![]() |
|
|
|
|
|
#1 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
|
Alıntı:
PAYLAŞMAK. Bir domatesi, bir soğanı, ekmeği, bir parca peyniri,suyu PAYLAŞMAK... Ben de, on yaşında ava başladığımda ilk öğrendiğim sey PAYLAŞMAK' tı. İşte avcı ile padişahı bir çilingir sofrasına oturtan bu PAYLAŞMA duygusudur. Hadi bir bakın, her yönüyle dibe vurmakta olan toplumumuza ve neleri paylaştığımızı bir düşünün... İyi şeyler olmuyor mu? Elbette oluyor,az da olsa, PAYLAŞMA duygularını yeşerten... İşte avcılığın ve avcının bu yönünü seviyorum. Sn.adero, teşekkür ederim. Rastgele |
|
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
Ağaç Dostu
|
Avcılık, bohçacılık, v.s.
Alıntı:
Alıntı:
"Aslanlar ülkesinde tavşan avlarken, gözünüzü aslanlardan ayırmamalısınız; ama aslan avlayacaksanız, tavşanlara aldırmanız gerekmez." H. Stern Halil Önen arkadaşım felsefî sohbetler kahvesine gelmez ise biz de ayağına geliriz. Tee yağmur ormanlarında safariye gitmiş bir gece, Halil Önen'in ayağına mı gidemeyecek, teveccühlerini mi sunamayacak! Gelmeme sebepleri arasında "kendisinin avcı, gece'nin ise vejeteryan olmasını" da saymış, hemen akabinde etoburlar ile otoburları karşılaştırmış ve bir takım öngörülerde bulunmuştur. Yazılarını beğendiğimi belirtmeliyim. Ancak hazır buralara kadar gelmişken, müseadenizle birkaç noktada fikrimi açıklamak istiyorum. Öncelikle belirtmeliyim ki ben bir 'otçul' değilim, insanların hiçbiri otçul değildir. Otçulluk başka, vejeteryanlık (etyemezlik) çok başkadır, tıpkı etçillik ile etoburluk çok başka şeyler olduğu gibi. Etyemezler için kullanılan 'otçul' ifadesi sadece şakadır. Açılım maçılım yapmaya gerek kalmaksızın, 'hepimiz hepçiliz' diyorum ki, bunu, niyet okuyucum güzel bir şekilde belirtmiş zaten. 'Gözlerim yanda olmayıp, önde olmakla' tüm benzerlerim gibi, avcı olduğum ise su götürmez bir gerçektir. Fazlası var, eksiği yoktur. E, fazlası ne? Derseniz, avcılığını 'itiraf'edenler içinde benim 'zevk için' öldürdüğümü de itiraf etmemdir. Şaka yapmıyorum, her ne kadar şu an öldürmemeyi tercih ediyorsam da bu yap(a)mayacağım anlamına gelmez, hele hele yapmadığım anlamına hiç gelmez. Geçmişte çok sayıda hayvan avladım ve yemek için de değildi. ![]() Avcılığın "öldürme" yönüne ilişkin tepkisini dile getirenlere karşı avcılığın öldürme bölümünü hiç belirtmeden, hatta saklayarak, sadece 'doğada bulunmak, spor, temiz hava vs.' diyenleri ben 'bohçacı' olarak görüyorum. Gitsinler bu tür basit tuzaklar ile hayvanları avlasınlar, insanları avlamaya kalkmasınlar. Bunu illa yapmayı düşünüyorlarsa da karşılarında av değil, başka avcılar olduğunu anlasınlar, avcılığın diğer kurallarını hatırlasınlar. Avcılığın canalıcı unsuru; can almadır. Bu özelliği hiiç saymadan avcılıktan bahsedenler ya atıcıdır, ya da bohçacı, ama avcı değildirler. Spor mudur? Bence değildir. Spor denilen şey, bellidir; güç ve beceri gerektiren yarışmalı ve eğlenceli etkinliklere spor denir. Öldürmek eğlence değildir, eğlence olarak nitelenmemelidir, yoksa hatlar karışabilir, karışmamalıdır. Hobi tanımına ise pekâlâ uymaktadır. Avcılığın kültürü var mıdır? Tabii ki, hem de çok köklü bir kültürdür. Sanatın başlangıcı da av aletlerinin süslenmesi değil midir? "Paylaşmak" ise avcılığın değil, doğada bulunmanın sonucudur. Doğada bulunan insanların tamamı paylaşmayı yaşar ve iyi bilir. Avcılıkla sınırlamak haksızlık olur. Rastgele! gece avcılık konusunda da 'atıp', 'tutan' bu başlığa misafir forum kişisi! |
||
|
|
|
|
|
#3 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
|
Alıntı:
Tetik düşürme zamanı kadar çabuk sitenin bir ucundan bir ucuna gelmişsiniz, gece gece gelmişsiniz, ağaç ve kayaların silüetlerini korkunç masal kahramanlarına dönüştüğü, insanın içinin ürperdiği bir zamanda... Aslında insanlık tarihi kadar uzun yoldan gelmiş, misafir olmuşsunuz. Bunu saymayız, sık sık bekleriz. Bir zamanlar avcı oluşunuz, genlerinizdeki avcılık sizi buraya korkusuzca getirmiş olmalı. Doğadaki her şeyin ilk nedeninin ana maddesinin 'su' olduğunu söyleyen Thales'den; evrenin ana maddesi 'sonsuz olan'dır diyen Anaksimondros 'dan; '' İnsan her şeyin ölçüsüdür.'' diyen Protagoras'tan; bilimin doğuştan geldiğini söyleyen Sokrates'ten; nesneler ve 'idea'lar dünyasının kuramını savunan Platon'dan; ''Gerçekten var olanlar tek tek şeylerdir; insandır, yazı tahtasıdır (ekrandır ), bahçedeki erik ağacıdır.'' diyen; ''İnsanın doğuştan getirdiği bilgiler yoktur, bilgiyi üretme gücüne sahip olan akıldır.'' diyen Aristoteles'ten;''Düşünüyorum öyleyse varım.'' diyen Descartes'ten; sırf düşünceyle 'kesin bilgi'ye ulaşabileceğini söyleyen Hegel'den; ''Bütün bilgi deney ile başlar fakat deneyden doğmaz.'' diyen Kant'tan; ''Bilimin yarattığı bir uygarlık bir kara çağdır, bir günahtır ve ahlaki gelişme basitliğe dönüşle gerçekleşecektir.'' diyen Mahatma Gandhi' den; ''Bilim bugüne dek köleler yaratmaktan başka bir işe yaramadı; savaş zamanında bizi zehirlemeye, paramparça etmeye yarıyor; barış zamanında da yaşamımızı çekilmez, kararsız duruma sokuyor.'' ''Bilimler insanları kafa işlerine adayıp büyük ölçüde kölelikten kurtaracak yerde onları makinenin kölesi yapıyor.'' diyen Einstein 'ın zamanından gelmişsiniz. VE... İnsanoğlunun öyküsünün yazıldığı Doğu Afrika-Serengeti savaklarına yani 'insanın tarihi avlanmanın tarihidir' felsefesinin kurucuları olan Homo-Habilis (yetenekli insan) ve Homo Erectus'un (dikilen insan) tarihine gelmişsiniz aslında... ![]() Ben bu yolculuğunuzu böyle sayarım. ![]() Sizi bilirim ve yol haritanız bu bilgilerle doludur. Tıpkı Sn. hassoman, Sn. myndos, Sn. Müjgan, Sn. berduray ve diğer dostlar gibi. Felsefe değil felsefe yapmayı, düşünceleri değil düşünmeyi öğrenmem gerekir önce. Atalarımızın dediği gibi toplama suyla (bilgiyle) değirmen döndürülemez. Değirmeni döndürmek için bilgiyi üretmek gerekir. Bilgiyi üretmek için de gereken nitelikte bi felsefe eğitimine ihtiyaç vardır. Meslek lisesi mezunu, işçi, çiftçi birinin buna ne zamanı ne bilgisi vardır. 40 yılı aşkın avcılık yaşamımda hala Robert Norton'un avcılık basamaklarından en üstte yer alan 'sportmenlik' aşamasına erişmeye çalışıyorum sadece. Aslında özlediğim şeydir oraya gitmek ama asıl oraya gitmesi gerekenler yukarıda aslanlar gibi yazan(!) avcılık konusunda atıp tutan arkadaşlarımızdır diye düşünüyorum. Avcının düzenleyici (regülatör) kimliğini göz ardı eden, baskılayan, yok sayan ama avcıya reva görülen yok edici (predatör) yönümüzü her durumda karşımıza çıkaran, katil damgasını acımasızca yüzümüze vuranlardır oraya gitmesi gerekenler. Felsefe hiç bir konuda 'son sözü' söylemez diyorken onlar, bilimin ışığında son sözlerini söylüyorlar (yazıyorlar). Hem de kurşuna adres göstererek ... İyi de; o zaman 'iyi' ile 'kötü' nün ayrımı için ölçütler nedir? 'iyi' dediğin değer nedir? kişi normlara göre mi davranmalıdır? sorularının cevabını önce onların vermesi gerekiyor, felsefi sobetlerde... Saygılar (felsefeye daldık haydi, Rastgele) Düzenleyen Halil Önen : 25-08-2009 saat 17:34 Neden: Robert Norton |
|
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
|
Avını paylaşan avcı
Alıntı:
bir felsefeci nasıl karşılanır, karşıladık ve misfirperverliğimizi yerine getirdik karınca kararınca. Bir felsefeci aynı zamanda bir avcı olursa nasıl karşılanır, bir de bunu deneyeyim bakalım... Payaşım duygusu, avcılık tarini kadar eskidir. Bir bizonu bir veya iki avcı avlayamaz. Kalabalık bir avcı grubunun işbirliği ile avlanır, av yazılı olmayan komünal toplumunun yasaları gereği kadın, çocuk ve ihtiyar ve muhtaç olanlar arasında paylaşılır. Doğada bir padişan ile bir seyis aynı sofraya oturmaz, nedir bu atın durumu diye sormaz, bir başka paylaşım, bir av tutkusu değil midir avcıyla oturması.? Düzenleyen Halil Önen : 25-08-2009 saat 10:45 Neden: n-ek |
|
|
|
|
![]() |
|
|