, ölümleri dört kat artırıyor. 1995-2004 arasında toplam 495 ölüm vakası meydana geldi. Vakaların yüzde 33'ünü kanserden ölümler oluşturdu. Kanser ölümlerinin yüzde 44'ü de havayoluyla sağlığı etkileyen faktörlerden kaynaklı akciğer kanseriydi. Türkiye'de kanserden ölüm oranı yüzde 13. TÜBİTAK da yaptığı çalışmanın sonuçlarını TBMM Komisyonu'na şöyle sunmuştu: 167 fabrika var. Bunlardan 18'i faal değil, 113'ü çevreye olumsuzluk yaratacak emisyon oluşturmuyor. Ancak 34 firma, potansiyel ve risk içeriyor.
Kadminyumun marifetleri
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Kocaeli Üniversitesi ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün 17-20 Nisan tarihleri arasında yaptığı araştırmada Dilovası'ndaki kadmiyum oranı 1.195 mikrogram/n.metreküp. AB ölçülerine göre havadaki kadmiyum oranı 0.005, Türkiye'deki yönetmeliğe göre ise 0.04 mikrogram/n.metreküp olması gerekiyor. Dilovası'nda solunan havadaki kadmiyum oranı, AB tehlike sınırının 239 katını, Türkiye'deki değerin 30 katını aşıyor. Kadmiyum, son derece zehirli bir madde olarak biliniyor. Solunum yoluyla yüksek oranda kadmiyum alınması, akciğer hastalığına, prostat kanserine, kansızlığa, dokularda ve böbreküstü bezlerinde tahribata sebep oluyor.

memet 18-07-2006 20:09

denizler yükselirse
 
Dün arkadaşla denize gittik..
balık bulamayınca çene yaptık.
"abi" dedi.."denizler yükselirse garanti olarak yüksek bir yerden arazi almak daha iyi olur değil mi?"

herlade konu bundan daha traji komik açıklanmaz.

konu hakkında bilgim fazlasıyla yüzeysel olmasına rağmen,denizin biraz yükselmesinin bile çoğu deniz seviyesindeki ovaları su basmasa bile dip sularının tuzlanmasına neden olacağını düşündüm.
ovalarda ürün olmadıktan sonra yukarlara taşınmakla neden kaçabiliriz ki..

ülkenin tamamı deniz seviyesinde olan Bangladeş nereye gidecek

Mine Pakkaner 10-10-2006 23:41

Cennetin ölümü
 
Cennetin ölümü

Yaşar ANTER- Adem KANKAYNAR/MİLAS (Muğla), (DHA)

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2280116.jpg
EGE Bölgesi'nin tarih ve tabiat güzellikleriyle ünlü, korumaya alınmış Bafa Gölü’nde binlerce balığın ölerek karaya vurması, geçimini yüzlerce yıldır gölden sağlayan köylüleri isyan ettirdi.


Çevresinde antik Hereklia Kenti’nin harabelerinin bulunduğu ve tarihte, Ay Tanrıçası Selene’nin saçlarını taradığı ve ayna olarak kullandığı anlatılan göle, DSİ tarafından yapılan kanaletlerle, yıllardır nehirlerin ve derelerin akmasının önlendiği, bu nedenle de gölün kurumaya yüz tuttuğu belirtildi. 65 kilometrekare büyüklüğündeki Bafa Gölü suyundaki oksijenin gün geçtikçe azaldığı ve doğal hayatın sona ermek üzere olduğu ileri sürüldü.

Aydın’ın Söke, Muğla’nın Milas İlçesi sınırları içinde bulunan tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü Bafa Gölü’nde, dün sabah saatlerinden itibaren binlerce ölü yayın, sazan ve gümüş balığının kıyıya vurması köylüleri hem tedirgin etti hem de isyan ettirdi. Jandarma yetkilileri ve Milas İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri tarafından Kapıkırı, Gölyaka, Akçalı, Serçin, Pınarcık ve Akyeni köylerinde yaşayanlara duyuru yapılarak ölü balıkların yenilmemesi istendi.

Aydın İl Tarım Müdürlüğü ile Milas İlçe Tarım Müdürlüğü’nde görevli su ürünleri mühendislerinin, balıklardan numune alarak ölüm nedenlerini araştırdığı belirtilirken, oksjijensizlik nedeniyle kendilerini karaya atan balıkların gözlerinin patlayacak derece büyüdüğü ve matlaştığı görüldü. Bu arada, gölün dibinde çürüyen yosunların çevreye dayanılmaz pis koku yaydığı belirtildi.

DSİ SUÇLANDI

Bafa Gölü’nde, bu kadar çok sayıda balığın aynı anda ölmesine ilk kez tanık olduklarını belirten Kapıkırı Köyü Muhtarı Veli Çakır şunları söyledi:

“Balıkların toplu olarak öldüklerini büyüklerimizden de duymadık. Ancak 20 yıldır, DSİ’nin göle akan nehir ve derelerin yönlerini kanaletlerle değiştirerek, sularının Söke Ovası'na vermelerinden sonra 65 kilometrekare büyüklüğündeki göldeki yaşam her geçen gün yok olmaya, gölün suyu kurumaya başladı, çevresi bataklığa dönüştü. Bu durumu yıllardır, aralıklarla, yazılı olarak ilgili kaymakamlık, valilik ve DSİ’ye bildirdik, önlem alınmasını istedik. Göle akan derelerin nehirlerin yeniden göle akıtılmasını istedik. Yetkililer fazla suyu suyu göle verecekleri yerde denize akıtmayı, gölü ölüme terk etmeyi tercih etti. Doğa faciası bağıra bağıra ‘Geliyorum' dedi, kimse duymadı.”

Akçalı Köyü Muhtarı Nedim Aslan da, etrafında binlerce yıl çeşitli uygarlıkları barındıran besleyen gölde yaşayan canlı sayısının 130’lardan 45'lere kadar düştüğünü belirterek “Balıklar ölmeye, gölün kuşları bataklık ve pis kokular, yavaş yavaş tükenen doğal yaşam nedeniyle göç etmeye başladı. Ancak insanımızın göç edecek durumu yok. Köylünün sesini duymayanlar, doğa felaketi yaşanınca numune alarak işi örtbas etmeye çalışıyor” dedi.


KARİDESLER DE ÖLDÜ
Bafa Gölü'nde balıklardan sonra karidesler de ölmeye başladı. Kapıkırı ve Gölyaka Köyü sahillerine binlerce karides ölüsü vurdu. Kapıkırı Köyü’nü ziyarete gelen ve gördükleri manzara karşısında şaşkına dönen turistler, bol bol fotoğraf çekti. Gölyakalı balıkçılar, gölün ortasında levrek ölülerine de rastlandığını söyledi.
Konunun çok yönlü araştırıldığını belirten Muğla Tarım İl Müdür Yardımcısı Ünal Kiraz “Bafa Gölü'nün çeşitli bölgelerinden alınan ölü balık ve su numuneleri İzmir’deki Veteriner Araştırma Enstitüsü’ne gönderildi. Oradan gelecek bilimsel raporlar doğrultusunda gerekli açıklamayı iki- üç güne kadar yapacağız” dedi.

ÜÇ YIL ÖNCE ‘GÖL ÖLÜYOR’ DEMİŞTİ

Kanada’nın Montreal kentindeki Veni College’de öğretim görevlisi olarak çalışan ve 20 yıldır tatillerini Kapıkırı Köyü’nde geçiren ekonomist Prof. Dr. Cemal Yalınpala, 3 yıl önce ‘Bafa Gölü Ölüyor’ başlıklı rapor hazırlayarak TBMM’ne ve ilgili bakanlıklara gönderdiğini belitti. Acil önlem alınması ve gerekirse uluslararası fonlardan destek bulabileceğini belirtmesine karşın, kendisine bir cevap dahi verilmediğini öne süren Prof. Dr. Cemal Yalınpala, kendi tarihi ve doğal güzelliklerini plansız, programsız, rant uğruna yok eden, tabiata acımayan ilkel toplumlarda görülebilecek bir örneğin sonuçlarıyla karşı karşı karşıya bulunulduğunu belirtti. Prof. Dr. Cemal Yalınpala şunları söyledi:

“Söke Ovası'nı sulamak amacıyla gölün can damarlarından biri olan Büyük Menderes ile tamamen bağlantısını kestikleri yetmiyormuş gibi, yine devlet eliyle göle akan doğal derelerin yönü kanaletler yoluyla değiştirilmiş, göl soluksuz bırakılmış. Bu da yetmiyormuş gibi yöredeki zeytinyağı fabrikalarının atıkları ve çöplerin göle atılmasına göz yumulmuş. Su sirkülasyonu, yeni oksijen olmayınca gölün dibi çürümeye, tuzluluk oranı artmaya, canlılar ölmeye başlamış. Geri kalanlar son bir gayretle yaşamını sürdürmeye çalışırken, balıkçılık ölmüş. Konunun acil olarak değerlendirilmesi gerekir. Uluslararası fonlardan ve kuruluşlardan destek isteniyorsa elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız.”

