![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
|
Haksiz Kazanimdan Elde Edilmiş Tapu Ne Demektir ?
Merhaba, Özel mülkiyet alanlarının,orman kategorisine sokulması başlıklı bölümde Sn.deretepeorg'un dilekçesine Orman Bölge Müdürlüğünce verilen cevapta kullanılan bir ibare. Ne anlama geldiği meçhul. Ben anlayamadım. Sizin görüşlerinizi almak istedim. Tapu da diğer bazı evraklar gibi devlet tarafından düzenlenir. Tabi sahtesi,yırtığı, kirlisi olabilir ama haksız kazanımdan elde edileni olabilir mi? Mesela sahte diploma olabilir ama haksız kazanımdan elde edilen diploma denirse bu ne anlam taşır. Saygılar |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Ağaç Dostu
|
Bilirkişi Orman Haritalarini Boyayabilir Mi ?
Merhaba, Hazinenin açtığı tapu iptali davasında, keşif sonrasında bilirkişinin mahkemeye sunduğu haritalar, Orman Müdürlüğündeki ve Kadastro Müdürlüğündeki haritalardan farklı. Yaptığım araştırmada söz konusu haritaların, bilirkişi tarafından boyandığını öğrendim Bilirkişilerin kroki veya başka taslaklar çizebildiğini biliyorum. Ancak Kadastro veya Orman Tahdit Haritasını orjinalinden başka renge boyama yetkileri var mı? Saygılar |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Ağaç Dostu
|
Orman arazisi sınırındaki yerlerin, orman ağaçları ile yoğunlaşması ve arazinin uzun süre kullanılmaması sebebi ile, mülküyet arazilerinin ormana kayıt edildiğini biliyorum. Tarım ve hayvancılığın yerini teknolojik faaliyetler ve dolayısı ile köylerden şehre göç akımı da, böyle bir düzenlemeye sebep olmuştur. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ağaç Dostu
|
Problem devletin verdiği tapuya güvenmemesi
Merhaba, Sn. Emine Aktaş ve Mustafaöztok. Problem orman olma veya olmma meselesi değil. Tapuyu veren ve verirken neresi orman neresi değil diye karar veren yine devlet. Daha sonra verilen tapulara dayanılarak 16 yıl sahiplik ve ben alınca dr bakalım orası ormanmış. Böyle, umursamazlık,. . . . olur mu? Devlet ciddiyet ister. eğer zamanında ormansa ve yanlışlıkla orman dışında bırakıldıysa ki bu yanlışlığın olabilmesi için en az 60 adet yetkili imzası gerekir. O zaman önce o yetklilere hesap sorarsın. Yoksa vatandaşın tapulu yerine yahu burası yıllardır ormanmış onun için el koyacağız dersen. Bu kafayla daha çok orman yanar. Herkes benim gibi orman müdürlüğüne yüz defa dilekçe verip hak arama yoluna gitmez. Saygılar Düzenleyen Oğuz Karsan : 25-03-2010 saat 17:04 |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Ağaç Dostu
|
Merhaba, Konuyu baştan itibaren takip edemeyenler için özetleyeyim. 1- Çanakkale de, arazi almadan önce ne olur ne olmaz diye Orman İşletme Şefliğine çapı ve tapu bilgileriyle başvurup satın almayı düşündüğümüz arazinin, orman ile bir ilgisinin olup, olmadığını sorduk. Şef, birkaç haritayı inceleyip üç tane şahidin huzurunda, orman ile bir ilgisi yok alabilirsiniz cevabını verdi. Araziyi aldık, 5 sıra dikenli tel ile çevirip, 1ooo adetten fazla Sertifikalı İncir, Ceviz, Fıstık Çamı diktik. 2- Aradan 5 yıl geçti. Aynı şef bir raporla ormandır iddiası ile hazineye tapu iptali davası açtırdı. Başvurularımız neticesiz kaldı mahkeme, keşif dahil iki ayda davayı bitirdi. Sonuç: Tapudan satın aldığımız Arazimiz orman oldu. 3- Mahkemenin yeminli tanık ifadelerine dayanarak şefi şikayet ettik. Çanakkale Valiliği,İl İdare Kurulu muhakkik olarak Orman Bölge Müdürlüğü, binasında bulunan Kadastro Mülkn imkanlara sahip kişiler iken iyet şefini görevlendirdi. Sonuç : yeterli bilgi ve belgeye rastlanamadığından soruşturma izni verilmemesine karar verildi. 