agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Agaclar.net Kullanıcı Hizmetleri > SIK SORULAN SORULAR / FORUM KULLANMA KILAVUZU
(https)




Beğeni Düzeni591Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 07-05-2010, 19:01   #1021
Ağaç Dostu.
 
katmer's Avatar
 
Giriş Tarihi: 16-09-2008
Şehir: Sarıyer-İSTANBUL
Mesajlar: 2,878
Galeri: 167
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Cumhur Tonba Mesajı Göster
Sadece örnek olması amacı ile bir yazı kopyalıyorum. Hem yazının, hem de kurumun hali içler acısı.
Devamını okuyunca (daha doğrusu okuyamayınca)gözlerime inanamadım. Bu kurumun hazırladığı sınavdan, ne hayır gelir demeden edemiyor insan. Arada Ağaçlar.neti ziyaret etseler de yazımla kurallarıyla ilgili azıcık bilgi edinseler.

katmer Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-05-2010, 19:42   #1022
Ağaç Dostu
 
malbman's Avatar
 
Giriş Tarihi: 25-04-2008
Şehir: İzmir
Mesajlar: 3,600
Galeri: 15
Görevlendirmede kriter liyakat değil de yandaşlık olunca, maalesef sonuçları da bunlar oluyor.

Sonra da Sayın gece'nin yazdığı gibi, bu insanlar çocuklarımızın onca yıllık emeğini ölçecekler.

malbman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-05-2010, 23:30   #1023
Ağaç Dostu
 
Cumhur Tonba's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2008
Şehir: EDİRNE-ANTALYA
Mesajlar: 11,420
Galeri: 80
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi castaway Mesajı Göster
Türkçe o kadar güzel ki, hrafelirn yelreirni blie dğeşitrieilm ilk ve son hrafi dğoru yzammamız ytelri. Hangi dil bunu yapabilir ?
Türkçe o kadar güzel ki sözünüze hepimiz katılırız. Fakat burada beynin aynen bilgisayar sistemi gibi çalışıp, haznedeki kelimeleri hatırlaması ve cümlenin anlam ve gidişatına göre konumlandırması da çok önemli herhalde.

Cumhur Tonba Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-05-2010, 08:42   #1024
Ağaç Dostu
 
betito's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-09-2005
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 756
Galeri: 29
Klavyeyi iyi kullanamayan birine yazdırmışlar diyeceğim ama klavye hatası da yok ki.
"İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü" olması gerekmiyor mu? "İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü" olmamalı.

betito Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-05-2010, 10:04   #1025
Ağaç Dostu
 
Cumhur Tonba's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2008
Şehir: EDİRNE-ANTALYA
Mesajlar: 11,420
Galeri: 80
Deveye sormuşlar ''Boynun neden eğri?'' Demiş '' Nerem doğru ki?''
Hayatım boyunca bu şekilde rezil bir resmi yazı görmedim.

Tahirova Türk Alman Çiftliğinde Zirai Yayım Şubemiz vardı. O zaman teksir makinesinde çoğaltırdık yazıları. Hiç unutmam. Kuzu besleme hakkında bir yazı hazırlanmış. Şube Şefi bana daktiloda yazmam için verdi. Şube şefi Dr.Kleinken isimli bir Alman'dı. Daktiloda yazı işi bitince alıp bir göz gezdirdi. Ve şunu söyledi. Lütfen bir daha ve daha dikkatli, hatasız yazın. Oradaki arkadaşlar okudu. Metnin aynısı yazılı. Kimse hatanı nerede olduğunu bulamıyor. 2-3 okuyuş dan sonra sadece, kelimenin anlamını dahi değiştirmeyecek bir harf eksikliği olduğunu gördük. İşte hizmet ettiği kişiye, yazım kurallarına gösterdiği saygı. Bize iyi bir ders olmuştu.

Cumhur Tonba Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 00:51   #1026
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 05-10-2009
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 17
Türkiye sermaye piyasası,ticari kurumlar, yoldaki ve okullardaki exit (çıkış) tabelaları ,internet üzerinde türkçe karakter kullanamama gibi bir çok sıkıntı bu forumda türkçe karakter kullanıldığını duyduğumda çok mutlu olmuştum içten içe inşallah tüm siteler böyle olur yaşasın Türkçe....

Ersan Özcan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 13:36   #1027
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 27-03-2010
Şehir: Denizli
Mesajlar: 686
Herhalde Dünya'da dil bayramı kutlayan tek milletiz. Bu da dilimize verdiğimiz önemi gösterir.Kul kusursuz olmayacağına göre hata yapabiliriz ancak hatalarımızın düzeltilmesi istendiğinde alınganlık göstermeden hatamızı düzeltmek ve aynı hatayı tekrar yapmamak için azami dikkati göstermeliyiz.Yazı yazmaktan amaç, muhakkak ki bir şey anlatmaktır.Yola çıkmaktan amaç da haliyle bir yere varmak.Nasıl ki gideceğimiz yere varmak için, yoldayken trafik kurallarına sıkı sıkıya riayet ediyorsak, yazarken de anlatmak istediğimizi tam ve doğru anlatmak için imla kurallarına sıkı sıkıya uymalıyız.Çünkü imla kuralları da yazı yazmanın trafik kurallarıdır..

yarenimex Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 20:04   #1028
Ağaç Dostu
 
xenkebikec's Avatar
 
Giriş Tarihi: 26-04-2010
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 154
Yazım kuralları ile ilgili bu uygulama gayet hoş. Fakat yanlış yapabilmek o kadar kolay ki genel bir alışkanlık gerektirmiyor. Klavyeden olabileceği gibi bir kelimenin yazılışını yanlış bilmekten de (de ayrı mı yazılır bilemedim (hatta ayrı ayrı yazılır onuda bilemedim) kaynaklanabilir. Şahsi fikrimdir söylediklerim belirtmeme de gerek yok sanırım ama bu uygulama biraz sert olmuş.

Sert olmuş derken demek istediğim, bir kişinin özellikle yeni bir üyenin önemsemeden yazdığı bir yazıdaki yanlışı özelden değilde konu devamında gündeme getirmesi alınganlığa ve yeni başlamış olan üyenin hevesini kaçırmaya yarar. Bence küçük uyarıların kişisel mesaj ile yapılması gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki genel olarak ağır hatalı bir dil ile yazılmış "yaw simdi herkez böle dedi ben neyapcam" şeklinde bir yazı uyarılmalı. Aradaki bu dengeyi kim kuracak peki? Bence bu iş forum yöneticilerine düşmekte. Kimseyi en ufak bir alınganlığa sebebiyet vermeden bu işi yapmakta biraz zor gibi geliyor.

Bende türkçeyi düzgün kullanmak yazmak ve konuşmak için elimden geleni yapıyorum. Genelde devrik cümleler kuruyorum ve bağlaçlar ile ilgili sıkıntılarım var. Herkes hata yapabilir bence önemli olan bunun bir dil bozukluğu olarak kişiye yerleşmesi ve bunu heryerde göstermesidir.