TURİST DE GELMEZ OLDU’

Turizmci Abdullah Dönmez de, Bafa Gölü çevresindeki tarihi kalıntıları, antik kentleri ve gün batımını izlemek isteyen yerli ve yabancı turistlerin yıllardır Kapıkırı, Gölyaka ve Çamiçi köylerinde bulunan ev tipi pansiyonlarda konakladıklarını, ancak son iki yıldır da hiç kimsenin uğramadığını söyledi. Turistlerin, pis koku ve artan sivrisinekler nedeniyle konaklamadan geri döndüklerini, göl kenarında piknik yapmanın bile artık hayal olduğunu belirten Abdullah Dönmez “Bafa Gölü'nün dibini de çevresini de kuruttular. Bu facia birkaç yılda gelmedi. 20- 30 yıldan beri doğa yavaş yavaş ‘Ben ölüyorum' dedi, duyan olmadı. Geçimini gölde balıkçılık ve etrafında turizm yaparak sağlayan köylü de, yaşayanlar da mağdur oldu. Gölü besleyen doğal kaynak sularını Söke Ovası'na ve denize boşu boşuna akıtanlar feryatları duymadı. Bu doğa felaketinin mutlaka suçlusu bulunmalı ve hesap vermeli, kesinlikle cezasız kalmamalı” dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/yasam/523...rid=3428&oid=2

Mine Pakkaner 10-10-2006 23:46

Porsuk Çayı’nda toplu balık ölümü
 
Buyrun, bir tane daha...:(

Porsuk Çayı’nda toplu balık ölümü

Kemal ATLAN/ESKİŞEHİR, (DHA)

Eskişehir’de Porsuk Çayı’ndaki henüz bilinmeyen bir nedenle toplu balık ölümleri başladı.

Mihalıççık İlçesi'ne bağlı Yunus Emre beldesi yakınlarından geçen Porsuk Çayı’nda son bir haftadır yüzlerce balığın öldüğü bildirildi. Yunus Emre beldesinde oturan 60 yaşındaki İlyas Kumrul, çok sayıda ölü balığın kıyıya vurduğunu, balıkların bazılarının da su yüzeyinde can çekiştiğini söyledi.

Porsuk Çayı’ndaki sazan balıklarının toplu halde ölüp kıyıya vurduklarını kaydeden İlyas Kumrul, yetkililerden balıkların ölüm nedenini araştırmalarını istedi.

Balıkların fabrika atıklarından zehirlenerek ölmüş olabileceklerini ifade eden işçi emeklisi İlyas Kumrul şunları anlattı:

“Eskişehir Şeker Fabrikası ile Beylikova İlçesi'ndeki bir deri fabrikası kimyasal atıklarını Porsuk Çayı’na bırakıyor. Balıklar bu zehirli atıklar nedeniyle ölmüş olabilir. Porsuk Çayı’nda son bir haftadır pis bir koku var ve suyun rengi de deşik bir görünümde. Balıkların zehirlenerek toplu halde öldüğünü sanıyorum. Yetkililerin bir an önce gelip burada kapsamlı bir araştırma yapmasını ve sorumluluarın cezalandırılmasını istiyoruz. Ayrıca kıyıya vuran ölü balıkları mevsimlik çalışan tarım işçileri ile köylüler pişirip yiyiyor. Bu balıkları yiyenler de risk altında.”

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/52...id=0&oid=0&l=1

Mine Pakkaner 10-10-2006 23:49

Balık ölümlerine neden olan fabrikaya 24 bin YTL ceza
 
Sizce bu felaketin bedeli 24 bin YTL ile ödenir mi?:mad:

Balık ölümlerine neden olan fabrikaya 24 bin YTL ceza

A.A

Sakarya Nehri'nde geçen hafta sonu yaşanan balık ölümlerine, nehre atık su bırakarak yol açtığı belirlenen fabrikaya 24 bin YTL para cezası uygulandı.


Sakarya Çevre ve Orman Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, Sakarya Nehri'ndeki balık ölümlerinin ardından, başlatılan çalışma kapsamında çeşitli noktalardan alınan su numuneleri laboratuvarda tahlil edildi.

Tahlil sonuçlarına göre, 3. Organize Sanayi Bölgesi'ndeki bir sanayi tesisinin atık su arıtma tesisi deşarj noktasından alınan atık su numunesinin, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde verilen atık su deşarj standartlarını sağlamadığı belirlenerek, yaşanan balık ölümlerinin nedeninin bu tesisin nehre bıraktığı atık sular olduğu anlaşıldı.

Çevre Kanunu ve buna bağlı yönetmelik hükümlerine aykırı olarak alıcı ortama atık su deşarj eden sanayi kuruluşuna, 24 bin YTL idari para cezası uygulandı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/52...id=0&oid=0&l=1

Mine Pakkaner 16-10-2006 10:08

Bafa Gölü pamuk mağduru
 
Alıntı:

Orijinal Mesaj Sahibi Mine Pakkaner
Cennetin ölümü


http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2280116.jpg
EGE Bölgesi'nin tarih ve tabiat güzellikleriyle ünlü, korumaya alınmış Bafa Gölü’nde binlerce balığın ölerek karaya vurması, geçimini yüzlerce yıldır gölden sağlayan köylüleri isyan ettirdi.


Bafa Gölü pamuk mağduru

Av ve Yaban Hayvanlarını Koruma Vakfı Başkan Yardımcısı Süha Umar, DSİ'nin Söke Ovası'na su vererek pamuk üreticilerini sevindirmek isterken Bafa Gölü'nü kuruttuğunu iddia etti

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/1...esim/yas02.jpg YAŞAR ANTER Muğla DHA

Av ve Yaban Hayvanlarını Koruma Vakfı Başkan Yardımcısı ve emekli Büyükelçi Süha Umar, Bafa Gölü'ndeki yaşamın pamuk uğruna yok edildiğini söyledi.
Umar, önceki yıllarda Devlet Su işleri'nin (DSİ) göle Büyük Menderes Nehri ve diğer derelerden su akışını engellemesiyle yaşanan balık ölümleri, göl üzerinde adacıkların oluşması ve çürüme şikâyetlerini değerlendirerek, Aydın DSİ 21. Bölge Müdürlüğü'nü uyardıklarını ancak tedbir alınmadığını öne sürdü.

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/1...sim/yas021.jpg
'Hatadan dönülmeli'
"Söke Ovası'na su vererek pamuk üreticilerini sevindireceğiz" derken Bafa Gölü'nün kurutulduğunu savunan Umar şunları söyledi:
"Türkiye'nin en güzel doğal ve kültürel kaynaklarının bulunduğu göle müdahale edilmeseydi, bugün bu facia yaşanmamış olurdu. DSİ yaptığı yanlıştan bir an önce dönerek bentleri kaldırmalı, yüzlerce kuş ve balık türünün üreme ve yaşam alanı olan göle 25 yıl önceki gibi su akışı sağlanmalı. Bilimsel raporlar, zehirlenmenin gölün susuz bırakılması ve atıkların verilmesiyle meydana geldiği yönünde. Göle halen bir balık üretim tesisinden verilen azotlu sular ile zeytinyağı fabrikalarının atıklarının akışı da engellenmeli, ayrıca bunlara göz yuman görevliler hakkında soruşturma açılmalı."

Kaynak

malina 17-10-2006 14:00

Çevre hareketi nereye?

Sivil toplumu, çevre örgütleri ekseninde küreselleşmenin öğütücü mekanizmasının bir parçası olarak görmek olası. Ama dönüştürülebilir bir mücadele alanı olarak tanımlayarak, aktığı kanalı şekillendirmeye çalışmak da gayet mümkün


Son yıllarda çevre sorunları, "yerlere tükürme!- ağaç dik!" eksenindeki hobi mahiyetindeki konumundan, ülke gündeminde daha fazla yer tutan, meşruiyetini ve toplumdaki yerini güçlendiren bir konuma doğru hızla ilerliyor. Asbest içeren Otapan gemisinin geri çevrilmesinin ardından Sinop ve Samsun'da depolanan İtalyan atıklarının gönderileceği haberleri, yeni bir süreç yaşadığımızın da göstergesi. Akla gelen ilk soru ise Türkiye'deki çevreci yapılanmaların bu değişime hazırlıklı olup olmadığı. Tuzaklarla dolu bu yolun çıkışı ise asıl tartışma konusu olarak karşımıza dikiliyor.

Akla gelen ilk tuzak "yeşil aklama". Büyük holdinglerin "kurumsal iletişim-halkla ilişkiler" kolu gibi çalışan, sponsorluk sistemine göbek bağıyla bağlı "çevre kuruluşları", çevresel sorunların sınır çizgisini bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu endüstriyi dışarıda bırakarak tanımlamaya çalışıyor. Sanayi kuruluşları ya da onları temsil eden çıkar grupları, çevre sorunlarının çözümüne ilişkin politik adımları, kâr marjlarının azalması nedeniyle hükümet nezdinde durduruyor. Ancak bunun yanında destekledikleri projeler ya da STK'lar kanalıyla ne kadar "yeşil" olduklarının borazanlığını yaparak kendilerini aklamaktan da geri kalmıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde yayınlanan haberde 20 yıl önce Karadeniz sahillerine vuran, Sinop ve Samsun'daki depolarda saklanan İtalya menşeili atıkların Avrupa'ya geri gönderileceği müjdeleniyordu. Okumaya devam ettiğinizde, bunun Çimento Müstahsilleri Derneği'nin 50. kuruluş yıldönümü nedeniyle hibe ettiği 400 bin avro ile yapılacağı anlaşılıyor. Bu işin birkaç ilginç yönü var. Bir kere atıkların orada yıllardır kalarak toprağı ve yeraltı sularını kirletmesi, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın diplomatik beceriksizliğinin göstergesi aslında. Böyle bir atak yaparak ödedikleri paranın çok üstünde bir reklam getirisi sağlayan Çimentocuların sicilleri ne durumda acaba? Çimento sektörü iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımı konusunda zirveye oynuyor, enerji-yoğun endüstrilerin de başında geliyor. Ama bunlar sektörün Çevre Bakanlığı'nın başına bela olan bir sorunu neden çözmek istediği sorularını cevaplamıyor.