4- Mahkemede alınmış yeminli tanık ifadeleri bir üst makam olan Edirne Bölge İdari Mahkemesince de görmezden gelindi. Bunları niye anlatıyorum? Herkes ormanlarımızın neden yandığını anlasın diye. Şehirde yaşayan, eğitimli, teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanabilen kişiler olarak yapılan haksızlıklara karşı kanunlara rağmen netice alamıyoruz. Peki, aynı numaralara maruz kalan köylü vatandaş ne yapsın? Hadi bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım. İsterseniz ben bir tahminde bulunayım. Böyle muğlak kanunlar, adam kayırmacı zihniyet ve kişiye özel zorlama hukuk ile, sırf ormanı korumak adına yapılan adaletsizliğin bedelini doğal olarak ağaçlar ödeyecekler. Şikayetim sonucu, soruşturmayı yürüten Çanakkale Valiliği, İl İdare Kurulu yetkilileri, Valilikçe görevlendirilen muhakkik ve Edirne Bölge İdare Mahkemesinin değerli üyeleri hepinize bravo. Saygılar. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 25-01-2008
Şehir: avanos
Mesajlar: 477
|
*** oğuz karsan Ne derece doğru bilemiyorum söyleceklerim. yine de denemenizi isterim bu belirtiğiniz alanın tapusu elinizden alınırsa burdaki emeklerinizin zayi olmaması için. Bu daha önce ağaç diktiğiniz yeri özel ağaçlandrıma ile tekrar devletten kiralayın diyeceğim. Ama yinede mümkün olmayabilir çünkü ağaç dikimi yapılmamış olması gerekiyor siz yinede sorun belki bir kolay tarafı vardır. Umarım çözebilirsiniz. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Ağaç Dostu
|
Çoğu yönetmelik kağıt üzerinde
Merhaba. Sn. sivas5858, gösterdiğiniz yol için teşekkür ederim. Malesef yararlı görünen birçok yönetmelik sadece kağıt üzerinde kalıyor. Uygulaması ağaçlandırmanın önemini kavrayamayan birkaç yetkili yüzünden bir türlü gerçekleştirilemiyor. Sizin özel ağaçlandırma ve özel orman çalışmalarınızı ilgi ile izliyorum. Ve başarılı olmanızı canı gönülden diliyorum. Ben de 2000 yılında 103 dönüm alan için özel ağaçlandırma dilekçesi vermiştim. Hala cevap gelmesini bekliyorum. Devlet kademelerinde çöreklenmiş nemelazımcı zihniyet kırılamadan, hiç bir çalışma yapmamaya karar verdim. İnşallah bürokrasiyi alteder, ülkemiz için de çok yararlı olacağına inandığım ağaçlandırma çalışmanızı yapabilirsiniz. Kıymetli çabalarınızı destekliyorum. Saygılar |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Türkiye Cumhurriyeti Devleti Mülkiyet Hakkı tanımamaktadır.kanunlarcada bu haklar açık ve seçik belirtilmişsede bu kanunlar hukuk devletleri için geçerlidir.Anayasanın 35.maddesinde yer verilmesine rağmen tapunun devlet güvencesi ve saygınlığı yoktur.Kesinlikle bu ülkenin verdiği tapulara güvenmeyin yoksa bizler gibi olan hakkınızı a.i.h.m kapılarında ararsınız.tapu devletlerin namusudur.devlet kanadıyla halkın dolandırılması çok acı bir konu yazık........ |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Ağaç Dostu
|
Önce şunu bilmeliyiz ki ülkede güvensizlik ilkesi geçerli. Birçok hikaye duyarsınız, ekabir bir kişi **** uyanık biri yaylada bir koç keserek verdiği ziyafetle, o civardaki istediği yerin tapusunu aldığını. Tapu kayıtlarında çap-sınırlandırma gereği kroki ve mücbir sınırların olmadığı, dere, tepe, gibi soyut sınırlarla 5 dekar yer için 50 Ha. alanın tarif edildiği tapu kayıtları bir tarafa, Ülkede sağlıklı kadastro çalışmaları bile henüz bitrilememişken, birde mevzuatın bir çok gerekçesi inanılır olunmadığından kaynaklanmaktadır. |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Peki orman kadastrosu yapıp orman vasfı dışına çıkartılmış bir arsa kesinleştikten sonra tapu kadstronun da peşine arsa vasfıyla tapu verdiyse 12 sene sonra olmayan kadastro tutanaklarıyla verilen tapuyu iptal etme hakkı varmı medeni kanunun 1007 maddesinin 1. fıkrası tapu sicilinden doğan zararlardan devlet sorumludur der tabi devlet varsa.Vatandaş tapudaki kayıtlara güvenmeyecekse neden tapu dağıtır.ya o arsaya bütün hayatını yatırdıysa alan kişi kim verecek o vatandaşın parasını satan mı yoksa o tapuyu tastikleyen mi? |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Ağaç Dostu
|
Haksız kazanımdan elde edilebilen tapuyu kim düzenler?