Genel olarak uygulamayı ve dil kullanım politikasını benimsememle birlikte yukarıda belirttiğim gibi kimseyi kırmadan, alınganlığa sebep vermeden ve hevesini kaçırmadan yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Saygılarımla.

xenkebikec Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 20:43   #1029
Ağaçsever
 
biologus's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-12-2007
Şehir: Cleveland
Mesajlar: 88
Galeri: 13
xenkebikec`ya katiliyorum ayni zamanda forum yoneticilerinin de katagori ve etkinlik basliklari koyarken uydurakca tabir ettigimiz kelimeler yerine Turkceye yerlesmis (kokeni arapca veya farsca olabilir) kelimeler kullanmalari daha guzel olur diye dusunuyorum.
Ornegin yerine MISAL, DOGA yerine Tabiyat. diyeceksiniz ki neden arapca bir kelime kullanalim. Tabiyat kelimesinin bir koku var, DOGA ise bir zamanlar bir grubun masaya oturup, informasyon, promasyon, Doga gibi kafadan atarak veya yabanci kelimelere "asyon" lar ekliyerek cikarttiklari uydurma bir dil yani Turkce olmadigi gibi HIC BIR SEYCE

Bunu Turk Dili ve Edebiyati bolumu okuyanlar veya bitirenler daha iyi bilir. Sozu onlara birakiyorum.
Kalin saglicakla
Ben de Turkce klavye yok kusura bakmayiniz o yuzden.

biologus Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 22:20   #1030
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
xenkebikec`ya katiliyorum ayni zamanda forum yoneticilerinin de katagori ve etkinlik basliklari koyarken uydurakca tabir ettigimiz kelimeler yerine Turkceye yerlesmis (kokeni arapca veya farsca olabilir) kelimeler kullanmalari daha guzel olur diye dusunuyorum.
Ornegin yerine MISAL, DOGA yerine Tabiyat. diyeceksiniz ki neden arapca bir kelime kullanalim. Tabiyat kelimesinin bir koku var, DOGA ise bir zamanlar bir grubun masaya oturup, informasyon, promasyon, Doga gibi kafadan atarak veya yabanci kelimelere "asyon" lar ekliyerek cikarttiklari uydurma bir dil yani Turkce olmadigi gibi HIC BIR SEYCE

Bunu Turk Dili ve Edebiyati bolumu okuyanlar veya bitirenler daha iyi bilir. Sozu onlara birakiyorum.
tabiyat

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2010, 23:35   #1031
Ağaç Dostu
 
umıt79's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-10-2009
Şehir: Kırıkkale
Mesajlar: 644
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
xenkebikec`ya katiliyorum ayni zamanda forum yoneticilerinin de katagori ve etkinlik basliklari koyarken uydurakca tabir ettigimiz kelimeler yerine Turkceye yerlesmis (kokeni arapca veya farsca olabilir) kelimeler kullanmalari daha guzel olur diye dusunuyorum.
Ornegin yerine MISAL, DOGA yerine Tabiyat. diyeceksiniz ki neden arapca bir kelime kullanalim. Tabiyat kelimesinin bir koku var, DOGA ise bir zamanlar bir grubun masaya oturup, informasyon, promasyon, Doga gibi kafadan atarak veya yabanci kelimelere "asyon" lar ekliyerek cikarttiklari uydurma bir dil yani Turkce olmadigi gibi HIC BIR SEYCE

Bunu Turk Dili ve Edebiyati bolumu okuyanlar veya bitirenler daha iyi bilir. Sozu onlara birakiyorum.
Kalin saglicakla
Ben de Turkce klavye yok kusura bakmayiniz o yuzden.
Sevgili biologus söylemek istediğinizi anladım. "Doğa" kelimesi doğmak fiilinden, ( a ) ekiyle yapılmış bir kelimedir. Oysa Türkçede fiilden isim yapma eki olan ( a) çok kullanılabilir bir ek değildir. Ancak kalıplaşmış olan bazı kelimelerde görülür. Dil bilimcilere göre kullanılabilir olmayan eklerle yeni kelimeler yapılamaz.Bu kuraldan bahsediyorsunuz sanırım.

Fakat söyledikleriniz de eksik noktalar var.
Türkçe de böyle bir ek mevcut olduğu için eylemlerden ad ya da zarf türetiriz.Örneğin :

Sap> Sapa
Yar > Yara
Doğ > Doğa
Doğa kelimesi doğmaktan kıyasla gelir...Masa başında uydurulmuş bir kelime değildir
Oysa tabiat kelimesi "huy, mizaç,tavır ,karakter, seciye v.s " anlamlarına da gelir ki bu anlamlar doğa kelimesiyle karşılanamaz. Dolayısı ile doğa yerine tabiat kelimesini kullanamayız ,anlamını karşılamaz.

Unutmadan söylemeliyim .Üstte sürekli kelimede hata yapmışsınız doğrusu TABİAT olacak, tabiyat değil...
Sevgiler ,saygılar.

umıt79 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 00:01   #1032
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,964
"tabiyat", bence böyle bir kelime olabilir. Tabiat anlamında değil de "tabi" olmaktan gelen bir anlamı var.

"Doğa"nın "Doğ" fiilinden geldiğinden emin misiniz? Hiç bir anlam ilişkisi kuramıyorum. Öte yandan, TDK huy, mizaç anlamlarının "doğa" sözcüğüyle de ifade edildiğini söylemiş

(Ben bu dil konusuna hiç girmemeliyim. Dil de, kainat - evren - gibi, sınırları olmayan ve sürekli genişleyen bir şey. Dilin sınırlarından söz edildiğinde, o sınırlar çoktan aşılmış oluyor)

MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 11:45   #1033
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,918
Galeri: 215
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi MeyveliTepe Mesajı Göster
"tabiyat", bence böyle bir kelime olabilir. Tabiat anlamında değil de "tabi" olmaktan gelen bir anlamı var.
Tabi olmanın karşılığı tabiiyet. Tabiyat diye bir kelime yok. Malina'nın verdiği linkte TDK'nın kelime aramasında da tabiyat diye bir kelime bulunamıyor. Biologus o kelimeyi doğrudan tabiat niyetine kullanmış.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
Ornegin yerine MISAL, DOGA yerine Tabiyat. diyeceksiniz ki neden arapca bir kelime kullanalim. Tabiyat kelimesinin bir koku var, DOGA ise bir zamanlar bir grubun masaya oturup, informasyon, promasyon, Doga gibi kafadan atarak veya yabanci kelimelere "asyon" lar ekliyerek cikarttiklari uydurma bir dil yani Turkce olmadigi gibi HIC BIR SEYCE
Doğa kelimesinin nasıl türetildiğini bilmiyorum ama uydurukçalığı tabiat kelimesinin uydurmalığıyla aynıdır mutlaka. Bütün kelimeler sonuçta uydurulmamış mı?

Tabiatın ve doğanın kokusu konusunda da herkesin algısı farklı olabilir. Bana sorarsanız tabiat da deseniz, doğa da aynı duyguları yaşarım ama kullanma açısından doğayı yeğlerim. En azından doğa kelimesi benim kulağıma tabiattan daha ahenkli geliyor. Üstelik tabiyat örneğinde olduğu gibi yanlış yazma olasılığı da pek yok


