agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Hayvanlar > Yabani Hayvanlar > Sürüngenler ve Diğerleri
(https)




Beğeni Düzeni135Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 25-05-2007, 21:37   #1
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 25-05-2007
Şehir: izmir
Mesajlar: 5
artvin hopa da ; endemik bir tür olan hopa engereği, yöre de yaşayan insanlar tarafından , sanki insanlara olur olmaz saldırıyorlarmış gibi bir nevi seferberlik ilan edilerek resmen katledildi birey sayısı yok denecek kadar azaldı ve sonunda fareler predatörlerinin ortadan kalkmasıyla çoğaldı va tarım ürünlerine zarar vermeye başladılar

zarg Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-05-2007, 14:59   #2
Ağaç Dostu
 
Metin Y.'s Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,374
Galeri: 66
Çankırı Taşmescit'te bulunan Tıp Sembolü

Çankırı’da bulunan TAŞMESCİT ( Cemaleddin Ferruh Darülhadisi ) Selçuklu Dönemi'nden kalma en önemli yapıdır. İki ayrı yapıdan oluşan eserin şifahane kısmı, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Keyhüsrevoğlu I. Alaadin Keykubat zamanında Çankırı Atabeyi Cemaleddin Ferruh tarafından Miladi 1235 yılında yaptırılmıştır. Şifahaneye 1242 yılında bir de darulhadis kısmı ilave edilmiştir.
Yapının plastik sanatlar bakımından önemi ise, üzerinde yer alan iki adet yılan figürlü parçadan meydana gelmektedir. Bunlardan biri sürekli yayınlara konu olmuş ve üzerinde durulmuştur. 100x25 cm ebatlarındaki bu kabartmanın özelliği, gövdeleri birbirine dolanan iki ejder (yılan) motifidir. Ejderlerin başları birbirine karşılıklı gelecek şekilde biçimlendirilmiştir. Günümüzde "Tıp Sembolü" olarak kullanılan kabartmanın orijinali kaybolmuş olup aslına uygun olarak yaptırılan yenisi yerine konulmuştur.Halk arasında su içen yılan olarak da isimlendirilen ikinci parça diğerinin aksine alçak kabartma şeklinde olmayıp başlı başına bir heykel görünümündedir. Darulhadis'te kullanılan gözenekli taştan yapılmış olan parça kupa şeklinde olup gövdesine bir yılan sarılmakta ve üst kısmında uzantı yaparak sonuçlanmaktadır. Bu motif ise günümüzde "Eczacılık Sembolü" olarak kullanılmakta ve halen Çankırı Müzesi'nde sergilenmektedir.

Eklenen Resimler
  

Düzenleyen Metin Y. : 31-05-2007 saat 21:09
Metin Y. Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-06-2007, 17:15   #3
Ağaç Dostu
 
Metin Y.'s Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,374
Galeri: 66
Derdi olan yılana sarılır...

Bayburt merkeze bağlı Kırkpınar köyünde mayıs-haziran aylarında toprak altından çıkan yılanların, birçok hastalığa iyi geldiğine inanıldığı, bilimsel olarak böyle bir şeyin mümkün olmadığı bildirildi. Alınan bilgiye göre, Bayburt'a yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Kırkpınar köyünde yılanlar, köylüler tarafından alınarak özel hazırlanmış toprak kaplarda sütle besleniyor.

Sedef, yılancık, egzama gibi birçok hastalığa iyi geldiğine inanılan yılanlar, vücudun rahatsızlık hissedilen bölgelerine konularak şifa aranıyor. Kırkpınar Köyü Muhtarı İlhami Ulusoy (39), AA muhabirine yaptığı açıklamada, köyün yılanlarla özdeşleştiğini savundu. Muhtar Ulusoy, insanlara hiçbir zarar vermediğini iddia ettiği yılanların, özellikle siyatik, romatizma, sinüzit ve sedef hastalığı olan kişilerin tedavisi için kullanıldığını söyledi. Kırkpınar köyüne gelen 32 yaşındaki Osman Bulunmaz, ''Ayağımda ağrı var. Ağrıyan bölgeye yılanı koydum. Bu tedavi bana iyi geliyor, daha önce bir iki kez daha denedim, faydasını gördüm'' diye konuştu.

