![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 02-10-2008
Şehir: trabzon
Mesajlar: 481
|
Ah şu cihazdan bir tanede Farabi Hastanesine alsalar. Şu anda için için yayılarak organları tutulan ve bundan habersiz kaç kişi vardır? |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Ağaç Dostu
|
Gönül istiyor her ilimizde kanserin erken teşhisi için gereken tam donanım ve malzeme bulunsun... Bunun maliyeti hastane başına ne kadar tutar? Para toplansa kaçta kaçı karşılanabilir ?... Böyle bir çalışmaya herhangi bir sivil toplum kuruluşu öncülük edemez mi? |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 02-10-2008
Şehir: trabzon
Mesajlar: 481
|
Baldaş. Aslında üniversite hastaneleri kendi imkanlarıyla bile alabilirler. Ama yanlış dağılımlar ve yatırımlar yüzünden maalesef eski cihazlarla yetinmek zorunda bırakıyorlar bizi. Herkesin amacı çok kazanmak olunca hastalarımız maalesef şehirden şehire taşınmak zorunda kalıyor. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 20-08-2008
Şehir: muğla
Mesajlar: 48
|
propolis hazırlanışı:formül şöyle, 100 gr toz propolis ( buzlukta donduktan sonra kahve değirmeni falan gibi şeylerle toz haline getirebilirsiniz dediler bana ama nasıl toz haline getireceğiz onu düşünüyorum hala ) % 70 etil alkol içerisinde ( 1lt) karıştırılarak koyu renk şişe içersinde sürekli alt üst edilerek 15 gün beklenir süzülerek saf propolis alkol damla elde edilir. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Yeni Üye
Giriş Tarihi: 13-01-2010
Şehir: İZMİR
Mesajlar: 4
|
Propolis hakkında
Sayın gökovalı propolis hakkında sizinle görüşmek istiyorum. Saygılarımla. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Yeni Üye
Giriş Tarihi: 13-01-2010
Şehir: İZMİR
Mesajlar: 4
|
Propolis hakkında
DEĞERLİ SİTE ÜYELERİ, PROPOLİSİN ÇÖZÜLDÜRÜLMESİ VE PROPOLİS HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMAK İSTİYORUM. BU KONUDA BİLGİSİ OLANLARIN fatihsalim@hotmail.com msn adresindeyim, LÜTFEN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ YAPMAK İSTİYORUM. SAYGILARIMLA. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Ağaç Dostu
|
http://www.balen.com.tr/index.php?p=59&l=1 http://www.koysepete.com/en+ucuz+avi...sul+91865.aspx http://www.nekadar.com/109946.html Piyasada çeşitli propolisler mevcut |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Ağaç Dostu
|
Bitkisel beslenin. Şekeri, tuzu, sütü, eti, kahve ile kara çayı, çukulatayı, sigarayı, damıtık suyu, çeşme suyunu kesin, yürüyün, oksijenli havada derin soluk alın. Gönençli bir ortamda bulunun. Sıkıntıdan uzaklaşın. Plastiği eve sokmayın. KANSER(Yiyilce) İLE SAVAŞ 1. Herkesin vücudunda yiyilce(kanser) gözeleri vardır. Bu yiyilce(kanser) gözeleri birkaç milyara dek çoğalmadıkça olağan deneylerde görülmezler. Dirigerler(doktorlar) yiyilce(kanser) sayrılarına(hastalarına) sağaltımdan sonra vücutlarında artık yiyilce(kanser) gözesi kalmadığını söylediklerinde, bu yalnızca yiyilce(kanser) gözelerinin deneylerle saptanmayacak düzeyde olduğu anlamına gelir. 2. Bir kişinin yaşamı boyunca 6 ile 10 kez yiyilce(kanser) gözeleri oluşabilir. 3. Kişinin bağışıklık düzeni güçlü olduğunda yiyilce(kanser) gözeleri yok edilir, sonra çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur. 4. Bir kişide yiyilce(kanser) olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğunu belirtir. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ile yaşam alışkanlıkları etkilerine bağlı olabilir. 5. Çoklu beslenme eksikliğini gidermek için beslenmeyi değiştirmek, ayrıca ek besin almak bağışıklık düzenini güçlendirir. 6. Kemoterapi hem tez çoğalan yiyilce(kanser) gözelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim düzeni ile benzerlerini, tez büyüyen sağlıklı gözeleri yok eder, ayrıca karaciğer, böbrekler, yürek, akciğerler ile diğer üyelerde, üyelerin bozulmasına yol açar. 7. Işınım yiyilce(kanser) gözelerini yok ederken; sağlıklı göze, doku ile üyeleri da yakar, yaralar. 8. Kemoterapi ile ışınım başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ile ışınım sağaltımının uzaması tümörün daha çok yok olmasına yol açmaz. 9. Kemoterapi ile ışınımdan dolayı vücut çok ağu yüklenmesine uğrayınca, bağışıklık düzeni ya çekinceye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli bulaşımlara ya da karmaşıklıklara yenik düşer. 