![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Yeni Üye
Giriş Tarihi: 17-03-2007
Şehir: izmir
Mesajlar: 11
|
Bir Ağaç; Yorgani Da Gökyüzü
BİR AĞAÇ ; YORGANI DA GÖKYÜZÜ hiçbir sınır sarkmaz mı ötekine çocuk topaçları gibi kendi gölgesinde mi döner herkes sade ayaz mı önler tohumun toprağa yağmasını oysa ellerim de tohum dolu ilkyaz tadında gelinleri güveyleri kıyıda köşede tutarak ne çok yazık ediyorum çiçek düğünlerine paytak ve acemi bütün ayaklarıyla gelseler dolsalar göğsümün ötücü ovalarına elden ele gözden göze gülüşüp dağıtsalar koca köyde duymayan kalmasa kalır mı çit durur mu duvar ağırca ara yerde dolaşıp sesler seslere gülüşler gülüşlere bulaşıp dönmezler mi gönüllerince bir ağaç gördüm güpegündüz gökyüzünden bir yorgan çekmiş üstüne şiire doğru gidiyordu Ali Tekmil Düzenleyen yengeç : 19-03-2007 saat 09:41 Neden: (n)harfi eksik |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Yeni Üye
Giriş Tarihi: 17-03-2007
Şehir: izmir
Mesajlar: 11
|
GÜLÜŞÜNE GÜLÜŞÜNE o adamdı işte o adam. bir ağacın gövdesine bir deniz oymuş içine de gökyüzü içine de alabildiğine yağmur tıka basa güneş ve sevişme zamanı koymuş şiirden geliyordu. madeni eritmiş göğsünde götürüp dikmiş gömütüne olmaz ' ın. toprağı ekmek yapmış açlığın karasını ak. eğirmiş nefesini acıda umarsız dağlara yolak bir mayıs gelininin saçlarına tarak yapmış ay karanlık gecelerde ay ışığı gün tutulmalarında güneş toprak çanaklarda içilen tarih olarak ve kanlı kılıçlardan kopardığı alnını dilinin rüzgârında savurarak ölümden iniyordu. o adamdı işte o adam. yeryüzünün bütün adalarında adam aramış ve tenhalığa kapaklanmış olarak öfkesinin horozu kalkık avcıdan avcı mızraktan mızrak azalan umudunu uğrusu bilip kendine gidiyordu. o adamdı işte o adam. ağacın göğsüne koymuş başını uzundan uzun genişten geniş elleri meyve gözleri çiçeklenmiş gülümsüyordu. Ali Tekmil / 24. 06. 2002 - Urla. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Ağaç Dostu
|
BİR YER DÜŞÜNÜYORUM -Ziya Osman SABA
Bir yer düşünüyorum, yemyeşil, Bilmem, neresinde yurdun. Bir ev günlük güneşlik Çiçekler içinde memnun Bahçe kapısına varmadan daha, Baygın kokusu ıhlamurun Gölgesinde bir sıra, der gibi: -Oturun! Haydi çocuklar, haydi, Salıncakları kurun! Başka dallarsa, eğilmiş: -Yemişlerimizden buyurun! Rüzgâr esmez, konuşur: Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun. Mesut olun, yaşayan, Ana baba evlat torun Ziya Osman SABA Bu şiiri ezberlediğimde sanırım ilkokul 3.sınıftaydım. Ben hala böyle bir yer düşünür dururum. ![]() |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ağaç Dostu
|
Rahatı Kaçan Ağaç
Rahatı Kaçan Ağaç Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın. Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsim, rüzgârı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin. [Melih Cevdet Anday] |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Ağaç Dostu
|
Çocuk ve Ağaç
ÇOCUK VE AĞAÇ Çocuk çok sevdi ağacı... Verirdi ona, her kış Çiçekleri olaydı! Ağaç, çok sevdi çocuğu... Öperdi altın saçlarından Dudakları olaydı! Ve ona öptürmek için Eğilirdi yerlere kadar; Yanakları olaydı! Dökerdi önüne hepsini Gümüşten, altından, sedeften Oyuncakları olaydı! Ve çocuk gittikten sonra, Böyle kalır mıydı ağaç? Ne olurdu onun da Bacakları olaydı, Ayakları olaydı! [Arif Nihat Asya] Şair 1904 yılında İstanbul'da doğdu, 1975 yılında Ankara'da öldü. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Ağaç Dostu
|
CEVİZ AĞACI ( Nazım Hikmet RAN)
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Nazım Hikmet RAN http://www.nazimhikmetran.com/ |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Ağaç Dostu
|
