![]() |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 08-09-2009
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 102
|
Beklediğime değdi
Ne zaman yeni kaktüs ve hikaye ile geri döneceğinizi beklerken "ya sevgili Kartalpin yazmazsa, yeni kaktüsü ile tanıştırmazsa" diye içimde endişe vardı! Beklediğime değdi, yine şahane bir kaktüs ve çok nefis bir hikaye, ellerinize ve yüreğinize sağlık.Yazdığınız "iç yolculuk" ile ilgili bir kaç kelam edemeden duramayacağım. Duygusal olarak etkilenmemi sağlayan mesajlar (Bugün ki sizin mesajınız ve dün ki Hozat'ın Bir öğretmen tanıyorum gibi) ya da bir film izlerken etkileyici bir replik filmden koparır sizi ve iç sesin konuşmasına dalarsınız ya, işte öyle. Böylesi durumlarda; hüzün ve sorgulama dolu bir koskocaman bir gün hatta günler iç yolculuklarla geçiyor. İnsan hani kendisini suçlarken, savunmasını da mazeretler eşliğinde sunamaz ya, bilir ya doğrusunu, mazeret uydururken bulduğunda da kendini yine suçlar ya... İşte öyle bir hal içinde debeleniyorum iki gündür Aslında ortada ne bir suç vardır, ne de suçlu ama bir sorun oluşmuştur. Adını bildiğiniz halde dile getirmekten çekindiğiniz, fısıltı halinde söyleseniz bile çığlık atmış gibi hissedeceğiniz. İçinizin bildiği, beyninizin içinde debelenen adı dillendirilmek istenmeyen. İşte bu iki mesaj; sizin Sefer ve Hozat'ın Bir öğretmen tanıyorum’u beni benden aldı, hüzünlere sardı diye şarkı kıvamında bir söz ile noktalayayım ![]() Ayakkabı kutularında getireceğiniz nice seferler ve onların hikayeleri ile sık sık burada okunmak için beklenildiğiniz biline ![]() |
|
|
|
|
|
#3 |
|
agaclar.net
|
kartalpin
İsim verme adetim yoktur. Çok azıyla, çok özel durumlarda konuşmuşumdur. Buna her bakışımda, aklımdan "Kartalpin" adının geçtiğini farkettiğim için, hem isim vermek ve hem buraya yüklemek farz oldu ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-04-2009
Şehir: İstanbul/Büyükçekmece
Mesajlar: 204
|
Alıntı:
![]() Sizin ruhunuzdan mı alıyorlar ilhamı (ya da onlar mı size veriyor bütün bunları?) bilemiyorum. |
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Merhaba Kartalpin,
__Bahçeye gelen yeni kuşaklara kaktüsün "sadece dikenli" yaratıklar değil evrendeki en muhteşem yaratıklar olduğunu göstermek gerek. Kaktüslerin zor koşullar altında çiçeklenme becerisini çocuklara tüm yaşamlarında rehber olacak şekilde anlatmak gerek diye düşündüm...__ Düşünceleriniz aydınlık, paylaşımcıığınız yürekle, sevgiyle... Sizi kutluyorum. Ve İyi insanların daha tükenmediği umudumu çoğaltığınız için teşekkür ediyorum _Dikenlerine karşın Kaktüs sevgininizle, doğa severliğinize._ Ve biraz da yüreğim kabardı O botanik bahçesini görebilme olasılığımın hiç olduğunu düşününce... Ne güzel görmek güzellikleri... Kalın sağlıcakla. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Ağaç Dostu
|
[QUOTE=kırçiçekleri;558715]__ Ve biraz da yüreğim kabardı O botanik bahçesini görebilme olasılığımın hiç olduğunu düşününce... Ne güzel görmek güzellikleri... QUOTE] Merhabalar sayın kırçiçekleri, Sayın kartalpin'den sonra sizin yazılarınız bu başlığı güzelleştiriyor. Ancak yukarıda alıntıladığım cümlenize takıldım. "yüreğim kabardı o botanik bahçesini görebilme olasılığımın hiç olduğunu düşününce... Ne güzel görmek güzellikleri..." Acaba mı dedim profilinize baktım. Öğretmensiniz, Aydın'da bulunuyorsunuz. Net değildi. Forumda gönderdiğiniz mesajları inceledim. Bir mesajınızda "nette gezerken gülibrişimle ilgili bir haber okudum." diyorsunuz. Okumak! Gözle