View Full Version : Asoo / Hayalbağ
"NEDEN HAYÂLBAĞ?
Bağ: Büyük bahçe.
Hayâl Bağ: İçinde hayâllerimi yeşerteceğimi umduğum müstakbel toprak parçam.
Sermâyem: Şimdilik birkaç salon çiçeği alacak kadar nakit, azim, istek, bol miktarda proje, iki koloni arı ve en önemlisi ailem.
Tabiatla iç içe bir hayat kurmak niyetindeyim. Ama bu işe bir blog kurarak başlıyorum.
Umarım diğer hamlelerim daha az çelişkili olur."
Demişim 2013 eylülünde.
Artık 10370 m2 bir tarlam var ve içim içime sığmıyor.
Önüme gelene anlatmak istiyorum, ama çok insan bu tür sevince aşina değil.
Altının değerini sarraf bilirmiş. Ben de şu halimi ve sonrasını sizlere açacağım bundan sonra.
Hadi hayırlısı.
Hayırlı uğurlu olsun bahçeniz...
Teşekkür ederim hosseda.
Sizlere yavaş yavaş tanıtayım istiyorum yerimi. Tarlam Bolu Göynük Bozcaarmut köyünde. Rakım 1150m. Güneye bakan bir yamaçta. Doğuya, batıya bakan eğimli yerleri az da olsa düz kısımları olan bir yer. Tarla sınırlarında muhtelif ağaçlar var orta kısım nerede ise boş. 10370 m2 lik alanın yaklaşık 1250 m2 si köy yerleşim alanı civarı tabir edilen kısımda kaldığından ev yapabiliyorum. Daha doğrusu yapılabiliyor olacaktı. Hemen tüm sermayemi tarlayı almaya harcayınca, ev için yaklaşık bir sene beklemem gerekecek.
Ama şimdiden Hayalbağ ile kuvvetli bir bağ kurmaya başladığımı hissediyorum. Devamlı bağımızı nasıl şekillendireceğimi ve bağımızın bizi nasıl şekillendireceğini düşünüp, araştırıyor, bazen planlara bazen hayallerle dalıyoruz.
Nihai amacım ise dışarıdan gıda almamak; kaybolmaya yüz tutmuş bazı kültürel ögelere can simidi olmak. Kimseler fark etmese de şu fani dünyada bir hoş sada bırakmak.
İlk mesajda belirtildiği gibi bir de bloğumuz var.
HAYÂL BAĞ YA DA AYRIKOTU ÇİFTLİĞİ (http://hayalbagayrikotu.blogspot.com.tr/search?updated-max=2016-09-14T18:44:00%2B03:00&max-results=7)
İşte bağımızın birkaç fotoğrafı. Doğudan batıya doğru, sırasıyla.
https://4.bp.blogspot.com/-POplM55ndGo/V8gFbRuW3OI/AAAAAAAAAFY/iE-PEp6MPZ8AeAZ946ddQmisALaAN1EygCLcB/s640/WP_20160604_11_47_06_Pro.jpg
https://4.bp.blogspot.com/-KKsCvrxOuQU/V8gFbcdEvXI/AAAAAAAAAFg/6qxKo_l-EH8JUvdCdlskN1nBe49dcKOnACLcB/s640/WP_20160604_11_47_10_Pro.jpg
https://3.bp.blogspot.com/-aHY4iTpaVt8/V8gFbZURUwI/AAAAAAAAAFc/xHcC6uFgsVwKX1Kv5NslV0b_Of5mdN3DACLcB/s640/WP_20160604_11_47_14_Pro.jpg
https://1.bp.blogspot.com/-ujPq9YTmUm8/V8gFcQBMtqI/AAAAAAAAAFk/KkM8IKZOxwYDKKB6L7FnLlMMmG9ByCTIQCLcB/s640/WP_20160604_11_47_19_Pro.jpg
Bu harap samanlığı seviyorum. Bana çok fotojenik geliyor.
https://3.bp.blogspot.com/-EKYoUPYvyvg/V8gFcSMVjXI/AAAAAAAAAFs/5Wy-xiTuKiMA348z0ehif2J47AVJG8qmQCLcB/s640/WP_20160604_11_47_25_Pro.jpg
Birde görünmeyen şöyle bir yer var. Burada da tahıl üretmek niyetindeyim.
https://3.bp.blogspot.com/-RgXv4F0IVWg/V8gFccUNKwI/AAAAAAAAAFo/c8cMOaRR0-8EqasJjoQeaXgh4jFWU-OigCLcB/s640/WP_20160604_11_49_43_Pro.jpg
Çalakalem eş yükselti eğrileri çizdim. Aklımda kalana göre çizdiğim için yerinde sağlama yapmak gerekecek.
https://1.bp.blogspot.com/-1NITcW0Zxw4/V-e4e45OPmI/AAAAAAAAAGU/XEz5Q32_M_wAzEUgkvoVEd4SAIL-pXe-QCLcB/s320/Hayalba%25C4%259F%2BE%25C5%259F%2By%25C3%25BCkselt i%2Be%25C4%259Frileri..bmp
Her çizgi 0,5 m ye tekabül ediyor.
Tapuyu elime aldıktan sonra devamlı Bozcaarmut'a gitmek istiyordum. Aklımda kalanlar hakkında tereddütlerim olduğu için gidip her yerini ezberleyesim vardı.
Geçenlerde iki günlüğüne gittik. İki oğlum, kızım ve ben. Hanım daha önce hiç çadırda kalmadığından bizi ekti.
Yaklaşık 220 km yol kat ederek köyümüze ulaştık.
https://3.bp.blogspot.com/-ZLaCPoxwluk/V-1loHqXBVI/AAAAAAAAAHE/OqRRlLCI3IQmThnc1ijizVoXff3A9XLwQCPcB/s640/okDSCN7554.jpg
İlk ağaç altına geçici olarak yerleştikten sonra, otağımızı nereye kuracağımıza Başçocuk İbrahim’in menzil atışı ile karar verecektik. Fakat yiğidim kantarın topuzunu kaçırınca oklar arazimizin dışına çıktı. Diğer attıklarımızda tarlada kayboldu. Biz de gece en manzaralı olacağını düşündüğümüz yere çadır kurmaya karar verdik.
https://2.bp.blogspot.com/-6p77SQ9XdsA/V-1ljSW4C9I/AAAAAAAAAHE/Makxuvzp8Lk878jAE1JQ_7-dUx5ZnTjIACPcB/s640/WP_20160820_11_46_33_Pro.jpg
https://2.bp.blogspot.com/-KXfKBX2AYjA/V-1lgJZmtWI/AAAAAAAAAHE/7GMmJPZueDweRQsS74xiKu0xFrigOtSsgCPcB/s640/WP_20160820_15_19_09_Pro.jpg
Ağaç sayımı yapma niyetim vardı. Kalem kağıt olmayınca, herkese bir meyva tahsis ettik. Hep beraber gezerek sayımı gerçekleştirdik. Zaten tüm ağaçlar sınır boyunca dizilmişti. Bir metreyi geçmeyen fidanları saymazsak:
19 Ayva,
2 Elma,
10 Erik,
2 Fındık,
6 Ceviz.
1 Böğürtlen öbeği,
6-7 yerde kuşburnu,
1 adet kavak.
Genç cevizlerden emin değilim ama diğer ağaçlar ticari tür değil. Bazı eriklerin meyvası yoktu. Bunlar sanırım can eriğiydi. Meyvası olanlarda dört ayrı çeşitti. Görüntüleri iyi değildi ama lezzetleri harikaydı. Ve inanılmaz meyva vardı. Hele bir tanesinde erikler siyah üzüm salkımı gibiydi. Sonradan yöre halkının da bu ağacı üzüm eriği diye adlandırdığını ve kurutulmuşunun aranan bir ürün olduğunu öğrendik. Ayrıca sarı erik, bir tane çakal eriği ve mürdüm erikleri ile bence erik kotası dolmuş durumda.
Elmalar amasya elması, fakat hem küçükler hem de eğri büyrüler. Ama çok lezzetliler. Satın alma öncesi görmeye geldiğimizde fındıklarda meyva vardı, fakat bu gidişimizde görmedik.
Elma, ceviz ve ayvalarda tek tük meyva gördüm. Tarlanın eski sahibinden öğrendim ki: Bu sene hem soğuk vurmuş, hem de kurak gitmiş havalar. Soğuk ara ara böyle meyvasız bırakırmış Bozcaarmut’u.
En acil ihtiyacımız için altyapı çalışmalarına başlamaya karar verdik. Fakat toprak çok sert olduğundan fazla mesafe kat edemedik.
https://4.bp.blogspot.com/-I0-aBPN68TY/V-1llJeDorI/AAAAAAAAAHE/9sch0x8lGAwosVDMr4KZ9iplxkK9IfnRQCPcB/s640/WP_20160821_12_49_17_Pro.jpg
Çadırları kurup kamp ateşimizin keyfini çıkardık. Kendi toprağımızda, yıllardır görmediğim samanyolunu ve yıldızları, semaverde hazırladığımız çayı yudumlarken, gecenin geç saatlerine kadar seyrettik. Seyrederken kimimiz hülyalara kimimiz rüyalara daldık.
https://3.bp.blogspot.com/-yS_lONHCLPQ/V-1nzVWzRjI/AAAAAAAAAHQ/UKki_r40-JcARjgUGyXS69LW8y57TcrHQCPcB/s640/DSCN7560.JPG
Ertesi gün de erik toplamak ve sohbet etmek harici bir şey yapamadık. Ama ekip gayet mutlu idi. En çok endişelendiğim hayallerimin sadece bana mutluluk vermesi idi. Korktuğum olmadı. Çocukların gayretli olmaları ve atıldığım maceradan keyif almaları bu hafta sonunun kazancıydı bana göre. ( en azından şimdilik.)
Notlar:
-Köyümüzü sevdik.
-Kara ikliminde geceler soğuk oluyor. ( Biliyorduk, idrak ettik.)
-Köy ilk gözlemlediğimizden daha sakin.
-Köyün kahvesi yok. Olsaydı daha çok kişi ile tanışabilirdik. Camiye gittik. İmam ve iki ihtiyar, hayır hayır, Emre, Rasim ve Şevket Bey Amcalarla tanışabildik. Onlar artık bizim komşularımız.
-Köyde su kısıtlı.
-Kışın 5 hane dolu oluyor, diğerleri Göynük merkezine yakın bir mahallede duruyor.
-Bozcaarmut arıcılığa uygun biryer.
-İnsanları iyi. ( Kibar ve ölçülüler. Yardım etmeye hazır duruyorlar fakat talep gelmeden insanın işine karışmayacaklar gibi.
thunderon
08-12-2016, 14:29
İşte bağımızın birkaç fotoğrafı. Doğudan batıya doğru, sırasıyla.
https://4.bp.blogspot.com/-POplM55ndGo/V8gFbRuW3OI/AAAAAAAAAFY/iE-PEp6MPZ8AeAZ946ddQmisALaAN1EygCLcB/s640/WP_20160604_11_47_06_Pro.jpg
https://4.bp.blogspot.com/-KKsCvrxOuQU/V8gFbcdEvXI/AAAAAAAAAFg/6qxKo_l-EH8JUvdCdlskN1nBe49dcKOnACLcB/s640/WP_20160604_11_47_10_Pro.jpg
https://3.bp.blogspot.com/-aHY4iTpaVt8/V8gFbZURUwI/AAAAAAAAAFc/xHcC6uFgsVwKX1Kv5NslV0b_Of5mdN3DACLcB/s640/WP_20160604_11_47_14_Pro.jpg
https://1.bp.blogspot.com/-ujPq9YTmUm8/V8gFcQBMtqI/AAAAAAAAAFk/KkM8IKZOxwYDKKB6L7FnLlMMmG9ByCTIQCLcB/s640/WP_20160604_11_47_19_Pro.jpg
Bu harap samanlığı seviyorum. Bana çok fotojenik geliyor.
https://3.bp.blogspot.com/-EKYoUPYvyvg/V8gFcSMVjXI/AAAAAAAAAFs/5Wy-xiTuKiMA348z0ehif2J47AVJG8qmQCLcB/s640/WP_20160604_11_47_25_Pro.jpg
Birde görünmeyen şöyle bir yer var. Burada da tahıl üretmek niyetindeyim.
https://3.bp.blogspot.com/-RgXv4F0IVWg/V8gFccUNKwI/AAAAAAAAAFo/c8cMOaRR0-8EqasJjoQeaXgh4jFWU-OigCLcB/s640/WP_20160604_11_49_43_Pro.jpg
Çalakalem eş yükselti eğrileri çizdim. Aklımda kalana göre çizdiğim için yerinde sağlama yapmak gerekecek.
https://1.bp.blogspot.com/-1NITcW0Zxw4/V-e4e45OPmI/AAAAAAAAAGU/XEz5Q32_M_wAzEUgkvoVEd4SAIL-pXe-QCLcB/s320/Hayalba%25C4%259F%2BE%25C5%259F%2By%25C3%25BCkselt i%2Be%25C4%259Frileri..bmp
Her çizgi 0,5 m ye tekabül ediyor.
çok güzel görünüyor hayırlı olsun
Bulduklarınız umduklarınızdan fazla güzel ve çok olsun . Herşey gönlünüzce olsun. Şu yapmak istediğinizi yapmak isteyen binlerce insan var ama siz ilk adımı atabilmişsiniz. Tebrikler .
thunderon
Teşekkür ederim. Bize de güzel görünüyor. :o
ahmeter
Teşekkürler. Başarmak çok güzel.
Motorcular "Yolda olmak, hedefe ulaşmaktan güzeldir." derler. Umarım bitkilerle olan maceramız da, sonucu da güzel olur.
fludek
Düşüncelerinizi anladığımı sanıyorum. Çünkü bu forumdan bana ilham kaynağı olanlara karşı benzer şeyler hissettim hayli zamandır.
Yüz yüze görüşemesek de, Ağaçlar'da kendi hayallerine benzer hayaller kuran veya gerçekleştiren insanlarla hem hal olmak, böyle bir maceraya çıkmak cesaretini veriyor insana.
Ömer Bey
25-01-2017, 11:20
Sn.Asoo
Herşeyin gönlünüzce olmasını temenni ediyorum.
Keçi-Koyun sütü
Yoğurt √
Beyaz peynir √
Kaşar
Tulum peyniri
Çökelek
Tereyağı √
Tavuk eti
Ördek eti
Kaz eti
Hindi eti
Yumurta
Keçi eti
Koyun eti
Sucuk
Pastırma
Sosis
Kavurma
Bal √
Polen √
Bal mumu √
Yapağı
Elma
Elma pekmezi
Elma kurusu
Armut
Ayva
Ayva reçeli √
Kiraz
Vişne reçeli
Vişne
Nar
Nar ekşisi
Cennet hurması
Korogaki
Zeytin √
Frenk üzümü
Üzüm
Kuru üzüm
Pekmez
Yaprak
Ceviz
Badem
Ihlamur √
Erik
Erik kurusu
Erik pestili
Dut
Dut kurusu
Dut pestili
Dut pekmezi
Cevizli sucuk
Böğürtlen
İğde
Şeftali
Kayısı
Kayısı kurusu
Nane √
Kuru nane √
Kekik
Reyhan
Biberiye √
Ispanak
Pırasa
Karnabahar
Lahana
Bamya √
Kuru bamya
Bakla √
Bezelye
Fasulye √
Börülce
Barbunya
Nohut √
Mısır √
Ayçiçeği √
Domates √
Biber √
Pul biber
Patlıcan √
Patlıcan kurusu
Tere √
Maydonoz
Marul
Kuzu kulağı √
Havuç √
Turp
Kereviz
Patates √
Tatlı patates
Soğan √
Kuru soğan √
Sarımsak √
Salça
Tarhana
Keş
Erişte
Hıyar √
Acur √
Kabak √
Dikenli kabak
Bal kabağı
Kabak çekirdeği
Sirke
Turşu √
Yer elması
Fındık
Karpuz √
Kavun
Buğday
Siyez buğdayı √
Bulgur √
Düğü
Beyaz un
Tam buğday unu
Arpa
Yonca
Yulaf
Yeşil mercimek
Kırmızı mercimek
Güvercin √
Bıldırcın
Bıldırcın yumurtası
Susam √
Tahin
Tahin helvası
Kestane
Çörekotu √
Kuşburnu
Kuşburnu marmelatı
Ekşi maya √
Ekmek √
Bunlar da nedir derseniz, bunlar yıllardır ya üretme planı yaptığım, haklarında bilgi topladığım ya da deneme üretimi yaptığım şeyler.
Yanlarına işaret koyduklarımı denedim ve başarılı oldum. Tabii ki başarım mutlak bir başarı değildi. Aslına bakılırsa çoğu üründe vasat veya az üstünde başarı gösterebildim.:(
Eski köylülere, hele hele köylü kadınlara selam olsun. Nasıl da üretkenlermiş. Bu listeye en az bu kadar daha ilave edebiliriz. Veya yaşantımıza dair ne varsa hepsini bir başlarına ve kısıtlı imkânlarla üretmişler. Bir ömür boyu üretmişler.
Hâlbuki birçoğumuz binlerce ihtiyaçtan sadece bir veya birkaçına çare olabiliyoruz.
Herkese selamlar.
Bir süredir işten güçten sayfama yazamıyorum. Ama bu süre zarfında bir çok kez Hayalbağ'ı ziyaret ettim ve kendimce bir şeyler yaptım. Bunları biraz rahatça bir zamanda sizlerle paylaşacağım İnşallah.
Ama son gidişime keyif katan şu üç güzeli hemen sizlere göstermek istiyorum.
Yoncaların arasından uçuşuverdi anneleri. Şöyle bir bakınca bu manzara ile karşılaştım. Yoncayı biçecek komşuya tembihledim, işaret amaçlı bir sopa diktim ve bıraktım yavrucakları. Yumurtalar yaklaşık zeytin kadardılar.
Sonra Loğusa otu olduğunu zannettiğim bu ilginç bitkileri buldum. Ezber bozan bir yapısı var.
Son olarak bulduğum ise sanırım yabani bir kuşkonmaz. İnternet araştırmalarımda pek çok yöremizde yabani kuşkonmaz olduğu ve severek tüketildiğini okudum. Ama henüz köylülere danışamadım.
Umarım köylüler "Evet biz bunu yeriz." derler de uğraşmadan elde edilen bir gıdamız daha olur.
Veya köylüler bilmese bile sizlerden biri bunu teyit eder.
EYLÜL 2016 NOTLARIDIR.
Kocaman bir üretim listeniz varsa zaman kaybetmeden işe koyulmanız lazım. Ben de öyle yapıyorum.
İlk aklıma gelen buğday oldu. İki sene evvel siyez buğdayı denemiştim. Toprağı sürmeden, bellemeden, kabuklu halde direk toprak yüzeye serptim. Üzerine de biçilmiş çim serpmiştim. İlk buğday tarlam 10m2 civarındaydı. Kıyas yapacak tecrübem olmamakla beraber, iyi ürün aldığım kanaatindeyim.
Bu sefer kendi tarlama yaklaşık 1,5 dönümlük bir kısıma Hatay’dan edindiğim karakılçık denilen buğday türünden ekmeye karar verdim. Yine yüzeye ekim yapacaktım fakat örtü olması için attığım kesilmiş çimleri Bozcaarmut’ta bulamazdım. Bende tohum topları hazırlayarak ekim yaparım diye niyetlendim.
Nereden okuduğumu hatırlamıyorum ama tohum toplarının yapıldığı kil, su içinde en az on dakika dağılmadan durabilmeli diye okumuştum. Hemen etraftan kil olduğunu sandığım topraklardan temin edip, tohum topları hazırladım ve topları su içinde beklettim. Sınavı geçen şanslı toprak Bozcaarmut’a gidecekti.
Toprağı seçtikten sonra, iş yerinin bahçesinde ufak bir kap içinde buğdayları toprakla buluşturdum. Birkaç top yaptım. Kalanında ev ahalisinin de emeği geçsin diye eve götürdüm.
Aslında eşim ve kızım da baya çalıştılar. Fakat beni şaşırtan kayınvalidemdi. Yaptığımız işi garipser ve pek ilgi göstermez diye düşünürken, çamur dolu leğeni görür görmez başına oturdu ve son topu yuvarlamadan kalkmadı. Sanırım bir köylü kadını olarak toprağa olan özleminin bir tezahürüydü bu. Biraz alay da etti ama olsun.
Kızım ise tohum topu yapımında farklı metotlar denedi, hatta tohum topuna farklı görevler bile yükledi.
Sonrasında kurumaya bıraktık topları. Kurumak ve Bozcaarmut’ta tarlayla buluşmayı beklemek onlar için kolay bizim için zordu.
12.. mesajınızdaki bitki tam asalak canavar otuna benziyor.
http://www.agaclar.net/forum/sebzeler/30801.htm
Sn. Muda, otun Orobanche türü bir şey olduğuna ben de kanaat getirdim. Ben en benzer yabani kuşkonmazı bulabilmiştim. Teşekkürler.
Yalnız beğen düğmesine elim zor gitti.
Bakalım bu canavar bize ne zarar verecek.:(
MeyveliTepe
27-05-2017, 09:53
Çoğalmasına izin vermeyin, tohum dökmeden imha edilmesi gerek.
Çoğalmasına izin vermeyin, tohum dökmeden imha edilmesi gerek.
Sn. Meyvelitepe
Maalesef bir ay kadar köye gidemeyeceğim. Arazim bu sene canavar otuna emanet. Seneye bir mücadele başlatabilirim.
Fakat işim pek kolay değil gibi. Okuduğum kadarıyla dökülen tohumlar on yıl kadar, civarda bir konukçu yetişmesini bekleyebiliyormuş.
Gerçi az miktarda, çok çeşitli ürünler yetiştireceğim için kabul edilebilir bir zarar öngörüyorum.
Yinede ilk gidişimde bir nüfus sayımı yapacağım.
MeyveliTepe
28-05-2017, 18:00
Siz gidemeseniz bile oradan bilen birinden rica edin, olanları temizlesin. Aksi halde ileride arazinin tümünde çok sıkıntı olur.
Köyceğizimde altı hanenin ocağı tütüyor. Çoğu yaşlı. Benim on dönüm tarlamın çoğu diz boyu yonca. Fotoğrafını çektiğim canavar otunu bile tekrar bulmam zorken, kimseye rica edemem.
Yoncaları iki ayrı komşuya vermiştim. Yağışlar kesilirse, yoncaları biçeçekler. Umarım tohuma kalkmadan biçerler de en azından bu senenin tohumlarından kurtulurum.
Evet...
Birkaç gün önce emekli oldum.
Bir çok kişi 49 yaşında emekli olmama muhalefet etti. Ama ben, bize dayatılmış olan yaşama biçimi haricinde de yaşanabileceğine inanıp, henüz gücüm kuvvetim yeterken emekli olmayı tercih ettim.
Artık Hayalbağ'a daha çok vakit ayırabileceğim.
Musa Gündoğan
24-07-2017, 08:55
hayırlı uğurlu olsun allah hayal ettiklerinizden geri koymasın. tarlanızı çok beğendim.
Şimdiye kadar düzenli bir şekilde ne bahçemle ilgilenebildim, ne de sayfamla. İnşallah bundan sonra biraz daha güncel notlar aktarmak istiyorum.
Günceli yakalamak için eskileri toparlamaya başlayayım.
Eski mesajları okuyanlardan merak eden varsa: Şu tohum toplarından maalesef hiç çimlenen olmadı.
Bir kaç tanesini bulup inceledim. Yüzeyde gözüken taneleri fareler kemirmiş. İç kısımdakiler ise küflenmişti.
Sanıyorum tarlaya serptikten sonra çok uzun süre yağış olmadı ama hafif sabah sislenmeleri tohumları küflendirdi.
Hayalbağ’ı inşa etmeye başladığımızdan bu yana, her gittiğimizde kamp çadırlarında kalıyorduk.
657922
Bu çadırlar oldukça pratik olmakla beraber yine de kurulup sökülmesi vakit alıyordu. Üstelik yağmurda yaşta içinde beklemek çok sıkıcı oluyordu. Arabamız oldukça geniş olmasına rağmen (Opel corsaJ) bazı malzemeleri götürüp getirmek de bizi usandırmıştı. İçinde soba yakabileceğimiz büyük bir çadıra terfi etmeye karar verdik.
Bu çadır ev inşaatı sırasında barınak olur, sonrasında sera olarak kullanırız diye düşündük. Ve 24 m2 bir çadır aldık. Çadırımız ödemeden birkaç gün sonra iş yerime, İstanbul’a teslim edildi.
657923
657924
İşte bu aşamada bu yükleri Bozcaarmut’a nakledebilecek ve orada çadırı kurarken yardım edecek bir yoldaşa ihtiyaç duydum. Ve Mustafa Yünsel devreye girdi.
Mustafa Yünsel kim mi?
İçinde bir nalbur dükkanında.. Yok yok, yapı markette bulunabilecek eşyayı taşıyan bir minibüse ve yük römorkuna sahip biri. Ve kesinlikle nevi-i şahsına münhasır bir adam.
Tamam! Herkes bir diğerinden farklıdır, ama Mustafa herkesten daha çok diğerlerinden farklıdır. Zanaatkâr bir adam olması muhakkak ki önemli, ama eşsiz enerjisi tüm kabiliyetlerini gölgede bırakır. Değil eşlik etmek, Mustafa’yı seyretmek bile üç-dört kişiyi yorabilir.
Şirketimizden emekli olduktan sonra seyrek haberleştiğimiz Mustafa, beraber çadır taşıma ve kurma teklifimi hemen kabul etti. Beraber iki gün geçireceğimizi öğrenen tüm iş arkadaşlarımızın itirazına rağmen yol hazırlıklarımızı yaptık.
657925
Tüm cesaretimi topladım, çadırı yükledik ve sabah 10:00 da yola koyulduk.
657926
Otoyolda giderken yanağına telefon sıkıştırıp elindeki not defterine not almak, armut soyup ikram etmek, sigara sarmak, kahve yapmak ve daha aklıma gelmeyen onlarca fiili zaman zaman sırayla, zaman zaman aynı anda yapmaya çalışmak vaka-i âdiyeden olduğundan detaylandırmayacağım.
Gariptir ama araç kullanırken biteviye başka işlerle uğraşmasına rağmen hiçbir tehlikeli durum yaşamadan Taraklı’ya ulaştık. Taraklı çarşısına alışkın olduğumdan Bozcaarmut’a gidip gelirken alışveriş, yemek, namaz gibi ihtiyaçlarımızı burada gideriyoruz. Hazır römork varken birkaç ihtiyacımızı köye taşıyayım istiyorum.
657927
Taraklı molasında kuzine ve ek parçaları, kömür, tahta parçası, el arabası, kürek vs. alıp yükümüzü tamamladık, karnımızı da doyurup yola koyulduk.
Çok oyalanıp, yavaş yol aldığımızdan vaktimiz azalmaya başlamıştı. İkindi vakti Bozcaarmut’a ulaşabildik. Akşama çadıra girip sobayı yakmalıydık. Aksi halde dondurucu soğukta çok zorlanabilirdik. Hemen işe koyulduk.
657928
Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere çadırı önce kafamda kurdum, sonra arazide.
657929
657930
657931
Alışık olmayan adam için oldukça yorucu bir iş. Bu kadar yorulmama rağmen tamamen de bitiremedik. Çadırın eteklerini toprağa gömme işi bir sonraki güne kaldı. Ama en azından kafamızı sokacak, sobamızı yakacak hale getirdik. Yemek ye, çay iç derken yorgunluk çöktü, yatacağımız yerleri hazırlayıp, uzun bir geceye gözlerimizi yumduk.
