agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 29-10-2006, 16:12   #1
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
Türkiye’de zeytinciliğin sorunu arazi yetersizliği değildir, değildir ama...

Türkiye’de zeytincilik yapabilmek için her türlü koşul var; toprak, iklim, arazi, gen kaynağı, işgücü, bilgi ve deneyim birikimi. Var, var ama, zeytinciliğimiz hiç de benzer koşullara sahip ülkelerdeki düzeyde gelişmiş değil: Verim düzeyi düşük, yeterince nitelikli ürün elde edilemiyor, üretilenler gerektiği gibi işlenip pazarlanamıyor vs.

Oysa, zeytinyağına yönelik istek hem Dünyada hem de ülkemizde hızla büyüyor. Bu eğilimin Türkiye’de de olumlu getirileri olabilecektir: Uygun arazilerin daha iyi değerlendirilebilmesi, kırsal yerleşmelerde istihdamın artırılması ve gelir düzeyinin yükseltilebilmesi, dolayısıyla kırdan göçün yavaşlatılması, dışsatım gelirlerine katkıda bulunulması, toprak erozyonun azaltılması, yurttaşlarımızın daha sağlıklı beslenebilmesi bu getirilerin başlıcaları.

Bu nedenle, aklı başında kimsenin zeytinciliğin ülkemizde de geliştirilmesine yönelik çabalara karşı çıkması düşünülemez.

Ancak, zeytinciliğin nasıl, başka bir söyleyişle de ne pahasına gerçekleştirileceğinin de bu bağlamda sorgulanması gerekiyor: Eğer var olan zeytinliklerde verim düzeyi yükseltilerek, zeytincilik için uygun nitelikte ancak herhangi bir amaçla kullanılmayan yahut ekonomik getirisi görece olarak daha düşük etkinliklerle kullanılan araziler zeytinciliğe kazandırılarak sağlanabilecekse bu gelişmeye kimselere karşı çıkamaz kuşkusuz.

Ne var ki, ülkemizde, zeytincilik de, hemen hemen her dönemde, çeşitli yönlerden deyiş yerindeyse astarı yüzünden pahalı uygulamalarla “geliştirilmeye” çalışılmıştır.

Sözgelimi, otlakların, makiliklerin, dahası orman arazilerinin zeytinliklere dönüştürülmesi yeğlenmiştir. Bu eğilim şimdilerde yeniden gündemde. Oysa, zeytincilik yapılan yerlerde verimliliğin artırılmasına, zeytinliklerin başka tarımsal etkinliklere ve yerleşme alanlarına dönüştürülmesinin engellenmesine yönelik önlemler alınabilse, sorun büyük ölçüde çözümlenebilecek. Ancak, bu, artık son derece zorlu bir yol.

Böyle olduğu için de yine zeytinlik yapılacak yeni arazileri genişletme yoluna başvuruluyor ve her zaman olduğu gibi akla ilk olarak yine orman arazileri geliyor. Çünkü, başta Ege ve Akdeniz Bölgeleri olmak üzere ülkemizin kimi yörelerindeki ormanlarda aşılandıklarında zeytin tarımı yapılabilecek ağaççıkların/ağaçların bulunduğu “orman” sayılan araziler var. Üstelik bu araziler, yalnızca orman ürünü verim gücü temel alınarak yapılan tek boyutlu bir değerlendirmeyle “bozuk orman” sayılıyor.