Biraz önce Türkçe olimpiyatları programında Vietnamlı bir küçük kız bu şiiri okudu. Ağlattı beni. Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden Bebekler hayta hayta yürümeden Geleceğim diyorum, geleceğim sana Ne olur kesin bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Beklesen de olur, beklemesen de Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde Hangi ses yürekten çağırır beni sana Geleceğim diyorum, takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden Gemileri yaksalar da geleceğim sana On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız Ey benim alfabemdeki kadîm Elif Ne güzellik, ne de tat var baharsız Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ihlamurlar çiçek açtığı zaman Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan Kimseye uğramam ben sana uğramadan Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana Takvim sorup hudut çizdirme bana Ben sana çiçeklerle geleceğim -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Bahaeddin KARAKOÇ (Uzaklara Türkü) |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Ağaç Dostu
|
Dün gece Kırsal Çevre Derneğinin düzenlediği "ağaç ve edebiyat" konulu sunumdaydım. Daha çok Türk şairlerin yazdığı şiirlerin konu edildiği sunumda, ağaçlarla ilgili ilginç yaklaşımlar vardı. Ağaçlar ve doğa ile ilgili türkülerin seslendirildiği ikinci bölümde, gitar, bağlama ve bendir le gönlümüz tıka basa doldu "Karlı kayın ormanı" ile biten sunum, "yalnız ağaç" değil, orman olmanın güzelliğini bir kez daha vurguladı. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Ağaç Dostu
|
Karadutum
KARADUTUM Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. Bedri Rahmi Eyuboğlu |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
Dede Özleminde Kaleme Alınan Temiz Duygu ve Düşünceler Türkçe ile Var = IX = Asar Dağı Zirvesinde: tarımı uğraşı edinmek stres atmaya en etkili yoldur; Bir bitkinin arzu etmiş olduğu, en seçkin ortamı hazırlamak strese iyi gelir! Bugün için insan emeğinin değeri, meydana getirdiği eserle ölçülmektedir: Bir bitkinin, yüz güldüren canlılığında; ümitler, sevinçler ve de huzurumuz! |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
Babaların Duasıyla Hakka Yönelmiş Türk Gençliği Elbette Ki Türkçe İçin Var = XI = Asar Dağı Zirvesinde; toprağa düşen her bir tohum, açlığın çaresine ilaçtır; Bir tohumu, toprağın döşeğinde filizlenirken hissedersin ve aşk ile titrersin! Bir tohumu toprakla öpüştürmenin mutluluğu sarar insanı ve aşkın huzuru! Mutluluğu, huzuru, ve ümidi uzakta aramamalı ve toprağın isteğini anmalı! |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
“Annelerin Öz Türkçe’si” ile Ruhum Zenginleşir ve Anne Vicdanında Ümitler = VII = Asar Dağı zirvesinde; dost bellediğim makam öğretti bir çiçeğe bakmasını: Eskiden olsa, basitçe, ‘gördüğüm bir çiçekten ibarettir’ derdim, oysa şimdi; Kazanmış olduğumu sandığım manevi his ve duygularla, söyleyebileceğim; ‘Bir hayal ürününün, insana adanmış gerçeğiyle, hayatın güzelliği bir çiçek’ |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
Seçilmiş Kardeş Olan Arkadaş Hasretinde Hece Hece Okunan Türkçe Anlatı = XI = Asar Dağı Zirvesinde, payına düşene razı olabilmişsen daimilik söz konusu: Şikayetçilik ve payına düşmüş olana isyankarlık; insani kurtuluşa engeldir! Sen de sev, sen de saygıyla koru ve adını sevgiyle andığın aşklar büyüsün: Unutma ki; bir iyilik yapılacaksa eğer, önce kendinle olan dostluğunu koru! |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
Dede Özleminde Kaleme Alınan Temiz Duygu ve Düşünceler Türkçe ile Var = III = Asar Dağı Zirvesinde; sahip olduğun mevkii koruma düşüncesi: ÖNCEliktir! Kendi konumunu, kendi mevkisini muhafaza edemeyen olgunluğa eremez! Sahip olunan konumu ve mevkii sev; çünkü, insan ‘şükrü’ ile can bulandır! Kendi-kendine yeten ve kimseyi etkilemek istemeyen varlığımla; ÖNCE’lik! |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 19-08-2007
