agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Üretim, Bakım, Düzenleme, Temel Malzemeler > Organik Tarım
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni47Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 17-05-2011, 14:44   #31
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın misterno,
salt ülkemizi suçlamayalım. çantası sertifikasyon kuruluşlarının tamamı yurtdışı kaynaklı. işin başında yabancılar var hırsları törpüleyen
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-05-2011, 23:23   #32
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
avrupa ülkelerinin hemen hemen tamamında organik tarım var. sertifikasyon işlemleri var, kontroller ve denetimler sıkı bir şekilde yapılıyor. aşağıdaki haberin yorumunu, siz sayın okurlara bırakıyorum
saygılar

http://www.hurriyet.com.tr/planet/17920076.asp?gid=381

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-06-2011, 01:13   #33
Ağaç Dostu
 
Sarıcan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 28-11-2008
Şehir: Küçükyalı-ISTANBUL
Mesajlar: 1,498
Galeri: 32
Ölüm saçan ürünlerin üretim tekniği konusunda paylaşılmış bir bilgi var mı acaba? Topraklı tarımla mı? Yoksa ülkemizde de çokça uygulanan topraksız tarım metodu ile mi üretilmiş? Belkide organik tarım sertifikalıdır. Gerçi topraksız tarımla üretilen ürünlerde sertifikalanıyor ama denetlenildiğine (Ya da hakkıyla denetlenildiğine demek daha doğru olur.) inanmıyorum. Acaba o çok şanlı sertifika veren akreditasyon labaratuvarları rutin denetim işlemlerinde ne yapmışlar acaba? Bence bütün cezayı o akreditasyon kuruluşlarına kesmek lazım. Bu yüzden sertifikalı diye hiç bir ürüne güvenmiyorum. Evde akan su kültüründe yetiştirdiğim domateslere daha çok güveniyorum ya da Çanakkale' de kendi için ürettiği domatesin bir kısmını haftalık geçimini sağlamak için satan fakat sertifikası olmayan köylüye daha çok güveniyorum.

Sarıcan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-06-2011, 02:25   #34
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
ne diyeyim sayın sarıcan,
yorumunuz için teşekkür ederim. ülkemiz dahil, çantacı sertifikasyon kuruluşlarının bir yanıt vermesi gerektiğine inanıyorum.
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-06-2011, 23:55   #35
Ağaç Dostu
 
Sarıcan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 28-11-2008
Şehir: Küçükyalı-ISTANBUL
Mesajlar: 1,498
Galeri: 32
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5 Mesajı Göster
ne diyeyim sayın sarıcan,
yorumunuz için teşekkür ederim. ülkemiz dahil, çantacı sertifikasyon kuruluşlarının bir yanıt vermesi gerektiğine inanıyorum.
saygılar
Sn. mavikartal5,

Bu kontrolsüz ortamda hergün ilginç bir durumla karşılaşmamak mümkün değil. Geçen yıl başıma gelen olayda söz konusu firmanın akredite bir kuruluştan sertifikasıda vardı ama yaptığım yazışmalardan pek tatmin olduğumu söyleyemem.

Tohumların, domatesin içinde çimlenmesi

İmkanım olsa tükettiğim bütün sebzeleri kendim üretirdim. Hemde kanseri yaşamış biri olarak organik tarım diye diretmez, bilimin ve akılın ışığında topraksız tarımda üretirdim. Sebzeyi veya meyvayı tehlikeli kılan bilinçsizce yapılan gübreleme ve hastalıklarla mücadele için kullanılan kimyasal ilaçlar. Yoksa bitkinin yaşamını idame ettirmek için elzem olan NPK (Azot, Fosfor, Poatasyum) makro elementlerin ve bunun yanında miligram mertebesinde verilen iz elementlerin bitkiye veriliş metodu değil, asıl olan daha fazla kar için bu elementlerin dışında bitkiye yapılan müdahelelerdir. Bugün yaşadığımız problemin kaynağı tamamen vahşi kapitalizmin getirdiği ahlaki çöküntü. Kar hırsı insanları zalim bir canavara dönüştürmüş. Kimsenin insan sağlığını düşündüğü yok.

Ortada bir kar savaşı varsa organik üretim yapıyorum deseler bile bir çok kişi mevzuatın etrafından dolaşmayı ticaretin altın kuralı olarak gördüğü sürece biz daha çok organik bal diye glikoz şurubu bile olduğundan emin olamayacağımız organik ballar, ya da organik sebzeler yeriz. Hem de bunun yanısıra enayilik bedeli olarak ta iki kat bedel öderiz.

Çıkarılan yasalar ve sertifikasyon kuralları büyük parası olan insanların bu işi yapabileceği bir hale getiriliyor. Ayşe teyzenin anasının ak sütü kadar temiz olarak kendisi yemek için yetiştirdiği ürün sadece sertifikası olmadığı için bu pazardan adımını içeri bile atamaz. Hatta yeni çıkarılan tohum yasası ile elindeki organik tohumunu satması bile yasaklanır. Neden? Mevzuat böyle diyor diye. Bence asıl sahip çıkmamız gereken şey yüzyıllardır süregelen evladiyelik tohumlara sahip çıkılmasıdır. Tabi treni kaçırmadıysak. Bu yüzden bu tür düzenlemelerin tamamen büyük sermayenin işine yarayacağını düşünüyorum.

Sarıcan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-06-2011, 15:06   #36
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın sarıcan
geleneksel tarım üretimi varken, salt rekolteyi arttırmak için yeşil devrimi ortaya attılar ve para kazandılar. baktılar ki yeşil devrimde hastalıklar oluştu, geleneksel üretim yerine organik devrime geçtiler. ama öncelikle organik tohum alacaksınız. sertifikalı. yani tohumculara para kazandırmak zorundasınız.
tohumculuk yasasına göre organik tohumlar değil, yerel tohumların satışı yasak. yasak da, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yerel tohumların takas sistemi el değiştirmesi yasak değilllllllll.
biz de bunu yapıyoruz, yerel tohumlarımızı başka insanlarla paylaşıyoruz. karşılığında ücret almaksızın.
diğer taraftan, avrupada organik salatalıktaki virüs nasıl olduysa, kimin gözünden kaçtıysa...
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-07-2011, 16:59   #37
Yeni Üye
 
Sineps's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2011
Şehir: Ankara
Mesajlar: 10
Fikirlerinizi iyi kötü okudum anladım. Organik tarımı savunacak değilim tabi ki. Yalnız Türkiye'de ki en büyük eksiklik sendika gibi birleşme. Eğer çiftçilerimiz bu konuda bilgilendirilirse yabancı şirketlere de el açmak zorunda kalmayız. Nacizane fikrim budur. Birde fiyatlardan ürün kalitesinin düştüğünü yazmışsınız. Organik tarım geçiş sürecinde büyük kayıplar oluyor. Fakat 3 seneden sonra toprak toparlanınca istenilen kaliteye ulaşıyorsunuz. Saygılarımla.

Sineps Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-07-2011, 22:38   #38
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın sineps
siz 3 yıl istiyorsunuz, bana da bir 10 yıllık süreç tanıyın lütfen. 10 yıl içerisinde organik devrimin sonuçlarını, kimyasalların hangi yollarla kullanıldığını hepbirlikte göreceğiz. aklın mantığın yolu birdir. sulu tarım da organik tarım içerisinde değerlendiriliyor. benim aklım, 1 kök domatesten yaklaşık 1600 kg ürün alınmasına yetmiyor. önümüzdeki süreçte susuz tarıma geçilecek ve bunun hazırlıkları yapılıyor.
benim düşüncelerimin gerçekleşmemesini diliyorum, bu konuda yalancı çıkayım istiyorum 10 yıl içerisinde
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-07-2011, 00:38   #39
Yeni Üye
 
Sineps's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2011
Şehir: Ankara
Mesajlar: 10
Organik tarımın (ülkemiz açısından diyorum) hiç kimyasal kullanmadan üretildiğine ben inanmıyorum. Siz fazla ürün almanın organik sayıldığını veya etrafınızda böyle gördüğünüzü söylüyorsunuz. Aslında daha sağlıklı fazla üründen ziyade kaliteli. Bizim organik tarımda felsefemiz hemen ilk hastalıkta ilacı dayatmak değil. Bizede yeter böceğede yeterdir. Yine belirtiyim organik tarım tüm yönüyle mukemmeldir demiyorum. Çünkü ülkemiz şartları malum. Topraksız tarım konusu ise organik tarıma dahil değildir. Saygılar, selamlar...

Sineps Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-07-2011, 12:05   #40
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5 Mesajı Göster
sayın sineps
...sulu tarım da organik tarım içerisinde değerlendiriliyor.
sayın sineps,
dilim sürçtüyse özür dilerim ama kuru tarım değil, sulu tarım organik tarım içerisinde değerlendiriliyor.

ben tarım konusunda eğitim almış birisi değilim ve sadece amatörüm. ancak sizin de dediğiniz gibi salt ülkemiz değil, dünyanın hiçbir yerinde masum çiftçiler dışında kimyasal kullanılmadan organik tarımda verimi arttırmak anlamsız. en azından tohumlar kimyasal işlemden geçiyor. işin ilginç tarafı, organik tarım mevzuatını incelediğinizde "kabul edilebilir kimyasal değerlerden" bahsediliyor.
ben sizin organik felsefenizi bilmekten uzağım ama organik tarım temel felsefesinde "hiç kimyasal kullanılmaması" diye geçer. yok, verimi arttıralım diye hiçbir yerde okumadım. ama uygulamaya gelince, bu temel felsefe unutulur.
kuru tarıma gelince, organik tarım içerisinde değerlendirilmiyor biliyorum ama orada da yeşil devrim gibi yoğun kimyasalların kullanılacağı kesin ve bu konuda araştırmalar başladı bile.
saygılar

http://www.bitkitohum.com/2011/06/ky...as-gercek.html


Düzenleyen mavikartal5 : 11-07-2011 saat 13:41
mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-07-2011, 23:24   #41
Yeni Üye
 
Sineps's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-07-2011
Şehir: Ankara
Mesajlar: 10
Topraksız tarım konusunda çalışma imkanım oldu. Bende eğitimini gördüm ama eminim benden tecrübelisinizdir. Topraksız tarımda bütün ihtiyacı olan vitaminler suyla veriliyo. Bizzat uyguladım fakat kesinlikle organik olarak değerlendirilmiyo pazara sunduğumuzda ise organik fiyatından satılmıyo. Tabi türkiye genelinde nasıl bilmiyorum ama biz tokatta bu şekilde değerlendiriyoruz. Organik marullarımız vardı. Yaklaşık 5 senelik bi denemeydi.yüksek fiyat yüksek verim yüksek kaliteliydi. Üniversiteler araştırma konusu yapabilir fakat çiftçinin üretim yapıp gelir sağlayacağı bi sistem değil. Sulu tarım, topraksız tarım... En azından benim hocalarımdan öğrendiğim deyim.