10. Kemoterapi ile ışınım yiyilce(kanser) gözelerinde değişime neden olabilir, sonra da dirençlerinin artarak yok edilmelerini güçleşebilir. Yarmanlık işlem de yiyilce(kanser) gözelerinin başka kesimlere atlamasına neden olabilir. 11. Yiyilce(kanser) gözeleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için gerekleri olan olan besinlerden yoksun, ayrıca aç bırakmaktır. YİYİLCE(KANSER) GÖZELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER a. Şeker yiyilce(kanser) besleyicidir. Şeker kesilerek yiyilce(kanser) gözelerinin önemli bir besini kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful gibi tatlandırıcılar dokuncalı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı ya da molastır, ancak az oranda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu ya da deniz tuzudur. b. Süt Süt vücudun, özellikle sindirim düzeninde, mukus üretmesine neden olur. Yiyilce(kanser) mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek yiyilce(kanser) gözeleri aç bırakılabilir. c. Et Yiyilce(kanser) gözeleri asit ortamda gelişirler. Et temelli beslenme asittir, ayrıca sığır eti ya da domuz eti yerine bol balık ile az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle yiyilceli(kanser) kişilere dokuncası olan, diri andık(hayvan) antibiyotikleri, büyüme salgıları ile asalakları bulunur. d. Yeşillik Yiyin %80 körpe yeşillik(sebze) ile meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ile biraz meyveden oluşan bir beslenme vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş besinlerden oluşabilir. Körpe yeşillik(sebze) suları kolayca emilip 15 dakika içinde göze düzeyine ulaşabilen, sağlıklı gözeleri besleyen, çoğalmalarını çabuklaştıran diri salgılar içerirler. Sağlıklı göze üretimi için gerekli olan diri salgıların sağlanması amacıyla, körpe yeşilliklerin(sebze) çoğunluğu, ayrıca fasulye filizi yiyin ya da suyunu içine bandırılmış günde 2-3 kez çiğ yeşillik(sebze) yiyin. Yararlı salgılar 400 C'de yok olduklarından olabildiğince çiğ tüketin. e. Kahve, Çay İçmeyin, Çukulatadan Uzak Durun Yüksek kafein içerikli kahve, çay ile çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir, ayrıca yiyilceyla(kanser) savaşan özellikleri vardır. 12. Damıtık Su İçmeyin Bilinen ağular ile ağır metaller içeren çeşme suyu yerine arıtılmış ya da süzülmüş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır. 13. Et Yapıtaşından Uzak Durun Et yapıtaşı(protein)inin sindirimi güçtür, ayrıca çok sindirim salgısı ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür, sonra da daha çok toksin birikimine neden olur. Yiyilce(kanser) gözelerinin duvarları sert yapıtaşı(protein) ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak ya da azaltarak, yiyilce(kanser) gözelerinin yapıtaşı(protein) duvarlarına saldıran salgılar daha çok açığa çıkar, sonra vücudun öldürücü gözelerinin yiyilce(kanser) gözelerini yok etmelerini sağlar. 14. IP6, Floressence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA Katkısı ile Besinleri Güçlendirin Bazı destek nesneleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar ile benzerleri) bağışıklık düzenini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü gözelerinin yiyilce(kanser) gözelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek nesnelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen ya da ihtiyac olmayan gözelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz ya da programlanmış göze ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir. 15. İyimser, Umutlu, Yaşama Bağlı Olun Yiyilce(kanser) belleksel, ussal, bedensel ile tinsel(ruhsal) bir sayrılıktır. Öngörülü, olumlu bir düşünce, yiyilce(kanser) savaşçısını yenen yapar. Öfke, affetmezlik ile acı bedeni gergin, ekşi(asitli) bir ortama sokar. Seven, affeden bir davranışlı olmayı öğrenin. Dingin olmayı, yaşamın tadını çıkarmayı öğrenin. 16. Körpe Havada Derin Soluyun Yiyilce(kanser) gözeleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük alıştırmalrda derin soluk alın. Bu, göze düzeyine dek daha çok oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen uygulaması yiyilce(kanser) gözelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir. JOHN HOPKINS HASTANESİNDEN YİYİLCE(KANSER) GÜNCELLEMESİ 1. Mikrodalga fırına plastik kap ile ambalaj koymayınız. 