mi, kulakla mı? Yoksa sadece Aydın'da olmanız nedeniyle mi göremeyeceğinizi düşünüyorsunuz? Öyle olsa neler olmaz ki? En azından "hiç" olmazdı. Çünkü hiç bilemezsiniz ne zaman nerede olacağınızı, bir bakmışsınız bir fırsat çıkmış, kendinizi botanik bahçesinin kapısında bulmuşsunuz. Gerçekte asıl üzülmemiz gereken, belkide o botanik bahçesine beş dakika yürüme mesafesinde olupta, o bahçeyi görmeyi aklından dahi geçiremeyenler olmalı. Aydın ile İstanbul arası ne kadar ki! Bir bakarsınız göz açıp kapayıncaya kadar İstanbul'dasınız. |
|
|
|
|
|
#8 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 08-09-2009
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 102
|
Cenan, fotoğrafını paylaştığın muhteşem, hikaye paylaşmadın ama fotoğraf başlı başına şiir gibi maşallah. Eşinin benzetmesi çok hoş Yazını okumadan, resme ilk baktığımda ben de, Ahtapota benzetmiştim . Saksısı da; kırmızı, kenar ve dikenlere çok yakışmış. Ellerine sağlık.Düzenleyen malina : 09-01-2010 saat 15:41 Neden: isteklerinizi forumun ilgili bölümünde belirtmeliniz. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Ağaç Dostu
|
Sn kartalpin lütfen öyküleriyle kaktüslerinizi bizimle paylaşmaya devam edin Yanlış anlama için sizden özür diliyorum Benim kaktüslerimin hikayeleri içinde gizli Bunu sizin duyumsadığınızı biliyorum İşte içinde hüzün ve özlem olan çok sevdiğim kaktüslerimden biri Adıda Özlem |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 08-09-2009
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 102
|
Kartalpin'in isteği üzerine paylaşılmıştır
Yazınızı okumadan önce 59. Kaktüsün fotoğrafına baktım. Bende nasıl bir çağrışım yapacak diye. “Kırçıl ve bulanık” diye düşündüm. Bulanıklığın ise fotoğraf kalitesiyle kesinlikle bir alakası yok. Sonra hikayeye başladım, okurken; kah gülümsedim, kah yüzüm asıldı. Hikayenin bütünü ise hüzünlendirdi beni. En etkilendiğim nokta ise, karşıma mükemmel bir tablo koymuştunuz, sanki sizi izliyormuşum gibi oldum. “Gölet, suyun sakinleştiriciliği, ördekler, ağaçlar, çim, rüzgar, koku ve bankta oturan adam, yanında kaktüsü” , Hikayenin bana hissettirdiği ise; belki ne sizin anlatmak istediğiniz gibi, ne de bir başka site sakininin; kırçiçekleri’nin, mel-i’nin vs. anladığı gibi olmadı? Kişiye göre elbette ki farklı algılar yaşadık. İremce; ‘Acı’ hissettim o hikayede, ‘gelip – geçici’. Ve Oruç Oruoba’nın sözleri geldi eşzamanlı: "Kimlerden acı çekeriz ve kimlere acı veririz? Aldırmadığımız, boş verebildiğimiz, bizim için önemsiz insanların yaptıkları bize acı vermez!!! Birisine acı verecek bir şey yapmak için, ona önem vermemiz gerekir!! Yoksa, işte, aldırmayız, boş veririz"….. Demek; ancak sevdiğimize ve sevene verebiliriz ACIYI." Sonra balık burcu olduğunuzu hatırladım, hayalci ve kelimelere hakimiyetinin fazla oluşu ile. Burçlarla da aramın iyi olduğu düşünülmesin, tamamen kulak dolgunluğu ve ötesinde pek çok arkadaşımın balık burcu oluşu. ‘Gelip -geçici’ diye söylemim tamamen o sebeple. “Benimle bankta oturan kaktüsümle tanıştırayım sizi .. Aşağıda... ismi mi?.... İsmi artık sadece ve sadece 59. Kaktüs...” demişsiniz ya, herkeste bir isim bulma hevesi yaşattırdı galiba. Halbuki ismi bizden saklı 59. kaktüsünüzle birlikte nice yitip gitmeyecek dostluklarla dolu zamanlar diliyorum. Düzenleyen İrem Erdinç : 12-01-2010 saat 08:47 Neden: Karakter değişikliği |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
