![]() |
|
|
|
|
|
#1 |
|
Ağaç Dostu
|
Yazınızın şu halinin, orijinal metnin torununun torunu olduğunu ifade etmişsiniz. Onca minik parçalara bölünmüşken, ben de alabildiğinde hızla okudum ve aklımda kalanlar çok uzak akrabaları haline geldiler ))Sabırla yazmanız bile, buna saygıdan okumayı gerektiriyor. Vaktim uygun olduğunda, oldukça yavaş bir biçimde tekrar okuyacağım ![]() Yazıyı hızla okurken aklıma bir konu takıldı aslında... "Yaşam" başladığından bu yana, hücresel yapılar ortamın koşullarıyla özdeş tavırlar almışlar. Şartlar ne gerektiriyorsa o yönde modifiye olmuş ya da metamorfoz geliştirmişler. Şu anki yaşayanların bu halleri, binlerce yıl sonra acaba neye dönüşecek? Bitkiler azalacak, havadaki oksijen azalacak, su bitme noktasına gelecek ve bunların kaliteleri bozuk olacak diye düşünürsek -ki geleceğe yönelik "yatırımlarımız" böyle yapıcı iken ve gidişat için önlemler almazken- acaba şu anda sahip olduğumuz yaşam formları neye benzeyecekler. Bunu düşündüm ve merak ettim doğrusu ) acaba bu konuda hazırlanmış bir çalışma var mıdır. Ya da öngörüsü olan? |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 04-05-2010
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 80
|
Sayın Müjgan Gelecek için kestirimler pek iç açıcı değil. Tabii bizim için iç açıcı değil. Yani alıştığımız ortamın kısa süre içinde değişecek olması nedeniyle. Bundan 12 yıl önce M.I.T. meteoroloji profesörlerinden birinin gelecek 20 yılın dünya iklim tahmininde biz de yer aldık. 20 yıl sonra Konya ovasının çöl olacağını söylemişlerdi. 3 yıldan beri buğday ambarımız perişan. Her yıl 2 milyon ton buğday ihraç ederken şimdi daha fazlasını ithal eder olduk. Bu tahminlerdeki felaketler söylenenlerden daha hızlı gelişmekte. Örneğin Katrina ve hemen ardından oluşup karaya ulaşamayan tayfunlar. Bunlar deniz suyu yüzey sıcaklığının 0.5 derece arttığında olacağı söylenen şiddeteydi. Bu şiddetteki tayfunlar 0.2 derecelik artışta oluşunca yeniden kontrol edildiğinde bilgisayar girdilerinde hata yaptıklarını bu şiddetteki tayfun için 0.2 derecelik artışın yeterli olduğu görüldü ve açıklandı. Son yüzyılda her 40 yılda bir ikiye katlanan insan nüfusunun 2050 yılında 14 milyar olması beklenirken NASA, 2050 de yani bundan 40 yıl sonra sadece 500 milyon insan kalacağını öngörüyor. Somali benzeri açlık çeken ülkeler kervanına katılıp korsanlığa başlamamız yakın gibi. Ve yine M.I.T. nin geçen seneki geleceğin iklim tahmininde 2040 yılında Türkiye’de yeşil alan sadece Bafra ve Rize çevresinde kalacağı şeklinde. Konya, yağışların düşmesi ve gelişen ekonomimiz ve teknolojimizle sulu tarıma geçtiğinde önce açtıkları kuyulardan santrifüj pompalarla 6-7 metreden su elde etmeye başlamıştı. 1985 lerde ise yer altı sularının düzeyinin düşmesiyle 20-30 metreden derin kuyu pompalarıyla yukarılara su basılmaya başlandı. Şimdi Konya ovasında su 250-400 metre aşağılarda. Bu derinlikten yukarı su pompalayarak elde edilecek buğdayın maliyeti 70 kuruşu bulduğundan buğday ekenler de azaldı, ya da yağmur umuduyla kumar oynayanlar çiftçiliğe devam etmekte. Trakya’da birçok bu sene arazi ekilmedi. Geçen sene 1. Sınıf Rus buğdayı Tekirdağ liman teslimi 28 kuruştu. Bu sene onlar da ihracatı kendi ihtiyaçları ve stok amacıyla yasakladılar. Geleceğimizi artık siz kestirin. İklim ve buna bağlı su sorunları. 