İşte o cevap da Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde geçen sene yapılan değişiklikte yatıyor. Atık yakma tesislerinde bile atık yakmanın çok büyük çevresel etkilere sebep olduğu bilinirken, yeni eklenen maddeler, emisyon kontrolünün çok zor olduğu çimento fırınlarında atık yakmanın yolunu açıyor. Sessiz sedasız yapılan değişiklikten alan da satan da memnun iken bu tür bir jest, ya bir teşekkür ya da eksik kalan lisansların tamamlanabilmesi için bir iyi niyet gösterisi olduğu izlenimini uyandırıyor.

Proje modası

Başka bir tuzak ise 'projecilik'. AB çevre fonlarının ülkeye akmaya başlamasıyla, projecilik "moda" haline gelmeye başladı. Bu uygulama, proje teklifi yazarı adıyla profesyonel bir mesleği ülkemize kazandırırken, proje bazında iş yapan ve finansal sürekliliğini sağlamak için proje yazmak zorunda olan birçok küçük dernek belirdi. Bu projelerin çoğu idari ve personel harcamalarının proje bütçesinde yer almasına izin vermiyor.

Bu tür projeci bir çevre sivil toplum kuruluşunun sürekli bir kampanya veya mücadele yürütmesi kanımca mümkün değil. Zira, uzun soluklu çalışma ve kampanyaların zamansal kapsamı, proje döngüsü içerisinde kalamayacağı gibi dar proje hedefleri ve dar mali yardım kriterleri içinde kalması da oldukça zor. Benzer AB katılım süreçleri yaşayan Doğu Avrupa ülkelerindeki STK'lar, bugünlerde fon musluğunun kapanmasıyla ciddi bir kriz dönemine girdiler. İşlevsellik ya da kamu yararı olarak anlamsız diye nitelediğim bu sürecin, hibe süreçlerini ve stratejilerini planlayanlar açısından oldukça "anlamlı" olduğu da şüphe götürmez bir gerçek.

Sonuçta da ülkemiz insanlarına bir ekmek kapısı daha açılırken hiçbir amaca hizmet etmeyen, düşük etkili, bazen basına duyurulmaya bile gerek duyulmayan yüzlerce proje ortaya çıkıyor. Bu projelerin sonuç raporlarında, başlangıçta belirlenen başarı kriterlerini sağladıklarını belirtmeye bile gerek yok tabii ki!

Bütün bu keşmekeş içerisinde nükleer santral, dev baraj projeleri, zehirli atık skandalları birbirini kovalarken ülkenin doğası ve geleceğini korumak adına proaktif ve sistematik bir çalışmaya girişilmesi acilen gerekiyor. Zira doğru iletişim ve ikna stratejilerinin anahtar olduğunu anlayan devlet organları bile 5 milyon kişinin katıldığı KPSS sınavında yönlendirici sorularla nükleer santral yanlısı propaganda yapmaktan geri durmuyor.

Ancak çevre konusunda girişilen mücadele, diğer sosyal alanlardaki mücadeleler ile aynı demokrasi eksikliği bariyerine çarpıyor. Çevre mücadelesi, kazanılan mahkeme kararları uygulanmayınca mecburen hukuk devleti ve demokrasi mücadelesine dönüşebiliyor. Bu kaygan zeminde yürümeye çalışan çevre örgütleri, çevresel yıkıma ve sürdürülebilir olmayan uygulamalara karşı hayır diyen ve hep savunmada kalan konumuna sıkışıyor. İşte sorunsalımız da bu gidişi nasıl tersine çevirebileceğimiz aslında.

Gündem yaratmak

Skandalları seven bir medya ve bunu hızla tüketen bir kitleye sahip olduğumuz için, çevresel sorunlar bir irine dönüşüp patlamadıkça gündemde yer bulması pek mümkün olmuyor. Bunu bilen birçok "çevreci" de gündemdeki skandalın peşinde bağırıp çağırdıktan sonra, içinde çevre adı geçen bir sonraki skandala kadar beklemeye geçiyor. Tuzla'daki atık skandalı bunun örneklerinden biriydi. Ülkede kurulu bir atık envanteri ve izleme mekanizması ile bunları içine alan bir ulusal atık yönetimi planı olmadığını herkes bilirken, Tuzla'da olanlara şaşırır gözükmek ve olayı münferit vaka olarak tanımlamak anlaşılır gibi değil.

Diğer yandan çevre hareketinin gündemin peşinden gidip yakaladığı asbest içeren Otapan gemisinin Türkiye'ye sökülmek üzere gönderilmesi, sonucu ve devamı açısından ümit vaat eden bir örnek. Aliağa'daki gemi söküm tesislerinin çevresel zararlarını çeşitli vesilelerle belirtmiş olan sivil toplum kuruluşları, Otapan mevzusunu fırsat bilerek "Tehlikeli Gemi Sökümünü Önleme Girişimi"ni oluşturdular. Oluşturulan kamuoyu baskısı ve medya desteği ile zehirli geminin Türkiye'ye girişi engellendi. Bu zafer gelecekte Türkiye çevre hareketi için bir eşik olarak tanımlanabilecek olsa da asıl zafer bunun arkasında gizli.

Otapan ekseninde örgütlenen girişim, bunun tek bir sansasyonel örnek olduğu ve her yıl yüzlerce zehirli geminin sökülmek üzere Türkiye'ye geldiğini bilerek, çalışmalarına devam kararı aldı. EGEÇEP bünyesine eklemlenen girişim, önümüzdeki aylarda gemi sökümü konusunda bütün tarafların yer aldığı, kapsamlı bir forum-panel düzenleyecek. Bir taraftan da uluslararası gemisökümü platformu ile iletişim halinde, Hollanda'nın Otapan'ı Cebelitarık ve Malta'ya göndermesine engel oldu. En son aşamada, Hollanda uluslararası anlaşmalardan doğan sorumluluğunu yerine getirmek zorunda kaldı ve gemiyi geçtiğimiz günlerde Hollanda'ya geri çağırdı.

İşte bu vaka, gündemin peşinde sürüklenmekten, gündemi üretmeye geçişin çok başarılı bir örneği. Birçok bileşeni var bu başarının. Doğru yerel çatı örgütlenmesinin alışılagelmiş iç tartışmalarda tıkanmayıp ortaklaşa ve hedef odaklı çalışması bunlardan biri.

Uluslararası işbirliği ayrıca çok anahtar bir rol üstleniyor. Çevre sorunlarının sınırötesi niteliği düşünüldüğünde, bu tür bir işbirliğinin gerekliliği su götürmez bir gerçek. Kaldı ki, bu sayede İzmir'deki yerel STK'lar Otapan konusunda Hollanda Yüksek Mahkemesi'nde Hollanda Çevre Bakanlığı'nı dava edebildiler. Karşı çıkıp o noktada kalmak yerine, her adımda sorunun çözümü için atılması gereken adımlar net bir şekilde kamuoyunun bilgisine sunuldu. Medya veya bakanlık gibi odakları karşı güç ilan edip yok saymak çoğu hareketin düştüğü bir hata. Gemi sökümü sorununda örneğin, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın diğer bakanlıklar karşısındaki görece zayıf konumunun güçlendirilmesine ilişkin bir lobi ve iletişim yaklaşımı doğru diyaloğu yarattı. Bu sayede bakanlığın karar alma sürecine doğrudan ve yerinde müdahaleler yapılabildi.

Herhangi bir çevresel sorunda, kabul edilemez uygulamaların karşısında yer alarak "bağırmak" sadece belli kritik noktalarda etkili olabiliyor. Her zaman bağırırsanız, bu yarattığınız etkiyi azaltmanın yanında ne dediğinizin anlaşılmaması gibi bir sorunu da beraberinde getiriyor.

Başarı

Sonuç olarak, elimizde ders alınması ve tekrar tekrar okunması gereken bir başarı var. Bu tekrar okumaların sonucu, çevre hareketinin geleceği ve benimsenmesi gereken mücadele modeli konusunda önemli 'veri'ler içeriyor. Sivil toplumu, çevre örgütleri ekseninde küreselleşmenin öğütücü mekanizmasının bir parçası olarak görmek olası olduğu gibi, dönüştürülebilir bir mücadele alanı olarak tanımlayarak aktığı kanalı şekillendirmeye çalışmak da gayet mümkün.