“Benimle bankta oturan kaktüsümle tanıştırayım sizi .. Aşağıda... ismi mi?.... İsmi artık sadece ve sadece 59. Kaktüs...” demişsiniz ya, herkeste bir isim bulma hevesi yaşattırdı galiba. Halbuki ismi bizden saklı 59. kaktüsünüzle birlikte nice yitip gitmeyecek dostluklarla dolu zamanlar diliyorum.[/QUOTE] Merhaba İrem Erdinç, Kaktüs Sevdalısı Kartalpin'in kaktüsüne ad vermek hevesimden değildi Ona_ Düş perisi_ demem. Katüsün adı, onu sevip, bakan emek veren Kartalpin'e aittir. Benim ne haddime... Yalnızca ben o adı yakıştırdım uzaktan, resmine bakıp. Kalın sağlıcakla. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 08-09-2009
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 102
|
KIRÇİÇEKLERİ'ne
Sevgili KIRÇİÇEKLERİ; Haddimi aşan bir söz söylemişim, özür dilerim. İnan ki kötü niyetli olarak kurmamıştım o cümleyi. Tekrar tekrar özür dilerim. Siz de sağlıcakla kalın. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Dost olmak, Dost kalmak
Sevgili Kartalpin, Dost olmayı, dostluğu bilensiniz, dostları, dikenleri ile de sevebilensiniz. Ne mutlu sizinle dost olup, dost kalabilenlere... Neyzen'i de ney'i de dinlemeyi severim ben. Biri güldürürken, sözleriyle taşlar kötüyü, çirkini, hayını.. Biri alıp götürür insanı başka başka yerlere... Işıklı, dingin, huzurlu... Anlatınız okunası güzel. Dostlara sunulan son söz de... Teşekkürler. Kalın dostça, dostlukla... |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Ağaç Dostu
|
Ney üfleyemeyen Neyzen
Sayın Kartalpin Çok güzel anlatıyorsunuz. Öyküleriniz de bazen yaşanan olaylara öyle bir dokunuyorsunuz ki! Bu öykünüzü defalarca okudum. yazmak istediğim çok şey var. Canım öyle yanıyor ki! Yazamıyorum.Ben de böyle yitirdim . Aynen duygularımı yansıtmış yazdıklarınız. Son sözleriniz hariç,unutulmuyor,unutulmuyor.. Ama belki bir beyin kimyasındaki değişiklik, bir deprasyon, bir başkasanı cezalandırma amacı, iç nefret vs vs.. Ve bir intihar... Onu bir intihar sonucu yitirdim. Bu dost benim çevremde intihar yolu ile yaşama veda eden çok yakın tanıdığım 5. kişi... Babası bir neyzendi ama kendisi o neyi hiçbirzaman üfleyemedi... Hayır kızgın değilim ona, Ya da “ne hakkın vardı böyle bir şekilde sevdiklerini üzmeye?” diye sormak da istemiyorum. Yargılamak asla değil yaptığım. Ne kadar mantık yorsam, ne kadar teslimiyetle karşılamak istesem de bu absurdluğu kabullenemiyorum bir türlü. Ama elbet kabulleneceğiz yaşam geride kalanlar için sürüyor, kendi yazgımızın son noktasına kadar tutunmayı bileceğiz, beden uzun süren yası kabul etmiyor. Anılar tekrar tekrar beyinden geçse de yine unutulacak yine unutlacak... Düzenleyen Hülya : 10-02-2010 saat 02:14 |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-04-2009
Şehir: İstanbul/Büyükçekmece
Mesajlar: 204
|
Kitabevinde geçirdiğim zamanda Neyzen Tevfik ile Sappho arasında kalmıştım. Şansımı şair kadından yana kullandım. Zihnimin algısı Neyzen Tevfik'e açıkken, sizin yeni dostunuzla bir heyecan tanışmak istedim. Neyzen hiciv ustası, nükteli bir hikaye okuyacağım diye düşündüm. Öykünüzün adını da yine kafamdaki Neyzen tasvirine uygun, pek latifeli bulmuştum: Ney Üfleyemeyen Neyzen.... İlk defa kullanıyorum cümle içinde üzünç kelimesini. Çok işittim, çok okudum ama kelime ilk kez benim oldu. Benim duygularımın ifadesinde ilk kez kullanıldı. Üzünç duydum dostunuz için. İnsanların burnunun direği niçin sızlar? Niçin yüreğin oturma odasında hissedilmez de üzüntü, neden burnun direği? Bu gidiş, ardında üzüntüden çok daha derin hüzünler barındırır. Çünkü beklenilmeyen bir yolculuktur çıkılan. İnsan