Merhaba. T.C.'nin Kanunlara dayanılarak verilen ve verilmesi için onlarca yetkilinin imzasının gerektiği Tapuyu birileri geçersiz saymaya cüret edebiliyor. Elimde Bir Orman Bölge Müdürü'nün resmi yazısı var. Ne yazıyor biliyormusunuz? Haksız kazanımdan elde edilen tapu kavramını kolayca kullanabiliyor. Peki haksız kazanımdan bir tapu nasıl elde edilebilir?. Tapu dediğimiz, mülkiyeti belgeleyen değerli kağıt, Devlet tarafından düzenlendiğine göre, tapu için imzası bulunanların içinde de Kadastro ve Orman İdarecilerinin imzaları bulunduğuna göre, neden tapu sahipleri cezalandırılma yoluna gidiliyor ? ve tapuları iptal ediliyor? Peki diyelim ki bir şekilde tapuyu iptal edebildiniz. Yani tapu sahibi olan vatandaşı cezalandırdınız. Ya vatandaşın haksız kazanımına sebep olan, zemin hazırlayan ve tapuyu almasını sağlayan imza sahiplerine ne ceza veriyorsunuz? Bir hukukçu veya Orman Yetkilisinin cevaplaması dileğiyle. Saygılar Düzenleyen Oğuz Karsan : 11-01-2009 saat 20:52 |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
genede allahtan a.i.h.m leri sahip çıkıyor mülkiyet hakkının ne olduğunu bu ülkeye öğretecek ama biraz bütçeyi sallıyarak....hakimlerinde işine geliyor herhalde eğer onlara cezai bir işlem yapılabilse bakın bakalım o tapuları iptal kararı verebilirlermi... |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Ağaç Dostu
|
Bu konudaki en önemli şey yasal ve hukuki bilgisizlik veya takipsizliktir. Ülkemizde genel olarak kimse kendisine bir tebligat yapılmadıkça yayın ve basınla veya muhtarlıklarca ilan edilen konulardan habersiz ve ilgisiz kalmaktadır. Konular hakkında yasal ve hukuki cahillik vardır. 1956 yılında devletleştirilen ormanların itirazı varken, taraflarca ilgi ve sorumluluk yerine getirilmemiş olabilir, ama daha sonra suçlamalar olduğu gibi diğer olaylarda da benzeri durumlar vardır. Bu konular daha ziyade idari olmayıp hukukidir. Önemli taraf kadastrocuların yanlışlıklarından dolayı şahsen sorumlu olmamalarıdır. İtiraz ancak mahkemelere yasal süreler içinde yapılmaktadır. |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
peki benim arsam orman vasfıyla elimden alınıp mülkiyet hakkım tanınmadı bu olmayan hukuk sisteminde.nasıl olurda orman arazisi diye elimden alınan meyva ve fındık bahçem (9180m2) lik alan imara açılıp 5 kat yapı ruhsatı verilir.varmıdır bir açıklaması hangi orman arazisinin tamamı imara açılır? |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
kendi hakiki ormanına sahip çıkamayan devlet vatandaşın tapulu toprağına göz dikmiş......ondan sonra başbakan çıkıp avrupadaki mevduatlarınızı Türkiyeye yatırın garantisi Türkiye Cumhurriyeti devleti diyor .peki Türkiyeye kim garanti verecek. |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Ağaç Dostu
|
Merhaba. Sn. angel67, Sn. nariçi, Esasında Devletin bir suçu yok. Bütün mülkiyet problemlerinde suçlu, Devletin yönetimine gelen yeterli hukuk bilgisinden yoksun işgüzar ve kanun tanımaz memurlarının. Diğer bütün ülkelerde olduğu gibi tapu en geçerli kağıttır. Kanunlarımızda da bir problem yoktur. Gelişmiş ülkelerden alınmadır. Ancak uygulamada bazı kişiler hukuğun uygulamalarına müdahale etmektedir Görevini eksik ya da yanlış yapan kadastro veya orman memurlarının açıklarını kapatmak amacıyla ve de orman kayıplarını önlemek amacıyla çıkartılmış olan adaletsiz kurallar, Kanunlar ile çelişen bazı yargıtay kararlarının çıkartılması bazı karışıklıklara sebep olmaktadır. Bu zorlama hukuk kuralları,vatandaşın en önde gelen mülkiyet hakkı ile çatışmaktadır. Esasında yakın zamanda AB ile çıkartılan uyum yasalarına uyma zorunluluğu ndan bu gibi meseleler çözüme ulaşacak ve tapulu mülklere yapılan saldırılar bir son bulacaktır. En büyük haksızlık ise, devletin tapularına sorumsuzca saldırıp bir sürü haksızlığa sebep olanların kanunlara rağmen cezalandırılamamasıdır. Temennim hukuk sistemimizin dışarıdan zorlama olmadan bu gibi meselelere çözüm bulmasıdır. Sn. angel67, yazdıklarınızdan 9180m2 arazinizin orman iddiası ile elinizden alındıktan sonra, başkalarına satılmış olduğunu anladım. Eğer doğru anladımsa orman iddiası ile tapunuz iptal edildiyse aynı arazi başkasına satılamaz. Hele orman arazisi diye elinizden alındıysa hatırladığım kadarıyla imara açılması da mümkün değildir. Biraz daha açıklayıcı bilgi verebilir misiniz? Saygılar |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Beni bir anlayan karsan bey çıktı..arsa niteliğinde ilköğretim sahası olarak okul yaptılar.bu yer belediye sınırları içinde bir mahalledir ne orman nede bir ağaç var.etrafı bir sürü ev dolu yani 8-9 bin insan yaşıyor alt yapısı yapılmış imara açılmış parsellerdir.zaten orman kadastro tutanaklarında da yer orman değil. bildiğim kadarıyla bir orman arazisine beton döküldümü o yerin orman vasfına dönmesi 100 yılı bulurmuş.ayrıcı ne olursa olsun orman arazilerinin %6 sını üzerine imar izni verilmemektedir. bu bize belediye ile orman müdürlüğünün oyunu oldu.