Dolayısıyla, “bozuk ormanların” hesaplanabilir ekonomik getirisinin görece olarak düşük olmasından hareketle de bu arazilerin ekonomik getirisi daha yüksek zeytincilik vb etkinliklerle değerlendirilmesi kolaylıkla öne sürülebiliyor. Kısacası, yine işin kolayına kaçılıyor.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2006, 16:14   #2
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
“1. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”nı Zeytinciler Kazanmıştı…

Henüz Cumhuriyetin ilk yıllarında gündeme gelmişti “1. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”:

İlk olarak 1929 yılında çıkarılan 1528 sayılı Yabani Ağaçların Aşılanması Hakkında Kanun”la ormanlara karşı açılan savaş, 1939 yılında 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun” ve 1940 yılında aynı adla yürürlüğe konulan 2-121-927 sayılı Nizamnameyle sürdürülmüş; 1949 yılında yayımlanan Devlet Ormanları İçinde Bulunup da İmar Edilecek Yabani Zeytin Sahalarının Tefrikine Dair Talimatname” ve 1956 yılında 3753 sayılı yasanın kapsamının genişletilmesiyle de sözcüğün tam anlamıyla bir orman kıyımına dönüşmüştür.

Bu nedenledir ki, 1960 yılında Milli Birlik Hükümeti uygulamayı durdurmak zorunda kalmıştır. Ardından da, 1961 Anayasası’nın 131. maddesinde yer verilen orman koruyucu yaptırımlarla “ateş kes” dönemine girilmiştir. Ancak, bu arada zeytinlik arazilerin genişliği de 1950-1960 döneminde yaklaşık iki kat artarak 2,8 milyon dönümden 5,4 milyon dönüme çıkmıştır.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2006, 16:15   #3
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
“2. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”nın galibi ormanlar olmuştu…

“2. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı” ormanların korunmasından ve geliştirilmesinden sorumlu Orman Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.

Büyük bir olasılıkla inanılır bulunmayacaktır, bu savaşta Orman Bakanlığı da zeytincilerin tarafından saf tutmuştur:

Orman Bakanlığı önce 1986 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ağaçlandırma çalışmalarıyla ilgili 57. maddesini değiştirerek “Orman sahasını artırmak maksadıyla orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda; verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karakteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanları ile devlete ait olup orman yetişme muhiti şartları bakımından elverişli olan yerlerde, köy tüzel kişilikleri ve diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından...” ağaçlandırma yapılması olanağını getirmiştir.

Ardından 1998 yılında da Ağaçlandırma Yönetmeliği’ni ve sonra da 13 sayılı Özel Ağaçlandırma Çalışmaları başlıklı “tamim”i çıkarmıştır. Böylece “devlet ormanı” sayılan alanlar içinde, özel orman statüsüne sahip ormanların yetiştirilmesinin yanı sıra bu alanların tamamında ve/veya bir kısmında kekik, adaçayı, defne, gebere, güvey otu, kuşburnu, antepfıstığı ve zeytin yetiştiriciliklerine de izin vermeye başlamıştır.

Kısacası, Bakanlık, “devlet ormanı” sayılan arazileri hukuksal olarak “savaşa” uygun duruma getirmiştir.

“Savaş” ise 2001 yılında “Ağaçlandırma Yönetmeliği esaslarına göre devlet ormanı sayılan alanlarda Türkiye zeytinciliğinin geliştirilmesi ve zeytin varlığının artırılması için...” Orman Bakanlığı ile SS Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği arasında imzalanan protokolle başlatılmıştır.

Bu protokolde “savaş” nedeni de açıklıkla ortaya konulmuştur: “...orman varlığının artırılması ve bozuk orman alanlarının imar-ihyasının yapılması; bu alanların ekonomimize katkı verir hale getirilmesi; zeytin ve zeytinyağı üretim ve ihracat miktarının artırılması…”

Ancak, bu kez ormanlar yalnız değildir; TEMA vardır sözgelimi. Dahası, TEMA’nın başvurusu üzerine yargı da ormanların safında bu “savaşa” katılmıştır. Danıştay’ın 8. Dairesi 2003 yılında “zeytin orman ağacı değildir; bu ağaç türüyle özel ağaçlandırma yapılamaz !” kararını vererek henüz eyleme dönüştürülemeyen “2. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”nı durdurmuştur.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2006, 16:18   #4
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
Şimdi ise “3. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı” gündemde…

Belki yine inandırıcı bulunmayabilecektir: “2. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”nı başlatan da Çevre ve Orman Bakanlığı olmuştur. Ancak, “3. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”, öncekilerinden çeşitli yönlerden farklı bir düzen içinde yürütülmektedir.