BİLİMSEL İZAHI YOK

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Alpay, halk arasındaki, yılanların sedef, egzama gibi hastalıklara iyi geldiği, ağrıları geçirdiği yönündeki inanışın bilimsel olmadığını söyledi. Bu tür geleneklerin bazı bölgelerde sürdürüldüğünü ifade eden Alpay, ''Yılanların rahatsızlıkları giderici bir etkisi olduğunu bilimsel olarak açıklayamayız. Bunların bilimsel izahı yok'' dedi. İyileşeceğine inanan insanların psikolojik olarak etkilenebileceklerine işaret eden Alpay, ''Eğer bir kişi, yılanla temastan sonra derisindeki hastalığının geçeceğine inanıyorsa böyle bir olumlu netice psikolojik olarak alınmış olabilir.
Yoksa "bilimsel olarak böyle bir şey mümkün değildir'' diye konuştu. Bu tür şeylerde dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Alpay, ''Bazen yılanların ısırması, zehirli bir maddeyi deriye enjekte etmesi gibi riskler olabilir. Biz hekimler olarak bu tür uygulamaları tasvip etmeyiz, böyle şeyleri hastalarımıza tavsiye etmeyiz'' dedi.
Kaynak: Anadolu Ajansı [30 Mayıs 2007]

Eklenen Resimler
  
Adil beğendi.
Metin Y. Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-06-2007, 01:57   #4
Ağaç Dostu
 
yale's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-03-2006
Şehir: Artvin / Hopa
Mesajlar: 208
Galeri: 228
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi zarg Mesajı Göster
artvin hopa da ; endemik bir tür olan hopa engereği, yöre de yaşayan insanlar tarafından , sanki insanlara olur olmaz saldırıyorlarmış gibi bir nevi seferberlik ilan edilerek resmen katledildi birey sayısı yok denecek kadar azaldı ve sonunda fareler predatörlerinin ortadan kalkmasıyla çoğaldı va tarım ürünlerine zarar vermeye başladılar

O kadar Abarmana gerek yok kardeşim Halkı boşuna suçlama .biraz öğren Halktan önce o yılanı alıp yurt dışına çıkaranları ve bunu bizzat destekliyen Mürekkep yalamışları,tabki devleti de unutmamalı.Gerçi sen bunları hatırlamayacak kadar küçüksün.Halk içinde yılan öldüren de var ****** her yerde olduğu gibi.Ama yılanı seven hatta onunla çocuk gibi ılgilenenler de var.Bir bilgi de vereyim Belki atlamışındır."Yılanların çoğu özellikle "kafkas engereği **** hopa engereği yöre halkının pek gitmediği dağlık bölgelerde yaşarlar" (Azlağa) Esenkıyı,Liman köyü ,Sultanselim dağı vs

yale Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-07-2007, 18:59   #5
Yeni Üye
 
ormanci's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-10-2004
Şehir: Eskişehir
Mesajlar: 35
Galeri: 13
Ağaç - İnsan - Yılan

Bence hiç tartışmasız şekilde, yılan, diğer bütün yaratıklar arasında insan´a en uzak olan canlı türünü teşkil eder.

Çünkü zaten bu uzaklığı ifade edebilmesi amacıyla yaratılmıştır.

"Yılan fobisi" bir gerçektir. Fakat bu "yılandan korkmamak" kadar anormal değildir.

Benim gibi biri, "insan ruhu´nda yılanın yeri" dediğinde, bu, "bilim-sel değil" diyerek savsaklanabiliyor ve böylelikle ithal 3. dünya bilim-sel-liğine tek hamlede zafer kazandırılmış olunuyor. Fakat sonuçta çok geç kalmış durumdaki sınıflandırma faaliyetleri "yılan" konusunda da pekçok şeyi kapsayabilmektan uzak kalıyor.