Uyku esnasında tıkırtılar başladı. Mustafa faaliyette idi:
Çekiç sesleri…
Sonra testere sesi…
Bir türkü…
Tangır tungur soba karıştırma sesleri…
Vesaire, vesaire…
Soba karıştırma faaliyetine isyan ettiğimde saat 2:45 falandı. “Yahu! Sobayı niye karıştırıyorsun.” dedim. “Soba az yanıyor, karıştırmak lazım.” dedi. “Mustafa, soba 6 saattir karıştırılmadan yanıyor. Altını kıstık diye ağır ağır yanıyor garibim.” desem de nafile.
Talep ettiğim şeyin Mustafa’nın fıtratına aykırı olduğunu hatırlayıp teslim oluyorum. Uyumaya çalışıyorum. Ne kadar uyudum bilmem dışarısı -6 oC falan iken ter içinde uyandım. Bulduğu karbon ihtiva eden her şeyi sobaya doldurmuş, içerisi fırın gibi olmuştu. Ya sabır çektim, tulumdan çıktım, uykuya devam ettim. Yirmi dakika geçmeden bu sefer titreye titreye kalktım. Kapıyı açık unutmuş dışarıda bir şeylerle uğraşıyordu.
Kömür takviyesi yapıyor; oralardan bir ağaç dalı kesip balta sapı yapıyor; artıklarını sobaya tıkıştırıyor; minibüsün paspasını, römorkun elektrik tesisatını tamir ediyor. …yor, …yor, ama asla yorulmuyor.
Saat sabahın beşi falandı: “Şefim kalk sabah namazına camiye gidelim.” diye tutturdu. Sabah namazının gün doğumundan yarım saat önce kılındığını, güneşin doğmasına daha üç saat olduğunu defalarca anlattım ama nafile. Sonunda “Ulan sen bînamaz bir adamsın, beş vakit namaz kılan benim, bırak da uyuyayım.” diye bağırınca susturabildim. Ama on dakika sonra “Ecük erken gidelim Kur’an falan dinleriz.” diye başladı söylenmeye. Bir saat kadar direnebildim. Kalkıp abdest aldım caminin yolunu tuttuk. Tabii olarak hiç kimse yoktu. Mustafa bana biraz kuran okuttu. Sonra gelen giden olmayınca, cemaat yaptık, iki kişi namazı eda ettik. Çadırın yolunu tuttuk.
blnturkek
26-09-2017, 15:50
Allah emekleriniz boşa çıkarmasın,
Ayrıca yazı stiliniz çok hoş, sıkılmadan hepsi okunuyor.
Sayın blnturkek.
Teşekkür ediyorum.
İnancım odur ki yapılan müsbet menfi hiçbir şey boşa gitmez. Çabalarımızın bazılarından biz sonuç alamadık, lâkin gâh keçiler, gâh köstebekler, gâhi kuşlar semeresini aldılar.:)
657944
Basit bir kahvaltı sonrasında başladık çadırın brandalarını gerdirmeye ve brandanın yere gelen kısımlarını gömmeye. Kazma, kürek ile 20cm kadar bir kanal açıp, brandayı bu kanala yatırıyoruz ve çıkan toprakla üzerini örtüyoruz. Bu gerçekten yorucu bir iş oldu benim için. Birkaç el arabası kadar da hariçten toprak getirip ilave ettik.
Bu işleri yaparken beş dakika çalışıp on dakika mola vermek zorunda kaldım. İnsan bu kadar mı ham olur?
Mola verip çadırda uzandıklarımdan birinde önce bir adam geldi. Hoş geldiniz demeye uğramış. Orman İşletmesinde çalışıyormuş. Köyden biriyle daha tanışmış olduk. Ama ismini unuttum. Ne de olsa biz orman köylüleri Ormancıları sevmeyiz. ;)
İki kürek daha sallayıp çadırda dinleniyordum ki dışarıdan kadın sesleri gelmeye başladı. Bu sefer de üç köylü hanım ( eşimin müstakbel komşuları ) ziyaretimize geldiler. Önce eşim yanımızda olmayınca biraz çekindiler ama meraklarını yenemediler; çadırın içini gözden geçirmeden ve Mustafa’nın kısa hayat hikâyesini dinlemeden gidemediler.
Mustafa yola çıktığımızdan bu yana çadırı kilitletmek için bana baskı yapıyordu. Ben ise çadırın bir bıçakla yırtılmasının çok basit olduğunu, kapıyı kilitleyip de hırsızı uğraştırmamak gerektiğini anlatıyordum. Ama ikna edemiyordum. Mustafa hanımlar heyetini bulunca, kamuoyu oluşturma gayretine girdi ama kadınlar toplu olarak “Burada hırsızlık olmaz ki, ne gerek var!” deyince boynunu büktü. Komşularımızın nezâket ziyareti ve hırsızlık olmaması, köyümüze karşı hissettiğimiz güzel duyguları arttırdı.
Çadır işleri ve eşyaları toplamak bizi saat dörde kadar oyaladı. Sonra eserimizi fotoğrafladık ve yola koyulduk.
657945
657946
Göynük’te namaz ve hediyelik eşya molası verdik. Ve İstanbul’a kadar yavaş yavaş yol aldık. Otoyola girdiğimizde Mustafa “Kazma kürek işi beni yoruyor, dizim ağrıyor. Arabayı sen kullanır mısın? Ecük uyuyacağım galiba.” dedi kısık bir sesle.
Direksiyona geçtim, karanlıkta sakin sakin yol alırken Mustafa’nın bile yorulabileceğini hayretler içinde düşünmeye başladım. Kendi vücut direncime saygı duydum.
Kurtköy gişelere yaklaşırken Mustafa yine faaliyete geçti. Bir seri telefon görüşmesi sonrasında eski bir arkadaşını buluşmaya ikna etti. Sürekli bir işi bitirmeden diğerine koşturan Mustafa’nın iki gününü de ben meşgul edebilmiştim. Sürekli yeni bir meşgale bulması gereken arkadaşım, beni eve bırakarak sonu gelmez işlerinin peşine gitti.
Bahtı, yolu açık ola!
Şansı yâver ola…
Soğuk bir kış günüydü. Arabamıza atlayıp Bozcaarmut'un yolunu tuttuk. Kim kim mi? Sekiz adet tüplü asma fidanı, eşim, ben ve iki yavrumuz.
Neşeli bir yolculuk sonrası Hayalbağ'a ulaşıp asmalarımızı toprakla buluşturduk.
O bir biberiyeyi saymazsak diktiğimiz ilk fidanlarımızdı. Bize hissettirdiği şeyleri anlatmak hayli zor.
Toprağa duyduğum özlem ne zaman başladı tam bilemiyorum. Bölük pörçük hatıralardan yaklaşık 40 yıldır devam ettiğini ve Hayalbağ olmasa bir kara sevdaya dönüşeceğini sayıklayabilirim ancak.
658032
Güzel bir kamp gecesi sonrası hüzünlü hüzünlü İstanbul'a döndük.
Sanıyorum iki hafta sonra, tohumdan, çelikten yetiştirdiğim fidanlarımla yeniden Bozcaarmut'a gittik.
Ne görelim? Komşularımızdan birinin hayvanları bizim fidanları yemiş. Bu tür faaliyetlerde hemen arazinin çitle çevrilmesi gerektiğini defalarca okumuş olmama rağmen yapmamıştım.
Çünkü çitin çizdiği sınırı sevmiyorum. Sınır kelimesi bile sinir ediyor beni.
Hayalbağ'a her yerden, herkes girsin ve içinde olmak istemediğinde istediği yerden çıksın istiyorum.
Haa. Bu arada bu işe ayıracak param da yok. Para ayırabilseydim yapar mıydım bilmem, ama yaparsam her yanını kapılarla donatırdım.
İşte bu sınır tanımaz hislerim sebebiyle fidanlarımın yenmesine tahmin edilenden az kızdım.
Getirdiğimiz fidanları da bir çare düşünene kadar çadırın içine gömdüm.
658033
Yine köye gideceğiz. Planımız Cumartesi ve Pazar bahçede birkaç fidan dikmek, belki biraz budama yapmak, analiz için toprak numunesi almak. Pazartesi ve Salı günü de tarlamızın imar durumunu resmileştirmek.
Ya nasip diyerek yola çıkıyoruz. Hafta içine de sarkan bir program olduğundan çocukları götürmüyoruz.
Öğleye doğru köye ulaşıyoruz. Bir şeyler atıştırıp işe koyuluyoruz. İstanbul’da yetiştirip getirdiğim, ama keçiler yiyor diye dikmeyip, çadırın içinde bıraktığım fidanları toprakla buluşturuyoruz. Çünkü çadırın içinde kötüleşmeye başladılar. Çadırda öleceklerine açık havada şanslarını denesinler.
Üç adet kestane, iki gladiçya, bir hünnap çok planlama yapılmadan toprağa kavuştu. Hanıma da birkaç kavak çubuğu diktirdim. Ailede herkesin Hayalbağ’a bir katkısı oluyor. Bu bize birlikte bir şeyler üretme zevki veriyor.
Sonra iş yerinden bir arkadaşımın getirdiği toprak burgusu ile arazide beş ayrı noktadan 0-20 cm ve 20-40 cm derinliklerden toprak numunesi aldık. Çalıştığım şirketten arkadaşım Şamil ( İş arkadaşım diyesim gelmedi.) daha önce hiç kullanmadığı toprak burgusunu ben istemeden getirdi.
658036
Etrafımdakilerden hep destek alıyorum. Hayal benim, ama dostlardan devamlı destek geliyor. Kimi tohum veriyor, kimi fidan, kimi fikir, kimi ilham.
Pazar gününü de ufak tefek bahçe işleri yaparak geçirdik.
Pazartesi sabah erkenden Göynük’e indik.
Bolu, büyükşehir olmadığı için köylerdeki yapı ruhsatlarını İl Özel İdaresi veriyor. İl Özel İdaresi’ne bir mesaj atmıştım. Mailin cevabında, imar durumunu öğrenmek için aşağıdaki evrak ile başvurulması gerekiyor deniyor.
- Parsel sahibinin imar durumu talep dilekçesi.
- Güncel tapu kaydı örneği.
- Kadastro Müdürlüğü’nden alınacak parsele ait çap belgesi. (Koordinatlı ve karetajlı)
- 1/25000 ölçekli, parselin yerini gösterir onaylı harita.
Tapu Müdürlüğü’ne başvurduk cep telefonuna bir mail geldi. Bu maildeki başvuru numarası ile mailde yazılı bankalardan birine 5 tl yatırdık. Sonra gidip güncel tapu kaydımızı aldık.
Kadastro Müdürlüğüne gittik. Kapalıymış. Kapıda bir telefon numarası vardı. Aradık. Öğrendik ki: Göynük Kadastro Müdürlüğü devamlı personel bulundurmuyormuş. Buraya Bolu merkezden haftada bir gün pazartesileri iki eleman gönderiyorlarmış. “Şu an yoldalar. Önce Mudurnu’ya eleman bırakacaklar sonra Göynük’e gelirler.” dediler. Allahtan bu işler için Perşembe, Cuma izin almamışım.
Memurların İlçeye gelmesini yarım saat kadar bekliyoruz. Sistem Tapu Müdürlüğü gibi. Burada da cep telefonuna gelen mesaja göre bankaya 45 tl yatırıp evrakı alıyoruz.
Ver elini Bolu. Vilayet merkeziyle aramız 95 km.
Bolu’ya varır varmaz hemen bir haritacıdan haritamızı da alıyoruz. İl Özel İdaresi’ne gidiyoruz.
Memur şöyle bir bakıyor ve çap üzerine bir çizgi çekip, ev yapılabilecek bölümü işaretleyip, başka bir görevliye gönderiyor bizi. O memur da aşağıdaki listeyi ve yapılacak yapının vasıflarını tarif eden birkaç kağıt veriyor. Ve “Ruhsata tabi değilsiniz. Bunları hazırlayıp gelin. ”diyor.
1- Dilekçe.
2- Tapu,
3- Güncel tapu kaydı.
4- Çap.
5- Mimari proje. (4 takım)
6- Statik proje. (4 takım)
7- Sıhhi tesisat projesi. (4 takım)
8- Elektrik tesisatı projesi. (SEDAŞ onaylı, 4 takım)
9- Fenni mesul taahhütnamesi.
10- Aplikasyon krokisi.
11- Köy kararı fotokopisi (Muhtardan)
12-Yapı çekme mesafesi tutanağı (Muhtardan)
Tarlamıza bodrum hariç iki katlı, saçak yüksekliği 6,5m yi geçmeyecek, 650 m2 ev yapabiliyormuşuz.
Şimdiki derdimiz bu listenin hazırlanması.
Bir aşamayı daha atlatmış olarak köyümüze, çadırımıza yöneliyoruz.
Hadi hayırlısı.
Malumunuz olduğu üzere diktiğimiz asma fidanlarının tamamı köyün hayvanlarınca yenmişti. Bu konuda baş zanlı keçiler olduğu için gidip bir bakalım, “Ne menem bir şeymiş bu caniler?” diye yola çıktık.
Bağımızın 300 m kadar yukarısında keçi besleyen komşumuzun kapısına dayandık. O da bizi ağıla götürdü. Suçlular daha gün ağarırken dağa çıkmıştı âdet olduğu üzere. Ama çoluk çocuğu ağılda bırakmışlardı.
658699
Ama bu halep melezi küçük yaratıklar bize öyle şeyler yaptılar ki, çaresiz yumuşadık, pamuk gibi olduk. Ceket, pantolon, parmak, dirsek velhasıl sivrice ne buldularsa cop, cop emdiler.
658700
Sonuç alamadık. Affettik.
32. mesajda Büyükşehir olmayan illerde köylerde yapı iznini İl Özel İdarelerinin verdiğini ve bu izin için 12 adet evrak hazırlandıktan sonra bina izin başvurusunun yapılabileceğini yazmıştım.
Birkaç kişinin tavsiyesi üzerine bu işleri İlçe merkezinde bu tür işlere aracılık yapan birine yaptırmaya karar verdim.
Binamız genişçe betonarme bir bodrum kat ve üstüne prefabrik tek katlı bir evden ibaret olacaktı. Prefabrikçiden bir proje aldık (Fakat İl Özel İdare’si bunu mimarın betonarmeymiş gibi yeniden çizmesini istiyormuş.) bodrum kat için de kendim bir şeyler hazırladım. Bunları aracı kişiye gönderdim.
Bekledim, bekledim, bekledim.
Aracı kişi yok mimar çiziyor, elektrik mühendisi kaldı, atıksu için ilave istediler, İdaredeki mimar rapor almış vs. diye bizi iki ay kadar oyaladı.
Sonra eksikleri benim tamamlayacağımı söyleyerek, ben görmeden projeleri İl Özel İdaresine de vermiş. Eksikleri tamamlarken projeleri hazırlayan teknik kadroyu tek tek internetten iletişim numaralarını bularak aramak zorunda kaldım. Çizilen projeler falan da yalan yanlış oldu. Birçok şey içime sinmedi. Üç defa Bolu’ya gittim. Öncesi sonrasıyla bu gidişlerim sanırım altı-yedi olacak.
Şu an tüm evraklar Bolu İl Özel İdaresi’nde. Tetkik ve imzalar sonrası 3-4 gün içinde izni bana verecekler.
659244
Haritacı arkadaşların bina köşelerini belirlemeleri, fiilen sahaya yansıyan tek şeydi.
İşe İngiliz gibi başlamak gerekiyormuş. Damdan düşen olarak şu tavsiyelerde bulunabilirim:
1. Kendi işinizi kendiniz yapın. Küçük şehirlerde kurumlardaki insanlar çok ilgililer.
2. Aracıların kalitesi proje üretenlerden yüksek değil.
3. Proje üretenlere ulaşınca birçok şey daha kolay çözümleniyor.
4. Proje çizdireceğiniz mimarlık ve mühendislik büroları izin alacağınız ilin merkezinde olsun.
celalim01
16-10-2017, 15:24
Merhaba ,çalışmalarınızda başarılar dilerim.Hayırlısı olsun. Umarım hayalleriniz gerçek olur ve memnun bir şekilde yapmak istediklerinizi başarırsınız.
Sayın celalim01.
İyi dilekleriniz için teşekkürler.
659337
On dönüm bahçem var elde ettiğim ürüne bakın!
4,5 kg kuru soğan, 1,5 kg nohut, bir baş günebakan.
Buğdaylarım çimlenmeden çürümüştü. Mercimekleri o kadar işaretlememe ve anlatmama rağmen yoncaları biçen komşu biçmişti. Rastgele yerlere dikilen ayçekirdekleri ya çıkmamış, ya da baş yapmamıştı. Otla mücadele için bağa gelemeyince bamyalar ve bir bölgedeki nohutlar otlara yenik düşmüştü. Kuru soğanlarımın erkekleri kırılmayınca, çoğu tohuma kalkmış ve baş yapamamıştı. Fındıkları bir tane bırakmamacasına kuşlar (Köylüler öyle diyor.) yemişti. Cevizler ve erikler geç ilkbahar donlarından dolayı numunelik de olsa meyva vermemişti. Ayvalar da numunelik meyvalar vardı. Vs. vs.
Biraz içim üzüldü ama bunları hasat etmekten de mutlu oldum. Sonuçta 250 km uzakta yaşıyordum, bahçe ile pek ilgilenmeden, ürün almak için değil deneme amaçlı ekimler yapmıştım. Olanlar ve olmayanlar bir şeyler öğretti. Kârım da bu oldu.
Ama pes etmemiştim. Bu araziden bir şeyler elde etmeye azimliydim. Hanımla beraber çoğu sınırlarda olmak üzere muhtelif yerlerdeki kuşburnuları toplamaya başladık. Toplaya toplaya ilerlerken sınırda ne olduğunu bilmediğim bir ağacın meyvaları gözüme ilişti.
Aman Allah’ım bu alıçtı!
659338
Alıç!
İnternette fidancı dolaşırken en çok aradığım fidanlardan biriydi. Hem yetişkin, hem doğal, hem bedava. Tuttu, tutmadı, keçi yedi, sulasam mı, gübrelesem mi derdi yok.
Pek sevindim, pek.
Hemen önce tadına bakıp, sonra da toplamaya başladım.
Birkaç kilo topladıktan sonra kuşburnu toplamaya kaldığımız yerden devam ettik.
Her kuşburnu öbeği farklı bir karakter sergiliyordu. Kimi olgunlaşmış kurumuş, kimi daha yeni sararıyor, kimi ince dallı ve dikenli, kimi az dikenli, bazısı kalın seyrek dallı. Meyvaları da çeşit çeşit.
659339
Tabiattaki bu çeşitlilik akıl alır gibi değil. Demek ki bu kuşburnular biteviye melezlenip durmaktalar. Bu ne zenginliktir!
Komşunun oğluyla konuşunca dağda bol miktarda alıç, kuşburnu ve kızılcık olduğunu öğrendik. Yerleşik hayata geçince bolca faydalanırız artık. Ben yetiştiremesem de tabiat ana cömertçe gıda ikram edecektir.
Sadece bağımızdan naylon torba dolusu kuşburnu topladık. Eve dönünce önce biraz Google çalışması sonrası işe koyulduk.
Geleneksel olarak kuşburnuların uçları kesilerek ayıklanıyormuş.
659340
659341
Biraz ayıkladıktan sonra bunun gereksizliğine hükmedip vaz geçtim. Yıkayıp hemen kaynattım. Tüm ev mis gibi koktu.
Yumuşayınca, önce delikli tencereden geçirdim, sonra posasına sıcak su katıp bir daha delikli tencereden geçirdim. Sonra ince elekten geçirmeye çalıştım ama geçmedi. Biraz sulandırıp denedik, yine olmadı. Su ekleye ekleye zorla elekten geçirdik. Elek çekirdeklerin etrafındaki tüycüklerden kurtulmak için gerekliymiş.
Nihayet elek işi de bitince, biraz daha kaynatıp şeker hastası kayınvalideme biraz marmelat ayırdık sonra gerisini şekerleyip kavanozlara doldurduk.
659342
Kavanozunu 25tl ye satan komşumuzun fiyatı bana hep pahalı gelirdi. Ama toplaması, deliklisi, eleği derken ne kadar zahmetli bir iş olduğunu idrak edince 25 tl pek ucuz geldi.
Bir şey daha üretebilir hale gelmiştim.
Mutluydum.
Musa Gündoğan
17-10-2017, 14:17
sayın asoo
bahçeniz toğrağınız hayırlı bereketli olsun. bir heyecanla başlayan serüveniniz inşallah sonuna kadar da devam eder gider. alıcı unutmayın seneye çiçekleri ve yapraklarıyla beraber toplayın çayını vs. yapın içerisindeki maddeler kalp ritim bozuklukların düzenlemesinde çok etkilidir. kuşburnunu da bir miktarıı iyice kurutun ister sonrasında yarı şekilde öğütün çayını yapın isterseniz hiç öğütmeden 1. gün 1 saat kadar kaynatın ikinci gün kaynatıp kaynatıp çayını için çok beğeneceksiniz. özellikle öğütülmüş halini hataylılar yapıyorlar istenildiği zaman demlenebiliyor.
bahçe maceralarınız çok güzel ilerliyor. istediklerini gönlünüzce olsun.
Sayın Musa Gündoğan.
Teşekkür ederim.
Köyümüzde yapabileceğim çayları, faydalarını ve demleme usullerini not aldığım bir excel dosyam var. Kuşburnu çayının hazırlanmasını da hemen ekledim.
İlerleyen günlerde, kendisi de aslında bir bitki çayı olan çayı, gönlümüzdeki tahttan indirip, diğer arkadaşlarının yanına koymak gibi bir niyetim var.
Eveet. Bolu İl Özel İdaresi'nden telefon geldi. Ev izni işi hallolmuş, gidip onaylı projeleri alabiliyormuşum.
Salı günü gidip projeleri alacağım ve hemen elektrik tesisi için başvuracağım.
camouflage
23-10-2017, 09:43
Memleketime hoş geldiniz. Bolu merkeze yolunuz bir daha düşerse özel mesajla iletişim bilgilerimi gönderiyorum.
Teşekkürler Sayın camouflage.
Hoşbuldum.
Gerçekten de Bolu hoşuma gitti. Ankara-İstanbul arası gidiş gelişlerde, sayamayacağım kadar çok içinden geçtiğim bu şehirle yeni tanıştım. Sakin, düzenli, vakur, geleneksel bir havası var. Belki de misafirim diye hep iyi yüzünü göstermiştir bana.
Bir de hep demişimdir: "En iyi şehir, içinden çabuk çıkılabilen şehirdir." İstanbul içinden çıkılmaz bir hal aldı artık.
Tam da Bolu'da, forumdan bana mesaj geldiğini fark ettim. Ama durup konsantre olmadan cep telefonunundan bir şeyler okuyamıyorum. Okuduğum zaman da 5-6 dakika uzakları bulanık görüyorum. Sonra bakarım demiştim. Akşam köyde bakabildim. Numaranızı kaydettim.
Sanırım birkaç defa daha yolum düşecek. Konuşup tanışmayı ümit ediyorum.
Bir Bolu seferi daha yapmam gerekecek. Bu sefer öncelikle bina yapım izni evrakını ve projeleri Bolu İl Özel İdaresi’nden alacağım. Elektrik için SEDAŞ’a başvuracağım. Ve Göynük’te bir müteahhit ile görüşeceğim.
Bunlar işin sıkıcı tarafları. Hoş tarafı, Göynük’te meskûn bir marangoz köylüm var.:D Ona hazırlattığım 5*5*150 ebatlarındaki kazıkları ve İstanbul’dan satın aldığım kümes telini kullanarak fidancıklarımı koruma altına almak.
Eveet. İşlerim dolayısı ile yola biraz geç çıkıp akşama doğru Hayalbağ’a ulaştım. Şöyle bir dolaşıp çadıra yerleştim. Son derece ilkel, bir o kadar da keyifli bir gece geçirdim. Niyetlendiğim üzere, sabah gün ışırken yola çıktım.
Bolu’ya giderken Mudurnu, Abant, Yolçatı güzergâhını kullanmayı seviyorum. Dönüşte Abant’a uğramayıp alışılagelmiş Bolu-Göynük yolunu kullanıyorum. Böylelikle aynı yolu kullanmanın verdiği tekdüzeliği bertaraf etmiş oluyorum. Her iki güzergâhta da Mudurnu–Göynük arası aynı derseniz, bu yolda ben hiç sıkılmıyorum. Çünkü muhteşem sonbahar manzaraları var. Hatta mümkün olduğunca yavaş gidip içime sindirmeye çalışıyorum hazan mevsimini.
Hazır yollarda geçen bu yazıyı yazarken birkaç şey araya sıkıştırayım.
İstanbul’da başıma gelen ve ucuz atlattığım bir otostopçu alma olayından beri, arabama kimseyi almıyordum. Bolu Göynük gidip gelmelerimde bu sevimsiz kararımı da rafa kaldırdım. Önüme geleni alıp gidiyorum. Bu beni çok mutlu ediyor.
Taşıdığım kişiler ise bir başka âlem. Büyük şehir şartlarında asla karşılaşamayacağınız temiz, saf, fakir Anadolu köylüleri. Eğer kulakları işitiyor, konuşmayı da seviyorlarsa kısa sorularla, uzun uzun konuşturmaya çalışıyorum. Çoğu, hakkında bir roman yazılası sıradan insancıklar. Bizim insanlarımız.
Neyse…
Doğruca Bolu merkeze gittim. İl Özel İdare’de işim on dakikada bitti. Çıkınca hemen projelerin ozalitini çektirdim. Sonra SEDAŞ yetki belgeli bir mühendislik bürosuyla anlaştım.
Önce, Büro’nun hazırladığı müracaat formu, yapı izin belgem, aplikasyon projesi, SEDAŞ onaylı elektrik projesi, tapu ve nüfus kâğıdı fotokopileriyle beraber enerji müsaadesi müracaatı yapmak gerekiyormuş.
“Hadi yapalım!“ dedim.
“Olmaaaz!” dediler.
Neymiş. Mudurnu’da SEDAŞ Müşteri Hizmetleri Birimi varmış. Oraya gidilecekmiş.
“Hadi öyle olsun.” Dedim. Saate baktım. Baya oyalanmışım. Bugün yetiştiremeyeceğime kanaat getirip, köyüme döndüm.
Ertesi gün, yine sabahın ilk ışıklarıyla Mudurnu yollarına düştüm. Mudurnu’da işim birkaç dakikada bitiverdi. İnsanın “Biraz uğraştırın da yola değsin!” diyesi geliyor.
Mudurnu’dan önce Göynük’e geçip, marangozdan kazıklarımı aldım. Kazıkları 160-170 cm diye düşünüp sonradan 150 cm de karar kılmıştım. İyi ki öyle yapmışım. Aksi takdirde arabaya sığması mümkün değilmiş.
Kazıklar ile beraber köye ulaştım.
Tam işe başladım ki yağmur çiselemeye başladı. Aklıma Hayalbağ’ı ilk aldığımızda, olur olmaz zamanda, sesimi koyuverip “Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.” diye nida edişlerim geldi. Sesimi çıkarmadan çalıştım. Ama her işin acemiliği var. İlk gün iş hiç üremedi.
Ertesi gün birkaç metot denedikten sonra hızlandım ve hedeflediğim kısmın işini bitirdim.