Düzenleyen nevsune : 13-05-2010 saat 15:55
nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 12:32   #1034
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,706
2007 yılında bu siteye üye oldum ve çok uzun bir süre bu başlığa hiç girmedim çünkü tarımda ve çevrede yapılacak çok şey olduğuna inanıyordum. Asıl görevim bu alanlarda bildiklerimi paylaşarak topluma yararlı olmak diye düşündüm. Ancak, yukardaki bazı mesajları okuyunca, Türkçe alanında da yapılması gereken çok şey olduğu açıkça belli oluyor. Burada yorum yazan bazı kişilerin yanlış bir yolda yürüdüklerini düşünüyorum. Ancak, bu tabii ki kendi suçları değil. 12 Eylül darbesinden sonra, her alanda olduğu gibi, eğitim öğretim alanında da toplumu yontma ve istedikleri gibi şekillendirme kampanyası başladı. Tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca açılan İmam Hatip Lisesi'nden daha fazla sayıda İmam Hatip Lisesi açıldı. Amaç büyük çapta sola darbe vurmaktı. Beyin takımı generaller, solu önlemenin (belki sadece sol demek de doğru olmayabilir, buna aşırılıklar da diyebiliriz) en doğru yolunun dini teşvik etmek olduğunu düşündüler. (Uçaklarla din içerikli bildiriler attırdılar). Ayrıca, bu Batı'nın da işine geliyordu. Sovyetler Birliği etrafındaki yeşil kuşağı desteklemiş oluyorlardı. Bunun doğal olarak Türk toplumunda etkisi olacaktı. Bu etki, 2000'li yıllarda kendini iyice gösterdi. Ak Parti iktidarı, cübbeli hocaların onbinlerce mürid toplaması, cemaatlerin güçlenmesi, İslami televizyon kanallarının ortaya çıkması, TV kanallarında ve Internet’te din içerikli yayınların artması, genelde Araplara ve Arapça, Osmanlıca, Farsça'ya ilginin artması vb... İlginç olanı ise, tüm bunların Atatürkçülük adına yapılan bir darbe ile başlamış olması. Bence 12 Eylül generalleri büyük bir aymazlık içindeydiler. Tarih onları yargılayacaktır. Bu ayrı bir konu.

Gelelim, dil konusuna. 30 yıldır profesyonel olarak İngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den İngilizce'ye çeviri yapmaktayım. Günde yaklaşık 2000 sözcükten hesaplarsanız, yaklaşık 20-25 milyon sözcük Türkçe yazı yazmışımdır. Bu da herhalde 20-30 cilt Brittanica Ansiklopedisi kadar yapar! Çeviri işiyle uğraşanlar bilirler. Dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. En önemlileri, çevirinin doğru olması, yazım hatası olmaması, seçilen sözcüklerin doğru olması vb. gibi. Bazen bizim çevirilerimizi müşterilerimiz bir başka çevirmene kontrol ettirirler. Son zamanlarda, çevirilerimi kontrol eden bazı çevirmenler aynı burada bazı kişilerin önerdiği gibi, doğa sözcüğü yerine tabiat, koşul yerine şart, sorun yerine mesele, örneğin yerine mesela, fikir alışverişi yerine fikir teatisi gibi değiştirmeler yapmaya başladılar! (Bu örnekleri çoğaltabilirim).

Dil durağan bir yapıya sahip değildir ve sürekli yaşar ve gelişir. Dilin gelişmesini sağlayan en önemli unsur, o dilin gelişmeye uygun olmasıdır. Türkçe (Orta Asya'da kullandığımız Türkçe'den bahsediyorum), ek yapısıyla gelişmeye son derece uygundur ve zaten eklemeli diller böyle olmalıdır. Burada gelişmeden kastım yabancı olmayan yeni sözcükler türetmedir. Örneğin, İngilizce bu konuda zayıftır. Yeni bir durumla karşılaşınca anlamlı yeni sözcükler üretmede zorlanır. O yüzden bunun yerine hep kısaltmalar kullanırlar. Örneğin, bir bilgisayar terimi olan RAM (Random Access Memory). RAM aynı zamanda İngilizce’de KOÇ anlamına da gelmektedir. "Tabiat" sözcüğünü kullanmamız doğru değil arkadaşlar nedeni de "Tabiat"ta tıkanır kalırsınız! Halbuki "Doğa"dan, Doğal, Doğaçlama, Doğan, Doğurgan, Yenidoğan (İngilizcesi "Newborn', Doğum, Doğu (bunlar ilk aklıma gelenler) gibi birçok sözcük türetilebilir ve bu sözcükler toplumda kolayca kabul görüp yerleşmiştir.

Anadolu'da kendi tohumlarımız vardı, değiştirildi!

Anadolu halkımızın "yerli malı haftası," bakkalları vardı! Yok edilerek, yerine Batı’nın süpermarketleri geçirildi! Yerli malı kullanmak bizim için bir övünç kaynağıydı, şimdi ev hanımları İtalyan mobilyalarıyla birbirlerine hava atmak için yarışıyorlar!

Anadolu’nun gelenekleri vardı, yozlaştırıldı!

Milliyetçiliği vardı, törpülenerek şekil değiştirilmeye çalışıldı!

Bir tek özdili kalmıştı, şimdi onu da elinden almaya çalışıyorlar.

Dilimiz bu Arapçalaştırma ve Farsçalaştırma çabalarına karşı direnecektir.

Bugün Doğa yerine Tabiat ya da Örneğin yerine Mesela kullanalım diyenler, yarın Bölen yerine Maksumünaleyn, Bölüm yerine Haric-i Kısmet, Çarpan yerine Mazrup, Çarpma yerine Zarb, Çıkarma yerine Tarh, Ondalık yerine Aşari de diyelim diyeceklerdir. Şimdi diyemezler çünkü büyük tepki alırlar! Hiç kuşkunuz olmasın. Önce Doğa yerine Tabiat ve Örneğin yerine Mesela'ya alışacaksınız. Bunlara alıştıktan sonra diğerleri gelecek! Benim çocukluğumda (çok eski değil sadece 35-40 yıl önce öz Türkçe kullanımı desteklenirdi. Şimdi tam tersi. Atatürk, Müselles yerine üç kenarlı genişleme anlamında "Üçgen" demiştir. Hangisi daha kolay akılda kalır, hangisi daha mantıklıdır? Sorarım size! Doğal olarak “-asyon” ekli uydurma sözcüklere karşıyız. Ama dilimize yerleşmiş ve dilimizin yapısına uyan Doğa ve Örneğin gibi sözcüklerle neden uğraşılıyor? Yaşamın her alanında bu geriye gitme özlemi neden? Bazıları istese de, Anadolu Halkı bunu yapmayacaktır.


Düzenleyen Dogasever : 13-05-2010 saat 13:50 Neden: düzeltme
Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 16:14   #1035
Ağaçsever
 
biologus's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-12-2007
Şehir: Cleveland
Mesajlar: 88
Galeri: 13
Sen 50-100 sene once yazilmis kitaplari okuyup anlayabiliyor musun? Hic sanmam. Bu yukaridaki zihniyet yuzunden maalesef.

Bin yillik HAMID ismini HAM IT yapan zihniyet ile anca millet aya giderken yaya yururuz vesselam.

biologus Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 18:12   #1036
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,706
Sayın Biyologus,

Ben size saygılı davranıyorum ve siz diye hitap ediyorum. Karşılığında da aynı saygıyı beklememin hakkım olduğunu düşünüyorum. Ama yine de size kalmış bir şey. Bu konuda sizi zorlayamam.

Beni tanıdığınızı ya da yukardaki yazımı iyi irdelediğinizi zannetmiyorum.

Ben burada yalnızca Doğasever'i temsil ediyorum. Herhangi bir düşünce (sizin deyiminizle zihniyet) ya da akımın temsilcisi değilim. Yalnızca kendi adıma yazıyorum. Hiç bir akım beni ilgilendirmez. Sadece doğru bildiklerimi söylerim. Demokratik Cumhuriyet kültürünü özünde benimsemiş ve bu Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüksek eğitim kurumlarında bu eğitimi almış bir insan olarak aldığım eğitim, yurdum, devletim ve büyük milletimle gurur duyuyorum ve geleceğe de güvenle bakıyorum. Bakmaya da devam edeceğim. Sizin durumunuzu bilemem ama bildiğim tek şey var. O da sizinle aynı düşüncede olmadığımız. Ama ben yine de sizi olduğunuz gibi kabul ediyor ve hiç bir konuda suçlamıyorum. Çünkü siz bugünkü düşünce şeklinize kendiniz varmadınız, vardırıldınız. O yüzden sizi suçlamam söz konusu değildir.