şimdi bana trilyonlar ödeyecekler ama bunu milletin cebinden alarak 1 trilyonsa bu yer şimdi oldu 5 trilyon bunun sorumlusu yargıdır.çünkü kadastro tutanaklarını ve bilir kişi raporlarını ciddiye bile almadan verdiler bu kararı.a.i.h.m leri ne olursa olsun diyor tabiatı koruma amacıyla bile olsa bir yerin tapusu ancak kamulaştırma bedeli verilerek yapılır diyor. çünkü kişilerin elinde geçerli bir tapu kaydı vardır ,devlet böyle bir konumda işgalci duruma düşüyor ve uzlaşma **** ağır tazminatlara sebeb oluyor.ne açıdır ki bu ülkede en son güvenilecek merci olan yargı sistemi iflas etmiştir....... Düzenleyen malina : 24-12-2008 saat 01:50 Neden: paragraf |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Aynı zamanda yargıtayında kendi internet sayfasında a.i.h.m dosya sorgulama kısmında mülkiyet hakkından girerseniz (KÖKTEPE DAVASI) , (TURGUT VE DİĞERLERİ) adı altında iki tane orman mağduru insanın Türkiye aleyhine kazanılmış emsal davayı göreceksiniz bu davaların sonu gelmiyecek ve daha bilinçli toplum olarak fazla fazla artacaktır.....Çanakkaleli bir öğretmenin uğradığı haksızlığı a.i.h.m fark etti.Ve cezayı kesti.Hepimiz yeşili seviyoruz ama bu şekilde değil...... |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Ağaç Dostu
|
Merhaba. Sn. angel67, Sizi anlıyor olmamın sebebi, Nasrettin Hoca misali benim de aynı ağaçtan düşmüş olmamdır. Malesef 2008 yılında bile, Yargı hataları ve artık olmaması gereken davalar yüzünden, tapulu arazimizi kaybetmemek uğruna, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Ülkemize şamar vurdurmak zorunda kalıyoruz. Böyle ağır bir zorunluluğu bize yaşatıp Ülkemizi mahkum ettirme talihsizliğine sebep olanlar ise genellikle devletimizin ağır ve hantal yapısının altında kendilerine yargı baskısından gizlenebilecekleri yeri bulabiliyorlar. Yeterli kanun olmasına ve birsürü uğraş vermeme rağmen, bürokrasiyi yenip hem mağduriyetime sebep olanları, hem de devletimizin mülkiyet hakkına bakışını zedeleyenleri, elimdeki delilleri görmezden gelen bazı yetkililer yüzünden henüz yargı önüne çıkarmayı başaramadım. Bizim davalar gibi A.İ.H.M.'de kazanılan, başka bir deyişle Devletimizin kaybettiği davaların çoğalması ise artık yargının bu gibi olaylarda daha dikkatli davranması gerektiğine işaret etmektedir. Davanızda haklı olduğunuza inanıyor ve tüm kalbimle girdiğiniz hukuk savaşınızı kazanmanızı diliyorum. Saygılar |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
çok teşekkür ederim.sizin gibi öğretmen olan bir insanımız bu hakkını kazandı ve bizlere derman oldu bu ülkede hukuk mağduru olan yüzlerce insanımız için mücadelemi vermekteyim bizler gibi hesap sormasını bilen insanlar çoğalırsa inanıyorum ki her kurum kendine çeki düzen verecektir.burdaki davada sen ben aramamaktayım hepimiz için koşturmakta ve takip deyim.masa başında oturupta o koltukta fetfalar vermekle olmuyor siyasi açıdan koltuklarını korumak için akla gelmiyecek işleri yapıyorlar. bir düşünür derki Sosyalistleri aldılar sesimi çıkarmadım Çünkü ben sosyalist değildim, Devrimcileri aldılar sesimi çıkarmadım Çünkü ben devrimci değildim, Yahudileri aldılar sesimi çıkartmadım Çünkü ben yahudi değildim, Sonra beni aldılar benden başka ses çıkaran yok Çünkü etrafta sesi çıkacak kimse kalmamıştı |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Vergilerimiz AİHM`ye! [Yorum - Prof. Dr. Beril Dedeoğlu] Türkiye aleyhine açılmış davalardaki sayısal artış ile bu davaların büyük bir çoğunluğunun kamulaştırma bedellerinin ödenmesindeki gecikmeler, hak ihlalleri, mülkiyet haklarının ihlali ve yargı uygulamalarındaki gecikmelerin oluşturduğu düşünülürse ve özellikle sırada `orman arazileri` ve `vakıf malları` gibi konuların bulunduğu hatırlanırsa bugüne kadar ödenenlerin, bundan sonra ödenecek tazminat. İnsan hakları oldukça geniş bir alana işaret eder ve özü, devlet-vatandaş ilişkilerinin vatandaş lehine düzenlenmesine dayanır. Yaşama hakkı, işkence yasağı, kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, cezaların yasallığı, özel ve aile yaşamının korunması, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, dernek kurma ve toplanma özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, hakların kötüye kullanılmasının yasaklanması konularının yanı sıra mülkiyet haklarını da içeren bu alanın korunmasından sorumlu kuruluşlardan birisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`dir. AİHM, kişilerin kendi ülkesinde iç hukuk yollarını tüketip mağduriyetinin ortadan kaldırılması yolunda bir sonuç alamadığı