660015
Sonra alelacele hazırlanıp, Göynük’te müteahhit ile buluştum. Projeler hakkında konuştuk ve teklif için bir süre isteğini de kabul ederek İstanbul’a döndüm.
camouflage
09-11-2017, 12:18
Sayın Asoo uzun uzun anlatımınız, bu işe niyetlenen arkadaşlar için ışık tutacaktır.
Ukelalık olmazsa bir tiyo da ben vermek isterim. Toprakla buluşacak ahşaplarınızı hiç olmazsa toprağa gelen kısımlarının uzun ömürlü olması için, bir hafta kadar katran, ya da yanık yağda bekletmenizi tavsiye ediyorum. :rolleyes:
Sayın camouflage.
Ne demek! Her fikre açığım, öneri veya eleştirilerden ancak memnun olurum.
Kartana, mazota, yağa bandırmak veya koruyucu bir şeyler sürmek aklıma geldi. Fakat aklım o kadar dolu ki...
Her seferde birkaç şey unutuyorum. Ekmek almayı, lambayı, çakmağı, ekeceğim tohumları, bardakları vs.
220 km uzakta olmak, gittiğimde çadırda kalmak, benim gibi unutkan ve dağınık bir adamın bir işi dört dörtlük yapmasını imkansız kılıyor.
Bir de meyva ağaçları ve kovanları bir bölgeye sıkıştırıp o bölgeyi hem tel örgü, hemde elektrikli çit ile çevirme planım var. Böylelikle, ağaçları ve kovanları vahşi hayvanlardan koruyacağım.
Tüm araziyi çitle çeviremediğimden, ortada birkaç dönüm yeri çevireceğim.
O zaman bu kazıklar da sökülecek. Başka bir yerde kullanacağımda belki bir önlem alabilirim.
Oğlum bu sene başında “Madem seneye Göynük’e yerleşeceğiz, ben şimdiden gidip orada okuyayım.” demişti. İstanbul’daki okuluyla pek arasının olmaması, köyümüzde kafa dengi bir arkadaş bulması da onu cesaretlendirmişti. Sene başında naklini yaptık ve Ömer Bey yuvadan uçtu. Göynük’te yatılı okumaya başladı. Arada İstanbul’a gelip gidiyor.
Eğer canım köy çekerse bu gelgitleri değerlendiriyorum. Hanıma “Ben oğlanı okula bırakıp gelivereyim.” deyip, birkaç gün kaçamak yapıyorum.
Geçen hafta da bu şekilde bir Hayalbağ turu yaptım.
663386
Köyün karşıdaki tepeden görünüşü.
663387
Çadır kapısının önünden manzaram.
663388
Yokluğumda buralar pek ıssız değilmiş.
663389
663390
Fotoğraflardan belli olmuyor ama kar örtüsü gündüz güneş, gece ay ışığıyla pırıl pırıl yanıp sönüyor.
.
.
Buraya geldiğim zaman boş duramıyorum. Hazır gelmişken kırılmış bir meşe dalını yakacak olarak hazırlamak; sağda solda kendiliğinden çıkmış erik fidanlarını temizlemek; büyük ağaçların diplerindeki çalı çırpıyı temizlemek neviinden işlerle uğraşıyorum.
663391
Hatta kara rağmen belleme işlerine devam ettim. Aslında arazinin 3-4 dönümlük bölümünü traktörle sürdürüp yoncadan kurtulmak istiyorum. Fakat bu bölümde biraz soğan, bakla falan ekili, buraya traktör sokmak istemiyorum.
Fotoğrafta manzara da çıksın istediğimden bellenen yer tam belli olmuyor. Bu gelişimde yaklaşık 25 m2 yer bellemişim. Toplamda ise 80-90 m2 oldu. Hızımı kesen yonca kökleri oluyor. Kökler olmasa neredeyse iki kat iş çıkaracağım.
Bu arada bellediğim yerde bir köstebek tüneli buldum.
663392
Yorgunluktan ay ışığında kar manzarası seyretmeye bile fazla zaman ayıramadan uyudum. Ertesi gün hava ısındı karlar hızla erimeye başladı. Ben de ufak tefek işlerle vakit geçirdim. Bir dinlenme anında, dün kar sebebiyle fark edemediğim bir şey dikkatimi çekti.
663393
Köstebek tümsekleri!
Geçen seneye göre hızla artmış her yeri kaplamıştı. Ekeceğim şeyleri, özellikle birkaç çeşit patatesi düşününce, karşımdaki manzara hızla bulanıklaşmaya, köstebek tümsekleri ise daha görünür olmaya başladı.
Canavar otu, keçiler, tarla fareleri, şimdi de köstebek aşireti. Rekabet edilecek şeyler hızla artıyor benim için.
Aslında hızla artmıyor. Sadece değişiyor. Bıkıp kaçtığım metropoldeki rakiplerimin yerine gelenler bunlar.
Lakin ümitliyim.
“Kurda, kuşa, aşa” deyip atmışım tohumumu.
Kalın sağlıcakla…
NOT: Aş hakkı bırakmazlarsa o zaman bir şeyler düşüneceğim.:(
.
.
Benim eşim Çankırı Bayramörenli. Köylerinde küçük bir bahçeleri var. Sanırım 5-6 sene evvel bahçede bakla görüp, tohumluk istemiştim. Kayınvalidem bu baklayı arkadaki komşularından aldığını, yaklaşık 15-16 yıldır ektiklerini, o komşunun da uzun yıllardır ektiğini söyleyince pek sevinmiştim.
Bahçe yokluğundan birkaç sene bekleyen tohumları 2 sene önce iş yerimin bahçesine ekmiş, hem tohum sayısını çoğaltmış hem de birkaç pişirimlik eşe dosta, eve bakla yetiştirmiştim.
Lezzet olarak herkesten tam puan almıştı.
Bu sene tohumlarımı alıp köye gittim. Köye varışımız geç vakit olunca, ekim işini ertesi güne bıraktım. Çadıra yerleşip camiye gittim. Ezanı beklerken Rasim Amca’ya baklalardan bahsettim. "Baharda, nisan gibi ek, şimdi ekersen kışı çıkarmaz." deyip benim hevesimi kırdı.
Aralık Ocak aylarında, son 30 yılın en düşük sıcaklıklarına baktığımda Bayramören’de de Göynük’te de -27 oC görüyorum.
Bayramören’de bakla kıştan etkilenmez diyorlar, Göynükte etkilenir diyorlar.
En garantisi baklaya danışmak diyerek 30 civarında bakla ekimi yaptım.
663861
Sene başından hemen önce bu durumdaydı. Uzaktan takip ettiğime göre, henüz en düşük -7 oC gördü.
Fikriniz veya tecrübeniz var mı bu konuda?
.
Baklalarınızın soğuğa dayanması için bu büyüklükte olup köklenmiş olması gerekiyor. Ben de geç ektiğimde baklaların bir kısmı çıkmamıştı. Daha erken ekmek gerekiyormuş. Nasıl olsa sorun yok. Soğuğa dayanamazlar ise ilkbaharda yeniden ekersiniz. Sonbaharda ekilen bakla daha verimli oluyor. En büyük sorun ise baklalarda yaprak biti.
Köstebekler yumuşak yeri bulunca güzel tüneller açmışlar. Aslında çok eskiden beri orada bu tüneller. Sonbaharda daha alçaklarda bulunan köstebekler daha yüksek yerlere bu tünel ağlarını takip ederek çıkıyorlar. Daha kuru zeminleri arıyorlar. Orada başka bir köstebek yok ise yerleşiyorlar. Özellikle yaz dönemi eşi de yanında oluyor. Soğan, patates öncelikli hedefleri. Çok fazla problem çıkarıyorlar. Bu ikisini dikecekseniz hırdavatçılarda olan üzeri yeşil boya kaplı olan teller içerisine dikerseniz faydası olur düşüncesindeyim.
Sn Muda.
Bir çok konu başlıklarında, özellikle falanca bitki soğuğa nasıl tepki verir acaba, dediğimde mesajlarını aradığım kişilerdensiniz.
Demek ki Afyon'da da bakla güzden ekiliyor.
Ben de biraz geç ekim yaptığım kanaatindeyim ( 3 Aralık ). Bilgim olduğundan değil ama tahminine göre hem kök yapısının gelişmesi, hem de üst kısmının çok büyümemesi kış ayları için en iyi durum sanırım.
Köstebek ayrı bir dert. Farklı yerlerden bulduğum, kendimce değerli birkaç patates çeşidini dediğiniz gibi korumalı bir şekilde dikmeyi düşünüyorum.
Sıradan ticari patates ve soğanlardan da bolca ekmeyi düşündüğümden endişeliyim. Farklı yerlere dikim yapıp riski azaltmayı deneyeceğim bu yıl. Sonuç katlanılabilir olursa, onlar altta ben üstte yaşar gideriz artık.:)
camouflage
08-01-2018, 12:50
Sayın Asoo. Bahçe işine devam edecekseniz, ki öyle görünüyor. Bir çapa makinası almanızı tavsiye ediyorum. Bel ile baş olmayacak emek yoğun bir işten kurtulursunuz.
Memleketimiz biraz soğuktur. Hatta bazen Sibirya'nın Türkiye Şubesi olduğu söylenir :) Bahçe yapmaya çalıştığım köyde, köylüler Sitti Sivri geçmeden tohum ekilmeyeceğini söylüyor. Bu da takribi Nisan ayı 2. haftasına denk geliyor. Bakla için ayrı bir uygulama var mı, bilmiyorum.
Sn camouflage
Bir otuz kilogram kadar fazlam var. Yorucu oluyor ama bedenen faydalı da oluyor belleme işi.
Diğer taraftan bellemede asıl amacım, yonca köklerinden kurtulmak, geçen sene bellediğim yerleri tekrar bellemeden ekim yapacağım.
Daha önce İstanbul'da şantiyemizin bahçesinde üç yıl boyunca toprak işlemesiz tarım yapmışlığım var. Burada da deneyeceğim.
Ben bitkilerimin köklerine güveniyorum.:D
Yer ararken, kışın biraz kar göreyim, soğuğa özlem duymayayım istiyordum. Şimdilik şikayetim yok.
Sitti sivriyi öğrendiğim iyi oldu köylülerime satarım. Seviyorlar kendi kültürleriyle ilgilenilmesini.
"21 Nisan: Sitte-i Sevir (6 gün boyunca süren soğuk ve fırtına), Boğa fırtınası."
Sitte 6, Sevr ise boğa veya boğa burcu manasına geliyormuş.
Gerçekten de geçen sene bu altı boğa bir tane erik, ceviz bırakmayıp hepsini yediler.:mad:
.
Nişanyan Efendi etimolojik sözlüğünde kelime için ” Fa rişta رشته ip, iplik, şerit “ diyor. (Kendisine, sözlüğünü her kullandığımda yaptığım gibi gıyabında teşekkür ediyorum.)
Acaba erişteyi mi farslardan aldık, ismini mi?
Her ne ise çok da mühim değil. İyi ki varsın erişte.
Önemli olan, şu an kültürümüzdeki varlığını sürdüren, ama çok da kalıcı gibi durmayan bu lezzeti yaşatmak.
Çok kişi eriştenin kaybolduğu falan yok diyebilir. Ama kültürel bir unsur olan erişte, iki aşamada kaybolacakmış gibi hissediyorum.
Günümüzde, erişte yapılırken ki organizasyonların kaybolmaya yüz tuttuğu kesin. Eskiden konu komşu toplanıp muhabbet edilerek kesilen eriştelere, yeni nesiller âşinâ değil artık. Hâlâ kaldıysa, kayın vâlideler, anneler, anneannelerden falan geliyor erişteler. Yâhut ailelerine ek gelir elde etmek isteyen hanımlardan. Makina üretimi olanları da marketlerden alınıyor. Bence bu şekilde eriştenin kaybolup gitmesi işten bile değil.
Hayalbağ sayfasının başlarında bir üretim listem vardı ya, işte bu üretim listem hâlâ canlılığını muhâfaza ediyor. Kâh, uzuyor kâh kısalıyor.
Listede hayata geçenlerin sayısı da artmakta. Geçenlerde de erişte yaparak 135 kalemlik listeden 62. sini de hayata geçirmiş oldum.
Gelelim yapılış hikâyesine:
Yaklaşık 1,5 kg. un. (1/4 ü tam buğday unu)
8 adet gezen tavuk yumurtası.
Göz kararı süt.
Tuz.
Biraz sertçe bir hamur yapıp 15 dakika kadar yoğurduk. 1,5-2 saat kadar dinlendirip 5 dakika daha yoğurduk. Ufak parçalara ayırıp açmaya başladık. İlk hamur açma deneyimi olduğundan komik durumlara düştük. İrili ufaklı, eğri büğrü açtığımız hamurları, yarım saat kadar kurutup, kestik.
664028
Sonra kurumaya bıraktık. “Bu mevsimde nasıl kurutacaksınız.” diyenlere, “Gerekirse saç kurutma makinası kullanırız.” dedik.
664029
Evi batırdık, çok yorulduk. Ürünümüzü tartınca eriştenin geçen çağlara karşı zafer kazanacağına işaret olacak bir sonuçla karşılaştık.
664030
Lezzetini ve pişmiş halini paylaşmayacağım.
Her şeyi çoğul yazdım. Çünkü tüm bunları 8. sınıfa giden kızımla yaptık. Çok keyif aldık çook!
Erişte yapan insan sayısının iki kişi fazlalaşmasıyla teselli bulduğum bu mesajı, ununu, yumurtasını ve sütünü kendim üreteceğim günlere ulaşmak temennisiyle bitireyim.
Erişteli günler.
.
camouflage
10-01-2018, 08:44
Sayın Asoo, taze bilgi. İlimizde ıspanak ve bakla (yöresel ismi ile deli bakla, eşek baklası) patatesler söküldükden sonra dikilebiliyormuş. Hatta bahar ekiminden daha verimli olduğu söylendi.
Şimdi patatesler ne zaman sökülür onu öğrenmek kaldı.:D
Şaka şaka.
Bu sene bolca patates ekeceğim (Malum, o kadar köstebeği doyurmak lazım.) için tespiti kolay olacak.
Patatesleri sökünce zaten toprak biraz işlenmiş olur. O haliyle direk deli bakla ve ıspanak ekerim.
Teşekkürler Sn. Camouflage
.
Bir süredir köstebekler yer altını oyduklarından çok, kafamda faaliyet gösteriyorlar. “Ne oranda bir zarar verirler? “ sualini kafamda cevaplayamamak beni yoruyor. İnternet o kadar farklı malumatla dolu ki, zaten karışık olan aklımdaki bilgiler her an biraz daha bulanıyor.
Kimi çok faydalı diyor, kimine göre en büyük zararlı. Kimi etçildir, yeraltındaki böcekleri vs. yer bitki köklerine zarar vermez diyor, kimi de soğan, patatesi unut, hepsini halleder diyor. Fidan köklerini yer diyen de var.
Ülkemde vahşi hayvanlarla ilgili hurafeleri, batıl inançları düşünerek teselli buluyorum. Kara kedi önünden geçerse mır mır mır, baykuş öterse vıdı vıdı vıdı, kıskaç böceği kulağa kaçarsa şöyle böyle, vs. vs. söylentilerindeki gibi köstebeği de suçluyorlardır diye teselli buluyorum. Bu tip şeylerin gün gelip işime yarayacağını söyleseler inanmazdım.
Bir de fark ettim ki köstebeğin aklımı böyle meşgul etmesinin asıl sebebi görülmemesi. Tarla farelerini, böcekleri, kuşları, keçileri gördüğüm için onlar beni bu kadar ürkütmüyor. Üniversite yıllarımda arkadaşlarla gecenin geç vakitlerine kadar muhabbet eder, sabaha karşı eve dönerdim. Köpek seslerinden çok korkardım. Uzaklardaki bir havlamayla beraber tüylerim diken diken olurdu da, Adapazarı’nın daracık sokaklarında karşıdan kalabalık bir köpek sürüsü gelse, kendimi onlara karşı daha güçlü hisseder ve o denli korkmazdım. İşte öyle bir şey.
Sonuçta ufak tefek tedbirler almaktan bir zarar gelmez diye düşünerek, şu şişe gömme işini uyguladım.
664478
Bulduğumuz bir köstebek tümseğini (Sanki aramak gerekiyor.) aşağıdaki gibi kazıp tünel ağzını meydana çıkardım.
664479
664480
Tünel ağzını kapatacak şekilde bir şişeyi, ağzı açık vaziyette yerleştirdim.
664481
Şişeyi zarar görmeyecek şekilde gömdüm. Her ne kadar Hayalbağ’ın rüzgarları genelde çok hafif esse de, yine de bir uğultu çıkaracaktır.
Bostan olarak kullanacağım yerlere bu şekilde 4-5 şişe gömerek, köstebeksiz bir bölge oluşturmaya çalışacağım.
Umulur ki bu düzenekler, köstebekler tarafından Pan’ın flütü gibi değil, haykırışı gibi algılanır da bahçenin hayvanâta ayrılan bölümüne çekilirler.
.
.
Kayınvalidemin gittikçe daha çok bakıma muhtaç hale gelmesi sebebiyle, Hayalbağ seferlerini hep yalnız gerçekleştiriyorum. Çocukların da okulları, kursları, ödevleri var haliyle.
Haliyle yalnız kalıyorum. Çadırda yalnız gecelemek beni ilk seferlerde biraz ürkütse de, her geçen gün alışmaya başladım.
Can yoldaşı olmayınca, yemek yemek, çay içmek türü işler keyif olmaktan çıkıp, hızlı hızlı ifâ edilmesi gereken birer vazifeye dönüşüyor bazen. Canı sıkılmaya başlıyor insanın.
Aslında gündüzleri hemen hiç aralıksız bahçeyle uğraştığımdan çok yorgun oluyorum. Ama bu can sıkıntısı, bir şeylerle uğraşmaya itiyor beni. Yakacak odun hazırlamak, sebzelere dayanak olacak sopalar hazırlamak türü işlerin yanı sıra kırılan dökülenin yerine bir şeyler yapmak da farklı kas gruplarını çalıştırdığından, tüm günün yorgunluğuna rağmen dinlendirici olabiliyor.
667243
667244
667245
.
.
Kırılan demlik kapağının yerine bir çam dalından kapak yaptığım gün “Ahşap işleme hevesimi bu yaştan sonra marangoz çıraklığı yaparak pişiremeyeceğime göre, ağaçları işleyerek tanımam gerek. Boşa geçen zamanlarda bu tür şeylerle uğraşayım.” dedim kendi kendime.
Kesilmesi ve biçimlendirmesi oldukça güç olan ayva ağacından başladım.
667246
Uygun bir dal kesilir.
667247
Kabaca temizlenir.
667248
Bütün gece törpülenir.
667249
Fide dikim çukuru hazırlama aletimiz hazır.
Ağabeyimin bahçesinde kırmızı plastikten bir fide dikim çukuru hazırlama aleti vardı. Kızımla ben buna “kırmızı şey” diye diye adı “kırmızı şeye” çıkmıştı. Ahşap renginde olsa da biz buna "kırmızı şey" demeye devam ederiz sanırım.
Kolay gelsin. Bu gidişle bahçe alet edavatlarını kendiniz yapacaksınız. Başarıla diliyorum.
Merhaba.
Sayfanız ve tarlanız hayırlı olsun.
Sayfanızı gezerken köstebeklerle ilgili yazınızı okuduktan sonra, facebook'ta dolaşırken gördüğüm bir paylaşımda, Yerelmasının köstebekleri kaçırdığını yazıyordu. Bahçenin çevresine ekiliyormuş. Köstebek yer elmasının yer altındaki kokusunu hiç sevmezmiş ve uzaklaşıyorlarmış. Denersiniz ve inşallah faydasını görürsünüz.
.
Buraya geldiğim zaman boş duramıyorum. Hazır gelmişken kırılmış bir meşe dalını yakacak olarak hazırlamak; sağda solda kendiliğinden çıkmış erik fidanlarını temizlemek; büyük ağaçların diplerindeki çalı çırpıyı temizlemek neviinden işlerle uğraşıyorum.
663391
Hatta kara rağmen belleme işlerine devam ettim. Aslında arazinin 3-4 dönümlük bölümünü traktörle sürdürüp yoncadan kurtulmak istiyorum. Fakat bu bölümde biraz soğan, bakla falan ekili, buraya traktör sokmak istemiyorum.
Fotoğrafta manzara da çıksın istediğimden bellenen yer tam belli olmuyor. Bu gelişimde yaklaşık 25 m2 yer bellemişim. Toplamda ise 80-90 m2 oldu. Hızımı kesen yonca kökleri oluyor. Kökler olmasa neredeyse iki kat iş çıkaracağım.
Bu arada bellediğim yerde bir köstebek tüneli buldum.
663392
Yorgunluktan ay ışığında kar manzarası seyretmeye bile fazla zaman ayıramadan uyudum. Ertesi gün hava ısındı karlar hızla erimeye başladı. Ben de ufak tefek işlerle vakit geçirdim. Bir dinlenme anında, dün kar sebebiyle fark edemediğim bir şey dikkatimi çekti.
663393
Köstebek tümsekleri!
Geçen seneye göre hızla artmış her yeri kaplamıştı. Ekeceğim şeyleri, özellikle birkaç çeşit patatesi düşününce, karşımdaki manzara hızla bulanıklaşmaya, köstebek tümsekleri ise daha görünür olmaya başladı.
Canavar otu, keçiler, tarla fareleri, şimdi de köstebek aşireti. Rekabet edilecek şeyler hızla artıyor benim için.
Aslında hızla artmıyor. Sadece değişiyor. Bıkıp kaçtığım metropoldeki rakiplerimin yerine gelenler bunlar.
Lakin ümitliyim.
“Kurda, kuşa, aşa” deyip atmışım tohumumu.
Kalın sağlıcakla…
NOT: Aş hakkı bırakmazlarsa o zaman bir şeyler düşüneceğim.:(
.
Sn. buzadam.
Biz yer elmasını çiğ tüketmeyi severiz. Şu an evde de var. Evdekileri hemen saklayayım bari. Birkaç güne köye gideceğim. Yer elmasını da denerim.
Geçen sene de ekmiştim. Bir metre kadar boylanıp kaldılar. Çiçek falan da açmamışlardı. Bakalım bu sene olacak mı?
Teşekkürler.
Kolay gelsin. Bu gidişle bahçe alet edavatlarını kendiniz yapacaksınız. Başarıla diliyorum.
Teşekkürler Sn. İSAK.
Köy kökeni olmayan biri olarak ben yeni yeni idrak ediyorum ki, köylü hemen her şeyini üreten insanoğluna deniyormuş. (En azından eski günlerde.)
Olabildiğince üretebilirim inşallah.
667414
Belle çalışırken birkaç kez bu tip köklerle karşılaştım. Yumak gibi olmuşlar ve toprağın yüzeyine çıkmaya çalışan bir sürgün göremedim.
Bilgisi olan var mı?
667415
Fotoğraf 20 Şubatta çekildi. Erken bahar endişelendiriyor. Geçen sene Nisan ortalarında yaşadığımız don yüzünden numunelik erik ve ceviz yoktu. Bakalım ne olacak. Şimdilik özlediğimiz bahar havasıyla teselli buluyorum.
667416
Bu da 20 Şubat. Fındık bitkisini ilk defa bu sene gözlemliyorum. Fındık ağaçları için bu mevsimde çiçeklenmek sanırım normal.
İnternette okuduklarıma göre fındık çiçekleri dona hassas. Fakat köylüler fındığın dondan etkilenmediğini söylüyor. Sanırım türden türe hassasiyet değişiyor. Çocukluğumda bir dönem bulunduğum Posof'ta yaz mevsimi yaşanmazdı ama fındık vardı.
camouflage
09-03-2018, 12:39
Sayın Asoo, köstebekler için yukarıda bahsi geçen yer elması fikrini yabana atmayın derim.
Fındık buralarda ocak ayında tozlanmaya başlıyor, normaldir.
Köstebek bende de sıkıntı. Yeniden ziyaretleri başlamış. Arkadaşımın söylediğine göre başka bir komşuda yer elmalarını da yemişler. Şişe işi bana göre daha doğru gibi geldi. Rüzgar sayesinde şişenin ses vermesi uğultusu rahatsız edebilir. Ters laleleri fazla çoğaltabilsek onların da faydası olur herhalde. Muhtemel çıkardıkları kötü koku köstebeklerin galerilerinde rahatsız olmalarına neden olur.
Köstebek bende de sıkıntı. Yeniden ziyaretleri başlamış. Arkadaşımın söylediğine göre başka bir komşuda yer elmalarını da yemişler. Şişe işi bana göre daha doğru gibi geldi. Rüzgar sayesinde şişenin ses vermesi uğultusu rahatsız edebilir. Ters laleleri fazla çoğaltabilsek onların da faydası olur herhalde. Muhtemel çıkardıkları kötü koku köstebeklerin galerilerinde rahatsız olmalarına neden olur.
Ters laleyi ilk duydum.
Şık bir çözümmüş.:rolleyes:
Sn Muda şişe gömülmesi sanki işe yarıyor gibi. Yaklaşık iki aydır şişe gömdüğüm bölge yakınında yeni tümsek oluşmadı. Ama kesin işe yarıyor demek için erken.
Köstebekleri cezbedecek bir şeyler ektikten sonra bir daha gözlemlemek gerek.
Sebze dikim hazırlıkları sırasında karşıma çıkan karahindibaları kökleriyle birlikte toplayarak gölgede kurutmaya başladım.
Ne de olsa yaş ilerliyor. Eskisinden daha çok şifa düşünür olduk.
669381
Yalnız buraların karahindibaları biraz farklı. İstanbul'dakilere göre daha acı yaprakları var. Ve çiçek sapları oldukça kısa.
Şifa bulalım derken şifayı kapmayız inşallah.
İki gün önce bağda dolaşırken bir kara tavuk yanımdan uçup elma ağacının arkasındaki çalıların arasına girdi. Ben de merakla o tarafa yönelip kuşu aramaya başladım. Kuşu göremedim ama orada kendiliğinden bitmiş bakla bitkileri gördüm.
669518
Otların arasında, farkı noktalarda 7-8 tane gördüm. Şimdi meyve tutup tutmayacaklarını merakla bekliyorum.
Geçen sene de ayva ağaçlarının dibinde kendiliğinden bitmiş bir bezelye bulmuştum ve tüm bakım noksanlığına rağmen çok sağlıklı ve dolu dolu taneliydi.
Etraftaki tarlaların en az 15 senedir bostan olarak kullanılmadığını biliyorum. Eğer bu bezelye ve bakla bitkileri otların arasında bunca yıl hayatta kalabilmişlerse, bu uyum beni bu bitkilerin tarımını yapmaktan, toplayıcılığını yapmaya inkılab ettirebilir.
Gözlemeye devam edelim bakalım.
Musa Gündoğan
02-04-2018, 07:56
Nasipse gelirmiş Çin'den Yemen'den, Nasip değilse;senin olsa bile kayar gidermiş elinden... Mevlana
.
Geçen hafta oğlumu okuluna bıraktıktan sonra çadıra döndüm. Niyetim üstümü değiştirip, bahçede çalışmaktı. Hazırlıklarımı yapıp dışarı çıktığım. Şiddetlenen rüzgara rağmen bahçede bir şeyler de yaptım ama yapacaklarımın pek verimli olmayacağına kanaat getirip, çadıra döndüm.
Boş durmamak için kovanlara çıta hazırlamaya, tel germeye başladım. Ben tel gerdikçe fırtına şiddetini arttırdı, arttırdı. İyice gerilmiştim. Adeta bir korku filmine dönüşmüştü günüm.