2. Dondurucuya su şişesi koymayınız. John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir süreyde bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi kesiminden de yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları yiyilce(kanser)e, özellikle de göğüs yiyilce(kanser)ine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun gözeleri için çok ağuludur. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur. Castle Hastanesi Sağlıklılık İzlencesi Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık sakıncasını için şunu söylüyor; “Dioksinler bizim için kötüdür. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerekir. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerlidir. Andıksal yağ, yüksek sıcaklık, plastikle karşılaştığında dioksinin besine geçerek, sonunda vücudumuzun gözelerine ulaşmasına neden olmaktadır.” Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar ya da seramik kaplar kullanılmasını öneriyor. Açıkçası hazır yemek ile çorbalar ısıtılmadan önce sargılarından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ancak kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir süreyde çabuk atıştırma “fast food” aş evlerinin plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de anımsattı. Nedenlerden biri dioksin sorunuydu. Plastik Torba, Buzdolabı Torbası Kullanmayın !!!!! Kendisi plastik ambalajla (torba, poşet) örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı ölçüde sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler ışınıma uğrayıp ısınınca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki ağular eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir. Sağlıklı bir yaşam dilerim Derleyen Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN http://www.ahmetercan.net/index.php?...D=1037&haber=1 |
|
|
|
|
|
#9 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Yanlış anlamıyorsam burada, tıpta kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahalelerin faydadan çok zararı olduğu anlatılmış. Bir jeofizikçinin yaptığı bu yorumlarda herhangibir kaynak göremedim. İnsanların hayati önlem taşıyan böyle konularda yaptıracakları tedaviden kuşku duymalarına sebep olacak bu tip yorumların, tıp otoritelerince yapılmış olduğunda geçerli olabileceğini düşünüyorum. |
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
|
Teşekkürler
sayın deniz akvaryumu, yazıyı iletmeniz çok güzel, bilemdiğim bilgileri sayenizde edindim. yazmamış olsaydınız haberim olmayacaktı, ilginize teşekkürler, sizler gibi duyarlı insanlar varolduğu sürece, bizler (: daima hayata bağlı kalacağız.sevgilerimi sunuyorum. sağlıcakla kalınız. |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
|
korku yok
sayın ferda ülkümen, radyoterapi ve kemoterapinin olumlu faydalarının yanında olumsuz durumlarıda var. en göze gelir zararı vücutta dirençleri kırıyor, telafi için ise sağlıklı beslenme, ve çok iyi bir motivasyon gerekiyor. hayata bakışı olumlu olan hastaların direnç (bağışıklığı) durumu çok iyi oluyor kısacası en güzel tedavi: ""sağlıklı, düzenli ve kuvvetli yemek+gülücük"" bence başka tarifi yok. olumlu düşünmeli.barışık olmalı,bolca gezmeli ve yazmalı, sevgi ve saygılar sağlıcakla kalınız. |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Ağaç Dostu
|
Hastalığa yakanlandıktan sonra tıp doktorlarının önerdiği kemoterapi, radyoterapi zararlı diye uygulanmasın sonucu çıkaranlar olabilir endişesindeyim.. Şu an itibariyle kanser tedavisinde gelinen son nokta neyse uygulanmalı ertesinde bağışıklığı yükseltecek sağlıklı beslenme yolları takip edilmeli, kişiyi mutlu eden yaşam şekli onun tercihinde bırakılmalı.. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Ağaç Dostu
|