Otapan ekseninde kazanılan tek başarının, buzdağının altında yer alan gemi sökümü ve sökülmek üzere gelmekte olan yüzlerce gemiye ilişkin problemin çözümüne ilişkin çalışmaların yakıtı olarak uzun vadeye yansıtılması bize derin bir nefes aldırıyor. Çevre konusundaki güçbirliklerinin çalışma yöntemi açısından da eylem ve sonuç odaklı yaklaşımıyla, iç tartışmalar yüzünden neredeyse işlevsizleşmiş birçok platformun kendini sorgulamasını sağlayacak bir araç görevi görmesini umuyorum.

TUNA TÜRKMEN: GREENPEACE

Radikal

turunç 28-10-2006 16:47

Bunları Biliyor musunuz?




• 1 ton kullanılmış beyaz kağıt geri kazanılırsa, 16 ağacın kesilmesinin önlenmiş olacağını,

• 1 ton gazete kağıdı geri kazanılırsa, 8 çam ağacının kurtarılacağını,

• Büyük bir kayın ağacının 72 kişinin günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını,

• Dünya yüzeyinin % 6'sının çölleşmiş, % 29'unun da çölleşme yolunda olduğunu,

• 1 ton atık cam geri kazanılırsa, 100 litre petrolün kazanılmış olacağını,

• Ülkemizde, yılda yaklaşık 1 milyon ton kağıtla gereksiz yazışma yapıldığını,

• Dünyadaki mevcut suların sadece % 2,5'inin tatlı su olup, bunun da ancak % 0,3'ünün kullanılabilir ve içilebilir özellikte olduğunu,

• Bir otomobilin hortumla yıkandığında yaklaşık 550 litre su harcandığını,

• Bakımı düzenli olarak yapılan bir otomobilin, havayı daha az kirlettiğini ve % 9 oranında daha az yakıt harcadığını,

• Saniyede bir kere damlayan çeşmeden günde 17 litre, tuvaletteki bir sızıntıdan günde 50 litre suyun boşa aktığını,

• Açık bırakılan musluktan dakikada 12-20 litre su aktığını,

• Traş olurken, diş fırçalarken, çamaşır yıkarken, banyo ve bulaşıkta, her damla suyun bir maliyetinin olduğunu ve boşa harcanmaması gerektiğini,

• Bir cam şişenin doğada 4 bin yıl, plastiğin bin yıl, çikletin 5 yıl, metal kutunun 10-100 yıl, sigara filtresinin 2 yıl süreyle yok olmadan kalabildiğini,

• 1990 yılı Birleşmiş Milletler verilerine göre; dünyadaki 5 milyar insandan 1 milyarının açlık çektiğini ve her yıl çoğu çocuk olmak üzere, 13 milyon kişinin açlıktan öldüğünü,

• Ülkemizde bir günde üretilen 100 milyon civarındaki ekmeğin 13 milyonunun çöpe atıldığını ve bunun maliyetinin ise yaklaşık 2 trilyon TL olduğunu,

• 3,7 litre benzinin, yaklaşık 1 milyon litre içme suyunu kirletebildiğini,

• 1 Litre kullanılmış motor yağının 800 ton içme suyunu zehirleyebildiğini,

• Ülkemizde yaşayan hayvan türü sayısının, tüm Avrupa kıtasında yaşayan hayvan türlerinin 1,5 katı olduğunu,

• Yurdumuzda doğal olarak bulunan 9 bin bitki türünün endemik (yalnız yetişen) olduğunu,

• 20-30 yıl önce Marmara Denizi'nde 125 tür balık yaşadığını bugün bu sayının 10 civarına düştüğünü,

• Son yüzyılda dünyada 30 bin bitki türünün hemen hepsinin yok olduğunu, yine hayvan ve bitki türlerinden günde 3 canlı türünün neslinin tükendiğini, 10 yıl sonrasında ise saatte 3 canlı türünün tükeneceğini,

• Körfez savaşı sonrası Basra Körfezi'ne dökülen 8-10 milyon varil petrolün körfezdeki canlılara olan etkilerinin giderilmesinin 180 yıl sürereceğini,

• Saatte 3 bin dönüm, dakikada ise 50 dönüm ormanın çeşitli şekillerde yok edildiğini,

• Dünyada her yıl erozyona uğramış 25 milyar ton toprağın çeşitli sebeplerle taşınıp akarsu ve denizlere gitmekte olduğunu,

• Bulaşık makinelerinde parlaklık verici maddelerin yerine doğal parlatıcı olan sirke kullanıldığında ekonomik kazanç sağlamakla birlikte, sağlığınızı ve çevrenizi korumuş olacağınızı,

• Bulaşık makineleri ile yapılan yıkamanın, el ile yapılan yıkama işleminden daha az enerji ve su sarfettiğini,

• Egzoz gazında 9 ayrı çeşit kanserojen madde bulunduğunu,

• Sigara dumanındaki 1000'i aşkın zararlı madde arasında nikotin, karbonmonoksit ve kanserojen maddeler bulunduğunu,


Bütün bu çevre sorunlarının oluşmasında ve çözümünde insanın doğrudan etkili olduğunu BİLİYOR MUSUNUZ?











Copyright © Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü.

kürekçi 28-10-2006 17:01

Alıntı:

Orijinal Mesaj Sahibi Mine Pakkaner

GEBZE -DİLOVASI ÇEVRE FELAKETİ


[COLOR=black]
BELDENİN ADI 'ZEHİR OVASI'
Belde halkını kanser vuruyor
Sağlık, Sanayi ve Çevre Bakanlığı raporları Dilovası'ndaki çevre kirliliğinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne sermişti.

Buna göre Dilovası'da ölümlerin 32.3'ünün nedeni kanser. Ölümlerin yüzde 44'üne akciğer kanseri, yüzde 19.5'ine mide kanseri neden oluyor.

Benim okuduğum Anadolu Lisesi, Dilovası sanayicilerinin desteği ile inşa edildiği için Dilovası'nda idi. Benim sınavlara girdiğim sene de Anadolu Liseleri beşinci sınıftan sonra öğrenci alıyordu. Bu durumda şanslıydım kaliteli bir eğitim almıştım ve yedi sene boyunca bu eğitimden yararlandım.

Peki ya ciğerlerim bu durumdan yedi sene boyunca nasıl yararlandı? Hem de günde dokuz saatimizi Dilovası'nda geçirmek zorunda olduğumuzu da hesaba katarsak... Şu anda bir mutant olarak bu mesajları yazıyor olma ihtimalim çok yüksek olabilir öyle değil mi?

Yorumsuz...

Mine Pakkaner 02-11-2006 18:50

Bu Son Sel Felaketi Olmayacak !..
 
Bu Son Sel Felaketi Olmayacak !..

Yurdun bazı bölgelerini etkisi altına alan yağışlar, maalesef yine üzücü felaketlere dönüştü. Şiddetli yağmurun neden olduğu sel ve heyelan, çok sayıda can kaybına, evlerin, işyerlerinin, tarım alanlarının sular altında kalmasına ve üretilemeyen bir kaynak olan topraklarımızın sel sularıyla akıp gitmesine neden oldu.


“Doğal afetlerin sebebini boşuna başka yerlerde aramayalım”

Yaşanan felaketleri değerlendiren TEMA Vakfı Genel Müdürü Dr. Uygar Özesmi, “Ne yazık ki geçmişten ders almayı bilmiyoruz. Başta ormanlar olmak üzere, yeşil örtünün tahribi devam ettikçe bu tür felaketlerin sonu gelmeyecek, aksine bundan böyle çok daha sık aralıklarla ve daha şiddetli olarak karşımıza çıkacaktır.” dedi.

Dr. Özesmi “ Çayır ve mera arazilerinin yanlış kullanılmaları, yanlış imar planları ve ormansızlaşmanın yanısıra yamaçlar ve verimsiz arazilere ev ve endüstri kuracağımıza verimli dere ve nehir yataklarına kuruyoruz. Sel verimli üst toprak getireceğine felaket getiriyor” dedi.


Sel felaketlerinin önüne geçilmesi için;”

· Ormansızlaşma ve bitki örtüsünün tahribine son verilmeli,
· Sel ve heyelan tehlikesi bulunan alanlar ağaçlandırılmalı, bitki örtüsü korunmalı ve arttırılmalı,
· Başta İmar olmak üzere, Yeraltı Suları ve Kıyı Koruma yasaları yeniden düzenlenmeli,
· Soruna yaşanmadan önce önlem alabilmek için, master plan hazırlanmalı,
· Sorunun yaşandığı bölgelere ait sel ve erozyon haritaları çıkarılmalı,
· Tespiti yapılan bölgelerin imar planları felaketlere göre yeniden düzenlenmeli
· İmar aflarına son vermeli,
· Dere yatakları imara açılmamalı, kaçak yapılaşmaya göz yumulmamalı
· Yol güzergahları dere yatakları içinde yer almamalı,
· Yol yapımlarında (özellikle Karadeniz bölgesinde) kıyılara ve eğimli arazilere müdahalede dikkatli olunmalı, önlem alınmalı,
· Yerleşim yerleri, yol güzergah seçimleri ve arazi kullanım planlamasında bilimsel çalışmalar göz önüne alınmalı, zemin etüdleri yapılmalı
· Yanlış tarım uygulamalarından ve arazi kullanımlarından vazgeçilmelidir.



