agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Beğeni Düzeni9Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 30-08-2006, 19:12   #1
Yalnız Çınar
 
Giriş Tarihi: 22-05-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 103
Alıntı:
Mehmet DOĞAN
(Popüler Bilim Dergisi Mart 2003, sayı 111 sayfa 44-6 da yayınlandı)
ALTIN ÜRETİMİ SORUNU

Ülkemizde son günlerde altın üretimi, altının siyanürlü yöntemle üretimine karşı gösteriler, mahkeme kararları çok tartışılmış, hatta grevcileri yabancı vakıfların desteklediği ileri sürülmüştür. Kamu oyunun yakından ilgilendiği TV kanallarında üzerinde bir çok tartışmaların yer aldığı altın üretimi konusunda bir kimyacı olarak hiçbir süpekülasyona girmeden bilgi vermek istiyorum.

Altın metali bakır, gümüş ve meteor demiri ile birlikte cilalı taş devrinden bu yana bilinen metallerdendir. M.Ö. 4000 yılından itibaren Mısır’lıların ve M.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Mezopotamya’da altın üreterek kullandıklarına dair kesin bulgular vardır. Sudan, kuru ve yaş havadan, oksijen ve ozondan, kükürt ve hidrojen sülfürden, azottan ve hidrojenden hatta yüksek sıcaklıkta bile oksijenden, asitli ve bazik çözeltilerden etkilenmediğinden doğada metalik halde bulunan ender metallerden biridir. Bu üstün özellikleri, kendine özgü rengini ve parlaklığını hiç kaybetmediğinden süs ve ziynet yapımında, kral ve zenginlerin özel eşyalarının yapımında, hatta zenginlik göstergesi olarak tarih boyunca kıymetli madde ve para olarak kabul görmüştür. Doğa da az bulunmasına karşın metalik halde bulunduğundan ve kolay elde edildiği ve işlendiğinden ilk çağlardan bu yana hep üretilmiştir. Roma İmparatorluğu dönemi sonuna kadar 10000 t, orta çağda 2000- 3000 t ve Amerika kıtasının keşfinden sonra da yılda 5 ton kadar altın üretildiği tahmin edilmektedir. 1700- 1800 yıllarında yıllık 10-15 ton olan dünya altın üretimi, 1948 yılında Kaliforniya altın yataklarının bulunmasından sonra 200 t a ulaşan altın üretimi, 1904 yılında G. Afrika altın yataklarının keşfi ile yılda 500 t a, 1936 yılında da 1000 t a ulaşmıştır. Günümüzde ise yılda 1500 tonun üzerinde altın üretilmektedir. Tüm tarih boyunca günümüze kadar 100000 tonun biraz üzerinde altın üretildiği tahmin edilmektedir.

Son yıllarda altının ziynet, para ve servet değerine, uygun fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle yüksek teknolojide, özellikle en iyi iletken ve kaplama metali gibi kullanımı da eklenince halen kıymetli metal olarak önemini korumaktadır. Bu önemi nedeniyle altın içeren her cevher, her alaşım, metal ve atıktan hiç kayıpsız, en ekonomik altın üretimi daha da önem kazanmıştır.
Tarih boyunca altın üretimi, altının doğada saf halde bulunuşu ve 19.3 g/cm3 yoğunluğu ile bulunduğu ortamdaki tüm mineral ve taşlardan çok daha ağır olmasına dayandırılmıştır. Altın içeren cevher ve mineraller kırılıp ufalandıktan sonra kovboy filmlerinde de gördüğümüz gibi dibi çukur kap içersinde bol suyla çalkalanır. Ağır altın taneleri kabın dibinde kalırken, çok daha hafif olan diğer mineraller, kum ve çamur suyla sürüklenir. Kabın dibinde toplanan altın parçacıkları potalarda eritilerek altın külçe haline getirilir. Altın çoğu kez gümüş ve bakır da içerir. Saf altın elde etmek için bakır ve gümüş içeren altın önce yüksek sıcaklıkta tuzla kavrularak gümüş klorür bileşiğine çevrilirken, bakır da kurşun ilavesi ile cüruf haline çevrilir ve kurşun buharlaştırılarak saf altın dipte kalır. Altının bakır ve gümüşten ayrılma tekniğinin M.Ö 2000 yılından beri bilindiği antik bulgulardan anlaşılmaktadır. Orta çağda simyacılar bir yandan altın cevherlerinden yukarıdaki teknikle ve kurşunla kavurma ile saflaştırırken bir yandan da diğer metalleri altına çevirmeğe çalışmışlar, bunu başaramasalar da altın üretim tekniğini geliştirmişlerdir.
Eski çağlarda ve kısmen daha sonra da kullanılan altın üretme tekniklerinde ince taneli olup dibe çökmeyen ve koloidal halde çamur içinde dağılan altını kazanmak mümkün olmuyordu. Eski altın yatakları ve altın üretim alanlarındaki mil ve kumların halen önemli oranda altın içermesi de bu kaçakların olduğunu göstermektedir.
Altın içeren cevher ve tozlardaki tüm altını kayıpsız kazanmak amaçlı çalışmalardan ikisi, yani cıva amalgam tekniği ve siyanür tekniği bu gün de kullanılan tekniklerdir. Altın içeren metal parçaları ve eski malzemelerdeki altını kazanmada kurşunlu kavurma tekniği de kullanılmaktadır. Her üç teknik de çevre dostu değildir ve aynı derecede canlılara ve insan sağlığına zararlı kurşun, cıva metalleri ve siyanür çözeltisi ile çevreyi kirletme riski vardır. Altının bu teknikler dışında başka yolu da yoktur. Gerçi altın yalnız altın maden ve bileşiklerinden değil, aynı zamanda antimon, arsenik, platin grubu elementleri, gümüş ve bakır üretimleri sırasında yan ürün olarak da üretilir. Ancak bu üretimlerin azlığı yanında altını ayırmak için yine yukarıdaki ana üretim teknikleri kullanılır.