Sineps Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-07-2011, 20:38   #42
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın sineps,
ben tarımsal konularda uzman değilim ve yüklü bir şekilde tecrübem de yok. yani amatör ve sıradan bir vatandaşım. ancak, organik tarım mevzuatını incelerseniz, sulu tarım; bu kapsamda değerlendirilmektedir.
vitamanler suyla veriliyor diyorsunuz, neler veriyorsunuz ben bilmiyorum. ama eminim ki, mutlaka vitaminler de organik gübre/vitaminler sınıfındandır. bunun da açılımını yine aynı mevzuatta bulabilirsiniz. "... bulunmadığında kabul edilebilir kimyasal değerler..." olarak tanımlanmıştır.
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-07-2011, 18:00   #43
Ağaç Dostu
 
syıldıran's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-03-2008
Şehir: Aydın
Mesajlar: 208
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Sarıcan Mesajı Göster
Sn. mavikartal5,

Bu kontrolsüz ortamda hergün ilginç bir durumla karşılaşmamak mümkün değil. Geçen yıl başıma gelen olayda söz konusu firmanın akredite bir kuruluştan sertifikasıda vardı ama yaptığım yazışmalardan pek tatmin olduğumu söyleyemem.

Tohumların, domatesin içinde çimlenmesi

İmkanım olsa tükettiğim bütün sebzeleri kendim üretirdim. Hemde kanseri yaşamış biri olarak organik tarım diye diretmez, bilimin ve akılın ışığında topraksız tarımda üretirdim. Sebzeyi veya meyvayı tehlikeli kılan bilinçsizce yapılan gübreleme ve hastalıklarla mücadele için kullanılan kimyasal ilaçlar. Yoksa bitkinin yaşamını idame ettirmek için elzem olan NPK (Azot, Fosfor, Poatasyum) makro elementlerin ve bunun yanında miligram mertebesinde verilen iz elementlerin bitkiye veriliş metodu değil, asıl olan daha fazla kar için bu elementlerin dışında bitkiye yapılan müdahelelerdir. Bugün yaşadığımız problemin kaynağı tamamen vahşi kapitalizmin getirdiği ahlaki çöküntü. Kar hırsı insanları zalim bir canavara dönüştürmüş. Kimsenin insan sağlığını düşündüğü yok.

Ortada bir kar savaşı varsa organik üretim yapıyorum deseler bile bir çok kişi mevzuatın etrafından dolaşmayı ticaretin altın kuralı olarak gördüğü sürece biz daha çok organik bal diye glikoz şurubu bile olduğundan emin olamayacağımız organik ballar, ya da organik sebzeler yeriz. Hem de bunun yanısıra enayilik bedeli olarak ta iki kat bedel öderiz.

Çıkarılan yasalar ve sertifikasyon kuralları büyük parası olan insanların bu işi yapabileceği bir hale getiriliyor. Ayşe teyzenin anasının ak sütü kadar temiz olarak kendisi yemek için yetiştirdiği ürün sadece sertifikası olmadığı için bu pazardan adımını içeri bile atamaz. Hatta yeni çıkarılan tohum yasası ile elindeki organik tohumunu satması bile yasaklanır. Neden? Mevzuat böyle diyor diye. Bence asıl sahip çıkmamız gereken şey yüzyıllardır süregelen evladiyelik tohumlara sahip çıkılmasıdır. Tabi treni kaçırmadıysak. Bu yüzden bu tür düzenlemelerin tamamen büyük sermayenin işine yarayacağını düşünüyorum.
Sn. Sarıcan ,
Mesajınıza aynen harfiyen , noktasına virgülüne kadar katılıyorum , mesajınızda evladiyelik tohumlara sahip çıkılmasından bahsediyorsunuz ki ne kadar doğru diyorsunuz , ama korkarım ki treni kaçırdık galiba , bunları yazarken gümrükte yakalanan böcek kaçakçıları aklıma geldi , biz elimizdekine sahip çıkamaz iken ne düşünceyle yaptıklarını bilmiyorum ama yabancılar ülkemizdeki böceklerin gen haritasını çıkarmaya çalışıyorlar. Saygı ve selamlarımla . .

syıldıran Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-07-2011, 20:39   #44
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın syıldıran,
her ne kadar dediklerinize tamamen katılıyorsam da, yerel tohumların korunması konusunda toplumdaki bazı kişilerin bireysel çalışmaları var ve bunların varlığını biliyorum. benzer şekildeki bir çalışmayı da ben yapmaya çalışıyorum. yerel tohum desteğinde bulunmaya var mısınız?
saygılar
http://agaclar.net/forum/showthread.php?t=23201&page=5

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-07-2011, 21:54   #45
Ağaç Dostu
 
syıldıran's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-03-2008
Şehir: Aydın
Mesajlar: 208
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5 Mesajı Göster
sayın syıldıran,
her ne kadar dediklerinize tamamen katılıyorsam da, yerel tohumların korunması konusunda toplumdaki bazı kişilerin bireysel çalışmaları var ve bunların varlığını biliyorum. benzer şekildeki bir çalışmayı da ben yapmaya çalışıyorum. yerel tohum desteğinde bulunmaya var mısınız?
saygılar
http://agaclar.net/forum/showthread.php?t=23201&page=5
Sn. mavikartal5 ,
Yerel tohumların korunması çalışmalarınız çok takdire şayan bir çalışma , ve bu çalışmanıza büyük saygı duyduğumu belirtmeliyim. Ben biraz mesleğini yapan , birazda çiftçilik yapmaya çalışan emekli bir elektrik mühendisiyim. Eğer çalışmalarınıza küçük bir oranda bile acizane bir katkım olabilecek ise elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Saygı ve selamlar . .

syıldıran Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-07-2011, 23:02   #46
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 04-02-2008
Şehir: istanbul-Gelibolu
Mesajlar: 1,829
Organik yetiştiricilikte gübreleme nasıl olacak.

Arkadaşlar tarımın organikleşmesi konusunda benim söyliyeceklerim yetiştireceğimiz ürünlerin beslememiz konusunu tartışmamız gerekiyor, kompost ve solucan gübre çalışmaları içinde edindiğim bilgilerin ışığında açıklamam gerekirse.

Piyasada satılan kompost gübreleri açıklıyacak olursak genelde et yumurta ve süt ürünü endüstürileri yan sanayi olarak hayvan dışkılarını bir şekilde kompostlaştırıp piyasa organik gübre olarak sunuyorlar.

Bir başka organik gübre olarak sıvı olanlar ise genelde konserve ve meyve suyu fabrikalarının artıklarını işliyerek bunlarda aynı organik gübre üretimi olarak piyasadan pay alma kervanına katılmış durumdalar.

Ben olaya gübre tarafında bakılınca bu gübrelerin organikliğinden şüpheye düşmekteyim, dikkatlerinizi buraya çekmekteki maksadım, piyasaya sunulan sebze ve meyvelerin organik gerçeğini sorgulamamız gerektiğine inanmaktayım.

epsody Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-07-2011, 23:14   #47
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi epsody Mesajı Göster

Bahçemde ki tarımsal uygulamalarımda genelde organik yetiştiriciliğe önem verdiğimden kimyasallardan kaçınmaktayım, ama hiç kimyasal kullamadığım anlamı çıkarılamaz bilimsel çevrelerin kabul ettiği ölçüler içersinde %15 oranında kimyaslı kullanmamın sakıncaları topraklarımın aktiviyetine zarar getirmiyeceği anlayışı içersindeyim.
[/B][/B]

sayın epsody,
bu konudaki baştan beri özellikle tarafımdan yazılan mesajlara bakarsanız, Organik Devrim karşıtı birisiyim. her ne kadar ziraat kökenli değilim ve amatörsem de, organik tarım mevzuatında "kabul edilebilir değerlerde kimyasal kullanma" serbestisi vardır. bu konu sizin bir mesajınızla da teyid edilmiş.

organik olarak bildiğim hayvan gübrelerinde, ilaç kullanımına bağlı çeşitli hormonsal kalıntıların bulunduğunu sizinle yaptığımız telefon görüşmesinde ilk kez duydum ve kabul ettim.

piyasaya sunulan organik devrimin ürünlerini sorgulamaktan uzağım, zira baştan beri dediğim gibi çeşitli kimyasalların kullanılabilirliğine izin veren organik tarım karşıtıyım.[/B]
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-08-2011, 21:12   #48
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Bir kızılderili atasözü, “Bitkilerimiz bir tek yağmuru bir tek rüzgarı dahi ıskalasa Tanrılar bizi terk eder” der.

Tarımda yoğun makineleşme yaygınlaşmadan ve yapay gübreler ve pestisitler kullanılmaya başlamadan önce, bitkilierin tek ihtiyacı verimli bir toprak, su, karbondioksit ve güneşti. (Suda yetişen bitkiler konumuz dışı.)