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 4,518
|
Bir Ağaca Duyulan Sevgi ve Saygı; Bir İnsana Duyulandan Az Değildi ve Özlemine Yazdık
“TÜRKÇE SEVDALI” TEMİZ KALPLERİN SEÇKİN ANLATISI ile LİSAN ADINA Temiz kalbimizin verimliliği ve duyarlılığı ile gözlemlenebilen ve her biri ayrı bir ağaç ismi ile adlandırılabilecek, insanlığın önderi olmuş, değerli ve büyük tüm güzel insanlar, güçlü hafızamızın zenginliklerindedir! Ve insan, tanımış olduğu büyük insanın, olgunluk yüklü karakterinde, kendi geleceğine yürümektedir. Taşımış olduğu sorumluluk gereği, önce, kendine faydalı olabilmeyi ve daha sonra da aile içi, kendi konumunda, kendi varlığının önemiyle ailesi için çaba sarf etme düşüncesinde. Tanınan ve varlığının anlamındaki gizemli sonuca erişebilmiş, olgun karakterdeki yetkin insan; bir insanı hakkıyla tanıyabilmiş olmanın huzur ve ümidi içinde, kendice edindiği sorumluluklarla aşkın peşindedir. Yalnızlıklar; düşünmeye yeni fırsatlar sunarken, akıp gitmekte olan zaman; yaşanılası yeni dostluklara, arkadaşlıklara yol alıyordu. Ve en değerli varlığı hakkıyla tanımak mecburiyetindeki insan; düşündükçe, insanlığını, kendi özüne, nakış nakış işlemekteydi. Varlıklar arasında, en değerlisini bilmek ve onu inceleme altına alarak, bilgi bakımından nasiplenmek, düşünceli ve duyarlı olabilen, samimi insanların başarısı idi. Ve insan, kendine ve dost bellediğine hesap verebildiği ölçüde etkili olabilendi. Okudukça; bir ağaç gölgesine sığınırcasına, bilgi ve deneyim sahibi olandan nasip almak, hayatın sunduğu bir güzellikti. Kendi bilgi ve tecrübe birikimlerinin özüne inerek anlatan ve ağaç gölgesi ümidi yaşatan, tüm değerli büyüklerimizin varlığındaki anlamı bulmalı, ümidimizi sonsuzluğa taşıyabilmeliyiz. Okunan kitap boyunca, her sayfada, insana sunulan huzur ve ümidi paylaşmak ne güzel. Kitap sayfası paragraflarından aşka gelmek ve her bir değerli insana ağaç gölgesi yeni bir ümit olarak görmek ne büyük erdem. Sevdikçe varolabileceğimizi ve saygı ile muhafaza eyleyebilmişsek, kendi varlığımızın bir önemi olacağına dair sarsılmaz inancımız olmalı! Artık bundan böyle ne kin, ne de hırs ulaşabilir yalnızlığımızın duyarlılığına… Şimdi yalnızlıklara, olgunluğun tacı olmuş, sabrı ve cömertliği nakış nakış işlemelidir. Bir kardelenden sabrı, bir başaktan cömertliği öğrenerek; hayata sunulan tüm gerçekleri özümseyerek ve gerçeklere itaat ederek bir yaşam sürdürebilmenin heyecan ve ümidini her TÜRKÇE SEVDALI’sının sınırsızca yaşayabilmesini ümit ediyorum!. Lisanımız; sevginin gölgesinde büyümeli!. Başarı, huzur, ümit ve sevinç; Türk Dili Severlerinin üzerine olsun!. Yeni bir ümit adına; kendimizi dinlemeyi ve kendimizden sorumlu olmayı unutmamalıdır. Kendi varlığımıza karşı duyarlılığımızı gösterebilmeliyiz!... |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Ağaç Dostu
|
Arkadaşım Badem Ağacı
ARKADAŞIM BADEM AĞACI Aziz NESİNSen ağaçların aptalı Ben insanların Seni kandırır havalar Beni sevdalar Bir ılıman hava esmeye görsün Düşünmeden gelecek karakış.. Açarsın çiçeklerini .. Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... Bir güler yüz bir tatlı söz.. Açarım yüreğimi hemen Yemişe durmadan çarpar seni karayel Beni karasevda Hem de bilerek kandırıldığımızı Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza Koo desinler bize şaşkın Sonu gelmese de hiç bir aşkın Açalım yine de çiçeklerimizi Senden yanayım arkadaşım Havanı bulunca aç çiçeklerini Nasıl açıyorsam yüreğimi Belki bu kez kış olmaz Bakarsın sevdan düş olmaz Nasıl vermişsem kendimi son sevdama Vur kendini sen de bu güzel havaya Düzenleyen hassoman : 21-01-2008 saat 17:19 |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