Sözgelimi TMMOB Orman Mühendisleri Odası, İÜ Orman Fakültesi’nin bir hukukçu öğretim üyesi ve (Çevre ve) Orman Bakanlığı’nın artık emekli olmuş genel müdür ve de müsteşar yardımcısı ile ilgili dairenin eski başkanı ve Başbakanlık 1. Hukuk Müşaviri, dahası, Ana Muhalefet Partisi de, bilerek ya da bilmeden (!) bu “savaşın” zeytinciler safında yer almıştır.

Buna karşılık ormanların safında ise, ne yazık ki kimseler saf tutmamıştır; ne ilgili “demokratik” kitle örgütleri, ne “çevreciler” ve “doğa korumacılar” ne de orman aşkıyla yanıp tutuşanlar…

Öte yandan, “3. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”, izlenen “strateji” ve “taktikler” yönünden de öncekilerden farklıdır: Bir kez, ormanlardan ve “orman köylüsü” sayılan yurttaşlarımızdan yana bir söylemle sürdürülmektedir. İkincisi, “bilimsel” bir yaklaşım görüntüsü sergilenmektedir.

TMMOB Orman Mühendisleri Odası’nın tarafından 2005 yılında İzmir’de düzenlenen “Türkiye’de Özel Ağaçlandırmalar” konulu bir panelde ve bu panel sonrasında hazırlanıp “Danıştay Başkanlığına Sunulmak Üzere Özel Ağaçlandırma Paneline Yönelik Hazırlanan İnceleme Raporu”nda öne sürülen görüşler bu gerçeği açıklıkla ortaya koymaktadır. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği ve TARİŞ Zeytin Grubu ile Ege Orman Vakfı tarafından da desteklenen bu panelde öne sürülen ibretlik görüşlerden bir seçkiyi, yorumunu Size bırakarak aşağıda bilginize sunuyorum:
  • Eski Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürü, Eski Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, TMMOB Orman Mühendisleri Odası AR-GE Komisyonu Başkanı ve hem de “Panel Koordinatörü” Eşref GİRGİN:
  • “…orman ağacı türlerinden olan zeytin hakkında Danıştay’ın ilgili dairesinden orman ağacı değildir diye son derece tehlikeli bir karar çıkmış(tır)…Bu karar ile zeytin orman ağacı değildir denildiği zaman orman kapsamına giren alanlardaki zeytinliklerin orman dışına çıkartılması gibi son derece tehlikeli bir oluşumla karşı karşıya kalınacaktır.
  • Emekli Başbakanlık 1. Hukuk Müşaviri ve Orman Genel Müdürlüğü eski Kadastro ve Mülkiyet Daire Başkanı ve 1. Hukuk Müşaviri ve hem de Avukat Nurten ÖZER:
  • “ Zeytin orman ağacı değildir demek, bence çok büyük bir yanılgıdır. Eğer, biz, zeytini orman ağacı saymazsak, dediğim gibi, bundan sonra kadastro çalışmalarında da büyük baskılar olacaktır. Şimdiye kadar orman sayılan yerlerle ilgili olarak hem davalar açılacaktır. Hem de idarenin başı çok ağrıyacaktır diye düşünmekteyim.
  • İ.Ü.Orman Fakültesi Öğretim Üyesi ve Ormancılık Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat AYANOĞLU:
  • “Sanıyorum bunun çözümü de var, bir şekilde çözüme bağlanabilir... Bütün bu düzenlemelerde, gerek yönetmelik değişikliklerinde, gerek kanun değişikliklerinde fakülteden görüş istenildiği zamanda biz bu endişelerimizi dile getiren raporlarımızı getirdik, başka bir amacımız yoktur. Bu sistemler uygulanabilir mi dersek; uygulanabilir. 57. maddede gerekli düzenlemeler yapılarak, bunlarla 17. maddeye atıfta bulunarak, bir süre konularak, sanki oralarda bina ve tesis yapıyormuş gibi ki, ağaç dikmek de bir tesistir. İzne bağlanabilir ve hukuki şablonuna oturtulabilir. ..”
  • TMMOB Orman Mühendisleri Odası*:
  • “Anayasada ve Orman Kanununda zeytinin orman ağaççığı olmadığına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine sahipli arazilerde bulunanların dışında, orman ağacı olduğuna dair bir dizi mevzuat ve yargı kararları mevcuttur. Zira yürürlükteki mevzuatta ve adli kararlarda zeytinlik, fıstıklık ve harnupluklar sahipli arazide bulunursa orman sayılmamaktadır. …Danıştay 8 inci Dairesinde açmış olduğu dava sonucunda, “Zeytin Orman Ağacı Değildir” yönünde karar verilmiştir. Bu karar, panelde de konunun uzmanlarınca tartışılmıştır. Sonuçta zeytinin orman ağacı olduğunda mutabakat sağlanmıştır. Şayet 8 inci Daire kararı aynı şekilde genel kurulda kabul edilerek kesinleşecek olursa, ormanların aleyhine mülkiyet davalarının açılacağı ve sonucunda orman alanlarının daraltılabileceği kanısına varılmıştır.
  • CHP Zeytin ve Zeytinyağı Üreticilerinin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Raporu (04 Ocak 2006):
  • Ege Bölgesi’nin sahil şeridinde zeytin yetiştirilmeye uygun, diğer ürünlerin yetişme olanağı bulunmayan boş alanlar ile başka ürünlerin verim düşüklüğü nedeniyle değerlendiremediği bozuk orman alanları yaklaşık 12 milyon dekardır. Bu bozuk orman alanları ve zeytinciliğe uygun hazine arazileri geçmiş uygulamalar da dikkate alınarak, gerekiyorsa yeni yasal düzenlemeler de yapılarak, özellikle yörenin topraksız ve az topraklı köylülerine zeytin ağacı dikilmesi amacıyla verilmelidir.”
Sözün özü, denilmektedir ki;
    • “Zeytin” ağaççığı/ağacıdır; orman ağaççığı/ağacı sayılmaması, “orman” sayılan alanların daraltılmasına yol açabilecektir.
    • “Devlet ormanı” sayılan arazilerin “bozuk” sayılan yerlerinin zeytincilik yapacak topraksız ve az topraklı köylülere verilmelidir.
    • “Bozuk” sayılan ormanlarda zeytinciliğe izin verilmesi, ulusal ekonomiye katkıda bulunacaktır
Gerçekten de öyle mi acaba? Açıktır ki, bu, yanıtı bilginize ve bakış açınıza göre değişebilecek bir sorudur.