“Ne can ne de toprak kayıplarını telafi edemeyiz”

Bütün bu felaketlerin altında insanın doğayla beraber yaşayacağım derken doğaya rağmen yaşaması ve verdiği tahrip yatmaktadır. Bu felaketlerde ne can kaybının ne de akıp giden verimli topraklarımızın telafisi mümkün değildir.

Çözüm, başta bu mücadele için yeterli kaynak ayırmak, Türkiye’nin doğal bitki örtüsünü korumaya yönelik her türlü yasal önlemi almak, ulusal bir tarım ve orman politikası oluşturup, bu mücadeleyi devlet politikası haline getirmekten geçmektedir.

TEMA VAKFI

Mine Pakkaner 19-11-2006 14:53

Konya Ovası'nı kaybedebiliriz
 
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE'DEN ACI İTİRAF:

Konya Ovası'nı kaybedebiliriz

Sulak alanların hızla çölleştiğini söyleyen Pepe, Tuz Gölü havzasındaki yeraltı sularının azaldığını ve Konya Ovası'nın yok olabileceğini söyledi

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/1...im/axgun01.jpg Yıldız Yazıcıoğlu - Ankara

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Türkiye genelindeki sulak alanlarda görülen kuraklığa, su kaynaklarının bilinçsiz kullanımıyla baraj yapımlarının yol açtığını söyledi. Pepe, "Tuz Gölü havzasındaki yeraltı suları kontrolsüz bir şekilde çekildikçe yerine tuzlu su iniyor. Konya Ovası'nı tamamen kaybedebiliriz" dedi.
Kayseri'deki Ağcaaşar ile Kovalı barajlarından su bırakılmadığı için Sultan Sazlığı'nın çölleştiğini kaydeden Pepe, sulama amacıyla göllerden aşırı miktarda su çekildiği için Türkiye'nin bir çevre felaketine sürüklendiğini dile getirdi.

"Bu dramatik tablo son birkaç yılda ortaya çıkmadı. Sulak alanları nasıl yönettiğimize bakınca bir birikim sonucu çölleşmeye gidiş olduğunu görüyoruz" diyen Pepe, göllerden tarımsal sulama yapılırken artık damlama tekniğine geçilmesini gerektiğini belirterek, Devlet Su İşleri'nin (DSİ) bu yönde çalışmasını istedi.

Çorlu çevresine dikkat!

Sanayi tesisleri nedeniyle Trakya bölgesinde yeraltı sularında ciddi kirlilik yaşandığına dikkat çeken Pepe, "Bazı yerlerde yeraltı suları seviyesi 20 metreden 400 metreye kadar indi. Buna rağmen su çekilerek yerine toprak altına atık su bırakılmaktadır. Bu konuda Çorlu civarında ve Çerkezköy'de ciddi şüphelerimiz var. İncelemeler yaptırıyoruz" diye konuştu.

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın belediyelerle atık çöp depolamasında karşı karşıya kaldığını da anımsatan Pepe, bu sorunlar karşısında baraj yapımı kısmı hariç DSİ ile İller Bankası'nın kanalizasyon, çöp ve su birimlerini kendi bakanlığına bağlattırmak istediğini bildirdi.

Kaynak

Mine Pakkaner 19-11-2006 14:55

kül denizi
 
Mavi Ege'de kül denizi

Ölüm, zehir ve kuşku... Mavi Ege'deki Yatağan'ı artık sadece bu sözcükler anlatıyor. Zehirli atıkların yeraltı sularına karıştığı, ortasından kül denizinin geçtiği bölgede insanlar ölüm korkusuyla yaşıyor. AİHM'in kararına rağmen Türkiye'nin işletmeye devam ettiği santralda yaşanan son skandal ise baca gazı arıtma tesisi... Yatağanlıların 9 yıldır bitmesini beklediği tesis, sadece iki gün çalışıp devre dışı kaldı

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/1...resim/agun.jpg Serhat Oğuz - İstanbul

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, yargı kararına rağmen işletmeye devam ettiği için Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkûm ettiği Yatağan Termik Santralı'nın filtre sisteminin ilk ünitesi, yıllar süren bekleyişin ardından çarşamba günü devreye girdi. Ancak sadece iki gün faaliyette kalabildi.

Santralın temeli 9 yıl önce atılan üç üniteli baca gazı arıtma tesisinin (filtre) tümünün 2007'nin ilk aylarında devreye alınması planlanıyordu. Yıllar süren bekleyişin ardından sistemin tek ünitesi çarşamba günü devreye sokulabildi. Ancak DHA'nın haberine göre, santraldaki buhar kazanlarından birinde meydana gelen sıkışma, eko sistem borusunu patlatarak iki gün çalışabilen bu ünite ve ona bağlı arıtma tesisini devre dışı bıraktı.

Yatağan Termik Santralı İşletme Müdürlüğü (YEAŞ) Genel Müdürü Nuri Şerifoğlu, arızanın baca gazı arıtma tesisleri ile bir ilgisinin olmadığını belirterek, "Arıza tamamen termik santral işletmesi ile ilgili. Sorun giderilince sistem tekrar devreye sokulacak" dedi.

Zehire karşı örgüt kurdular

İlk ünitenin devreye girmesi öncesinde santralda yaptığımız incelemede, Yatağan halkının, artık umudu kesmeye başladığı filtrelerin devreye girmesinden çok, 20 yıldır etkisi altında kaldığı zararların nasıl giderilebileceğini düşündüğünü tespit ettik.

40 bin nüfuslu ilçede santralın kurulmasının ardından üst solunum yolları hastalıkları ve kanserin arttığını belirten Yatağanlılar, seslerini duyurmak amıcayla Yatağan Çevre Platformu adı altında örgütlendiler. Platform Sözcüsü Ziya Alpözen, "Santralın Yatağanlıları hasta ettiği belli. Devlet verdiği sözleri tutmuyor" dedi.

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/1...esim/agun1.jpg Kirlilik, kanser ve şişmanlık

Avukat Nuray Şahbudak, kardeşinin kanserden öldüğünü belirtirken, "İzmir 9 Eylül Üniversitesi Onkoloji Bölümü'ne gittiğimizde 'Yatağan'dan mı geldiniz?' diye soruyorlar" dedi.

Gökova'ya yerleşen radyolog Ayhan Özdemir, babasının kanserden öldüğünü söyleyerek, "Düşük kalorili linyit kömürü kullanıldığı için uranyum tehlikesi var. Külleri de çimento fabrikalarına veriyorlar. O çimentodan yapılan binalardan evlerimize sürekli radyoaktif salınım söz konusu" diye konuştu. Pratisyen hekim Şevket Yanardağ da, oksijenin yetersiz kalması nedeniyle şişmanlığın yaygınlaştığını söyledi.

20 kişi astım hastası oldu

Santraldaki muayenehanesinde görüştüğümüz Muğla Tabip Odası Başkanı Ferit Turhan da, santralın doğaya ve insanlara zarar verdiğini, ancak filtrelerin devreye girmesiyle tahribatın azalacağına inandığını söyledi. İlçede santralın bölge halkına ne derecede zarar verdiğini bilimsel olarak ortaya koymak gerektiğini belirten Turhan, Tabip Odası'nın bu amaçla hazırladığı projenin 110 bin YTL bulunamadığı için gerçekleştirilemediğini anlattı.
Santralda 20 astım hastasının bulunduğunu belirten Turhan, bunun neden kaynaklandığının bilimsel olarak tespit edilmediğini belirtti.

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/1...esim/agun2.jpg
Antik kent kül karası!


Eski Muğla Tabip Odası Başkanı Naki Bulut, santralın etkisinin ilçedeki antik Stratonikeia kenti kalıntılarında da açıkça görüldüğünü söyledi. Roma ve Bizans döneminden kalma antik mermerlerin santralın yaydığı kirlilik nedeniyle karardığını belirten Bulut, ilçedeki hastalıkların da arttığını vurguladı. Bulut, "Filtre takılsa bile önemli olan 25 yıldır bırakılan toksik maddelerin insanlar üzerinde hangi etkileri bıraktığını tespit etmek" diye konuştu.

Küller içme suyuna karışıyor

Yatağan Termik Santralı'ndan çıkan küller ve atık su da santralın birkaç kilometre uzağındaki kül barajına bırakılıyor.

Kilometrelerce büyüklükte bir alana bırakılan tonlarca atık maddenin oluşturduğu barajın görüntüsü de Yatağanlıları korkutuyor. Üzeri toprakla örtülen atıkların sızarak yeraltı suyuna karışacağını belirten Yatağanlılara göre, su da zehirleniyor.
YAÇEV Sözcüsü Alpözen, Temmuz 2005'te aynı gün içinde 600 kişinin zehirlenme şikâyetiyle hastaneye başvurmasının sudan kaynaklandığını öne sürdü.