Dışarı çıkınca havanın kahverengileştiğini gördüm ve endişem iyice arttı. Arabayı çadırdan ve ağaçlardan uzak bir yere çektim. Yeniden çadıra gidip, yatağa yattım, battaniyeyi de üstüme çektim. Niyetim; çadır uçarsa, etrafa savrulacak şeylerin bana zarar vermesini önlemekti. Birkaç dakika sonra sıkıldım, ayrıca çadırın dışının daha emniyetli olduğunu düşündüm ve dışarı çıktım.
Dışarıda boş boş bekliyordum. Üstelik incecik toz her yerime adeta nüfuz etti. Soğuk rüzgar her saniye daha bir üşüttü bedenimi. On saniye sonra da kesilebilirdi bu rüzgar, on saat sonra da. Teslim olmuştum.
Rüzgar denizdeki dalgalar gibiydi. Bir vuruyor, savuruyor sonra birkaç saniye kesiliyor, adeta dinlenerek bir daha geliyordu. Yukarıda köyün kavakları bir rükuda, bir secdede iken Hayalbağ süt liman oluyor sonra sıra bana gelince köy huzur buluyordu. Bu dalgaların ne boyu sabitti, ne de genliği. Sadece bir süredir yuva edindiğim çadırıma yaptığı hücumlardı kesin olan.
Sanırım yarım saat böyle dışarıda bekledikten sonra çadırın kuzey cephesinde, ön tarafa yakın kısımda branda gömülü olduğu topraktan fırlayıp uçuşmaya başladı. Bu açıklıktan giren rüzgar çadırı balon gibi şişirdi ve açılma yavaş yavaş büyümeye başladı.
O anda benim gerilim filmi, bir macera filmine döndü. Hızla atılarak brandayı içeriye rüzgar girmeyecek şekilde tutmaya çalıştım. Topraktan sökülen brandanın bir bölümünü üstüne yatarak ağırlığımla , diğer bölümünü de kas gücümle zaptetmeye çalıştım. İlk dalgayı böyle savuşturdum.
Lakin saniyeler içinde çok yorulmuştum. Rüzgar fazlaca düşünme ve dinlenme fırsatı vermeden bir hücum daha yaptı, bu hücumda çadırın kenarını benimle beraber birkaç kere kaldırsa da hemen pozisyon değiştirerek tehlikeyi savuşturdum.
Sonra sıra köye gelmiş olmalı ki, beni rahat bırakıp köye saldırmaya başlamıştı rüzgar. Bu zamanı değerlendirmek için ne bulduysam brandanın üzerine ağırlık olarak koymaya başladım. arada köyü bırakıp bana saldırınca taşların, kütüklerin üzerine oturup bekledim. Sakinlediğinde devam ettim.
Boş piknik tüpünden bile medet umuyordum. Bu arada arazide taş olmamasına sevindiğim aklıma gelerek kendime kızdım. Allah'tan birkaç çuval torf, yapacağımız çardağın zemini için uzaklardan getirdiğimiz taşlar, odun parçaları, kütükler vs. etrafta ağırlık yapacak bir şeyler vardı.
Bunları doldurup çadırın ipini de gerdim.
670161
670162
Bu işleri o kadar hızlı ve zorlanarak yapmıştım ki, giysimin yakasından, kol ağızlarından adeta ateş fışkırıyordu. Tüm enerjim de bittiğinden çadıra girip kendime bir kahve yaptım, yatağa yatıp, rüzgarın tamamen dinmesini beklemeye başladım. Bir yandan da İstanbul'daki ailemle mesajlaşıyordum. "Hava biraz rüzgarlı. Çalışmıyorum. Çadırda kahve keyfi yapıyorum..."
.
Rüzgar yavaşladıkça rahatladım. Biraz dinlenip hafta sonunu geçirmek için İstanbul’a gittim. Pazartesi dönüşte çadırın etrafını yeniden kazıp eteklerini gömdüm.
670170
Birkaç el arabası toprak ilave olarak getirdim. İçim rahat etmedi birkaç nesne ile ağırlığı fazlalaştırdım.
Yarım günümü bu işe harcamış oldum. Umarım seraya dönüşene kadar çadırımı uçmaktan korumuşumdur.
Sayın Asoo
Çok büyük geçmiş olsun. Bir zaiyat vermeden atlatmanıza çok mutlu oldum. İnşallah bundan sonra böyle bir durumla karşılaşmazsınız.
Teşekkürler Sayın Blick.
Sonradan öğrendim ki, civarda uçan çatılar da olmuş. Umarım tekrarı olmaz.
Bugün de Göynük'te dolu vardı. Nohut büyüklüğünde yağdı. Kent merkezinde olduğundan sanırım tarım alanlarını etkilemedi. En azından bizim köyde bir hasar yok.
Geçmiş olsun.
Sn Buzadam teşekkür ederim.
Ben bu hengamede ciddi zarara uğrayabilecekken ( çadırın uçması, eşyaların rezil olması veya arabanın bir ağacın altında kalması vs.), fırtına sonrası incecik bezelyelerin, narin baklaların hiç etkilenmemesi ne kadar ilginç. Yolun altında birkaç ağaç devrilmişti. Gidip onları inceledim. Birinin içi bomboştu, diğerinin kökü çürümüştü. Fırtına görevini yapıp gitmiş meğer, benim haberim yokmuş.
Hayirli gunler.. İnternetten Solar Kostebek Kovucu aldik ve bizim bahcede kesin cozume ulastik. Bir deneyin isterseniz..
Hayirli gunler.. İnternetten Solar Kostebek Kovucu aldik ve bizim bahcede kesin cozume ulastik. Bir deneyin isterseniz..
Sayın Humeyra.
Ben de bir tane aldım fakat hiç etkisi olmadı. Hemen yakınında malum tümseklerden açıverdiler.
Sizin kullandığınızın marka ve model bilgileri varsa paylaşabilir misiniz?
Nihayet ev yapımı ile ilgili kağıt üzerinde olmayan bir şeyler yapabildik.
Evin yapılacağı yer düzeltildi.
670869
Bahçe girişindeki sulu bölgede yol yapabilmek için drenaj kanalı açıldı.
670870
Suyu tahliye için, içine delikli boru konularak kırma taşla örtüldü. Bu şekilde zemin suyu araziden uzaklaştırılacak. Bu arada kazı sırasında denk geldiğimiz bir kaynaktan çıkan su içinde bir boru koyduk. Eğer su uzun süre akarsa, Hayalbağ'ın girişine bir köy çeşmesi yapacağım.
670871
Su yol boyunca uzaklaşsın diye bir kanal açıldı.
670872
Ve zemin sudan arınıp kamyon girebilecek hale gelsin diye beklemeye başlandı.
Hadi bakalım rastgele!
Ne zaman toprakla uğraşsam karşıma bu canlı çıkıyor.
670894
Tanıyan bilen var mı? Yararlı mıdır, zararlı mıdır acaba?
MeyveliTepe
15-04-2018, 11:19
Ne zaman toprakla uğraşsam karşıma bu canlı çıkıyor.
Tanıyan bilen var mı? Yararlı mıdır, zararlı mıdır acaba?
Çürüntülerin içinden mi çıkıyor, normal topraktan mı çıkıyor?
Çürüntülerin içinden mi çıkıyor, normal topraktan mı çıkıyor?
Topraktan çıkıyor.
MeyveliTepe
15-04-2018, 12:53
Organik çürüntülerden değil de topraktan çıktıysa zararlı olması kuvvetle muhtemel.
Sayın Meyvelitepe "Organik çürüntülerden değil de topraktan çıktıysa zararlı olması kuvvetle muhtemel."dediniz.
Bunu bir genelleme olarak kabul edebiliriz sanırım.
Bir de şimdi aklıma geldi: En çok bu kurtçuk karşıma çıksa da, buna benzer farklı canlıları kavanoz gibi bir şeyde muhafaza ederek sonradan dönüşecekleri hâli gözlemleyebilirim.
Fırsatım olursa bir deneyeceğim.
Sevgi Durul
15-04-2018, 13:39
Ne zaman toprakla uğraşsam karşıma bu canlı çıkıyor.
670894
Tanıyan bilen var mı? Yararlı mıdır, zararlı mıdır acaba?
Bu (http://www.agaclar.net/forum/genel-bitki-koruma/2540.htm) konuyu inceleyin isterseniz. Bol bol fotoğrafları (http://www.agaclar.net/forum/1338943-post156.htm) mevcut.
MeyveliTepe
15-04-2018, 17:31
Sayın Meyvelitepe "Organik çürüntülerden değil de topraktan çıktıysa zararlı olması kuvvetle muhtemel."dediniz.
Bunu bir genelleme olarak kabul edebiliriz sanırım.
Bir de şimdi aklıma geldi: En çok bu kurtçuk karşıma çıksa da, buna benzer farklı canlıları kavanoz gibi bir şeyde muhafaza ederek sonradan dönüşecekleri hâli gözlemleyebilirim.
Fırsatım olursa bir deneyeceğim.
Bunlar kadı lokması denilen larvalardır. Onlarca farklı türe ait olabilirler. Larvaların da biribirlerinden farkları var ama ayırd etmek çok güç. Bunların bazıları zararlı bazıları da zararsız (hatta faydalı) addedilebilir. Zararsız olanlar sadece ölü organik kalıntılarla beslenirler. Zararlı olanlar canlı kökleri yerler.
Ne zaman toprakla uğraşsam karşıma bu canlı çıkıyor.
670894
Tanıyan bilen var mı? Yararlı mıdır, zararlı mıdır acaba?
Manas kurdu.
Çocukluğumda hayvan gübresinin içinden çıkardı.
Bu yıl 20 dekar nohut ekimi yaptım.
Yöre halkı mutlaka ot ilacı atmamı önerdi.
Manas kurdunun ot ilacından etkilenip öldüğünden bahsettiler.
İlaç atmazsan ürün alamayacağımı Manas kurdunun ürünün köklerini yiyerek hasar vereceğinden dem vurdular.
Demek istediğim zararlı olduğunu vurgulamak isterim...
Meyvelitepe, SDurul, Kozanlı teşekkür ederim.
İsmini öğrenince biraz araştırdım. Bir metrekarede üç adet ve fazlası için ilaçlı mücadele öneriliyormuş. Ben bellediğim yaklaşık 150 m2 yerde, hatırladığım kadarıyla 10-12 tane görmüşümdür. Onların da yarısı belleme sırasında ölmüştür.
Gerçi sayıları çok da olsa zirai ilaç kullanmazdım. Zaten bir sürü ortak var. Bu da oluversin.
Ama görürsem ekmeğimi korurum. :)
Geçen sene meyva olarak 1 dut, 2 armut, 2 vişne , 1 kiraz, 1 kayısı, 1 nar, bir hünnap, 3 kestane, 1 iğde, 1 yalancı iğde dikmiştim.
2 Kestane kurudu, Armutlardan biri kurudu ama dipten, aşı yerinin altından sürmüş. Nar da aynı armut gibi. Diğerleri iyi durumda.
Hünnap kurudu zannetmiştim. Bu gün tomurcuklanıverdi birinci sevincim bu oldu.
Kayısının göz aşısı kuruyarak beni üzmüştü. Bir de ne göreyim. Aynı gözün dibinden sürü vermiş. Fotoğrafta belli olmasa da aşıya gerek olmayacak.
671083
Ve vişnelerden biri ile kiraz çiçeklendi. Reçel yapamasak da inşallah yarımşar kiraz, birer adet de vişne yeme ihtimalimiz belirdi.
671084
671085
Çadırınızın rüzgardan etkilenmemesi için ona gem takmalısınız. Nasıl olacağını kendi hikayemle aktarayım :
Bahçedeki evimizin önünde araba için 3x5 gibi bir platform yarattık ama evden epey yukarıda ve aşırı rüzgar alan konumda. Bu park yerinde korkulukların köşelerine 4 adet demonte demir direk yaptırdım, yaz başında direkler yerlerine takılır direklere dört uçtan brandayı bağlarım. İlk yıl her hafta sonu branda ile en az 1-2 saat uğraşırdım, rüzgar ipleri gevşetir, bazı köşelerden yırtılmalar olur onları dikerim falan falan. Bir hafta sonu gene elimde merdiven branda yanına yürürken komşum seslendi, abi o işin çaresi kolay... Çapraz köşelerden olmak üzere brandanın üstünden ip uzat, ipi ger, bağla yaz sonuna kadar bir şey olursa beni bul ben tamir edeceğim dedi...
Tek sorun brandaya vurulmayan gemdeymiş, artık öyle bir derdim yok. Mutlaka çadırı gemlemenin yolunu bulmalısınız.
Yanlış anlamadıysam, çadırın dışından birkaç sıra, kamyona yük bağlar gibi ip geçirmek sizin tarif.
Kar yüküne karşı içten yapmıştık. Rüzgar için de dışı planlıyayım. Gerçi çadırın dışı tüm müdahalelere kapalı. Ama bir formül bulunur.
Teşekkürler Hosseda
Evet sayın Asoo yüklü kamyonda üstteki brandanın iple muhafaza altına alınması. Yolu gösteren köylü komşu, haftanın bir kaç günü pazara da çıkıyor. Pazardaki tenteleri rüzgardan korumanın yolu buymuş. Her türlü tendede iş görüyor.
İp bir numaralı rüzgar terbiyecisiymiş onu öğrendim.
.
Zemin suyu biraz çekilince çalışmalar başladı.
671217
Bu arada arazinin hemen hemen en yüksek noktasına 10 tonluk bir depo yerleştirdik.
671218
Oldukça stressiz çalışmamıza rağmen, inşaat işi zor.
.
Zemin suyu biraz çekilince çalışmalar başladı.
671217
Bu arada arazinin hemen hemen en yüksek noktasına 10 tonluk bir depo yerleştirdik.
671218
Oldukça stressiz çalışmamıza rağmen, inşaat işi zor.
Hadi hayırlı olsun.
Ben sıradayım.
Beklemeye aldım.
Dutlubahçe
18-04-2018, 21:57
.
Zemin suyu biraz çekilince çalışmalar başladı.
Bu arada arazinin hemen hemen en yüksek noktasına 10 tonluk bir depo yerleştirdik.
Kolay gelsin.
Depoyu nasıl doldurmayı düşünüyorsunuz?
Kolay gelsin.
Depoyu nasıl doldurmayı düşünüyorsunuz?
Köyün hemen altında yaz kış akan bir çeşme var. Benim üç tarla üstümde. Yaklaşık 170m uzakta. Boşaldıkça hortum çekip dolduracağım. En azından öyle umuyorum.
Dutlubahçe
19-04-2018, 19:57
Köyün hemen altında yaz kış akan bir çeşme var. Benim üç tarla üstümde. Yaklaşık 170m uzakta. Boşaldıkça hortum çekip dolduracağım. En azından öyle umuyorum.
Sizin arazinizin en yüksek noktasını, o civardaki en yüksek yer zannetmiştim. Meğer sizden yukarıda, daha neler varmış.
Ekim ayının başlarında o tarafa gelme ihtimalim var. Göynük panayırını gezmek, bizde bağımlılık yaptı. Mümkün olursa sizi de ziyaret etmek isterim.
Göynük panayırını görmek bana nasip olmadı henüz. Yolunuz düşerse beklerim. Hem çok da memnun olurum.
Arkamıza bakmadığımızda biz de kendimizi zirvede hissediyoruz.
.
Hayalbağ'ın hızına yetişememeye başladım. Bir yandan inşaat, bir yandan mevcut bitkilerin suyu, çapası derken gün nasıl geçiyor anlayamıyorum. Ev işleri, af edersiniz çadır işleri de bir hayli vakit alıyor. Bir kütüğün üstüne koyduğumuz musluklu bidonda bırakın bulaşık yıkamayı, el yıkamak bile meseleydi. Ve hayatımıza biraz lüks katmaya karar verdik.
İşte eserimiz:
671404
Bakmayın söylendiğime, bir iki günlüğüne İstanbul'a gitsem aklım burada kalıyor.
Enginarı severim ama yılda en çok üç, bilemediniz dört defa yeriz. Yine de bir kaç enginar yetiştirmek hevesim vardı.
Komşumuz olan on altı, on yedi yaşlarındaki Mehmet'in Taraklı yolu üzerinde Ekinciler Köyü'nde amcasıgilin yaşadıklarını ve Mehmet'in ara sıra amcasına gittiğini öğrendiğimde; ondan birkaç tane enginar çimi (Dip sürgününe böyle diyorlar.) istedim. Bilir misiniz bilmiyorum; Taraklı'nın enginarı meşhurdur.
Üzerinden birkaç hafta geçti ses seda çıkmadı. Sonra geçtiğimiz pazar günü Mehmet telefon edip yüz adet enginar çimi ayarladığını söyledi. Ben en çok on adet diye düşünürken, yüz tane enginar çimi ile baş başa kaldım. Dörtte birini Mehmet alacakmış, gerisi benimmiş.
671423
Bir kısmını diktim, bir kısmını da suya koydum, biraz beklesinler fırsat oldukça dikerim diye.
671422
Sanırım bundan sonra daha çok enginar tüketeceğiz.
.
Eski bir amatör arıcı olduğumdan hep aklımda arı sahibi olmak vardır. Böyle bir yerde ilk yapacağım işlerden biri arı sahibi olmaktı. Ben de yörede tanıdığım kimse olmadığından arıcılık fuarından nisan teslimi 4 koloni paket arı aldım. Geçen haftaya kadar heyecanla bekledim. Satıcı bu gün yarın derken, "Kamyon arı dolu, Göynük'te bir sen varsın şuraya gelirsen alırsın." demeye başladı. Ben de sinirlenip alışverişi iptal ettim.
Köyden komşum durumu öğrendi. Yakında ki köyden arıcılığı bırakan bir amcayla beni görüştürdü.
Gidip arıları da görmeden iki tane aldım. Aslında dört tane alacaktım ama fiyatta aracılar biraz yanlış bilgi aktardığından ve kovanlar harap vaziyette olduğundan iki tane aldım.
Gece gece arabada arılar dışarı çıkınca arıcı kıyafetlerini giyerek yol almamız, bizi gören bir adamın yüz ifadesi ve arıcılıktaki ilk günü olan oğlumla şişlenerek köye gelmemiz güzel hatıralar olarak zihnimizde kaldı.
İki gün geçmesine rağmen ne satın aldığımı görmemiştim. Bugün arıları kendi kovanlarıma aktarmaya kalkıştığımda şaşırıp kaldım.
İkisi de kat istiyordu. Koştura koştura gidip malzeme getirdim. Satan amca arılarım iyi diyordu, ben de inanmıştım. Ama bu kadar iyisini beklemiyordum.
Bazen işler iyi de gider.
Musa Gündoğan
26-04-2018, 07:42
İyiler her zaman kazanır. İyi düşünelim iyi olsun.
Birkaç gün sonra kovanlarınızdaki ana arıları bulup yüksük yapıp yapmadıklarına bakın. Arılar sıkıştığı zaman hemen oğul vermeye meyilli oluyorlar. Bal isterseniz oğul vermesini önleyip varsa yüksükleri kırmanız gerekiyor. Tabi kat atıp istiyorsa petek vermeniz de gerekiyor. Pazar günü geçtiğimiz yıl ana kovan olan kovandaki ana arıyı bulamadık. Sıkışınca bolca yüksük yapmışlar. Hemen ikişer iyisinden yüksük bırakıp kovanı ikiye bölmek durumunda kaldık. Fiyat iyi ise gündüz vakti görerek beğenirseniz yeniden alırsınız belki. İlk defa bu yıl badem ve kayısılarda bu kadar fazla ürün var. Belki havalar diyeceğim ama arının çiçekleri döllemesinin de etkisi büyük. Bir de bakla zını olmasa idi.
Sayın Muda, bu bakla zınnı kocaman alanda birkaç taneydi. Sanki dün birileri bir çuval dolusu getirip serpmiş gibi çoğaldılar. Elle mücadele ederek durumu kurtarmaya çalışıyorum.
Bu böcek ne kadar süre etkili acaba? Biraz araştırayım.
Çiçek açtığı andan itibaren iki gün. İki gün içinde özellikle armut, elma, alıç olmak üzere çiçek içini bitiriyorlar. İki gün toplayabilirseniz üçüncü gün hiç gelen yok. Yeni çiçeklerin kokusunu köpeklerden daha iyi alıyorlar herhalde. Hava soğuk iken toprağa giriyorlar. Sıcak iken faaliyete. Her ağacın çiçek açışında dikkat edin.
Bugün ben baklalarda ve kır çiçeklerinde gördüm. Baklaları eldivenle temizledim. Sonra tekrar gelen olmadı.
İnşaatla çadır arasında gidip gelirken kır çiçeklerine hırsla basarak pekçok bakla zınnı öldürdüm. Umarım kimse çiçeklere yaptığım muameleye bakıp, hakkımda suizanda bulunmaz.
Bende bir elma birde alıç kaldı çiçek açmayan meyva.
Musa Gündoğan
27-04-2018, 07:49
zınnı zararlısı ile alakalı olarak mavi leğen kullanıyorlar. ve epey bir faydası oluyormuş. mavi nesnelere karşı duyarlılığı varmış. özellikle mavi bir leğenin içerisine fazlaca su ve biraz da sirke karıştırılarak tarlaların orta yerine öylece koymak yeterli böcekler doğrudan leğenin içerisine dalıyorlar.
Hay Allah. Ben de evvelsi gün leğen aldım ama kırmızı.
Bir de farkettim ki bağımızda ne kadar çiçek varsa, bunların ancak 1/10 u benim yetiştirme gayretinde olduğum bitkiler. Yani özel tercihleri olmazsa böceklerin %90 ından kurtulmuşum demektir. En azından şuan özel tercih ettikleri bitki tarımını yaptığım bir bitki değil. Sarı parlak çiçekli bir sakinimiz gözdeleri. :)
zınnı zararlısı ile alakalı olarak mavi leğen kullanıyorlar. ve epey bir faydası oluyormuş. mavi nesnelere karşı duyarlılığı varmış. özellikle mavi bir leğenin içerisine fazlaca su ve biraz da sirke karıştırılarak tarlaların orta yerine öylece koymak yeterli böcekler doğrudan leğenin içerisine dalıyorlar.
Mavi leğen işe yaradı. İki günde 103 adet.:D
672483
.
Yazmayı unutmuşum. Mavi leğenin içinde sadece su var. Sirke bulamamıştım. Bir ara iki leğenle, sirkeli ve sirkesiz denemek lazım.
Musa Gündoğan
02-05-2018, 16:51
Yazmayı unutmuşum. Mavi leğenin içinde sadece su var. Sirke bulamamıştım. Bir ara iki leğenle, sirkeli ve sirkesiz denemek lazım.
uygulamanın başarılı olmasına sevindim. sirke sanırım olayın hızlandırılması için kullanılıyor. mavi renk zararlı için duyarlı bir dalga boyuna sahip, sirke de bitkilerin çiçek kokularını karşılıyor ve bu şekilde epey bir mücadele edilebiliyor.
umarım en kısa zamanda zararlılardan kurtulursunuz. bir de mavi leğeni koyulaştırarark dener misiniz? sonucun daha fazla olabileceği kanaatindeyim.
Biz köylüler hemen her şeyi satın alabilmek imkanına sahip değiliz. Bulabildiğimizle yetinmek durumunda kalabiliyoruz.
.
Sanıyorum 32 kök enginar dikmiştim. Bugün tutanları (galiba) saydım, 22 tanelerdi.
Diğerlerinde yapraklarda hafif büyümeler var ama bu işe tersten başlamış.
672567
.
Yaklaşık 20 gündür yağmayan yağmur 15-20 dakika önce başladı ve hemen doluya döndü. Daha doğrusu dolu yağmur beraber yağıyor. Oranları kah yağmur, kah dolu ağırlıklı değişip duruyor.
Çadırımın içinde kahvemi yudumlayarak yağışı seyrediyorum. Manzara çok güzel karşıdaki dumanlı dağlar tam seyirlik. Bir yanda manzara, diğer tarafta zihnimde, meyvalar, ektiğim sebzeler var.
Karda bile belle sebze ekeceğim yerleri hazırlamıştım. Baklaları 3-5 güne toplamaya başlarım diyordum, bezelyeler çiçek açmahazırlığında diye tahmin ediyordum çilekler çiçekteydi. Vs. Vs.
Haa benim araba da dışarıda bekliyor.
Aslında çok yoğun bir dolu değildi. Ama dolu yağışıyla ilgili hiç tecrübem olmayınca biraz içim buruk.
Tek sevindiğim. Ağaçlar.net ten gelen fideleri bir naylonla koruma altına almış olmam.
Birazdan hasar tespit turu yaparım. Gerçi bu acemilikle hasarı da algılayamayabilirim ama neyse.
Hadi hayırlısı.
Eveet. Dolu yaklaşık nohut büyüklüğünde olmasına rağmen seyrek seyrek düşmesi hasarı çok azaltmış.
5-6 kök bakla yatmış, bazı baklaların yaprakları parçalanmış.
Bezelyelerde de birkaçı hariç durum iyi.
Turplar çamurdan görünmez olmuş. Birkaçı hasarlı ama çok da kötü değil.
Yeni çıkmaya başlayan marulların yarısı parçalanmış.
Ayva ve eriklerin meyvalarının yarısı dökülmüş. Zaten kalanları bile değerlendiremeyeceğim muhtemelen. Dert etmiyorum.
Bombay fasulyeleri 3-4 cm kadar çıkmıştı. Sanırım esneyemediklerinden yaprakları kırılmış. Kimi toplar kimi toplayamaz.
Cevizlerde hiç sıkıntı görünmüyor.
Tabii bu tecrübesiz birinin hasar tespiti.
Sonuç olarak kaybolan eşeğimi biraz zayıflamış da olsa bulmuş biri olarak keyfim yerine geldi.
Ama bu işlerden ekmek yiyen insanları bir nebze anladım. Tüm yumurtaları aynı sepete koyan(veya birkaç sepet) günümüz çiftçisinin işi zor.
Geçmiş olsun. Umarım bitkileriniz toparlanır.
Teşekkürler Buzadam.
En çok baklalar zarar gördü sanırım. Ben de baklayı çok severim. Her gün iki üç kere büyümüşler mi diye bakıyordum.
Yine de birkaç kere tadabileceğimi ve seneye tohum paylaşabileceğimi umuyorum.
.
672817
Kırmızı turpları ekerken bir çukura iki tohum düşmüş.
Seyreltelim derken tadına bakmak nasip oldu. İkiye böldük, tuzladık ve oğlumla beraber yedik.
50 yıldır yediğim en güzel turptu.
.
4 Mayısta yağan doluyu ucuz atlatmıştık. Fakat iki gün sonra tekrar doluya tutulduk ve bu sefer daha şiddetli ve iri yağdı. Fındığa yakın iriliğiyle 10-15 dakika devam etti.
Bu sefer zarar daha çok oldu:
673432
673433
673434
673435
673436
İkinci kere dolu başladığında, ben yine koşarak çadırın yanındaki fidelerimi korumak için üzerlerine naylon gerdim. Fideleri güvene almanın mutluluğuyla çadıra girip, açık kapıdan doluyu seyre daldım.
Dolu bittiğinde fideleri kontrole gittim. Ne göreyim? Yağan dolu taneleri naylonun üzerinde birikerek ağırlık yapmış ve naylon, fideciklerimin üzerine dolu tanelerinin tüm ağırlığıyla çökmüş. Hemen nazikçe kaldırdım. Birkaç domates fidesi kırılmıştı. Ama her çeşitinden 8-10 tane sağlam kalmıştı. Bunu teselli sebebi saydım.