Sayın Denizakvaryumunun Şeker ile ilgili başlığa eklediği alıntıyı gözden kaçırabilenler olabilir diye ekliyorum... Kanser en çok neyi sever? Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu "tatlı" yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın... Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır. Kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Otto Warburg Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa... Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna "cachexia" denir. Cachexia, vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) "glycogenesis" işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Ya da karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü ŞEKER KANSERİ BESLEMEKTEDİR. Peki, doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin hastalıkla bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi. Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri Laetrile'dir. Cachexia'lı hastaların yüzde 50'den fazlasında glycogenesis sürecini durduran Hydrazine Sulfate bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir. Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin! Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. Kaynak: International Wellness Directory Bir de beğendiğim bir filmden bahsedeyim : Şimdi ya da Asla ( Jack Nicholson-Morgan Freeman ) The Bucket List Güzel bir film. İzlemeyenlere tavsiye ederim... |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Ağaç Dostu
|
Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Bölümü’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, kanser ve beslenme ilişkisinde doğru olarak bilinen yanlışları anlattı. -Kanser hücreleri şekerle beslendiği için kanserli hastaların şeker tüketmemesi gerekir. Gerçekten de şeker kanser hücrelerini besler mi? HAYIR. Şekerin kanser oluşumuna direkt etki ettiği ya da var olan kanser hücrelerini beslediğine yönelik bir bilgi yoktur. Ancak şeker, besleyici değeri olmayan ve yüksek kalori içerdiği için kilo alımına neden olan bir besin olduğu için, yalnız kanser hastalarına değil herkes için tüketimi sınırlandırılması gereken bir besindir. Ayrıca şeker veya şeker içeren yiyecekleri tüketerek doyum sağlayan kişiler, asıl besleyici değeri olan besinleri tüketemeyerek yetersiz ve dengesiz beslenmiş olurlar. Biz kanser tedavisi öncesinde, sırasında ve sonrasında hastaların ideal kilolarını korumalarını hedeflemekteyiz. Bu nedenle kişilerin kilo durumları değerlendirilerek günlük beslenmelerinden şekeri çıkartılabilir veya ekleyebiliriz. Unutmayın kanserli hastalarda beslenmenin temel amacı, kişinin enerji ve besin öğesi gereksinimlerini karşılayarak yeterli ve dengeli beslenmesini sağlamaktır. -Süt, kanser hücrelerini besler mi? Kanserli hastalarda beslenmenin temel amacı kanser hücrelerini aç bırakmak değil, kişinin kendi beslenmesini optimum hale getirmektir. Ayrıca kanser hücrelerini hiçbir şekilde aç bırakmak gibi bir durum söz konusu değildir. Kanserin tedavisi, aç bırakmayla değil: başlıca kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahale gibi tedavilerle mümkündür. -Kanser hastaları et tüketmekten kaçınmalı mı? Ameliyatlar, kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavileri gören hastaların, bu tedaviler neticesinde zarar gören hücrelerini yenilemeleri ve enfeksiyondan korunabilmeleri için daha çok proteine ve demire gereksinimleri vardır. İyi kalite protein ve demir kaynakları da başlıca yumurta, kırmızı et, hindi, tavuk ve balıktır. Bu nedenle özellikle kanserli hastaların günlük beslenmelerinde kırmızı ete haftada 2 gün yer verip, diğer etleri de geri kalan günlerde tüketmeleri önerilir. Ancak başta kırmızı et olmak üzere bütün etler, yağ bakımından zengindir, bu nedenle etleri görünür yağlarından arındırmak sağlık açısından dikkat edilmesi gereken bir konudur. -Kanserden korunmak için antioksidan haplar içilmeli mi? Bu gün için yüksek doz antioksidanların, kanserden koruyucu etkisi kanıtlanmamıştır. Örnek olarak bir antioksidan olan beta karotenin yüksek dozda kullanılmasına yönelik yapılan 3 çalışmadan ikisi özellikle sigara içen hastalarda akciğer kanseri riskini arttırdığını, diğeri ise kanserden korunmada etkili olmadığını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle vücudumuz için faydalı olan antioksidanları almanın en güvenilir ve sağlıklı yolu, günde en az 5 porsiyon farklı renkte meyve ve sebze tüketmeyle mümkündür. -Kanser hücreleri asitli ortamda gelişir. Bu nedenle asiditesi yüksek besinler tüketilmemeli. Vücudun asit ya da alkali değerinin değişmesi (pH) yaşamı doğrudan etkileyecek hayati bir olay olup, vücut tarafından geliştirilen bir tamponlama sistemiyle çok sıkı bir şekilde kontrol edilir. Ayrıca yediğimiz yiyeceklerle vücudun pH değerinin