![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
agaclar.net
|
Teknoloji ve sanayideki hızlı gelişme ile nüfus artışı çevreye yönelik tehditleri her geçen gün biraz daha artırıyor. Çevre sorunları özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya gündemini işgal eden en önemli sorunlardan biri haline geldi. Artan nüfus ve kentleşme, yeşil alanların azalması, evsel atıkların çevreye bırakılması gibi sorunları beraberinde getirirken, modernliğin ve gelişmenin göstergesi teknoloji ve sanayileşme de mevcut çevre sorunlarına yenilerini ekledi. Çevreye bırakılan atıkların miktarı ve türü arttı. Kirliliğin boyutları, katı atık kirliliği olarak şekillenen yerel kirlilikten, asit yağmurları halindeki bölgesel kirliliğe, küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi olarak ortaya çıkan küresel kirlenmeye kadar genişledi. DÜNYAYI TEHDİT EDEN SORUNLAR Çevre duyarlılığından uzak gelişen endüstrileşme çabaları gerek ağaç gibi kendini yenileyebilir, gerekse madenler gibi kendini yenileyemez enerji kaynakları üzerinde olumsuz etkiler doğuruyor. Ağaç ve bitki dokusunda tahribat artıyor, bunun sonucu ormanlar ve bitki türleri gittikçe azalıyor. Erozyon ve çölleşme dünyayı tehdit ediyor. Fosil yakıtların yoğun kullanılması asit yağmurlarını artırıyor. Sera gazları küresel ısınmaya yol açarken, bu durum dünyanın önünde önemli bir tehlike olarak beliriyor. İklim değişiklikleri kuraklık ve sellere neden oluyor. Çevre kirliliği başta insan olmak üzere canlılar üzerinde de olumsuz etkilere yol açıyor. Kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar yaşanırken, bazı bitki ve hayvanların nesilleri çevre sorunlarının etkisi altında yok oluyor. TÜRKİYE DE ÇEVRE SORUNLARIYLA MÜCADELE EDİYOR Çevreyle ilgili sorunlar Türkiye'de de kendini hissettiriyor. Türkiye'de, son 40 yılda 3 Van Gölü büyüklüğüne sulak alan kaybedilirken, 561 canlı türü nesillerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya... Doğa Derneği'nin öncülüğünde 8 üniversiteden bilim adamlarının katılımıyla yapılan araştırmada, yalnızca Türkiye'de bulunan 561 canlı türünün nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirlendi. 550 bitki, 8 balık, bir kurbağa, bir memeli ve bir kelebek türünden oluşan bu canlılar, Türkiye'de tek bir noktada yaşıyor ve büyük oranda insanların yarattığı tahribat nedeniyle yok olmak üzereler. 561 türün önemli bir kısmı Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle Antalya'da yaşıyor. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu da yok olan türlerin yoğunlaştığı bölgeler arasında. Göller Bölgesi ve Orta Anadolu'da ise 8 balık türü yok olma sınırında. Araştırmalara göre, Türkiye'de üreyen dört kuş türünden biri barajlar nedeniyle yok oluyor. Sulak alanlarda yaşayan kuşların durumu ise daha da kötü. Türkiye'de üreyen her dört su kuşu türünden üçü son 10 yılda barajlar nedeniyle ciddi oranda azaldı. SU KAYNAKLARI AZALIYOR Su kaynaklarındaki azalma da geleceği tehdit eden sorunlar arasında yerini alıyor. Su tüketimi içme ve temizlik ya da tarımda sulama ile sınırlı kalmıyor, otomobilden çikolata üretimine, gazete, dergi basımına kadar her şeyden suya gereksinim duyuluyor. Otomobil üretmek için 380 bin, bir dergiye 9 litre, bir kilo demire 100 litre su kullanılıyor, 100 gram çikolata için bir litre suya ihtiyaç duyuluyor. Türkiye'deki kullanılabilir su varlığının yüzde 10'u endüstriyel, yüzde 75'i ise tarım amaçlı değerlendiriliyor. ANADOLU'NUN AKCİĞERLERİ; ORMANLAR Türkiye ormanlarının korunmaya muhtaç sıcak noktaları olarak bilinen Küre Dağları, İstanbul Ormanları, İbradı-Akseki Ormanları, Karçal Dağları, Amanos (Nur) Dağları, Babadağ, Yenice Ormanları, Datça Yarımadası-Bozburun ve Fırtına Vadisi uluslararası doğa koruma arenasında yer alıyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Avrupa orman stratejisine göre, Rusya'dan sonra en fazla, korumada öncelikli bölge anlamına gelen sıcak noktaya, sahip ikinci ülke Türkiye. Nüfusun giderek arttığı Türkiye'de tarım toprakları ise giderek azalıyor ve başta sanayii kuruluşlarının atıkları olmak üzere çeşitli kimyasallarla kirleniyor. Verimli tarım toprakları her yıl, erozyon, tuzlulaşma ve alkalileşme gibi doğal etmenlerin yanında sanayi kuruluşları, kentsel yerleşim, turizm yapılaşmaları, kum ve tuğla ocakları işgali sonucu amaç dışı kullanımla hızla azalıyor. Tüm dünyada kendisini gösteren çevre sorunları her yıl 5 Haziranda geniş katılımlı etkinliklerle tartışılıyor. 1972 yılında Stockholm'de 13 ülkenin katılımıyla düzenlenen toplantının ardından ilan edilen “5 Haziran Dünya Çevre Günü”, sağlıklı bir yaşamın öncelikli şartı olan sağlıklı bir çevre bilincinin yerleşmesi için gerçekleştirilen çabalara sahne oluyor. Her 5 Haziran daha temiz bir dünya için umut oluyor. Hürriyet |
|
|
|
|
|
#2 |
|
agaclar.net
|
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE’NİN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KONUŞMASI 5 HAZİRAN 2003 Sayın Vali, Sevgili çevre dostları, Sevgili gençler, Geleceğin aydınlık dünyasının, yaşanılabilir dünyasının korunması için emek harcayan yaşlısıyla, genciyle insanına hizmet etmek için yarışan bilim adamlarını sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Değerli dostlar, Son 200 yıldır dünya insanlığının yaşamış olduğu büyük savaşlar ve sanayileşmeler çevreye, dünyaya, insanın geleceğine çok büyük tehlike oluşturmaktadır. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyduğumu ifade ediyor, hepinizi sevgi ile selamlıyorum. 5 Haziran, 31 yıl önce Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından Dünya Çevre Günü olarak ilan edilen evrensel bir gündür. Dünya Çevre Günü, ülkemizde ve dünyada çevre korumacılığının yaygınlaştırılması, çevre, kalitesinin iyileştirilmesi ve bilinçli katılımların sağlanması amacıyla her yıl olduğu gibi çeşitli etkinliklerle değerlendirilmektedir. Bugünde, bu vesile ile bir araya gelmiş bulunmaktayız. Burada çevrenin tüm canlılar için önemini dile getirmek. Ve sesimizi daha geniş kitlelere duyurmak için varız. Sevgili çocuklar; Çevreyi kısaca; "tüm canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri, karşılıklı olarak etkileşim ve dayanışma içinde bulundukları fiziksel, biyolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik ortamdır" diye de tanımlayabiliriz. Hızlı nüfus artışı, plansız sanayileşme ve kentleşme, dünyanın akciğeri olan ormanların yok edilmesi, nükleer denemeler, bölgesel sav aşlar, verimi artırmak adına kullanılan yapay gübreler ve ilaçlar ve de bazı kimyasal maddeler çevrenin kirletilmesinde önemli etken olmuşlardır. Bunun sonucu olarak da, kirlenen hava, su, toprak ve diğer doğal ortam canlılar için zararlı olabilecek boyutlara ulaşmıştır. Hava, su ve toprak insan yaşamı için gerekli ana unsurlardır. Bu unsurlardan birinin bozulması dahi, doğal dengeyi bozacak ve canlılar için de yaşanmaz bir ortam oluşmasına sebep olacaktır. Dünya nüfusunun yüzde 40'ını barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekmeye başlamıştır. İnsan için su, çok önemli bir varlıktır. Vücudumuzun 2/3’ü de sudur. Dünyanın 2/3’ü de su ile kaplıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse, su hayat demektir. Değerli öğretmenler; Toplumun her kesiminin çevre konusunda bilgilendirilmesi ve duyarlı hale getirilmesinin temelinde eğitim yatar. Bu eğitim, örgün eğitim kurumlarında verilebildiği gibi, yaygın eğitim kurumlarında da verilebilmelidir. İnsanların; kendilerinin de doğanın bir parçası olduklarını, çevreye yaptıkları her tahribatın kendilerine bir şekilde zarar