agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Beğeni Düzeni4Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 14-04-2010, 14:24   #1
Ağaç Dostu
 
Yücel Özlem's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-04-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 3,116
Galeri: 137
Geliyorum diyen felaket:
Alıntı:
En bedava tüketici hakkı
En pahalı tüketici hakkı

________________________________________

Birleşmiş Milletlerce 1948 yılında kabul edilmiş ve bizim de 1949 yılında kabul edip Resmi Gazete’mizde yayınladığımız İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin üçüncü maddesi, herkesin yaşama hakkı olduğunu kabul ve ilan eder.

Nedir bu yaşama hakkı?
Herhalde “ölmeme hakkı “gibi çok dar yorumlanması mümkün değildir.
Yaşama hakkı, en temelinden sağlıklı yaşama hakkıdır.
Yönetimler, diğer işlerinde ne yaparlarsa yapsınlar, insanların sağlıklı bir biçimde yaşamalarını önleyen, ortadan kaldıran unsurları gidermek ve halklarına biyolojik olarak sağlıklı bir yaşam ortamı sağlamakla yükümlüdürler.

Sağlıklı yaşamın en vazgeçilmez koşulu da temiz hava soluyabilme hakkı olmalı.

Eskiden bir şeyin ucuzluğuna ölçü gösterilirken “sudan ucuz” denirdi.
Dünya’da temiz su azaldı, taşıma ve ilaçlama, sağlık denetimi gibi maliyetler geldi ve sular bu niteliğini kaybetti.
Peki, Dünya’da havadan daha ucuz bir şey var mı?
Herhalde tükettiklerimizin en ucuzu o olmalı. Çünkü ne sahibi var, ne taşıma derdi. Ama gelin görün ki uygulamada bu insan açısından en temel madde, insan hakları açısından en vazgeçilmez şey giderek insanlarımızın en pahalıya kullanmaya başladıkları bir şey olmaya başladı.

Ne tuhaf değil mi?
En bedava olan şey, günümüzde insanlar için en pahalı şey hale geliyor.
Bir tüketici olarak insanların en ucuza alacağı “hava”, onların hayatlarında en pahalıya gelen tüketimi oluyor.
Ne kadar pahalı mı? Kaç lira mı?
Bence para ile ölçülemeyecek kadar pahalı. Adeta ömürden giden birkaç yıl gibi bir bedel.

***
Hava kirliliği, o en temiz ve en bedava ama yaşamımızdaki en önemli gereksinimimizi ne yazık ki bize ödenemeyecek bir bedele mal ediyor. Kentlerin egzos dumanına dönmüş havaları buralarda geçen ömürleri önce astım ve diğerleri gibi hastalıklı hale getiriyor ve sonra da mutlaka o hastalıklı ömürlerden birkaç yıl götürüyor.
Bir ömrün önemli bir kısmının hastalıklı, son üç beş yılının da kayıp olmasının bedeli acaba kaç lira ya da kaç yeşil dolardır?
Bir kişi için düşündüğünüz bu maliyet acaba tüm bir kent nüfusu için hesaplandığında kaça patlar?
Örneğin 407 milyon 25 bin lira olabilir mi?
Ya da yüzde yirmisi peşin, kalanı 48 ay taksitle?