Bilim ve teknoloji geliştiği ölçüde, insanoğlu doğaya daha fazla müdahale eder oldu. Artık kızılderili atasözündeki gibi doğal koşullar tek belirleyici değil. Çöl ortamında ya da çok verimsiz bir toprakta hatta topraksız ortamda tarım yapmak mümkün.

Geçmişte bir çiftçi ortalama 8 kişiye bakarken, bugün 126 kişiye bakıyor. Artık mevsimin dışında da etlienle kızartılmış domates yiyebiliyorsunuz. Ticari ürünler sınıfında sayılan mısır, soya fasulyesi ve buğday gibi bitkilerde üretim maliyeti öylesine düştü ki, marketten yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren bir yiyecek ya da fastfood restoranından bir hamburger alıp karın doyurmak elma ya da portakal almaktan daha ucuz. Ancak bunun bir bedeli vardı. Bu bedeli kim ödeyecekti?

İlk başlarda az gelişmiş ülkeler bunun bedelini açlıkla ödediler. Gıda ve besin pazarını elinde tutan tekeller sadece birkaç ürüne yöneldiler. Amerika’da ekilebilir toprakların %30’unda mısır ekiliyor. Çünkü mısır, soya fasulyesi gibi ürünler kolaylıkla depolanabiliyor ve uzak merkezlere nakledilebiliyor. Böylelikle az gelişmiş ülkeler için mısırı ithal etmek, onu tarlada üretmekten daha ucuz. Örneğin, NAFTA sayesinde ucuz mısır Meksika pazarına sürüldü ve 1.5 milyon mısır çiftçisi işsiz kalarak, ucuz işgücü olarak kaçak yollardan Amerika’ya girmeye başladılar.

Herkes memnundu. Gıda üreticileri, hayvan ve et üreticileri, kimyasal ilaç ve gübre üreticileri. Çünkü bunlar pastadan en büyük payı alanlardı. Hatta bu devasa üretim artışının dünyada açlığı bitireceği propaganda ediliyordu. Ancak ne açlık bitti ne de refah düzeyindeki iyileşme toplumun bütün sınıflarına yansıdı.

Bir yerlerde bir şeyler yanlış gidiyordu. Tekellerin pazar hakimiyetini ve bu işten nemalananların kirli oyunlarını ikinci bir yazıya bırakalım. Mikrobiyoloji açısından bizi ilgilendiren kısmı, geçenlerde Almanya’da salatalıklarda görülen ve önce kaynağının İspanya olduğu ancak daha sonra kaynağının bilinmediği söylenen Enterohemorejik Escherichia coli (EHEC) O157-H4 bakterisi toplumun bütün kesimleri için tehdit oluşturuyordu ve artık sadece yoksul kesimlerin değil toplumun tümünün sağlığı tehlikede.

EHEC O157-H4’ün henüz kaynağı bilinmiyor. Ancak bugüne kadar en tehlikeli E. Coli bakterisi sayılan EHEC O157-H7 bakterisinin kaynağı biliniyor. Sıkı durun, temel nedeni mısırla beslenen inekler. Normalde E. Coli bakterisi doğada çok az bulunur. Daha çok sıcak kanlı hayvanların kalın barsağında bulunan ve glikoz ve fruktozun mayalanmasına yol açan bir bakteri türüdür. Mikrobiyoloji.org’tan alınan aşağıdaki alıntıda, bu bakterinin ne olduğu kısaca anlatılıyor.

"Koli Basili

Koli basili (Escherichia coli) sıcak kanlı hayvanlar olarak tanımlanan memeliler (insan, evcil hayvanlar, sığır, at, koyun, domuz) ile kanatlıların bağırsaklarında doğal olarak bulunan bir bakteridir ve doğada tek bulunduğu yer bu hayvanların bağırsaklarıdır. Her hangi bir örnekte (gıda, içme veya kullanma suyu, deniz, havuz, göl, çalışma tezgahları vb.) bu bakteriye rastlanırsa o örneğe doğrudan bu hayvanların dışkısının veya dolaylı olarak lağım suyu ile dışkı bulaştığının kesin göstergesidir. İnsanlarda, kedilerde, köpeklerde, menekşelerde olduğu gibi mikroorganizmalarda da çeşitli ırklar vardır. Mikrobiyoloji dilinde bunlara suş adı verilir. Koli basilinin de çeşitli suşları arasında insan sağlığına her hangi bir zarar vermeyenler olduğu gibi seyahat diyaresi denilen ve çocuklarda tehlikeli olabilecek diyarelere neden olan suşları ve Japonya 'da on binlerce kişiyi hastalandıran ve 23 kişiyi öldüren E. coli O157:H7 serotipine ait suşları da vardır. Gıda endüstrisinde ham madde olarak kullanılan çiğ kıyma gibi birkaç istisna dışında hiç bir gıdada bu bakteriye izin verilmez. Bunun nedeni hastalık yapabilen suşları olduğu için değil o gıdaya kesinlikle doğrudan veya dolaylı olarak dışkı bulaştığının göstergesi olmasındandır." (Kaynak:www.mikrobiyoloji.org)

Bu bakteriyi tehlikeli kılan çok az miktarının bile dışarıdan alınması durumunda kanlı ishalle başlayan besin zehirlenmesine neden olmasıdır. (Örneğin Salmonella bakterisinin hastalık yapması için çok daha yoğun temas gerekir.) EHEC tipi dediğimiz bu bakteriler, Şiga toksini salgılarlar ve bu toksin bağırsak epitel hücrelerinin ölümüne yol açar, bu yüzden bağırsak su emme yeteneğini kaybeder, sonuç kanlı bir ishaldir.

Birde Türk Tabibler Birliği’nin sitesinden alınan şu bilgi ile devam edelim.

"EHEC Nedir?

Enterohemorajik Escherichia coli (EHEC), Shiga toksin (verotoksin) üreten E. coli’lere verilen isimdir. Şiddetli karın ağrısı, sulu ishal, kanlı ishal, hemorajik kolit, hemolitik üremik sendrom (HÜS), akut böbrek yetmezliği gibi birçok farklı klinik tabloya yol açabilir. Genellikle karın ağrısı ve sulu ishal şeklinde başlayan yakınmalar birkaç gün içinde kanlı ishal halini alır. Ateş genellikle görülmez. Hastalık çocuklarda (5 yaş altı) ve yaşlılarda (65 yaş üstü) daha ağır seyreder. Genç erişkinlerde genellikle kendini sınırlayan ishal görülürken çocukların ve yaşlıların %10’unda HÜS görülür. HÜS, akut böbrek yetmezliğine ve yoğun transfüzyon ihtiyacına yol açar. Bu dönemde destek tedavisi uygulanır. Antibiyotik tedavisi ve barsak hareketini durduran ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Bazı hastalarda HÜS kronik böbrek yetmezliği ile sonuçlanırken olguların %3-5’i kaybedilir. Bu klinik tabloya en sık yol açan EHEC serotipi O157:H7’dir. Bu serotip dışındaki bakteriler de nadiren benzer klinik tabloya yol açabilirler.

Nasıl bulaşır?

EHEC, büyükbaş otçul hayvanların barsaklarında bulunur. Dış ortam koşullarına dayanıklı olduğundan sebze ve meyvelerde de bulunabilir. Çok az sayıda bakteri (10-100 adet) hastalığa yol açabilmektedir. En sık görülen kaynaklar iyi pişmemiş hamburger köfteleri, salam, iyi pişmemiş biftek, çiğ süt olmakla birlikte iyi yıkanmamış çiğ sebzelerden de bulaşabilmektedir. Hastalanan bir kişiden çevresindeki diğer kişilere bulaştığı da bilinmektedir.

Nasıl korunulabilir?

Besinlerin hazırlanması sırasında sanitasyon koşullarına uyulması önemlidir. Etlerin iyi piştikten sonra yenmesi gerekir. Süt, pastörize ürün alınarak veya kaynatılarak tüketilmelidir. Çiğ yenen sebze ve meyveler çok iyi yıkanmalıdır. El yıkamaya dikkat edilmelidir." (Kaynak: http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/ehec-2670.html)

Şimdi bu bakterinin bulaşmasından kaçınmak mümkün mü? Yoksa büyük tekeller bize dışkı mı yediriyor? İçimizden kaçı büyük firmaların üretim tesisini gördü ya da görmek isteseniz bile yediğiniz gıdanın kaynağına ulaşabilir misiniz?

Burada sözü “Dünyayı ele geçiren global gıda üreticileri (Food Inc.)” belgeseline bırakalım. Bu belgeseli internette bir çok yerde izleyebilirsiniz. Örnek: http://www.gidasayfasi.com/video-5-D...eticileri.html

Aşağıdaki bölümler bu belgeselden geniş bir özet.

"Gıda sektörü yediklerinizin geldiği yeri yeri bilmenizi istemiyor. Zira öğrenirseniz yemek istemeyebilirsiniz. Bir fastfood restoranında yemek yemeyebilirsiniz. Ancak yine de bu sistem için üretilen etlerden tüketiyorsunuz.

Süpermarketlerin raflarındaki “bol çeşit” aslında bir çeşit yanılsaması. Bütün ürünlerin üzerinde, 1930' lu yıllardaki çiftçilerin yüzünü görürsünüz. Yani pastoral bir fantazi dünyası. Oysa bu ürünlerin hammaddesi birkaç firmadan ve birkaç üründen elde ediliyor.

Bu ürünler artık çiftçiler tarafından üretilmiyor. Endsütriyel gıdaların çoğu mısır bitkisinin yeniden düzenlenmesiyle üretiliyor. Çünkü mısır bitkisinin içeriğindeki nişasta, kolayca yapı değiştirebilen bir madde. Nişasta, kolayca parçalarına ayrılıp yeniden birleştirilebilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubundan maltodekstrin, di gliserid, zantan gum, aksorbik asit üretebilirsiniz. Adı sanı duyulmamış bu maddelerin hepsi de hazır gıdalarda mevcut ve hepside mısırdan yapılıyor. Mısır hayvan yemlerinin de temel maddesi.