AİHM, Türkiye'yi mahkûm etmişti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Temmuz 2005'te, Yatağan, Yeniköy ve Gökova termik santrallarıyla ilgili olarak yargının verdiği kapatma kararını uygulamayan Türkiye'yi, toplam 10 bin euro tazminata mahkûm etti. Avukat Ahmet Okyay ve 9 arkadaşının 1996'da açtığı davaya ilişkin kararda, "Bu 3 santralın yıllardır yerel kirliliğe neden olduğu" vurgulandı. Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal ettiği hükmü, Türk yargı makamları tarafından alınan "kapatma" kararlarının uygulanmamasına dayandırıldı. Mahkeme, yaptığı değerlendirme sonrasında, "Başvuru sahiplerinin Türk vatandaşı olarak sağlıklı bir yaşam sürme hakkına sahip olduğunu" vurguladı. Yargı kararlarına karşın Bakanlar Kurulu'nun 3 Eylül 1996'da aldığı bir kararla santralların faaliyetlerine devam etmesini kararlaştırması AİHM'nin "ihlal" belirlemesinde etkili oldu. AİHM kararında, Bakanlar Kurulu kararının, "iç hukuk açısından hukuki temelden yoksun" ve "tamamen yasadışı" olduğu vurgulandı.

Filtre inşaatı tam 9 yıldır bitirilemedi

Yatağan'da kirliliğin, Hava Kalitesini Koruma Yönetmeliği'nde belirtilen değerin üstünde olması nedeniyle Baca Gazı Desülfürizasyon Tesisi'nin entegre edilmesi için ilk çalışmalar 1993'te başladı. Proje olarak onaylanan sisteminin inşasına ise 1997'de başlanabildi. 2000 yılı ortalarında yüzde 90'ı tamamlanan sistemi hazırlayan Alman firması, alacaklarını tahsil edemediği gerekçesiyle projeden çekildi. Ağır aksak da olsa süren çalışmalar sonucunda, halkı dumana boğan kükürt dioksit gazının emilmesini sağlayacak baca gazı arıtma sisteminin birinci ünitesi 18 Ocak 2001'de tamamlanarak devreye girdi. Santralın baca gazı kükürt arıtma tesisi anlaşması da 2005 yılında imzalandı.

Kaynak

Mine Pakkaner 14-12-2006 00:27

Çevre raporu

http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/12/13/06.gif Santral yine çevreyi dumana boğdu.

AA -İSRAİL SAZANI GÖLÜ KURUTTU!:

Manyas Gölü'ndeki balık azalışı Bandırma İlçe Tarım Müdürlüğü'yle balıkçıları birbirine düşürdü. Tarım Müdürü Osman Nuri Kale, "Göle bırakılan İsrail sazanları yerli balık türlerine zarar verdi" derken balıkçılar buna karşı çıktı. Bereketli Su Ürünleri Kooperatifi Başkan Yardımcısı Reşit Çetin, "Olayın İsrail sazanıyla ilgisi yok. Azalmanın nedeni fabrikaların atıklarını göle bırakması ve göl suyunun zamansız çekilmesi. Gölde İsrail sazanını dört yıldan beri avlıyoruz. Bu balık sayesinde ailemizi geçindiriyoruz" dedi.

YATAĞAN'DA ESKİYE DÖNÜŞ:

Muğla'daki Yatağan Termik Santralı'nın birinci ünitesinde faaliyete geçen baca gazı arıtma borularında meydana gelen kaçak nedeniyle devre dışı kaldı. Yıllarca tartışıldıktan sonra bir ay önce faaliyete geçen arıtma tesisi devreye girdikten kısa süre sonra arıza nedeniyle bir süre devre dışı kalmıştı.

Kaynak

Mine Pakkaner 17-12-2006 22:51


Yatağan'a 208 bin YTL kirlilik cezası

17 Aralık 2006
Cavit YILDIRIM/ YATAĞAN(Muğla),(DHA)
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2608885.jpg MUĞLA'nın Yatağan İlçesi'ni yaşanmaz hale getiren termik santralin, inversiyon dönemlerinde, yasağa rağmen üç üniteyle çalışarak halkı soluksuz bıraktığı ortaya çıktı. İlçede hastaneye başvuran öğrenci sayısında yüzde 30 artış oldu, çoğuna, üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi konuldu. Sağlık ocağının çatısındaki kirlilik ölçüm cihazının yerinin değiştirilerek, kirlilik değerlerinin daha düşük gösterilmeye çalışıldığı öne sürülürken, İşletme Müdürü Aziz Tığ hakkında suç duyurusunda bulunulup santrala 208 bin YTL ceza kesildi.

Kirlilik cenderesindeki Yatağan'da son günlerde yaşanan gelişmeler, gözlerin ilçeye çevrilmesine yol açtı. Baca gazı arıtma tesisi ve üçüncü ünitedeki arızalarla dikkat çeken santralde üretim üç ünitede devam ederken, Merkez Mahmut Yanar Sağlık Ocağı'nın çatısında bulunan Yeniköy Elektrik Üretim Anonim Şirketi'ne (YEAŞ) ait hava kirliliği ölçüm cihazının (prop) yeri 10 gün önce değiştirildi. İki katlı binanın çatısından sökülen cihaz ikinci katın cephesine sabitlendi. İki bina arasında kalan bölgede, ortamın daha aşağıda ve rüzgar almaması nedeniyle, kirlilik değerlerinin daha düşük çıkmaya başladığı iddia edildi.


Sağlık Ocağı'ndaki cihaz, 14 Aralık günü, havadaki kükürtdioksit miktarını 35 mikrogram/ metreküp gösterirken, YEAŞ'a ait seyyar ölçüm cihazıyla dışarıda yapılan ölçümlerde kükürtdioksit 270 mikrogram/ metreküp çıktı. Çevre İl Müdürlüğü, Sağlık Ocağı'ndaki cihazın yeni yerinin uygun olmadığını bildirerek YEAŞ'ı uyardı.

ÇEVRE KURULU KARARINA MUHALEFET


Muğla Mahalli Çevre Kurulu'nun, ‘inversiyon beklenen kasım ve aralık ile mart ve nisan aylarında termik santralın en fazla iki üniteyle çalıştırılması’ kararına rağmen, santralin sürekli üç üniteyle çalıştırıldığı belirtildi.

ÇOCUKLAR NEFES ALAMIYOR

İlçede 11- 13 Aralık tarihleri arasında 250 öğrenci, sağlık kuruluşlarına başvurdu. Sayının, bir hafta önceki üç günlük döneme göre yüzde 30 arttığı, çocukların çoğunluğuna üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi konulduğu bildirildi.


METEOROLOJİNİN SIKINTISI

Bu arada Yatağan Meteoroloji İstasyonu'nun, günlük hava tahminlerini santrale sürekli ulaştırdığı, ancak bu değerlerin de dikkate alınmadığı iddia edildi. Meteoroloji rasat görevlisi Mahmut Ocak, “Biz elde edilen meteorolojik verileri santrale bir gün öncesinden bildiriyoruz. Ancak bu raporlar sanırım dikkate alınmıyor. Çünkü 14, 15 ve 16 Aralık tarihli raporlarda yüksek hava basıncının beklendiği ve rüzgarın kuzeyden, öğleden sonra ise güneyden orta kuvvetle eseceği bildirilmişti. İnversiyon beklenen, yani sıcak havanın yükselmek yerine alçaldığı bu dönemlerde meteorolojik uyarılara rağmen, santral çalışmaya devam etti” dedi.
Havadaki kükürtdioksit oranında tehlike sınırı 700 mikrogram/ metreküp olarak kabul edilirden inversiyon dönemlerinde bu oran 10 kata kadar yükselebiliyor.


İŞLETME MÜDÜRÜNE SUÇ DUYURUSU

Muğla Çevre Müdürlüğü'nün, YEAŞ Yatağan Termik Santrali İşletme Müdürü Aziz Tığ hakkında, 23 Kasım'da, santralden kaynaklanan hava kirliliğinin sınır değerleri aşması gerekçe gösterilerek, Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Bu arada İl Çevre Müdürlüğü'nün santrale 208 bin YTL para cezası kestiği belirlendi.
Yatağan Sağlık Grup Başkanı Mevlüt Karadağ, sağlık ocağında bulunan ölçüm cihazı üzerindeki her türlü tasarruf ve sorumluluğun YEAŞ'a ait olduğunu belirtti. Karadağ, “Cihazın yerinin değiştirildiğinden haberimiz yok. Biz sadece YEAŞ'a, çatı tadilatı yapacağımızı bildirdik. Ancak haberimiz olmadan çatıdan cihazı alıp duvara monte etmişler. Çevre İl Müdürlüğü, cihazın yeni yerinin uygun olmadığını söyledi. YEAŞ'a bu bildirildi. YEAŞ yetkilileri, cihazı Yatağan Devlet Hastanesi'ne taşıyacaklarını belirtti” dedi.


Kaynak

Mine Pakkaner 04-01-2007 17:14

Artık 'siyah' akan bir nehrimiz var!