Olamaz derseniz gidin bakın İstanbul’un en kirli havasına sahip, insanlarının gerçekten egzos soluduğu Mecidiyeköy’e.
Bu bedel oradaki insanlar için 407.000.025,- lira olarak tahmin edilmiş. Tabii hayırlı bir iş olarak düşünüldüğü için de KDV’den muaf!
Biliyor musunuz? Eğer “devlet kadar” zengin olsaydım o parayı ben verir, orayı yeşil alan yapar Mecidiye’köyün, Şişli’nin hatta İstanbul’un bütün insanlarının, bebelerinin hayat haklarını kurtarır, ömürlerini birkaç yıl uzatırdım.
Bu da bir fani olarak her türlü zenginlikten daha fazla keyif verirdi.
Ama ne yapalım, param yetmiyor …?
...
Alıntı:
“Bu taşındır diyerek o gökdeleni diksem de başına… Yine bir karşılık verdim diyemem senin yaptıklarına”
Allah selamet versin…
İstanbul’a Levent’teki eski İETT Garajının bulunduğu alana Dubai Towers’i diktiremeyip bu hevesleri kursağında kalanlar bu kez Ali Sami Yen Stadının olduğu yere İstanbul’un en yüksek binasını diktirmeye kararlı görünüyorlar.
Toplu Konut İdaresi Başkanı Bayraktar, buraya yapılacak bina için “yükseklik serbest, alan şirket buraya İstanbul’un en yüksek binasını yapabilir” anlamında demeçler vermiş.
Diğer taraftan, The Economist/Inteligence Unit'e yaptırılan ve sonuçları 8 Aralık 2009 tarihinde Kopenhag’da açıklanan Avrupa’nın Yeşil Şehirleri Sıralamasının (Green City Index) genel değerlendirmesinde İstanbul 30 Avrupa şehri arasında ancak 25'inci sırada yer alabilmiş.
İstanbul Avrupa’da, binaların enerji kullanımında 28'inci, çevre yönetimi konusunda ise 29'uncu sırada görünüyor.
Utandım.
(Raporun orijinalini görmek ve daha fazla bilgilenmek isteyenler için: http://www.siemens.com/entry/cc/feat.../report_en.pdf )

Bilirsiniz bizde bir laf vardır: En geride kalana, biraz da dalga geçmek kabilinden“sondan birinci” derler..
Çevre yönetiminde İstanbul, sondan birinciliği kime kaptırmış bilemeyiz ama maalesef bu yönetimin elindeki derecesi şu anda: “sondan ikincilik”
Bir şehrin çevre yönetiminin başarılı olabilmesi, her şeyden önce halkın bu amaçla hareket etmesine bağlıdır deniyor. Galiba doğru. İstanbul’un bu konularda sondan ikinci olmasında kabahatin bir kısmı seçilmiş yöneticilerde ise, kalanı da bizde. Öyle ya, sen gel her tarafı beton yığınına dönmüş bir Şişli-Mecidiyeköy bölgesine önce kendi tabelasındaki yazıdan öğrenildiğine göre kale gibi “Avrupanın en büyük Adliye Sarayı”nı kondur, sonra dön, o koca stadyumun yerine daha kocamanı olan İstanbul’un en yüksek binasını yaptıracağım de, buna bir “kamu kurumu” olarak imkan sağla, sonra kimsenin sesi çıkmasın.

Acaba bu işte kazın ayağı öyle mi?

Orada yaşayan adamlar hayatı boyunca gününün yirmi dört saatinde egzos gazı solusun,
Orada çalışan esnafı, personeli günün on iki saatinde mazot koklasın, genzi yansın, kulakları sağırlaşırcasına trafik uğultusu dinlesin,
Oradaki yolcu 500 metrelik yolu trafikte kırk beş dakikada ve her seferinde “cenk ederek” geçsin,
İnsanlarımız o Avrupa yirmi beşincisi İstanbul’un kendi içerisinde de şampiyonu olan bölgesinin en yoğun taşlaşması içinde boğulsunlar,
Sonra sen kalk bir de öğünerek “Arsayı satın alan buraya İstanbul’un en yüksek binasını yapabilir” de.
Yapabilir mi gerçekten?
Yani şimdi o toz duman içinde sağlıklı bir yaşam sürdürme şansı kaybolan çocuklarının körpe ciğerleri egzos dumanıyla kavrulan Şişli halkı, bunların hepsinin üzerine bir de tüy diktirir gibi en yüksek binayı diktirir mi sana acaba?
O tüyü dikebilir misin?

Bu bölgeyi Şişli halkıyla birlikte paylaşan, iki yaka arasında mekik dokurken yolu Mecidiyeköy’den geçen İstanbul halkı acaba sizin o klasikleşmiş kovboy filminin adındaki gibi “Birkaç dolar için – For a few dollars more” para tamahkârlığıyla yapılan böyle bir yanlışa tepkisiz kalabilir mi?
Para her zaman kazanılır ama orada sadece Şişli’ye değil, tüm İstanbul’a gerekli 34.640 metrekarelik koca bir yeşil alan bir daha kazanılabilir mi?

Böyle yapıp da “çevre yönetimi” sıralamasında bu kez de o Avrupalı otuz şehir içindeki yirmi dokuzunculuğu da başkasına kaptırmanıza rıza gösterebilir mi?