-------------------------------------
*TMMOB Orman Mühendisleri Odası’nın 28 Haziran 2006 tarihinde Danıştay 1. Başkanlığı ile Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu Başkanlığı’na yaptığı başvurulardan aktarılmıştır.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2006, 16:21   #5
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
Sapla saman, bilerek ya da bilmeden birbirine karıştırılıyor…

“Zeytin” hem orman ağaççığıdır/ağacıdır hem de değildir ! Çünkü, hem “orman ağaççığı/ağacı” sayılabilecek hem de sayılamayacak “zeytin” ağaççıkları/ağaçları vardır*:

İnsan eliyle yetiştirilmiş ya da “yabanıl” iken aşılanarak zeytin elde edilebilen ağaççığa/ ağaca dönüştürülmüş olanlar, bilimsel olarak artık tarım/kültür bitkisidir. Öyle ki, bu ağaççıklar/ağaçlar artık aynı “zeytin” türünün bir çeşididir**

Bu “zeytin” ağaççığı/ağacı çeşidi, ormanlarda doğal olarak bulunmaz ve orman ağaççığı/ağacı sayılmaz, sayılamaz.

Uygun ekolojik koşullarda, bu kapsamda da, çoğunlukla Ege ve Akdeniz Bölgelerindeki “orman” sayılan arazilerde, maki ekosistemlerinde doğal olarak yetişebilen yabanıl zeytin ağaççıkları/ağaçları (ya da delicelikler) ise aynı türün farklı bir çeşididir***.

Bu “zeytin “çeşidi tarım/kültür bitkisi değildir; içinde bulunduğu orman ve/veya maki ekosisteminin doğal bir bileşenidir.

1998 tarihli Ağaçlandırma Yönetmeliği’nin Danıştay 8. Daire tarafından iptal edilen 14. maddesinin “b” bendinde; “Devlet ormanı sayılan yerlerde; asli orman ürünü veren ağaç türlerinin yanı sıra tali orman ürünü veren orman ağacı ve ağaççıklarından ceviz ile yetişme muhiti şartları açısından tabii olarak yetişen kestane, antepfıstığı (menengiç, sakız ağacı), zeytin, mahlep ve harnup türleri kullanılarak …saf veya karışık ormanlar tesis etmek amacıyla özel ağaçlandırma izni verilebilir.” yaptırımına yer verilmiştir.

Çok açıktır ki, bu yaptırımda sözü edilen “zeytin”, tarım/kültür bitkisi olan “Olea europaea sativa”dır. (ya da “Olea europaea var europaea”).

Yine çok açıktır ki, özel kişi ve kuruluşlar da “devlet ormanı sayılan yerlerde asli orman ürünü veren ağaç türleriyle” yapacakları “özel ağaçlandırma” çalışmaları sırasında yalnızca bu “zeytin” çeşidinden ağaççık/ağaç fidanlarını dikmek isteyecektir; aşılanmadığında zeytin vermeyecek “Olea europaea sativa oleaster” (ya da “Olea europaea var. sylvestris”) çeşidinden fidanları ise dikmeyecektir .

Bu yalın gerçekler göz önünde bulundurulduğunda;
  • Danıştay 8. Daire’nin ”orman ağacı” saymadığı “zeytin” ağaççığının/ağacının “zeytinin” tarım/kültür bitkisi olan “Olea europaea sativa” (ya da “Olea europaea var europaea”) çeşidi olduğu;
  • ormanlarda doğal olarak yetişen ve içinde bundukları orman ekosistemlerinin doğal bileşenlerinden birisi olan yabanıl zeytin ağaççıklarının/ağaçlarının (ya da deliceliklerin) ise (“Olea europaea sativa oleaster” ya da “Olea europaea var. sylvestris”) “orman ağacı” sayılması gerektiği ve
  • ancak böylesi bir ayrım temel alınarak yapılacak uygulamaların “orman” sayılan alanların daraltılmasına yol açmayacağı, aksine, orman ekosistemlerine zarar verebilecek zeytincilik çalışmalarını önleyebileceği
çok daha kolay kavranabilecektir.

Ancak, “3. Zeytinciler – Ormanlar Meydan Savaşı”nda zeytincilerin safında yer alanlar, bu son derece yalın gerçeği nedense göz önünde bulundurmamaktadır.

Bu, yalnızca bilgisizlikle açıklanabilecek bir tutum mudur? Hayır, değildir. Çünkü, gerçek amaç, “bozuk” sayılan orman alanlarında ekonomik getirisi daha yüksek olan zeytincilik yapılmasına da hukuksal dayanak sağlamaktır ve bu amaçla da, deyim yerindeyse “Anayasaya, yasaya karşı hile” yoluna başvurulmaktadır.

Bu gerçek, anılan panelde açıkça “Arkadaşlar bu türler hem orman ağacı olmaları ve hem de ekonomik bakımdan kıymetli olmaları nedeniyle doğal yetişme ortamlarında izin verilmek üzere Yönetmeliğe koyduk” ve “Böylece hem ülke ekonomisine ve kırsal kesime önemli bir girdi sağlanmış, hem de orman halk ilişkilerinin gelişmesi ve ormanlara sosyal baskının azaltılması yönünden önemli bir mesafe alınmıştır” diyebilen “eski genel müdür ve müsteşar yardımcısı” Eşref GİRGİN tarafından da dile getirilmektedir.****

İşte, tam da bu bağlamda, İ.Ü.Orman Fakültesi Öğretim Üyesi ve Ormancılık Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Sedat AYANOĞLU’nun, yukarıya da aktarılan yaklaşımının anımsanması gerekiyor.