Etler artık çiftliklerde üretilmiyor. Etler çiftçiler veya çiftçilikle hiç ilgisi olmayan çok uluslu şirketlerin kurduğu fabrikalar tarafından işleniyor. Artık burada, hem hayvanların hem de işçilerin suistimala uğradığı devasa bir seri üretim süreci sözkonusu. Tohumdan süpermarkete giden yol birkaç çok uluslu şirketin elinde. Gıda sektörünü elinde tutan şirketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. 1970’lerde en iyi beş et imalatçısı, pazarın sadece %25’ ini kontrol ediyordu. Bugünse en iyi 4 et imalatçısı pazarın %80’inden fazlasına hakim. (Tyson, Cargill, Swift&Co, National Beef Packers Co.) Fastfood yemiyor olabilirsiniz ancak yine de bu sistemin ürettiği etleri yiyorsunuz.

En Büyük 4 Et Üreticisinin Pazar Payı 
Dana Eti (%83.5) Domuz Eti (%66)Tavuk Eti (%58.5)
Tyson Tyson Tyson
Cargill Cargill Pilgrim’s Pride
Swift & Co. Swift & Co. Perdue
National Beef Packers Co. Smithfield Foods Sanderson Farms

Kaynak: http://globalfamilysurvival.com/loca...-meat-industry

Tüm markaların etiketlerinde çiftçi resimleri görürsünüz, ancak gerçek böyle değil. Artık gün ışığı görmeyen karanlık yerde yetişen, 49 günde büyüyen ve 50 yıl öncesine göre 2 katı ağırlıktaki tavukların etlerini yiyorsunuz. Bir civciv 7 hafta içinde 2.5 kg’lık tavuk haline geliyor. Kemikleri ve iç organları bu hızlı büyümeye yetişemiyor. Tavukların birçoğu birkaç adım attıktan sonra düşüyor. Bunun sebebi bacakların bu ağırlığı taşıyamayacak kadar güçsüz olması. Yemlere antibiyotik konuluyor. Buda haliyle tavuğa geçiyor. Bakteriler bu yüzden antibiyotiklere çok hızlı bağışıklık geliştiriyor.

Yüksek fruktozlu glikoz hemen her yiyeceğin içeriğinde var. Bir süpermarketin raflarına baktığınızda, ürünlerin %90’ında mısır ya da soya vardır. Hatta çoğu zaman ikisini birden içerir. Mısır ürünleri, ketçap, peynir, hazır kek, pil, fıstık ezmesi, kraker, salata sosu, kola, jöle, tatlandırıcı, hazır sos, meyve suyu, toz içecek, kömür, bebek bezi, motrin, et ve fastfood türü ürünlerin hepsinde var.

İneklerin evrimi mısır yemeye uygun değil, onların otla beslenmeleri gerekiyor. Mısırın ucuz olması ve çabuk şişmanlatması nedeniyle mısırla beslemek tercih ediliyor. Yüksek oranda mısır tüketiminin hayvanlarda aside dirençli koli basili geliştiğini ortaya koyuyor. Bunlar, en zararlı E. Coli bakterisidir. Mutasyon üstüne mutasyon geçiren bakterilerin en zararlısı O157-H7’dir. Besi tesislerinde hayvanlara bütün gün mısır yediriliyor ve hayvanlar bütün gün gübreye batmış şekilde ayakta dikiliyor. Bakteri rahatlıkla bir hayvandan diğerine geçiyor. Kesimhaneye geldiklerinde derileri dışkı ve gübreden kaskatı kesilmiş oluyor ve saatte 400 hayvanın kesildiği kesimhanede bu bakteriler etlere de bulaşıyor. Doğada dahi olmayan gıda sistemine sızıyor.

E. Coli bakterisi fabrika gibi çalışan çiftliklerin atıkları sayesinde diğer besinlere de bulaşıyor. Örneğin, ıspanak, elma suyu vs.

Bush yönetimi döneminde Tarım Bakanlığında üst düzey yöneticilik yapan kişi, Washington’daki büyükbaş sektörünün baş lobicisiydi. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi başkanıysa, Ulusal Gıda Üreticileri Derneği eski başkanıydı. Bu düzenleyici kurumlar, titizlikle denetlenmesi gereken şirketler tarafından idare ediliyor. Örneğin salmonella bakterisi içeren fıstık ezmelerini piyasadan çeken ConAgra’nın iki yıl öncesinden olaydan haberdar olduğu ortaya çıkıyor. 1972’de Gıda ve İlaç dairesi 50 bin gıda güvenlik teftişi yürütürken, 2006’da yalnızca 9 bin 164 teftiş yapıldı. Düzenleyici kurumların ne kadar yetersiz kaldığı ve bununda sektörün işine geldiğini görmemek mümkün değil.

Etlerin piyasadan çekilmesi için özel avukat tutmak (maliyeti karşılayabilirseniz - benim notum) zorunda kalıyorsunuz. Ancak ölümler gerçekleştikten 16 gün sonra etler piyasadan toplatılabiliyor.

Sektörün önünüze koyduğu her şeyi kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. Eğer havuç ve elma şekerleme ve jipslerden daha pahalı ise havuç ve elmayı yeme şansınız kalmıyor. Bir sebzenin fiyatı iki hamburgere denk geldiği için insanlar hamburger yemek zorunda kalıyor. Havucun, brokolinin jipslere tercih tercih edildiği noktaya gelmesi için gıda politikası gözden geçirilmeli. Çünkü bu durum doğrudan tarım uygulamaları ve çiftçi politikalarına bağlı.

Atıştırmalık yiyeceklerin kalorisi tamamen buğday, mısır ve soya fasulyesi gibi ticari ürünlerden geliyor. Şeker, tuz ve yağ doğada çok az bulunur ve insanın evrimsel olarak bunlara gereksinimi düşüktür. Oysa bu tür gıdaların ucuzlamasıyla bir yılda bunlardan yüzlerce kilo tüketiyoruz. Gıda sektörü obeziteyi kişisel sorumsuzluğun sonucu olarak görüyor. Yüksek fruktozlu mısır şurubu ve arıtılmış karbonhidratlar insülün artışına neden oluyor ve vücudumuzun şeker sindirme sistemini yavaş yavaş zayıflatıyor.

Eskiden tip 2 diyabet sadece yetişkinleri etkilerken artık çocuklarda bunlardan nasibini alıyor.

Çözüm mü? Aslında çok basit. (Bu cümle benim yorumum.)

Hayvanın menüsünden mısırı çıkarıp, ona 5 gün boyunca ot yedirirseniz bağırsaklarındaki E. Coli bakterisinin %80’ini geri atar. Ancak mısır ucuz olduğu için sektör bunu yapmıyor.

Kısaca hükümetler, kendisinin denetlemesi gereken şirketler tarafından yönetiliyor.

Fastfood sektörü yiyeceklerindeki kalori miktarını gizliyor. (Sizin bunu eleştirme hakkınız yok. - Benim yorumum) Gıda karalama kanunlarına göre deli danayı eleştirdiğinizde size dava açılabiliyor.

Colarado’ da bir kıymayı eleştirdiğinizde hapse girebilirsiniz.”

Belgeselden yaptığımız özeti burada keselim. Böyle bir ortamda, organik ya da biyolojik tarım yapsanızda, sizin ufak tefek çabalarınız bu devasa tekellerin gücünü kırmaya yetecek mi? Yoksa ortada bir algı yanılsaması mı var?

Son dönemde, Ege’nin nerdeyse bütün sahillerinde, Konya Ovası’nda, Çukurova’da ve Pazarcık Ovası’nda bolca vakit geçirdim. Yüzlerce çiftçi, ilaç bayisi ve ziraat mühendisi vb. ile söyleşi olanağı buldum.

Şimdilik sadece bir gözlemle bitireyim. Gaziantep – Adana arasını otoyoldan değilde eski karayolu (D400) ile takip ederseniz, Sakçagözü’ne yaklaştığınızda devasa uçurumdan aşağıdaki ovayı görürsünüz. Ova nakışla işlenmiş bir atlas gibi rengarenktir. Ancak bu nakış sadece 4 renkle işlenmiştir. Bir yanda hasadı bitmiş buğday ve arpa tarlaları sapsarı, diğer yanda mısır, kırmızı biber ve pamuk ekili tarlalar yemyeşil, sürülmüş tarlalar kızıl kahverengi (Yörede kil oranı yüksek bu topraklara “kırmızı falhen toprak” denir.) ve yakılmış anızlar simsiyah görülür.

İşte buradaki çiftçilerle sohbet ettim. 20 dönüm domates tarlasında sadece ilaca 5.000 TL para harcamak, çiftçinin belini bükse de nedenini kimse sorgulamıyor. (Aynı öyküyü Konya Ovası'nda Elmada sezon boyunca 12 kere ilaç kullanmak zorunda kalan çiftçiden de dinlemiştim.) Ya da anız yakmak topraktaki canlıları öldürüyor dediğinizde size marstan gelmiş gibi garip garip bakıyorlar. Sizi değil, tekellerin mini etekli pazarlamacılarını daha çok dinliyorlar. Çünkü kazanmak için çok üretmek gerek! Çok üretmek içinde bolca kimyasal gübre ve ilaç kullanmak gerek.

Algı yanılsaması bu olsa gerek. Forumu bile şöyle kısaca gözden geçirdiğinizde, biz anızı yakan çiftçiye tepki duyuyoruz ama daha çok ilaç ve gübre satmak için onu ikinci ürün ekmeye zorlayan tekelleri ve devletin tarım politikasını sorgulamıyoruz.