“Gösterir, gösterir biz Kültür Başkenti karşılamasında olduğu gibi birkaç bin balon şişirtir, beş on bin havai fişek attırır, üzerine birkaç konserle boğuntuya getirir bu işi de bir gecede bitiririz” derseniz, biz de “hadi bakalım” deriz.
Hadi bakalım.

Yücel Özlem Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-10-2010, 13:42   #2
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 08-06-2006
Şehir: Melbourne Australia
Mesajlar: 4,550
Galeri: 232
Tarım cennetini asitle yıkayacaklar

Tarım cennetini asitle yıkayacaklar


Melis ALPHAN
17 Ekim 2010




Manisa Çaldağ’da bir doğa katliamına ramak kaldı.
Önce vakti olmayanlara kısa tarihçe sunalım:
Sardes Nikel Madencilik adlı İngiliz şirket buradan 15 yıl boyunca nikel çıkarmak üzere izinlerini aldı...

Aslının 200’de biri oranında küçüklükte bir pilot tesis kurdu.
Sonra çevreciler ayaklanınca madenin izni iptal edildi.
Bu arada madencilik yasalarında bazı değişiklikler yapıldı. Şirket yatırım için parayı bulduğu an çalışmalara başlayacak.
Sonra ne mi olacak?
Çevrecilerin, akademisyenlerin ve yerel halkın iddiaları doğruysa binlerce, belki de onbinlerce ağaç kesilecek.
Ardından Çaldağ oyulacak.
Çıkarılan toprak milyonlarca ton sülfürik asitle yıkanacak.
En vahimi, bütün bunlar açık havada yapılacak.
Dünyanın en büyük ve verimli yedinci tarım havzası olan Gediz, uzmanların deyimiyle ‘açıkhava kimya işletmesi’ne dönecek.
Cehennem senaryosunu sona sakladım:
“Yer altı suları tükenecek, sülfürik asit bütün bölgenin sularına karışacak ve milyonlarca insan bölgeden göç etmek zorunda kalacak. Ve 15 yıl sonra madenin işi bittiğinde, havza bir otun bile bitmediği bir hal alacak!

İzmir bile boşalır

İTÜ’den Metalurji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. İsmail Duman mesaisinin büyük bölümünü bu projeyi durdurmak için harcıyor

Bu madende 15 yıl boyunca ne kadar sülfürik asit kullanılacak?
- 15-18 milyon ton arasında. Bir büyük asit tankeri düşünün, 20 ton asit alır. Başlayın Turgutlu’dan tankerleri birbirinin tamponuna değecek şekilde dizmeye. 800 bin tanker ediyor. Bu 800 bin tankeri Turgutlu’dan geçen 40’ıncı paralel üzerinden Doğu’ya doğru dizin; kuyruk Pekin’i geçiyor, tankerlerin bir kısmı Çin denizine dökülüyor, sığmıyor, bu kadar asit! Ve bu kadar asit açıkta kullanılacak.

Açıkta kullanmak ne demek?
- Oradaki doğayı alıp açıkhava kimya işletmesine çevirmek demek... Kapalı mekanda yapılması lazım. Toprağın içindeki nikeli, kobaltı çözmek için günümüzde bir sürü metot var. Bunların en ilerisi basınçlı kaplarda, kapalı sistemde işlemi yapmak. Düdüklü tencere gibi, 100 derecenin üstünde asitle temas ettiriyorsunuz. Dünyada var bu, Avustralya’da var.

Ne kadarlık bir yatırım yapıp ne kadar kazanacaklar?
- Alacakları malın değeri şu andaki fiyatlarla işe başladıkları zaman 25 milyar doların üzerindeydi. Sonra kriz nedeniyle bu rakam 10 milyara düştü. Şimdi yeniden 20 milyar doları geçti. Kriz tam atlatılırsa, kazançları 35-40 milyar dolara kadar çıkabilir. Kapalı sistem için gereken 5-7 milyar dolarlık yatırımı yapmıyorlar. Aradaki farkı da doğaya ve insana ödetiyorlar. Kazanç özelleştiriliyor, risk kamulaştırılıyor. Şimdiki yatırımları milyar doları bulmuyor.