Amalgam Tekniği
19. Yüzyılda geliştirilen amalgam tekniği ile altın üretiminde altın içeren cevher ve taşlar öğütüldükten sonra bol suyla çamur haline getirilir. Sulu çamur, üzerine cıva sürülen 0.8- 1 cm kalınlığında 1x2 m bakır levhalar üzerinden su akımı ile sürüklenir. Çamurun içerdiği altın, cıva üzerinde amalgam halinde tutulurken, diğer maddeler suyla sürüklenir. Belirli aralıklarla levhalar üzerindeki amalgam kazınarak alınır. Yeniden cıva sürülen levhalar tekrar aynı şekilde yeni çamurdan altını tutmak için kullanılırken, kazınarak alınan amalgam silindirik buharlaştırıcı- yoğunlaştırıcı özel döner kaplarda 600oC cıva buharlaştırılıp tekrar yoğunlaştırılır ( yani damıtılır), dipte kalan altın özel eritme potalarında eritilir. Cıva ise tekrar üretim sisteminde kullanılır. Damıtma ve amalgam sırasında kaçaklarla çevreyi cıva ile kirletme riski çok yüksek olan bu teknik asıl üretimde terk edilmiş olup, ancak küçük tesislerde ve yıkama- çalkalama ile üretim yapan tesislere ek olarak kullanılır.

Siyanür Tekniği
Dünyada bugün en yaygın kullanılan altın üretimi tekniği siyanürlü tekniktir. Zira diğer tekniklerden cevherin içerdiği altının en çok % 75 i kazanılabilir. Diğer tekniklerde Mikrometre ve daha küçük çaplı altın, çöktürülmeden koloidal halde çamurla sürüklenir. Bu teknik 1890 sonrası G. Afrika’da geliştirilmiş ve altın üretiminde devrim niteliğinde olmuştur.
Siyanürle altın üretim tekniğinin temeli öğütülerek toz haline getirilen altın cevherlerinin önce % 0.02 lik kalsiyum oksit çözeltisiyle bazik hale getirildikten sonra kütlece % 0.03- 0.0001 arası olacak şekilde sodyum siyanür çözeltisiyle karıştırılarak altının siyanür kompleksi halinde çözülmesi, daha sonra da çamurdan ayrılan altın çözeltisine metalik çinko eklenerek siyanürün çinko kompleksi halinde tutulurken, altının metalik halde çöktürülerek ayrılmasına dayanır. Çöktürülerek ayrılan altın 800oC da kavrularak yanındaki kirlilik yapan metaller oksitlenir. 1100oC biraz boraks ve silikat ilavesi ile eritilen altının içerdiği kurşun, çinko, demir gibi diğer metal oksitleri ve silikatlar cüruf halinde üste çıkar ve erimiş altın külçeler halinde döküldüğünde metalik altından diğer bileşenler kolayca üstten ayrılır.