değişeceği düşüncesi tamamen tutarsızdır. Bu konuyu bir başka yönden ele alırsak, eğer kanser hücreleri asitli ortamda gelişselerdi, dünyada en çok görülen kanser hücresinin, asiditesi yüksek olan mide bölümünde gelişmesi beklenirdi. Ancak kanser türleri arasında görülme sıklığı en yüksek olan erkeklerde prostat, kadınlarda ise meme kanseridir. Mide kanseri ise yıllar geçtikçe arka sıralara gerilemektedir. -Tatlandırıcılar kansere neden olur. Bu nedenle her türlü “light” üründen kaçınılmalı. YANLIŞ. En sık kullanılan tatlandırıcı türleri sakarin ve aspartamdır. Sakarinin sıçanlara yüksek dozda verilmesi mesane taşına bağlı mesane kanserine neden olmuştur. Ancak sakarin insanlarda mesane taşına neden olmadığı gibi çok yüksek dozlarda kullanılmadığı taktirde kansere de neden olmaz. Yapılan geniş kapsamlı epidemiyolojik çalışmalar sakarinin insanlarda mesane kanseri riskini arttırmadığını rapor etmiştir. Bu nedenle sakarin Birleşmiş Milletler Ulusal Toksikoloji Programı’nda, kanıtlanmış insan karsinojenleri listesinden kaldırılmıştır. Aspartam için ise şu andaki veriler kanser riskini arttırdığını göstermemektedir. Aksine tatlandırıcılar özellikle diyabetik ve/veya kilo problemi olan hastalar için büyük konfor sağlamaktadırlar. Bu nedenle çok aşırıya kaçmamak koşuluyla tüketilmesinde herhangi bir sakınca yoktur. |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 25-10-2005
Şehir: adana
Mesajlar: 389
|
sevgili baldaş, feriha, Kısacası "kanser bölümünü bilgileri,ilgileri ve samimi duygularıyla paylaşan tüm arkadaşlara sevgi ve saygı dolu birer buket gönderiyorum. O kadar içtensiniz ki, sizlere söyleyecek söz bulamıyorum. Allah sizlerden razı olsun. Benim dikkat ettiğim; Kesin Yasaklar: İçecekler: Coca Cola, Pepsi Cola nevileri, maden suyu, Yiyecekler: Yaşpasta, tatlılar, süt, çikolata, şeker, beyaz ekmek,yağlı et, Sebzeler : patates, pirinç pilavı, makarna, Meyveler: Üzüm, karpuz, kavun, mısır, greyfurt, Yemesi serbest olanlar: İçecekler: Bolca SU,evde yapılmış şalgam suyu, ayran, ıhlamur çayı, defne çayı, Yiyecekler: Kepek, çavdar ekmeği, haftada bir yumurta, hindi eti, bulgur ve döğme pilavı Sebzeler: Brokoli, karnabahar, lahana, bamya, pırasa, börülce, salata malzemeleri, meyveler: Mandalina,elma, kivi, böğürtlen, genelde kullanıdıklarım ve kullanmadıklarım, ihtiyacı olan arkadaşlarım var ise bunların dışındaki yiyecek ve içecekleri dikkatli kullanırlarsa iyi olur, kanaatindeyim. Yukarıda bahsedilenler denenmiştir ve hiçbir yerden alıntı değildir. Bunlara ilaveten dikkat etmeleri gereken; Ana öğün olarak tümgün bolca SEVGİ ve NEŞE' ye ihtiyaç vardır, Ara öğün olarak günde enaz 5 defa GÜLÜCÜK almaları tavsiye edilir. Bunların dışında "fırsat bulunursa" haftada birer öğün doğa yürüyüşü ve yüzme salık verilir. sağlık ve esenlikler diliyorum. |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Ağaç Dostu
|
Metal zımbalı poşet çayları içmeyin Poşet çaylar çok pratik. Bu yüzden de kullanımı hızla artıyor. Ancak dünya zımba telli poşet çayları terk etmesine rağmen (zımba yerine poşete, ip doğal yapıştırıcı ya da dikiş ile tutturuluyor) Türkiye’de hâlâ metal zımbalı poşet çayları satılıyor. Bu insan sağlığı için çok tehlikeli. Çünkü metal zımbalı poşet çay, sıcak suyun içine girdiğinde ve uzun süre bekletildiğinde, çay poşetindeki metal çözünüme uğruyor. Bu da vücutta metal birikimine yol açıyor. Vücutta biriken ağır metal iyonları karaciğer, beyin, akciğerde çeşitli sorunlara ve kansere neden oluyor. Özellikle limonlu çay içenler kesinlikle metal zımbalı poşet çay kullanmamalı. Çünkü limon asit özelliğinden dolayı metalle tepkimeye girip metalin çözülmesine ve vücuda daha fazla metal yüklenmesine neden oluyor. Poşet çayları alırken ya da kullanırken dikkatli olmak gerekir. Dokunduğunuzda naylon hissi veren metal zımbalı poşet çayları almayın. Onun yerine lifli, doğal malzemeden yapılan, ipi dikişle ya da yapıştırılarak tutturulmuş çayları tercih edin. Önce şekeri atın. Çünkü şeker suyu soğutacak ve metalin çözülmesini engelleyecek. Su mümkün olduğunca ılık olmalı. Ve metal zımbalı poşet çay su içerisinde en fazla iki dakika bekletilmeli. Aslında salt bitkiyi suda kaynatarak hazırlamak en sağlıklı yoldur. Konservede metalik tat tehlike sinyali Konserve balık gibi