olarak döneceği bilincini de aşılamalıyız. Tüm eğitim alanlarında olduğu gibi, çevre eğitiminin temelinde de sevgi unsurunun olduğunu unutmadan, doğa sevgisinin geliştirilmesi hususunda, hem çevremize, hem de öğrencilerimize vereceğimiz çok şeyin olduğuna inanıyorum. Kısaca; bu görevde en büyük pay, siz öğretmenlerimize düşmektedir. Değerli konuklar; Çevrenin korunması ve geliştirilmesi konusunda gösterilen çabaların amacı, insanların daha sağlıklı ve daha güvenli bir çevrede yaşamasıdır. Bu açıdan kamuoyunun mutlaka çevre konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Topluma çevre bilincinin aşılanması ve çevre sorunlarına karşı önlemlerin alınması eğitimle başlar. Çevre sorunlarını duyurmada, önlemler almada ilk başvurulacak yol eğitimdir. Toplumu oluşturan bireylerin yaşamları süresince olumlu davranış değişimlerine sahip olmalarının sağlanması, bu kapsamda insanların doğal, tarihi, kültürel, ekonomik, sosyal, kentsel ve kırsal tüm çevre ile olan ilişkisinin kavratılarak, çevreye sahip çıkılması sağlanmalıdır. Çevre ile ilgili konularda aktif katılımı sağlayıcı ve olumsuzluklara karşı tepkiyi oluşturan bir eğitim sistemi geliştirilerek, bireysel çıkarların toplumsal çıkarlardan ayrı düşünülemeyeceği gereğini kavrayan bir anlayış düzeyine erdiren eğitim sistemi ile her yaş ve kesimdeki kitleye erişilmelidir. Çevre eğitimi çok yönlü bir eğitim olup, katılımcı bir politika gerektirir. Çevrenin korunması bütün kamu kuruluşlarının, uluslararası kuruluşların ve tüm gönüllü kuruluşların görev alanlarının ayrılmaz bir parçasıdır. Değerli konuklar; Günümüz çevre sorunları yerel ve bölgesel olmaktan çıkmış, küreselleşmiştir. Dolayısıyla çözümlerde bu boyut içinde değerlendirilmelidir. Bu alanda uluslararası kuruluşlarla da oluşturulan mevcut işbirliği çerçevesinde var olan çevre sorunlarına kalıcı çözümler üretilmesi hususunda ortak çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemiz bugüne kadar doğa koruma ile çevre kirliliğini önleme ve kontrolü adına bir çok uluslar arası sözleşmelerde taraf olmuş, bu çerçevede uygulama çalışmalarını da devam ettirmektedir. Bu doğrultuda Bakanlığımızca Avrupa birliği mevzuata uyum çalışmaları hızla sürdürülmektedir. Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumlu hale getirilen kanun ve yönetmeliklerin uygulanması aşamasında kurumsal yapının güçlendirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yapmış olduğumuz etkinliklerde, çocuklarımız ve onların yetişmesinde büyük katkıları olan siz öğretmenlerimizle çok faydalı çalışmalar yaptık. Bu nedenle değerli öğretmenlerimizi ve sevgili çocuklarımızı tebrik eder, başarılı çalışmalarını kutlarım. Bizlere emanet edilen bu topraklar üzerinde, birbirimizin haklarına saygılı, sağlıklı ve güzel bir çevrede tüm canlıların yaşama hakkına saygılı bir anlayış içinde, elinizden gelen her şeyi yapacağınıza yürekten inanıyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE |
|
|
|
|
|
#3 |
|
agaclar.net
|
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE’NİN 5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KONUŞMASI 5 HAZİRAN 2004 Değerli çevre dostları 5 Haziranlardan birisini daha kutluyoruz.Çevre yılda bir yapılan toplantılarla, bir takım etkinliklerle geliştirilemeyecek kadar hem insanlık için hem de insanlığın yegane yaşam alanı olan dünya için son derece önemlidir. İnsanoğlu tabiatla asırlardan bu yana sürdürmüş olduğu savaşı kaybettiğini görmesi gereklidir. Şimdi yeni bir konsepti geliştirme zamanıdır. Savaşarak değil barışarak ve anlaşarak dünyamız ve dünyamızın içindeki değerleri koruyarak mutlu olabileceğimizi hayatımızı sürdürebileceğimizi anlamalıyız. Önüne çıkan her şeyi yakan yıkan mahveden, hiçbir değer tanımayan anlayışın bu gün dünyada yerinin olmadığını insanoğlu ancak 21. yüzyılda fark etmeye başladı. Almanya’nın Bonn kentinde yapılan yenilenebilir enerji konferansına katıldık. Dünya’daki ülkelerin %90’nının katıldığı bir konferanstı. Katılımlar üst düzeydendi. Rio’daki, Johannesburg’daki bu gün çılgınca sanayileşme, bilinçsizce sanayileşme çevre parametrelerine dikkat etmeden sanayileşmenin dünya insanlığını karşı karşıya bırakabileceği tehlikeler konusunda bilim adamları çeşitli senaryoları tartışıyorlar. 