durumlarda, AİHM`ye başvurarak haklarının kazanılmasını, mağduriyetinin ortadan kaldırılmasını ve tazminini sağlayabildiği bir kurum. Dolayısıyla, bir devlet AİHM kararlarını tanımayı kabul ettiğinde, o ülkenin vatandaşları söz konusu yolu izleyebilir. Bu türden bir kabule yanaşmış devletin, insan hakları ve demokrasi konularında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ilkelerine bağlı ve saygılı olduğu kabul edilir ve kendisi aleyhine açılan ve karara bağlanan davaların da, demokrasi ve insan hakları bakımından o ülkeye katkı sağlayıcı sonuçları olduğu varsayılır. Bu haliyle AİHM, bir yandan bireylerin haklarının korunmasında önemli bir rol oynarken, öte yandan taraf ülkelerin sicilinin takibinde de son derece önemli göstergeler sunar. AİHM kararları, ülkelerin yasal düzenlemelerinin demokratikleşme ve insan hakları zemini üzerine oturup oturmadığını gösterdiği gibi, aynı zamanda kazanılan ya da var olan hakların uygulama bozuklukları nedeniyle tahakkuk etmemesinden kaynaklanan durumları da ortaya döker. Diğer bir ifadeyle AİHM kararları, insan hakları konusunu hem yasal düzenlemeler hem de uygulamalar bakımından ele alarak bir ülkenin demokratikleşme yolunda kat ettiği yolu izlemeyi kolaylaştırır. Devlet-yurttaş ilişkilerinin yurttaş lehine gelişip gelişmediğini, gelişmediyse bunun nedenlerinin tespiti ve bedelinin de nasıl ödendiğini en çarpıcı biçimde gösteren sonuçlar, AİHM kararlarında bulunabilir. AİHM`nin iş yükünün 5/1`i Türkiye üzerine... Bilindiği gibi Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`ni 1954`te onaylamış olmasına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne bireysel başvuru hakkını 1987`den itibaren vatandaşlarına olanaklı kılmış, mahkemenin zorunlu yargı yetkisini, diğer bir ifadeyle Türkiye`ye yönelik kararları kabul etmeye ve bedelini de ödemeye ise ancak Eylül 1989`da razı olmuş, Ocak 1990`dan itibaren de yürürlüğe girmiş. İlk bireysel başvuru, 1993`te yapılmış ve AİHM Türkiye aleyhine yapılan bireysel başvurularla ilgili davaları 1995 yılında sonuçlandırmaya başlamış. Yıllar itibarıyla verilen hüküm sayıları; 1995`te 3, 1996`da 5, 1997`de 8, 1998`de 18, 1999`da 19, 2000`de 39, 2001`de 218, 2002`de 99, 2003`te 123, 2004`te 171, 2005`te 290 ve 2006`nın ilk altı ayı için 189 olmak üzere 1.183`e ulaşmış durumda. Bu rakamlara ulaşmak için AİHM`nin resmi sitesine girmek durumunda kalınıyor, zira Adalet Bakanlığı sitesi bu konudaki tüm verileri barındırmıyor, bu sitede daha az dava görünüyor. AİHM`ye başvuru sayısının ise karar sayısıyla karıştırılmaması gerek. Başvuru sayısı günümüzde 12.000`lere ulaşmış durumda. Başvuru sayılarındaki artışın bir nedeni, vatandaşların haklarını arama konusunda evrensel bir bilince doğru evrilmesi gösterilebilir. Ama, öte yandan Türkiye`de insan hakları konusunda benzer hızda bir evrilme olmadığı sonucu da çıkarılabilir. 2004 yılında örneğin AİHM`ye açılan toplam 44.128 davanın içinde Türkiye aleyhine açılanlar 3.930`unu oluşturuyor. Bu rakamla Türkiye, Rusya ve Polonya`dan sonra üçüncü sırada yer alan bir ülke durumunda. 2005`te ise Ukrayna az farkla Türkiye`nin önüne geçmiş. Kısacası, AİHM`nin iş yükünün 1/5`ini Türkiye aleyhine açılmış davalar oluşturuyor. Üstelik bazı sıralamalar, hüküm sayılarının nüfusa oranına göre yapılıyor ve bu tür durumlarda Türkiye üçüncü sıradan düşemiyor. Türkiye ile ilgili bakılan davaların konuları ve zaman içerisinde gösterdikleri değişiklikler de birer gösterge. İlk başvuruların başladığı yıllarda, davaların konusunu büyük bir çoğunlukla, yaşam hakkı, ifade özgürlüğü, işkence, özgürlük ve güvenlik hakkı ile siyasal yaşama ilişkin konular oluşturmuş. Örneğin 8 Temmuz 1999`da AİHM Türkiye`de ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin 11 karar birden vermiş. 2001 yılına kadar, genel olarak bu konulara adil yargılanma hakkıyla ilgili davalar da eklenmiş ve bu tarihe kadar kaybedilen toplam 107 davada Türkiye 4 trilyon TL(4 milyon YTL) ödemiş. Avrupa Birliği tam üyelik süreci çerçevesinde gerçekleştirilen reformların bir uzantısı olarak, 2001`den günümüze doğru bakıldığında siyasal yaşama ilişkin davaların sayılarında azalma ortaya çıkmış, 2004 yılından itibaren neredeyse açılmış 3 binden fazla davanın sadece 1/3`ü bu alana ilişkin olmuş. 2000`li yıllardan günümüze geldiğimizde, açılan davaların % 70`ini kamulaştırma bedellerinin ödenmesindeki gecikmeler, hak ihlalleri, mülkiyet haklarının ihlali ve yargı uygulamalarındaki gecikmeler oluşturur hale gelmiş. Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre, 2005 Eylül ayı itibarıyla 567 AİHM kararları neticesinde ödenen tazminat miktarı 33 milyon Euro`ya ulaşmış, siyasal yaşama ilişkin tazminatlar bu tutarın sadece % 10`unu oluşturmuş... Hak ihlalleri artıyor, ağır tazminatlar yolda... Bu arada, ilginç bir bulguyu da belirtmekte yarar var. Ülkelerin ödedikleri ya da ödemeye mahkum edildikleri toplam tazminat miktarlarının dökümlerinin AİHM kurumlarından bulunması mümkün değil. Miktarların her ülkenin dışişleri bakanlıklarından öğrenilebileceği ilkesi savunulmakta, ama bakanlıklardan nasıl öğrenilebileceği de bilinememekte. AİHM`nin kamulaştırma bedellerinin ödenmesindeki gecikmeler ve mülkiyet haklarının ihlali gibi davalardaki uygulamasını da hatırlatmakta yarar var. Davaya konu olan mülkün bedeli, günümüzdeki değerinden hesaplanmakta, o mülkten gelir elde edildiği ya da bir faaliyet sürdürüldüğü kanıtlandığında tazminata bunlar eklenmekte, mülkiyetin ihlal ediliş biçimine göre, örneğin toplanma ve dernek kurma hakkının ihlal edildiği gibi bir durum ortaya çıkmasına göre ayrı bir suç ve onun tazminatı eklenebilmekte, birey söz konusu mülküne ilişkin haklarını kullanamaması nedeniyle manevi tazminat talep edilebilmekte, 300 ile 500 Euro arasında değişen mahkeme masrafları eklenmekte ve eğer bu tazminatın ödenmesinde gecikme olursa da, her ay % 3-4 faiz çalışmakta. Diğer bir ifadeyle, devlet vatandaşının hakkını verme konusunda yavaş ve isteksiz davrandıkça, bu isteksizlik de cezalandırılıp neredeyse o mülkün astarı yüzünden pahalıya getirilmekte. Bu arada hemen belirtilmesinde yarar var, dostane çözümlerde de para ödenmesi söz konusu. Türkiye aleyhine açılmış davalardaki sayısal artış ile bu davaların büyük bir çoğunluğunu kamulaştırma bedellerinin ödenmesindeki gecikmeler, hak ihlalleri, mülkiyet haklarının ihlali ve yargı uygulamalarındaki gecikmelerin oluşturduğu düşünülürse ve özellikle sırada `orman arazileri` ve `vakıf malları` gibi konuların bulunduğu hatırlanırsa bugüne kadar ödenenlerin, bundan sonra ödenecek tazminatların yanında lafı bile olmayacak gibi. Demokrasiyi sadece yasaların değiştirilmesi üzerinden anlamlandırmaya çalışmanın yararı yok. Devlet, olan ya da değişen yasaları vatandaşların haklarını teminat altına alma zihniyeti ve ilkesiyle yapmadığı sürece, diğer bir ifadeyle devlet vatandaşıyla olan ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerinde vatandaşı kollayıcılığı benimsemedikçe, Türkiye`nin yol kat ettiğine dair gerçek göstergeler ortaya çıkamayacak. Bu durum, bir yandan demokratikleşme sürecine ilişkin bir eksiklik olarak kalmaya devam edecek, öte yandan AİHM`ye başvuran kişi ile ve onun açtığı dava konusuyla hiçbir ilgisi bulunmayan diğer vatandaşlar, ödenen tazminatların vergilerle karşılandığından hareketle durduk yere dolaylı olarak cezalandırmaya devam edecek. Devletin, bir vatandaşına karşı yerine getirmede geciktiği ya da yerine getirmediği sorumluluğunun bedelini bir diğer vatandaşına ödetir hale gelmesi halinde açılabilecek davaların tazminatını karşılamak için, belki `kötü yönetişim vergisi` adı altında yeni fonlar oluşturulabilir; ama bunun insan haklarına ve demokrasiye bir katkısı olur mu, orası şüpheli. GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ Düzenleyen malina : 24-12-2008 saat 01:49 Neden: paragraf yapıldı |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
AİHM MÜLKİYET HAKKI DAVALARINA NASIL YAKLAŞIYOR AİHM, mülkiyet hakkının gerçek anlamda edinilip edinilmediğine bakıyor. Örneğin, sözünü ettiğimiz yer, eğer başvurucuların tapulu malı ise; neden sonlandırılmış, kamu yararı var mıdır yok mudur, buna bakar. Ayrıca bu işlemin ulusal hukuka uygun olup olmadığını göz önünde bulunduruyor ve bu işlem eğer keyfi bir işlemse, hukuka dayanmıyorsa, yasal dayanağı yoksa, öncelikle bu gerekçelerle İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali olarak niteleyebiliyor. Bütün bunların hepsinden geçtikten sonra; yani keyfi değil, yasal dayanağı var, ulusal hukuka uygunsa, o zaman şu koşulu arıyor: Orantılılık. Yani, siz bir kamu hizmeti için birisinin malını elinden almışsanız... AİHM “Kamu yararı için yapılabilir, ama bunun bedelini mal sahibine ödemeniz gerekiyor” diyor. Hukuki temeli bu kadar basit. Türkiye’de maalesef bu anlayış oluşmamış daha. Örneğin tapulu bir malınız var. Sonra günün birinde size diyorlar ki, “Ya burası ormanmış, senin tapunu iptal ettik” veya deniz kenarında yazlık bir eviniz var; günün birinde diyorlar ki “Sizin eviniz mülkiyet hakkına girmeyen bir yerde, kumsalın üzerinde yapılmış. Tapunuzu iptal ettik, evinizi de yıkıyoruz”... Şimdi bunu yapabilir aslında devlet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi yorumlayan AİHM “Devlet bunları yapamaz” demiyor; “Yapabilir, ancak karşılığını verecek” diyor. Sorun burada. Düzenleyen malina : 24-12-2008 saat 01:47 Neden: paragraf yapıldı |
|
|
|
|
|
#24 | |
|
Ağaç Dostu
|
Kanunlar eşit ve adaletli olmak zorundadır.