İşin bir diğer tarafındaysa, organik tarım yaptığını söyleyenler, temin ettikleri tavuk ve inek gübrelerinin bolca antibiyotik tüketen hayvanların gübrelerinden elde edildiğini es geçiyorlar. Ya da kendi tükettikleri antibiyotiklerin çevreyi tüm kimyasal gübre ve ilaçlardan daha fazla kirlettiğinin farkında değiller. Devasa sistemin sadece bir noktasını değiştirmek yeterli mi?

Hadi gerçekten bu çiftçileri ikna ettik ve organik üretime başladılar. Organik madde oranı düşük toprakların (Türkiye ortalaması %1.5 civarında.) organik madde oranını yükseltmek için otla beslenmiş hayvan gübresi nereden bulunacak?

Bir sonraki yazımızda kimya ve tohum tekelerinin pazar paylarını ve gelecek yıllardaki hedeflerini yayımlayarak organik tarım yapmanın olanaklarını sorgulayacağız. Çünkü orada da tıpkı “yeşil devrim” gibi algı yanılsaması yaratılıyor. Biyoteknolojinin yeşil ve çevreci bir teknoloji olduğu ve dünyayı kurtaracağı yalanı yayılıyor. Örneğin mısırdan etanol üretmek çevreci mi? Kaygımızı aşağıdaki karikatür çok güzel özetlemiş.

Name:  sugar economy.jpg
Views: 25137
Size:  74.0 KB

"Biyoteknolojinin ormanları, çiftlikleri ve tüm biyoçeşitlliği plastik, yakıt, içecek yapmak ve devasa kar etmek için yağmaladığı, Yeni Global Şeker Ekonomisi ne hoşgeldiniz!"

Alttaki pişmiş kelle suratlı da elindeki yeşil dolarları kastederek, “Bu gerçekten yeşil bir teknoloji!” diye haykırıyor.

Bu karamsar düşüncelerle bizim bağa ulaştığımda, zehirsiz üretilmiş tahnebi üzümü (bizim yöredeki en erkenci çeşittir) ve antep karasından (horoz yüreği) tatmak ve gün batımında zeytinlerin egzotik görünümü ve bu yıl bol suya kavuşan fıstığın yemyeşil görünümü bir nebze olsun beni rahatlattı. Demek ki tanrılar daha bizi terketmemiş.

Name:  HPIM3565.jpg
Views: 3556
Size:  50.7 KB

Name:  HPIM3570.jpg
Views: 4276
Size:  57.5 KB

Name:  HPIM3546.jpg
Views: 3217
Size:  69.7 KB

Name:  HPIM3514.jpg
Views: 3252
Size:  62.3 KB


Düzenleyen acemi_caylak : 10-08-2011 saat 21:49
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-08-2011, 10:49   #49
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-01-2010
Şehir: YALOVA
Mesajlar: 1,280
organık tarım konusunda gercekten kafalar karışık
okuyunca bende karamsarlıga kapıldım
sonra bızın yaptıklarımız aklıma geldı
yıllar once yalova elması meşhurken gercektende on- onbeş kez
ilaç atılıyordu.
zaten rutın olarak mart ayından ıtıbaren 15 gunde bır ılaç atılıyordu
bir artık elma üretmıyoruz ama halen aynı sıstem devam edıyor
devlet kanalıyla bu yol secılmış ve herkese bu ögretılmıştı
başka bır yolun oldugunu benım ana meslegı yaglı boyacılık olan rahmetlı babamında bılmesı imkansızdı
çünkü ünvanlı ziraat müh. dahi bilmiyordu
meslek hayatımdada gördüğüm kadarıyla çoğu zaman sorularrı tersten sormak gerekıyor
ağaçlarımız neden daha fazla meyve versin ki ?
domateslerımız neden daha düzgün ve albenili olmak zorunda ?
ve daha nice şeyler
hayvancılıkta benım çocuklugumun kara kızları artık yok
oysa o karakızlara asla yem verılmezdı
yılın buyuk oranını meradaydılar
sogukmuş sıcakmış keneymiş banamısın demezdi
kendı kendını doyurur ve aksamda evıne gelırdı
sonradan cıkan alaca modasıyla yok oldular
alacalar verımlı gösterıslı tabıkı
artık tekelın avuclarındayız
devamlı yem verıcensın
devamlı dıkkat edeceksın
soguga gelmez sıcaga gelmez
üstelık bir sütü varkı deymeyın
mubarek su sadece
yağı fılan yok
olsun ama gunde şu kadar süt (su )verıyor
benım kara kızım rekabet edebılırmı hiç
konular sorunlar çok
birde şu gercek varkı o daha acı
alternatıf yöntemlerın kurumsal olarak ögretıldıgı öncülük edıldıgı
bir kurum yok
bizim ağaçlar nette bu alanda okul olsada yeterlı olamıyor
yinede kıvılcım çakılmış durumda
insanlık bedel ödedıkten sonra(zaten ödüyoruz)
ıyı gunlar gelıcek...

Safranlı Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 01:44   #50
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Organik Tarımın Açmazları

Aşağıda konvansiyonal tarım yapanların savunduğu ciddi iddialar var. Bunların bir kısmının elle tutulur tarafı yok. Ancak bir kaç tanesi çok ciddi ve sorun olaya topyekün bakmadan nasıl çözülecek?

1- Organik tarım doğal olarak üretim düşüşünü getirecektir. Bu kimyalsalcıların ciddi bir iddiası ve doğru bir tespit. Çünkü uzun bir hazırlık dönemi olmadan organik tarıma geçiş üretimde ciddi düşüşlere neden oluyor. Örneğin organik tarıma geçtiğinizde %40-50 oranında daha az ürün üreteceksiniz. (Kaynak: Organic Crop Production – Ambitions and Limitations, 2008) Kovansiyonal tarımdaki ürün miktarını yakalamak için daha fazla tarım yapılacak alana gereksinim var. Üstelik nüfus artışı devam ediyor. Bu durumda dünya üzerinde yeni ekilebilir alanları nereden elde edeceğiz? (Dün aynısını gübre için sormuştuk. "Bu kadar organik malzeme nereden bulunacak?" demiştik.) Ormanları keserek mi? Bu ciddi bir iddia ve üzerinde durulması gerekiyor.

2- Konvansiyonal tarımda kullanılan pestisit kalıntıları insan sağlığı için zararlı bunu biliyoruz. Ancak bu pestistileri kullanmazsanız bitkiler kendilerini korumak için secondary metabolit dediğimiz toksin içeren enzimler salgılar ki bu türden salgılar en az pestsitler kadar zararlıdır. Bu gerçekçi bir iddia değil. En azından ciddi bilimsel verilerle tam olarak ispatlanmamış.

3- Kullanılan antibiyotik ve ilaçlar çevreyi pestisitlerden daha çok kirletiyor. Bu doğru bir iddia. Çevreyi en fazla kirleten 2 ayaklı memeli dediğimiz tür. Örneğin Gölcük depremi sonrası İzmit körfezi kendisini 6 ay içerisinde rahatlıkla temizliyor. Kirlilik oranı hızla düşüyor. Neden o bölgedeki nüfus yoğunluğundaki ani düşüş.

4- En tehlikelisi GDO'lu tohumlardan nasıl uzak duracaksınız? Amerika'da GDO'lu ekim alanları o kadar yaygınlaşmış durumda ki artık organik üreticilerin üretim alanlarına da bulaşmış durumda. Genetiği değiştirilmiş tohumda lider olan Monsanto'nun pazar payı tek başına %23 civarında. Monsantonun 1996’da ürettiği kimyasal dirençli soya fasulyelerinin sadece %2 si patentli gen taşıyordu. 2008’deyse bu oran %90. Dupont % 15, Sygenta %9 pazar payına sahip. Dikkat ederseniz sadece 3 büyük tohum üreticisinin toplam pazar payı %47 yapıyor. Bunların ürettiği tohumlar geleneksel tohumlara da karışıyor. Çünkü rüzgar vb. ile çok uzak noktalara da polenler taşınıyor. Artık Amerika'da %0.5-2 arasında GDO'lu mısır içeren ürünler organik sayılıyor. Kapitalist sistemin kendi tekellerini korumak için kuralları esnetmesine üstüne yoktur. Bir de işin dahası var. Monsanto bu %1-2 lik karışımdan dolayı patent haklarını ihlal ettiğiniz için size dava açabilir. Hemde Irakta en kirli işleri çeviren Blackwater şirketinin emekli asker ve polislerden oluşan ajanlarını üstünüze salarak.

5- İnsanların alım gücü düşükken ve ortalama reel ücretler sürekli düşerken 2 hamburger yerine bir elma almaya onları nasıl ikna edeceksiniz? Doğal olarak, etin kilosunun 30 lira olduğu ortamda bu adam kilosu 10 lira civarında olan sucuğu tercih edecek. Çünkü karnını doyurmak zorunda. Tam bir "kasap et keçi can derdinde" durumu söz konusu.

6- Organik tarım yapanların profiline baktığınızda, daha çok şehirde çok para kazanıp kendini doğanın kollarına atan tipleri görürsünüz. Üstelik aldıkları tarlalar hep ormandan devşirme alanlar ve altlarındaki arabalar ve tarımda kullandıkları ekipmanlar bolca fosil yakıt tüketen araçlar. Daha düne kadar bunlar bu tekellerden birinde çalışıyordu ve sistemin bu hale gelmesinde onlarında bolca payı var. "Bu ne perhiz ne lahana turşusu" durumu var yani. Tek umut veren şey, bunların yeniden eski yuvalarına dönmesi. Küçükkuyu'da ziyaret ettiğim ve ekolojik tarım yapan bir üretici bu trendin son bulduğunu, bu iddiayla yola çıkanların yeniden ellerindekini çıkarmaya çalıştıklarını söyledi. En azından bunun modasının geçmesi olaya daha geniş açıdan bakmayı sağlayacak. Burada sözüm samandan evler yapan ve çok ilkel koşullarda tarım yapamaya çalışan bir kaç idealist topluluğa yönelik değil. Onlar en azından kendileriyle barışıklar.