Fabrika atıkları yüzünden 'zehir nehri'ne dönüşen Büyük Menderes'e bir darbe de zeytincilerden... Arıtılmadan nehre bırakılan 'zeytin karasuyu', suyun rengini 'siyah'a boyadı. Çiftçiler isyan etti

http://www.milliyet.com.tr/2007/01/0...esim/yas02.jpg YILMAZ ÖLMEZ Aydın DHA

Ege'de uzun yıllar geniş tarım arazilerine can suyu veren, ancak sanayi kuruluşlarının atıklarıyla 'zehir nehri'ne dönüşen Büyük Menderes, şimdi de 'zeytin karasuları'yla siyaha büründü. Afyon'un Dinar ilçesinden doğan, Denizli ile Aydın ovalarından geçerek Ege Denizi'yle buluşan 560 kilometre uzunluğundaki nehir, artık simsiyah akıyor. Olayın sorumluları ise tam kapasiteyle çalışmalarına rağmen, zeytin karasuyunu arıtmadan derelere bırakan ve sayıları 300'ü bulan zeytin ve zeytinyağı işletmeleri...
Tarlalarına gitmek için sabah evlerinden çıkan çiftçiler, gördükleri manzara karşısında şaşkına dönerken, "Yeni yıla da felaketle girdik. Bu sular çekilecek, tortular nehir yatağında kalacak. Karasular yaz mevsiminde bile tarım sektörünü tehdit edecek" dedi.

Daha önce de aynı çevre felaketinin yaşandığına dikkat çeken Aydın Ziraat Odası Başkanı Arif Gürdal, mevsimin kurak geçmesi nedeniyle yağmur yağmadığını ve su sirkülasyonu olmadığı için nehir yatağının karardığını söyledi. Gürdal, "Yıllardır süren çevre felaketi zeytinyağı işletmeleriyle korkunç boyuta ulaştı. Sürekli fabrikalar açılıyor ama arıtma tesisleri kurulmuyor. Yetkililer harekete geçmeli" dedi.

Kaynak

Mine Pakkaner 18-01-2007 00:59

Yatağanlıların kirlilik isyanı
 
Yatağanlıların kirlilik isyanı

'Ölüyoruz'

Termik santral için kapatma kararının uygulanmamasından yakınan Yatağanlılar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na gönderdikleri dilekçede, 'Bu çevre cinayetine son verin" çağrısı yaptı

http://www.milliyet.com.tr/2007/01/1...im/axyas01.jpg

Muğla'nın, termik santraldan kaynaklanan hava kirliliğiyle gündemden düşmeyen Yatağan ilçesi sakinleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na gönderdikleri dilekçede, "Ölüyoruz, bu çevre cinayetine son verin" çağrısı yaptı.
Yatağan Çevre Platformu'nun (YAÇEV), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na gönderdiği dilekçede, ilçe sakinlerini soluksuz bırakan gelişmelere dikkat çekildi.

http://www.milliyet.com.tr/2007/01/1...m/axyas012.jpg ''Başvuruya yanıt almadık'
Kükürtdioksitte tehlike sınırının 500 mikrogram/metreküp olmasına karşın, 3000 mikrogram/metreküp değere ulaşıldığı belirtilen dilekçede, "Meteorolojik verilere göre, inversiyon olacağı önceden biliniyor. Valilik genelgesinde, tehlike değerleri aşıldığında santralın devre dışı bırakılması öngörülüyor. Ancak üç üniteyle santral çalışmaya devam ediyor. İdare, 'Para cezasını öder çalışmaya devam ederiz' mantığıyla hareket ediyor" denildi.

Yaklaşık 50 bin kişinin asit yağmurları altında kaldığı belirtilen dilekçede şu satırlar yer aldı: "Hangi üstün kamu yararı ilkesi 23 yıl boyunca 50 bin kişinin, asit yağmuru, partikül madde, toz, radyoaktivite ve gaz kirliliğine maruz kalmasını haklı gösterebilir? Bakanlar Kurulu, kapatma kararını uygulamıyor. Yörede yaşayan insanlar, kansere yakalanacağı günü bekliyor. İlçede hemen her evden kanserden ölen veya kanser hastalığından tedavi görenler var. Üst solunum yolları hastalıklarına yakalanmayan yok denilecek kadar az. Ölüyoruz."

Çevre Müdürlüğü'nün yaptığı kirlilik ölçümlerinin kamu vicdanını tatmin etmediği belirtilen dilekçede, "Bakanlığınıza farklı yerlere ölçüm cihazları yerleştirilmesi istemiyle yaptığımız başvuruya yanıt alamadık, icraat göremedik. Bu da halkın sağlığının ciddiye alınmadığını gösteriyor" ifadelerine yer verildi. Dilekçede ayrıca, baca gazı arıtma tesisi devreye alınmadan ikinci ve üçüncü ünitelerin çalıştırılmaması istendi.

Kaynak

malina 09-12-2007 16:03

Yatırım ile çevre çatışıyor
 
Yatırım ile çevre çatışıyor


Kaz Dağları’nda altın sondajı gibi bazı olaylar, toplumda büyük yankı yaratıyor ama Türkiye’de yatırımla çevrenin çatıştığı tek nokta burası değil. Ülkenin çeşitli noktalarında irili ufaklı fırtınalar kopuyor. Çevre örgütlerinin, bölge halkının çevreye zarar vereceği için karşı çıktığı, çoğu dava sürecinde olan, kimi sesini duyuran kimi sessiz bir mücadeleye konu olan, birkaçı 20 yıl geriye giden olaylardan sadece bazılarını seçtik.

Bu çatışmalar en çok suyun tüketilmesi ve kirletilmesi gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Zararlı gazlar diğer itiraz nedenleri. Artık Türkler temiz madencilik, temiz enerji, ekonomik su kullanımı istiyor. Yıllar süren doğa-yatırım çatışması gösteriyor ki Türkiye’de hükümetler yatırımın yapılmasını mutlaka istiyorsa, defalarca kanun veya kapsam değişikliği yaparak mahkeme kararlarını bile etkisiz hale getirebiliyor. Bundan sonrası doğaseverlerin azmiyle baştakilerin vicdanına kalıyor.

ORMAN TAHRİBATI

İğneada Longozu: Kırklareli İğneada, dünyanın sayılı longoz ormanlarından (belli dönemlerde ağaçların kökleri su altında kalıyor). 25-30 metrelik ağaçların olduğu bu ormanları besleyen derelerin yatağı İstanbul’a su getirmek için İSKİ tarafından değiştirilmek istenince tartışma başladı.

Bölge, dünya mirası olarak Dünya Bankası’ndan hibe yardımı almış ve hükümet tarafından Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ilan edilmişti. Ama hükümet bu yıl bölgenin statüsünü milli parka çevirdi, böylece mutlak korunması gereken bölge statüsünü kaybetti. Dernek burada baraj kurulacağını ancak bunun halktan saklandığını iddia ediyor. Doğal Hayatı Koruma Derneği de hukuki süreç başlatmaya hazırlanıyor.

İskenderun 2. Organize Sanayi Bölgesi: Çam ve okaliptüslerin bulunması tepki çekti. Çelik Sendikası ve SHP dava açtı, yürütme durduruldu.

Golf sahaları: Antalya’daki Sorgun plaftormunun çabalarıyla Sorgun ve Belek ormanları sit alanı ilan edildi. Ancak yine de golfe yönelik yeni otel inşaatları için kesimler görülüyor. Golf sahaları çok su istediği için de karşı çıkılıyor.

ÇİMENTO FABRİKALARI

Pazarcık: Kahramanmaraş Pazarcık’taki Narlı Ovası’nda iki çimento fabrikası yatırımına karşı "Onuruma ve Ovama Dokunma Hareketi" kuruldu. Çimento fabrikalarının sera gazı emisyonu da, fuel oil ve kömür tüketimi de çok yüksek. Temmuz ayında Gaziantep İdare Mahkemesi’nde dava açtılar, iddia iki fabrikanın ilin bir yılda tükettiği kömürün 7 katını tüketeceği.


TAŞ OCAKLARI

Ulubat Gölü çevresi: Gölün güneyinde, özellikle Fadıllı köyündeki taş ocağı büyük tepki aldı. Göle bir km kuş uçumu mesafede, uluslararası tarımsal sertifikayla şeftali, armut ve karaincir yetiştiren 51 köylü var. Taş ocağının çalıştığı dere, köye ve göle çamur taşıyor. Muhtar, Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği, Nilüfer Yerel Gündem 21 Derneği iznin iptali için dava açtı. Maden çalışmıyor.

İskenderun: Amanos Dağları’nda 30 taş ve mermer ocağı, çok sayıda da yeni başvuru var. Yöre halkı hem orman alanı kesildiği, hem peyzaj bozulduğu, hem alan açmak için dinamit kullanılması, hem de çıkan toz nedeniyle rahatsız.

YAPILAŞMA

Uludağ Milli Parkı: TMMOB, Bursa Barosu ve vatandaşlar, Uludağ’da yapımına başlanan ikinci yerleşim bölgesinin Kırkpınar su kaynakları üzerinde kurulmasına itiraz edip 1998’de dava açtılar. Yargıdan yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Hükümet yeni bir kararla burayı Uludağ Kış Sporları turizm merkezi ilan etti. Çevreciler dava kazandıkça hükümetler yerleşim bölgesinin sınırlarını küçülttü. Bu arada 5 otel inşa edildi, 7 otelin yerinin tahsisi yapıldı. Burada, 2 bin metrenin üzerinde Alpine Zone denilen bölgede sadece Uludağ’a özgü 36 bitki var.