7 milyar insanı beslemek için zorunlu olan makineli tarımda kullanılan araçlar için gerekli enerji kaynakları da tükenmekte. Petrol fiyatlarının yükselmesinin nedeni sadece siyasi değil. Bitiyor, 30 yıl önce ABD kendi topraklarındaki petrolü çıkarmayı yasaklamıştı. Enerji için farklı seçenekler henüz bulunamadığından petrol elde edilmesi yüksek maliyetli kuyular devreye girmekte okyanus altı petrol çıkarılmakta. Bundan 40 sene önce derede veya evinin bahçesinde çamaşır teknesinde çamaşır yıkayan kadınlarımız, şimdi bulaşığı kendi enerjilerini harcayarak değil, termik santralarda elde edilen elektrik ile yıkamakta. Nüfus 40 sene öncesinin 2 katı, ama rahatlık ve modern yaşam adına sonsuz sandığımız kaynakları tüketirken dünyayı hızla değiştirmekteyiz. Nüfus iki katı, ancak 40 yıl öncesinin yıllık fosil enerji kaynaklarının kullanımı şimdi tam 700 katı. Dünyayı değiştirmeye devam. İnsan yok olursa tabii ki birçok canlı türüyle birlikte, birkaç milyon yılda yepyeni canlıları ile dünya çok güzel olacak. Homo sapiens kısa süre öncesine kadar bu dünyada yaşayan tek hominid türü değildi. Beyni bizden 200cc büyük olan, ölülerini törenle gömüp mezarlarına çiçek koyan Homo neanderthalensis 30.000 yıl önce yok oldu. Java adamı denilen Homo soloensis 50.000 yıl öncesine kadar yaşadı. Homo florosiensis bu dünyadan yok olalı ise henüz 12.000 yıl oluyor. Bir de bunlar var olsalardı ne olurdu bilmem. Bunların ve bizim ortaya çıkışımız dünyanın ve yaşamın tarihine göre çok yeni fenomenler. Dünya değişmekte canlıları da değiştirmekte. Fakat canlılar da dünyayı hep değiştirmişlerdir. Doğaya ait insan da doğayı değiştirmekte. Dünyanın ve evrenin insan için yaratıldığını sanarak, kendini en üstün varlık olarak görerek. Güneşin bile bizim etrafımızda, bizim için döndüğü kibiriyle, insanmerkezci düşüncelerle bugüne geldik. Fakat unutmayalım ki çevremizde var olanlar eskiden yoktu, insanın çevresi olanakları böyle değildi, gelecekte ise hiç böyle olmayacak. Şu anda sahip olduklarımız, kullandıklarımız yaşamak için hava, su ve besinlerimiz gibi gerekli olan maddeler değildir. Cep telefonundan otomobile, bunlardan yararlanmak için dünyayı değiştirmeye değer miydi bilmem. Şimdi ise fiziksel özellikleriyle değil, geliştirdiği teknolojisi ile dünyada varlığını bir süre daha koruyabilecek tür olarak insan şanslı görülmekte. Tabii bizim gibi ülkelerdeki bireyler değil. Yakın zamanda yaşanabilecek topraklar Kanada ve Sibirya imiş. |
|
|
|
|
|
#3 | |
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
"İç açıcı olmayan" öngörü; değişen şartlara karşı alıştığı yaşam biçiminde ısrar eden (değişmeyen/değişime uyum sağlayamayan) insan üzerine kurulu. Oysa insanın en önemli niteliklerinden biri ortama, değişime uyum sağlayabilmesi değil midir? Bilim bize; yeryüzene gelen her canlı türünden %99'unun yok olduğunu, ancak %1'inin yaşayabildiğini söylüyor. Yaşayanlar da tabii ki uyum yeteneği en yüksek olanlar; Dünyada defalarca onbinlerce binlerce yıl süren büyük buzul dönemler yaşanmış ve yenisi de yakın deniyor, bugün yaşayan tüm insanların ataları da o yıllarda hayatta kalabilmiş olanlar. Bu şüphesiz. İster maymun'dan dönüşüldüğüne inanın, ister Adem ile Havva'dan geldiğimize; yaşayan