Anadolu´nun şartlarında şekillenen insan kavrayışı / bilinci içinden ele alınmaya kalkıldığında "Yılan" konusunun çok örtülü durumda bulunduğu rahatlıkla anlaşılabilir.

"Gerçeğin üstünün örtülmesine" dönük tipik sosyo / bürokratik Anadolu marifetlerine her alanda karşı çıkan biri olmama rağmen şu "yılan" konusunda ben dahi elimin kolumun bağlanmasına ses çıkarmaya yanaşamıyorum.
Ömrümün bir kısmı, köy yaşantılarında geçtiğinden, içinde yılanların cirit attığı pekçok hikaye dinledim. Mesela bunlardan bir kısmı, tipik, "biçerdöverciyi yılan sokması" tema´sı üstüne kuruludur. Hatta bir defasında biçerdöverci ansızın yılanla gözgöze geliyor. Yüzüne atlayan yılan öylesine güçlüdür ki, iki eliyle gövdesini kafasına yakın bir yerden kavradığı halde onu durdurmayı başaramaz. Tek çaresinin yılanın kafasını ısırarak öldürmek olduğunu anlamıştır. Bunda başarılı da olur. Fakat yılanın zehiri zaman içinde biçerdövercinin dişlerinin dökülmesine sebep olmuştur... Bilin bakalım buradaki yılanın türü nedir?

Anadolu yılanları konusunda da tıpkı diğer bütün alanlarda olduğu gibi, internet sayesinde, işin içyüzü ortaya çıkınca gerçekler birer "tahtakurusu salkımı" gibi ortaya dökülür oldu.

Mesela, Anglo-Sakson bilim geleneğinde "tasnifleme ve enformasyon"un zaten kimbilir kaç yüz yıllık bir yeri vardı (kolonilerden kalma "kelebek koleksiyonculuğu" hobileri de dahil). Onlar açısından İnternet, olsa olsa, çekmeceler dolusu bu muazzam birikimin enformasyonunda daha engin bir ortam kazanılması demektir. Ya Anadolu için?

Anadolu´da işte İnternet var. Fakat ortada hala bir-iki engerek kafatası illustrasyonundan başka birşey yok...

Aslında, diyar akademizmine bu konuda da veriştirdiğim uzunca bir yazı hazırlamıştım. Fakat son yıllarda neler olup bittiğine dair bir araştırma yaptığımda doğrudan "serpentolog" denebilecek birilerine denk gelmemiş olsam da genel olarak sürüngenler başlığı altında öne çıkan bir-iki ismin varlığını gördüm. Diğer taraftan siyasi birtakım çekişmelere rağmen sağlık bakanlığının "antivenom" konusunda işleri nisbeten sıkı tuttuğunu da gördüm. Ki, asıl teselli verici olan budur.
.....................................
Kara yılanı (şimdiki deyimiyle kara-sal yılan), ikindi güneşinde kızmış ininde isyan mı desem, sonsuz bir kin ve nefret mi desem, işte öyle o sıcağın tadını çıkarır. Eskiden (yazım olarak çok daha verimli olduğum yıllarda) o kin ve nefretin hazzını onlarla birlikte hissederdim. Çok sonraki yıllarda yılanların adeta beni ele geçirmekte olduklarını anlar olunca onlarla bağlarımı tamamen kestim.

Bunlar, Evliya Çelebi edebiyatıyla aynı kefede düşünülmeye kalkılabilir. O takdirde "pozitif"çeden şunları ilave edebilirim: Bence tabiatın tamamına olduğu gibi, o tabiat içinde yılanların diyarlarına da birtakım femino / sosyo humanizm fıçıları içinden gitmeye, daha da kötüsü, onlarla oynaşmaya kalkılmamalı. Çünkü bu iş sözümona geyik üretme çiftliğinde inekleştirilmiş koca boynuzlu geyikleri okşamaya benzemez. Hernekadar on-onbeş yıl öncesinden çok farklı olarak, sağlık bakanlığı, il merkezlerinde panzehir stoğu bulundurmakta ise de tipik 3. dünya dolaplarının bu konuda da her an dönebileceği yönünde ciddi bir önyargım var. (Mesela, şehrin göbeğinde tutulan panzehirin kime faydası olur ki?).