7- "Yeşil teknoloji" denilen, mısırdan vb. den yakıt üretmeye gelince, derdimizi yine bir karikatürle anlatalım. Aşağıda yiyecek fiyatlarının yüksekliğinden illallah demiş kadın, "Onu yeniden mısıra çevirebilir misin?" diye soruyor.

Name:  make it back into corn.jpg
Views: 15760
Size:  61.0 KB

Bu yazdıklarımızdan, kimyasalların kullanıldığı geleneksel tarım savunuculuğu çıkmasın. Sadece soruna bireysel ve tek yönlü bakmanın çözüm olmayacağı. Tarım politikalarının ve patent kurallarının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Kısaca organik tarım bir yaşam biçimidir ve topyekün karşı çıkmadan bu sistem düzeltilemez.


Düzenleyen acemi_caylak : 06-08-2011 saat 02:41
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 02:44   #51
Ağaç Dostu
 
Lilium's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-05-2008
Şehir: Balıkesir Gönen
Mesajlar: 7,543
Galeri: 106
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi acemi_caylak Mesajı Göster
Sadece soruna bireysel ve tek yönlü bakmanın çözüm olmayacağı. Tarım politikalarının ve patent kurallarının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Kısaca organik tarım bir yaşam biçimidir ve topyekün karşı çıkmadan bu sistem düzeltilemez.
Bende aynı düşüncedeyim, "topyekün karşı çıkmadan" na bir cümle ekliyeyim, topyekün birlikte hareket etmeden, dü zel ti le mez.

Lilium Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 03:27   #52
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Agent Orange, adını hiç duydunuz mu? Çoğunuz duymamıştır. Adını taşındıkları varillerin turuncu çizgili olmasından alıyor.

Agent Orange'in içeriği ilk başlarda, %50-50 oranında, 2,4,5-Trichlorophenoxyacetic acid ve 2,4-Dichlorophenoxyacetic acid'ten oluşurken daha sonra bunlara güçlü bir toksin olan 2,3,7,8-Tetrachlorodibenzo-p-dioxin'de karıştırılıyor. 2,4-Dichlorophenoxyacetic acid hala herbisit olarak kullanılıyor.

Agent Orange kod adlı ürün, Monsanto ve Dupont' un birlikte ürettikleri bir herbisit ve yaprak dökücü. Amerikan ordusu tarafından Vietnam savaşı sırasında bu üründen 50.000.000 litre kullanılıyor. Toplam Vietnam topraklarının %12 sinde bu ilaç kullanılıyor ve yaklaşık 400.000 insan bu ilacın zehirinden ölüyor ve sakat kalıyor. Sonrasında ise yüzbinlerce çocuk sakat doğuyor. Ormanların ve bitkilerin tahrip edilmesi sonucu açlıktan ölenlerde cabası. Tam sayı bilinmiyor.

İşte size biyokimyasal savaşın güzel bir örneği. Bu tekeller aynı zamanda günümüzün tohum ve pestisit üreticileri. Başka yoruma gerek var mı?


Düzenleyen acemi_caylak : 06-08-2011 saat 08:25
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 03:34   #53
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 07-01-2010
Şehir: Mersin
Mesajlar: 217
Haklısınız Sayın Lilium;

Ben de şunları ekleyeyim;

Birlikte hareket edebilmek için, doğru ve insanları etrafında toplayabilen bir düşünceye sahip olmak gerekir. Mevcut olan düşünceler içinde bahsettiğim düşünce yok.

Kendin proje oluşturmadan, kendi sistemini kendin kurmadan, başkalarının kurduğu tuzaklara basmak kaderin olur.

bozon Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 10:32   #54
Ağaç Dostu
 
idris şenol's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-05-2009
Şehir: EDİRNE
Mesajlar: 1,559
sanırım dünya önümüzdeki yarım yüzyılda tamamen köle düzenine geçecek
sayın acemi çaylak güzel bir konuya temas etmişiniz,yarama bastınız biraz rahatsızlık vericem özür dilerim)
Tyson
Cargill
Swift
National Beef
yeni dünyanın şekillenmesinde öncü kuruluşlar
bunlar bildik kuruluşlar ya diyerleri
nufusun %98 ine %2 lik bir kısmı iş veriyor,aş veriyor veya kaba tarifle yönetiyor...
sürekli borçlanıyoruz,borç ödemek için yapılandırma adı altında tekrar borçlanuyoruz
teknoloji baş döndürücü hızda ilerleyip sürekli köle kalmamızı emrediyor
şuanda birçok aile bu kısır döngünün içersinde
ihtiyacın olmadığı halde yenilenme çılgınlığı!!!
Türk toplumunun örflerine ters olduğu halde hazır gıda tüketimi ,büyük firmaların maliyeti ucuzlatıp sürekli onlarda yemek yeme alışkanlığı kazandırma hırsı son sürat girdabına kapılmış bulunyoruz
Aile yapmızı bozup, ki Türk toplumunu, şuanda bozulma başlamış durumda ,hızlandırp
Avrupanın gidişhattına ayak uydurulmaya çalışılıyor,gerici ,softa, yobaz,bağnaz gibi kelimelri adetağ çığlık niteliğine sokup yeni dünya düzenini hızla sisteme oturtmak
ve bunları moderneşme adı altında saniyileşmek adı altında avrupalı olma adı altında
birtakım cicli kelimelerle maalesef insanımızı kuşatmış bulumakta
Atatürkün ilke ve inkilaplarını sözde Atatürkçü niteliği taşıyormuş gibi empoze edip
örf ve ananelerini unutturp, saygıyı sevgiyi, bayramları ,özel gün ve geceleri unutturup
yeni dünya modernleşme adı altında kendiside bilmeden sistemin içersine girip
Tyson ,Cargill ,Swift ,National Beef gibi firmaların ücretsiz elamanı ve savaşçsı haline dönüşmekte!!
ne yapılabilir?
sanki birkere dip yapmayınca tavan yapamayıcak gibiyiz ama karamsar olmayalım
Tanrının bize vermiş olduğu en güzel hediye aklımız ve iş yapabilme kabiliyetini kullanma
ilk önce çalışkan olmayız,dürüst olmalıyız,cesur olmayız ,
Yüce önder,MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ,Türk insanı çalışkandır ,Türk insanı zekidir söylemleri herzaman beynimizde yankılandırmalıyız
SÖZDE ATATÜRKÇÜLÜK deyil özde olmayız
gelin hep berağber kendimizi acımasızca yargılayalım radikal karalar alalım, ertelemeyelim
zamanımızı,paramızı,yaşımızı boşa harcamayalım
az uyuyalım ,çok çalışalım(uykuyu seven adam fakirlikten kurtulamaz)konya atasözü,,,
bugünün işini yarına bırakmayalım,,çok geç olur saygılarımla, idris şenol

idris şenol Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 10:42   #55
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-01-2010
Şehir: YALOVA
Mesajlar: 1,280
Organık tarımın felsefı derınlıgının bu sorunlara cevabı olmalıdır
belkı biz bilemiyoruz
netıce tarafların kendınce haklı argumanları her zaman olacaktır
netıcede sürdürülebılır yenı ve farklı çözümler ortaya konulabılır
****** bu çok ciddi araştırmaların netıcesıdır
bu konuda öncü kurumlara ihtiyaç var
bizler şahsen kendı içimizde küçük bir kıvılcım yaktıgımızda
bu ivme sürecektır diye düşünüyorum
ancak 500 dekar bugday eken konya çifcişininde organık gübre talebının nasıl karsılanacagı ve nereden bulacagı soruları ortada kalıyor
konular karmasık
sadece saglık problemlerının önlenemez yüklenişi organık açıdan yeterlı sebeptır

Safranlı Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 13:03   #56
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 04-02-2008
Şehir: istanbul-Gelibolu
Mesajlar: 1,829
Organik atık israfı, organik gübre talebini karşılıyacak boyutlarda.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Safranlı Mesajı Göster
Organık tarımın felsefı derınlıgının bu sorunlara cevabı olmalıdır, belkı biz bilemiyoruz.
Sn, Safranlı ortada bilinmeyen yok sadece uygulama eksiği var, bilindiği üzere nüfus artışlarının kaynak sorunu yaratsada, şu gerçeği unutmamamız gerekiyor dünya üzerindeki bütün canlılar, insan dahil aldıkları besin maddelerini sindirip özümseyemiyorlar ve dışkı yoluyla vücutlarından atık olarak bırakıyorlar, bu atıklar bütün canlılar dahil olarak %35ila60 bir değerler olduğu düşünülürse yetiştiriler ürünler üzerinde bir geri dönüşüm ile bu atıklar tekrak üretimde kullanılarak söz konusu sizin sorunuz cevaplanmış olacaktır.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Safranlı Mesajı Göster
Ancak 500 dekar bugday eken konya çifcişininde organık gübre talebının nasıl karsılanacagı ve nereden bulacagı soruları ortada kalıyor, konular karmasık
Yukardaki surunuzada cevap olarak 500 dekar araziden sağlanan ürün alındıktan sonra,samanın tarlada kalmasını sağlıyarak bu hasat esnasında hasat makinalarına ek bir apart ile bu samanın daha ufak öğütülerek tarladan kaldırılan organik maddenin yerine konması sağlanacaktır.

Bu açıklamalarım abartılı görüşe dayalı hesaplar değildir, doğada bunların örnekleri mevcuttur, bir tanesi yabani otların büyümesi gübreleme olmadan toprak yapısının su ve güneş arasındaki sentezle sağlanmaktadır, ve her senede bu azalmadan devam etmektedir.