Siyanür çözeltisine metalik çinko yanında kolay çözünen kurşun nitrat veya kurşun asetat ilavesi altının çöküşünü daha kolaylaştırır. Özel pres filtreden süzülerek altın ayrıldıktan sonra kalan, çinko siyanür ve kurşun içeren sodyum siyanür çözeltisine sülfat veya seyreltik sülfürik asit eklenerek çinko ve kurşun sülfatları halinde çöktürülür. Süzülen ve başlıca artan sodyum siyanür içeren çözelti tekrar üretim işlemi için siyanürleme tankına gönderilir.

Bu güne kadar geçen süre içersinde daha az siyanür kullanmak amacıyla cevheri kuru olarak mekanik kırıp, altın içermediği kesin olan taş ve mineralleri ayıkladıktan sonra yaş öğütülen sulu çamurdan çalkalama ile kolayca dipte toplanabilecek iri taneli altını ayırdıktan sonra siyanürlemek, amalgam tekniğini ve siyanür tekniğini birlikte kullanmak, çinko kurşun tekniği ile çöktürülen altını elektrolizle saflaştırmak gibi bir çok kombine teknikler de geliştirilmiştir. Yine altının sülfür bileşiği şeklinde bulunması halinde önce flatosyon işlemiyle zenginleştirdikten sonra siyanür tekniğiyle üretmek gibi özel teknikler kullanılsa da cevherin içerdiği tüm altını kayıpsız kazanmak için halen siyanür tekniğinden daha iyi bir teknik geliştirilememiştir.

Çevre kirlenmesi ve Siyanürün uzaklaştırılması
Siyanür asidin 50 mg’ı, sodyum siyanürün 100 mg ı insanı öldürebilir. Atık sular litresinde 0.1 mg üzerinde siyanür içerirse balıkları ve çoğu su canlılarını öldürdüğü bilindiğinden çoğu çevreci kuruluşlar ve kamuoyu siyanürlü altın üretimine karşıdır. Bu tepki ve hassasiyet haksız değildir. Ancak dünyanın her yerinde, özellikle G. Afrika Cumhuriyetinin 5 milyon nüfuslu Johannesburg şehrinin şehir merkezinde onlarca altın üretim tesisi siyanür tekniği ile altın üretmektedir (Çok sayıda fotoğraf elimde mevcut). Altın üretim tesislerinde kuru cevher kırma ve mekanik ayıklamadan sonra yaklaşık % 20 ye indirilen altın cevherinin kuru tonu başına 1 kg sönmemiş kireç (kalsiyum oksit) eklenir ve suyla ıslak öğütülerek 100 mikrometre altına indirildikten sonra çalkalayıcı ile işlem sonucu çamurdaki katı cevherin de % 50 si atıldır. Sulu çamurdaki altını bağlamak için kuru ton cevher başına 150 g sodyum siyanür katılır. Tekniği en pahalı yapan sodyum siyanür fiyatları günümüzde bol miktarda üretildiğinden daha da ucuzlamıştır. Çevre kirliliği ve olası bir depremde yer altı sulara karışmasından korkulursa tekrar çevrime göndermek amacıyla içinde kalan çamur çinko ve kurşunun çökmesi için özel havuzlarda bekletilen siyanürlü çözeltideki tüm siyanür yine ucuz olan sodyum hipokloritin (bildiğimiz çamaşır suyu) biraz fazlasının eklenmesi ile azot haline çevrilerek zararsız hale getirilebilir. Siyanürlenmiş çamurlu cevher atığı bazik kaldığı sürece siyanür asidini çevreye salmaz. Bu kuşkudan kurtulmak için de atığa çamaşır suyu veya sodyum sülfit eklenebilir. Daha korkulursa ozon veya hidrojen peroksitle de siyanür parçalanarak uzaklaştırılabilir.