nasıl böyle bir karar verebilir? Babası akil bir neyzen olan bir oğul nasıl bu kadar boşluğa düşebilir? Ahhhh ne üzücü... Sizin üzüntünüz, içine düştüğünüzü düşündüğüm ruh durumunuz sorular/niyeler (tahmin edebiliyorum) insanı ne kadar boğar? İnsan bütün cevapsız soruların önüne hep kendini atar cevap olarak. Kendisinin iç huzuru rahatsız eder. Neden değil mi, biz bu kadar huzur doluyken, birileri niçin arayıştalar? Arayışta olsalar yine iyi; onlar aramayıştalar! Onlara neden bir kuple huzur sunamıyoruz kendimizinkinden biraz boşaltıp. Niye onların çaresizliklerine biraz huzur serpemiyoruz. Kendinizi ne kadar üzmüşsünüzdür kimbilir Sayın Kartalpin. Bazen ama, ama bazen!!!! İnsan bulmak istemez, aramak istemez, içine düştüğü boşluğa aitmiş sanır. O boşluğa o hiçliğe inanır. Of Allah'ım ne kötü! O inandığı hiçlikte yitirir kendini. Bu yine de kendisinin seçimidir. Saygı duymak (mı) gerekir? Ölmek kolay, yaşayabilmektir zor olan. Eskiden, sorgulamalarla kendi kendimi köşeye sıkıştırdığım, kendimden önemli cevaplar istediğim zamanlar oldu. Doğum elimizde değil, ölümü verseydi bize Yaratan. Ölümümüzü bize bıraksaydı bari derdim. Keşke derdim ölümü biz seçebilseydik. Her üzüntümde pes ederdim. En basit hayal kırıklıklarımda, en kabul edilemez gördüğüm hatalarımda... Pes ederdim ama beklerdim bir küçük kıvılcım, bir ışık. Mutlu olmak, üzüntülerimi unutmak için en ufak bir fırsat beklerdim,yine de. İnsanlar, niye bu kadar çabuk pes ediyor artık?!!! Niye bu kadar umutsuzlaaar, inançsızlar yaşama karşı? Hep kendime ölümü bile yakıştırmak için daha akıllıca sebepler arardım ben. Bunlar ölmek isteyebilecek kadar önemli değiller henüz derdim. Yaşama inanırdım en azından. Boşluk hissi...... Rusya'daki o maden çukuru kadardı belki. Ama hiçbir boşluk içi doldurulamayacak kadar büyük değildir ki! Ne kadar üzüldüm arkadaşınız için. Başınız sağ olsun. Siz sağ olun. (Estagfurullah Sevgideğer Kartalpin, ben asıl kendimi sizden mahrum bırakmışım ne yazık! Ne ayıp, üzüntünüzde yanınızda olamamışım!) |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Selam olsun Sevgili Kartalpin'e Yaşar'a
Yaşar'ı tanımak , içtenlikle, yalın anlatımı okumak iyi geldi bana da... Yaşar'ın kadın_erkek ve aşk saptamalarına katılmamak olası değil. Kadın, aşık olur... Aşık olduğu adamın önceleri görmez ona ters gelen davranışlarını sonra görse de görmezden gelir. Ve sanar ki bu hoşgörüsü hiç tükenmeyecek. sanar ki ilk tanıdığınca kalacak o adam!!! zaman yaldızını alınca hayran olduğu adamın altından bazen bi kütük, bazen bi paslı demir, bazen bi kaya, bazen bi buz dağı çıkar. Ve kadın canından, kanından var ettiği canözü çocuğuna yöneltir bütün aşkı... O üzse bile, O anlamasa bile, O, canını yaksa bile... En koyusundan, en derininden aşk şiirleri yazan erkeklerin kadınlardan çoook olmasının tek nedeni duygusallık değil, seçilme, onaylanma kaygısı... Tavuskuşunun erkeğindeki kuyruğun gözalıcılığı, erkek geyiklerin heybetli kocaman boynuzları, erkek aslanların afilli yeleleri hep dişilerce beğenilmek, seçilmek için değil mi? Yaradan öylesi bi düzen kurmuş ki... Dikenleri batsa da onlarla olmaktan kendimizi alamadığımız kaktüsler, güller gibi kadın_ erkek ve Aşk......... Sağlıcakla. Düzenleyen kırçiçekleri : 09-02-2010 saat 01:34 Neden: anlatımdaki eksik sözcüğü eklemek. |
|
|
|
|
|
#18 | |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 09-04-2009
Şehir: İstanbul/Büyükçekmece
Mesajlar: 204
|
Alıntı:
Memlekette neden hiç şair kadın yok gibisinden sorulmuş Can Yücel'e cevabı malumunuz şahsına has olmuş ) Bir başka şair de yine aynı konu üzerine -ah keşke tam cümleleriyle hatırlayabilseydim-: Erkeklerin karşılarında onları etkileyebilecek endam ve narinliğe sahip bir varlık var; kadınlar. Belki bu yüzden yazabiliyorlar demiş. Kadının karşısındaki erkek ne kadar etkileyici ki? Bir nefeslik durup düşünülünce sanki hak veriyor insan. (Estagfurullah yanlış anlaşılmasın sözlerim.) Daha geçen gün Antik "şair kadın" Sappho'nun kitabını aldım. Kadın şair diye almak istedim üstelik. Duygu yüklü kelimeler işte. Aşklı, dokunaklı. Mitoloji dersinde söylemişti hocamız, Aphrodite'ye yazılmış ilk şiir ona aitmiş. Ve söylenegelmiştir, Sappho kadınlara aşıkmış! Kadınlara! Bir erkeğe yazılamadı yine şiiir.... Bitkilere uyup kışın mahmurluğuna mı büründüm bilemiyorum. Biraz uzak bırakmıştım kendimi buralardan. İnsan sevdiğinin uzağına düşünce özlermiş; kıymetini anlarmış... Ben de bulandığım bu ağaçlar sevdasından uzağa çektim kendimi. Başkaca arayışlara girdim-çıktım. Bazen işin içinden çıkamadım, dolandı ayaklarım. Ama hiçbir yerde de bu tadı bulamadım. Özledim vesselaaam. Yaşar Bey'le tanışınca yüzüme gül(ücük)ler doldu. İlk okuduğunda karşı bir atağa geçiyor insan, serde kadınlık var. İçimden bir ses yükseldi: Evden dışarı çıkarılmayan kadın ne kadar gösterecek ki aşkını? Özgür olmayan, kadın olduğunun farkında olmayan kadınlar ne kadar aşık olabilecekler? Onun ancak çocuğuna duyduğu aşkı kabul edebilir çevresindekiler? O da Anna olamaz; "anne" olur! Ne yapsın?! Tabii Yaşar Bey'in bunlara da pek çok cevabı vardır. Ve biliyorum aslında, önünde sonunda Sayın Kartalpin'in bahsettiği diğer bayan dostları gibi Yaşar Bey'in düşüncelerini haklı bulacağımı. Merak ettim "Aha da bu ben işte" diye gönderdiği kaktüsü Yaşar Bey'in ne görüp ne düşünüp gönderdiğini. Kaktüsle arasında nasıl bir bağ kurdu acaba? Siz anlamışsınızdır hoş, daha görür görmez. Balık oltası gibi geldi bana dikenleri. Yahut yukarıya uzanan iki kol. Ne ikisi, bir sürü. Her yere uzanmak ister gibi. Her şeyi kucaklamak ister gibi. Veya tutunmak ister gibi bir şeylere... |
|
|
|
|
|
|
#19 |
|
Ağaç Dostu
|
Sayın Kartalpin Gerek size karşı mahçubiyetim gerekse gururuna çok düşkün bir insan olarak çocuk gibi cezalandırılmamı hazmedemediğim için uzun zamanlar bu siteye yorum yazmıyordum Ama her zaman olduğu gibi yazılarınızı büyük bir keyifle takip ediyordum Son mesajınız ve koyduğunuz fotoğraflardan sonra yazmadan duramayacağım Sizin tabiat aşkınıza ve doğaya karşı duyarlı davranışlarınıza hayranım Tabiattakı kedilere mama alıp onları beslemeniz , herkese örnek olması gereken bir davranış Sizi canı yürekten kutlarım Yazılarınızı takip ettikçe ne kadar çok ortak yönümüz var diye düşünüyorum Hayattaki en büyük zevklerimden birisi ,çevremedeki hayvanları beslemek Çevrede ne kadar kuş varsa bizim bahçemizde Ferforjelerimizi kirletmeleri , kulaklarımızı çınlatan biteviye ötüşmelerine karşın Eşimle onları çok seviyoruz ****** Bahçemizin önünde yatan sahipsiz kedi ve köpeklerimizide Sıcak yaz gecelerinde çeşitli yerlere koyduğumuz su kaplarından su içmeğe gelen tilki yavrularını seyretmenin keyfinede doyum olmuyor Bahçemize yıllar önce bırakılan biri topal biri kör köpeğimizde bu durumdan son derece hoşnutlar Umarım bu davranışınız herkese örnek olur Herkes sokak hayvanları için bir şeyler yapıp onların yaşam hakkına saygı gösterir Sevgilerimle |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Keşke...............