Gece İçinde Sıcacık bir yağmur siner Kara gecenin içine Toprak somun gibi kabarır Tak tak vurulur kapıma Kişner kapımda kır atım Dünyam gümüşler kuşanır Sıcacık bir yağmur siner Kara gecenin içine Toprak somun gibi kabarır Tak tak vurulur kapıma Kişner kapımda kır atım Dünyam gümüşler kuşanır -A. Kadir- |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
"biliyorum bu dünyada el değmediğimiz nice doyumlu sıcak,ölümsüz ve kederli şeyler vardır biliyorum bu dünyada gökyüzü ve denizyüzü cümle çiçekler ve cümle yemişler vardır biliyorum bu dünyada yalnız ve yalnız insanlar yani kardeşler vardır.." -E. Gökçe- |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Ağaç Dostu
|
SÖZLE EKTİN KENDİNİ Sözle ektin kendini bahçeme ve ben nar ağacıyım dedin. İstiyor ve inanıyordun da ve ben bekledim. Ama uzun zamandır yalnız esintilerde dinliyorum seni. İlk yağmurları aldın, son yağmurları da aldın, geçiyor baharım. Ya çık topraktan dalın yaprağın çiçeğinle ve ol ya da unutayım seni. V.Sarısözen |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
yaşasın!.. Sağolun nevsune hanım! Sonunda bu bölümü canlandıracağımı biliyordum!!!... ![]() |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
(...) günbatımının menevişi sona erince ve soluk alınca kestaneler yaz yorgunluğunun ardından dallardaki kuş cıvıltılarını bastırınca fısıltıları sevdalıların, kıyı gazinosunda caz çalmaya başlayınca denize karşı çıkıp gelecek misin sen bana bunca sınav ve acıdan bunca bocalayış ve düşlerden sonra vakti değil mi artık yazgımıza eğilmenin ve bakmanın ta gözlerinin içine? uykusuzluktan neredeyse başım çatlayacak ağzımda acı-buruk tadı anıların vakti değil mi, sorarım gelmedi mi vakti yaşam üstüne düşünmenin geçmiş günlere bakarak.. yaşam? ama nasıl bir yaşam denize sırtını dönmek bastırmak can evinde o gümbür gümbür uğultusunu orda, kıyıda kaldı ezgin yaşantılar çiğnenmiş çiçekler soğuk külü, sönen ateşlerin öpüşlerden dokunuşlar, kırıntılar duman ve marsık kokuları rastgele bir takım tutkulardan.. Ve ben dönmeyeceğim artık oraya dönmek istemiyorum! bir başka kıyı bulmalıyım ben belirip yükselsin denizden ve dolunay gibi ışıldasın karanlık suların üstünde, eşi benzeri olmayan bir kıyı.. varalım mı bir an önce o kıyıya söz veriyor engin olacak bu gece deniz yalnız hışırtısı duyulacak kayığın, uyuklayan sularda, yalnız, küreklerin şıpırtısı. ve kaplayacak yüzümü tuzlu damlacıklar duyuluncaya kadar ıslığı direkte sabah rüzgarının ve açılıncaya kadar ak yelkenler Ne gitmekte olanda çünkü benim yazgım, ne de gelecek olanda aradaki sınırda tam, denizde.. çağırıyor deniz beni o kıyıya çağırıyor bütün askerlerinin borazanlarıyla. gideceğim ve çarpışacağım ve teslim olmayacağım hiç bir zaman hazır mısın bir tanem narinden daha narin, iyiden daha iyi sen, çocuk düşlerinin gözdesi hazır mısın ötelere yüzmeye buradan? inan ki gece dediğin bir yoldur ancak sabaha doğru.. günbatımı eriyor bekliyorum seni burda, bu kayıkta titreşmesine bakarak yıldızların ve bil ki yorulacak değilim beklemekten... (...) |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Ağaç Dostu
|
Aynı ozandan gideyim ben de. HÜZÜN ÇİÇEKLERİ Mevsimlerin anısı yoktur ama inanırım seninle gelirler... İstemedim de, kendiliğinden belledim bu kuşatılmışlığı; hem belki de siyah bi aygırdır: aşk, yürekte kapalı, hep vardı hep olacak... Bilemiyorum çok yürüdün içime, sana kuşatılmışlığımı veriyorum tek; bana kalsın adakaranfili. Ve işte, iliştirip saçıma atıyorum adımımı kapıdan. Kapı..? Bir alışkanlık olarak. V.Sarısözen (Ben de özlemişim şiirleri, asıl ben teşekkür ederim sevgili Baobab) |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Ağaç Dostu