Dolu afetini bu şekilde atlattık fakat 4 Mayısta başlayan yağmur neredeyse hiç durmamacasına bu güne kadar yağdı. Sanırım yarın ve sonraki gün de yağacak.
Bu yağmur, mutlu, mesut süregiden çadır hayatımızı kabusa çevirdi. Her ne kadar burayı evimiz gibi benimsesek de, nihayetinde burası bir yonca tarlası.
Yağıştan dolayı arazi bir bataklığa dönüştüğü için aracımız çadırın bulunduğu tepeye çıkamaz oldu.
Bu, hem kendimizi, hem de ihtiyacımız olan malzemeleri aşağı yukarı devamlı taşımak manasına geliyor. Bırakın arabaya kadar gitmeyi, en küçük bir iş için bile 10 metre yürüseniz, ayaklarda 2 kg çamur birikiyor. Otlar elbiselerimizi ıslatıyor. Eğimli arazide defalarca ayağımız kaydı. Oğlum başaramadı ama ben düştüm. Allahtan ufak tefek ağrı sızı ile atlattım. Elbise stoklarımız ıslanma ve çamurlanma sebebiyle tükendi. Nem öyle arttı ki ıslanan bir daha kurumaz oldu.
Odunlar da ıslandığından yakacak bulmakta zorlandık. Islak odunlar sobanın üzerini doldurdu, soba görünmez oldu.
Bağımızın ortasında bir dere oluştu. Şırıltısı bize şirin gelse de tüm sebzelerimizin su içinde kalması beni endişelendiriyor.
Özellikle Sayın Portorikolu'dan gelen sırık barbunya ve Sayın Heyyamola'dan gelen şenberber fasulye günlerdir yağan yağmurun altında. Muhtemelen bozulmuşlardır.
İşte son durum:
673441
673442
673443
673444
Enginarlar, bezelyeler, patlıcanlar. vs. vs. hepsi suyun içinde. :(
Geçmiş olsun sayın Asoo
Çamurda dolaşmanın ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum keşke yağmur süresince orayı kendi haline bıraksaydınız. Yapabilecek fazla birşey yok çünkü :(
Fidelerin birkaç gün su içinde kalmasından bozulacağını düşünmüyorum inşallah öyle olur, severek gözünüz gibi baktığınız fideleriniz emeklerinizin karşılığını verir.
Teşekkürler Sayın Blick.
Oğlum Göynük'te okuduğundan ayrılamadım. Cuma günü hemen İstanbul'a döndük. Pazartesi günü biz dönene kadar sular biraz çekilmiş olur umarım.
Geçen haftaki yoğun yağmurlarda dışarıda kırmızı bir leğen unutmuştum. Yağmur suyuyla dolmuştu. Bir gün sonra da hemen hepsi aynı türden böceklerle doldu leğenimiz.
Bir kaç gün önce de bu gelincik dikkatimi çekti.
674020
Çiçekteki böcekler kırmızı leğendekilerle aynı.
674021
Acaba bu böcek zararlı mı, faydalı mı?
Bakla zınıya benzer bir böcek. Aynı şekilde hareket ediyorlar. Çiçeklerin içinde oluyorlar. Onlar gibi kabuğu kalın değil. Ancak benzer olduklarını düşünüyorum. Suya da düştüklerine göre. Bende henüz gelmediler. Daha önceki yıllarda çok görmüştüm.
Musa Gündoğan
17-05-2018, 11:44
bir leğen nelere kadir olmaya başladı.
Pazartesi pazar kuruluyor. Leğene biraz daha yatırım yapayım bari.
Pazartesi pazar kuruluyor. Leğene biraz daha yatırım yapayım bari.
Mavi renk leğenide kullanabilirsiniz!
Mavi renk leğenide kullanabilirsiniz!
Burada böcek nüfusu gün geçtikçe artıyor. Rengarenk leğenlerle süsleyeceğim etrafı.:D
Hayalbağ ve çevresinde tabiat her geçen gün canlanıyor. Çadır hayatı uzadıkça bu canlılığa alıştık.
Çeşit çeşit böcekler artık bizi pek korkutmuyor. Tarla farelerinin yatağımızın altına yuva yapmaları biraz rahatsız etse de, onlarla mücadeleyi bir sonraki güne ertelediğimiz oluyor.
Ama yinede timsahlığa özenmiş yeşil kertenkeleyle veya arılarla çadırı paylaşmak artık biraz sıkmaya başladı.
674581
674582
Hele farelerimizin arada sırada rast geldiğimiz yılanları çadıra çekmesinden endişe etmeye başladım.
Allahtan binanın betonarme kısmı bitti. Prefabrik kısım da 26 Mayısta başlayacak en çok beş gün sürer diyorlar.
674583
Tabiatla baş başa yaşamak istiyorum ama evde sadece ailem olsun.
Sn. Asoo;
Yılanların gelmesini istemiyorsanız kükürt kullanabilirsiniz. Toz **** sulu hangisi olursa. İkisinin de ayrı artıları var. Sulu olanın kullanım kolaylığı var. Kükürt kullandığınız zaman sakın elinizi gözünüze iyice yıkasanız da sürmeyin. Sürerseniz oldukça problem yaşarsınız. Yılanlar da sanırım bu yüzden kükürtlü yere gelmiyorlar.
Sayın Muda. Çadırın kapısına ve zayıf nokta olan dört köşesine toz kükürt döktüm. Ama köstebek ve fareler çadırla dış ortam arasına durmadan yeni tünellerle bağlantı kuruyorlar. Bunlar da huylandiriyor insanı.
Bu tür endişelerin en iyi ilacı bedenen çokça çalışmak. İyice yorulayım, çadirda ne varsa var. Tulumun içinde sadece ben olayim yeter.
İki gün önce bağda dolaşırken bir kara tavuk yanımdan uçup elma ağacının arkasındaki çalıların arasına girdi. Ben de merakla o tarafa yönelip kuşu aramaya başladım. Kuşu göremedim ama orada kendiliğinden bitmiş bakla bitkileri gördüm.
669518
Otların arasında, farkı noktalarda 7-8 tane gördüm. Şimdi meyve tutup tutmayacaklarını merakla bekliyorum.
Geçen sene de ayva ağaçlarının dibinde kendiliğinden bitmiş bir bezelye bulmuştum ve tüm bakım noksanlığına rağmen çok sağlıklı ve dolu dolu taneliydi.
Etraftaki tarlaların en az 15 senedir bostan olarak kullanılmadığını biliyorum. Eğer bu bezelye ve bakla bitkileri otların arasında bunca yıl hayatta kalabilmişlerse, bu uyum beni bu bitkilerin tarımını yapmaktan, toplayıcılığını yapmaya inkılab ettirebilir.
Gözlemeye devam edelim bakalım.
1 Nisan tarihinde böyle demişim.
İki gün önce bu mesaj aklıma geldi. Gittim baktım. Meyvaya durmuşlar:
674863
Yalnız bizim bakla bezelye vermiş. Geçen sene ayvaların dibinde bulduğum bezelye meyvaları da, bu bakla görünümlü yabani baklagile aitmiş.
Yerini bildiğim halde bulması da baya zor olmuştu. Toplamak hayli zor olacaktır. kaldı ki, yenilebilirliği de bence meçhul.
Yani bu bitkiyi kendi haline bırakıyor, Hayalbağ'ın zengin bitki topluluğunda bir unsur olmanın ötesine geçiremiyorum.
675768
Prefabrike kısmın montajı da geçen hafta tamamlandı.
Zemin, kalorifer, mutfak dolapları yapılacaklar hanesinde duruyor.
Bir de SEDAŞ'ın lütfedip elektrik direklerini dikmesi.
Hiç bir şey tam istediğim gibi olmadı. Ama hiç takmıyorum kafama.
İnşaat işlerinde tüketeceğim enerjiyi, hayatın daha manalı kısımlarına kanalize etmeye niyetlenmiştim. Öyle de yapıyorum. :)
Benim Hayalbağ maceramın hedeflerinden biri de, yiyeceklerimizin tamamına yakınını üretmekti.
Soğan çok tükettiğimiz bir sebze. geçen sene deneme üretimi fena olmamıştı. 4,5 kg kuru soğan elde etmiştim.
Bu sene yıllık ihtiyacım çıksın diye 5 kilo arpacık ektim. Aralarında 1 kg civarı da sarmısak yetiştirmeye çalışıyorum. Sarmısak her halükarda yeterli gelir ama 5 kg arpacıktan ne kadar kuru soğan elde edebilirim bilemiyorum.
Şubat ortalarında dikim yapmıştım:
676151
Şu an 40-50 cm boya ulaştılar. Baş yapmaya başladılar.
676152
Umudum bu sene pazardan soğan almayacak kadar ürün almak. Ama eşe dosta ikram edecek kadar fazlalığa da itirazım olmaz.
Bu arada geçen seneki soğanlardan elde ettiğim tohumlardan arpacık üretimine de başladım. Ama telefonumun şarjı sık sık bittiğinden bir türlü fotoğraflayamadım. Arpacığı bu sene deniyorum. Eğer başarılı olursam soğan hususunda pazarla ilişiğim tamamen kesilecek. Tabii ki birkaç iyi soğan cinsinin tohumlarını bulup, o konuyu da kafamdan silmem gerek.
Yoğun tüketimi olan bir başka gıda maddesi de patates.
Zaten Bolu'da yaşayıp da patates yetiştirmemek olmaz. Havasından mı, suyundan mı, toprağından, tohumluğundan mı bilmem; Bolu'nun patatesi gerçekten lezzetli oluyor. Bir köylümüzden aldığım patatesler, İstanbul'daki eş dost tarafından çok beğeniliyor. Ama bu patateslerin tohumlukları hakkında bir bilgim yok. Muhtemelen ticari tohumluklar kullanıyorlardır.
Köydeki komşularımdan biri, nesilden nesile ektikleri bir patatesleri olduğunu söyledi. Tohumluk da veririm dedi. Öylece kaldı.
Bizim köyde birileri ile iletişime geçmek hayli zor. Zaten üretim yapan üç dört hane var. Bu insanlar her daim ya bostanlarında, ya hayvan gütmedeler ya da muhtelif sebeplerle ilçeye gitmiş oluyorlar. Köy konağı, köy kahvesi yok. Tek sosyalleşilen yer cami. Camiye gelen ihtiyarlarla iletişim de biraz zor. Biri hiç duymuyor. Biri hanım bilir diyor. Biri benim her şeyi daha iyi bildiğimi söylüyor. Oldukça mütevazı ve çekingen insanlar. Kolay kolay fikir beyan etmiyorlar.
Bir tespitim de köyde hanımların gizli bir hakimiyeti olduğu yönünde. Bilgi birikiminin çoğu onlarda. Sanki burada şehirdeki hemcinslerinden daha güçlüler, ama bu güçlerini fazlaca sergilemiyorlar. Hanımlar yavaş yavaş beni kabullenmeye başladılar ama yanımda eşim olmadan pek sokulamıyorum. Velhasıl köyden patates konusunda bir fayda yok şimdilik.
Birkaç yıl önce çuvalda patates denemiş yarım kilo kadar patates elde etmiştim. Bu sefer işi büyütmeliyim ki, pazardaki patateslerden kurtulayım.
Bu iş için bu sene üç farkı cins patates deniyorum:
Birincisi Göynük pazarından aldığım Afyon patatesi diye satılan tohumluk. Üç ayrı yere yaklaşık 100 ocak dikim yaptım.
Diğeri köyde üretilen, fakat tohumunun ticari mi yoksa geleneksel mi olduğunu bilmediğim bir tür. Bolu patatesi deyip geçiyor, pazarcılık da yapan bu köylümüz. Farklı bölgelere 100 ocak da bundan diktim.
Bu iki cinsin genel durumu böyle:
676166
Üçüncüsü ise Erzurumlu bir dostumun bana getirdiği patatesler. Nesillerdir ektiğimiz patates diye dört adet getirmişti.
676167
Çok lezzetli olur diyor.
Köstebek riskine karşı patatesleri parça parça on dönüm araziye yaymıştım. Bu patateslere kıyamadığım için onları çuvala diktim.
676168
Şimdi bu 200 kök patatesten ne kadar ürün alabileceğimi merakla beklemekteyim.
Ekerken besmele çektik, "Kurda, kuşa, aşa!" dedik. İnşallah duamız fazlasıyla kabul olur, eşe dosta da tadımlık bir şeyler çıkar.
Bu arada bir patatesten ne kadar ürün alabileceğimle ilgili hiç bir fikrim yok.:(
Bu yıl ilk kez bezelye ektim. Hem de büyük bir hevesle. Aslında bezelyeye bir düşkünlüğüm yoktur. Olursa yerim, olmazsa aramam.
Bu hevesin birinci sebebi kış sebzesi olması olabilir. Bakla, bezelye, soğan, sarmısak denediğim kış sebzeleri. Genelde pek zahmetsizler. Biraz erken ekerseniz otlar azgınlaşmadan, börtü böcek üremeden, sulamayla uğraşmadan kaşla göz arasında büyüyüveriyorlar.
Bir diğer sebep bezelye ile birçok yemek yapılabiliyor. Birçok yemeği zenginleştirebiliyorsunuz. Donmuş veya konserve olarak hazırda bekletmesi pratik.
Yani pazara bağımlılığı azaltmak isteyen biri için ideal bir sebze.
Elimde üç çeşit bezelye var. Çeşit sayısının artması izolasyon açısından problemli oluyor. Su, toprak güneş ihtiyaçları birbirinin aynı olan sebzeleri birbirinden uzak noktalara ekmek oldukça zorlayıcı oluyor.
Bunlardan bir veya ikisine şans tanıyıp, diğerini eleyeceğim.
676260
Ticari bezelye dediğim diğerlerinden bir hafta kadar önce verime durdu, fakat diğerlerinden daha çok meyva üretmiyor gibi. Fotoğraftakinin tane sayısı az denk geldi, diğer meyvalarda tane sayısı bir-iki fazla oluyor. Taneleri diğerlerinden daha iri.
Sayın Zekoş'tan gelen bezelyenin içini ayıklaması biraz zahmetli gibi fakat çiğ çiğ yemesi bile çok hoş. Denemek nasip olmadı fakat biraz erken davranılsa yaprak bezelye olarak da tüketilebilir gibi duruyor. Bir iki pişirimlik olsa da mutfakta azalacak olan yemek çeşitliliğine fayda sağlayacaktır. Deneyeceğim. Bir de diğer bezelyelerin beyaz çiçekleri ne göre albenili, renkli çiçekleri göz zevkimi okşuyor. (Kırlardaki yüzlerce çeşit çiçek, güzele olan açlığımı doyurmadı, bezelye çiçeğine bile ihtiyaç duyuyorum.:()
Zengarden'dan aldığım bezelye oldukça verimli. Hem meyva sayısı hem tane sayısı hem dolgunluğu iyi.
Elimde Ticari tohum dediğimden 700-800 gr kadar var. Seneye yine üç bezelyeyi de ekeceğim. Ticari olanın hepsini ekip akraba-i taallukatı bezelyeden bıktırayım diyorum.:D
Diğerlerini de tohumluk üretmek için azar azar ekerim. Bir sene sonra ya sadece Sn. Zekoş'un bezelyesiyle devam ederim, ya de Sn. Zekoş ve Zengarden'dan gelenle.
İki gün önce bağda dolaşırken bir kara tavuk yanımdan uçup elma ağacının arkasındaki çalıların arasına girdi. Ben de merakla o tarafa yönelip kuşu aramaya başladım. Kuşu göremedim ama orada kendiliğinden bitmiş bakla bitkileri gördüm.
669518
Otların arasında, farkı noktalarda 7-8 tane gördüm. Şimdi meyve tutup tutmayacaklarını merakla bekliyorum.
Geçen sene de ayva ağaçlarının dibinde kendiliğinden bitmiş bir bezelye bulmuştum ve tüm bakım noksanlığına rağmen çok sağlıklı ve dolu dolu taneliydi.
Etraftaki tarlaların en az 15 senedir bostan olarak kullanılmadığını biliyorum. Eğer bu bezelye ve bakla bitkileri otların arasında bunca yıl hayatta kalabilmişlerse, bu uyum beni bu bitkilerin tarımını yapmaktan, toplayıcılığını yapmaya inkılab ettirebilir.
Gözlemeye devam edelim bakalım.
1 Nisan tarihinde böyle demişim.
İki gün önce bu mesaj aklıma geldi. Gittim baktım. Meyvaya durmuşlar:
674863
Yalnız bizim bakla bezelye vermiş. Geçen sene ayvaların dibinde bulduğum bezelye meyvaları da, bu bakla görünümlü yabani baklagile aitmiş.
Yerini bildiğim halde bulması da baya zor olmuştu. Toplamak hayli zor olacaktır. kaldı ki, yenilebilirliği de bence meçhul.
Yani bu bitkiyi kendi haline bırakıyor, Hayalbağ'ın zengin bitki topluluğunda bir unsur olmanın ötesine geçiremiyorum.
Yabani bakla bezelyesi. Bu tarif bitkiyi güzel anlatıyor. Meyvalarını fotoğraflayarak, kurumaya başlayan bitkiyi gündemden çıkarayım.
676882
Sağdaki tane benim üretimim. Soldaki ise tabiattan gelen meyva ve taneleri.
Bencileyin acemi bahçıvanları bile memnun edecek birkaç bitkiden biri de nohut.
Hemen hiç zahmeti yok.
Sokuşturuver, arada gelip giderken otunu yol, hasat et.
Taneleri kontrol ederken atıştırıvermesi de ayrı bir keyif.
Bu sene beş ayrı noktaya iki çeşit nohut ektim. Farklı noktalarda nasıl yetiştiğini gözlemlemek istedim. Gölge, güneş durumuna göre önlü arkalı olgunlaşmaya başladılar. Bu nohut hasatının uzamasına sebep olsa da, ben memnunum. Ticari olmadığından, parça parça hasat yorulmadan iş yapmayı sağlıyor.
Seneye hoşuma giden çeşidi seçip, tek çeşidi yine farklı noktalara dikmeyi düşünüyorum.
15-20 gün içinde hasada başlarım. Beklentim 10-15 kg nohut.
Ya nasip!
680047
680054
Bunlar da sekiz sıralı yerli mısırlarım. Mısırları İstanbul Çavuşbaşı'nda ikamet eden ve bu sene kaybetiğimiz ağabeyimin eşi verdi. Rahmetli bana vermeye niyetlenmiş, ama nasip olmamış.
Ağabeyim çoğunluğu karadeniz kökenli komşularının sadece bu mısırı tükettiklerini, diğer türedi mısırları hor gördüklerini söylerdi. Biz de lezzetine bayılırdık.
Bu mısırlar bize hatıra oldu. :(
Sizin de dikkatinizi çeker belki. Yakındaki mısırların boyu daha uzun. Diğerleri 2 m civarıyken, yakındakiler 3 metrenin üzerinde. Aslında bahçedeki hemen her şeyin batıda kalanları daha iyi gelişiyor. Çünkü deneme amaçlı yaptığım ısırgan otu gübresini, ektiğim, diktiğim her şeyin batıda kalanlarına uygulamıştım.
İki yüz kökü geçkin patates ekmiş ve yıllık ihtiyacımı karşılamayı ummuştum. Patateslerim söküme geldi. Büyük bir heyecanla işe koyuldum.
İlkinden 5-6 tane mandalina ebatlarında patatescik ve bir köstebek tüneli çıktı. Tünel bir önceki patates ocağından gelip bir sonraki ocağa devam ediyordu.
Köstebekleri şaşırtmak için bu iki yüz patatesi farklı yerlere ektiğim için başka bir öbeğe yöneldim. Sonuç aynıydı. Bir başka öbek, bir başka öbek derken, nereyi kazsam sonuç aynıydı.
Küçük müçük demeyip ara ara yemeklik patates sökerken köstebek tünelsiz birkaç ocağa da rastladım. Bu ocaklar daha da moral bozucuydu. Çünkü 3-4 tane iri patates çıkıyordu. Sanırım yağmalanmamış olanlardan 800-1000 gr patates çıkarken, yağmalananlardan 150-200 gr ancak patates çıkıyordu.
Bu değerleri ortalama sayıp bir hesap yaptığımda ise 145 kg civarında patates köstebeklere, 35 kg da bize düşüyor. Üstelik bu çok lezzetli patateslerin ufak tefekleri bize kaldığı için bu patatesleri soymak doğramak da oldukça zahmetli olacak.
Aklıma köyün "kocamanlarından" Şâkir Ağabey ile konuştuklarım geliyor.
-Köye dadanan tilki her sabah bizim evin önünden geçiyor. Fotoğraf makinamı alıp hayatta oturacağım, onu fotuğraflayacağım.
Dediğimde.
Bir başka köylü
-Tüfeği al da bekle.
Demiş. Ben de:
-Kıyamam herhalde.
Demiştim. Şakir Ağabey yorgun, cılız ve hırıltılı sesiyle.
- Adnan Bey. Şimdi öyle diyorsun. Haklısın da. Ama birkaç tavuğunu yediğinde, tilki sana düşman gibi görünür.
Demişti.
Bu adaletsiz patates paylaşımı sonrası köstebeklere karşı hissiyatım oldukça değişti.
Sayın Asoo, köstebek için çözüm çok kolay.
Sayfamda (30) paylaştım.
Sayın Asoo, köstebek için çözüm çok kolay.
Sayfamda (30) paylaştım.
Sayın Kozanlı teşekkürler. Bu şişe işini pet şişelerle yaptım. Birkaç ay civarda yeni tümsekler oluşmadı, ama sonra ya alışıyorlar, ya da o tünel kolunu kapatıp yeni tüneller açıyorlar. Etki kalmıyor.
Bir de benim arazimin kuzey, doğu ve vatı yönleri kayalıklara dayanıyor, güney de ise yolun şevi doğal bir engel oluşturuyor. Köstebekler adeta kuşatılmış gibi. Farklı bir araziye kaçma şansları yok gibi.
Bir garip kadındı Çakır Hatçe.
Eminim sessizce gelmiştir dünyaya. Kimselere rahatsızlık vermeden büyümüştür usul usul.
Mevsimler gibiydi mübarek, hani hiç hissetmeden gelip geçen mevsimler gibi… Hani hiç etkisi yokmuş gibi birbirini takip eden mevsimler. Hani tüm ihtişamlı medeniyetimize rağmen râm olduğumuz mevsimler.
Eski radyolar gibiydi… Uzun uzun susardı anacığım. Uygun frekansı bulamayan nafile beklerdi, frekansı yakalayan, şenlenir, dinlenir, öğrenirdi.
Cevher gibiydi! Cevher! Erbabı bilirdi kıymetini de, bilmeyen bir yığın görürdü O’nda.
Toprak gibiydi. Münbit bir toprak. Lale, sümbül, yetişen; soğan, patates yetişen; çınar, sedir yetişen; yonca, kekik yetişen. Nice nebâtın nasıl olup da aynı topraktan beslendiğine şaşırırız ya, işte gören gözleri öyle şaşırtan bir toprak.
Bu kadın benim kayınvalidemdi. Kelimenin aslı kâim-i vâlide, yani anne yerine geçen. Gerçekten de annem gibiydi.
Aslında pek beceriksiz bir hanımdı. Yirmi senede bir kez kalbimi kıramadı. Kaynanalık yapamadı. Bir tatsızlık olsun çıkartamadı. Şikayetlenmeyi ise hiç beceremezdi. Dedikodu mu? Neredeee!
Bir kır çiçeği kadar güzelmiş. Öyle diyorlar. Ben görmedim o zamanlarını. Ben bir kır çiçeği kadar anlaşılamamış olduğunu söyleyebiliyorum. Bir kır çiçeği kadar dayanıklı; bir kır çiçeği kadar neslini devam ettirmeye muktedir. Bir kır çiçeği kadar faydalı ve vazgeçilmez. Tabiattan alıp çıkartınca bir çiçeği, nasıl bozuluyorsa denge, gidince her şey bozuluverecek sanıyorum. Hep olduğu gibi yine aldanıyorum.
Ben onun toprağından koparılmış, gurbete sürüklenmiş bir köylü kadını olduğunu tasavvur ederdim hep. Hep bir kültürün müşahhas haliymiş de İstanbul’da, gurbette dondurulup saklanmışmış gibi gelirdi. Hayalim onu da Hayalbağ’a götürmek ve buzlarını eritmek, yeniden sıla kokusu almasını sağlamaktı. Evin önüne oturtacak, konuşturacaktım. Düğününü, bindiği atı, gelinlik elbisesi olan üç eteğini, pabuçlarını nasıl anlattıysa, öyle anlatacaktı tarhana yapmayı, eleçir yapmayı, göbü yapmayı, yıldızları, rüzgârları, suyu, ateşi.
Anlaşmış gibiydik. “Ben yapamam oğlum, benden geçti.” dedikçe, “Sen benim danışmanımsın.” derdim de sesi çıkmaz, yumuk yumuk gülerdi.
Esprili kadındı vesselam. Genelde ifşa etmese de, akıllı ve hazır cevap bir kadındı. Ölüme yaklaşırken, tüm aileyi güldürecek sözler söyleyecek kadar hayatı her yönüyle sindirmişti içine. Bir insana ölüm bu kadar mı yakışır? Evet.
Nasip olmadı sıla kokusu aldırmak. Götürüp, sılaya, yaşlı sakız ağacının dibine, çın çın öten çıngırakları dinleyebileceği yere, koparıldığı köye gömmek nasip oldu bize. Göynük’lü oldum artık. Gömmek, defnetmek demez bir Göynük’lü. “Saklamak” der. “Saklayıvedik.” diyeyim ben de.
***
Bu yazıyı neden yazdım?
Bilemiyorum. İçimdekiler bilinsin istedim herhalde.
Bu kadar çok şey bırakmış bir hanım, ölümüne yakın köyünün pazılarını da bana bırakmak istemişti. Hayalbağ’a birkaç köksüz pazı göndermişti. Bunlardan biri hayata tutunup tohum verince rahmetliyi düşündüm, düşündüklerimi de yazdım.
Nur içinde yat Hatice Hanım.
680510
Hayalbağ'da hayat tüm hızıyla devam ediyor. Fakat internet hızımız bu tempomuzla uyumlu değil. Hatta telefonlarımız bir çekiyor bir çekmiyor. Haliyle sayfamız da bu durumdan etkileniyor.
Biraz (yaklaşık 20 gün) gecikmeli de olsa mısırlarımızdan bahsedeyim.
İki tür mısır ektim. Biri Karadenizlilerin severek tütettikleri sekiz sıra yerli mısır. Bu mısır türünü severek tüketiyorduk. Diğeri ise Göynük'te nesli tükenmeye yüz tutmuş kırk günlük mısır. Köyde herkes kırk günlük mısırı methedip duruyordu fakat tohumuna sahip olan yoktu.
Köylümüz olan ama taşınıp aşağıda bir köyde oturan Muzaffer ağabey ki, bu güne kadar ne derdimiz olsa koşturdu. Geçen ramazan da bizi iftara davet etmişti. Doksanlı yaşlarındaki annesi ile sohbet ederken konu yöresel ürünlere geldi. "Kırk gün oldu, kırk günlük mısırı bulamadım." diye takıldım. Hemen koştura koştura gitti teyzecik. Elinde 7-8 koçan mısırla geldi. Gözleri küçük bir kız çocuğununki gibi parlıyordu.
Hayalbağ'a dönünce hemen mısırları ektim. Kırk günde mi oldu bilmiyorum ama sekiz sıralardan bir buçuk ay sonra ekmeme rağmen eş zamanlı olgunlaştılar.
Sıra tatmaya gelmişti. Topladık getirdik.
