agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Beğeni Düzeni9Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 01-04-2011, 08:25   #1
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 13,948
Galeri: 11
Konuların insanları araştırmaya sevk etmesi ne güzel. Araştırma yaparken, konuyu;

Madencilik ve Çevre:
Madencilik faaliyetleri diğer endüstri faaliyetlerine göre çevrenin fiziksel ve kimyasal olarak bozulmasına direk nedendir. Doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az-çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalınmaktadır.

Madenciliğe ilişkin faaliyetler birkaç aşamada olup, her birinde doğa farklı olarak zarar görür. En zarar verici faaliyetler: Maden işletme (çıkarma), zenginleştirme, metal tasfiyesi ve kazanılması gibi işlemlerden dolayı ortaya çıkan kirleticilerdir. Bununla birlikte madenin büyüklüğü ve fiziko-kimyasal yapısı ile faaliyetin süresi de önemlidir. Açık ocak maden işletmeciliğinde doğa tahribatı üretim sırasında doğrudan olmaktadır.

Biçiminde görmeye başlama şansı da olabilir.

Böylece şu sonuca ulaşılabilir;

Madencilikten elde edilecek ekonomik yarar, fayda-maliyet analizlerinde; doğuracağı çevre sorunlarının giderilmesini de (yatırım- işletim) öngören bir bütün olarak değerlendirilmiş olmalıdır. Burada esas temel alınması gereken; şimdiki kuşakların ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların büyük maliyetler ödemesinin önüne geçilmesi için sorumluluklarımızın bilincinde olmamızdır.

Görüldüğü üzer alıntıda, maden çıkarmayalım gibi bir sonuca ulaşılmıyor.

Şimdi altın madeni kazanlarını araştıran arkadaşların kömür madeni kazalarına yönelmelerinde sayısız yarar görüyorum.

Maden çıkarımı ile maden kazaları arasında bir fark olduğu sonucuna böylece yaklaşmak mümkün olabilir.

Bunlardan sonra, başka madenlere değil deneden sadece altın madenciliğine karşı çıktıklarını sorgulamaya başlamak için onları yönlendirebilirim.

Şu soruyu başlangıç için sormak uygun olur. Neden diğer madenler değil de ülkede altn madeni çıkarılmasına karşı böyle bir durum oluşuyor. Altın çıkarılmadığında, bundan kim yarar sağlıyor.

Kestirmeden "doğa" diyeceklere, evlerindeki klorlu su ve asit şişelerini saymalarını, kullandıkları temizlik maddelrinin içeriklerine bakmalarını öneriyorum. Geçen yıl kaç şişe asit ve klorlu suyun evlerden denize karıştığın düşünmeleri de uygun olur.


Konuların dar bir bakış açısıyla düşünülemeyeceğini göstermesi bakımından,

Sığacık körfezinde orkinos üreticiliğine çevreciler karşı çıkıyorlar. Aman ne güzel, Çok önemi bir doğal alan olan bu bölge aynı zamanda akdeniz foku üreme alanlarından birisi, Ama Çeşmenin kanalizasyonun derin deşarjının aynı yere yapıldığnı da çevrecilerden değil, orkinos çiftliği sahibinden duyuyoruz.

Orkinos üretilebilir, çevreye zararına engel olunarak. Karşı çıkılacak şey üretim değil, çevreye zararıdır. Engel olunacak şey budur.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-04-2011, 21:43   #2
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Altına Hücum ve Siyanür Liçi

Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir (Anayasa, Md.56).


Evet araştırma yapılırken daha önce görülemeyen siyanür sızıntıları da, altın madenciliğinin diğer madenlerden daha fazla oranda çevreye zarar verdiği de görülebiliyor. Kendi adıma, maden çıkarmayalım dediğimi de hatırlamıyorum. Herkes her konuda bilgi sahibi olamaz. Önemli olan o konuda söyleyecek sözü olan araştırmacıların, uzmanların, bilim insanlarının fikirlerini iyi anlamak ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren bu konuyu kendi mantık süzgecimizden geçirerek doğruyu bulmaya çalışmaktır. Unutulmamalı ki tüm yer üstü ve yer altı zenginlikleri topluma ait ve çevreyi korumak her vatandaşın anayasal ödevi.