herkes, milyonlarca yıldır yanan yaşam ateşinin ısısını yüreğinde ve gözlerinde taşıyor. Peki bu hep böyle mi gidecek? Yaşamın dinamizmine ayak uydurabilen canlılar kendinin ya da neslinin yaşamını olabildiğince uzun süre sürdürecektir. Ama ölümden de kaçılamaz, hatta ölüm iyidir, öleceğiz ki bizden sonrakiler de (daha iyi) yaşayabilsin. İşte bunun için bu sitede her şeyin en doğalına yer verildiği, üstün tutulduğu gibi, susuz tarıma, deneysel yaklaşımlara da sırt çevrilip, bu konularla ilgilenenler dışlanmıyor, ilgiyle izleniyor. Geçen yılki İzlanda'daki yanardağ gibi yüzlercesinin aynı zamanda patlaması gibi bir durumda, neslimizin devamı topraksız ve doğal ışıksız teknolojinin, yeteri kadar insanı besleyebiliyor olmasına bağlı olabilir. Böyle bir şeyin olup, olmayacağını bilemeyiz. Bunun için, böylesi değişiklikler için de hazırlıklı olabilmeliyiz. Ancak görünen o ki öncelik her zaman doğal olandan yana ve yukarıda örneklenen yapay ortam ve ışık bile, doğayı daha iyi analiz edip, anlamakla ancak mümkün olabilir. Sanırım asıl sorun, değişimin neresinde bulunduğumuz ya da tutum aldığımızla ilgili. Siz değişime nereden bakıyorsunuz? gece "değişmeyen tek şey değişim" diyen forum kişisi |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 04-05-2010
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 80
|
Sayın gece Umarım gelecek, iyimser görüş gibi olur. Ama sadece dilemekle olmuyor. Zararın neresinden dönülse kardır deyip yaşamımızı değiştirmek gerek. Fakat 180 derece değiştirsek de geç kaldık ve değişimi destekleyenlerin sayısı şimdilik bir avuç. Geç kalınması geri dönülmezlik sınırını aşmamızdan. Eriyen tundralardan ve buzullardan atmosfere karışan metan için yapacak bir şeyimiz yok, kelin tepesi gibi açılmaya başlayan kuzey kutbunda ışığı yansıtacak buzullar yerine soğurup ısınmayı arttıracak derin okyanus açığa çıkmakta. Aynı şekilde karasal buzullar yerine ısınan kayalar ortaya çıkıyor. Yeni yağmış kar beyazı üzerine düşen ışığın %75 ini yansıtır. Buzullar daha azını karalar ve deniz çok daha az oranda yansıtarak ısınır. Yaşam biçimimizin değiştirilme yandaşları da alıştıkları rahat yaşamlarıyla bunu pek beceremiyor. Kyoto kararlarına uymak da yetersiz. Tüm insanlar taş devrini yaşamaya başlasa da elimizden gelen bir şey yok artık. Ki taş devrini yaşamaya başlasak hem yok ettiğimiz doğa nedeniyle toplayacak avlanacak besin kalmadı ve bunca sayıdaki insanı beslemek için makineli tarım ve ileri teknoloji hayvancılık gerekir. Herkesin hint fakiri gibi yaşaması dahi bundan böyle çözüm değil. İnsanın ortama uyum sağlayan canlı olması çok doğru. Bütün canlılar ortama uyum sağlayarak var oldular diyen çıkabilir, burada insanın uyumu farklı sizin ve benim söylediğimiz, kuzey kutbundan çöllere her yerde yaşamaya insanın uyum sağlaması. İzlanda volkanından çok daha büyük Sumatra’daki mega volkan Toba 74.000 yıl önce patladığında on yıldan fazla volkanın tozlarını taşıyan atmosferin koşullarında da insanın sayısı çok azaldı ama soyu kurumadı. Bunu jeologlardan önce genetikçiler bulmuştu. 