Biz insanların yapacağı bir tek şey bu döngüyü işleten sistemi kurmamıza bağlıdır, doğada hiç bir şey atık durumda değildir ama insanlar için bu durum geçerli değil, sizin içinden çıkılmaz dediniz durum insanların atık üretimini durdurarak, üretilen atıkları doğayı bozacak yönde değilde katkı sağlıyacak biçimde işletmeleriyle organik tarım esasları içinde gerekli bitki besin maddeleri sağlanabilir.

Bu açıklamalar bir ütopya değil, geliboludaki bahçemde uygulanarak dışardan bitkilerimi yetiştirmeye harcama yapmadan üretim sağlanabilirliğini ortaya koymuş nadir insanlardanım.

Hatta okadar organik diyorumki sertifika veren kuruluşlardan en az 10 puan organik ve kalıntı değerler en az ürünler yetiştirme bilgisi içinde besin maddelerinin ıslahı üzerindeki toprak düzenleme çalışmaları içinde bu noktaya gelerek en iyi toprak şartlandırıcılı bitki besinleri sağlamaktayım.

Sonuç olarak sizin açıklanamıyan bilgiler karşısında ben hiçde be çaresiz değilim

epsody Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 22:02   #57
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın yazarlar,
yazdıklarınızdan birşey anlamadım desem yeridir. ben bu konuda uzman değilim, ne de bunların kitabını yazmadım. ben sadece halkım, küçük çiftçiyim, köylüyüm, aşırı ticari kazanç gütmeyen biriyim, halkın içinden bir kişiyim.
organik tarımı yapanların genelde, şehirli zenginler olduklarından yazmışsınız. peki küçük çiftçinin yaptığı, köylünün yaptığı nedir? biliyorum organik değil konvensiyonel veya geleneksel üretim. hem tarımsal ve hem de kimyasallarla yapılan bir üretim.
organik üretim; yasal mevzuatına bakınca açın kanunun ek dokümanlarına bakın lütfen, "kabul edilebilir değerde kimyasallar"dan söz ediyor. o da, yanılmıyorsam 2004 yılındaki kimyasal ilaçlarla ilgili başka bir kanuna atıfta bulunuyor. hani organik üretimde hiçbir kimyasal kullanmayacaktınız? bu ne pehriz bu ne lahana turşusu???
tohum istiyorum sitelerden, kendi tohumlarımız yokkk!!! pazardan tohum alınıyor, pazardan fide alınıyor? bu mu organik üretim? ne idüğü belirsiz tohumlar ve fidelerle yapılıyor? var mı bana kendi tohumundan verecek birileri??? verilen cevap : "yok, git tohumcudan al" yani tohumcunun çeşitli kimyasallarla güçlendirdiği tohumlara yönlendiriliyorum. verilen cevap "yok, git fide al" nereden geldiği belli olmayan fidelere yönlendiriliyorum.
yapmakta olduğum çalışmalarda şu ana kadar elimde 260 tür/alt tür tohum var. diyorlarki yerel tohum yok. ben buluyorum, elimdeki tohumların bir çoğunun yerel olduğuna da inanıyorum. bunu sizlere önümüzdeki yıl elde edeceğim tohumlarla kanıtlayacağım. belki yerel tohumlar, ekim yerleri ve karışık türleri itibariyle genleri zaman içerisind karışmış olabilir ama bu karışım kesinlikle tohumcuların laboratuvarlarında olan bir gen karışımı değil, sadece doğal karışım.
organik üretim yapıyoruz, ama bahçelerimizde çeşitli iş makinalarının patır patır akaryakıt ve yağ akıttığını unutuyoruz???
organik üretim yapıyoruz, kasalar poliüretan/plastis, çuvallar da aynen öyle...
neresi organik bu üretimlerin bilmiyorum.
organik üretim yapıyoruz, diyoruz ki, verim düşüyor nasıl arttırılabilir? kullanım enzimleri verimi arttırın. kullanılan enzimler??? bir takım kimyasallarla karıştırılmış sözüm ona isimleri değiştirilmiş biyoteknolojiye çevrilmiş isimler kullanılıyor. yapmayın, halkı kandırmayın lütfen.
organik üretim, yeşil devrimde kullanılan kimyasalların biyolojik takma isimlerle kullanılan aynıları değilmi?

fazla değil, bir 10-20 yıla kadar organik devrim de yeşil devrim gibi çöpe atılacaktır.

bugün yeşil devrime lanet okuyanlar, ticari kazanç peşinde koşarak gittikleri organik devrime, bir süre sonra lanet okumaya başlayacaklar.
hiçbir kimyasal veya adı biyolojik olarak değiştirilen organik ilaçların kullanılmadığı, toprağın genel yapısınının taşıma su benzeri başka toprakla değiştirilmediği DOĞAL TARIM'a doğru...

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-08-2011, 23:22   #58
Ağaç Dostu
 
syıldıran's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-03-2008
Şehir: Aydın
Mesajlar: 208
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5 Mesajı Göster
sayın yazarlar,
yazdıklarınızdan birşey anlamadım desem yeridir. ben bu konuda uzman değilim, ne de bunların kitabını yazmadım. ben sadece halkım, küçük çiftçiyim, köylüyüm, aşırı ticari kazanç gütmeyen biriyim, halkın içinden bir kişiyim.
organik tarımı yapanların genelde, şehirli zenginler olduklarından yazmışsınız. peki küçük çiftçinin yaptığı, köylünün yaptığı nedir? biliyorum organik değil konvensiyonel veya geleneksel üretim. hem tarımsal ve hem de kimyasallarla yapılan bir üretim.
organik üretim; yasal mevzuatına bakınca açın kanunun ek dokümanlarına bakın lütfen, "kabul edilebilir değerde kimyasallar"dan söz ediyor. o da, yanılmıyorsam 2004 yılındaki kimyasal ilaçlarla ilgili başka bir kanuna atıfta bulunuyor. hani organik üretimde hiçbir kimyasal kullanmayacaktınız? bu ne pehriz bu ne lahana turşusu???
tohum istiyorum sitelerden, kendi tohumlarımız yokkk!!! pazardan tohum alınıyor, pazardan fide alınıyor? bu mu organik üretim? ne idüğü belirsiz tohumlar ve fidelerle yapılıyor? var mı bana kendi tohumundan verecek birileri??? verilen cevap : "yok, git tohumcudan al" yani tohumcunun çeşitli kimyasallarla güçlendirdiği tohumlara yönlendiriliyorum. verilen cevap "yok, git fide al" nereden geldiği belli olmayan fidelere yönlendiriliyorum.
yapmakta olduğum çalışmalarda şu ana kadar elimde 260 tür/alt tür tohum var. diyorlarki yerel tohum yok. ben buluyorum, elimdeki tohumların bir çoğunun yerel olduğuna da inanıyorum. bunu sizlere önümüzdeki yıl elde edeceğim tohumlarla kanıtlayacağım. belki yerel tohumlar, ekim yerleri ve karışık türleri itibariyle genleri zaman içerisind karışmış olabilir ama bu karışım kesinlikle tohumcuların laboratuvarlarında olan bir gen karışımı değil, sadece doğal karışım.
organik üretim yapıyoruz, ama bahçelerimizde çeşitli iş makinalarının patır patır akaryakıt ve yağ akıttığını unutuyoruz???
organik üretim yapıyoruz, kasalar poliüretan/plastis, çuvallar da aynen öyle...
neresi organik bu üretimlerin bilmiyorum.
organik üretim yapıyoruz, diyoruz ki, verim düşüyor nasıl arttırılabilir? kullanım enzimleri verimi arttırın. kullanılan enzimler??? bir takım kimyasallarla karıştırılmış sözüm ona isimleri değiştirilmiş biyoteknolojiye çevrilmiş isimler kullanılıyor. yapmayın, halkı kandırmayın lütfen.
organik üretim, yeşil devrimde kullanılan kimyasalların biyolojik takma isimlerle kullanılan aynıları değilmi?

fazla değil, bir 10-20 yıla kadar organik devrim de yeşil devrim gibi çöpe atılacaktır.

bugün yeşil devrime lanet okuyanlar, ticari kazanç peşinde koşarak gittikleri organik devrime, bir süre sonra lanet okumaya başlayacaklar.
hiçbir kimyasal veya adı biyolojik olarak değiştirilen organik ilaçların kullanılmadığı, toprağın genel yapısınının taşıma su benzeri başka toprakla değiştirilmediği DOĞAL TARIM'a doğru...
Sn. mavikartal5 ,
İşin içerisinde olan biri olarak mesajınızda yazdığınız görüşlere katılmamak mümkün değil , o aldığımız tohum , fide veya fidanların genetiğiyle oynanıp oynanmadığını da bilmiyoruz , bilemiyoruz maalesef. Saygı ve selamlar . .

syıldıran Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-08-2011, 01:31   #59
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Sn. Mavikartal5,

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Mavikartal5
hiçbir kimyasal veya adı biyolojik olarak değiştirilen organik ilaçların kullanılmadığı, toprağın genel yapısınının taşıma su benzeri başka toprakla değiştirilmediği DOĞAL TARIM'a doğru...
Yazdıklarınızın büyük çoğunluğuna katılıyorum. Ancak bunu nasıl başaracağız? Sürekli artan dünya nüfusunu nasıl doyuracağız? Bunun yolunun kimyasallar olmadığı ortaya çıktı. En azından "yeşil devrim" bir fiyasko ile sonuçlandı. Şimdi sözü edilen "biyoteknolojik devrim" de bu işi çözemeyecek. Eldeki veriler onu gösteriyor. Dünya yüzeyinde nüfus artışını durdursanız bile açılığın önüne geçemezsiniz. Çünkü açlığın nedeni yetersiz üretim değil, paylaşımın adil olmayışı. Olayı nüfus artışına bağlamak bir algı yanılsaması. Örneğin gelişmiş bir ülkede yaşayan kişi, çevreyi az gelişmiş ülkede yaşayandan 10 kat daha fazla kirletiyor. Oysa nüfus artış hızı gelişmiş ülkelerde daha düşük. Şu dillerine çok doladıkları nüfus artışı az gelişmiş ülkelerde daha fazla. (Buradan 3 çocuğu savunduğum anlamı çıkmasın.) Sadece kastetiğim hedef şaşırtmaca. Açlığın temel nedeni tekellerin doymak bilmez kar hırsı.