Evet, haklısınız keşke 100 yıl önce yazılanları da okuyup anlayabilsek. Ama Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı'nı verip, sömürge güçleri elbirliğiyle yurdumuzdan attıktan sonra bir seçim yaptı ve giyiminden kuşamına, takviminden kadın haklarına, ölçü birimlerinden, harflerine kadar her şeyi değiştirdi. En güzeli de Monarşiyi terkederek Halkın kendi kendini yönetim sistemi olan Cumhuriyete geçti. Bu değişikliğin karşısındaysanız, tartışalım. Eğer bu değişikliğin karşısında değilseniz, sorun yok demektir.

Sayın Biyologus,

Gelelim 50- 100 yıl önceki kitapları okuyup okumadığıma. 50 yıl önceki kitapları rahatlıkla okuyorum. Hiçbir sorun yok. Eğer bu tümceyle Cumhuriyet öncesinde yani Osmanlı devrinde basılan kitapları kastediyorsanız, hayır bunları okuyamıyorum. Ancak isterseniz, o dönem de kaç kitap basıldığına bir bakalım. Sanırım aşağıda Osmanlıya Matbaayı kazandıran İbrahim Müteferrika'nın yaşamı ile bilgili bilgiler bu konuya biraz daha açıklık getirecektir:

Uygarlığın, bilimin gelişmesinde çok büyük etkisi ve katkısı olan matbaa, 1450 yılında (İstanbul’un alınması sırasında) Alman John Gutenberg tarafından Mainz’da bulundu. Osmanlı'da ise, Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıklar 1450'li yıllarda, el yazması da olsa, İstanbul’da kendi yayınevlerini kurmuşlardı. Matbaa, Gutenberg'in 1450'li yılların başında icadından kısa bir süre sonra Osmanlı topraklarına geldi. İstanbul'da 1493'te Yahudiler, 1567'de Ermeniler, 1627'de de Rumlar ilk matbaalarını açtılar. Türkler’de hala matbaa yoktu. Türkçe basılan kitap yoktu. İlk Türk matbaası ise ancak 1727'de kuruldu. 1727'ye kadar da matbaa kurmak için herhangi bir teşebbüs yapılmamıştı. Üstelik yasaklama ve engelleme de olmuştur.

Ne yazık ki, Osmanlı bu eşsiz buluşu matbaayı, hem dinsel kökenli baskı, hem de ekonomik baskı ile («kâfir-kefere icadı» önyargısı ve küçümsemesi ile), 270 yıl gecikmeyle 1727 yılında (o da Lale Devrinde Macar Kökenli İbrahim Mütefferika’ın gayretiyle) getirebilmiş. Matbaaya karşı bu akıl almaz inat ve direnç, Osmanlı’nın çağdaş dünyadan (günümüze kadar yansıyan) 300–200 yıllık gerileme farkını yaratmıştır.
İbrahim Müteferrika, Osmanlıların gerilemesinin sebeplerini sekiz madde
halinde söyle sıralamıştır:

1. Kanunları uygulamak
2. Adaletsizlik
3. Devlet işlerini ehliyetsiz ellere bırakma
4. Bilim adamlarının fikirlerine tahammülsüzlük
5. Modern askeri teknolojiden habersiz olma
6. Orduda disiplinsizlik
7. Rüşvet ve devlet servetini kötüye kullanma

Matbaanın bulunduğu 1450 lerden 1500 lere değin geçen 50 yıl içinde Avrupa’da 40 bin dolayında kitap basılmıştır. Osmanlı Uleması, “gâvur icadı bununla Kuran basılmaz” diye tepki gösterir iken, J.Gutenberg’in, matbaasında ilk bastığı kitap Latince İncil’di. Osmanlılarda matbaa 1485 de II. Beyazıt tarafından yasaklanmış, aynı yasak 1515 te I. Selim’ce (yani ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Selim) bu yasak yinelenmiştir. Osmanlıların Arapları “kavm-i necip”, Arapçayı da “necip dil” olarak görmelerine karşın, ilk Arapça kitaplar ancak 16. yyılda Avrupa’da Hıristiyanlarca basılmıştır.

Bir Macar askeri olan, Türklere esir düştükten sonra Müslümanlığı kabul eden, İbrahim Müteferrika kişisel çabasıyla 1727 de Avrupa’dan 280 yıl sonra İstanbul’da kurduğu ilk basımevinde yaşamı boyunca ancak 17 kitap basabilmiş. (Kaynak: Alpay Kabacalı, Türk Kitap Tarihi, Cem Yayınevi, 1989, Necip Asım Yazıksız, Kitap, İletiliş Yayınları, 1993, Albert Labarre, Kitabın Tarihi, Çev. Galip Üstün, Yeni Yüzyıl Kitaplığı) Avrupa’lıların 50 yıl içinde 40 bin kitap basmalarına karşın, Osmanlıların 1729 dan 1829 arası 100 yıl içinde basılan kitap sayısı sadece 180 dir. Kimi kaynaklara göre bu sayı 240’dır.

Evet 100 yılda en fazla 200 küsur kitap. O zamanki Osmanlı nüfusunun 18-20 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu ise, 1 milyon kişiye 100 yılda 9 kitap ediyor! Yani orta büyüklükte bir Anadolu kentini düşününüz. Bu kentte eğer herkes okuma yazma bilirse (ki Osmanlıca okuma yazmanın ne kadar zor olduğunu ve nüfusun ancak çok sınırlı bir kesiminin okuma yazma bildiğini biliyoruz), 100 yıl içinde 9 kitap okuyabilecek! Doğal olarak el yazması kitaplar hakkında bir veri yok. O yüzden buraya almadım. Ancak, bu kitapların daha çok Kuran ve hadis yazmada kullanıldığını ve yazımlarının çok uzun zaman aldığını biliyoruz. O yüzden, yukardaki istatistikleri değiştirebilecek düzeyde olduğunu pek zannetmiyorum.

Şimdi Sayın Biologus (Adınızı da düşünceleriniz gibi ilginç bir yabancı terimden seçmeniz çok hoşuma gitti! Hiç olmazsa, biyologuz deseydiniz de hem Türkçe'ye biraz daha uysaydı hem de biyolog olduğunuzu düşünseydik! Belki de öylesiniz), yüzyıllar boyunca bu millet okumasın, öğrenmesin, istmesin diye elinden geleni yapan Sultanların karşısında Atatürk en doğrusunu yapmış ve okunması ve yazılması çok daha kolay olan harfleri seçmiştir. Ve gerçekten de şu anda hemen hemen herkes okuma yazma bilmektedir. Kitap okuyabilmektedir. 1928 ile 1938 yılları arasında basılan Latin harfli Türkçe kitapların sayısı 16.063’tür. Cumhuriyet ilan edildikten sonra ilk 6 ay içinde 240 adet kitap basılmıştır (eski Türkçe harflerle). Yani Osmanlı'nın yüz yılda yaptığını Cumhuriyet rejimi 6 ayda başarmıştır. Yani Osmanlının yüzyıllık döneminde basılan kitap sayısının tam 80 katı kitap sadece 1928 ile 1938 yılları arasındaki 10 yılda basılmıştır. (Yıla bölerek karşılaştırırsanız 800 katı eder!) Bu kitaplar, 556 adet matbaada basılmıştır. Bu istatistik bile tek başına Cumhuriyetin halkın eğitimine verdiği önemi anlatmaya yeterlidir. Parası olmayan ve Osmanlı’nın borçlarını da ödemeyi taahhüd eden o yeni devlet tüm olanaksızlıklara rağmen halkın eğitimine öncelik vermiştir.