35-40 milyarlık kazançlarından Türkiye’ye ne kadarını bırakacaklar?
- Türkiye’ye 10 yılda bırakacakları para 163 milyon dolar. Yani Türkiye’nin bir buçuk günlük dış borç faiz ödemesi.

18 milyon ton sülfürik asit nereden sağlanacak?
- Her yıl büyük ihtimalle Güney Amerika’dan, Ant Dağları’ndan 300-330 bin ton kükürt ithal edecekler; kamyonlarla, gemilerle buraya kükürt taşınacak. O kükürt bir fabrikada yakılacak. Kurdukları tek fabrika sülfürik asit fabrikası. Dünyanın ikinci büyük sülfürik asit fabrikasını bir tarım havzasına ve Türkiye’nin en verimli, dünyanın yedinci büyük verimli tarım havzasının orta yerine kurmak, çatınıza yüz ton dinamit depolamak gibi bir şey.

Neden?
- Çünkü en ileri sülfürik asit üretim teknolojilerinde bile binde üç kaçak vardır. 18 milyon ton sülfürik asitte binde üç, korkunç bir miktar. 54 bin ton asit sülfürik asit havaya karışacak. Gediz, sülfürik asidin içindeki kükürte tamamen yabancı bir havza. Burası laterit havza, oksitli topraklar. Hiç kükürt yok bu topraklarda. Bu ekosisteme yabancı bir elementi devasa miktarlarda soktuğunuzda doğal yaşamda öyle bir kırılma olur ki, bir daha geri dönülemez.

Gediz Havzası’nın bereketi nereden geliyor?
- Gediz Havzası, Turgutlu, Manisa, İzmir, Foça ve Menemen ovalarına kadar göl halindeymiş. Bu göl milyonlarca yıl varlığını sürdürmüş, 16 milyon yıl önce de kurumuş. Laterit dediğimiz buranın toprakları, Balkanlar’dan, Sırbistan’dan başlayıp Arnavutluğu geçen, Yunanistan üzerinden Ege Denizi’nin dibini geçip İzmir çizmesinden karaya çıkan, Manisa’da devam eden, Ankara üzerinden bir yay çizip ta Harran Ovası’na kadar giden bir kuşak. Akarsu yatakları bunlar. Bereketi de buradan geliyor.

MACARİSTAN GİBİ KIZIL TEHLİKE RİSKİ

Öngörünüz ne?
- Uşak’ın batısından başlayıp Ege Denizi’ne kadar Gediz Havzası’nda tarım biter. Burası Sultaniye üzümünün, sarı kuru üzümün dünya başkenti. Dünyanın her yerine buradan kuru üzüm ihraç ediliyor. Ve bunun yüzde 85’i açıkta kurutuluyor. Şimdi düşünün, asit taşıyan rüzgar geldi, kurumakta olan üzümün üstüne oturdu. İhraç etmeye kalkarsanız hangi gümrükten geçer? 15 yılın sonuna gelmeden buradan büyük göçler başlayacak. İki milyonun üzerinde bir nüfus bundan etkilenecek.

Havuz sistemi kullanılacağı söyleniyor...
- Havuz sistemi diyorlar, halbuki yapacaklarının altısından dördü yüksek baraj. Ve bunları 45 derece eğimli yamaçlarda yapmaya kalkıyorlar. Havuz dedikleri Uluslararası Yüksek Barajlar Komisyonu’nun kriterlerine göre aslında baraj.

Yani?
- Böyle bir eğimde yapılan baraj o sette ne kadar dayanacak? Projede havuz diye geçen bu yapı aslında baraj, içinde de asitli ve ağır metalli çözelti bulunacak. E burası da deprem bölgesi. Ve 45 derecelik meyillerde yapacaklar bunları. Yapacakları barajların dördünün tepe yüksekliği 17 metreyle 23 metre arası. Ve içlerinde asitli su olacak. Daha yukarıdan sel geldiğinde ya duvarı yıkacak ya da taşırıp aşağı asitli su indirecek. Arkasından sel vurup çamura bulanmış bu yığınları önüne kattığı zaman ne yapar? Asit değdiği yerden geçer. Yağmurla her tarafa yayılır. Ekosistemi değiştirir.