|
Ufak bir şiirde ben gönderiyorum. Çocuk ve Ağaç Çocuk, çok sevdi ağacı... Verirdi ona, her kış Çiçekleri olaydı! Ağaç, çok sevdi çocuğu... Öperdi altın saçlarından Dudakları olaydı! Ve ona öptürmek için, Eğilirdi yerlere kadar; Yanakları olaydı! Dökerdi önüne hepsini Gümüşten, altından, sedeften Oyuncakları olaydı! Ve çocuk gittikten sonra, Böyle kalır mıydı ağaç? Ne olurdu onunda Bacakları olaydı, Ayakları olaydı! Arif Nihat Asya |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
Biz bir inatçı bahçıvanız siz, bizim, yedi yılda bir açan gülümüzsünüz erişilmez oluşunuz yıldırmıyor bizi, belki bilhassa bundan dolayı makbulümüzsünüz... (N. Hikmet Ran) |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
Katkınız için çok teşekkürler Cumhur bey... ![]() |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
küçücük dalda yedi gül altısını rüzgar alır ama biri kalır bulayım diye onu yedi kez cağıracağım seni altısında gelme ama söz ver yedincisinde tek sözümle gel... (Bertolt Brecht) |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
Düslerin mavi saganaginda bir gece sordu cesur ve yilgin bakisiyla bir kaçak: Seni nasil sevmeli? Ipeksen çildirir yüzlerce tirtil kivrimi suysan tutulmaz bir uçari nem gülüssen tam ortasindan parçalanan bir çelik seni nasil sevmeli? Düslerin mavi saganaginda bir gece solugun solugu susturdugu Afganistan Karanlik kayalarda sakli turkuaz kuytu magaralarda gizemli bir fisilti atesi üfleyen dudak kadar kirilgan her damla terin pusata dönüstügü dünyanin gözyasi ve isyan. Topraga gömülmüs kesik kollu bir heykel renk, ses ve tatlarla yikilan idol akilla duygu ve çatisma ve cansikintisi en ince ayrintilarla yeniden yaratilan çagdas bin tanri... bin tanri daha. Seni nasil sevmeli..? Insanin insani dogurdugu bir ögle vakti - kil ya da kaburga kemiginden degil - mermer serinliginden bir irmak akisindan kuslarin ötüsünden işik selinden insanin insani dogurdugu... Sordu cesur ve yilgın bakisiyla bir kaçak: Turkuaz nerden ulasir çarsilara bilmeden sorgulamadan geçitsizligi seni nasil sevmeli? Düslerin mavi saganaginda bir gece anladim ne zaman düsürdügümü gögsünde ürküntüsüz tek denizi tasiyan o güvercini. Daglari da yitirdim vitrinlerle kusatilmis bir sehrin salginina kaptirip kendimi. Kimbilir kaç kadindan birikmis turkuaz günesin tutsak yani seni nasil sevmeli..? (Zerrin Taşpınar) |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 23-06-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 361
|
Herkese günaydın!... ![]() |
|
|
|
|
|
#30 |
|
Ağaç Dostu
|
HAN DUVARLARI Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgarların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına, Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; *On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben* Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu Burada son fırtına son dalı kırıyordu Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla Savrulmaya başladı karlar etrafımızda Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli* Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri Çicekliyor duvarı ocağın akisleri Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor *Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben* Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım *Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben* Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı Az değildir, varmadan senin gibi yurduna Post verenler yabanın hayduduna kurduna Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi Hana sağ indi ölü çıktı geçende Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları Faruk Nafız Çamlıbel |
|
|
|
![]() |
|
|