70.000 yıl önce var olan 2.000 insanın torunlarıyız demişlerdi.Toba mega volkanı keşfedilince genetikçilere hak verildi. Benim burada yazdıklarım konuyla ilgili bilim adamlarının gelecek için kestirimleri. Ne yazık ki benim uydurduğum bir öngörü değil. Ayrıca konu bir türe ait bireylerin zamanı geldiğinde ölümü olmayıp türlerin yok oluşu veya türün içerisinde mutasyon geçirenlerin ya da farklı özelliği olduğu için değişen koşullara ayak uyduran bireylerden farklı türlerin oluşması. Susuz tarımdan söz etmişsiniz. Bunlar olumlu ve zorunlu uğraşlar. Doğal olandan yana olmaktan da bahsediyorsunuz. Şu anki insan sayısı, ve azalan tarım alanları nedeniyle verimli ve ileri teknoloji kullanarak tarım ve hayvancılık şart. Bunu ise doğal koşullarda yerine getirmek şimdilik olanaksız. Zaten doğal olmayan organik tarım da bunca insanı besleyemez, besinler için daha fazla para verebilecek azınlığı besler. Bu nüfusu besleyebilmek için GDO lu ürünlere, azot bileşiklerine vs muhtacız. GDO deyince yapılanların neler olduğu bilinmediği için akla olumsuz ürünler geliyor. Ancak yapılan gen değişimleri genellikle tarım ilacı kullanmamak, bu masraftan kurtulmak ve dünyayı zehirlerle bulamamak için. Örneğin bir bakteriden alınan gen mısırın DNA sına eklenerek, ona zarar veren kelebek yumurtalarını bırakıp tırtıllar oluştuğunda mısırın savunma mekanizması bu tırtıllara karşı kendini koruyan zehir üretmekte. Böylece ilaçlamadan kurtulundu. Şimdi bütün mısırlar bu özellikte. Bu mısırlar doğal mı, hayır. Bu işlemden geçmemiş mısırlar da doğal değildi zaten, Aztek’lerin kültüre almalarıyla değişmişlerdi, Colomb sonrası ise tüm dünyada değişimlerine devam ettiler. Balıklar dışında doğal besinimiz zaten kalmadı. Onlar da ağır metalleri ve diğer zehirlerimizi vücutlarında taşıyor. Önce kültüre alarak, 10.000 yıldır değiştirip durduk her şeyi. 19. Yüzyılda hayvansal gübrelemenin yararını keşfettik, daha sonra yaptığımız minerallerle gübrelemeye uyum sağlayanları sağ bıraktık. Birçok besinimizin de orijinali, yok ettiğimiz doğal yaşamla yok oldu. Geri dönüşleri yok. Aradaki sürede oluşturduklarımızı da daha verimli ırkları oluşturunca bıraktık, insansız var olamadıklarından yok olup gittiler. Bunları elde edebilsek de düşük verimleri nedeniyle rekabet edemezler. Ancak yüksek fiyatları nedeniyle azınlık tüketebilir. Sadece çeşitliliği arttırırlar. Karamsarlık pekiştirmesi olarak bir şey daha. Sürekli değişen koşullarda sözünü ettiğim değişimlerin yanında iki büyük olasılık daha var. Birisi asteroit düşmesi, diğeri mega volkan patlamaları. Bunlar için perhiz yapamayız elimizde değil. 1908 Tunguzkaya asteroitinden çok daha büyükleri dünyaya düştü. Dinozorları yok edenin de böyle bir olay olabileceği varsayımı da var. 1883 te patlayan Krakotoa mega volkan olmadığı halde 12.000 yıldan beri ısınma periyoduna girmiş dünyanın ısınmasını atmosfere gönderdiği külleriyle 10 yıldan fazla durdurdu. Bunlar hep ölçülmüş değerlerdir. Benim anlattığım tahminler, her şey yolunda giderse ne yazık ki gerçekleşebilecek olanlar. Sizin, benim ve benzer düşüncedekilerin alacağını sandığı önlemlerin yarar sağlayacağı dönemi aştık. Bu sadece tedavisine başlanan ölümcül hastanın biraz ömrünü uzatmak. Ne kadar uzun yazmışım yine. özür dilerim. Ensar bana burayı önerdiği için ikibin kere pişman olmuş. Saygılarımla İyimser olmayı isteyen karamsar maymun |
|
|
|
|
|
#5 | ||||
|
Ağaç Dostu
|
Alıntı:
Bireysel olarak bile değişimi öyle iyi anlayabilir ve ona uyum sağlayabilmeliyiz ki, "geri dönülmezlik sınırının aşılması" anlamını yitirmeli. Niye geri dönelim, neden geç kalalım, neden boş yere geçmişe takılıp kalalım... Değişim, dönüşüm bizimle başlamadı, biz sadece hızını ve ivmesini artırdık, durduramayız, geri de dönemeyiz, dönmez, döndürmemiz gerekmiyor ki... Basit bir şekilde örnekleyecek olursam; deniz hatta okyanus dalgalı hatta çok büyük dalgalı olabilir ancak bu yüzme bilmeyen, dalgalı denizi sütliman olsun isteyen için kötüdür, usta sörfçü olmanın, en azından sörf için girişimde bulunup, sebat etmenin nesi kötü? Alıntı:
Alıntı:
Toprak bunca cömertken; gerektiği ve yeteri kadar beslenmek için, "kaynak yok, imkan yok, mümkün değil" sözleri bana anlamsız geliyor. Sorunun varolan kaynakların hoyratça kullanılıp, ulaşması gereken yerlere ulaşacak yerde, açgözlülerin talanına kurban edilmesinden kaynaklandığını sanıyorum. Hele GDO'ları geliştirenlerin aynı zamanda ilaç sanayii ile olan 'organik' bağlarını düşününce, "ilaçsız ürün için GDO üretme" reklam/sloganı inanın hiç inandırıcı gelmiyor. Her yıl yeni tohum alma zorunluluğu ve belli bir marka ilaç kullanma zorunluluğunun kime yaradığını etraflıca düşünüp, analiz etmek gerekiyor. Her şey bir yana tüm bu "iyi", "zorunlu" çalışmalar, niye bedeli her anlamda ödeyen insanlardan gizleniyor, neden seçim hakkı onlara bırakılmıyor. Yiyeceğini kendi seçme bakterilerde, virüslerde bile mevcut ve onlar bile seçiyorken neden insanlardan bu kadar uzaklaştırılmak isteniyor? Alıntı:
Uzun yazdığınız için teşekkür ederim. Ensar da pişman olmasın, ellerine, ağzına sağlık. Saygılar bizden. gece iyimser olmanızı isteyen forum kişisi |
||||
|
|
|
|
|
#6 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 04-05-2010
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 80
|
Yazdıklarım kötümser gözüktüğü için kötümser meymun şeklinde imza attım. Ölçme olanağım olmadığından benden iyimser kimse yoktur iddisında değilim ama, aslında ben iyimserim. İyimser olduğumu kanıtlamak için yazmayı sürdürüyorum. ![]() Isınma sorununu hızlandıran faktörün fosil yakıtlar olduğu bilindiği halde dev ve birbiriyle bağlantılı, siyasi, sanayi ve ekonomik kurumlar konuyla ilgili bir şeyler yapmaya yönelmediler. Ve bu tavırları hala değişmedi. Bizler de ve yarın Maçka parkında toplanıp yürüyecek olanlar da bulaşıklarını makinede yıkamaya, otomobillerini kullanmaya, kapılarını uzaktan kumandayla açmaya, Ankara’ya deve yerine uçakla gitmeyi sürdüreceğiz. Yok edilen yağmur ormanlarından elde edilen ağaçlarla yapılmış ahşap eşyalar almaya devam edeceğiz. Ama yarınki eylemle dünyanın geleceğine katkıda bulunduğumuzu düşünüp mutlu olacağız. Mutluluk herkesin hakkı. Yapılacak etkinliği küçümsemediğimi eklemeliyim yanlış anlaşılıyor. En azından sorunun duyurulup yayılmasını sağlayacağız. Aklımıza geldiğinde de bazı konulara biraz dikkat edeceğiz. Tasarruflu ampül kullanarak, musluğu az açarak falan. Dikkat ettiyseniz fiillerin içine biz diyerek kendimi de kattım, çünkü ben de orada olacağım. Bunların dışında, konunun önemini kavrayamayanlar büyük çoğunluğu oluşturmakta. Ayrıca alıştıkları ortamın geçmişten beri var olduğunu ve geleceğin de böyle olacağını iddia edenler de çok. Yukarıda ısınma sorunu değil, ısınma sorununu hızlandıran faktörler demiştim. Dünya 12.000 yıldan beri