Merhaba. Sn. angel67, Devletimiz tapu düzenlemektedir. Bu evrak aynı nüfus kağıdı veya diğer kıymetli kağıtlar gibi belli bir kanuna göre düzenlenmektedir. Yani devletimiz tapuyu düzenlemeden önce şartların oluşup oluşmadığına, tapusunu düzenleyeceği arazinin orman alanı veya devletin tasarrufunda bulunan diğer alanlardan olup olmadığını araştırarak ve olmadığını kabul ederek bu belgeyi düzenler. Bu araştırmaları da bizzat Orman Bakanlığının elemanları denetler. Her aşamada Kadastro ve Orman mühendisinin bulunma zorunluluğu olan komisyonlarca bir sürü tutanak düzenlenir. Ve hepsi üst makamlarca tasdik edilir. Bir yanlışlık veya eksiklik ihtimaline karşı ayrıca ilanen tebliğ edilir. İlan süresinden başka hem devletin hem tapu sahibinin 10 yıl içinde ayrıca tutanaklara itiraz ve dava hakları da bulunmaktadır. Buna rağmen bir yanlışlık var ise ve 10 yıl içinde itiraz etmemiş, görevlerini yapmamış veya yanlış yapmış olanları cezalandırmak yerine, Hatayı yapanlara Yargıtay içtihatlarıyla dava açma hakları tanınmak suretiyle yaptıkları hataları düzeltme olanağı getirilmiş olması kanunda bulunan eşitlik ilkesine de aykırıdır. Alıntı:
Kanun önünde eşit olması gereken taraflardan sadece suçu işlemiş olana tanınan bu hak adaletsizliğe neden olmaktadır. Vatandaşın tapuya müdahale gibi bir hakkı olamayacağından, bu içtihat ile orman görevlileri istedikleri tapulu gayrimenkule dava açabilme ayrıcalığı ve hakkı kazanmaktadır. Adaletsiz olduğu çok açık olan bu durum, Hukuk sistemimizde açılmış olan bir yaradır. Ve ancak A.İ.H.M.’de düzeltilebilmektedir. Öte yandan AİHM`ye başvuran kişi ile ve onun açtığı dava konusuyla hiçbir ilgisi bulunmayan diğer vatandaşlar, ödenen tazminatların, vergilerle karşılanması durumunda. durduk yere dolaylı olarak cezalandırmaya devam edeceklerdir. Yetkililerin cevaplaması gereken bir husus da; Yaptığınız yanlışı ömürboyu düzeltme imkanı verilse, işinizi doğru düzgün ve itina ile yaparmısınız? Ve böyle bir hak adaletli olur mu? Olmalıdır. Ülkemizin ödemek zorunda kaldığı bu cezalar davaların açılmasına neden olan orman görevlilerine rücu edildiğinde, sebepsiz ve haksız nedenler ile açılan orman davalarında büyük oranda azalma olacağına eminim. Saygılar. |
|
|
|
|
|
|
#25 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
1-Halkın kullanımındaki mera başta olmak üzere tarım arazileriyle ilgili hak arayacak taraflar kimler olacaktır? 2-Kamuyu ilgilendiren kasıtlı yanlış uygulamaların önüne geçmesi gerekenler kimlerdir? 3-Komisyonlardaki memurların görevlerini yasalara ve kurumlarındaki genelgelere rağmen kötüye kullanmalarına rağmen bu durumun önüne geçebilecek bir merci güzel ülkemde bulunmamakta mıdır? 4-T.C.Devletinin verdiği ve kadastro çalışmalarına kadar her türlü geçerliliği olan tapuların ve tapu kayıtlarının bir kadastro komisyonundaki orman mühendisinin iki dudağının arasındaki ifadelerle ortadan kalkması saçma ve hatta DÜŞÜNDÜRÜCÜ değil midir? 5-İlgili ve ilgisiz pek çok kurum ve kuruluşa yazılı ve sözlü müracaat edildiği halde Anayasa ile korunmasına rağmen hangi mantık "kişilerin Mal emniyetini" devletin güvencesi dışında bırakabilmektedir? 6-Devletin ormanını bir özel şirketin vakfına "Verdiysem ben verdim" diyerek bir Reisi cumhurun peşkeş çekmesinde bir sakınca görülmezken;vatandaşın tapulu arazisinde kendisinin bakıp büyüttüğü kestane,gürgen,meşe ve benzeri ağaçları korumasının cezası olarak elinden arazisi devletçe ve hiçbir bedel ödenmeden KOMÜNİST SİSTEMLERE ÖZGÜ BİR METOD İLE DEVLETLEŞTİRİLMESİ nasıl açıklanabilmektedir? 7-Anayasa ihlalleri için Bakan ve başbakanların idama götürüldüğü bir ülkede (elbette bunu savunmuyorum)en güzel anayasa ihlal örneklerinden biri olan bu tip mal güvenliği ihlalleri ve görevi kötüye kullanma durumları nasıl bazı kurumlarca bir hak ve yetki gibi görülmektedir? İlginizi çeker diye ümit eder saygılarımı sunarım A.İ.H.M sorgulamadan bunları incelerseniz geleceğin ne kadar vahim olduğu görülecektir. 1) AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ ESKİ İKİNCİ DAİRE KÖKTEPE - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 35785/03) 2) AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ ESKİ İKİNCİ DAİRE TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 1411/03 ) |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Daire:20 Tarih:30.05.1995 Esas No: 1991/10952 Karar No:1991/16202 Kaynak:YKD. NİSAN 1996 İlgili Maddeler:6831 SK 1, 6831 SK 1/J, 4785 SK 1, 5658 SK 1, 3402 SK 18/2, 3402 SK 2/C, HUMK 57, İlgili Kavramlar:TAPU İPTALİ VE TESCİL GAYRİSABİT SINIR ORMAN 1-Tarla niteliği ile hazine adına tesbit ve tescil olunan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescili istendiğine göre, tesbit in niteliği itibarıyla orman yönetiminin zorunlu dava arkadaşlığı söz konusu olmadığından davalı sıfatıyla davaya katılması ve aleyhine hüküm kurulması doğru değildir. 