Yani, sıradan bir engereğin ısırması ardından yok ekstremite´yi yukarıdan bir yerden bağlayacaktım, yok emecektim ya da "yılanı bulup getirsinler de hele bir bakalım" gibisinden tipik ve çok muhtemel 3. dünya turnikeleri neticesinde pisi pisine ölmek işten bile değil.

İnsan yalın bir araştırmada dahi, konunun asıl yönünü "tıbbi uzmanlık"ın teşkil ettiğini çok kolayca görüyor. Elbette, "sözde pozitif tıp eğitimine dayalı ezberden peynir gemisi yürütme uzmanlığı"nı değil, "adamın suratına baktığında zehirin vücutta nerelere ulaşmış olduğunu anlayabilme" şeklinde o hayran olunası tecrübi / profesyonel uzmanlığı kastediyorum.

Konunun bir de şu yönü var: Mesela, TRT´nin yerli belgesellerinde metin yazarlarının metne lirik bir hava vereceğim derken işi iyice saçmalamaya vardırıp, "lirizm salyalamak" haline getirmelerine ne kadar antipati duyuyorsam, coğrafya, ekosistem vs genel başlıklar altında uzanan alanlara dair forumların şematik klişeler haline gelmesine de o derece antipati duyabiliyorum. Acaba "ağaçlar" başlıklı bir forum, "ağaç türlerinin sınıflandırılmasını" merkez mi almalıdır, yoksa o sınıflandırmalar daha esaslı çekirdekler etrafında tali / perifer alanları mı teşkil etmelidir?

Bence ikincisi.

Çünkü ilk tercihte diretilirse "yılan"ın "ağaç" ile olan bağını kurmak imkanı kalmıyor. Ne de olsa Anadolu´da ağaçta yaşayabilen bir yılan olmadığı gibi, "mamba"lar da "bonusunu sevenlerin gezegeni"nde o derece yaygın değiller.

Ekosistem filan mı? Yılanlar konusuna bununla da gelinemez. Çünkü o takdirde yol henüz tarla farelerinde biter. "Şöyle faydalılar - böyle faydalılar" ile de hiçbir yere varılamaz. Zaten en saçma kalanı da bu oportunism, yani, has türkçesi, menfaatperestlik´tir. Yani, gezegenin ayağı kaymak üzere. Fakat, maddecilik raconuna halel gelmesin diye işi hala faydacılık´a yaslamaya çalışmak. Bir tabiat insanı olarak bunu asla kabullenmeyeceğim: Yılanlar gezegen tabiatının tıpkı diğer türleri gibi birer parçasıdır. Yani bu işin faydası / tarla faresi filan yoktur.

Bence yılan konusunda "gerçek" (elbette Anadolu´da yılanlar konusu da dahil), insanın "tabiat hakkındaki birikimi" gözardı edilerek ortaya çıkartılamaz.

Bu birikim nerede?: Maziye gömülmüş durumda.

Neden gömüldü?: "İnsanın tabiatla olan bağlarını kesmek için"

İnsan´ın tabiat ile olan bağları neden kesilmiştir? ( İşte düğüm noktası hep burada ): İnsan´ın anti-pozitif kuruntu ve kurgularından kurtulup bilim çağına açılmak için mi, yoksa, "izole dişil / sosyal hayat mücavirlerinde özerk nüfus imalatı çiftlikleri" teşkil etmek için mi?

Bence yine ikincisi ( İlki ise neredeyse tamamen bahane).