Yürüdüm deniz kenarında bu gün... Güzeldi hava.. Hafif, ılık bi esinti okşayıp geçiyordu usulca saçlarımdan... Yalnız yürürken, insan kendinle konuşur ya, yaşanmışlıklar, sözler, dostlar gelir, geçer usundan... Kızar bazen insan, yaptığı hataları, kızgınlıkları, kırgınlıkları anımsayıverince... Bir de keşkeler koşuşup gelirler yanında pişmanlıklar, kırıklarla.... Birden kendi sesimle irkildim... Öyle dalmışım ki kendimle konuşmaya, sözcüklerin yalnızca içimde dolaşmadığının, dudaklarımdan dökülüverdiğinin ayrımına vardım birden.... Telaşla bakındım çevreme. Oh! yakınımda yoktu kimsecikler. _Deli midir nedir?- derlerdi herhalde duysalar. Kendimle konuşurken, zincirleme çağrışımlar olur belleğimde... Şimdi yanımda bi arkadaşım olsaydı, konuşsaydık, ona anlatsaydım içimden gelenleri, geliverdiğince... O anlatsaydı, ben dinleseydim, birbirimizin kırgınlıklarına, keşkelerine dokunup güzel, umut sözcükleriyle iyileştirseydik usul usul... diye geçerken içimden, araya giren yollar, zaman, olanaksızlıklarla görüşemediğim arkadaşım geliverdi usuma... Gülümsedim, buruk oldu gülümseyişim... Öylesine doluydu ki, keşkeleri, umarsızlıkları, pişmanlıkları öyle çoktu, öyle ağır geliyordu ki yüreğine... Sevecen bi yüreği vardı, yufka yürekli, içindeki yorgun çocukla ağlamaklıydı çok kereler... Kendi kendine konuşmaktan yorulunca, ağlamakla dolunca içi koşar gelirdi bana..... Gelir gelmez, daha oturmadan başlardı ayaküstü... İçindeki yükü bi saat önce boşaltma telaşında.... Anlatır, anlatır, anlatırdı, bi soluk almak için duraklayınca da gözyaşları dökülüveririrdi telaşlı....Ardarda durmaksızın... Hem ben , hem o biraz sakinlesin, biraz soluklansın diye kahve yapmaya gidince mutfağa, sürdürürdü anlatmayı... Başımı uzatıp kapıdan parmaklarımı sus ile büzülen dudaklarıma götürüp _hemşirelerce_ ŞŞŞT deyince gülümserdi gözyaşlarını silip elinin tersiyle... Kahvelerimizi yudumlarken, ona o an usuma geliveren bi fıkra anlatırdım, ya da okulda yaşanan gülümseten bi olayı... Gülümserdi, içindeki çocuk sevinince, canlanırdı bi an... Sonra birden hani hava güneşli, ılık esintiliyken, birden esiveren soğuk bi yel, toplanan kara yağmur yüklü bulutları kaplar ya gökyüzünü işte öylesi kayboluverirdi gülümseyişi, yüzü kararır, dudakları büzülür, yüzündeki kaygı çizgileri çoğalıverirdi... Onu umutlandıracak, onu sevindirebilecek sözcükleri bulmak, ardarda sıralamak önceleri kolaydı ama O her gün, her an aynı yaşanmışlıklarını, aynı keşkelerini, aynı umarsızlıklarını anlattıkça Ona gerekli onun umutlarını yenileyecek, daha somut çözümler bulmak zorlaşıyordu... _Seni de yoruyorum, senin de canını sıkıyorum değil mi? deyince... Hayır desem de içimde, yüreğimde bi ağırlık, kara yağmur bulutlarının toplandığını, gücümün tükendiğini duyumsuyordum. Onun onca kırıklıklarına bi sözle, bi davranışla yeni bi kırgınlık eklemek istemediğimden, kendi dayanma gücümü zorluyordum, sıfırlayana dek... Ve bi gün __Bu gün gazete de ne okudum biliyor musun? diye başladım söze... Gülümseyerek... Hani muzipçe bi şeyler anlatacakmışcasına... Gülümsediğini görünce,sürdürdüm sözümü.... "Sürekli yakınan, sürekli ağlamaklı, sürekli eskide kalanları anlatanlar onu dinleyenlerin de güçlerini tüketirler, yaşam sevinçlerine nedenler ,umutlanacak yeni nedenler bulmak ve üleşmektir arttırır gücümüzü" diyordu yazıda... Tümcem biter bitmez gözlerine baktım, tepkisini görmek için... _Doğru... Özür dilerim, seni de çok daralttım... Yoruldun benimle... Eyvah, eyvah!!! kırdım onu.. Al bi keşke daha... Söylemeseydim keşke... Gülümsedi, ayağa kalktı... Boşverrrr dedi elini sallayıp, hadi yürüyelim uzun uzun.... Temiz hava iyi gelir ikimize de... Sevindim,çok sevindim... Ama bir hafta olmadan, aynı ağlamaklı, aynı keşkelerle geldi, anlattı yine benim kere kere dinleyip bellediklerimi... Olanca sevgimle dayandım, daha çok kırılmasına katlanamadığımdan... Ve başka bi kente taşındılar bir süre sonra. Telefonla görüştük yalnızca... Geçen yıl bi yakınına gelmiş, yolda karşılaştık. Sevindim , sevindi görüşünce. Ama... _Parkinson hastalığına yakalandım dedi, konuşması, adım atışı yavaşlamış... Gözlerimin dolduğunu görmesin diye zorla yutkunup, _Sonra görüşelim, ben seni ararım, acele bi sözüm var birine yetişmem gerek" diye koşar adım ayrıldım Ondan... Gözyaşlarım aceleyle sildikçe,durmaksızıni bi yenisine engel olamadan akıyordu... Olanca gücümle yürüdüm. yürüdüm, nereye gideceğimi düşünmeden...... Keşkelerime bi sürü keşke daha eklendi işte... Keşke karşılaşmasaydım, keşke Onu öylesine bitkin, öylesine yaşamdan koca bi tokat yemiş, yenilmiş görmeseydim ...Keşke.... |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 08-09-2009