681331
Kimimiz boğaz derdindeyken;
681332
Kimimiz de hayatımıza bir tebessüm katma derdindeydi.
681333
Sonuç: Kırk günlük mısırlar sekiz sıra karadeniz mısırlarına açık ara fark attı. Lezzeti çok çok güzeldi. Bitkilerin boyları ufak tefek olmasına rağmen güzel tane tutmuştu ve kısa zamanda olgunlaşıvermişlerdi. Bizim de bu mısırları tohum paylaşım etkinliğine taşımak vazifemiz oldu.
Allah mutlu mesut yaşamayı nasip etsin
Allah mutlu mesut yaşamayı nasip etsin
Teşekkürler Balmuk.
Sanırım bu tür duaların karşılığı öteki dünyaya kalmıyor.
Yıllardır süren kedi hasretimize son verme vakti gelmişti. Ama köyde kedi görmüyorduk ki. Ta ki Elveda Teyze ile Şakir Amcayı ziyarete gidene kadar.
Bu kibar komşularımızın bahçesine girince, boy boy, renk renk kedilerle karşılaştık.
Biraz gelişmiş olan bu sene yavrularından iki tane beğendik. Ama yakalamak ne mümkün. Keratalar yakalanmayınca Şakir Amca "Ben yakalar getiriveririm." dedi.
Dedi de, aradan günler geçti gelen yok. Her gün camide Şakir Amca'dan kedi raporu aldık, ama kedileri alamadık. Seksenini devirmiş iki ihtiyarın kedi yakalaması oldukça zordu. Köy kalabalık olmadığından yabanileşen kediler de, bizi görünce çil yavrusu gibi dağılıyorlardı.
Artık ümidi kestiğimiz bir gün, Elveda Teyze bir çuvalla kapımıza dayandı. Hemen evde hazırladığımız köşeye çuvalı götürdük. Fakat çuvaldan bir kedi çıktı. İlk taksitmiş. Üç gün sonra da diğeri geldi.
Bir hafta kadar evde köşe bucak saklanan kedicikler sonra yavaş yavaş eve alıştılar. Hepimizin gönlünde taht kurdular.
En garibi de "Kediye dokunamam, evde kedi istemem." türünde onlarca cümle kuran eşimdeki değişimdi. İstisnasız tüm yaramazlıklarını hoşgörüyle karşılaması, kendinden geçerek sevmesi, beni ve çocukları şaşkına çevirdi.
Alışmaları için on günlük ev hapsinden sonra şimdilerde bahçeye de çıkarıyoruz. Onları çok seviyoruz. Şuna bir bakın:
681433
Karakedi.
681434
Ve Kroki.
Musa Gündoğan
04-10-2018, 11:26
hem ürünleriniz hem kedileriniz çok güzeller. mısırları kuşlardan nasıl koruyorsunuz bunun tarifini verebilir misiniz? her sene ektiğimiz 5-10 mısırdan sadece diplerini yiyebiliyoruz. korkuluk filan hiç fayda etmiyor.
bu arada sizlere bir resim paylaşmak istedim. bahçemizde atalık tohumlarımızdan gelen 2 tür mısır vardı. kardeşimde o mısırlar olgunlaşıncaya kadar pazardan mısır alıp gelmiş közleriz diye. nitekim yiyemedik ve ben ipe bağlayıp ağaca astım kurusun diye. aradan 2 ay kadar zaman geçti bir tane kimse dokunmadı kuşlar bile gelmedi. ncak bizim mısırlardan olgunlaşanları kurusun diye astım ertesi günkü durumu aşağıda. şöyle yorumladım kurdun kuşun yemediğini biz nasıl yiyoruz?
mısırlarınıza bu sene talibim inşallah.
en üst ikisi bir gün önce hayli sert olup tam kurusun diye dikilen mısırımız.
altındaki benekli fotoğrafı çektiğim gün asılan daha dokunulmamış mısır.
en alttaki iki aydır duran mısırlar.
681436
mısırları kuşlardan nasıl koruyorsunuz bunun tarifini verebilir misiniz? her sene ektiğimiz 5-10 mısırdan sadece diplerini yiyebiliyoruz. korkuluk filan hiç fayda etmiyor.
Musa Gündoğan Bey.
Hiç bir önlemim yok. Sizin yerinizi bilmiyorum ama burada doğal bir ortamda olduğumuzdan etrafta bol miktarda meyva ve tohum var.
Burada kuş nüfusu daha düşük olabilir. Etrafta çok sayıda yırtıcı kuş görüyorum. Yırtıcılar kuşların nüfusunu kontrol altına almış olabilir. En azından kuşlar rahat rahat dolaşamıyor. Yırtıcı kuşlar uçarken ortalıkta hiç kuş kalmıyor.
Bizim bahçe büyük olduğundan çok ekiyorum bize de kalıyor. Elli civarı mısır ekmiştim. Kimi meyva tutmadı, 7-8 tanesini kuşlar yedi. Kalan da bize yetti.
Mesela iki ocak fındık var. Tazeyken yediğimizle kalıyoruz. Fındığın olgunlaşmış halinin tadını bile bilmiyoruz. Niyetim ocak sayısını arttırıp sincapları doyurmak. Artanları yiyeceğiz artık. :)
İpteki mısırlar tam ibretlik. Kendi gıdamı üretmek için aldığım kararı iyice perçinledi.
Göynük'ün kırk günlük mısırlarını sizinle ve diğer bitkiseverlerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
681635
Gün batar,
681636
Gece olur,
681637
Ay doğar,
681638
Toz pembe bulutlar örtmeye başlar karşı tepeleri.
681639
Soğuk olur Hayalbağ'ın geceleri. Yorgansız yatılmaz.
681640
Ay yükseldiğinde hayaller terk edilip rüyalara koşulur. Hayalbağ'ın işleri hiç bitmez. Devamlı koşuşturulur.
Herkese iyi geceler.
Musa Gündoğan
09-10-2018, 07:51
Musa Gündoğan Bey.
Hiç bir önlemim yok. Sizin yerinizi bilmiyorum ama burada doğal bir ortamda olduğumuzdan etrafta bol miktarda meyva ve tohum var.
Burada kuş nüfusu daha düşük olabilir. Etrafta çok sayıda yırtıcı kuş görüyorum. Yırtıcılar kuşların nüfusunu kontrol altına almış olabilir. En azından kuşlar rahat rahat dolaşamıyor. Yırtıcı kuşlar uçarken ortalıkta hiç kuş kalmıyor.
Bizim bahçe büyük olduğundan çok ekiyorum bize de kalıyor. Elli civarı mısır ekmiştim. Kimi meyva tutmadı, 7-8 tanesini kuşlar yedi. Kalan da bize yetti.
Mesela iki ocak fındık var. Tazeyken yediğimizle kalıyoruz. Fındığın olgunlaşmış halinin tadını bile bilmiyoruz. Niyetim ocak sayısını arttırıp sincapları doyurmak. Artanları yiyeceğiz artık. :)
İpteki mısırlar tam ibretlik. Kendi gıdamı üretmek için aldığım kararı iyice perçinledi.
Göynük'ün kırk günlük mısırlarını sizinle ve diğer bitkiseverlerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Sevgili Asoo
zaten görür görmez hemen bende tercih ettim. gerçekten çok merak içindeyim. bahçemizin arka tarafları kurtboğazı milli orman bölgesi dolayısıyla hayvanlar ve kuşlar eksik değilir.(Allah yokluklarını aratmasın) yan bahçemizde komşumuz 25-30 tane dikti biraz daha dalında kalsın dediği için 1 hafta içerisinde tam olgunlaşanlar teker teker bitti. bizim buralarda alacak karga epeyce vardır. o ve sığırcıklar çok güzel temiz iş çıkarıyorlar.
seneye bolca ekip olanı erken hasata alırsak belki sorun çözülecek bakalım bekliyoruz.
Dionysos86
13-10-2018, 04:12
Hocam merhaba,Neredeyse tam 1 yıl olmuş açıkçası merak etmiyor değilim araziniz ile ilgili neler yaptınız gelişmeler nelerdir bir şeyler ekebildiğiniz mi veya ev yapma durumunuz ile ilgili yeni gelişmeler var mı çadır ile devammı?
Merhaba Dionysos86.
Evi içine girilebilecek hale getirince, maaile Hayalbağ'a taşındık. Çadır şimdilik depo olarak işe yarıyor bir de eski günleri yad etmek için görüntüsünü kullanıyoruz. İleride seraya evrilmesini umuyoruz. Bu yıl ekim dikim işlerinde acemilik atma yılı oldu.
Sizin için kısa bir özet.:)
Evi tamamlamamıza, içine oturmamıza rağmen iskan belgesini alamamıştık.
Son işlemleri de gerçekleştirince, belgemizin hazır olduğunu ve Bolu İl Özel İdaresi'nden alabileceğimizi anlatan bir SMS almıştım. Her zamanki ağırdan alma hastalığım nüksedince, ancak iki hafta kadar sonra Bolu'ya gidebildim.
Fakat yetkili memur "Siz gelmeyince adresinize postaladık amcacığım." dediğinde dondum kaldım.
Meteliğe kurşun attığım bir dönemde Bolu'ya kadar boşuna yakıt tükettiğime yanmıyorum da, kerli ferli, eline ekmeğini almış, masasına çocuklarının fotoğrafını koymuş bir adam bana amca diyor ona yanıyorum.
İnsan bazı şeylere ilk muhatap olduğunda yadırgıyor haliyle.
"Tamam evladım.:D" diyerek köyümün yolunu tuttum.
Bu arada Bolu, Göynük arası 97 km. Virajlı ve bozuk yollar hissedilen kilometrenin 150 olmasını temin ediyor. Başka bir vilayete bağlasak Göynük'ü diye düşünüyorum, 150 km'nin altında hissettirecek bir vilayet bulamıyorum. Eskişehir biraz daha uzak. Bilecik ve Sakarya üç aşağı beş yukarı Bolu gibi.
Uzaklık problem değil ama birçok iş için vilayet merkezine yönlendirilmek sıkıntılı. Devletimiz sağ olsun nüfus yoğunluğuna göre kocaman bir hastane yapmış. Ama uzman doktor yok. Arabadan indikten beş dakika sonra pratisyen hekime derdinizi anlatmaya ya da dişçi koltuğuna oturmaya çalışmak değişik bir şey. Ama diş hekimi "Röntgen çekilmesi lazım." veya "Kanal tedavisi gerekli" derse, yandınız. Bolu'ya gitmeniz gerekiyor. Param var özelde yaptırım da diyemezsiniz. Göynük'te serbest çalışan diş hekimi yok.
Öncelikle hayırlı olsun Sayın Asoo, ağız tadıyla huzurla yaşayın.
Şu sizin takıntı yaptığınız "amcacığım" kelimesine yeğenlerimden başkasının söylemediğine ben de içerleniyorum.
Toplu taşıtlarla yolculuk yaparken benden beş on yaş genç olanlara yer verirlerken bağırıp isyan edesim geliyor.
Bu yönden şanslısınız, üzülmeyin bir adım öndesiniz.
Beş altı gün sonra muhtarımız Mustafa Ağabey telefon edip, bana bir mektup geldiğini, uğrayıp alabileceğimi söylüyor.
Muhtarımız, güleç yüzlü, tatlı dilli babası Salih Amca'ya çekmiş. Bu arada Muhtar bile köyde oturmuyor, aşağıya inmiş. Her ikisini de ziyaret etmek hoşuma gittiğinden ilk fırsatta uğradım. Zarfımızı aldık, ayak üstü sohbet ettik. Salih Amca'yı da görmek istedim ama doksan yıllık yorgunlukla uyuyormuş.
Selam bırakıp gidiyordum ki Mustafa Ağabey "Dur! Dur! Sana bi tavuk vereyim." diyerek tavukluğa seyirtti. Tavukluk dediysem öyle köy işi değil. Broiler yetiştirilen binlerce tavuğu barındıran bir işletme. Evinin yanında.
Bu işletmeler aşina olduğumuz marketlerde gördüğümüz tavukların yetiştirildiği yerler. Buralarda adım başı kurulmuşlar. Temizliğini yapıp civcivleri koyuyorlar. Her şey otomasyona bağlanmış. Sıcaklık, nem, yem, ilaç, su vs. hepsi bir panodan kontrol ediliyor ve bir aksaklık oldu mu alarmlar çalıyor. Konulan civcivler (tam hatırlayamadım) kırk küsur gün sonra kesime gidiyor. Bu arada sadece alarm veren durum olursa müdahale ediliyor. Burada kümesler genelde evin yanında yapılıyor ki, evin hanımı uyarıları takip etsin. Erkekler de tarla, bostan, çarşı vs. İşler için sağa sola gidebilsin.
Yalnız o ne koku. Durulacak gibi değil. Hele kümese girerseniz perişan oluyorsunuz kokudan. Tavukların hali ise içler acısı. Hemen hemen hepsi yatıyor. Oturanlar da var ama bildiğiniz yan yatanlar çoğunlukta. Yürüyen yok gibi. Her gün 5-10 tanesi kalp krizinden ölürmüş. Zaten zorda kalmadıkça tavuk yemezdim, hepten soğudum.
Neyse muhtar kısmı sözünde durmazmış. Bizimki de durmadı, bir çuval alıp, tüm itirazlarımıza rağmen üç tane tavuğu çuvala doldurup, elimize tutuşturdu.
"On, on beş gün sal, gezsinler. Sonra kesip yersin. Şimdi yesen öyle olmaz ama o zaman tadından yenmez." dedi.
Başka tanıdıklardan, kendileri için kümesten çıkarılarak beslenmiş tavuklarını yediğimden biliyorum. Gerçekten çok farkediyor.
En nihayet iskan belgemizi ve tavuklarımızı alıp Hayalbağ'ın yolunu tuttuk.
camouflage
19-11-2018, 18:53
Sayın Asoo merkeze geldiğinizde bekleniyorsunuz :rolleyes:
Sayın Camouflage.
Uzun zamandır Bolu merkeze sadece bir kere gidebildim. Onda da İstanbul'a geçerken 10 dakikalığına Bolu İl Özel İdaresi'ne ancak uğrayabildim.
Aklımdasınız. Yüz yüze görüşebilmek umuduyla.
Selamlar.
Aslında buradaki yaşantımızı kararlı hale getirmeden köpek edinme niyetim yoktu. Fakat komşumuzun iki köpeği birden yavrulayıp, on beş tane enik dünyaya gelince bizim çocukları zaptedemedim.
Komşunun köpeklerinden biri bölgede nam salmış bir av köpeğiydi. Diğeri oldukça seyrelmiş bir kana sahip cane corso kırması. Tercihimizi melez hayvanın daha da melez yavrularından yana kullandık. Ama sonradan acı bir şekilde öğrendik ki, av köpeğinin yavruları hem daha çok anne sütü almış, hem daha çok bakılmış, hem de aşılanmışlardı. İlkin tek bir yavruyu aldık.
Ama yavru birkaç gün içinde öldü. Tabii olarak evde bir yas havası esti. Ağlayan ağlayana.
Sonra komşu biz istemeden iki köpek daha getirdi. Kıyamadık aldık. Onlardan da birini kaybettik. Bizden önceki bakımsızlıkları ve bizim bilgisizliğimiz bunda etken oldu sanırım.
Kısmen daha kısa bir yas sonrası şimdiki yavruya özenle bakıyoruz. Daha doğrusu ben bakıyorum, çocuklar da seviyor.
Aşıları yapıldı, tavuklardan mümkün olduğunca uzaklaştırıldı. Devamlı et, et suyu, yumurta ve evdeki gıda artıklarının ona uygun olanlarıyla besliyoruz. Kerata da besleyenleri şevklendirecek kadar iştahlı. Umarım bir şey gelmez başına.
Muhtarımız Mustafa Bey'in hediyesi olan üç adet broiler yaklaşık bir ay kadar yanımızdaydı. İlk günler devamlı oturan ve önlerine yem konunca yiyen tavukcuklar yavaş yavaş ufak gezintilere çıkmaya bahçedeki otları yemeye, kısa menzilli uçuş denemelerine başladılar.
Normal bir tavuğa dönüşecekleri beklentisini edinmeye başladığımız sıralarda, forumdaşımız Latif.07 ve Sagun'un tecrübelerini okuyunca bu düşünceler kafamızdan uçtu.
685239
Ama kedi ve köpek gibi tavukcuklarda bahçeye indiğimde peşimi bırakmaz olmuşlardı. Birbirimize baya ısınmıştık. Bunları nasıl keseriz diye kara kara düşünmeye başlamıştık. Kesilecek olanı seçmek bile zor bir iş olmuştu.
Sağ olsun yavru köpeğimiz hem ne zaman kesileceğine hem hangi sırayla kesileceğine bizim yerimize karar verdi.
Dişlerinin kaşıntısını kâh bizim terlikler, ayakkabılar, alet edevatla, kâh yakadığı tavuklarla gidermeye çalışınca yaklaşık 15 gün içinde üç tavuğu da kestik.
Köpeğin ısırmaya çalıştığı tavuklar en ufak bir kendini koruma gayreti göstermeden duruyorlar, bekliyorlardı.
Broiler maceramız burada bitti. Ama tavuk maceramız daha başlamadı.
Başlığa bakıp da aldanmayasınız. Her ne kadar 5-6 kere kar yağmış olsa da kışı bize yaman kılan kar ve soğuk değil. Zaten umulandan daha yumuşak bir Göynük kışı yaşıyoruz.
Bahçede geçiremediğim günler zorluyor beni. Bahçemiz tam bir çamur deryası olduğu için ne kümes yapımıyla uğraşabiliyoruz, ne ağaç budama veya tasavvur ettiğimiz bahçe düzeni için taş ve toprak taşıma işleriyle, ne de bahar için bostan hazırlıklarıyla uğraşıyoruz.
Bodrumda kurmayı planladığım atölyecik olsaydı bir nebze daha iyi vakit geçirebilirdim. Lakin bodrumla ilgili planlarım da bir süre askıda kalmaya mahkum.
Tek fiziksel aktivitem sobaya odun kömür taşımak ve köpeğe yem verirken biraz oynaşmak. Bu sıralar yıllardır alıp alıp raflara dizdiğim kitaplarımla haşır neşir oluyor ve yaz boyu verdiğim kiloları toparlıyorum.
Bahçemizden tüm kış şartlarına rağmen az da olsa yeşil soğan, turp, çilek, tere alıyoruz. Aslında kereviz ve pırasa da veriyordu fakat köstebek elini bizden hızlı tuttu.
Bahar için bolca bezelye ve bakla ekmiştik.
685279
Baklalar bahçede filizlenerek bize baharı bekleme kuvveti veriyor.
Bekliyoruz...
Havadisler bu kadar.
EAkpınar
18-12-2018, 14:24
676260
.............Sayın Zekoş'tan gelen bezelyenin içini ayıklaması biraz zahmetli gibi fakat çiğ çiğ yemesi bile çok hoş. Denemek nasip olmadı fakat biraz erken davranılsa yaprak bezelye olarak da tüketilebilir gibi duruyor. Bir iki pişirimlik olsa da mutfakta azalacak olan yemek çeşitliliğine fayda sağlayacaktır. Deneyeceğim. Bir de diğer bezelyelerin beyaz çiçekleri ne göre albenili, renkli çiçekleri göz zevkimi okşuyor. (Kırlardaki yüzlerce çeşit çiçek, güzele olan açlığımı doyurmadı, bezelye çiçeğine bile ihtiyaç duyuyorum.:() .................................................. .
Diğerlerini de tohumluk üretmek için azar azar ekerim. Bir sene sonra ya sadece Sn. Zekoş'un bezelyesiyle devam ederim, ya de Sn. Zekoş ve Zengarden'dan gelenle.[/QUOTE]
Sayın Asoo yaprak bezelyeden vazgeçmeyin derim. Yaprak halini taze olarak tüketirsiniz. Haşlayarak dondurucuda da saklayabilirsiniz. Tohuma durduğunda da taneleyip dondurabilirsiniz. Buradan da (http://www.agaclar.net/forum/sebze-yemekleri/39668.htm) size severek yapıp yediğimiz tarifleri denemenizi öneririm.
Sayın EAkpınar. Mesaja link koymanız iyi oldu. Deneyeceğim inşallah.
Teşekkürler.
685479
Peehh!
Kendime şaşıyorum bazen.
Gelecekte bir gün evlatlarımın, "Baba bizi niçin okutmadın!" demelerini göze alamadığımdan okula götürüyorum onları. Eğitim sistemine güvenim önceki cümleden anlaşılacak seviyelerde.
Bir süredir hafif tempoda toprak hazırlıklarına başlamıştım. Bir nevi vuslattı o günler, filizlenen tohumları, açan çiçekleri, toplanan meyvaları göremesem de, kara toprakla hemhal oluyordum ya…
Dünden beri aralıksız yağan kar tekrar beni eve hapsetti. Kara sevdalımla arama beyaz bir perde çekti.
Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni.
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni.
Fuzûlî, Mecnun’un ağzından böyle terennüm edivermiş karmaşık hislerini. Ben de kar yağdımı benzer bir halet-i ruhiyeye bürünüyorum.
Bugün Hayalbağ’da, evimde, koltuğuma oturup, kahvemi yudumlar, yağan karı seyredip, hayaller kurarken, sayfamda epeydir bir şeyler paylaşmadığımı fark ettim.
Bu keyifli ayrılığın hazzını ve kış boyu içimde toparlayıp büyütegeldiğim çalışma enerjisini dostlara anlatmaya niyetlendim. Hani şu göğsümdeki devinimi.
Ama ne mümkün. En iyisi bir fotoğraf yerleştirip, herkesi kendi haline bırakmak.
687859
Kahvemi soğutmayayım.
Kalın sağlıcakla.
Sûz-i Dilârâ
10-03-2019, 12:30
Muhtarımız Mustafa Bey'in hediyesi olan üç adet broiler yaklaşık bir ay kadar yanımızdaydı. İlk günler devamlı oturan ve önlerine yem konunca yiyen tavukcuklar yavaş yavaş ufak gezintilere çıkmaya bahçedeki otları yemeye, kısa menzilli uçuş denemelerine başladılar.
Normal bir tavuğa dönüşecekleri beklentisini edinmeye başladığımız sıralarda, forumdaşımız Latif.07 ve Sagun'un tecrübelerini okuyunca bu düşünceler kafamızdan uçtu.
685239
Ama kedi ve köpek gibi tavukcuklarda bahçeye indiğimde peşimi bırakmaz olmuşlardı. Birbirimize baya ısınmıştık. Bunları nasıl keseriz diye kara kara düşünmeye başlamıştık. Kesilecek olanı seçmek bile zor bir iş olmuştu.
Sağ olsun yavru köpeğimiz hem ne zaman kesileceğine hem hangi sırayla kesileceğine bizim yerimize karar verdi.
Dişlerinin kaşıntısını kâh bizim terlikler, ayakkabılar, alet edevatla, kâh yakadığı tavuklarla gidermeye çalışınca yaklaşık 15 gün içinde üç tavuğu da kestik.
Köpeğin ısırmaya çalıştığı tavuklar en ufak bir kendini koruma gayreti göstermeden duruyorlar, bekliyorlardı.
Broiler maceramız burada bitti. Ama tavuk maceramız daha başlamadı.
Beslediğiniz hayvanı gerçekten yiyebilecek misiniz? (Hani üç tanesini zaten yemişsiniz ama hadi köpek ısırmış zaten zavallıları).
Eve market tavuğu sokmuyorum, yazın köyde bir komşudan bir horoz aldım (çocuklar köy tavuğu yesin diye güya) çayırların üzerinde ötüp duruyordu hayvancağız, gözümün önünde yakalayıp arka tarafta göremeyeceğim yerde kestiler, gözlerimden yaşlar aka aka eve getirdim, yaşadığım vicdan azabı olduğu gibi duruyor içimde. Midem de dönüp durdu uzun zaman. Temizleme işini kaynanam yaptı, elimi süremedim. Derin dondurucuda altı aydır duruyor, yedirmeye niyetim de yok. Sokak hayvanlarına verip köy tavuğu macerasına son vereceğim.
Beslediğiniz hayvanı gerçekten yiyebilecek misiniz? (Hani üç tanesini zaten yemişsiniz ama hadi köpek ısırmış zaten zavallıları).
Eve market tavuğu sokmuyorum, yazın köyde bir komşudan bir horoz aldım (çocuklar köy tavuğu yesin diye güya) çayırların üzerinde ötüp duruyordu hayvancağız, gözümün önünde yakalayıp arka tarafta göremeyeceğim yerde kestiler, gözlerimden yaşlar aka aka eve getirdim, yaşadığım vicdan azabı olduğu gibi duruyor içimde. Midem de dönüp durdu uzun zaman. Temizleme işini kaynanam yaptı, elimi süremedim. Derin dondurucuda altı aydır duruyor, yedirmeye niyetim de yok. Sokak hayvanlarına verip köy tavuğu macerasına son vereceğim.
Kentsoylu bir kişi olarak beslediğim hayvanı yemek konusunda biraz yufka yürekli olsam da, köy yaşantısına hızla alışırken bu tür eylemler yapmayı normal karşılıyorum.
Et ihtiyacımızı karşılamak için başka planlar da hazırlıyoruz.
NAZLICAN NAZLI
11-03-2019, 13:42
Hikayenizi roman tadında okudum.. Tebrik ederim.. İstanbul'u tamamen bırakıp işi evi hayalbağ 'a mı taşıdınız
Hikayenizi roman tadında okudum.. Tebrik ederim.. İstanbul'u tamamen bırakıp işi evi hayalbağ 'a mı taşıdınız
Eveeeet! :)
Hayalbağ'da Oğlumla bir senemizi doldurduk. 30 Ağustos tarihinde de aile Bozcaarmut'ta bir araya geldi.
Eşim ve ben İstanbul'u hemen hiç aramıyoruz.
Çocuklar özlüyorlar fakat geri dönseler burayı da özleyeceklerini idrak etmeye başladılar. Ara sıra, yavaş yavaş üstesinden geldiğimiz zorluklardan keyif aldıklarına, geçen baharda birkaç ay boyunca süren kuş seslerini özlediklerine dair söyledikleri bu durumu ortaya koyuyor.
Manzaramız sanırım hepimizi kendine bağladı. Hiç durmadan değişiyor. Aynı pencereden bakıp her gün farklı bir şeyler görmek çok hoş.
Bir ayı geçkin karla yaşamak, hele köpeğimizin karda çıldırmışcasına neşelenip oynaması. Karakedi'mizin kendine has gariplikleri, köyümüzün tatlı mı tatlı ihtiyarları bizde bağımlılık yaptı.
Şu an sadece ampulleri ve şarj aletini çalıştıran elektriğimiz en büyük derdimiz. İstanbul'dan ziyade el ve ev aletlerimizi, beyaz eşyalarımızı özledik desem daha doğru olacak. Bu baharda çekeceklerini söyledikleri hatları çekerlerse bu hasreti de bitireceğiz inşallah.
İş soranlara "Devletimiz benim yorulduğumu, dinlenmem gerektiğini söyledi. Ben devletime bağlıyım." diyorum. Aslında burada çok işim oluyor. Fakat para kazandırmayan türden.
NAZLICAN NAZLI
26-03-2019, 13:31
maşallah ne güzel enginarlardan ne haber? Ağustos Eylül gibi dikiliyormuş sanırım ben de bu Eylülde dikmek istiyorum kısmetse ...
maşallah ne güzel enginarlardan ne haber? Ağustos Eylül gibi dikiliyormuş sanırım ben de bu Eylülde dikmek istiyorum kısmetse ...