İşletmenin hangi standartlara göre yapılacağı, günümüz koşullarına göre yasasıyla yönetmeliğiyle belli midir? Toplum ve çevre sağlığı açısından her şey kontrolümüz altında mı?
Alıntı:
(*1)
1985 yılında 3213 sayılı Maden Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle yerli ve yabancı sermayeye madencilik sektöründe yeni fırsatlar tanınmıştır. Uluslararası şirketlere olanaklar tanınırken üretim koşullarını, denetimi, faaliyet sınırlarını belirleyici altyapı hazırlıkları yapılmamış, gerekli mevzuat ve standartlarla şirketlerin çalışmalarının kontrolü hedeflenmemiştir. Bunun nedeni olarak da yabancı sermayenin ürkekliği gösterilmiştir. Şirketlerin verdikleri bilgiler yeterli görülmüş, yurt dışına kaynak transferini önleyici önlemler getirilmemiş, yaratılan değerlerin ülke ekonomisine kazandırılması için önlemler alınmamıştır.
Milyonlarca insanın yaşadığı, geçimini sağladığı bölgelerde fayda-maliyet analizleri ya da ulusal çıkarlarımız nasıl hesaplanıyor? Maden çıkartmak için her yer uygun mudur?
Alıntı:
(*1)
Koşullar maden işletmeciliğine uygun değilse, hiçbir madenci, böyle bir bölgede maden işletme zorunluluğundan bahsedilemez. Altın madenciliğinde siyanür de kullanıldığından altın üretiminin yapılmak istendiği bölgelerde böyle bir üretim yapılıp yapılamayacağı çok titiz olarak araştırılmalıdır.

Dünya üzerinde altın madenciliği yerleşim merkezlerinden, ağaçlık ve ormanlık bölgelerden, tarihi yerlerden, doğal güzelliklerin ve turizmin yoğun olduğu bölgelerden, tarım alanlarından uzak, daha çok çöl ve dağlık bölgelerde yapılmaktadır. Amaç çevrenin ve insan sağlığının tehdit edilmemesidir. Bu kural özellikle gelişmiş ülkelerde geçerlidir. Ancak Güney Afrika, Brezilya gibi bazı ülkelerde toplum hiçe sayılarak üretim yapılmaktadır.
Şimdi bu madenlerimizden bize gerçekte ne kalıyor bir de ona bakalım:
Alıntı:
Altın Üretiminden Bize Ne Kalıyor?

Türkiye'de altın üretimi konusunda ileri sürülen görüş şudur: Almanya ve alman şirketleri Türkiye'nin altın üretimini arttırmasını istemezler. Böyle olursa dünya altın fiyatları düşer ve altın üreten ve Türkiye'ye ihracat yapan Alman şirketleri zarar görür.

Altının yumurta gibi tüketildiğinde yok olan bir meta olmadığını önemle vurgulayarak konuya girelim. Yumurta satın alırsınız (talep edersiniz) ve yemek yapıp tüketirsiniz, geriye bir şey kalmaz. Altında ise diyelim bir bilezik aldınız. (talep ettiniz) Ama bu altın kaybolmaz. Bir ay veya yıl sonra paraya ihtiyacınız olur, satarsınız. Arz edersiniz. Dolayısıyla altında arz üretime eşit değildir. Yumurtada ise aşağı yukarı (biraz stok olabilir) arz üretime eşittir. O halde altında fiyatı belirleyen üretim değildir. İnkalardan bu yana üretilen bütün altın arzda dikkate alınır.

Dünyada 1835–2007 yılları arasında üretilen altın miktarı 160 000 tondur. (Kaynak: www.goldsheetlinks.com) 2009 yılında dünyada üretilen altın miktarı ise 2572 tondur. Yani her yıl tüm stokun ancak %1,61'i kadar altın üretiliyor. Türkiye'de üretilen altının ise 2009 yılında 14,5 ton olduğu bildiriliyor. Bu ise dünya üretiminin %0,56'sı, dünya stokunun ise % 0,0009'u (on milyonda dokuz) ediyor. Türkiye'deki altın üretimini 100 misli arttırsanız bile bunun arz yönünden hiçbir anlamı olmayacaktır.