Benim için bir tek kitabı okumak bile önemlidir. Maalesef, Osmanlı döneminde basılan kitapları okuyamıyoruz. Keşke onları da okuyabilseydik. Ama Osmanlıca kurslar var. İsteyen öğrenir ve okur. Ben kendi adıma bilimi takip etmek için sürekli İngilizce kitap okuyorum. ABD'de yaşadığınıza göre ve eğer biyologsanız, mutlaka siz de öyle yapıyorsunuzdur. Yukardaki mesajınızda belirttiğiniz gibi millet aya giderken yaya yürümemek, Osmanlı döneminde basılan bir avuç kitabı değil, Dünya'da basılmış ve artık yeryüzünde uluslararası bilim dili olarak kabul edilen İngilizce kitapları okumakla olur. Siz biyologsanız, İngilizce biyoloji kitabı okumanızı öneririm. Bırakın Osmanlıca, faülün faülatün kitaplarını edebiyatçılarla tarihçiler okusunlar.

Saygılarımla.


Düzenleyen Dogasever : 13-05-2010 saat 18:44
Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 19:10   #1037
Ağaç Dostu
 
malbman's Avatar
 
Giriş Tarihi: 25-04-2008
Şehir: İzmir
Mesajlar: 3,600
Galeri: 15
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
Sen 50-100 sene once yazilmis kitaplari okuyup anlayabiliyor musun? Hic sanmam. Bu yukaridaki zihniyet yuzunden maalesef.

Bin yillik HAMID ismini HAM IT yapan zihniyet ile anca millet aya giderken yaya yururuz vesselam.

Madem (sizin deyiminizle) yukarıdaki zihniyetten başladık, devam edelim. Yukarıdaki zihniyete sahip biri olarak, aşağıdaki (sizin sahip olduğunuz) zihniyet madem bu kadar detaya meraklı, aşağıdaki zihniyetin atladığı bazı detayları göstermek açısından bir kaç kelam etmek isterim. (Sanırım buraya kadar anlaşılmıştır. Zira elimden geldiğince 100 küsur yıllık sözcükler kulanmaya çalıştım.)

Hamid adının (isminin değil) Kuranda geçen Allah'ın 99 adından biri olması hasebiyle (burada anlamanız için özellikle hasebiyle yazdım) bin yıllık olması mümkün değil. Zira peygamberin 632 yılında öldüğünü biliyoruz. Kuran'ın, peygamberin öldüğü güne yani 632 yılına kadar indiğini bile varsaysak, kuran 22 yıl 2 ay 22 günde indiği için bu tarihi 632'den çıkardığımızda bile en az 1400 yıllık olur. Kerameti kendinden menkul bir bilim adamının böyle bir detayı gözden kaçırması pek olmamış.

Gelelim 50-100 yıllık kitapları okuyup okuyamadığımıza. Günümüzde İngiliz dilinin neredeyse atası sayılan William Shakespeare'in kitaplarının bile yeniden günümüz İngilizcesine çevrildiğini düşünürsek, Türkçe olmayan bir dilin Türkçe olarak 100 yıl sonra okunamaması pek de tuhaf olmasa gerek. Yukarıda dediğim gibi, kerameti kendinden menkul bir bilim adamının böyle bir detayı atlaması da olmamış.

Son olarak: (muhtemelen 50-100 yıllık kitaplar nedeniyle ancak) yazdığınız iki satırlık mesaja bile neredeyse bir sayfa cevap yazabiliyorsam, bu 100 yıl önceki dilin değil, bu günün Türkçesi'nin eseri olsa gerektir. Sizin okunamadığından dert yandığınız dili kullanıyor olsaydık, bu yazdıklarımın yarısını bile yazamazdım sanırım.

Bu nedenle siz hiç merak buyurmayın, eller aya giderken biz belki gidemiyoruz ama, sizin dediğiniz gibi yaya da değiliz. Asıl 50-100 yıllık kitaplara takılıp kalsaydık yaya kalırdık.

Bu nedenle; bana sorarsanız oturup bu durumu bir bilim adamı hassasiyetiyle bir kez daha gözden geçirin derim.

Kerameti kendinden menkul bir Türkçe aşığı. (Sevgili gece kusuruma bakmasın. Onun son söz kalıbından intihal yaptım)


Düzenleyen malbman : 13-05-2010 saat 22:14 Neden: Ekleme
malbman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 19:19   #1038
Ağaçsever
 
biologus's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-12-2007
Şehir: Cleveland
Mesajlar: 88
Galeri: 13
[QUOTE=Dogasever;637925]

Ben de sizi oldugunuz gibi kabul ediyorum cunku inaniyorum ki, sizin tabirinizle "Çünkü siz bugünkü düşünce şeklinize kendiniz varmadınız, vardırıldınız. O yüzden sizi suçlamam söz konusu değildir." ayni sekilde dusunuyorum. Ama yine umutluyum ki bir gun sizler olmasanizda cocuklariniz bunun farkina varirlar diye dusunuyorum

Degidiklikler olmasi gerekiyor du ve oldu. Karsinda pek kimsenin olacagini sanmiyorum. Benim lafim degisiklik yapanlara degil. O degisikliklerden sonra kraldan cok daha kralci olup herseyi degistirmeye calisanlara. Yoksa Cumhuriyet doneminde cikan gazeteleri okursaniz o zamanlarda dahi dilde boylesi bir yozlasmanin yasanmadigni goreceksiniz.

Matbaa konusundaki yazdiklariniz tamamen suanda Milli egitimde de okutulan uydurma tarihten ibaret oldugunu dusunuyorum. Matbaa konusundaki engeller vs. vs. Bunlar sonradan iste o yukarida bahsettigim zihniyetin yine sonradan cikarttiklari urunler olarak goruyorum. Kaldiki Osmanli konusundaki goruslerinizin bir kisamina katiliyorum. En azindan gerileme sebeblerine. Osmanliyi sadece gerileme donemiyle degerlendirmek ise cok yanlis. Devletler Sinus grafigi gibi iner ve cikarlar. Osmanliyi kotulemek icin yazmadiginizi dusunuyorum. Yoksa 600 kusur senenin hepsini bir kefeye koymak akil sahibi kisilerin isi olmasa gerek.


Matbaa konusundaki Osmanli tutumundaki yazdiklariniz yukarida dedigim gibi bana gore sonradan uydurularak yazilan tarihimizden alintilar. Ayni gunumuzde UYUDURULAN TURKCE de oldugu gibi oldugunu dusunuyorum. Eger oyle birsey olsaydi suanda da Ne Kuran-i Kerimi ne de diger din kitaplarini basili sekilde goremezdiniz.


Tarih hakkinda oyle o kadar cok kitap var ki. Bunlarin her birisinin dogru oldugunu dusunmuyorsunuzdur umarim. Herkes kendi dunya gorusune uygun tarihcinin kitabini okuyor sonra bu boyledir diyor. Ayni sizin asagida verdiginiz kitap yayin evleri gibi.

