![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
|
Artık foruma yazmayan (veya yazamayan) ve eksikliği her zaman duyulacak üyeler vardı malesef. |
|
|
|
|
|
#2 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Düşüncelerinize katılmakla birlikte, itirazlarımda var: Biz icat etmesek de bir eşyaya Türkçe bir ad verilebilmelidir. Çünkü pek çok farklı dilde o aygıtın, yemeğin mucidinin verdiği ad dışında adlar verildiğini görürsünüz. Şöyleki bu durum bazen size: " Bu kadar da olmamalı; bu da gerçekten abartı." dedirtir. Örnek olarak İşkembe çorbası: Trip soap ( Merak ettim kral Arthur da işkembeyi sever miydi ? İngiliz milletler topluluğunun asla yapmadığı ve asla yemeyi tercih etmedikleri bir sakatat çorbasına nasıl kendi dillerinde ad verebiliyorlar...) Peri bacası:Fairy chimney. Sanırım Londra'nın göbeğinde bu oluşumlardan bolca bulunmakta. Yoksa biz de fiyord'a Türkçe karşılık bulurduk. Lokum: Delight . Geleneksel ingiliz tatlısı desem... Halı : carpet. Biz bulmadık; onlardan öğrendik sanırım ![]() Troy: Truva. Sanırım fransızlar millet olarak ortaya çıkışlarından 2.500 yıl önce Troy'a Fransız aksanlı ad verebilme becerisini gösterebilmişler. Buradaki örneklere benzer binlercesi var. Elin fransızı, ingilizi bizim buluşumuza, yerimize kendi diliyle ad verebilme özgürlüğüne sahipken biz neden değiliz ? Düzenleyen Tamtutulma : 26-09-2008 saat 16:20 Neden: Yazım yanlışı |
|
|
|
|
|
|
#3 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Fidan rumcadır; ağaç Türkçe bir sözcük... |
|
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Örn; Ceviz (Arapça) - Goz (Türkçe), Mısır (Arapça ?) - Darı (Türkçe), Hala (Arapça) - Bibi (Türkçe), Bunun gibi örnekleri bir defter dolusu tutuyorum, kulağım özellikle yaşlılarda, yeni nesil gittikçe kimliksizleşiyor. Yön, renk, eylem ve deyimler hatta ünlemler vs. o kadar zengin ki şaşırıp kalıyorum. Tarihi boyunca sürekli hareket halinde olan bir milletin eylem ifade eden kelime sayısının çokluğu da normal. Durgun bir kültürün eseri olan Arap ve Fars dillerinin eylemleriyle kıyaslanamayacak kadar çok eylem köklü kelimemiz var. |
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,706
|
Biologus'tan alıntı: Degidiklikler olmasi gerekiyor du ve oldu. Karsinda pek kimsenin olacagini sanmiyorum Sn Biologus, Öncelikle mesajınız ve saygılı sesleniş biçiminiz için teşekkür ederim. Atatürk Devrimleri'ne karşı olmamanıza sevindim. O zaman çok fazla tartışacak bir konu yok demektir. Ancak aşağıdaki birkaç noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim: Matbaa: Benim Matbaa hakkındaki düşüncelerimin uydurulmuş olduğunu zannetmiyorum. Ortada o dönemde basılmış yüzbinlerce basılı kitap olmadığına göre (herhalde Atatürk'ün bu kitapları yaktırdığını düşünmüyorsunuzdur!), bu kitaplar basıldıysa, nereye gitti? Yani 1727'den önce Osmanlı'da çok sayıda kitap basılıp, vatan topraklarında millete satıldıysa, bir yerlerden çıkması gerekmez miydi? Herhalde, bu kadar yılda basılmış kitabı birilerinin saklamış olması gerekirdi. Neyse, bu konuda daha fazla bir şey söylememe gerek yok. Her şey ortada. Bu konu yabancı kaynaklarda da geçiyor. Yani yalnızca Turkiye Cumhuriyeti'nin uydurması değil! Osmanlı Konusu: Tabii ki amacım Osmnalı'yı tümden karalamak değil. Bu kadar büyük bir toprak parçasını 600 yıl yönetmek kolay olmasa gerek. Ama çok hata yapan devlet büyükleri vardı. Bunları anlatıp mutlaka ders çıkarmalıyız. Biologos: Canlı bilimi terimini sizden duymak çok umut verici. Benim böyle bir sorunum yok. Adımdan ne olduğumu en kara cahili bile anlıyor: Doğasever. Adlar: Sanıyorum bu konuda biraz önyargılısınız. Artık Türkiye bu ad sorununu aştı! Bunları gündemde tutmalıyım lütfen. Adınız ister Metin olsun, ister Biologos, ister Abdulmuttalib (p ile mi yazılıyor yoksa b ile mi bilemiyorum!), bizler için önemli değil. Çünkü o sizin adınız. Ana babanızın verdiği ad. Onlar öyle uygun gördülerse, bu devlet dahil hiç kimseyi ilgilendirmez. Daha fazla yazmak istemiyorum. Ancak size bir sorum olacak: Kaç yıldır Amerika'da yaşıyorsunuz? Saygılarımla |
|
|
|
![]() |
|
|