2020, 2050, 2100 yılında dünyanın nasıl bir dünya olacağını insanlar bu konuda projeler üreterek yaptığımız yanlışlardan artık dönmemiz gerektiğini anladık. Bu durumdan da ancak sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir sanayileşme, sürdürülebilirlik kavramı dünyanın en revaçta olan kavramlarından biridir. Anadolu’da bu salondaki pek çok insanın çocukken duyduğu bazı sözler vardır ki bunların hiç birisinin geçer akçe olmadığını görüyoruz. Ben deniz kenarında doğmuş bir çocuğum. Karadeniz de bir sahil kasabasında doğdum. Kiminin nehir kenarında, kiminin göl kenarında, kiminin dağın başında ne ise ormanın içerisinde yaşarken büyüklerimiz bize akan su kir tutmaz derlerdi.Deniz deryadır kirlenmez. Bunu yüz sene önceki insan Anadolu’nun o imkansızlıkları içerisinde yaşamış tabiatla amansız mücadele vermiş nenelerimizin söyledikleri kendi şartlarına göre teselli bulacakları tarafı vardır. Ama günümüzde artık bunların doğru olmadığını görüyoruz. Çılgınca üretme, çılgınca tüketme dünyadaki gelişmişliğinizin ölçüsü ne kadar ürettiğiniz değil, ne kadar tükettiğinizle ölçülüyor. Dünyada’ ki en gelişmiş ülkeler kişi başına en fazla kağıt tüketen, kişi başına şu kadar enerji tüketiyor. Her şey tüketime endekslenmiş. Elbetteki tüketiminde bir maliyeti olacaktır. Bu maliyet olumsuz şekilde bütün insanlığın omuzlarına bugün konuluyor ki ormanlar elden çıkıyor. Bütün dünya ülkeleri çölleşmeyle karşı karşıyadır. Biraz önce müsteşar yardımcısı arkadaşımızın ifade ettiği gibi Ozon tabakasında incelmeler, delinmeler oluyor. Yer altı suları tükeniyor, kirleniyor. Denizler elden çıkıyor. Nehirler aynı şekilde Türkiye’nin tablosunu burada çizdiler. Türkiye bugün şehirlerindeki insanoğlunun yaşantısının ayrılmaz bir parçası olan çöpleri depolamada sıkıntılarımız var. Ya dağın başındaki ormana döküyoruz. Ya denize döküyoruz, nehirlere döküyoruz, göllere döküyoruz ve yahut ta vahşi bir şekilde tabiatın her hangi bir noktasına terk ediyoruz. Arkamızı döndüğümüz zaman da onlardan kurtulduğumuzu zannediyoruz. Ama şunu görmek lazım. Bizim halimiz rüzgara karşı tüküren insanın halidir. Bunun insanın gelecekte ki yaşantısını ne kadar derinden etkileyebileceğini ciddi sağlık sorunlarını, çevre sorunlarının insanları ne kadar tehdit eder hale gelmiş olduğunu görüyoruz. İşte bunu bugün burada bu salondan elbetteki ülkemizin insanlarına duyurmaya mesajımızı onlara iletmeye çalışıyoruz. Bunun bir eğitim meselesi olduğunu sadece bir bakanlığın bir kurumun yapabilecek olduğu bir iş olmadığını bu konuyla alakalı olarak sivil toplumun bütün kesimlerinin ülkedeki bütün kurum ve kuruluşların bu seferberlik içerisinde mutlaka ve mutlaka yer almaları gerektiğini ancak bu şekilde başarıya ulaşabileceğimiz gerçeğini de burada ifade etmek istiyorum. Bizim yapmış olduğumuz kanun ve düzenlemeler 2003-2004 yılı içerisinde çalışmalar süratli bir şekilde devam ediyor. Bizim şehirlerimizin çevre düzeni planları yoktu. Nerede fabrika , nerede sanayi, nerede sanayi bölgesi nerede turizm bölgesi, neresi tarım, neresi orman , neresi iskan bunlar çok belli değildi. 