![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
|
Avcılığın amacı ve avlanmanının son durağı
Evet avcılığın amacına ve avlanmanın son son durağına geldik, çattık. Yani Avcılık ve öldürmek zorunda olmak... Avcılık olayında hayvanı öldürmeyi kaçınılmaz kılan boyutuyla ilgili ahlak kuralları açısından derin bir incelemesini yapmak oldukca çetin bir konu olsa gerek. Avcılığın küçük ama önemli bir an' ını oluşturan hayvanın öldürülmesi olayı ahlak konusuna geldiğinde içinden çıkılmaz olmakta, avlanmanın bütününü içine alır yok eder görünmektedir. Günümüz insan topluluklarının başında bir sürü bela varken, avcılıkta ahlak konusu bir çok bilim adamı tarafından ele alınması incelenmesine cesaret gösterilmemiştir; benim de hiç harcım değildir. Ancak insanla hayvan arasındaki farkı inceden inceye belirlemek için Descartes'in kendini herşeyden önce hayvanını minerallerden oluşan bir yapısı _ yani bir makina _ olduğuna inandırması gerekmekteydi. Platon' un devlet adlı eserinde adaleti tanımlamaya çalışırken, kullandığı bazı pasajlarda kendisinin de avlanmış olduğunun gerçek kanıtlarına rağmen_ ki sık sık av peşinde ormanlara gitmiş biri o satırları tutkuyla yazamazdı_ idealist felsefede mükemmellik araması boşuna çaba olmuştur. Avcılıkta öldürmek zorunda olmanın önündeki zorluklar nasıl anlatılır, anlaşılır ki... Bu öylesine bir zorluk ki ölümle bağlantılı ahlak değerinin, insanını karşılaştığı en güç ve en az anlaşılabilir kavram olmasıdır. Avcılık ahlakında ölümün gizemi hayvanın gizemiyle katlanarak çok büyük boyutlara ulaşmaktadır. Sonra bir başka olasılık konunu içinde saklıdır. Ölüm hastalık, yaşlılık, ya da güçten düşme gibi kendiliğinden oluştuğunda bile yeterince gizemlidir. İşte burada ölümün kendiliğinden değil, bir diğer canlı eliyle geldiğinde gizemi daha da artar, içinden çıkılmaz hal alır. Katletmek evrendeki en şaşırtıcı eylem, katil ise hala, belki hiç bir zaman anlayamadığımız bir kişidir. Onun bu kanlı eylemi her zaman korkunç kefaretlerin ödenmesini zorunlu kılmış ve kendiside toplumun dışına itilmiştir. Aynen ilk katil ve tüm katillerin atası olan Kabil gibi. O suçlu bulunmuştur. Adem' in Tanrısı, suçluyu dışlayan kavim töresinin yerine getirilmesini ister. ' Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana bağırıyor'. ( Telvin 4:10) Kabil geleceğin acımasızlığını görür. Kavminin korunmasından uzak, başı boş dolaşmaktadır. Tanrı'ya haykırır; ' Yeryüzünde kaçak ve serseri olacağım; ve vaki olacak ki, her kim beni bulursa, beni öldürecektir'. (Tekvin 4:14) İşte avcılığı ahlak yönünden baktığımızda merhamet duygusunun dışında çok garip gerçekler ortaya çıkmaktadır ve hatta başka bir gerçek daha vardır ki hiç dikkatimizi çekmemiştir. Kan: Ve hiç bir şey onun gibi lekeleyemez... |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
|
Bu sözün açıklanması gerektiği konusu doğrudur. Avcılığın ahlaki yönünün derinlerine inmek, kan ve ölüm sorununa geldiğinde adeta olanaksızlaşıyor. Ancak avcılığın en eleştirel yönünüde bu oluşturuyor.Avcılık uğraşının en kısa an' ı ve en önemli tarafı. Haklı olarak Sn gece'nin dediği gibi avcılığın bu yönü gizlenirse avcının bohcacıdan farkı kalamazdı. Ayrıca avcılığı düzmece kutsallığa boğan avcı durumuna da düşerdik. Dr. John Izzo '' Ölmeden önce keşfetmemiz gereken 5 sır '' isimli kitabında; '' ölmek ve ölüm gibi kelimeleri sevmeyiz. Gençken, ölümün uzakta olduğunu hissederiz fakat her yaşta insanlar bize bir hatırlatmada bulunur. Her zaman yanımızdadır ve bize hayatımıza devam etmemizi hatırlatır'' der. Sokakta kavga eden iki kişinin kana bulanmış suratlarını gördüğümüzde içimizde bir huzursuzluk yaratır. Acıma hissetmemiz gerekirken kanla lekelenmiş görüntüleri karşısında yoğun ve farklı bir tiksinti duyarız. Sanki yüzleri iğrenç biçimde lekelenmiştir. Kan onların yüzlerini lekelemekle kalmamış, onları kirletmiştir. Adeta aşağılamış düşük bir düzeye indirmiştir. Postunun orası burası kana bulanmış hayvanın başında duran avcı da buna benzer bir duygu yaşar. Bu ahlak çizgisinin ötesinde ve ondan daha derinde bir şeydir. Kan döküldüğü yerde _ ister canlı olsun ister cansız_ alçaltıcı bir görüntü verir. Kanla ıslanan toprak da lanetlenmiş sayılır. İşte bu kan'ın korkutan gizemidir. Daha ileri gidersek, gövdenin içinde saklı ve gizemli şekilde akıp duran _ durması gereken _ yaşamı taşıyan ve simgeleyen sıvı dökülüp saçıldığıda ve içindeki içerik dışa çıktığında Doğa' ya karşı kökten hatalı bir suç işlenmiş görünür. Fakat ölümde tam budur. Zira kadavra, mahremiyetini yitirmiş, artık kimsenin gizlenmediği bir saf maddeye dönüşmüştür. Ancak kan kendini sunmakta devam ederse, oluk oluk boşalmaya devam ederse tam tersi bir etki yaratır. İnsanı ve hayvanı da sarhoş eder., heyecanlandırır. Geçmişte Arenalara koşan halk böyleydi. Gladyatörlerin, hayvanların, boğaların _ ki bu gün hala İspanya' da sürüyor_ kanı insanda sersemletici bir etki yaratır. Aynı şekilde savaşta her zaman bir çılgınlığa dönüşür. Kanda benzeri olmayan çıldırtıcı bir güç saklıdır. Ancak bu anlatılan kanlı sahneleri avcıların çok az bir kısmı yaşar. Onlarda trofe yani büyük baş avcılarıdır. Keklik, üveyik, sülün, bıldırcın v.b kuş avlarında bu kanlı sahneler yaşanmaz. Saçmanın felç eden öldürüçü gücü dış kanamalara yol açmaz. Burada ahlaki durumu büsbütün arttıran daha karmaşık bir olay daha söz konusudur ki, oda öldürmek zorunda kalmak. Bazen düşmanı, sapığı ya da suçluyu öldürmek kaçınılmaz olur. Bu durum her insanın başına gelebilir. Öldürmekten başka seçeneğin olmaması... ölümü oluşturmak ve biçimlendirmek zorunda kalmak... Bu durumda ölüm için feci dendiğini zaman çok az şey söylenmiş olur. Çünkü genelde tüm sıfatlar gibi bu sözcükte hiç bir şeyi çözemez. Öte yandan bazı hayvanlara bazı özel günlerde gösterilen en büyük kutsal saygının, onları belirli yollarla ve törenlerle öldürmek olduğu konusunda da hiç bir şey söylenmiş değildir. |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|