ısınma periyodu içinde, dönme ekseninin açısı kuzey yarımkürenin ısınmasını arttıracak yönde küçülmekte. İnsan kaynaklı ve doğal ısınma süreci Sibirya tundralarını da eritip çok yüksek oranda metanın atmosfere katılmasını sağlamakta. Eriyen buzullar yerine açığa çıkan derin okyanus ve karaların güneşten gelen enerjiyi yansıtma oranı buzullara göre çok daha düşük. İnsan nüfusu Afrika’nın tarıma zararlı çekirge sürüleri gibi oldu ve sadece modern yaşama olmayıp, önce beslenmeye gereksinimi var. Tüm bu olumsuzluklara karşı çıkmak ortamımızı koruma düşüncesi ve işimize geldiği için. (Yanlış anlamasın, sizin karşı çıkanlardan olmayıp önlem alma taraftarı olduğunuzu biliyorum.) İnsan sadece düşüncelerinin dışındakileri ret eden canlı olmayıp alışkanlıklarının değişmesine de karşıdır. Değişimi kabul ettiğini söyleyip değişime karşı davrandığının farkında olmayabilir. Dünya coğrafi ve diğer tüm fiziksel özellikleriyle böyle değildi. Böyle gitmeyecek değişecektir. Evrim, bizim olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirdiğimizle ilgilenmeyip canlı ve cansız maddeleriyle yolunda devam edecektir. Önemli olan değişimi kabullenmek, olanaklarımız sınırında kendi çıkarımıza uygun, doğaya da karşı gelmek. Fakat sonuçta yeni koşullara uyum sağlayabilmeyi becerirsek, daha az sayıda insanla bir süre daha var olabileceğiz. bitti NOT: GDO konusunda neler yapıldığını araştırmanızı öneririm. Gerçekler, kafamızda sokulan ya da bizim doğal olmayana karşı düşüncelerimizle geliştirdiğimiz yanlış bilgiler gibi değil. Işık saçan derin deniz canlılarının genleri eklenerek 12 renkli parıldayan biber, yeşil fosforlu derisi olan domuzlar deneme amaçlı. Asıl yapılanlar tohum tekellerinin ürettiği kısır hibritler gibi olmayıp ülkemizde de tohumu alınıp yetiştirilen olumlu işlerdir. Bunların sağlığımıza olumsuz etkileri şu ana kadar tespit edilemediğinden ve ekonomik olmaları nedeniyle üretip tüketiyoruz. İleride ne olur bilmiyoruz. Cebimizde dolaştırdığımız telefonlar için de durum benzer. Söylentilere inananlar cep tefonu kullanmasın. |
|
|
|
|
|
#7 | ||
|
Ağaç Dostu
|
Zaten ben de iyimser olmak için çabalıyorum ama bu biraz da sizin "mutluluk herkesin hakkı" anlamına gelip düğümleniyor. Malzeme bu, durum ortada zaten. Yazdıklarınızın tersini iddia ediyor gibi görünüyor olabilir ama bazı konularda birbirimizi daha iyi anlayabilelim diye yazıyorum ve bu yöntemin işe yaramadığını söyleyemem. Yazılarınız için teşekkürler. Alıntı:
Alıntı:
Öneriniz için teşekkür eder, özellikle önerebileceğiniz kaynak (varsa) onları daha bir dikkatle incelemek isterim. gece ilk yaşamdan bitkilere, bitkilerden GDO'lara, oradan nereye diyen forum kişisi |
||
|
|
|
|
|
#8 |
|
Ağaçsever
Giriş Tarihi: 04-05-2010
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 80
|