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 102
|
Abbas
Günlük konuşma dilimize yerleşen ve zaman zaman hepimizin kullandığı “Abbas yolcu” esprisi, belki de bu şiirden esinlenerek doğmuştur! Kim bilir? Bu espride ki Abbas’ın, Cahit Sıtkı’nın Abbas’ı olup olmadığını bilmesem de o ünlü şiirindeki Abbas'ı sık sık anıyorum. Ve çok beğendiğim şiiri size tekrar okutmak istedim. Belki hikayesini de biliyorsunuzdur da, paylaşma nedenim Abbas olabilmek dilekli. Keşke sizlerin sevdiklerinizi de getirebilme kabiliyetine nail olabilsem ve böylesi hüzünbaz görmesem sizleri. Neyse… şiir ve hikayesi başlıyooor. “Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumanı, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş‘tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.” *** Abbas şiirinin ortaya çıkış öyküsü de oldukça ilginç. Paylaşmak istiyorum: “Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır. Bir isim dikkatini çeker; Abbas oğlu Abbas! Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde bu askerin yanına gönderilmesini ister. Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan, mert, yiğit biri selam çakıp; -Abbas oğlu Abbas! Emret komutan! Der. Aralarında söyle bir konuşma geçer. -Nerelisin? -Memleket Mardin, kaza Midyat komutan. -Sen benim emir erim olur musun? -Sen bilir komutan! Askere eşyalarını toplamasını ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister… Zamanla askerin zeki oluşundan ve sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı ‘ ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı’nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşamları olunca Cahit Sıtkı’nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar. Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğunda ki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı… Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda ki gizli şeyleri keşfeder… Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas… Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif geçesi akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar; -Sen İstanbul’u bilir misin Abbas? -Bilir komutan. -Orda bir Beşiktaş vardır, bilir misin? -Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim. -Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin? -Elbet komutan! Sabah olur, Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş, hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar; -Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlık yaptın? -Ben İstanbul gidecek komutan! -Ne yapacaksın sen İstanbul’da? -Sen söyledi bana. Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek! Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı… Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyetinden, sadakatinden ve sıcaklığından etkilenir, duygulanır. Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas’ı karşısına oturtur. Birlikte yiyip içerken, işte o akşam, Cahit Sıtkı bu meşhur şiirini kaleme döker! Kaktüsümün fotoğrafı yazdan kalma; ama iki çiçek açışı aynı Cahit Sıtkı ve Abbas'ı çağrıştırıyor. |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Kaybettik
|
VEDA Veda diye yazmam gerekir biliyorum ama bir yürek acısı vedalaşmak içim acıyor. Öylesine dost, öylesine sıcak ki bütün dikenlerine rağmen. Kaçtır gidiyorum yanına git gide irileşen, kahverengileşen sarı lekelerine bakıyorum. Sarı lekeler yeşilliğini örtercesine yayılıyor. Siyahlar koyulaşan kahverengiyle yarışıyor sanki tükenmenin yok oluşun hızını göstermek istercesine Kaç zaman oldu diyorum her soluksuzluğuyla konuşurken. Hatırlamıyorum, hatırlayamıyorum birlikte olmadığımız zamanları. Hep vardı diyorum küçücük bir saksı içerisinde yüreğime geldiği zamanları yaşarken. Yüreğimin yalnızlığını yok etmek istercesine yüreğine can olsun diye