Almanya'nın altın üretimi istatistiklere bile girmiyor. Dünya'da en çok altın üreten firmalara ve ülkelere bakıyoruz. Bunların Amerikan, Kanada, Güney Afrika ve Çin şirketleri olduğunu görüyoruz. O zaman bu üretimimizi önce bu ülkelerin engellemesi gerekmez miydi? Gördüğümüz şudur: En başta Amerikan şirketleri Türkiye'de altın üretimi için uğraşmaktadırlar. Kaldı ki altın fiyatları üzerinde başka şeyler de etkilidir. Dünya tarihinde altının nerede ise son zamanlara kadar para yerine kullanıldığını biliyoruz.

Dünyanın büyük altın şirketlerini inceliyoruz. Aralarında doğru dürüst bir alman sermayesine rastlamıyoruz. Üretim işinde almanlar çok önemli değil. Ayrıca Bergama'da altın işine girişen Eurogold'un ilk kurucuları arasında almanların da olduğunu görüyoruz. O halde neden bu firma Türkiye'de altın üretmeye gelmiş? Diğer yandan siyanür üretiminde alman şirketlerinin önemli bir yeri var. Yani iddianın tam tersine alman şirketlerinin altın üretilmesinde önemli çıkarları var.

Altın Madencileri Derneği 2010 yılında üretilen 17 ton altının değerini 800 milyon dolar olarak açıklamış. Bundan devlete kalan sadece %2'dir. Altın madencilerinden "ruhsat sahibi tarafından beyan edilen" ocak başı satış fiyatının %2'sinin devlet hakkı olarak alınacağını biliyoruz. Bu 16 milyon dolardır ve Türkiye için önemli bir sayı değildir. Çalışanların da emek geliri kazandıkları söylenebilirse de bu da ihmal edilir düzeylerdedir.

Ancak siyanür liçi yöntemiyle üretilen altının çevreye, insana zararları konusunda muazzam bir bilgi birikmiştir. Avrupa Birliği de buna dayanarak siyanür liçi ile üretimi yasaklamıştır. Türkiye'de altın üretilen yerlere bakıyoruz, tarımsal üretim ve turizm açısından cennet gibi yerler olduğunu görüyoruz. İzmir'de içme suyu kaynaklarının kirlenmesi tehlikesi de çok yüksektir.

Altın üretiminden bize kalanın dolarlar mı yoksa çevre tahribatı mı olduğu üzerinde iyice düşünmeliyiz.

Tayfun Özkaya - 28.1.2011
Kaynaklar:
(*1) Altın ama önce “insan ve çevre”
Jeo. Müh. Bülent Can

Bergama gerçeği ve siyanürlü altın madenciliği

Yasa olmazsa tanımı değiştir!

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-04-2011, 12:26   #3
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Siyanürle altın madenciliği sonucu ortaya altından başka arsenik, kurşun, antimon, kadmiyum, krom, çinko, civa vb. tehlikeli ağır metaller de çıkıyor. Bunlar atık çamuru havuzlarında öylece bekletiliyorlar. Bu gibi maddelerin vücuda girmesi insan sağlığını bozan hastalıklara ve vahim sonuçlara yol açar. Kamusal yararlarını düşünen egemen milletler kaynak sularının ne kadar önemli olduğunu çoktan kavramış durumdalar.

Siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliğini savunan arkadaşlara sormak istiyorum; bizim ülkemiz çöplük mü?


Alıntı:
Avrupa Birliği'nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının genel yasağına ilişkin 5 Mayıs 2010 tarihli Avrupa Parlamentosu Kararı:

Avrupa Parlamentosu,
-Avrupa Birliği'nin İşleyişine İlişkin Antlaşmanın 191. Maddesini dikkate alarak,
-Rio de Janeiro’da Haziran 1992'de kabul edilen Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde düzenlenen ihtiyatlılık ilkesini gözönüne alarak,
-23 Ekim 2000 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin su politikası alanında Topluluk eylemi için bir çerçeve (‘Su Çerçeve Yönergesi’) oluşturan 2000/60/EC Direktifinin çevresel hedeflerini dikkate alarak,
-15 Mart 2006 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin siyanürün madencilik alanında kullanımını dikkate alan ve aynı zamanda izin verilen maksimum siyanür düzeylerini açıklayan endüstriyel atık yönetimi konusunda 2006/21/EC Direktifini gözeterek,
-16 Aralık 2003 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi'nin “[...] madencilikte belirli depolama ve işleme faaliyetleri [...]son derece ciddi sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir” ibaresinin geçtiği tehlikeli maddeler içeren majör kaza tehlikelerinin kontrolü üzerine 96/82/EC (Seveso II) Konsey Direktifini değiştiren 2003/105/EC Direktifini dikkate alarak,
-21 Nisan 2004 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin çevresel yükümlülük üzerine 2004/35/EC Direktifine dayanarak belirli koşulların sağlandığının gösterilebildiği durumlarda üye devletlerin işletmecilerini çevresel hasarların masraflarından bağışık tutabileceklerini dikkate alarak,
- İspanyol, Belçika ve Macar Başkanlıklarının 18 aylık programı ve onun su politikası, biyoçeşitlilik üzerine önceliklerini dikkate alarak,
- 2000 yılında Maden Kanunu No 44/1988’te yapılan bir değişiklik yoluyla siyanür teknolojileri genel yasağı ile ilgili Çek Cumhuriyeti tarafından alınan önlemleri; Macaristan sınırları dâhilinde siyanürlü madencilik teknolojilerine yasak getiren Macar Maden Kanunu 48 /1993’te 2009 yılında yapılan değişikliği ve Almanya’da 2002 yılında geçirilen siyanür liçiyle yapılan madenciliği yasaklayan kararnameyi gözeterek,
-115 (5) Kuralını kendi Prosedür Kuralları olarak tanıyarak,

A. Birleşmiş Milletler’in 2010’u Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan ederek dünyayı yeryüzünde yaşamın çeşitliliğini korumak için harekete geçmeye davet etmesine dayanarak,
B. Altın madencilik sanayinde kullanılan çok zehirli bir kimyasal olan siyanürün, Su Çerçeve Yönergesi Ek VIII altında ana kirletici olarak nitelenmesine ve böylece insan sağlığı, çevre ve dolayısıyla biyoçeşitlilik üzerinde felaket boyutunda geri dönülmez bir etkisinin olabileceğine dayanarak,
C. 25 Mayıs 2007 Prag’da (Çek Cumhuriyeti) toplanan 14. Buluşmada Visegrad Grubu Ülkelerinin (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) Çevre Bakanlarının sürdürülebilir bir madencilik üzerine düzenledikleri Ortak Pozisyon Toplantısında, bölgedeki potansiyel sınır ötesi sonuçları ile önemli çevresel tehlikeler taşıyan mevkilerdeki madencilik faaliyetlerinde kullanılan ve kullanılması planlanan tehlikeli teknolojilerle ilgili dile getirdikleri kaygılara dayanarak,
D. Siyanürün Su Çerçeve Yönergesi kapsamında öncelikli tehlikeli madde ilan edilmesinin yanında, Tuna Nehri'nin Koruma ve Sürdürülebilir Kullanımı için İşbirliği Sofya Sözleşmesi çerçevesinde, Taraflarca ilgili tehlikeli madde olarak da nitelendirildiğine dayanarak,
E. En kötüsünün 10 yıl önce, bir altın madeni rezervuarından siyanürle kirlenmiş 100,000 metreküpten fazla suyun Tisza-Tuna Nehri sistemine salınmasıyla Orta Avrupa tarihinin o zamanki en büyük ekolojik felaketine yol açtığı, Dünya ölçeğinde son 25 yılda 30'dan fazla majör siyanür dökülme kazalarının meydana gelmiş olmasına ve İklim Değişikliği Üzerine Hükümetler Arası Panelin Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda yansıtıldığı üzere, ağır ve sık yağış olayları yanında, özellikle aşırı hava koşullarının giderek artan sıklığı da hesaba katıldığında, bu türden kazaların bir daha yinelenmeyeceğinin gerçek bir güvencesinin olmadığına dayanarak,
F. Bazı AB üyesi ülkelerin, hâlâ, insanların yoğun yaşadığı bölgelerde, insan sağlığına ve çevreye daha fazla potansiyel tehdit oluşturabilecek siyanürlü teknolojileri kullanarak büyük ölçekli açık-döküm yeni altın madeni projelerini düşünüyor olmalarına dayanarak,
G. Su Çerçeve Direktifi altında Üye Devletlerin su kaynaklarının ‘iyi statü'sünü korumak ve tehlikeli maddeler ile kirlenmesini önlemek zorunda olmalarına; ancak, iyi statünün de siyanürlü maden teknolojileri kullanan komşu ülkelerde bulunan nehir havzalarındaki su kalitesine bağlı olduğuna dayanarak,
H.Siyanürlü kazaların sınır ötesi etkileri, özellikle büyük akarsu havzaları ve yeraltı kaynaklarının kirlenmesi konusunda, siyanür madenciliğinin yarattığı ciddi çevresel tehdidin bir AB yaklaşımını gerektirdiğine dayanarak,
I. İhtiyati kurallar ve uygun mali teminatın hala eksik ve mevcut mevzuatın siyanür madenciliği üzerine uygulanmasının aynı zamanda her bir Üye Devletin yürütme organlarının becerisine bağlı olduğuna ve böylece insan ihmalinin bir kazaya yol açmasının sadece bir zaman meselesi olduğuna dayanarak,
J. Madencilik Atık Direktifinin bazı Üye Devletlerde henüz tam olarak uygulanmadığına dayanarak,
K. Siyanürlü madencilik yalnızca sekiz-16 yıl boyunca ve oldukça az sayıda istihdam yaratır; oysa maliyeti genellikle kaybolan veya iflasa giden sorumlu işletme şirketleri tarafından değil ama devlet, yani vergi mükellefleri tarafından karşılanan ekolojik hasar büyük sınır ötesi riske yol açarken,
L. İşletmeci şirketlerin gelecekteki bir kaza veya arıza durumunda doğacak maliyetleri kapsayacak uzun vadeli sigortalarının olmadığına dayanarak,
M. İki gram altın üretmek için bir ton düşük tenörlü cevherin işlenmesinin zorunlu olduğu ve nihayetinde ardında altının %25-50’sinin kaldığı büyük atık dağları bırakmasına ek olarak büyük ölçekli siyanür madencilik projelerinin kullandığı birkaç milyon kilogram sodyum siyanürün bir arıza durumunda depolama ve nakliyesinin kendisinin de potansiyel felaket sonuçlar taşıdığına dayanarak,
N. Siyanürlü madenciliğe, siyanür tabanlı teknolojilerin yerini alabilecek seçeneklerin olduğuna dayanarak,
O. Avrupa'da sürmekte olan siyanür madencilik projelerine karşı, sadece bireysel vatandaşları, yerel topluluklar ve (NGO) sivil toplum örgütlerini değil, aynı zamanda devlet kuruluşlarını, hükümetleri ve siyasileri de kapsayan güçlü halk protestolarının organize ediliyor olmasına dayanarak,