Prof.Dr.Sedat AYANOĞLU’nun; “...sanki oralarda bina ve tesis yapıyormuş gibi ki, ağaç dikmek de bir tesistir. İzne bağlanabilir ve hukuki şablonuna oturtulabilir...” biçiminde dillendirdiği yaklaşımının zeytincilerin ve yandaşlarının yapmak istediklerine, deyim yerindeyse hukuksal “kılıf hazırlamaktan” başka bir sonuç vermeyeceği açıklıkla ortaya çıkmıyor mu?


-----------------------------
*Anımsatmakta yarar var: Bu bağlamda geçen “çeşit” sözcüğü, canlıların sınıflandırılmasında “alttür” kategorisinden sonra gelen bir sınıflandırılma kategorisidir

** TC Doğu Akdeniz Zeytin Birliği’ne göre “Olea europaea sativa”; GÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Sayın Prof.Dr. Hayri DUMAN’a göre de “Olea europaea var europaea”.

*** Yine TC Doğu Akdeniz Zeytin Birliği’ne göre “Olea europaea sativa oleaster”; GÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Sayın Prof.Dr. Hayri DUMAN’a göre de “Olea europaea var. sylvestris”.

****Gerçekte, anılan Paneldeki konuşması sırasında; “… Eğe, Akdeniz ve Marmara bölgesi ormanlarında tabii olarak bulunan yüzlerce hektarlık delicelik (Olea Oleaster) ve yabani zeytinliklerin (Olea europaea) orman dışına çıkartılmasının yolu açılmış olacaktır. Orman Genel Müdürlüğü Orman İdaresi ve Planlama Daire Başkanlığı kayıtlarında, Eğe ve Marmara bölgesinde yer alan Muğla, İzmir ve Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü ormanlarında yabani zeytin ve deliceliklerin orman ağaççığı olarak yer aldığı ve ormanların asli unsurları olduğu görülmektedir.” diyebilen Eşref GİRGİN, sanki bu gerçeğin ayırdındadır. Ancak, Eşref GİRGİN, ilgili kuruluşun Genel Müdürü iken hazırladığı dava konusu 1998 tarihli Ağaçlandırma Yönetmeliği’nde özel kişi ve kuruluşların “devlet ormanı” sayılan yerlerde “özel ağaçlandırma” yaparken dikmelerine izin verilen “zeytinin”, gerçekte tarım/kültür bitkisi olan “zeytin” çeşidi olduğunu görmezlikten gelmektedir. Neden acaba ?

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-10-2006, 16:24   #6
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,246
Galeri: 88
Hem hukuk dışı hem de orman ekosistemlerinde onarılamayacak yıkımlara yol açabilecek bir yaklaşım gündemdedir !

Zeytinciler ve yandaşları ormanlara karşı, deyiş yerindeyse, haksız ve hukuk dışı bir “savaş” başlatmıştır. Çünkü, yapmak istedikleri, hem Anayasanın 44, 63, 169 ve 170 hem de 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. ve özellikle de “devlet ormanı” sayılan arazilerde özel kişi ve kuruluşların “özel ağaçlandırma” yapmalarına izin veren 57 ile 115. maddelerine aykırıdır.

Yapılmak istenen Anayasamızın 44. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre; “...Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz”.

Oysa, “bozuk orman” sayılan “devlet ormanı” arazilerinde “zeytinin” tarım/kültür bitkisi çeşidiyle zeytincilik yapılması, “ormanların küçülmesine” yol açacak bir işlemdir.