yanına kattıklarımı hatırlayarak birer birer. Elim varmıyor zamanın çöplüğüne yollamak için kim bilir diyorum umutsuzluğum içinde bir can görürmüyüm. ikimiz varken diyorum ilk kez kucaklaştığımızdan bu yana kimler katılmadı ki aramıza ya da kimler terkedip gitmedi ki ilk yol ayrımlarında. Her gelişte sevinçler yayılmadı mı yüzümüze sıcaklığını duyarken yüreklerimizin gidişlerinde yanışımız kadar. Bir parça daha ertelemek istercesine yok oluşu güneşe bakıyorum. Sen güneşi seversin diyorum. Sıcağı.. Isıtır yüreğini diyorum aydınlığı güneşin. Sen aydınlıkları seversin. Bir parça umut. Derken güneşe. Neredeyse hatırlayamadığım uzak bir zamandan bu yana benimle olan sahip olduğum ilk kaktüsüme, dostuma, sırdaşıma, arkadaşıma veda zamanı gelmiş ne yazık ki.... İçimden gelmedi fotoğrafını eklemek. Tüm kaktüs dostlarına sevgilerimle |
|
|
|
|
|
#24 | |
|
Ağaç Dostu
|
Sevim hanım, Benim başlığa at resmini bende varsa yollıyayım dostunuzu size.. Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#25 |
|
Kaybettik
|
Mustafa bey teşekkür ediyorum. Çiçeksiz, dikenli kocaman ve çevresi neredeyse elli santim olmuş yuvarlak, tombul bir dost, bir sevgili Bulunmayacak bir şey değil kesinlikle sizde vardır ve mutlaka göndeirsiniz. Ama göndereceğiniz "sizin" gönderdiğiniz kaktüs olacak. Yani gelen hiçbir şey öncekinin yerine gelse de önceki olmuyor. Ama sizin kaktüsünüze de sevgiyle yer bulunacak bir köşede tekrar teşekkürler![]() Ben çok sulugözlüymüşüm git gide daha çok farkına varıyorum bunun. Mesajınızı okuyunca baktım gözlerim doluvermiş yine ![]() |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Hiç hem de hiç _Haset_ değilimdir, kıskançlık içimi hiç kemirmemiştir, bazı güzelliklere, başarılara Özen duymuşumdur koca bi AH! çekip...Ama Sizin aşkla, sevgiyle çiçeklenen kaktüslerinizi, Okuma, kitap sevdanızı, kitaplarınızı kıskandım. Her anlatıda, bu denli içten paylaşımcılığınızı da... Size, Yeşil sevdanızla,_ çiçekleriyle_ kaktüslerinizle uzun uzun sağlıklı, sevgi dolu bi yaşam diliyorum. Resimlerine bakmak bile mutlandırıyor insanı... Onlarla olmak kimbilir ne büyük hoşluktur bunca yürek acıtan, iç karartan, umutları tüketen olaylar, yaşananlar, yaşatanlara karşın... Ne mutlu size... Gerçekten kıskandım Sizi... Sevgiyle olun Sevgili Kartalpin. |
|
|
|
|
|
#27 | |
|
Kaybettik
|
Alıntı:
Sevgili kartalpin teşekkürler Kızım benim kaktüslerimde "kaktüsün çiçeklenmesini" gözlemlemiş, o hayranlığı güzelliği seslendirmişti daha önce. Kızım yirmi altı yaşında bir yetişkin. Belki anlamalıydı ama bizler özünde sahtekarlığı barındırmayan insanlarız. O nedenle ihtimal vermedi sanırım çiçeklerle aldatmaca yapılabileceğine.Geçen yaz stapelia çiçeklendiğinde; "ilk bakışta bu eğri büğrü gövdeden bu güzel ve oldukça ilginç çiçeğin çıkabileceğini düşünemez insan diyebiliriz rahatlıkla. Belki de sadece dışa, biçime, görünüşe bakan, öze inemeyen gözlere isyandır onun bu çiçeği" demişti. Sevgiler, selamlar |
|
|
|
|
|
|
#28 | |
|
Kaybettik
|
Alıntı:
huzur Parmaklıklar arkasından bakar gibiyim Ölgün ışıklarına sokak lambalarının Ayaz gecede Puslu karanlığında solgun ışıklarla göz kırpan yıldızlara anlatıyorum yaralı sevdalarımı umutlar biriktiriyorum artık uzak zamanlara geride bırakarak yürek yaralarımı sarılıyorum, sığınıyorum sana ulaşırcasına kollarıma Sevim Karaman 2006 Kızıma şiirler |
|
|
|
|
|
|
#29 | |
|
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
|
Alıntı:
)Maşallah çok iyi görünüyorlar .Zaten sizin yanınızda kötü olmaları mümkün değil . |
|
|
|
|
|
|
#30 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 04-09-2007
Şehir: Aydın
Mesajlar: 201
|
Ne mutlu bana...
Yürektendir en güzel çiçekler... Açar ak ak... Sımsıcak sevgiden.... Sevgili Kartalpin, Sevincimi çoğaltıyorsunuz, hayranlığımı arttırıyorsunuz ve de kıskandıryorsunuz beni.... Büyüyor büyüyor _her güzelliğini sundukça bize_ Kıskançlığım! Korkarım kıskanç, haset biri olacağım yakında.... Umuyorum ve yürekten diliyorum ki bütün yavrucuklarınız güzel, alımlı gençler olsunlar. Ve yürekten diliyorum, görebilelim O güzel gençleri... Sevgilerimle. Çok çok yaşayın sevgilerde, sevgililerle.... Düzenleyen kırçiçekleri : 10-05-2010 saat 20:13 Neden: sözcük değişimi |
|
|
|
![]() |
|
|