Herşeyi bir kenara bırakalım, hiç marketten ya da bakkaldan hazır gıda almadan yaşamını sürdüren kaç kişi var? Şeker kaç kişinin mutfağında yok?

Ata yadigarı tohumlarınızı nasıl koruyacaksınız? Yukarıda örnekte vermiştim. Organik mısır ekicilerinin tohumlarına da GDO'lu tohumlar bulaşmış durumda.

Biyolojik ürünler, diğer ürünlere benzemez. Örneğin bir arabanın, makinenin ya da elektronik aletin doğada bir ömrü vardır. Değişime uğrayıp, kendilerini yeniden üretemezler. Sonuçta Epsody'nin çok sevdiği deyimiyle "oksidasyona" uğrayıp çürüyerek yok olurlar.

Ancak GDO olayında doğaya dışarıdan yapay canlı katıyorsunuz. Bunların hangi yöne doğru evrimleşceğinin bir garantisi yok. İnsanların güvende olduğunu iddia eden ve bunu bilgisayar simülasyonları ispatlamaya çalışanlar tamamen yalan söylüyorlar. Çünkü sonucun ne olacağını onlarda bilmiyorlar. Cin şişeden çıktı bir kere. Artık şişeye tekrar sokulabileceğini sanmıyorum.

İşte tohum, tarım ilacı ve kimya üreticisi 10 şirketin pazar payı ve yıllık geliri. Yorumsuz.

Name:  top 10 agrochemical-seed-sheical company.jpg
Views: 4254
Size:  52.8 KB


Düzenleyen acemi_caylak : 07-08-2011 saat 18:15
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-08-2011, 03:28   #60
Ağaç Dostu
 
merlict's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-08-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 508
Korkuyordum, önlem almak istedim, beklemeden başladım

Ne kadarda güzel kelimeler ve cümleler kurmuşsunuz, ne kadar çok haklısınız ve ne kadar bu olayın artık gerçek adını çağrıştırmadığının farkındasınız ve ne kadar geri dönmekte iştahlısınız.Konuyu uzun süredir dışarıdan takip eden biriyim.Ben profesyonel tarımla ilgili biri değilim, teknik elemanım.Toprağa olan aşırı merakımdan dolayı uzun yıllardır bir sürü kendimce araştırma ve inceleme yaptım.Önceki mesajların birinde bir arkadaş diyor ki " biz zaten organik üretiyormuşuz, geriye dönmeyi yeni akıl ettik" evet benim köylüm zaten organik üretiyordu (halen bilmeden üretenler mevcut, ben şahitim) küresel ekonominin verdiği yön bilmeyen çiftçimi kandırarak bu hale getirdi.Toplum şehirde bunu anlayana kadar iş işten geçmişti.Şimdi geri dönmek istiyoruz ama çok üretip çok satan çiftçim, bunlardan vazgeçip az üretip az satıp aynı marja ulaşmayı pek kabullenemiyor veya onu kabullendirtmiyorlar.Önünde sertifika olsa ne yazar, kapı arkasında üstte yazdıklarınızın çok daha fazlası mevcut.

Kendi çapımda dediğim gibi bazı araştırmalar ve incelemeler yapıyorum.Bir çok seraya veya tarlalara gidiyorum, tohumdan ilaçlara kadar çoğu şeyi inceliyorum.Şuana kadar neleri yediğimizi görseniz inanın baştan sona binlerce yönetimi, ziraatçileri, yasaları çıkartanları, ülkeye sokanları, ... hepsini linç etmek istersiniz.Çok yazmak amacım değil hatta yazmanın yanında beklemekte.
Onca yazdıklarınızdan sonra bunca sorun için yaptığınız geleceği kurtarma çalışması ne kadar yol aldı ??? ne kadar yerel tohum buldunuz veya saklamak için çaba harcadınız.Birilerinin harekete geçirmesini veya devletin düzenek kurmasını falan beklemeyin, sabah kalktığınızda buna zaman ayırın.

bir küçük yaşanmış hikaye size...

Muğlanın Yatağan ilçesine bağlı bir dağ köyünde yaşayan dedem var.Köyden yatağana ulaşmak için araçla 2 saat kadar yolculuk yapmanız lazım.Orman arazisini temizleyip, ağaçlara bakım yaparak kendine yıllar öncesinde yaşam alanı oluşturmuş.Orman bakanlığından ödül bile almış.Kendiliğinden çıkan çam fidelerine kafesler yaparak keçilerin fideleri yemesine engel olacak kadar ağaç bağımlısı.Keçileri otlamaya götürdüğü yerde beklerken büyükçe bir kayayı (boyu 5 mt. eni 12 mt. civarında) oymaya başlamış taa gençlik yıllarında (şuan nerdeyse 80-85 yaşında). Zamanla oya oya kaya altında mağara oluşmuş.İlk zamanlarda keçileri otlamak için çıkarken getirdiğim azıkları buraya koyuyordum, öğlene geldiğimde içerisi serin olduğundan azıklar hiç bozulmuyordu derdi.Zamanla burada elma sandıkları, mahsülleri, tohumları saklamaya başlamışlar.Şimdi hala kullanımda.(Eğer önümüzdeki günlerde resmini arşivimden bulabilirsem buraya eklerim)İçeri girdiğinizde ortam aynı gibi ama yoğurdu koyun 2 gün sonra gelin hala yenilecek kadar lezzetli.Her sene burdaki tohumları kullanarak bir sürü ürün ekimi yapıyorlar, hasatlarını toplarken hep tohumluk ürün bırakıyorlar.Tohumların geçmişi ne kadar bilen yok. Köyden şehre sadece resmi işlemler ve un öğütmek için iniyor.Geri kalan zamanı hep doğada ve toprakta.Boşa akan suyunu değerlendirmek için ona 4 havuz yapıverdim orada alabalık yetiştiriyor, her gelen ormancıya ziyafet çekiyor.Yıllar öncesinde oğlu mısırlarda oluşan hastalık için şehirde ziraatçiden ilaç alıyor.Ertesi gün ilaçlama yapacak, oğlunu evlatlıktan siliyor.İlacı elinden alıyor, kapalı şekliyle bekletiyor, bana anlattıklarında yardımcı olmak istedim.Bu ilacı kullanmayacaksak iade edelim veya dökelim diyenleri nerdeyse dövecek. Toprağımı kirlettirmem!!! Sadece 1 kutu ilacı almak için İzmirden köye özel aracımla gittim ve o ilacı İzmir Büyükşehir Kimyasal Toplama Merkezine iade ettim.Umarım onlar toprağa dökmemişlerdir.Masraf önemli değildi önemli olan doğanın bu kadar koruyanları varken kirletenlerinin fazlalığı.
Gübre olarak sadece hayvan gübresi kullanıyorlar.Hatta bir ara keçileri hastalanıyor, veteriner getiriyorlar, iğne yapacak, olmaz diyor.Herkes duymuş artık onun inadını.Anlamak için soruyorlar neden ? eğer iğneden ilaç keçime geçer ve ordan dışkısıyla atılırsa ve o dışkı gübrelere karışırsa, gübrelerden vay efendim toprağa geçerse ??? Veteriner dumur.tam sayı bilmiyorum ama sanırım 5-6 keçisini kaybetti hastalıktan.
Çam ağaçlarında böceklenme görüyor ve giderek tüm ormanı sarmakta. Ormancılara bildiriyor, sonuç ilaçlama yapılmalı, yoksa kuruma olur.Dede inat olmaz diyor.Devlete karşımı gelecen diyorlar, gerekirse bu yaştan sonra onuda yaparım diyor.Uzunca süre araştırıyorlar, böcekler inceleniyor.Sonunda bu böcekleri yiyen bir kuş türü bulunuyor.Bu kuşları yanlış hatırlıyor olabilirim sanırım Belçikadan onlarca satınalma yaptırıyor ve kafeslerde besleyerek ortama alıştırıyor.Ardından doğaya salıyor.Böceklenme birkaç ay sonra ortadan kalkıyor...

...daha bunun gibi niceleri ama yer ve zaman yetmez.Birileri ORGANİK'mi dedi.Benim köylüm zaten organik üretiyordu ki siz küresel kalkınma ve ekonomi uzmanları para hırsı ile bozdunuz bizi.Bizler az olsakta elbet birgün sizin hakkınızdan geleceğiz.Geçmişte bizim paramız yoktu ama ağzımızın tadı vardı. Şimdilerde burgerking varda ne oluyor ??? Paramı verende sizsiniz hemen ertesi gün geri alanda.Ben eskiden cebimdeki demir bozuklukları elime aldıkça huzurlu oluyordum, şimdi kredi kartı bana huzur vermiyor.Ben böyle yaşam istemiyorum, sanırım benim gibi istemeyenlerde vardır mutlaka.

Ben arada bi gidip hem dedemin gönlünü alıyorum hemde biraz tohum getiriyorum.Balkonumdaki birkaç saksımda biberden naneye, maydanozdan rokaya, patlıcandan semize yetiştirmeye çalışıyorum.Çok fazla ürün alamadığım kesin ama öğrendiğim mutlaka birkaç tohumluk bırakıp sezon sonu onları toplamak.Sizinde mutlaka bi dedeniz veya köylü yakınınız vardır.Olmasa bile bi köye gidip bunu araştırabilir veya uğraşabilirsiniz.Hem lezzetli yiyecekleriniz olur hemde gelecek kazancınız.Ben devam edeceğim, oğlumuda bu konuda sürekli yetiştirmeye çalışıyorum, gelecek onların ama biz kirli bırakmayalım derim.

Mehmet

merlict Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 07:55.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019