LAtince OLU bir dildir. Onun icin degismiyor kolay kolay. Bio=Canli Logos=Bilim demek yani Canli bilimi. Hemen canli bilimi ile ugrastigimi anladiginiza gore dogru bir kullanici ismi secmisim. biyologuz yazsaydiniz ve Turkceye uysaydi demissiniz ama dedimya Uydurukcalardan bunaldim artik. orjinali yazsam bu sefer SEN DINCISIN muhabbeti yapiliyor yani yukari tukursen bi baska, asagi tukursen bi baska. Boyle yani biologus seklinde idare edelim cunku ismim olan METIN`i kullansak. Arabca isim diye buna da sikayetci olanlar cikacaktir

Osmanli Sultanlari ve Ataturk`un yaptigi isleri konusuna hic girmiyorum. Oncelikle hepsine katilmadigimi belirteyim. Girmememin sebebi ise Turkiye maalesef degisik fikirde insanlari kabullenme ozurlu. Yani kendi gorusu gibi dusunmuyorsa digerinin gorus soylemeye hakki bile yoktur, gibi bir hava var. Sizin icin demiyorum genel bir izlenimim bu. Onun icin simdi biseyler yazsam yine bazilari anlamadan veya anlamaya calismadan cevap yazip polemik olusturmalarini istemem. Bu demek degil ki Ataturk`un yaptigi islere karsiyim. Yanlis anlasilmasin. Bazi eksik gorudugum noktalar var. Osmanli Sultanlarini da genellememek lazim. Hepsini ayni kefeye koyup Osmanli boyleydi demek Osmanli Tarihinden bi haber insanlarin yapacagi istir diye dusunuyorum.


Ayni sekilde ben de sizin gibi bilimi takip etmek icin ingilizce okuyorum. Ayni zamanda yasadigim ulkenin dili ingilizce oldugu icin buna mecbur da kaliyoruz.

Viyana`da yasadigim siralarda bir grub Amerikali tarihci ile ulusal kutuphanede karsilasip tanismis idik. Osmanli arsivlerini inceliyorlardi Viyana`daki devasa kutuphanede. Muhabbetimiz sirasinda ogrendim ki hukumetlerinin gonderdigi bu tarihciler degisik ulkelerde Osmanli devletini arastiriyor nasil oluyor da cep telefonu bile yokken 600 kusur sene dim dik ayakta durdu, bunun formulunu cikartmya calisiyorlardi. Cunku nerdeyse 150-200 senelik bir tarihi olan Amerika catirdamaya baslamis idi.

Her yanlisi bir kisiye yuklememek gerek. Her guzelligi de bir kisiye yuklememek gerek.

Ayni yoldan yurudugum degerli hocam Oktay Sinanoglu`nun BYE BYE TURKCE kitabi sanirim dusuncelerimi anlatiyor olabilir.

Saygılarımla.

biologus Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 19:22   #1039
Ağaçsever
 
biologus's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-12-2007
Şehir: Cleveland
Mesajlar: 88
Galeri: 13
Dogasever
SEN siz konusunda ise kusura bakmayin.
O konuda ozur dilerim haklisiniz, ne kadar ingilizce ve Almancada hem SEN gibi kullanmak adet olsa da bazen Turkce yazarken de ingilizce dusunuyorum sanirim.
Tekrar kusura bakmayin

biologus Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 20:14   #1040
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,964
Arkadaşlar,
Sözcüklerin doğru yazılması, yazım kuralları vs. olabildiğince somut ve bunlar üzerindeki görüşlerin genelde tartışılacak bir yönü yok. Fakat, iş "dil" konusuna geldiğinde tartışılabilir çok şey var ama bu defa varılacak somut bir sonuç yok. Bu yüzden hoş tartışmalar, tezler, karşı tezler muhakkak zevkli ama lütfen bunları olması gerekenin üzerinde kişisel gerilim konusu yapmayalım.

"Dil" öyle bir şey ki, onu belirleyen tarihsel, kültürel ve ekonomik koşullardır. Kendi mecrasında akmak zorunda olan, önüne set çekilemez bir su gibidir. Bu akışa müdahale, ancak tarihe, kültüre ve ekonomiye, yani dilin mecrasına müdahale ile olur. Herhangi bir zaman kesitinde de yeknesaklığı yoktur. Bireyden bireye, kesimden kesime değişir.

Yukarıdaki mesajımda;
Alıntı:
"tabiyat", bence böyle bir kelime olabilir. Tabiat anlamında değil de "tabi" olmaktan gelen bir anlamı var.
diye yazmıştım. Umarım bu kadar tartışmanın çıkmasında bunun payı yoktur.

Evet, "tabiyat" diye bir kelime yok (henüz). TDK'da da bulunmuyor. Ben de var demedim zaten, "olabilir" dedim. Bunu derken "tabiiyet" sözcüğünü de düşünmedim. Yazarın biri, "tabi" kökünün devamına"yat" eki koyarak "tabiyat" yapabilir. Tutar, tutmaz, yerine oturur oturmaz, bu biraz da onun becerisine kalmış. Önemli olan, o sözcükle bir anlam veriyor mu veremiyor mu? Zaten o sözcüğün toplumda tutup tutmaması da çoklukla o anlamın tekrar edip etmemesine bağlı biraz da.

Unutmayalım, "dil"in kemiği yoktur. Sınırları da olmaz bu bakımdan

MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 20:15   #1041
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,706
Biologus'tan alıntı:
Degidiklikler olmasi gerekiyor du ve oldu. Karsinda pek kimsenin olacagini sanmiyorum

Sn Biologus,

Öncelikle mesajınız ve saygılı sesleniş biçiminiz için teşekkür ederim.
Atatürk Devrimleri'ne karşı olmamanıza sevindim. O zaman çok fazla tartışacak bir konu yok demektir. Ancak aşağıdaki birkaç noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim:

Matbaa:
Benim Matbaa hakkındaki düşüncelerimin uydurulmuş olduğunu zannetmiyorum. Ortada o dönemde basılmış yüzbinlerce basılı kitap olmadığına göre (herhalde Atatürk'ün bu kitapları yaktırdığını düşünmüyorsunuzdur!), bu kitaplar basıldıysa, nereye gitti? Yani 1727'den önce Osmanlı'da çok sayıda kitap basılıp, vatan topraklarında millete satıldıysa, bir yerlerden çıkması gerekmez miydi? Herhalde, bu kadar yılda basılmış kitabı birilerinin saklamış olması gerekirdi. Neyse, bu konuda daha fazla bir şey söylememe gerek yok. Her şey ortada. Bu konu yabancı kaynaklarda da geçiyor. Yani yalnızca Turkiye Cumhuriyeti'nin uydurması değil!

Osmanlı Konusu:

Tabii ki amacım Osmnalı'yı tümden karalamak değil. Bu kadar büyük bir toprak parçasını 600 yıl yönetmek kolay olmasa gerek. Ama çok hata yapan devlet büyükleri vardı. Bunları anlatıp mutlaka ders çıkarmalıyız.

Biologos:

Canlı bilimi terimini sizden duymak çok umut verici. Benim böyle bir sorunum yok. Adımdan ne olduğumu en kara cahili bile anlıyor: Doğasever.

Adlar: Sanıyorum bu konuda biraz önyargılısınız. Artık Türkiye bu ad sorununu aştı! Bunları gündemde tutmalıyım lütfen. Adınız ister Metin olsun, ister Biologos, ister Abdulmuttalib (p ile mi yazılıyor yoksa b ile mi bilemiyorum!), bizler için önemli değil. Çünkü o sizin adınız. Ana babanızın verdiği ad. Onlar öyle uygun gördülerse, bu devlet dahil hiç kimseyi ilgilendirmez.

Daha fazla yazmak istemiyorum. Ancak size bir sorum olacak:
Kaç yıldır Amerika'da yaşıyorsunuz?