Önce yanıtlarınız için başından beri memnun olduğumu belirteyim. Çok farklı düşüncede olduğumuz da benim aklıma hiç gelmedi. Bizler gibi önlem alınması düşüncesinde olanların dışında bu sorunu tamamen ret edenler var. Bu kesimle farklı düşüncedeyiz. Bu grubun içinde durumdan çıkarı olanlar olduğu gibi, muazzam ve kıyamete dek değişmeyecek dengenin var olduğuna inanlar ve tanrının yarattığı düzeni insanın değiştiremeyeceğini söyleyenler var. Alışılmış ortamın sürekliliğine inanlar şu an çoğunlukta. Onlar dünyanın başından geçmiş katastrofik olaylar için oluşturulmuş mitlere inanan ve bu hikayelerle inanmalarına rağmen pek bir şeyin değişmediğini sananlar. Bir zamanlar tv programında freon12 nin ozon tabakasına etkilerini dahi ret edip kendi aralarında gülüyorlardı. GDO konusuna gelince benim bilgim de uzman olarak değil, merak edip öğrendiğim sınırlı bilgi. Kültüre alma, insan becerisiyle seçerek türü değiştirme, kendi istediğimiz özellikleri gelişmiş olanları damızlık ayırma, melezleştirme bunların hepsi canlıların genetiğini değiştirerek yeni varyasyonların hatta alt türlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bu 10.000 yıldır devam ederken şimdi genetik dediğimiz bilim, DNA değişimini yani DNA ya gen eklemeyi bilinçli olarak yeni teknoloji ile daha hızlı gerçekleştiriyor. 50 nesil beklemeden amaca ulaşılıyor . Genler dev moleküllerdir. Çok daha dev molekül olan DNA yı oluştururlar. Bu genlerin bazıları canlının davranışlarını, içgüdüsel bilgileri yönetirken bazıları proteinlerin oluşumunu sağlayarak canlının biçimini oluşturur. Mikroplarla savaşan proteinlerden, canlıya saldıranlara karşı zehir üreten proteinler de var ve bunların oluşumunu genler sağlar. Ekimi serbest bırakılan ilk GDO lu bitki mısır. Eskiden bitki üzerinde koçanların açılarak püsküllerinden tanelerine kadar siyah jele bulanmış içi kelebek larvaları ile dolu mısırlar vardı. Sonra buna karşı zehir geliştirilerek ürünün verimi arttırılmaya çalışıldı. 1980 li yıllarda ise kelebek yumurtasını bıraktığında kurtçukların koçan üzerinde yaşamasını engelleyen zehir salan mısırlar üretildi ve 20 yıldan fazladır bu mısırlar dünyaya yayıldı. Bu zehiri oluşturan gen sadece larvaları gördüğünde çalışıyor. Ve mısırlar ilaçlanmıyor. Tuttuğumuzda ellerimizi kömür tozuna sokmuş gibi siyaha bulayan mısır çok az kaldı. Bu gen bir bakteriden alındı. Yani doğal bir canlıdan. Kimyasal zehir kullanmaktan kurtulduk. Sağlığımıza zararı var mı belki gelecekte ortaya çıkacak. Ama biz sağlımıza zararı olan diğer doğal besinlerimizi dahi henüz tespit edebilmiş değiliz. Şimdilik önemli olan mahsurlarını bulamadıklarımızın verimli üretimi. Bir canlıya eklenecek genler de özellikleri bilinenlerden seçilmekte. Genin aktarıldığı alıcıda nasıl çalışacağı ve sağlığımıza zararlı olup olmadığı uzun testlerden geçtikten sonra piyasa sürülüp, herkesçe bu geni taşıyanlar üretilmekte. Binlerce genden birinin değiştirilmesi veya bir genin eklenmesi o canlıyı baştan aşağı değiştirmiyor. Doğada da gen transferi her zaman var. Eşeyli üreme dışında, bakteriler çok hücreli canlıların organizmasına girdiğinde kalıcı veya geçici gen değişimi yapmakta. Mısıra eklenmiş diğer gen ise her türlü bitkiyi öldüren ilaca direnç sağladı. Tüm zararlılar ölürken mısır dimdik ayakta tarlaları dolduruyor. Bu değişiklik yapılmış mısırın ise Meksika’ya sokulması yasak. Çünkü orada mısırın atası hiçbir işe yaramaz, zararlı dediğimiz bir bitki var. Mısırın en yakın akrabası ve tarlalarda bulunması istenmiyor. Ve mısırla her an melezleşip o da bu zehire karşı dirençli tohum üretebilir. Hem yazmaktan sıkıldım, hem evden çıkmak zorundayım sonra devam ederim. http://www.who.int/foodsafety/public...0questions/en/ |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|