Buradaki doğanın kendini toparlaması kaç yıl alır?
- Yıl mı, kaç yüzyıl mı? Çok yüzyıl alır. Toparlanmaz.

Yığınlara yer açmak için kaç ağaç kesilecek?
- Rakamlarına göre 330 bin ağaç kesilecek. Bu rakamın içinde ne yok biliyor musunuz? 2003’te yapılan sayımda göğüs çapı 8 santimetreden az olan fidanlar ağaç sayılmadı, orman envanterine dahil edilmedi. Yaklaşık iki milyon ağaç kesilebilir.

Macaristan’daki gibi sel riski için nasıl bir önlem alacaklar?
- Etrafını kuşaklayacaklarmış. Dağdan inen seli hangi hendekte kuşaklarsın? 3 metre eninde kanal açıp seli durduracaklarmış. Dünyanın neresinde böyle sel durdurulur?

Suları nasıl etkileyecek bu maden?
- Maden işletmesinin Turgutlu’nun su ihtiyacından daha fazla suya ihtiyacı var. Bergama, Uşak Eşme’den sonra Etem çukurunda da madencilik ruhsatı alındı. İzmir üç yönden çapraz ateşte. İzmir’i besleyen sular Ege topraklarından geçiyor. Böyle devam ederse 10-15 yıl sonra İzmir su nedeniyle terk edilmek zorunda kalabilir.



Nükleer bombadan beter
EDİZ TUNCEL (Yakın Doğu Üniversitesi Öğr. Grv.)

1913’te Lefke’de Kıbrıs Maden Şirketi bakırı ayrıştırmak için açık havada sülfürik asit kullandı. İki kilometrelik bir alanda havuzlar kuruldu. Bugün o havuzların hali içler acısı. Bölgede muazzam bir çevre kirliliği yaratıldı. İki kilometrekarelik alan 100 kilometrekarelik bir alanı etkiledi. Oraya bir nükleer bomba atmış olsaydınız o boyutta bir tahribat yaratamazdınız.
Bu madende çalışan insanların hepsi kanserden öldü. Madenin bir numaralı işçisi olan Rum da, iki numaralısı olan dedem de... Dedem kan kanseriydi. Babam da madende çalıştı, periton kanserinden öldü. Dayım bu madende çalıştı. O da oniki parmak ve pankreasta çıkan kanser türünden vefat etti. Komşumuz da aynı şekilde.
Onkoloji merkezinde ölen hastalarla ilgili tutulan defteri incelerken fark ettim ki doğrudan etki alanında olan köylerde ölen insanların hemen hepsi kanserdi. Şu an Kıbrıs’ta en fazla görülen hastalık kan kanseri. Madenin yakınında bir köy var. O köyde ise çok ilginç bir hastalık ortaya çıktı. Bir çeşit kas hastalığı... Sağlıklı insanlar bir anda pelteye dönüyor, kasları erimeye başlıyor, sinir sistemleri iflas ediyor, altı ay geçmeden de ölüyorlar. Herhangi bir tedavi bugüne kadar uygulanabilmiş değil. Oradan ayrılırken maden şirketinin yetkilileri hastalarla ilgili arşiv kayıtlarını alıp gittiler, hastanede de bir şey bırakmadılar.

Ankara’yı yanlış bilgilendirmişler
AYLA YÖNET (Turgutlu TEMA Temsilcisi)

Dört yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. İnanıyorum ki Ankara burada olacakların farkında değil, yanlış bilgilendirme olmuş. Mesela ÇED raporunda gölet olarak adı geçen şeylerin dördünün büyük baraj olduğunu öğreniyoruz. Eminim Ankara’dakiler bunu bilseler onay vermezlerdi. Birinci derecede biz Turgutlu’da yaşayanlar etkileneceğiz. Mesela bu sene çok yağmur yağdı ve 2 Şubat’ta köyden biri “Ufak çaplı bir sel oluştu, köyün içinden sular akıyor” diye beni aradı. Ve bu sularda henüz asit falan yok, normal yağmur suları derenin yatağı bozulduğu için, tedbir alınmadığı için köyün içine taştı. Macaristan’daki olayı biliyorsunuz, bütün köyü o kızıl çamur kapladı. Bu Turgutlu’nun değil, Türkiye’nin sorunu, herkesin müdahil olması gerek.