2-Dava konusu parsele revizyon gören vergi kaydının bir sınırının orman okuması, vergi kaydının lehe olduğu kadar maliki aleyhine de delil teşkil etmesi değişebilir sınır itibarıyla miktarı ile geçerli bulunması nedeniyle miktar fazlasının sınırda bulunan ormana el atmak suretiyle oluştuğunun kabulü zorunludur. Orman olan yerdeki bitkisi yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağı sayılır ve üzerindeki zilyetlik geçersizdir. 3-Sınırında çalılık bulunan vergi kaydı da, değişebilir sınırlı ve miktarı geçerlidir. Sınırdaki çalılık 6831 sayılı kanunun madde 1/j kapsamında orman sayılmayan yer olduğu takdirde kazanılabilir. 4-Orman sınırlandırması yapılmayan veya sınırlandırmanın ilk kez yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliği ve hukuki durumu 3116, 4785 ve 5858 sayılı kanun hükümleri çerçevesinde belirlenir.Buna göre; Mahkemece eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları varsa anmenajman planı getirtilmeli; evvelce dinlenenler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir uzman bilirkişi aracılığıyla mahallinde yeniden yapılacak keşifte, nizalı taşınmazla birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerle ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli, 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı, tapu ve zilyetlik yoluyla ormandan yer kazanma olanağının bulunmadığı, öncesi ormandan bir yerin, üzerindeki bitki örtüsü yok edilmiş olsa bile salt orman toprağının orman sayılan yerlerden olduğu hususları düşünülmeli, kesinleşmiş bir orman tahdidi bulunmadığından, sözü edilen diğer belgeler uzman bilirkişi eliyle mahallinde uygulatılarak, taşınmazın memleket haritasına göre konumu saptanmalı, bu uygulama sonunda bilirkişiye memleket haritasıyla irtibatlı kroki düzenlettirilmeli, bilimsel yönden yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Kendi aldığı kararlarla çelişki içinde olan bir dairenin hukuk anlayışına nasıl güvenmeli Düzenleyen angel67 : 03-04-2009 saat 10:23 |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
Zaten bütün bu insanları yakan 20.hukuk dairesi değil mi?Devlet lehine karar veren tek daire ağzınızla kuş tutsanız hatalısınız o dairede.İnanırmısınızki e-devlet projesi adı altında orman bakanlığına 4982 vatandaşı bilgi hakkına dayanarak orman arazileri imara açılıp inşaat izni verilebilirmi soruma bu tarz sorulara cevap verilemediği yanıtını aldım bu kadarınada pes dedim doğrusu.gerçekten bu kadar duyarsız bir milleti 13milyon insanı bir araya getirerek bu ülkeyi kurtarmış bir lider olması MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ün olağan üstü dehşet bir yetenek miş...hukuk o kadar çirkinleştiki 1999 yılında tapumuzun elimizden alınmasını sağlayan kişi mahkeme tarafından atanmış ve orman bölge müd.alışan bir mühendisi nasıl olmuşta atamış yüce mahkeme anlamış değilim.anca 2006 yılında uyandık çünkü babamız Türk adaletine fazla güvenmiş. |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Ağaç Dostu
Giriş Tarihi: 26-07-2007
Şehir: Yerdeniz
Mesajlar: 186
|
Merhaba, "birinci derecede doğal sit alanı" ifadesinin "orman vasıflı arazi" ifadesiyle ilgisi var mıdır? |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
|
kıyı şeriti olarak tarihi yerler diye geçiyor 1.derece sit alanı oluyor fakat bunun içine orman ve tarihi yerleirde kapsıyordur çünkü şöyle bir madde var gerçi bu maddeleri uygulayan hukuk yok ama..Madde 15 - Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: (DEĞİŞİK PARAGRAF KANUN NO:5226/7 RGT:27.07.2004 RG NO: 25535) f) (Ek bent: 17/06/1987 - 3386/5 md.) Sit alanı olması nedeni ile kesin inşaat yasağı getirilmiş korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, malikinin başvurusu üzerine bir başka arazisi ile değiştirilebilir. Üzerinde bina, tesis var ise, malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödeme yapılır. Bu hükümle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Düzenleyen angel67 : 03-04-2009 saat 10:25 |
|
|
|
|
|
#30 |
|
Ağaç Dostu
|
Ormanın haksız ve adaletsiz uygulamaları artık durmalı.
Merhaba. Sn. angel67 Bu güne kadar Orman Kanununda bulunan veya Ağaçları korumak adına Aadaletsizce yapılan uygulamalar ve Yargıtay Kararları ile Muhatap, orman Köylümüz veya çiftçilerimiz idi. Yoğun devlet baskısı altında ve hukuk sistemimizin karmaşıklığı içinde kendilerini ifade edip aksaklıkları ortaya koyamadılar. Bundan dolayı önlenemeyen haksız ve adaletsiz uygulamalardan kimsenin haberi olmadı ve bu uygulamalar bu güne kadar süregeldi. Siz ve benzer haksızlıklara uğrayanların durumu böyle forumlarda ortaya koyması, haksız ve adaletsiz uygulamalardan halkın büyük kesimlerinin de haberdar olmasını sağladığına ve konunun düzeltilmesine katkıda bulunacağına inanıyorum. Saygılar |
|
|
|
![]() |
|
|