Ülkemizde durum
Ülkemizde genellikle ton başına 3-5 gram altın içeren bir çok altın maden alanı saptanmış ve rezervleri belirlenmiştir. Bergama Ovacık yatağında ortalama altın tenörü 10 g/ton dur. Ayrıca gümüş ve bakır cevherleri de altın içerir. Bakır üretiminde altın elektroliz sırasında birçok kıymetli madde ile birlikte çökerek anot çamurunda kalır. Gümüş üretimi de bir tesisimizde yıllardan beri siyanür tekniği ile yapılmaktadır. Altın ülkemizde ziynet olarak çok satın alınan tek metaldir.
Döviz sıkıntısında bile döviz ödeyerek ithal ediyoruz ve kendi altınımız maden yatağında atıl beklerken biz ekonomik krizler yaşıyoruz. Yukarıdaki bilimsel gerçeklere rağmen sözde kendini bilim adamı sayan profesörlerimiz “siyanürle altın üretimi tehlikelidir” diye rapor verebiliyor ve bu raporlar ışığında bazı hakim ve mahkemelerimiz “üretim durdurulsun” diye karar verebiliyor. Sonra da kimimiz çıkıyor ve “ yabancı vakıflar altın üretimimizi engelliyor” diye ahkam kesiyor.
Hiç kimseyi suçlamadan ülkemiz kaynaklarını en iyi ve verimli şekilde değerlendirmeliyiz. Ülkemiz petrol ve doğal gaz fakiridir.
Ancak altından başka örnek olarak en zengin bor ve toryum yatakları ülkemizdedir.
Ülkemiz krom, barit, alçı taşı, granit ve mermerce de zengindir. Bu maden ve minerallerin çoğunu işlemeden ham olarak çok ucuz fiyatla ihraç ediyoruz. Bu maden ve zenginliklerimizi, en pahalı ürünlerine çevirecek teknolojileri geliştirerek en iyi değerlendirerek pazarlamak için her tür araştırmayı yapmak, önlemi almak zorundayız.
Öğünmeğe çalıştığımız araştırmalarımız da ülkemize yarar getirecek bu ve benzeri alanlarda olursa bir önem kazanır.

EK: Tepkimelerin formülü
Üretim aşaması: 4 Au + 8 NaCN + O2 + H2O = 4 NaAu(CN)2 +4 NaOH
2 NaAu(CN)2 + Zn = Na2Zn(CN)4 +2 Au

Siyanür uzaklaştırma: a)CN- +OH- = OCN- + Cl- + H2O
b)OCN- + 3 OCl- + 2 OH- = N2 + CO3= + Cl- H2O
2) H2O2 +CN- = OCN- + H2O ( daha az atık ve şüphe halinde)

http://yunus.hacettepe.edu.tr/~dogan/

Siyanürle altın elde etmek üzerine ve ülkemizdeki altın madenleri üzerine yazılacak çok şey var. Çok güzel konu başlığı açılmış yazmaya devam edeceğiz.

Yalnız Çınar Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-08-2006, 19:56   #2
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,245
Galeri: 88
İŞLETMENİN EKONOMİK GETİRİ VE GÖTÜRÜLERİ

Yazı epey uzun. İlgimi çeken bölümleri yazının içinden seçerek alıntılıyorum.

Alıntı:
İlk yatırım çerçevesinde tesisteki bir çok düzenek ve aygıtın yurt dışından getirilmiş oluşu da eleştiri konusu olmaktadır. Örneğin ülkemizdeki pekçok sanayi çarşısında yapılabilecek nitelikteki paslanmaz çelikten siyanür liçi tanklarının yurt dışından buraya taşınma giderinin bile buradaki yapım giderinden yüksek olduğu ve bunun tek ayırıcı özelliğinin karıştırıcı pervanelerinin lateks kaplı oluşu anımsatılıyor.

Sri Lanka’dan sağlanan hindistan cevizi kabuğundan elde edilmiş aktif karbon parçacıklarının kırılıp ufalanmaması için alınan bu basit önlemin, lateks kaplamanın ülkemizde bulunmayan bir teknoloji olmadığı da açıktır. Bunun gibi, aktif karbondan altın sıyırmaya yarayan basınçlı buhar düzeni; ya da, aktif karbonun kaskat içindeki akış yönünün tersine hareketini sağlayan air liftleri de kapsayacak şekilde tesisin tüm bölüm ve parçaları Türkiye’de yapılabilecek özellikte. Buna karşın, bunlar hep yurtdışından getirilmiş.

Bir de, Alkin(1993), “Ovacık Altın Madeni, sanayileşme açısından bölgesel gelişmeyi teşvik edecektir. Sınai gelişme projelere bölgesel ekonomilere sağladıkları altyapı imkanları ile daha sonraki gelişmeler için adeta bir atlama taşı oluştururlar. Mesala, bir proje için gereken ulaştırma ve diğer altyapı kolaylıkları, başka projeler için kritik dönemlerde son derece düşük maliyetli hizmet sağlarlar. Ovacık projesi, ayrıca mahalli üreticilerden, yedek parça, mekanik hizmetler ve benzerlerinin mübayaası ile de ek bir talep yaratacaktır.” diyor. Kendisinin bile buna inanması beklenemez.