Halbuki ağaç - yılan - insan üçlemesi arasındaki bağ, insan ruhunun derinliklerinde hiç bozulmaksızın duruyor: İnsan ile Yılan arasında bir uçurum var. Çünkü yılanın yüksek ağacın dalındaki gökyüzü huzurunda bir varlık olmaktan çıkartılıp kanatları koparılarak yerde sürünmeye mahkum edilmiş bir varlık haline getirilmesinde insan´ın sorumluluğu bulun-mak-tadır.
İnsan (Anadolu´da da), yılan ile karşı karşı karşıya geldiğinde, varlığının bütün ontik düşeyinde derinlemesine hakim durumdaki kozmik gerçeğin,

1- Derin "korku"
2- Derin "suçluluk"

halindeki tezahürlerini yaşayacaktır. Burada belki bu duyguların insan varoluşuna aslında "dün" gibisinden nasıl da yakın olduğu, kimilerinin pozitivizm, bendenizin ise "mücavir alan engizisyonu" dediğim yabancılaşmaya bel bağlanılarak anlaşılmak istenmeyebilir. Yani, "nasıl olsa "derinlerde kalmış" denebilir. Fakat trajikomik kaçan birtakım fobi ve özellikle yeni nesil modernite histerileri ve bunların homojenize sekanslarına baktığımda bana hiç de o kadar uzak gelmiyor: "Modernitenin sefil psikopatolojisi", aslında, "kökler"in, tabiattan izole hayat keselerine bel bağlanılarak bastırılmış olmasından ibaret.

"Gezegen Tabiatı*" ruhumuzda dün gibi yakın ("Gezegenini sevenlerin Bonusu" cinsinden bir laf da türettiler ya. Artık bu gibi ifadeleri kullanmaya sıkılır oldum).
Böyle olunca, bu tabiatın şaşmaz imajlarından biri durumundaki "Yılan" ile olan kader bağımız da daha dün kadar yakın. Çünkü aynı ağacın dalından beraber indirildik, oradan kovulup buraya beraber atıldık... (O ağaç, orada "Sidre" idi. Şimdiyse, o belki de, güneşin akşamüstü ışınları üzerine düştüğünde -anlayana- herşeyi anlatıveren ve iyi gelişmiş bir "kokarağaç". Bu arada sitede kokarağaç - Aylandız ile ilgili başlık göremedim).

İnsan: Varoluşu Yılan ile Kartal arasındaki kozmik gerilimle irkilip sarsılan varlık.

Kimi zaman kartalın gözlerinden gördüğünü sanır; fakat çoğu zaman ise, o kadar yüksekte olsa dahi aslında kartalın pençelerinde debelendiğini görür. Bunlar değişti ya da aşıldı mı acaba? Elbette hayır.

(Bütün bunlar dişil / sosyal mücavirlerdeki izole nüfus imalatı çiftlikleri ve bunların, adına "birey" denen seri imalat partiküllerinin vurdumduymaz mutluluk oyunları adına "unutturuldu").

Bir laboratuvardaki kobaylığın üstünü örtmek, yani, zekanın önünün açılmasını engellemek (varoluşun sır olmaktan çıkmasını engellemek) için baştan böyle bir sembol kurgusu kurulmuş olabilir. Bunun elbette farkındayız. Varoluş sır olmaktan çıkmasın ki, laboratuvarın tabiattan izole sosyal keseciklerindeki dolap dönmeye devam etsin...

Yılandan korkan biriyim. Fakat inkar edilemez gerçek şu: Bu oyuna baktığımda derinlerimden kaynayıp gelen kin ve nefretim ile yılanın ikindi sıcaklarında yanan ininde varettiği kin ve nefret arasında bir benzerlik var... Çünkü aslında onunla aynı kuyruk acısını paylaşıyorum.

(Gezegen tabiatından izole dişil / sosyal nüfus imalatı çiftliklerinin pozitivizm oyununa gelmiş sistematik felsefe, istediği kadar "insan ile tabiat arasında benzerlik kurmaya kalkmak hatalıdır" desin. Bunu artık hiçten önemsemiyorum).

Mesele şu ki, biz aslında herzaman uyanıktık. Fakat (inimize) bastırılmış olduğumuz için uykuda sanıldık.

(Bunları bilmeyen bir yeni yetmeye biyoloji - zooloji - herpetoloji - ve nihayet serpentoloji okutmak, düpedüz, bu işin bir ayağının daima çukurda kalması demek olacaktır. Daha açık ifadesiyle, "pozitif kültürsüzlük"...)

bal kabağı beğendi.
ormanci Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 11:47.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026