yiyeceklerin konulduğu teneke kutu dediğimiz ambalajların, iç yüzeyi plastik malzemeyle kaplı ise standartlara uygundur. Fakat bu tür bir önlem alınmadan salt metal ambalaj ile gıda veya gıda maddesinin suyunun teması söz konusu ise, tüketilecek yiyeceklere çok dikkat edilmeli. Uzun süre beklemiş gıdaların tüketilmesi çok risklidir. Bu nedenle son kullanma tarihine yakın ürünler tüketilirken “metalik bir tat” hissedilirse, gıdanın tüketilmesi sakıncalıdır. Son kullanma tarihi geçmemiş olsa bile bu tür bir tat alınıyorsa, o yiyecekler tüketilmemeli, tüketicilerin başvurması gereken noktalara veya ilgili firmaya bu konuda şikayet bildirimi yapılmalıdır. En sağlıklısı cam şişe Alüminyum folyo ve streç film bazı maddelerle bir araya geldiğinde reaksiyona geçip çözülür. Özellikle uzun süre alüminyum folyo da kalan sıcak, sulu, asitli yiyecekler aşınmaya neden olabilir. Bu malzemelerin sürekli kullanımı halinde ise Alzheimer ve kanser gibi birçok ciddi sağlık sorununa neden olabilir. Plastik damacanalar da sağlık açısından sakıncalıdır. Çünkü evimize içmek için aldığımız kaynak suları çeşme sularına göre daha aşındırıcıdır. Bu nedenle bilinen ve güvenilen firmalar dışındaki yerlerden su alınmamalıdır. Çünkü tüketicinin sağlıksız damacanayı çıplak gözle anlaması mümkün değildir. Ayrıca bu konuda yeterli denetim olup olmadığı da şüpheli bir durum. Bunun için gerek su gerek yiyecekler açısından cam ambalajlar her zaman en sağlıklısıdır. Streç filmi pişirme sırasında kullanmayın Streç film plastik bir malzeme olduğu için dikkatli kullanılmalıdır. Özellikle sıcak yiyeceklerin saklanmasında kullanılmamalıdır. Çünkü ısı ile temasında çok çabuk erir ve plastikteki zararlı kimyasal maddeler yiyeceklere, oradan da insan vücuduna geçer. Ayrıca yemeklere karışmaması için ısıtma-pişirme esnasında kaplarda ve gıdaların iç yüzeylerinde kesinlikle bulunmaması gerekir. Plastik bardak kanser nedeniKöpük, plastik bardak ve malzemeler ile sıcak yiyecek-içecek tüketimi kesinlikle terk edilmesi gereken alışkanlıklardır. Sağlık Bakanlığı bu duruma müdahale etmelidir. Maliyeti düşürmek ve daha çok kâr elde edebilmek için üretilen “çok ince” plastik bardak ve tabaklar 70-90 derece sıcaklığındaki sıvılar içine konduğunda tehlike yaratır. Sıcak sıvı, plastik malzemeyi eritir. Toksik maddeler ilk önce sıvıya sonra ağız yoluyla vücuda geçer ve kansere yol açar. Sıcak su ile ilişkiye en az geçme ihtimali, kağıt bardaklar için geçerlidir. Özellikle ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği’nde kağıt bardak yaygın olarak kullanılıyor. Alüminyum folyoyu fırına koymayın Alüminyum folyoyu tamamen koruma amaçlı olarak kullanmak yani yiyeceği folyoya sarıp buzdolabına koymak sağlıklıdır. Ancak saklanacak gıdanın ıslak, çok tuzlu ya da limonlu olmaması gerekiyor. Alüminyum folyoya ısıtma işlemi uygulamak, balık v.s yiyeceği alüminyum folyoya sarıp fırında pişirmek sakıncalıdır. Çünkü yüksek ısı ve yiyeceklerin pişirilmesi esnasında çıkan kimyasal içerikli buhar, alüminyum folyo ile reaksiyona girebilir. Alüminyum metal çözünerek gıdaya karışır. Bu da vucütta metal birikimine sebebiyet verir. Kanser, akciğer ve karaciğer hastalıklarına yol açabilir. Alüminyum folyo yerine mumlu kağıt tercih edilmeli. http://beslenmebulteni.com/besin/ind...=130&Itemid=73 Yıpranmış damacanayı geri gönderin Damacanaların hammaddesinde fosgen adı verilen, savaşlarda yaygın şekilde kullanılan kimyasal zehirli bir gaz dahi bulunuyor. Yıprandığında ve içinde uzun süre su bekletildiğinde, damanacayı oluşturan plastikteki birçok tehlikeli kimyasal suya karışabiliyor. Bu kimyasallar mide, karaciğer, sinir sistemi ve akciğer dokusunda tahribata yol açıyor. Bu yüzden evinize gelen damacananın yıpranmamış olmasına özen gösterin. Damacanaların son kullanma tarihlerini üretici firmalarda bulunması gereken bir dedektör belirliyor. İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik’e göre üretici firmaların bu dedektörleri bulundurmaları için 31 Aralık 2007’ye kadar süreleri var. Şu anda firmalar damacanalarını kendi istedikleri sürece kullanabilirler. Tek kullanımlık pet şişelerde ise bu tehlike yok. |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Ağaç Dostu
|
|
|
|
|
|
|
#19 |
|
Ağaç Dostu
|