Ovacık işletmesi devlet karayolunun kenarında; varolan enerji hatlarını kullanan; siyanürünü ve öteki kimyasallarını ülkenin en gelişmiş tarım ve turizm yöresi niteliğinde olan bu bölgede varolan yollardan taşıyıp, bu yolları güvenlik amacı ile kapatarak ürettiği doreyi havaalanına buralardan götürecek. Bu işletme, bölgeye hiç yeni bir alt yapı getirmeyecek, var olanı kullanacak; bölgedeki tarımsal üretimi aksatacak; turizm hareketine bir tehdit oluşturacak.
Alıntı:
Herhangi bir kaza olmasa bile, yalnızca siyanür ile işlem yapılıyor olmasından ötürü yörenin tarımsal ürünlerine olan talebin azalması olasılığı; ya da, bölgeye gelen turistlerin bir bölümünün, dünyanın her yerinde art arda yaşanan altın işletmesi kazaları ve çevre felaketleri nedeni ile bu bölgeye ilgilerini yitirmeleri eğilimi; ya da, örneğin daha henüz deneme üretimi yapılıyor olmasına karşın, yöre köylerinde bu yıl bütün kovanların boş kalması ve bal arılarının telef olması; ya da yine bu yıl, yöredeki üç köyde bütün büyük baş hayvan doğumlarının sakat ya da ölü oluşundan kaynaklanan kayıplar. Ya, uzun lifleri ile eşsiz olduğu savlanan yöre pamuğunun kalitesinde bir gerileme olursa.

Ya, bir kaza olursa. Ya, ABD’nde siyanür tankerinin içkili sürücüsü kaza yapıp tankerini devirmesi; Kırgızistan’da Kumtor Madenine siyanür taşıyan kamyonun çaya yuvarlanması; Guyana’da Tolukuma Madenine siyanür taşıyan helikopterden siyanür paketlerinin yere düşmesi, ya da bu yıl 1 Kasım günü Çin’de yine siyanür taşıyan bir kamyonun 20 ton siyanürle birlikte çaya yuvarlanması gibi sıradan bir trafik kazası Aliağa-Ovacık ya da Dikili-Ovacık arasında olur ise.

Ya, sellenme debisi aynı Romanya Aurul işletmesindeki gibi düşük öngörüldüğü için bir taşkın olur da Normandy’nin dillere destan edilmeye çalışılan çok güvenli atık barajı da yaşıtı ve benzeri Baia Mare’deki atık barajında olduğu gibi taşar, içindeki ağır metal ve siyanatlarla yüklü çamur Ova’ya yayılırsa
Alıntı:
Bugüne değin üretilip yeryüzüne çıkarılmış olan altının 130000 ton kadar olduğu ve bunun %15 kadarının kayıp olduğu sanılıyor. Bunun, 77200 tonu mücevher, madalyon ya da altın külçe biçiminde özel kişilerde olduğu; Merkez Bankaları ve finans kurumlarında da 32991 ton altın var olduğu biliniyor : IMF’de 3217 ve EMI’de 2782 ton; ABD Merkez Banklası’nda 8137 (rezervlerinin %57’si); Almanya’da 3469(%35) ton; Fransa’da 3025(%42); Türkiye’de 116 ton (%4). Yüzyıllardır üretilen altının büyük bir bölümü merkez bankalarında, yer altındaki çelik kasalarda bekletiliyor.

Burada, Bertrand Russel’in bir sözünü anımsamak gerek : “Altın Güney Afrika'da yerin altından yoğun çalışmalarla çıkarılarak, hırsızlığa ve soyguna karşı geniş güvenlik önlemleri altında taşınarak, Newyork ve Londra'da yine yerin altında çelik kasalara gömülmektedir. Hiç çıkarılmasaydı ne değişirdi?”

Alıntı:
Günden güne birleşerek, satın almalarla büyüyerek maliyetlerini düşürmeye çalışıyorlar. Yine de, dünyanın en büyük 10 altın üreticisi şirketin dünya altın üretiminin ancak %42’sini yapabiliyor olmalarına bakılarak gelecekte de çok sayıda birleşmenin olacağı öngörülüyor. Bütün veriler altın işletmecisi firmaların borsa endekslerinde sürekli düşüş içinde olduklarını gösteriyor.