2003 yılının Türkiye’sinde bütün şehirlerimizin ancak %7’sinin planı var. İstanbul’un bile planının tamamı yok. Ankara’nın bile şehir olarak il sınırları ile kastediyorum planı yok. Böyle şehirlerde herkes istediği yere istediğini yapabileceğini düşünüyorsa, sadece düşünmekle kalmayıp dilediğini yapıyorsa yarın öbür gün kalkınmış büyük Türkiye’nin dünyadaki yarışta en önde koşacak ülkenin insanının karnını doyuracak tarım arazilerinin sanayi istilası ile karşı karşıya kalıyor ise yine önümüzdeki yıllar içerisinde yer altı suları hızla tüketiliyorsa örnek olarak Trakya’yı verebiliriz. Bundan 15 sene önce yer altı sularının seviyesi 150 metredeyken bugün 400-450 metreye inmiştir. Bu ne demektir biliyor musunuz ? Ülke elden çıkıyor demektir. Bunun manası ülke çölleşiyor. Güneydoğuda GAP’ta suyu bilinçsiz kullanmanın maliyetinin ne kadar ağır olduğunu görüyoruz. Topraklar hızla tuzlanıyor ve verimsizleşiyor. Denizler Karadeniz’e Rize’den başlayın Zonguldak’a kadar, Bulgar sınırına kadar her kes çöpünü denize dökerse Karadeniz size nasıl balık versin ? Nasıl bolluk bereket versin ? Siz Marmara’yı dört bir tarafından kuşatırsanız. Her tarafından sanayi tesislerinin kara kapkara kirli sularını salarsanız o denizin mutluluk getirmesi, güzellik sunması mümkün olabilir mi ? Fırat’ın, Dicle’nin, Van gölünün diğerlerinin bunlardan farkı yok. Halbuki dünyanın en güzel yaşanası cennet gibi bir yurdu kendi ellerimizle yaşanamayacak hale getiriyoruz. Türkiye’nin çölleşmemesi için yapmış olduğumuz mücadelede 2003 yılı içerisinde 120.000 hektar ağaçlandırma yaptık. Yaklaşık 170.000.000 fidan diktik. 2004 yılı içerisinde bunu daha yukarı çıkararak sürdüreceğiz. Bu sene 200.000.000 fidanı toprakla buluşturacağız. Her sene bu belli bir trend içerisinde artmak mecburiyetindedir. Geçen sene orman yangınlarında 2.500 hektarlık orman kaybettik. Yılı içerisinde yenisini diktik ama eski haline gelmesi için 40 sene 50 sene 100 sene lazım. Bizim bugün Türkiye olarak katı atıkların düzenli depolaması atık suların düzenli olarak arıtılması, tabiatla barış içerisinde bu mücadeleyi sürdürebilmemizin temel koşulu Türkiye’ye çok daha fazla yatırım yapmaktan geçer. Türkiye’de çevreye yaklaşık olarak 1 Milyar euro’luk yatırım yapılıyor. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde eğer Türkiye Avrupa Birliği standardında bir çevre anlayışına istiyorsa ki; gelmek mecburiyetimiz vardır. Bu Avrupa Birliğine gireceğimiz için değil Türkiye’nin topraklarının bizim olarak kalması için insanlarının sağlıklı olarak yaşaması için sürdürülebilir bir anlayışı sanayileşmede çevrede ve kalkınmada ülkemizde ikame etmek için bizim 45-50 Milyar euro’luk yatırım yapmamız lazım. Bunun için daha çok yerli kaynağı harekete geçirmemiz lazım. Şehirlerde yaşamanın elbetteki bir bedeli vardır. Güzele sahip olmanın, güzeli korumanın da mutlaka bir bedeli vardır. Bunun gereğini öyle zannediyorum ki belediyelerimizde, bakanlığımızda ve bütün kurumlarımızda yapacağız. Bu tam bir işbirliği gerektirir. Biz bu sorunu birlikte çözmemiz gereken bir sorun olarak algılıyoruz. Bu konuyu yol göstermek, yardımcı olmak, koordinasyon yapmak hükümetin yerel yönetimlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte aşabilecek olduğu ulusal bir sorun olarak görmekteyiz. Günümüzdeki çevre anlayışının ulusal bir sorun olmaktan daha öte uluslar arası boyutlara eriştiğini ifade etmekte fayda görüyorum. Değerli çevre dostları sizlere geleceğin dünyasını, geleceğin Türkiye’ sinin bugünkünden daha güzel olması için elimizde yeterince fırsatın olduğuna inanıyorum. Yeter ki bunun farkına varalım. Yeter ki güzelliklere dört elle sarılalım. Çocuklarımızın geleceğine, ülkemizin geleceğine saygı duyalım diyor. Tekrar herkesin Dünya Çevre gününü kutluyorum. Değerli katılımcılara bizimle birlikte oldukları için saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum. ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| kamp, öğrenci, sanat, yaz |
|
|