agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Anket Sonuçlarını Göster: GDO'lu besinler tüketmek ister misiniz?
GDO'suz olduğunu bilmek istiyorum 243 98.38%
Binde dokuza kadar GDO'lu içerik benim için sakıncasızdır 2 0.81%
Benim için olmuş, olmamış farketmez 2 0.81%
Oy Verenler: 247. Bu ankete oy veremezsiniz

Beğeni Düzeni200Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 16-03-2012, 00:59   #1
-
 
Giriş Tarihi: 17-08-2010
Şehir: Manisa
Mesajlar: 508
Galeri: 4
Zarf konusunda hassasiyetinizi anlıyorum. Mazrufu tekrarlayayım:
Alıntı:
Bilimsel Risk Değerlendirme Raporları ve Sosyo-Ekonomik Risk Raporları’nda ilk kez ithalat izni istenilen ürünlerle ilgili olarak olumsuz bir bakış açısı oluştu ve 6 mısır geni için olumsuz görüş bildirilirken, 3’ünün ithal edilebileceği belirtildi.
Algıda seçicilik işte. Ben bunu kayda değer görmüşüm (konu ile ilgili olarak) siz maliyetin %10 arttığını iddia eden birlik başkanını... Mümkündür. Ama bilgi nettir. Yurda girmesine izin verilmeyen GDO'lu mısır vardır. Risk görülmüş, izin verilmemiştir. Kurumun sitesinde detay olmadığından aktaramadım.

Alıntı:
Sizin alıntı yaptığınız kısım ise bilinmeyen bir şey değil! Yanılmıyorsam 15 yıllık falan bir bilgidir. Yani her yediğimiz içtiğimiz şeyden bir miktar DNA parçası bedenimize girebilir. Bu sadece GDO için geçerli değil, her türlü besin ve diğer şeyler için geçerli.
En azından bunu yakalamanız konuya katkı sunacağı için sevindim. Doğanın -kendine has- olağan akışında insanın müdahalesi olmadığı organizmaların DNA'ları konumuz dışı olduğuna göre, insanlık tarihi boyunca karşılaşmadığımız bir durum ile karşı karşıya kaldığımız bir muhakkaktır. Yani her besin için geçerli değildir, GDO'lardır szö konusu olan. Odağı yine bulanıklaştırmayınız.

Alıntı:
GDO'da risk olarak görünen şey, işaretlenmiş genlerin yatay transferi. Bu genlerin insan geni olmadığı ve bedenimizde aktive olma olasılığının neredeyse SIFIR olduğunu unutmamak lazım. İnsan DNA'sında binlerce gen mevcuttur ve bunların aktivasyonları oldukça narin mekanizmalara bağlıdır. Basitçe bir gen sokuşturup işlev görmesini bekleyemezsiniz.
Katılıyorum, konu insan geni değil. ZATEN MAKALE DE İNSAN GENİ DEĞİL GDO'LU MISIRDAN YATAY GEÇİŞ YAPAN VE KOVALENT BAĞ KURABİLEN GENLERİN VARLIĞINA İŞARET EDİYOR. (Aslında bu kadar uzun büyük harf yazmam...)

Alıntı:
Daha önceki mesajlarımdan birinde insan DNA'sında yüzlerce YABANCI DNA (özellikle virüs kaynaklı oncogenler) parçası olduğunu belirtmiştim. Yani bu süreç yeni değil, milyonlarca yıl öncesinden gelen bir süreç... Zaman zaman zararları olan bir süreç olduğu da doğru. Bazı viral kökenli hastalıklarda ve kanserlerde bu mekanizma tartışılır
Zaman dilimi konusunda aynı fikirdeyim, hatta fikrim öyle de kalması yönündedir, öyle 20-220 yıla sığacak sonu kestirilemeyen süreçlere değil.

GDO'lu organizmaların insan ya da diğer canlıların DNA'sına yatay geçişinin "kestirilemeyecek sonuçları" bir tehdit unsuru sayılmaz mı? Plasental geçiş yukarıdaki örnekte görülmekte. Ayrıca yine sözlerin arasında kaybolan bir cümleniz var: "bu DNA parçasının bağırsak hücrelerimize tutunması". Hayır DNA parçası bağırsak hücresine değil DNA'YA TUTUNUYOR. KOVALENT BAĞ ile.

Odeh Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-03-2012, 03:01   #2
Ağaç Dostu
 
MeTePe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 08-03-2012
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 209
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Odeh Mesajı Göster
Doğanın -kendine has- olağan akışında insanın müdahalesi olmadığı organizmaların DNA'ları konumuz dışı olduğuna göre, insanlık tarihi boyunca karşılaşmadığımız bir durum ile karşı karşıya kaldığımız bir muhakkaktır. Yani her besin için geçerli değildir, GDO'lardır szö konusu olan. Odağı yine bulanıklaştırmayınız.
Ben size çalışmanın aslını referans gösteriyorum... siz bana konuyu bulanıklaştırmaktan bahsediyorsunuz!