ZEHİRLİ ATIK TESİSLERİ

Silivri ve Tarsus: Zehirli atıklardan kurtulmak için büyük fabrikalara yakın atık yakma, depolama ve geri dönüşüm tesisleri gerekiyor. Bu tesislerin yerleşime hangi mesafede olacağını belirleyecek yönetmelik henüz taslak halinde. Mersin Tarsus’ta düşünülen bir tesis için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yapıldı ancak Tarsus Belediyesi rapora karşı dava açıp yürütmeyi durdurdu. Dava sürüyor. Trakya’ya konacak tesis için İstanbul Silivri’de iki yer değerlendiriliyor. Büyük Çavuşlu Beldesi’ne yapılması planlanan tesis ÇED sürecinde. Bölge halkı kampanya başlattı ve iptal davası açmak için bilirkişi raporu alınıyor.

TERMİK SANTRALLAR

Saray: Bölge halkının meşe ormanlarının altındaki linyit yataklarının üzerine kurulacak termik santral girişiminden iki yıl önce haberi oldu. Tekirdağ Saray’da Doğayı Koruma ve Temiz Çevre Derneği’ni kurdular, ihalenin iptali için dava açtılar ve yürüyüşler yaptılar. Burada hem ağaç kesilmesiyle, hem de kükürt salımıyla doğa katliamı yapılacağını, rüzgar nedeniyle 70 km’lik alanın etkileneceğini belirtiyor, rüzgar santralı için araştırma yapılmasını istiyorlar.

Bursa-Kozağacı Köyü: Termik santral projesi, Napolyon kirazı üreten yöre halkını kızdırdı. Bölgede linyit yatakları var. Kömür yakıldığında havaya salınan kükürt, asit yağmuru olarak toprağı etkiliyor. 5 Haziran 2006’da dünya çevre gününde 2 bin köylü yürüyüş yaptı. Adana Tufanbeyli’de de termik santral projesine karşı yerel örgütler tepki gösteriyor.

ALTIN MADENLERİ

Kaz Dağları: Şirketler altın aramayı bitirdi, sıra maden çıkarma ruhsatına geldi. Kaz Dağlarını Koruma Girişimi birçok yönden buna karşı çıkıyor: Dünyanın akciğerlerinden biri olan Kaz Dağları’nda 3 bin 800 hektarlık alanda ağaç kaybı, yaban hayatının ve bitki örtüsünün etkilenmesi, altın arama için kullanılan suyun kaynakları tüketmesi, siyanürün verdiği zarar.

Kozak Yaylası:
Bir yıl önce altın aranmaya başlandı. Kozak Yaylası Doğal Çevreyi Koruma Kültür ve Turizm Derneği Haziran ayında 5 bin kişilik bir karşı piknik düzenledi. Burada hayat çam fıstığına dayalı. Köylüler ağaçlar kesilirse heyelan riskinin doğmasından ve su probleminin artmasından kaygılı.

Cerattepe: Köylüler dünyanın en yaşlı ve en zengin bitki örtüsüne sahip 25 bölgeden biri olan Cerattepe için 20 yıldır kampanya sürdürüyor. Artvin Barosu ve Yeşil Artvin Derneği girişimleriyle Haziran 2005’te işletme ruhsatının iptali için yürütmenin durdulması kararı verildi, yargı devam ediyor.

NÜKLEER SANTRALLAR

Akkuyu ve Sinop: Nükleer santral için en ciddi girişim 1975-2000 arasında sürdürülen Mersin Akkuyu projesiydi. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit projeyi iptal etti. Sonra gözler Sinop’a yöneldi. AKP hükümeti 5 nükleer santral inşa etmeyi düşündüğünü açıkladı. Enerji Bakanı Hilmi Güler, ihaleye 21 Şubat 2008’de çıkılacağını açıkladı. Sinop’taki nükleer santral sahasının lisanslama çalışmaları tamamlanmadığı için yeniden Mersin Akkuyu gündeme geldi. Hem Akkuyu hem Sinop yıllardır santrala karşı direniyor. Nükleer Karşıtı Platform, çevresel riskler ve yüksek maliyet nedeniyle nükleer santrala tümden karşı.

BARAJLAR

Fırtına Deresi ve Hemşin Vadisi: Rize’deki Fırtına Deresi üzerine kurulması planlanan Dilek Güroluk Hidroelektrik Santralı yapımı Danıştay kararıyla durduruldu. Bu baraja Çamlıhemşin ve Hemşin Vakfı, Hemşin Dernekleri, WWF, TEMA gibi birçok örgüt itiraz etmişti. Daha sonra buraya çok yakın Dikkaya köyünde yapılmak istendi. Şirket, santral için 12 Temmuz’da Çevre Bakanlığı’ndan "Çevre Etki Değerlendirme raporu gerekli değildir’ kararı almıştı. Hemşinlilerin açtığı davada yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Dava sürüyor.

Çoruh Nehri: Doğa Derneği, Çoruh Nehri’nde kurulacak iki barajı en tehlikeli 5 baraj arasında gösteriyor. İlçe merkezini de sular altında bırakacak Artvin Yusufeli barajı 133 canlı türü için çok önemli olan Çoruh Vadisi’nin 5 bin 535 hektarlık bir alanını etkileyecek. Güllübağ Projesi, 2 bin 200 hektarlık alanı su altında bırakacak, bu yüzden nesli tehlikedeki iki endemik bitki türü de (Campanula choruhensis ve Erysimum leptocarpum) yok olacak.

Ayten SERİN / Hürriyet

Bildiklerinizi siz de ekler misiniz?

arodopman 09-12-2007 16:46

6 Aralık 2007 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Hikmet Çetinkaya’ nın ‘’Politika Günlüğü’’ adlı köşesinde yayınlanan yazısından alınan bir bölüm.

<<AKP ile CHP Büyükşehir Belediye Meclisi’ nde anlaşıp geçen yıl kabul edilen ‘’Çevre Düzeni Planı’’ nı delmişler. Çatalca Durusu yöresindeki 84 dönüm tarım alanına (su toplama alanı) na yapılaşma izni vermişler…
Yazıklar olsun !..>>

eskimo 10-12-2007 11:14

Vize Çimento fabrikası

Vize Evrencik Köyü Papazpınarı mevkiindeki Çimento Fabrikası İnşaat Çalışmaları hızla devam ediyor.

Bu yıl başında (13.01.2007) İl Genel Meclisi Toplantısında 1/1000 ölçekli imar planı ve 1/5000 ölçekli Nazım Imar Planının onayı talep edilen yer ile ilgili olarak toplantıda imar planındaki ek parseller üzerinde neler yapılacağının iyi bilinmesi gerekliliğinin altını çizen İl Genel Meclisi Üyesi Ibrahim Tezan "Her yıl böyle ek parsel talebi gelmeye devam edecekse bu sağlıklı olmaz. Bence bunu imar komisyonuna havale edelim. Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı konusunda hassas olmalıyız. Bu fabrikanın ilave talebinde bulunduğu arazileri ne şekilde kullanacağı önemlidir" demişti.

Istrancanın muhteşem yeşili üzerinde yükselen 2 gri kule ve hemen sol tarafta orman yok edilerek açılan ocak artık ne yazık ki Kırklareli-Vize karayolundan dahi net bir şekilde gözükmekte. Evrencikte durum bu iken sırada Çimento Firmalarının yeni gözdesi Çakıllı var. Maliye Hazinesine ait Eski Askeriye arazisinin satışını talep eden firmalar Ergene'nin doğduğu, Istıranca ve Ergene Ovasının kesiştiği bu yeri hedef seçti. Bölgede Pınarhisar örneği varken, Evrencik, Çakıllı derken BAKALIM BAŞKA BİR YER DAHA GÜNDEME GELECEK Mİ?


http://www.vize.com.tr/index.php?opt...=270&Itemid=15

eskimo 10-12-2007 11:29

Tarım Arazisi Üzerine Sanayi Tesisi Kurma
5403 sayılı "Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası"nda değişiklik yapılmasını öngören Yasa teklifi, TBMM‘nin 23 Kasım 2006 tarihli oturumunda kabul edildi.

Böylece, Organize Sanayi Bölgesi‘nde kendisine yer gösterilmesine rağmen birinci sınıf tarım arazisi üzerinde sanayi tesisi kurmakta ısrar eden, tarım toprağını korumaya yönelik mevzuatı çiğnemekte bir duraksama göstermeyen, Danıştay ve Bursa İdare Mahkemeleri tarafından defalarca izinleri iptal edilen ve sonunda mühürlenen Cargill‘in Orhangazi‘de kurulu fabrikası, bir kez daha "yasal zemine" çekilmeye çalışılıyor.

TBMM Genel Kurulu‘nda 3 Temmuz 2005‘de kabul edilen ve 19 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren "Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası" ile 11.10.2004 tarihinden önce tarım arazilerini izin almadan amaç dışı kullanan yasa tanımazlara, metrekareye 5 YTL ödemeleri koşuluyla af getirilmişti.

Hemen arkasından, 5 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanan 2005/8944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Cargill‘in Bursa‘da, Orhangazi Ovası‘nda 212.240 m2 amaç dışı kullandığı birinci sınıf tarım arazisi, Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. Böylece Cargill, yasada öngörülen af bedelini de ödemekten kurtuldu.

http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_d...&tipi=3&sube=0

eskimo 10-12-2007 11:38

Yapılaşma

ACARKENT


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 19:28.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)

Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2014