1. Su Çerçeve Yönergesi kapsamında AB hedeflerine uyumun, yani su kaynakları için iyi kimyasal statünün elde edilmesi, su kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının, sadece siyanür madencilik teknolojisinin yasaklanarak sağlanabileceğini düşünür;
2. Su kaynaklarımızı ve ekosistemlerimizi madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan siyanür kirliliğine karşı korumanın tek güvenli yolu olduğu için, 2011 sonuna kadar Avrupa Birliği’nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının tamamen yasaklanmasını önermek ve aynı zamanda rutin bir etki değerlendirmesi yapması için Komisyona çağrıda bulunur;
3. AB ve BM içinde ilgili inisiyatiflere dikkat çeker ve daha güvenli – özellikle de siyanürsüz - madencilik alternatiflerinin geliştirilmesi ve uygulanmasını hararetle teşvik eder;
4. Genel yasak uygulanıncaya kadar, siyanür teknolojileri içeren herhangi bir madencilik projesini, ne AB içinde ne de üçüncü ülkelerde, doğrudan ya da dolaylı olarak, desteklememesi için Komisyona ve Üye Devletlere çağrıda bulunur;
5. Siyanürlü madenciliğin yasaklandığı alanlarda alternatif yeşil sanayi, yenilenebilir enerji ve turizme sağlanan uygun mali desteklerle, sanayi reorganizasyonunu teşvik etmek için Komisyona çağrıda bulunur;
5. Mevcut endüstriyel atık yönetimi mevzuatında, bir kaza veya arıza durumunda, özgün ekolojik ve kimyasal durumun geri kazandırılmasında doğabilecek hasarın tazmini ve telafi edici maliyetleri karşılayacak bir sigorta yaptırmasını her işletmeci şirketten talep eden bir değişiklik önermesi için Komisyona çağrıda bulunur;
6. Başkanını bu kararı Konsey, Komisyon ve parlamentolar ve Üye Devletlerin hükümetlerine iletmesi için görevlendirir.
http://www.europarl.europa.eu

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 03:29.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026