Saygılarımla

Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 22:12   #1042
Ağaçsever
 
biologus's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-12-2007
Şehir: Cleveland
Mesajlar: 88
Galeri: 13
Dogasever guzel muhabbet icin tesekkurler
ozelden yazarim kac senedir yasadigimi yoksa konu dagilacak iyice

biologus Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 23:02   #1043
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,918
Galeri: 215
Başlığın adı "Forumda Türkçenin doğru kullanımı". İstenilen sadece Türkçenin doğru düzgün kullanılması, yazılan mesajlarda yazım kurallarına uyulması. Bunda tartışılacak ne var, hiç anlayamıyorum. Cümleniz büyük harfle başlamışsa, noktalama işaretlerini kullandıysanız, kelimeleri de bozmadan düzgün yazıyorsanız, kimin ne itirazı var ki? İster doğa yazın ister tabiat, ister misal yazın ister örnek ama doğru olsun.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
LAtince OLU bir dildir. Onun icin degismiyor kolay kolay. Bio=Canli Logos=Bilim demek yani Canli bilimi.
Latince yaşam (canlı) kelimesinin karşılığı "bios"tur. Doğrusunu yazalım da akıllarda yanlış kalmasın.


Düzenleyen nevsune : 13-05-2010 saat 23:52
nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2010, 23:54   #1044
Ağaç Dostu
 
Yücel Özlem's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-04-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 3,116
Galeri: 137
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
Sen 50-100 sene once yazilmis kitaplari okuyup anlayabiliyor musun? Hic sanmam. Bu yukaridaki zihniyet yuzunden maalesef.

Bin yillik HAMID ismini HAM IT yapan zihniyet ile anca millet aya giderken yaya yururuz vesselam.
Alıntı:
Ayni sekilde ben de sizin gibi bilimi takip etmek icin ingilizce okuyorum.
Bay biologus, hamid, muhammed, ömer, osman, mehmet kelimelerini yaşadığınız ülkede (İngilizce) nasıl yazıyorlar?

Yücel Özlem Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-05-2010, 12:03   #1045
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,706
Arkadaşlar bence bu konu kapanmıştır. Sn Nevsune'nin dediği gibi, herkes istediği sözcüğü kullanabilir. Benim eski sözcükleri kullananlara herhangi bir sözüm yok zaten. Herkes doğal olarak istediği sözcüğü kullanabilir. Buna kimse karışamaz. Önemli olan anlaşılır olabilmek ve yazım kurallarına uymaktır. Tüm bunların dışında bir de dilin gelişimi söz konusudur. Bunu da kimse engelleyemez. Örneğin, bilgisayar sözcüğü tutmuştur. Kompüter diyenler zamanla azalacaktır. Bu çok doğaldır. Nasıl suyun akışını tersine çeviremezseniz, bu gerçeği de değiştiremezsiniz. Bu konuda Meyvelitepe'nin aşağıdaki mesajı son derece açık bir şekilde her şeyi anlatıyor:

"Dil" öyle bir şey ki, onu belirleyen tarihsel, kültürel ve ekonomik koşullardır. Kendi mecrasında akmak zorunda olan, önüne set çekilemez bir su gibidir. Bu akışa müdahale, ancak tarihe, kültüre ve ekonomiye, yani dilin mecrasına müdahale ile olur. Herhangi bir zaman kesitinde de yeknesaklığı yoktur. Bireyden bireye, kesimden kesime değişir.

Benim kabul edemediğim yeni sözcükler yerine eskilerinin kullanılmasının önerilmesidir. Hatta istenmesidir. Yeni olanlar her zaman doğru da değildir. Örneğin, bilgisayar bence aslında doğru değildir. Çünkü bilgi sayılmaz! Ama bu sözcük halk tarafından benimsenmiştir. O yüzden, doğru da olsa yanlış da olsa kabul edeceğiz. Çünkü yine de birşey ifade ediyor. Kompüter, hiçbir şey ifade etmiyor (Türkçe anlam olarak!).

Mesleğim gereği, ben de başkalarının çevirilerini düzeltiyorum ve kesinlikle misal, tabiat, şart, ihtiyaç, kriter, minimum, ebeveyn, prensip, konsept, vb. kullananların bu sözcüklerini örnek, doğa, koşul, gereksinim, ölçüt, en az, ana baba, ilke, kavram, vb. ile değiştirmiyorum. Çünkü yazdıkları sözcüklerin hepsi doğrudur ve benimsenmiştir. Bizlere düşen bu sözcükleri olduğu gibi kabul etmektir. Bu sözcükler zaman içinde ayıklanacak bazıları ise unutulacaktır. İnsanlara bunları kullanın demek baskı kurmak anlamına gelir ki buna da ilke olarak hepimiz karşıyız. Bırakın hepsi halkın eleğinden geçsin.

Zaten bir dilin zenginliği sadece yabancı dillerden alınan sözcüklerin azlığı ya da çokluğu ile ölçülmemelidir. Diğer önemli bir nokta, alınan yabancı sözcüğün o dilin dilbilgisi kurallarına uydurulup uydurulamamasıdır. Türkçe işte bu konuda mükemmeldir. Hangi sözcüğü alırsanız alın, Türkçe'nin yapısına uymaktadır (Doğal olarak uymayan bazı sözcükler de olabilir). Türkçe'nin eklerini yabancı sözcüklere de fazla zorlanmadan uydurabiliriz.


Düzenleyen Dogasever : 14-05-2010 saat 12:09 Neden: düzeltme
Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-05-2010, 23:20   #1046
Ağaç Dostu
 
Cumhur Tonba's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2008
Şehir: EDİRNE-ANTALYA
Mesajlar: 11,420
Galeri: 80
Her hangi bir nesneyi , duyguyu 4-5 değişik kelime ile ifade edebiliyorsak, dilin zenginliği sayesindedir. Sayın Doğasever'in dediği gibi ''Bırakın hepsi halkın eleğinden geçsin''

Bir fıkra vardır. Yabancı Türkçe öğrenmeye karar verir. tam 10 sene ayırır bu işe. Artık kendisinden emindir. Son denemelerinde yanındakine sorar. ''Geliyormusun?'' Karşısındaki cevap verir. '' aa'' Tekrar başlar. 1-2 sene daha çalışır. Yine aynı soru ''Geliyormusun?'' Cevap''Hıhı'' Ve bu böylece devam eder.

Cumhur Tonba Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-05-2010, 10:06   #1047
Ağaç Dostu.
 
katmer's Avatar
 
Giriş Tarihi: 16-09-2008
Şehir: Sarıyer-İSTANBUL
Mesajlar: 2,878
Galeri: 167
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi biologus Mesajı Göster
Osmanli Sultanlari ve Ataturk`un yaptigi isleri konusuna hic girmiyorum. Oncelikle hepsine katilmadigimi belirteyim. Girmememin sebebi ise Turkiye maalesef degisik fikirde insanlari kabullenme ozurlu. Yani kendi gorusu gibi dusunmuyorsa digerinin gorus soylemeye hakki bile yoktur, gibi bir hava var. Sizin icin demiyorum genel bir izlenimim bu. Onun icin simdi biseyler yazsam yine bazilari anlamadan veya anlamaya calismadan cevap yazip polemik olusturmalarini istemem. Bu demek degil ki Ataturk`un yaptigi islere karsiyim. Yanlis anlasilmasin. Bazi eksik gorudugum noktalar var. Osmanli Sultanlarini da genellememek lazim. Hepsini ayni kefeye koyup Osmanli boyleydi demek Osmanli Tarihinden bi haber insanlarin yapacagi istir diye dusunuyorum.
Son birşey söylemeden edemeyeceğim. Biz 15-20 sene evveline kadar düşüncelere saygı duymayan bir millet değildik. Son zihniyetler tarafından oldurulmaya çalışıldık. Ben, Ermeni komşusuna bayramlaşmaya giden, onlara kurban eti götüren, Kur'an okumayı öğrenen ama asla yobaz olmayan, diğer Ermesi komşusunu seneler sonra görüp sevinçten ağlayan, Kürt komşusunun tüm maddi sıkıntısını paylaşan, Laz komşusunun cenazesini bekleyen bir kesimin çocuğuyum. Büyük bir kısmımızın da halâ böyle olduğuna inanıyorum.