Doğamızı tahrip etmeden gelecek nesillere bırakmak ve insana, çevreye duyarlı üretim yapmak ana misyonumuzdur. Kullanıldıkça insana ve doğaya olan tahribin hemen hemen hiç olmadığı gözlemlendikçe, bu ürün bilinçli halk kitleleri tarafından özellikle tercih edilmekte ve zamanla herkes tarafından kullanılacağını beklemekteyiz. http://www.chrysamed.com/tr/index.ph...g/acklama.html Aktaş, Chrysamed adlı Avusturya'da kurduğu şirketi aracılığıyla Türkiye'de yatırım yaptı. Türkiye'deki yatırımın yüzde 95'i yabancı sermaye, yüzde 5'i yerli sermaye ile yapıldı. Chrysamed adlı ilacın, kene ve haşerelere karşı etkili olduğu belirtildi. İlacın tanıtımı ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan Chrysamed Kimya Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Aktaş, dünyada 30 bin çeşit haşere ilacı bulunduğunu, bunların haşereleri öldürdüğünü ancak ilacın kullanıldığı bölgeye birkaç saat sonra tekrar haşerelerin geldiğini ileri sürdü. ETKİSİ 4 AYA KADAR ÇIKIYOR 1990 yılından bu yana haşerelere yönelik Chrysamed adlı ilacın çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Yusuf Aktaş, “Haşereyi bölgeden uzak tutmak önemli. Piyasadaki haşere ilaçları, zehirleyerek öldürüyor. Chrysamed'de ise çok fazla zehirli madde kullanmadan haşerenin sinir sistemini etkileyip, bölgeden uzak tutabiliyoruz. İlacın kullanıldığı bölgedeki havada molekülleri sezinleyen haşereler o alana tekrar gelmiyor. Etkisi 3-4 aya kadar çıkıyor. Diğer ilaçlardan farklı. Dünyada başka bir ilaçta bu sistem yok” dedi. Aktaş, Türkiye'ye kene ilacı olarak bunu getirmediğini ancak Türkiye'de kene vakalarından sonra Chrysamed'in kene ilacının kullanılmaya başlandığını kaydetti. 2009 SİPARİŞLERİNİ ALDIK İlk ihracatı da Discount Mağaza zinciri Alman ALDİ marketlerine yaptıklarını ve bir haftada ilacın tükendiğine dikkat çeken Yusuf Aktaş, “Başlangıçta 80 bin avroluk ürün gönderdik. 2009 siparişlerini şimdiden aldık. 2009 yılı için 500 bin avroluk sipariş aldık” dedi. Fabrikanın yıllık 200 bin ton kapasiteye sahip olduğunu ifade eden Aktaş, 45 işçinin çalıştığını, ek yatırımlarla gelecek dönemde tarım ilaçlarının üretimini gerçekleştirerek, istihdam sayısını 500'e kadar çıkarabileceklerini kaydetti. Aktaş, ilacın Türkiye'de büyük mağazalar, marketler, ecza depoları, veteriner klinikleri vasıtasıyla satıldığını söyledi. Aktaş, ayrıca 2009 yılında bölge bayilerinin sayısını artırmayı hedeflediklerini kaydetti. Aktaş, ayrıca ilaç için uluslararası patent aldıklarını söyledi. BAKANLIKTAN RUHSAT ALINDI Şirketin Genel Müdürü Mehmet Güven de, Nisan 2008'de üretime başlandığını söyledi. Diğer haşere ilaçlarının alkol ve solvent bazlı olduğunu ifade eden Güven, “Bizim ilacımız tamamen su bazlı. İlaç Avusturya'da icat edildikten sonra ülkemizde biyolojik deneylere başladık. Gaziantep ve Akdeniz Üniversiteleri'nde kene üzerine biyolojik deneyler yaptırdık. Kovucu ve öldürücü olduğu tespit edildi. Bunun üzerine de Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat aldık” diye konuştu. 138 KENE ÜZERİNDE DENEY İlacın etkisini test etmek üzere yapılan deneylerde 138 kene üzerinde uygulama yapıldı. 15 dakika içinde kenelerin yüzde 100'ünün telef olduğu tespit edildiği belirtildi. 263 karınca üzerinde yapılan deneyde 15 dakika içinde yüzde 80'i ve 24 saat içinde tamamının telef olduğu kaydedildi. 103 sivrisinek üzerinde yapılan deneyde ise, tamamı 5 dakikadan daha az sürede telef olduğu belirtildi. 109 hamam böceği üzerinde yapılan deneyde 24 saat içinde yüzde 81,6 oranında başarı sağlandığı kaydedildi. İlacın ev içinde ve dış mekânlarda, balkon, bahçe, teras, hayvan barınakları, kamp ve piknik alanlarında, otel market, lokanta, hayvan çiftlikleri gibi büyük alanlarda kolayca uygulanabileceği belirtildi. Kokusuz olduğu, leke yapmadığı kaydedildi. Fiyatının da 10–12 YTL arasında olduğu belirtildi. http://kobi.milliyet.com.tr/haberDetay?nid=1489 |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Ağaç Dostu
|
http://www.panaks.com.tr/video/video.html Bu ürün marketlerde satılmaya başladı, FDA onayı olduğu için bana güvenilir geldi. Hamileler ve çocukların da güvenle kullanabileceği belirtiliyor. Siz ne dersiniz? http://www.panaks.com.tr/haberler/images/enve_1.htm |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Kaybettik...