Ahmet'in DNA'sının bağ yapmasıyla, Mehmet'in DNA'sının bağ yapması arasında ne fark var? Evet, konumuz GDO'larda kullanılan markör genler ama bu genler de zaten fabrikada üretilmiş değil, doğadaki başka canlılardan alınmış genler.

Siz aynı genlere tamamen doğal yollarla maruz kalmadığınızı nereden biliyorsunuz?

Ayrıca, konu insan DNA'sı değilse risk nerede? Herhalde farelerin sağlığı için duyduğumuz endişe değil!

Farelerle deney yapılır... çünkü ucuzdur, çabuk ürerler, yer kaplamazlar, beslenmesi kolaydır ve İNSANA ÇOK BENZER nitelikleri vardır. Tabi bu deneyleri insanlar üstünde yapmak da pek kolay değildir.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Odeh Mesajı Göster
GDO'lu organizmaların insan ya da diğer canlıların DNA'sına yatay geçişinin "kestirilemeyecek sonuçları" bir tehdit unsuru sayılmaz mı? Plasental geçiş yukarıdaki örnekte görülmekte. Ayrıca yine sözlerin arasında kaybolan bir cümleniz var: "bu DNA parçasının bağırsak hücrelerimize tutunması". Hayır DNA parçası bağırsak hücresine değil DNA'YA TUTUNUYOR. KOVALENT BAĞ ile.
Tehdit olup olmadığı konusundaki makale sonucunu yukarıda verdim.

Hiç bir bilimsel değer taşımamakla birlikte benim görüşüm de tehdit olmadığı şeklindedir. Çünkü bir tehdit söz konusu olsaydı:
- 20-25 yıl içinde bu tohumların kullanıldığı bölgelerde
1. Bitkilerde ciddi boyutta morfoloji ve genetik değişiklikler
2. Bu bitkilerden beslenen vahşi hayvanlarda genetik bozukluklar, kanserler, çeşitli norm dışı hastalıklar
3. Mahsülün verildiği çiftlik hayvanlarında anomaliler, sakatlıklar, kanserler, norm dışı hastalıklar
4. Bunlardan yapılmış ürünleri çok tüketen toplumlarda çeşitli hastalık insidanslarının değişmesi,
5. vs. vs. vs.

gibi gözden kaçmayacak sonuçlar görürdük. Üstelik de bu sonuçları firmalar falan saklayamazdı. Çünkü bunlar doğrudan değil, dolaylı görülebilecek etkiler... Firmaların tüm olası etkilerle ilgili tüm çalışmaları takip ve kontrol edecek gücü olması İMKANSIZDIR!

Bir de "kovalent bağın" nesine takıldınız anlamadım! İsterse lastikle bağla bağlansın. Kovalent bağ bir kimyasal moleküler bağdır ve moleküllerin ciddi bir kısmı bu şekilde birbirine bağlanır. Kovalent olmayıp da metalik bağ oluştursa ne fark eder, ionik bağ oluştursa ne fark eder?

Son olarak; 20 yıl, 220 yıl ile milyonlarca yıllık evrim sürecini birbiriyle kıyaslamak gibi bir hataya düşmüşsünüz. GDO'larda bu tür tehditler varsa milyonlarca yıl beklememize gerek yok. 8-10 yıl içinde dramatik değişiklikleri görürüz zaten.
Birisi, genlerin evrim süreci içerisinde türlerin genomunda bıraktığı artıklardır. Çok yavaş ilerleyen bir süreçtir. Diğeri ise suni olarak ortaya çıkmasından endişe ettiğimiz bir süreçtir. Bunun milyonlarca yılda değil, 1-2 kuşakta ortaya çıkmasından endişe ederiz.

Sanıyorum Junk DNA denilen konu hakkında biraz bilgi edinmeniz gerekiyor. Hatta konuyla bu kadar ilgili olduğunuza göre DNA'da genlerin nasıl işlev gördüğü, aktif, deaktif olduğu, kafasına göre bir genin çalışıp çalışmayacağı, hatta hatta, insan genomundaki 20-25.000 genden sadece %1,5 kadarının protein sentezinde işlev gördüğünü, geri kalan çok ciddi bir kısmın herhangi bir işlevinin görülmediğini falan araştırmanızın yararı olabilir.

Size göre lafı yine bulandırdım!

DNA'yı bir bina gibi düşünürseniz ona kovalent bağ ile bir gen parçası iliştirmek binanın rasgele bir yerine bir kapı veya pencere iliştirmek gibidir. Bir işe yaraması, bir işlev görmesi veya bir zararı olması olasılığı son derece küçüktür.

MeTePe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla


Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 13:02.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026