Geçen sene bu zamanlar ektiğim enginarlardan 22 tanesi tutmuştu. Kış şartları, bakımsızlık ve mart ayındaki kuraklık bir çoğunun yok olmasına sebep olmuş görünüyor.
Farklı farklı yerlere diktiğim enginarların 8-10 kadarı kışı atlatmışlar. Bu dağınıklık yüzünden, yabani ot toplar gibi bütün bahçeyi dolaşmak gerekecek. :)
691866
İki senedir saksılarda yaşama tutunmaya çalışan frenk üzümlerimi ve bektaşi üzümlerimi geçen sonbaharda toprakla buluşturmuştum.
İnşaat kazısında derinden çıkan ve oldukça sert bir toprağa dikmeme rağmen, geçenlerde yapraklanmaya başlayarak beni sevindirmişlerdi. Bugün ise çiçekleriyle sevincimi katmerlendirdiler.
Üstelik frenk üzümü balkonda 6-7 tane meyva verirken şimdi onlarca çiçeğe durmuş; bektaşi üzümü ise ilk çiçekleriyle -hem de fazlaca- süslenmiş.
691969
691970
Bu sene, toplamda 7 adet olan bu üzümsüleri bol miktarda çoğaltacağım.
Sayın Asoo, anlatımınız o kadar akıcı, sürükleyici ve roman tadında ki, kitap yazsanız yok satarsınız.
( İskan 1 bölümünde ''tamam evladım'' sözünüze çok güldüm.)
Mutluluğunuz daim olsun. Güzel günler dilerim.
Teşekkürler derin35.
Motosikletle yaptığım seyahatleri forumlarda paylaşmaya başlayacağımda, onca yıl (ilk ve orta eğitimimiz) eğitime rağmen bırakın üslup edinmeyi, birçok kelimeyi düzgün yazamadığımı fark ettim.
Bu farkındalık gayrete dönüştü.Telefonda SMS yazarken bile dikkat etmeye çalışıyorum. Küçük ilerlemelerim bile bana haz verince, daha bir şevkleniyorum.
Bu gayretim bana zaten bir mutluluk verirken, sizi de bir nebze keyiflendirmişim. Bir kişiye kısa da olsa bir mutluluk yaşatmak gösterdiğim tüm gayretin karşılığını fazlasıyla aldığımı hissettiriyor.
Doğal, yeşil, bol çiçekli, kuş cıvıltılı bir bahar geçirmeniz dileğiyle.
Dağınık bir insan olunca bir çok işin vaktini kaçırabiliyorsunuz. Geçen sene yazın ortasında eşyalarını karıştırırken elime bu lahana tohumları geçti.
Beş altı senedir bende olduklarından, çimlenebilirliklerini muhafaza edip etmediklerini öğrenmek amacıyla dört tane tohum ekmiştim. Bunlardan biri çimlendi, yaz sıcaklarında çok yavaş bir şekilde büyüdü. Hatta sonbaharda baş yapmaya bile çalıştı. Fakat hızla soğuyan havalarla beraber kış uykusuna yattı. Uzak bir yerde olduğundan kışın pek gözlemleyemedim ama hemen hemen hiç büyümedi.
Günler uzamaya başladığında bir baktım ki bitkimiz iki üç kat büyümüş.
693339
Geçen gün bir daha baktım tohuma kalkmış.
693340
Bu sefer tohum alacağız, yeni sezonda yemeğini yemek de nasip olur inşaallah.
Geçen gün çocuklarımla okuldan dönüşte bu komşumuzu gördük. Gördüğüm en büyük kelebeklerden biri. Çizme 46 numara!
693474
Hiç kımıldamayan misafirimizi korunaklı bir yere koyduk. Fakat kedilerimizden ancak bir gün koruyabildik.
Umarım yumurtalarını bırakabilmiştir.
Sn. Asoo.
Kendiniz size iyilik yapmış. Kelebek değil güve. Görüntüsü ve büyüklüğü güzel olsa da tırtıllar bize zarar veriyor. Ben de üstü benekli altı kırmızımsı güveyi öldürmemiştim. Onların da yaşam hakkı olmasına rağmen ağaçlarda çok fazla tırtıl zarar veriyor.
Sn.Muda
Bilmem İklimden, bilmem bahçenin vahşi şekilde bırakılmasından dolayı börtü böcekten kaynaklı bir zarar görmüyorum. Yiyecek o kadar çok şey var ki benim diktiklerime sıra gelmiyor sanırım.
Bu sebepten fazla endişenmiyorum.
Yaklaşık 1200 m rakıma rağmen havaların ısınmaya başlaması, ekim dikim işlerine başlamamı söylüyor. Ramazan rehavetine yenik düşsem de bir haftadır bostan işlerine hafif tempoda başladım.
Bezelye, bakla ve soğanları saymazsam sezonu açamadım diyebilirim. Bakla ve bezelyeler çiçekte ama daha meyvalarını göremedik. Soğanları taze olarak tüketmeye başladık.
Geçen yılki kuru soğanları hala bitiremedik. Sanırım kuru soğanlar en karlı yatırımımız oldu. :)
Bu sene geçen sezon tohumdan ürettiğim arpacıkları da deniyorum. Birkaç sene içinde soğanda dışa bağımlılıktan kurtulacak gibiyim.
Bu sene gübre işini de çözdük. Fabrika yemi yiyen hayvanların gübrelerini bahçeye sokmuyorum. Bir komşumuz sadece doğadan yedirerek keçi yetiştiriyor. Ondan bir römork gübre temin ettim. Fakat traktörü biraz sıkıntılı olduğundan bahçe girişine, en düşük kotlu noktaya boşaltabildik. Taze keçi gübresi. :) Köylüler yazın kuru dönemde alsaydın kullanımı kolay olurdu diyorlar, ama yaşını da kullanıyorlarmış.
Gübreleri yukarıya el arabasıyla çıkartıyoruz. Bir kişi el arabasını sürerken diğeri bir iple çekiyor yine de çok zorlanıyoruz.
Bu gübreleri açtığımız dikim çukurlarına koyup bekletiyorum. Dikim sırasında da çukur kenarındaki toprağı çapalayarak çukuru dolduruyor ve dikim yapıyorum. Toprağı sürmüyorum, bellemiyorum. Seneye de ilave toprak işlemesi yapmadan aynı noktalara ekim yapacağım.
Meyvalar iyice belirginleşti.
693862
Nasipse ilk defa tadına bakacağız.
Geçen sene Heyyamola'dan tohum paylaşımında almış ama dolu ve bakımsızlık sebebiyle ancak tohum alabilmiştim. Bu sene iddialıyım. Sırıklarımın boyu neredeyse 4m.
Ektikten bir hafta sonra bostanı şenlendirmeye başladılar. yanlarına kırk günlük Göynük mısırı ve balkabağı da ektim. Henüz onlardan bir ses çıkmadı.
693863
693864
Ayrıca 30 kök kadar Ayaş1996 domates, beyaz kışlık karpuz, yenidünya karpuzu, karnabahar, pırasa, lahana, mor lahana, barbunya, çörek otu, tere
kabak, yaban havucu, turp da ektim. Meydana çıkarlarsa fotoğraflamaya çalışacağım.
Ayaş1996 hariç fideden yetiştirdiğim bitkiler bayram sonrası toprakla buluşmayı bekliyor.
Bodrumda yeni ördüğümüz duvara bir kalas dayalı duruyordu. Kalabalık yapmasın diye kaldıracaktık ki tam duvara dayanan kısmına bir kuşun yuva yaptığını gördük. Kalası öylece bıraktık. Yuva boşken bir göz attığımda beş tane serçe parmağımın tırnağı ebatlarında yumurta gördüm.
Bir haftadır kedilerimiz farketmesin diye dua ettik durduk.
Bu günde bu manzarayla karşılaştık.
693865
İnanılmaz küçükler.
Umarım misafirleri sağ salim uğurlayabiliriz.
Bu sıralar köyde internet bağlantımın çok kötü olması, forumu ihmal etmeme neden oldu. Hemen her gün giriş yapsam da, bahçem hakkında bir şeyler paylaşmak, hele hele fotoğraf yüklemek neredeyse imkansız. Forumda bir şeyleri tıklayıp çay demlemeye gidiyorum ki gelene kadar sayfa açılsın.
Birkaç günlük İstanbul ziyaretimi fırsat bilerek birkaç kelam edeyim istedim.
Öncelikle yıllarca, şehir kaçkınları acaba hallerinden memnunlar mı; bir müddet sonra pişmanlık duyuyorlar mı; şehri ve imkanlarını, muhtelif çevrelerini özlüyorlar mı; gibi soruları kafamda taşımış biri olarak, belki birkaç kişinin yükünü hafifletirim umuduyla hâlihazırdaki düşüncelerimi yazayım.
Şu an iki gündür İstanbul'dayım. Eskilerin tabiriyle "Kendim gurbet elde, gönlüm sılada." diyerek ifade edebiliyorum ruh halimi.
Bir nedenden dolayı İstanbul'a gitmek gerektiğinde Eşim'le topu birbirimize atıyoruz. "Sen git, hem şunu, şunu da yaparsın... " türünde çümlelerle başlayan tatlı bir münakaşa çıkıyor. Çok iyi bir sebep öne süremezsem tabii ki hanımın dediği oluyor.
İlçede, kendi sosyal sınıfıma has sohbetler yapabileceğim birkaç kişiyle bir hukuk oluşturdum. Aileye yeni giren bir bebeğin kabullenilişini bilirsiniz. Otuz yıllık oğulken, kardeşken o bebeğin annesi/babası olma sıfatınız eski sıfatlarınızın önüne geçiverir. İşte böyle bir kabullenişe benzer şekilde edindiğim dostlar benim içimdeki bir boşluğu da tamamladı. Bu, İstanbul'da bile zaman zaman eksikliğini çektiğim bir şeydi, suyu ormanda değil de çölde bulmak gibi bir şey.
Çölde su bulan biri nasıl o an tüm ihtiyaçları karşılanmış gibi olur da rahatlarsa, ben de şimdilik öyle hissediyorum.
Tabiatla iç içeyim, tefekkür edebilmek için bu güne kadar hiç olmadığı kadar vaktim ve gücüm var. Çevremdeki uyaranlar genelde beni huzura, dinginliğe itiyor.
Bahçemde işler istediğim gibi gitmemiş; her yeri ot sarmış; köpeğim sebzeleri ezmiş, kuşlar üzümsülerimi yemiş; maddi sıkıntılar bitmek bilmiyor; bir türlü inşaat faliyetlerine nokta koyamamışız...
Ne gam...
Tek tek zorların muhasebesinde bakiyeler negatif olsa da, geri geri gidip bütünü gördüğümde "Olamaz, ben bu hâli hak edecek kadar emek harcamadım." diye düşünüyorum.
İki önceki mesajdaki yavruları bizim kediler yemiş. Bir sabah geriye birkaç parça tüy kaldığını gördük.
Kedilerimizi sık sık pençelerindeki tüylerl temizlerken görmek ve bu işi çok masumane yapmaları bizi bu tür durumlara alıştırdı.
Hayattan söz edebilmek için ölüme de ihtiyaç var.
Ablam, balkonunda, saksıda yetiştirdiği bir hünnap fidanını bana verdiğinde, yaşatabilecek miyim, meyva verir mi diye düşünmüştüm. Malum soğuk bir iklimimiz var. Sevdiğim pek çok bitkiyi yetiştiremiyorum.
Bu hünnap fidanını da alıp götürdüm ama nereye dikeceğimi bilemedim. Öylece saksısında kaldı. İki kış, bir yaz geçirmekle kalmayıp, geçen yaz birkaç meyva bile verdi.
696731
Şimdi de bolca çiçeklendi. Temmuzda çiçeklenmesi de bizim gibi temmuz ayında bile yorganla yatılan bir iklim için ideal bir durum.
"Ey Hünnap!"
"Bu yazı da atlatıp meyva verirsen bahçenin en güzel yerine seni dikeceğim. Forum ahalisi de şahit olsun."
Hayalbağ'da ilk kez kabak ektim. Pek sağlıklı bir şekilde büyüdü, meyveye durdu.
696812
Birkaç gün içinde tadına bakma hayalleri kuruyordum ki, 13-14 cm olan kabaklar sararmaya başladı.
696813
Tozlaşma eksikliği olsa bu kadar büyümeden sararması lazım değil miydi?
Sebebi nedir acaba?
internette biraz araştırma yapınca Choanephora cucurbitarum (ıslak çürüklük hastalığı)'na benzettim.
https://www.seminis.com.tr/bilgi/hastalik-kilavuzlari/biber-patlican/choanephora-yanikligi-islak-curukluk/
internette biraz araştırma yapınca Choanephora cucurbitarum (ıslak çürüklük hastalığı)'na benzettim.
https://www.seminis.com.tr/bilgi/hastalik-kilavuzlari/biber-patlican/choanephora-yanikligi-islak-curukluk/
Bilgi için teşekkürler.
Son yazımdan sonra birkaç kabak daha sarardı, uçları karardı ve öldü. Ama bir çoğu da olgunlaşmaya başladı. Altı üstü iki kök yemeklik kabak var. Şimdi bunları nasıl tüketeceğiz diye kara kara düşünmeye başladık.
Temel ihtiyaçlar listesi konusunda çağdaşlarımla taban tabana zıt olduğumu söyler dururdum kendi kendime.
Her ne kadar hayatta kalmak, sağlıklı olmak, mutluluğu yakalamak gibi konulardaki temel ihtiyaç listem değişmemiş olsa da, buna bir ilave yapmam gerektiğini düşünmeye başladım.
İnternet bağlantısı!
Telefon üzerinden bağlanıyorum ve bağlantı kalitesi saniye saniye değişiyor. Düz metinden oluşan bir mesajı bir gün boyunca gönderemediğim oluyor.
Yazıyorum, gönder diyorum, bağlantı kopuyor.
Bilgiye ulaşma konusunda internete bağımlılığımı tespit ediyor ve listeme ekliyorum.
Bahçeden hasat yapmaya başladık. Tohum paylaşım etkinliğinden gelen gergana hıyarların bir kısmını kedimiz halletti diğerleri henüz pek küçük. İki üç günde bir aldığımız yarım kg salatalık ticari fidelerden.
Kabağımızın verime geçtiğinide yazmıştım.
Şen berberlerde on gündür gün aşırı yarım kg kadar meyve veriyor.
697311
Fakat siyah yaprak bitleriyle başım dertte. Elle mücadele ettim fakat inanılmaz bir hızla çoğalıyorlar. Ve kümelendikleri yerlerdeki fasulyelerin şekli bozuluyor.
697312
su teresi
31-07-2019, 02:35
Umarım kısa zamanda internet konusu çözümlenir ve okumaktan keyf aldığım hayalbağ hikayelerinizi -yaşam öğretinizi- bizlerle paylaşmaya devam edersiniz. Allah tüm işlerinizde kolaylık ürünlerinize bereket ailenize ve size sağlık afiyet versin.
İki senedir fındıkların tadına bakıp, haftaya toplayayım diyorum. Vakti geldi dediğimde tek bir meyva bulamıyorum. Dibinde içi yenmiş kabukları seyredip eve dönüyorum.
Geçen sene dikensiz böğürlenimiz olgunlaşmaya başlayınca da benzer bir durum oldu. Yarın toplayayım da çoluk çocuk birer ikişer tadına baksın dedim. Ertesi gün gittiğimde günlerdir olgunlaşma aşamalarını seyrettiğim meyvaların yerinde yeller esiyordu.
Boncok boncuk frenk üzümlerim de aynı akıbete uğrayınca ne yapacağımı şaşırdım.
Karar: Kuşlar hasat etmeden bir gün önce hasat yapılacak.
Not: Bu kararı uygulayınca bektaşi üzümlerinin tadına bakmak nasip oldu. (Yanından geçerken "Yarın şunları toplayayım." dediğimde, hemen geri dönüp topladım.) :)
Sayın Asso,
Çok uzun bir süredir siteye uğramıyordum.Oysa ağaçlar.net, benim ilk göz ağrımdır.
Bu gün sizin sayfanıza rastladım ve az bir bölünü okudum.Anlatım biçiminiz,olaylara bakış açınızı, bitki ve doğaya olan tutkunuz gibi yalın ve aydınlatıcı.
Emeklerinizin sizi hep mutlu etmesi dileği ile, şimdilik merhaba diyorum.sizi izlemeye devam edeceğim.
Sayın Asso,
Çok uzun bir süredir siteye uğramıyordum.Oysa ağaçlar.net, benim ilk göz ağrımdır.
Bu gün sizin sayfanıza rastladım ve az bir bölünü okudum.Anlatım biçiminiz,olaylara bakış açınızı, bitki ve doğaya olan tutkunuz gibi yalın ve aydınlatıcı.
Emeklerinizin sizi hep mutlu etmesi dileği ile, şimdilik merhaba diyorum.sizi izlemeye devam edeceğim.
Teşekkürler Hozat.
Her insanda olduğu gibi benim de bir vahşi, bir ehli tarafım var. Bahçemin de bana benzemesini, çoğunluğu vahşi olsa da, ehli bir tarafının olmasını istiyorum. Fakat bu ehli tarafa pek eğilemedim.
Sizin bahçeniz gibi bahçelerden ilham almalıyım.
Bir aydır kahvaltıda salatalık/acur ve domatesimiz eksik olmuyor. Yaprak bitlerine mağlup olana kadar fasulye ve barbunya da yedik. Birkaç pişirimlik derin dondurucuya da attık. Ama hasat zevkini bir türlü tadamadım.
Yukarıda saydığım ürünleri gömleğimin kenarına toplayıveriyorum, oluyor bitiyor. Hele acı biberler. Hem kahvaltıda hem yemeklerin yanına 2-3 tane çıksa ne güzel giderdi. Ama nerede. Haftada 2-3 anca çıkıyor.
Rahmetli ağabeyimin bir sepeti vardı bahçeye has, doldurur duldurur gelirdi. Hadi diğerlerini geçtim, 100 kök domatesten bu güne kadar genelde günlük ufak tefek 2-3 tane meyve alınır mı?
Bugün domates çorbası yapalım dedim, nafile... Kahvaltıda az yersek 2-3 güne ancak bir çorbalık domates çıkacak. Tamam biraz geç kaldık toprağa ekimde. Ama her gün yeşil domates seyretmek de neyin nesi?
Tek tesellimiz nefis lezzetleri.
Bir Kilogram ağırlığı yok iken aldığımız köpeğimiz, Hayalbağ'ın uyuyan güzeli (Aslında pek çirkin.) Kıtmir'imiz henüz bir yaşını yeni doldurmuşken hamile kaldı. Merakla bekliyorduk doğumu aslında ama insan bazen unutuveriyor.
İki gün önce, bodrum katta inşaat işleriyle uğraşırken, ağzında köstebek zannettiğim bir canlıyla bodruma girdiğinde bir an anlayamadım. Ama özenli tutuşu, yavrusunu taşıdığını ele veriyordu.
Mübarek hayvanım ilk yavrusuna, çöplükten az daha temiz, kullanılmayan eşyaları, artık inşaat malzemelerini vs. gelişigüzel yığdığımız natamam bodrumumuzu yuva olarak seçmişti.
Geçen kış tüm mücadeleme rağmen farklı yerlerde, farklı malzemelerle yaptığım, soğuğa karşı korumalı yuvalarda kalmaya ikna olmayıp, kendi istediği yerde uyuduğunu bildiğimden sesimi çıkarmadım. Beğendiği yere yavrusunu bırakıp yalamaya başladı.
Sonra hemen hemen birer saat arayla kardeşler gelmeye başladı. Ta ki altıncıya kadar.
İki beyaz, bir kangal rengi, bir siyah, bir de cane corso tiger annesi gibi kırçıllı altı yavru.
Ahh Kıtmir aaah! Zaten işimiz başımızdan aşkın, bir de her aklımıza geldiğinde bodruma inip bu enikleri sevip seyretmemiz gerekecek.
698822
698823
su teresi
21-09-2019, 22:57
Torunlarınız hayırlı olsun.)) Yüce Allahım korusun onları anneleriyle sağlık ve güvende büyüsünler. çocuklar ve hayvanların özellikle yavruların bebeklerin insan zihnini ele geçirip kendi dünyasına çektiği gerçeği. saflığın muhteşem gücü yetişkinlerin onları severken en naif hale bürünmesi korunaklı sevgiyle yaklaşması dil iletişiminde onların dil seviyesine inmesi insanı dize getiren en saf sevgi bu ve muhteşem bir his çok şükür iyiki yaşamımizdalar
Aleniz kalabalıklaşıyor kışın sıkılmayacaksınız )) Allah size de kolaylık ve sağlık versin
obabilgesi
22-09-2019, 00:22
Ahhh onların ben pembe ağızlarını yerim... Süt kokulu güzellerim benim:) Hayırlı olsun, lakin belediye ilanlarını takipde kalıp zamanı geldiğinde kastre ettirin. Aksi takdirde yeni yavrular, sahip bulma telaşesi vs derken gerçekten işiniz zorlaşır.
Güle güle büyütün :)
çocuklar ve hayvanların özellikle yavruların bebeklerin insan zihnini ele geçirip kendi dünyasına çektiği gerçeği. saflığın muhteşem gücü yetişkinlerin onları severken en naif hale bürünmesi korunaklı sevgiyle yaklaşması dil iletişiminde onların dil seviyesine inmesi insanı dize getiren en saf sevgi bu ve muhteşem bir his çok şükür iyiki yaşamımizdalar
Aleniz kalabalıklaşıyor kışın sıkılmayacaksınız )) Allah size de kolaylık ve sağlık versin
Teşekkürler Su teresi.
Ne güzel ifade etmişsiniz.
Kış gelmeden biraz serpilselerde sahiplendirsek derdindeyiz şu sıralar. Talipler kapımızı aşındırmaya başladı bile. :)
Ahhh onların ben pembe ağızlarını yerim... Süt kokulu güzellerim benim:) Hayırlı olsun, lakin belediye ilanlarını takipde kalıp zamanı geldiğinde kastre ettirin. Aksi takdirde yeni yavrular, sahip bulma telaşesi vs derken gerçekten işiniz zorlaşır.
Güle güle büyütün :)
Hiç sormayın. Anneyi de geçen sene dişi diye istememiştim. Oğlum o kadar hevesle getirdi ki kıramadım. Köpekleri biraz az sevmeme rağmen eve gelen hemen ailede kendine bir yer ediniveriyor. Bunlar yaşarsa ve sahiplendiremezsek, biryerlere bırakıverin tavsiyeleri de bizim aileye uymayacağına göre işimiz zor.
İstanbul'da oturduğum site Göynük merkezden kalabalıktı. Belediyenin böyle bir hizmet sunacağını pek sanmıyorum. Ama bir araştırmak lazım.
Oğlum veteriner teknisyen. Ameliyata kıyamadığımdan "Doğum kontol hapı falan yok mu?" diye sormuştum. Benimle dalga geçti.
Bir de kızgınlık döneminde köyün erkek köpekleri birbirlerini parçalıyorlar. Bahçeyi kan içinde bırakmışlardı.
@ Asoo, bahçeye pek çok ekmişsiniz ama sonuçlardan haberimiz yok. En çok 100 kök domatesi merak ettim. Benim 115 kökten 5-6 kök mantar olmayan ancak kalmıştı.
QUOTE=TCM;1575052]@ Asoo, bahçeye pek çok ekmişsiniz ama sonuçlardan haberimiz yok. En çok 100 kök domatesi merak ettim. Benim 115 kökten 5-6 kök mantar olmayan ancak kalmıştı.[/QUOTE]
İnternet o kadar kötü ki şuraya iki fotoğraf koyamıyorum. Tv olmadığından haberleri web sayfalarından takip ediyorum. Sayfayı tıklayıp bir el solitaire oynuyorum eğer açıldıysa ne ala. Yoksa bir el daha. Bu yüzden sayfaya bir şeyler yazasım da azaldı, fotoğraf çekesim de.
Hemen her türde başarısız bir sezon geçiyor. Ama bu sorunuzla beni şevklendirdiniz. Domatesleri sormayacaktınız.
Malum buralar oldukça serin bir iklime sahip. Dolayısıyla hasadına başlamadığım domatesler var.
100 kök domatesten biri erken dönemde kurudu. 99 adet sağlıklıca bitkim var. Birkaç mesaj önce "Yukarıda saydığım ürünleri gömleğimin kenarına toplayıveriyorum, oluyor bitiyor. Hele acı biberler. Hem kahvaltıda hem yemeklerin yanına 2-3 tane çıksa ne güzel giderdi. Ama nerede. Haftada 2-3 anca çıkıyor.
Rahmetli ağabeyimin bir sepeti vardı bahçeye has, doldurur duldurur gelirdi. Hadi diğerlerini geçtim, 100 kök domatesten bu güne kadar genelde günlük ufak tefek 2-3 tane meyve alınır mı?" demiştim ya, artık poşet poşet domates taşıyorum. Oğlumdan yardım aldığım bile oldu.
Köyde de domatesten verim alan yok. Şans diyorum.
Erkenden meyva almak için pazardan aldığım domateslerde doğru dürüst yaprak kalmamasına rağmen hala ürün alıyorum.
30 kök Sn.Taşlıbahçe'den geçen sene gelen ayaş 1996 domatesler en keyiflisi. Taşlıbahçe "250gr a kadar çıkabilen" diye tarif etmişti. Benimkiler 300-600gr arası.
698915
Durun bir tane tartı fotoğrafı koyayım. Sizin domatesin yarısı kadar yok ama benim yetiştiricilik bilgim 1/10 kadar olunca başarı olarak görüyorum.
698916
Bir şekilde elime geçen roma domatesleri de bu hafta toplanmaya başlanacak.
698917
Sn.Atılgan'dan önceki etkinlikte gelen Black from Tula'lar bir hafta sonra hasada gelir.
Deşti domatesleri Sn. Sernur'dan gelmişti. arkalı önlü oluyorlar. Pek küçükler fakat lezzetini seviyorum. Genelde eve gitmeden bahçede tüketiyoruz.
Bir tek pembe domateslerim sıkıntılı. Kiminin uçu kararıyor, kiminde yeşil kurt var. Olanların hem sayısı hem ebatları tatmin edici değil.
İmkan olmalı üyelerin bahçelerine 'gidivermeli' di mi... Bir dilim domates, bir dilim karpuz-kavun tadıvermeli, çiçeklerinden koklayıp, bir çay içip dönüvermeli...
tropikalist
24-09-2019, 21:30
bence çok mantıklı birde bahçem olsa benim de bir bahçem olsa ahhh ahh yaşım küçük diye yapılıyor hep ya off ama bende isterim bir bahçem olsun organik yaşayıp gidiyim şehir hayatından uzaklaşım bir sınavım olmasaydı var ya... bu arada dip not : ben 14 yaşındayım
İmkan olmalı üyelerin bahçelerine 'gidivermeli' di mi... Bir dilim domates, bir dilim karpuz-kavun tadıvermeli, çiçeklerinden koklayıp, bir çay içip dönüvermeli...
Kapımız her daim açık. Hatta bahçemizin bir kapısı dahi yok. :)
Ben de bazen bazı bahçeleri ziyaret etmek isteyip, üzülüyorum.
İnternet uzakları yakın zannettiriyor, yakındakileri uzaklaştırıyor.
bence çok mantıklı birde bahçem olsa benim de bir bahçem olsa ahhh ahh yaşım küçük diye yapılıyor hep ya off ama bende isterim bir bahçem olsun organik yaşayıp gidiyim şehir hayatından uzaklaşım bir sınavım olmasaydı var ya... bu arada dip not : ben 14 yaşındayım
Çok şanslısınız.