|
Sadece Vioxx da FDA onaylıydı diyebiliyorum. Veya yıllarca güvenle kullanılan Methamizol-Na son yıllarda politik sebeplerden zar zor FDA onayı aldı. Paracetamol karşı hamle tutulduydu. Bugün çok güzel bir karaciğer zehiri olduğunu lütfen kabul eder oldular. FDA'nın onayı beni bu alanın uzmanı olarak hiç ama hiç mi bağlamıyor. İnandırıcılıktan çok uzak geliyor artık. |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Ağaç Dostu
|
Su damacanaları öldürüyor ![]() Eğer damacananın altında üçgen geri dönüşüm logosu içinde 3 veya 7 rakamını görüyorsanız bu damacanalar sağlığınız açısından tehlike yaratıyor anlamına geliyor. Bu geri dönüşüm işareti, damacananın yüksek oranda kimyasal madde içerdiğini gösteriyor. Özellikle de vücuda iki kat daha fazla zarar veren 'biesphenol A' nın yüksek olduğunu gösteriyor. BPA olarak da bilinen 'biesphenol A' kalp sağlığınızı bozuyor ve diabet riskini iki kat arttırıyor. ABD'deki Peninsula Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmalar, BPA'ların karaciğer rahatsızlıklarıyla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. İngiltere Gıda Standartları Enstitüsü'nün açıklamasına göre gün içinde almış olduğunuz BPA miktarının vücut ağırlığınızla dengeli bir uyum içinde olması gerekiyor. Sahip olduğunuz kilo başına günde 50 mikrogram kimyasal madde 'normal değer' olarak kabul ediliyor. Yani eğer vücut ağırlığınız 60 kilogram ise gün içinde alabileceğiniz en üst limitin 3000 mikrogram olması gerekiyor. Bu rakamın üstüne çıktığınız anda kalp, diabet ve karaciğer riskiniz iki kat artıyor. Yüksek kolesterol, kan şekeri düzensizliği, yüksek kan basıncı, kanser ve nörolojik problemlerle de bağlantılı olduğu düşünülen BPA'nın vücuda zararı araştırılmaya devam ediliyor. Amerika'da sağlıklı insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda altı yaş üstündeki her on kişiden dokuzunun risk taşıdığı ortaya çıktı. Çünkü gün içinde kullandığınız birçok plastik malzeme BPA içeriyor. BPA kimyasal maddesi bebek biberonundan plastik şişelere kadar yüzlerce plastik malzemede bulunuyor. Konserve kutuları ve hatta CD'ler de buna dahil. Eğer suyunuzu damacana veya şişeler içinde alıyorsanız altındaki üçgen logonun içinde "1" rakamı olmasına dikkat edin. Bu rakam damcananın BPA içermediğini gösteriyor http://www.ekolay.net/haber/haber.as...=566622&ver=80 |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-10-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 937
|
Çok güzel bir konu olmuş, teşekkürler. Benim de birkaç cümlem var; çocuklarımıza sporu sevdirelim, ne kadar erken başlarlarsa o kadar iyi, zararlı yiyecek ve içecekler konusunda bilinçlendirelim. Okullar açılıyor, çocuklarımız akşama kadar okuldalar, hatalı beslenebiliyorlar. Öğle yemeklerinde fast food yiyeceklere yönelmezlerse daha sağlıklı olurlar. |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Yeni Üye
|
Bence gıda ürünlerini muhafaza etmede kullanılabilecek en sağlıklı ürün cam. Üstelik estetik ve hijyen tam olarak sağlanabiliyor. Geridönüşümüde mümkün. Tek dezavantajı; ambalajın cam olması ürünün maliyetini yükseltiyor. Sağlık için herşeye değer... |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Kaybettik...
|
Madem bu tür makaleler ilmi takılıyor bare isimlerinde yazım hataları yapmamıya özen gösterseler ya... Sanırım Bisphenol A olmalı. |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 15-05-2008
Şehir: Fethiye
Mesajlar: 46
|
Sn Denizakvaryumu, Altında 3 veya 7 yazmayan bildiğiniz bir damacana suyu var mı? İlgili makalede savunma da bilimsel kokuyor. Acaba hangisi doğru? |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Ağaç Dostu
|
Forum üyelerinden Sn.Sonja bildiğim kadarı ile Almanya'da yaşıyor yine Fransa'da Hollanda'da yaşayan forum üyeleri var. Eğer damacana su kullanıyorlarsa bu damacanaların altına bakıp üçgen logonun içinde hangi numaranın yazdığını belirtirlerse konu bir nebze aydınlanmış olur. |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 15-05-2008
Şehir: Fethiye
Mesajlar: 46
|
Sn. Denizakvaryumu, Amacım "arsenikli su" tartışmasında olduğu gibi "şu miktarı şu kadar yılda öldürür" veya "madem zaralı değil oranları neden düşürdüler" gibi "entellektüel tartışma zemini" yaratmak değil. Bu konuda Fransa ve diğer ülkelerdeki damacanaların altına bakmak yerine, Türkiye'de KOSGEB tarafından yönetilen Avrupa Bilgi Merkezlerine mevzuat konusunda danışmak daha sağlıklı olur sanıyorum. Ben e-posta göndererek sordum. Ümit ederim cevap gelir. Ayrıca, yanılmıyorsam Ankarada yaşıyorsunuz, siz de bir Bilgi Merkezinden bu konuda bilgi alabilirsiniz. Ankarada olmasanız bile bu merkezler bir çok bölgede var. Önemli olan yaşamımızı bu kadar etkiliyebilecek bir konuda sağlıklı bilgiye kavuşmamız. |
|
|
|
![]() |
|
|