Yapılmak istenen Anayasamızın 63. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre; “Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar...”. Oysa, söz konusu uygulamayla “bozuk orman” sayılan orman ekosistemlerinin, makiliklerin, başta yabanıl zeytinler olmak üzere doğal bileşenleri kısmen ya da tümüyle ortadan kaldırabilecektir.

Yapılmak istenen Anayasamızın 169. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre; “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.”

Oysa, söz konusu yaklaşımlarda “bozuk orman” olarak değerlendirilse de “devlet ormanı” sayılan alanlar, kamu yararının gözetilmesini güvenceye alabilecek hiçbir düzenleme yapılmadan ormancılık dışı bir amaca tahsis edilmesi öngörülmektedir.

Öte yandan, Anayasanın 169. Maddesine göre, yalnızca; i) “Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler” ile ii) “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik, gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler” ormancılık düzeni dışına çıkarıldıktan sonra ormancılık dışı amaçlarla kullanılabilecektir.

Oysa, tarım/kültür bitkisi çeşidiyle zeytin plantasyonu kurulmak üzere tahsis edilecek alanlar henüz Anayasanın öngördüğü biçimde bir değerlendirmeye tutulmamış ve dolayısıyla da, en azından şimdilik orman sınırları dışına çıkarılmamış, halen “devlet ormanı” sayılan yerlerdir.

Yapılmak istenen Anayasamızın 170. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre; “bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen” yerlerin yalnızca “orman içi köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsis...” edilebilmesi olanaklıdır. Bu amacın dışında, bu gibi yerlerin ormancılık dışı bir amaca tahsis edilebilmesi, anayasal olarak olanaksızdır.

Yapılmak istenen 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddenin “B” bendine göre; “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımında orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı ve çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları...”, “orman” sınırları dışına çıkarılabilmektedir.

Oysa, zeytin plantasyonlarına dönüştürülmesi için tahsis edilecek “bozuk orman” sayılan alanlar, daha önce de belirtildiği gibi henüz “orman” sınırları dışına çıkarılmamıştır.

Yapılmak istenen 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 57. Maddesine aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre “Orman sahasını artırmak maksadıyla orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda; verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karakteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanları ile devlete ait olup orman yetişme muhiti şartları bakımından elverişli olan yerlerde, köy tüzel kişilikleri ve diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından...” ağaçlandırma yapılması olanaklıdır.

Oysa, zeytinciliğe tahsis edilebilecek “bozuk orman” alanlarında yeni ormanların yetiştirilmesi ve/veya “bozuk orman” alanlarının imar ve ıslah edilmesi öngörülmemekte; bu alanların, zeytin plantasyonlarına dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Zeytincilik ve bu amaçla da herhangi bir alanı zeytin plantasyonuna dönüştürmek, orman yetiştirmek amacıyla ağaçlandırma yapmak değildir. Dolayısıyla da, bu işlemin 57. Maddenin “Orman sahasını artırmak” amacı ile doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır.

Yapılmak istenen 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 115. Maddesine de aykırıdır, çünkü, bu maddeye göre yalnızca “Devlet ormanları üzerinde kamu yararına yapılacak her türlü yapı ve tesisler için herhangi bir şekilde irtifak hakkı tesisi...”ne izin verilebilmektedir. Açıktır ki “bozuk orman” alanlarında zeytincilik yapılması bu kapsamda değerlendirilebilecek bir işlem değildir.

Öte yandan, zeytin plantasyonlarında yoğun olarak verim artırıcı kimyasal kullanılabilmekte, ormancılık bağdaştırılamayacak iş ve işlemler yapılmaktadır. Bu uygulamaların, zeytinliğe dönüştürülmüş “bozuk orman” alanlarında ve çevresindeki “verimli orman” orman ekosistemleri üzerinde olumsuz etkileri, çoğu durumda kaçınılmazdır.

Kısacası, “bozuk ormanlarda” zeytincilik yapılması, en azından ekolojik yönden, deyiş yerindeyse “astarı yüzünden pahalı” bir işlemdir.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla


Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 03:02.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026