Siz şanslı kişilerdensiniz sayın Biologus. Yüce Rabbimin rüyalarda tavsiye ettiği yerde yaşıyorsunuz. Hem orada aya da gidiliyor. Merak etmeyin, biz bu zihniyetimizle yaya kalmayız. Yaya bırakılmak istenmezsek tabii.

katmer Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-05-2010, 18:21   #1048
Ağaç Dostu
 
Cumhur Tonba's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2008
Şehir: EDİRNE-ANTALYA
Mesajlar: 11,420
Galeri: 80
1929-14 Mayıs 2010. (Doğan AKSAN)

Anlam Bilimi ve Türk Anlam Bilimi (1971), Tartışılan Sözcükler (1976), Her Yönüyle Dil (1988), Türkçenin Gücü (1987), Şiir Dili ve Türk Şiir Dili (1993), Türkçenin Söz Varlığı (1996), Anlam Bilim Konuları ve Türkçenin Anlam Bilimi (1998) olan Doğan Aksan'ın ayrıca dil, bilim ve Türkçe ile ilgili 70'i aşkın araştırması bulunan ve çalışmalarıyla dilimize çok şeyler kazandıran Prof.Dr. Doğan Aksan Bugün son yolculuğuna uğurlandı.
Türk Dilinin büyük ustası. Gözün arkada kalmasın.

Cumhur Tonba Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-05-2010, 18:40   #1049
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 06-09-2008
Şehir: Bursa
Mesajlar: 164
Galeri: 26
Sn. Biologus,

Bir bilim adamı Sn. Doğasever'in Osmanlı'da matbaa konusunda verdiği bilgileri ya doğrular, ya yalanlar ki bu durumda bir kaynak göstemesi gerekir ya da bu bilgilerden şüphe duyar ki bu durumda da konuyu ahkam kesecek kadar önemsiyorsa şüphe ifadesinin devamında ilgili kaynakları araştırmalıdır. Bu bilgilerin ... olduğunu sanamaz/düşünemez. Çünkü verilen bilgiler somut tarihleri ve kararları, somut rakamları içermektedir. Bu bilgilerin tamamı Osmanlı arşivinden veya bu arşivleri kaynak olarak kullanan yayınlardan rahatlıkla kontrol edilebilir. Bu bilgilere bakıp varsayımda bulunmak ben insanda 46 kromozom olduğunu sanıyorum/sanmıyorum demekten farkı yoktur.

Tarihi herkesin kendince yorumladığı pek çok yayın var, haklısınız. Örneğin son dönem buralarda Atatürk'ü Vahdettin'in vatanı kurtarmak için Anadolu'ya gönderdiğini yazanlar var. Herhangi biri bunun böyle olduğunu zannedebilir. Nitekim biraraya geldiklerinde ne konuştuklarının bir kaydı yok. Ne olduğunu ne de olmadığını kanıtlayabiliriz. Ama Anadolu'da yoksulluk içindeki bir avuç vatansever tarifsiz zalimlikler yapan düşmanla çarpışırken, çarpıştığı düşmana ait uçaklarla Vahdettin'in Atatürk'ü ve düşmanla savaşanları hain/dinsiz ilan eden yazılar/fermanlar attırdığı somut bir vakadır. Benim mantığım bu ve bunun gibi somut olaylara bakıp Vahidettin'in hain olduğunu düşünmeme yetiyor. Siz bunu başka şekilde yorumlarsınız buna bir şey diyemem. Sizin fikriniz sizin yorumunuz der öyle kabul ederim.

"... Cumhuriyet doneminde cikan gazeteleri okursaniz" gibi bir ifade kullanmışsınız. Hala Cumhuriyet döneminde olduğumuzun farkında olduğunuzu, burada "Cumhuriyetin ilk yıllarında" demek istediğinizi varsayıyorum. Gerçekten o tarihlere ait bir gazete okuyup okumadığınızı merak ediyorum. Günümüz Türkçesine çevrilmiş bazı gazeteleri okumuştum. Ben onları okuduğumda daha sıcağı sıcağına emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin zalimliklerini, ihanetlerini, dedelerimizin yoksunluklarını, fedekarlıklarını, azmini hissediyorum. Bu hissiyat ihanet içindeki çürümüş Osmanlı'ya maalesef bir sempati duymama engel oluyor. Önyargılar olmadan onları okuyanların aynı hissiyata kapılacaklarını düşünüyorum. Tabii ki benim düşüncem bu siz ne hissedersiniz bilemem. Sizin yorumunuz der öyle kabul ederim.

Son bir söz de "uydurakça" sözünüze. Ne Türkçe, ne Farsça ne de Arapça da böyle bir söz yok. Harf hatası var varsayıp "uydurukça" derseniz öyle bir sözcük te yok. Doğrusu "uyduruk" ya da "uydurma" olacak. Hoş, bulduğunuz sözcük -uydurukça- uydurma da olsa bence güzel olmuş. Kullanılmasını da inanın hiç yadırgamadım. Görebildiğim kadarıyla Türkçe kurallara uygun üretilmiş bir sözcük. Nitekim tüm dillerdeki tüm sözcükler uydurma değil mi zaten. Hayatımıza yeni giren "şey"lere bir ad vermeyecek miyiz? Bundan 500-1000 yıl önce uydurulabiliyorsa 80 yıl önce ya da bugün uydurulmaması için bir neden var mı? Kaldı ki dil devrimiyle beraber yapılan Türkçeleştirmede yeni uydurulan sözcükler varolan Türkçe köklere Türkçe dilinin kurallarıyla yeni eklemeler yapılarak üretilenlere kıyasla çok daha azdır. Bunun neden yapıldığı, ne getirip ne götürdüğü burada birkaç sözcükle ifade edilebilecek bir şey değil bence. Mutlaka kaybettirdikleri var, ama kazancı daha büyük görmüşler ki böylesi zor bir işe girişmişler. Ben de kazancın çok daha büyük olduğunu düşünüyorum, tabii ki siz aksini düşünebilirsiniz. Sizin yorumunuz der öyle kabul ederim.

Sonuç olarak Sn. Biologus, herhangi bir konuda istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Olduğunuz gibi kabul ederim sizi. Ama lütfen somut olayları sanmayın, ya doğrulayın ya yalanlayın. Tabiat sözcüğünün sizin için bir kokusu olabilir. Benim için bir özelliği yok, konuşurken tercih etmem. Oysa sizce uydurukça olan doğa sözcüğü çocuğuma ad olarak vereceğim kadar özel benim için. Siz tabiat deyin, eminim hepimiz anlarız. Ama tabiyat derseniz muhtemelen yanlış anlarız.

Sn. Aksan'ı saygıyla anıyor, tüm yakınlarına ve yakın hissedenlere başsağlığı diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla


not: Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait bazı manşetleri Ankara Ticaret Odası'nın Unutulan Arşivler çalışmasında görebilirsiniz.


Düzenleyen N.Hel : 15-05-2010 saat 20:00
N.Hel Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-05-2010, 14:55   #1050
Ağaç Dostu
 
betito's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-09-2005
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 756
Galeri: 29
http://www.akvaryum.com/Forum/foruml...la_k376664.asp

Bir başka site yazım kurallarına uyulması konusunda bilgi veriyor, güzel değil mi?


Düzenleyen betito : 22-05-2010 saat 12:33 Neden: Daha uygun bir yazı bu. :)
betito Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 05:12.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2024