Yapılan araştırmalar altın işletmecisi şirketlerin başka endüstrilere kıyasla en düşük kâr payı dağıtan şirketler olduğunu gösteriyor. Dobra (1997)’nın, Standart&Poors’un Industry Reports (April 1996) verilerini kullanarak yaptığı bir kıyaslamaya göre, endüstri kârlılığı kıyaslanan 23 sektör içinde ABD altın işletmeciliği 21. sırada yer alıyor. %35.02’ye varan kârlılıklara karşı altın işletmeciliğinin kârlılığı yalnızca %5.47 bulunmuş.


Ne var ki, altın pazarındaki spekülatif dalgalanmalar bu şirketlerin yöneticilerine büyük kazançlar sağlıyor. Dünyadaki önemli borsalarda kısa sürede çok para kazanmak isteyen on binlerce kişinin parası çekilmeye çalışılıyor ve bunlar bu şirketlerin beslenmesinde tüketiliyor. Endonezya’da dünyanın en büyük altın yatağını bulduğunu yayarak New York ve Kanada borsalarından 2 milyar dolara çeken BreX firmasının yarattığı skandaldan sonra bile bu eğilim değişmiş değil.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-08-2006, 20:16   #3
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,245
Galeri: 88
Alıntı:
SİYANÜRÜN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLERİ:

Siyanür, hidrojen siyanür (HCN), sodyum siyanür (NaCN) ve potasyum siyanür (KCN) gibi bileşikler halinde ya da serbest olarak bulunur. HCN, renksiz bir gazdır, keskin ve bayıltıcı, bademe benzer bir kokusu vardır. Beyaz katı maddeler olan sodyum ve potasyum siyanür ise nemli havada aynı keskin kokuyu yayar.

Havada daha çok gaz formunda hidrojen siyanür olarak bulunan siyanür küçük miktarda ince toz partikülleri olarak da bulunabilir. HCN havada 1-3 yılda yarılanır. Su yüzeyinde bulunan siyanür de HCN formuna dönüşür ve buharlaşır.

Siyanür yüksek konsantrasyonlarda toprak mikroorganizmaları için toksiktir ve toprak yoluyla yeraltı sularına geçebilir. Siyanür havadan, içme sularından, toprağa değen cilt yoluyla ve siyanür bulaşmış yiyeceklerin yenmesi yoluyla vücuda alınabilir.

Solunum yoluyla alınan siyanür kaynakları arasında sigara içimi, yangın dumanının solunması ve siyanür içeren atıkların depolandığı atık depolama alanlarının yakınındaki havanın solunması sayılabilir.

Siyanür kullanılan işyerlerinde çalışan işçiler de siyanüre maruz kalma yönünden risk altındadırlar.

Solunum yoluyla alınan yüksek miktarda siyanür insan için son derece zararlıdır, kısa sürede beyin ve kalbi etkileyerek koma ve ölüme neden olur.

Düşük düzeyde siyanüre uzun süre maruz kalma sonunda solunum güçlükleri, kalp ağrısı, kusma, kan değişiklikleri, baş ağrısı ve tiroid bezinde büyüme ortaya çıkabilir.

Besinlerle alınan yüksek miktarlardaki siyanür de yine solunum darlığı ve derin nefes alıp verme, konvülsiyon, bilinç kaybı ve ölümle sonuçlanır. Kanda siyanür düzeyi yüksek olan kişilerde ayrıca el ve ayak parmaklarında zayıflama, yürüme güçlüğü, görmede bozukluk, sağırlık, tiroid bezi fonksiyonlarında azalma görülebilir.

Cilde siyanür teması irritasyon ve yaralar açılmasına neden olur. İnsanda gösterilememekle birlikte hayvan deneylerinde siyanürün doğumsal bozukluklara neden olabildiği ve üreme sisteminin etkilendiği gösterilmiştir.

Siyanürün insan ya da hayvanlar için kanserojen olduğuna dair bir bulgu yoktur.

Siyanür kan ve idrarda bazı tahlil yöntemleriyle saptanabilir. Ancak kısa sürede vücuttan uzaklaştırılabilmesi nedeniyle bu tahlillerin maruziyetten kısa bir süre sonra yapılması gerekir.

EPA'ya göre içme suyunda litrede 0,2 mg'ın (0,2 mg/l) üzerinde siyanür bulunamaz.
Yazının tamamı...

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 00:42.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2026