KÖYLÜ ARAZİSİNİ SATTIĞINA PİŞMAN

* Necati Gülkıvrak (Turgutlu Manavlar Odası Başkanı): Şu pazarda gördüğünüz çoğu şeyi satamayacağız. Belki bu üç-beş yıl sonra yavaş yavaş hissedilmeye başlanacak ama 10 yıl sonra bunların hiçbirini pazarda bulamayacaksınız. Bu işin sadece sebze meyve yönü.
* Necip Köken (Turgutlu Tuhafiyeciler Manifaturacılar Odası Başkanı): Bizim toprağımızda her şey yetişiyor. Biz ovayı bahçe olarak kullanırız. Bu madenin zararı yüzde 1500 olur. Buradan göç etmek zorunda kalırız. Hayatın olmadığı yerde hangimiz yaşayabiliriz? Siz şehirde membaa suyu içersiniz, biz onu düşünmeyiz bile. Biz çeşmeden su içeriz. Ama bu maden yapılırsa bırakın çeşme suyu içmeyi, belki hiç su bulamayacağız. Macaristan’daki gibi bir felaket olmayacağının garantisini nasıl verecekler bize?
* Sabri Toker (Elektrikçiler Odası Başkanı/Manisa Esnaf Odaları Başkan Vekili): Sadece Turgutlu’nun meselesi de değil bu, Manisa, Ahmetli, Akhisar, Salihli, bütün bölgeleri etkileyecek bir hadise. Dünyanın 7’nci büyük tarım havzası Gediz ve bu havzayı yok etmek için uğraşıyorlar. Dünyanın en büyük Sultaniye üzüm rezervi burası. Dünyada tüketilen kuru üzümün dörtte üçü buralardan çıkıyor. Biz bu madenden sonra dışarı üzüm satamayız.
* Halil Turgut (Emekli din görevlisi): Bu madeni işleme süreci ileri ülkelerin kullandığı bir yöntem değil. O ilkel yöntem zararı 10’a, 20’ye, 30’a katlayacak. Medeni ülkelerin kullandığı sistemler olursa ne ala. Maden alanlarında yıllarca bir otun bitmediği söyleniyor. Biz geldik geçiyoruz ama gelecek nesil için acı bir sonuç vereceğine eminim.
* Hüseyin Çakı (Sinirli köyü muhtarı): Önceden bir bilgilendirme toplantısı yapılmadı. Maden halk arasında kulaktan kulağa yayıldı. Belediye başkanımız zarar görmeyeceğimizi söyledi. Bizde 5 dönüm yer varsa, Belediye başkanında 1500 dönüm var. En çok zarar göreceklerden biri o. “Arkadaşlar öyle bir zarar görecek olsak ben karşı çıkarım, zarar görmeyeceğiz” deyince zararsız olacağına inandık. Sonradan gerçekleri öğrendik. Burada beş kişi çalışacak diye 500 kişi zarar görmesin.
* Emine Yönet (Ev hanımı): Bütün dünya kovalamış, Turgutlu Ovası’ndakinden daha enayi insan yok mu? O raporları alırken “Bir karınca yaşamıyor. Hayat yok burada” demişler. Ben sizi götüreyim, karıncayı da, tavşanı da görün. Ağaçlar nasıl yaşıyor? Pilot tesisten taşan su köyün içinden akınca kazlar, tavuklar öldü. Bin lira değerindeki toprakları 40’ar bin liraya aldılar. Köylüler 40 milyar para görünce arazilerini sattı. Şimdi “Çapamızı, küreğimizi, av tüfeğimizi alıp, traktörlere mazotları doldurup yolu yakacayacağız, sokmayacağız onları” diyorlar. Daha önceden anlatılmadı onlara çünkü. Pişmanlar.

http://www.hurriyet.com.tr/pazar/16060707.asp?gid=373

Bir arkadasin, Hurriyet gazetesinden alip gonderdigi bu yaziyi paylasmak istedim. Yillar once Lefkede cikarilan bakir madeni benzer yontemlerle cikarilmisti. Simdi maden bitti isletilmiyor, ama, atiklar, kalintilar her tarafi tehtit ediyor.

Ali H. ALI Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla


Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 17:31.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026