İlk gençlik yıllarında çok enerjik, kabına sığmaz biriydim. Ama ne benim gibi bir gençlik yaşamış, sonraları farklı işler başarmış kişileri bulabiliyor, ne bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyor, ne de ufkumuzu bu denli geniş tutabiliyorduk.
Çok şanslısınız.
14 yaş. Herhangi bir konu için kendinizi geleceğe hazırlayabileceğiniz bir yaş. Kim tutabilir sizi?
Bahçenin lafı bile olmaz.
tropikalist
25-09-2019, 07:22
Verdiğiniz destek için teşekkür ederim ama malum işte ben 8. Sınıfım maalesef 15 yaşı bekleyeceğim
Hoş, bahçede sadece domates yok ya. Başaramadıklarımızdan da bahsedelim biraz.
İki çeşit karpuz, bir çeşit kavun ektim. Ne yaptıysam büyütemedim kerataları. Greyfurttan hallice oldular.
Geçen gün oğlum köydeki tek akranıyla gezerken, muhtemelen geçen arabalardan atılmış artıklardan yetişmiş bir karpuz görmüş. En az 4-5 kilo vardır diye anlattı. Yabanın karpuzu dağın başında kendi kendine yetişiyor. Bizimkiler de ufacık afacık kalıyorlar. Seneye derince kuyu açıp, gübre organik maddece zengin toprak ve kum karışımıyla doldurup ekim yapacağım. Bakalım ne olacak.
698966
Bu sene bolca Göynük kırk günlük mısırı yemeye niyetlendik. Nafile...
Ya hiç boylanmayıp birkaç karış uzadılar ya da tane tutmadılar.
Patlatmalık mısırlar iyi gibi duruyor. Cesaret edip bakamıyorum.
Birkaç tane karadeniz mısırım fena değiller. Onları sergileyeyim.
698967
Yemeklik kabağım harikaydı. Biraz geç açıldı, ama hızına yetişemedik çoğu zaman. Ama bal kabaklarına bir anlam veremedim. Üç kök yetiştirdim. Biri hiç meyve vermedi. Bostanın hemen altına evden çıkan bitki kökenli çöplerimizi döküyorduk. Orada iki kök balkabağı çıkmış. Bu kabaklar benim ektiklerimden iyi oldu. İlk fotoğraf davetsiz misafirin. Diğer ikisi benim ektiklerimden çıkanlar.
698968
698969
698970
Evvelki sene 50 kök albion çilek fidesi dikmiştim. Kâse kâse çilek toplayıp yeme hayallerim vardı. Fakat tane tene ancak yiyebiliyorduk.
Bir buçuk ay önce yukarımızdaki köy çeşmesine hortumu takıp depoyu doldurdum. Hortum bağlantısını sökmeyi geciktirince su boşa akmasın diye çilekleri bolca suladım.
Bir iki gün sonra çileklerin canlanmaya, hareketlenmeye meyve tutmaya başladığını gözlemledim. O gün bu gün aklıma geldikçe suluyorum. Hayallerime ulaşamasam da verim 10-15 kat arttı.
Artık her akşam tadımlık çilek yiyebiliyoruz. Çilek adasını sonbaharda iyice gübreyip, yaza damla sulama döşeyeceğim.
Bakalım Hayalbağ'da bir hayali daha yakalayabilecek miyiz?
698971
Evet Morkelem.
Yarım asırdır lahanaya kelem de dendiğini duymamıştım. Komşumuz Nazmiye Teyze, hanımla pazar alışverişi hakkında konuşurlarken öğrendim.
Bahar günleriydi. Hemen tohum kutularını karıştırıp morkelem tohumu buldum.
Ailecek sevdiğimiz bir sebze olduğundan bolca ektim.
20-25 tohumdan 3 tanesi çimlendi. Araları birkaç metre olduğu, hemen tüm şartları eşit olduğu halde sadece biri baş bağladı. Diğer ikisi karalahana gibi kaldılar.
Bilmem bahçeme diktiğim tek çiçek, tohum paylaşım etkinliğinden gelen kasımpatı olduğundan, bilmem gerçekten çok güzel bir bitki olduğundan, hemen her bahçeye çıkışımda bir seyrediyorum.
699002
Geçen sene dört çeşit turp ekmiştim. Çok fazla yiyemeden tohuma kalktılar. Tohumlarını aldım fakat isimlerini yazmayı erteleyince, hangisi ne cinsti unuttum.
Elime geçen bir paketi yaklaşık on gün arayla dört grup halinde ektim. Ama bir grup sulama hatasından kurudu.
Mini kiraz turp olması temennisiyle ektiğim tohumları ara ara suladım ama bir ara unutmuşum.
Bir baktım:
699192
Buz saçağı imiş. Arada bir grup kuruduğu içim biraz tasarruflu tüketeceğiz artık.
Yaklaşık 25 gün önce bahar gelsin diye beklerken birden yaz geldi.
Hem de ne yaz...
Yaz ki, Bozcaarmut yazı değil, mübarek Antalya yazı. Köyde termometreyle ölçmedim ama, dağların arasına sığınmış, güneşi doğumundan birkaç saat sonra görüp, batımından birkaç saat önce kaybeden kasabamızda 35 derecelerin görüldüğü bir yaz.
Tabii ki hemen fideleri, tohumları toprakla buluşturmaya başladım. Fasulye, barbunya, yemeklik ve tatlılık kabaklar, mısır vb.
Sıcağı gören coştu. Ben hariç. Allah'tan zaten tembel olan fakir, oruçluyken hepten rehavete kapıldığımdan sadece domates fidelerinin az bir kısmını bu yalancı yazda diktim.
Ve yaz aniden bitti.
Ben görmedim ama görenler kırağının kar gibi olduğunu söylüyorlar.
Sonuç:
709948
Bunlar şenberber fasulyeleri. TCM'den aldığım oturak kuru fasulyeler, barbunyalar, Obabilgesi'nden gelen bal kabakları, yemeklik kabaklar, 32 adet domates fidem, frenk ve bektaşi üzümlerinin meyveleri, tazecik sürgünler vermiş olan asma fidanları, bakla ve bezelyelerin meyveleri ve daha aklıma gelmeyen birkaç Hayalbağ sakinimiz öldü gitti.
Lakin azmimiz, umudumuz hayallerimiz dip diri. Çekmecemiz tohum, salonumuz fide dolu.
Bu yıl ki hasar, herkeste büyük oldu. Geçmiş olsun demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Dutlubahçe
07-06-2020, 08:42
Geçmiş olsun. İnsanız, üzülmemek elde değil. Bundan sonrası bereketli olsun inşallah.
obabilgesi
07-06-2020, 08:49
Çok üzüldüm sevgili Asoo, ama telafi edecek tohum-fide ve zamanınızın olması içimi rahatlattı.
Malum bu işlerde hep son kararı doğa veriyor, bunda da bir hayır vardır. Ben de pandemi dolayısıyla gecikenlerdenim, bu hafta içi ekim yapacağım ve bu sene hasadımız bol olacak, yürekten inanıyorum buna :)
Portakal Rengi
08-06-2020, 07:46
Geçmiş olsun. Baharsız bir yıl oluyor.
Bu denli sert değildi ama geçtiğimiz birkaç yıl boyunca ilkbahar göremeden yaz gelmişti. Bu yıl araya kış da eklendi.
Bakalım yaz nasıl geçecek?
camouflage
08-06-2020, 22:31
Aynı tufaya hepimiz düştük. Önce 35 derece görünce dikim yaptık. Bir hafta sonra gece zirai don. Eldeki yedek fideleri devreye soktum. Ektim, bir hafta aralıksız yağmur. Bu sefer kök boğazı çürüğü. Allah bu işi evini geçindirmek için yapanlara sabır versin.
İkinci parti ekim dikim işlerini de hemen hemen bitirdim.
Sn. Camouflage'ın dediği gibi şimdi de yağmurdan başımızı alamıyoruz. Kök boğazı çürüklüğü yaşamadık ama önümüzdeki günler de hep yağmurlu görünüyor.
Bu arada hafif bir dolu macerası da yaşadık. Aslında dolu pek seyrek yağdı. o yüzden birkaç fideden başka zarar vermedi. Ama hayli korkuttu.
Oğlumla ben evin altındaki kuruluğa sığındık. Açık alanda kalsak ciddi bir tehlike yaşayabilirdik. Aşağıdaki tane kuruluğa sıçrayan bir dolu tanesi. Çok daha büyükleri de oldu.
710292
camouflage
15-06-2020, 21:35
Dolu değil, kartopu mübarek.
Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Kök boğazı çürüğü için fide köklerinin alt kısmındaki toprağı yükseltmeyi öneriyorlar. Aklınızda bulunsun. Kolaylıklar diliyorum.
Portakal Rengi
16-06-2020, 05:34
Elinizdeki cisim ufo olabilir. :D
Bu büyüklükte dolu görmemiştim. Geçmiş olsun.
Dolu değil, kartopu mübarek.
Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Kök boğazı çürüğü için fide köklerinin alt kısmındaki toprağı yükseltmeyi öneriyorlar. Aklınızda bulunsun. Kolaylıklar diliyorum.
Teşekkürler.
Dediğiniz uygulamayı domateslere yapmıştım. Ben gövdeden kök versin diye yapmıştım, isabet olmuş.
Diğerlerine de yapayım bari.
Elinizdeki cisim ufo olabilir. :D
Bu büyüklükte dolu görmemiştim. Geçmiş olsun.
Teşekkür ederim.
2-3 saniyede bir düşüyorlardı ve bazıları fotoğraftakinin 2 katı kadar vardı. Sert zemine düşenler birkaç parçaya ayrılıp etrafa dağılıyordu.
Ben de ilk defa Şahit oldum.
Ortanca oğlum bu sene liseyi bitiriyor. Her ne kadar eğitim hayatıyla ilgili hedefler koyması, üniversiteye odaklanmasını salık versek de fayda etmedi.
Geçenlerde gelip "Ben alışılagelmiş gelecek planlarını tamamen rafa kaldırdım. Büyükşehre veya Göynük'e gidip ucuz iş gücü olmaya da niyetim yok. Burada kalıp köylü olacağım, hayvancılık yapacağım." dedi. Planlarını anlattı.
Hayatı boyunca kafasına estiği gibi yaşayan biri olarak itiraz edemedim.
Elimizdeki imkanları ve yoksunlukları bir bir değerlendirdik. En ucuz, en kısa yoldan sermaye ve tecrübesini arttıracağı bir yol haritası belirledik.
İlk adım, köy tavukçuluğu!
Kümes olarak çadırı kullanmaya karar verdik.
Organik sertifikası almayı düşünmesek de, sertifikayı hak edecek bir üretim yapmak niyetindeyiz. Bu durumda yaklaşık 150 tavuk kapasiteli bir kümese bedavaya sahip olduk.
Köpek ve tilkilere, muhtemel vahşi hayvanlara karşı çadırın etrafına 50 cm derinliğinde bir kanal açıp, bir metre eninde, küçük gözlü kefes telini bu kanala gömdük, dışarıda kalan kısmı da çadırın eteklerine yatırdık.
Köpek ve tilkiler genelde bu tip yerlere kazarak ulaşıyormuş. Bu iş bizi hayli zorladı. En çok da kulaktan dolma bilgilerle yaptığımız işin işe yarayıp yaramayacağından emin olmadan çalışmak kötüydü.
710383
Gezinme alanı olarak 500m2 yi geçkin bir alanı çevirmek gerektiğine kanaat getirdik. Telörgü işini ucuza getirmeye karar verdik. İşçiliğini biz yapacaktık.
Telleri ve direkleri aldık. Satıcı getirdi, fakat kamyonet tepeye çıkamadı. girişe bırakıp gitti. Elimiz boşken çıkması insanı zorlayan tepeye 5 top tel ve 65 parça direk çıkarmak oldukça fazla vakit ve enerji harcattı.
Önce iki kişi bir direk çıkarmaya başladık. Baktık bitecek gibi değil, tek başımıza çıkardık. O da olmayınca otomobille sürükleyerek çıkardık.
710397
Dutlubahçe
16-06-2020, 20:43
Ortanca oğlum bu sene liseyi bitiriyor. Her ne kadar eğitim hayatıyla ilgili hedefler koyması, üniversiteye odaklanmasını salık versek de fayda etmedi.
Geçenlerde gelip "Ben alışılagelmiş gelecek planlarını tamamen rafa kaldırdım. Büyükşehre veya Göynük'e gidip ucuz iş gücü olmaya da niyetim yok. Burada kalıp köylü olacağım, hayvancılık yapacağım." dedi. Planlarını anlattı.
Hayatı boyunca kafasına estiği gibi yaşayan biri olarak itiraz edemedim.
Elimizdeki imkanları ve yoksunlukları bir bir değerlendirdik. En ucuz, en kısa yoldan sermaye ve tecrübesini arttıracağı bir yol haritası belirledik.
İlk adım, köy tavukçuluğu!
Yemi kendiniz üretebilirseniz, maliyetiniz epey düşer. Gerçi siz de düşünmüşsünüzdür ama yine de yazdım.
Kolay gelsin.
Çit hattı boyunca eşit aralıklarla 50 cm derinlikte çukurlar açtık.
Normalde direkleri beton dökerek sabitliyorlar. Kum ve çimento maliyeti, yukarı taşınması, hele harç karmakla uğraşmak gözümde büyüdü. En çokta sağda solda beton artıkları görmek istemedim. Toprağa gömerek de yapabileceğimize kanaat getirip işe koyulduk.
710416
Direkler bitti, kafamıza göre bir yöntem bulup çit tellerini monte ettik.
710417
Eserimizi beğendik mi?
Hayır.
Yıllardır dilime pelesenk olmuş bir söz vardır.
"Elimden her iş gelir ama hiç birini iyi yapamam."
Dua niyetine mi geçiyor bilmem. Gerçekten hep iş görür, ama kusurlu işler çıkarıyorum.
Portakal Rengi
17-06-2020, 09:17
Kötü görünmüyor. Beton dökmeden yapmanız çok iyi olmuş, bence. Sıkmayın canınızı.
Direklerin çevresindeki toprağı ıslatıp, tokmaklamanız gerekiyor. Canınız sıkıldıkça yapabilirsiniz. Yağmur mevsiminde direkler yatabilir. Özellikle eğimli tarafı sıkıştırıp, desteklemek gerek.
Kötü görünmüyor. Beton dökmeden yapmanız çok iyi olmuş, bence. Sıkmayın canınızı.
Direklerin çevresindeki toprağı ıslatıp, tokmaklamanız gerekiyor. Canınız sıkıldıkça yapabilirsiniz. Yağmur mevsiminde direkler yatabilir. Özellikle eğimli tarafı sıkıştırıp, desteklemek gerek.
Yaklaştığınızda örme telin her yerde aynı gerginlikte olmadığı görünüyor. Bu benim canımı sıkmıyor pek.
Örme teli bağlamak için direkler arasına gerdiğimiz tel çok kötü oldu. Bu teli köşe noktalar arasında gerdirirken, oğlum çok fazla gerdirdiğimi söyleyip durdu.
Gerçekten ilk başta tam istediğim gibi oldu. 25 metrelik uzun kenar boyunca germe teli neredeyse hiç sehim yapmıyordu.
Birkaç gün sonra bu teller çamaşır ipi gibi sarktı. Şekil değiştirme sertleşmesi yüzünden çözüp yeniden bağlama şansım da yok.
Bu sarkıklığı gördükçe günler boyu acıyan ellerim geliyor aklıma. Boş yere uğraşmışız gibi oluyor.
Bir de internette bu işi adam gibi anlatan bir video bulamadım. Yakınlarda çit çeken de yoktu. El yordamıyla yaptık.
Biz tel işini bitirdik. En az 4 senedir dikilmiş direklere tel çekmeyen komşumuz aşka geldi, ne kadar arazisi varsa her yere tel çekti. Hatta hızını alamayıp amcasının oğlunun cevizliğini de hallediverdi. Şaka gibi 2 km nin üzerinde iş yaptı. Komşumun telleri kalem gibi. Böyle yazınca haset ettiğim sanılmasın gıpta ediyorum. Kendisini de çok severim.
Tokmaklama işini yaptık. Çukurları mümkün mertebe dar açtık. Kürek sapıyla iyice sıkıştırdık. Birkaç yağmur sonrası bir daha sıkıştırdık. 2 metrelik direklerin 60cm kadarı gömülü olduğundan yatma olacağını pek sanmıyorum.
Bir taraftan da kümesin içini donatmaya çalıştık. Yemlikler ve suluk hazır alındı. Folluk işini kendim halletmeye karar verdim.
Bilgisayarda çizimi tamamlayıp, tek tek bütün parçaları ölçülendirdim. Tarlayı aldığımız kişi marangoz olduğundan, tanıdıktır diyerek ona sipariş verdim. Bir ay içinde hızlıca parçaları hazırladı.:D Ben de marangozla aynı hızda birinci folluğu bitirdim. Ama yorulmuşum demek ki ikincide çalışma tempom düştü. Hala atölyemde bekliyor.
710452
Zaten mevcut tavuk sayımız için bir folluk yetiyor. 8+8 = 16 adet otomatik folluğumuz olacak.
Portakal Rengi
18-06-2020, 10:54
Yaklaştığınızda örme telin her yerde aynı gerginlikte olmadığı görünüyor. Bu benim canımı sıkmıyor pek.
Örme teli bağlamak için direkler arasına gerdiğimiz tel çok kötü oldu. Bu teli köşe noktalar arasında gerdirirken, oğlum çok fazla gerdirdiğimi söyleyip durdu.
Gerçekten ilk başta tam istediğim gibi oldu. 25 metrelik uzun kenar boyunca germe teli neredeyse hiç sehim yapmıyordu.
Birkaç gün sonra bu teller çamaşır ipi gibi sarktı. Şekil değiştirme sertleşmesi yüzünden çözüp yeniden bağlama şansım da yok.
Bu sarkıklığı gördükçe günler boyu acıyan ellerim geliyor aklıma. Boş yere uğraşmışız gibi oluyor.
Bir de internette bu işi adam gibi anlatan bir video bulamadım. Yakınlarda çit çeken de yoktu. El yordamıyla yaptık.
Biz tel işini bitirdik. En az 4 senedir dikilmiş direklere tel çekmeyen komşumuz aşka geldi, ne kadar arazisi varsa her yere tel çekti. Hatta hızını alamayıp amcasının oğlunun cevizliğini de hallediverdi. Şaka gibi 2 km nin üzerinde iş yaptı. Komşumun telleri kalem gibi. Böyle yazınca haset ettiğim sanılmasın gıpta ediyorum. Kendisini de çok severim.
Tokmaklama işini yaptık. Çukurları mümkün mertebe dar açtık. Kürek sapıyla iyice sıkıştırdık. Birkaç yağmur sonrası bir daha sıkıştırdık. 2 metrelik direklerin 60cm kadarı gömülü olduğundan yatma olacağını pek sanmıyorum.
Çelik halatlarda kullanılan gerdirme var. İki ucu da kancalı, vidalı düzenek. Onunla boşluklar alınabilir. Köşelerdeki çapraz dayamalara dikkat. Tel, gerilme altında uzar. Plastik şekil değiştirme sınırına kadar gerilmeli. Ancak, soğuk havada tekrar gerileceği için kopabilir. Gerdirmeyi hazırlayıp, soğuk havada gerdirilmeli.
Sıra hayvanları almaya geldiğinde civciv mi alalım, yoksa yarka mı ikileminde kaldık.
Civcivlere ne yediriyorlar bilmiyorum ama civciv+yarka olana kadar yiyecekleri yemin maliyeti, yarka maliyetini geçiyor görününce, yarka almaya karar verdik. Civcivlerin sıcak soğuk hassasiyeti, muhtemel civciv kayıpları da bu kararda etkili oldu.
Sonra playmouth mu, atak-s mı, şu mu, bu mu düşüncesi sardı bizi. Bir taraftan da koli koli yumurtaları nasıl pazarlayacağız bu pandemi atmosferinde diye düşünmeye başladık.
Tavuk alım işine kafa yorarken bir dostum aracılığıyla, gezen tavuk işi yapan bir bey ile tanıştık. Sağ olsun bizi çok güzel bilgilendirdi. Ortalama 20 haftalıkken yumurtlamaya başlayan tavuklar, 18 haftalık diye satılıyor genelde. Fakat 100 yarkadan 20 tanesi gerçekten 18 haftalıkken, kalanlar ikişer üçer hafta küçük olurmuş. Siz bunlar toplu halde yumurtaya başlamadı diye şikayet etseniz, yok yemdir, yok kümes şartlarıdır kırk tane mazeret bulunurmuş.
"Sizin çalıştığınız yarkacıyı söyler misiniz veya güvenilir yarkacı önerebilir misiniz?" diye sorduğumda aldığım cevap:
"Dürüst yarkacı olmaz. Az veya çok kazıklanırsınız. Bunu kabullenin. Rahat edin. Biz öyle yapıyoruz." oldu.
Yüz yarka almak niyetindeydik. Fakat hem tecrübemiz artsın, hem çok para bağlamayalım, hem de yumurta pazarlama konusunda sıkışmayalım diye düşündük ve elli adette karar kıldık.
Elli adet olunca yerel satıcılardan temin etmemiz gerekiyor. Çünkü yarkacılar en az yüz yarka satıyor.
Komşu ilçeden bir satıcıyla irtibat kurduk. Küçük çaplı tavuk yetiştirenlere satış yaptığından, hem her tür tavuk elinde oluyordu, hem de istediğiniz sayıda satış yapıyordu.
Biz de ortaya karışık bir kümes oluşturmaya karar verdik. Gidip satıcıyla köyünde görüştük. Tecrübe sürüsü oluşturmanın rahatlığıyla 23 yetişkin tavuk, 10 austrolorp yarka, 10 atak-s yarka, 10 susseks yarka ve bir horoz siparişi verdik.
Kazık yemeyi peşinen kabul edince alışveriş pek rahat oluyormuş.
Dutlubahçe
22-06-2020, 22:52
Hayırlı olsun. Kazancınız bereketli olsun. Belki ileride kendi tavuğunuzu kendiniz yetiştirirsiniz.
Hayırlı olsun. Kazancınız bereketli olsun. Belki ileride kendi tavuğunuzu kendiniz yetiştirirsiniz.
Teşekkür ederim.
Yem dediniz, kendi tavuğunuz dediniz, maşallah iyi öngörüler ve tavsiyeler.
Yemlerin içinde ne olduğu çok belli değil. Bazıları "Yasal sınırlarda antibiyotik içerir." diye belirtiyor. Hemen hepsinde GDO lu ürünler var. Birtakım kimyasallar da cabası.
Sanırım organik tavukçuluk yapanlar kendi yem karışımlarını kendileri hazırlıyor. Ben de düşük maliyetli bir yem karışımı hazırlamak için araştırmalar yapıyorum.
Kendi civcivimizi de kendimiz üreteceğiz inşaallah.
Ve sonunda tavuklarımız da geldi.
Tavukçu, köyünde konuşmamızdan bir gün sonra tavuklarla kapımıza dayandı. Alıştığımız üzere araç yukarı çıkamadığından tavukları tepeye biz çıkardık. Kaç tur indim çıktım bilmiyorum. yolumuz oldukça dik. Eğimi anlatabilmek için şöyle söyleyeyim: Tavukçu son inişin bir kısmını yuvarlanarak tamamladı. Allahtan bir şey olmadı. Bize de ilk hevesle pek zor gelmedi. Tabii iş bitene kadar. İş bitince ben de bittim.
İşte tavuklar.
710818
Taşıma işi biter bitmez hane halkı merak gidermeye kümese gelip seyre dalmıştı ki, kızım yerde bunu bulmuş.
710819
1975 ten bu yana ilk defa sıcak yumurtaya dokundum.
İlk günler günlük 10-12 yumurta alıyorduk. 23 yetişkin tavuk için biraz düşük bir sayı gibi gelse de memnunduk. Sonra sayı hızla düştü. Ve özellikle yarkalarda hırıltı ve tıksırık başladı (Veya biz farketmeye başladık.). Sarmısak, bitki çayı vs. türü şeyler denedik. Yumurta sayımız 2-3 lere düştü. Bir sabah susseks yarkalardan birini ölü bulunca, oğlum veterinere gitti. Sularına karıştırılacak iki antibiyotik vermiş.
Ama hiçbir uyarı yapmamış. Telefonla sorduğumda "Bir hafta on gün yumurtalarını yemeyin." dedi.
Demek ki veterinere sormayınca yumurtalar yenebiliyormuş. Dersimizi aldık. Bundan sonra sormayacağız.:D
Düşen yumurta verimiyle beraber, yumurta kabuklarının incelip kırılganlaşması da önümüze bir başka problem olarak çıktı. Düzenli olarak verebileceğimiz besleyici gıda arayışımız hızlandı.
Aslında suyumuz oldukça kireçli. Devamlı toprakla iç içeler ve bol yeşillik tüketiyorlar, demek ki yeterli gelmiyor.
Komşumuz Mürüvvet Hala (burada abla, teyze vs. yerine hemen hep hala kullanılıyor.) her gün peynir yapıyormuş. Peynirin suyunu da döküyormuş. Kendisiyle konuştuk, düzenli olarak alabileceğimizi söyledi. İlave olarak tükettiğimiz yumurtaların kabuklarını biriktirip öğütüp vereceğiz. Kalsiyumca zengin olan ve çevremizde bulabileceğimiz bir de ısırgan otu var. Pek iştahlı olmasa da yediler.
Şimdilik bunları deneyeceğiz. Kabuk işini halledersek ne ala, halledemezsek arayışlarımız sürecek.
Adamların neden konvansiyonel hayvancılık yaptığını daha iyi anladık.
Bir gün oğlum kümese gider gitmez bana telefon etti. Kümesin önünde yarısı yenmiş bir yarka olduğunu söyledi.
Apar topar gittim. Hayvanları saydık. Ne kadar kolay bir cümle "Hayvanları saydık." cümlesi, değil mi? Aslı hiç de öyle değil. Kıpır kıpırlar keratalar.
Bir hayli deneme sonrasında doğru saydığımıza kanaat getirdik. İki yarka eksik çıktı. Demek ki birini kısmen yiyen yaratık diğerini de alıp gitmiş.
Tel örgünün etrafını dolaşınca, eğim ve arazi engebesi nedeniyle biraz zayıf bulduğu bir noktada telin altını kazarak girmiş tilki. Tilki diyorum, çünkü o taraflarda keşif yaparken görmüştük birkaç gün önce.
Zaten tel örgü 10-15 cm zemine gömülüydü ama çukurda kalan bir yerde yüzeye yakınmış. Hemen orayı ve riskli gördüğümüz yerleri kapattık.
Telin altını sağlama aldık diye rahatlamıştık. Bu rahatlık birkaç gün sürdü. Sonra yine bir ölü yarka bulduk. Bütün olarak yerde yatıyordu. boynunda birkaç delik ve kan vardı. Tel örgüde kopma, altının oyulması falan yoktu. İnternetten sansar gelincik gibi hayvanları araştırayım diye hayvanı gömüp eve gittim.
Yarım saat sonra oğlum beni aradı yine. Tel örgünün içinde otururken yaklaşık 10 m uzağında bir patırtı kopmuş, tüm tavuklar kümese kaçışmaya, bazıları da kuytu yerlere sinmeye çalışmış. Yırtıcı bir kuş bir yarkayı yakalamış mücadele ediyormuş. Hemen koşmuş. Oğlum koşunca alıcı kuş yarkayı bırakıp aceleyle kaçmış. Oğlum kuşu tam görememiş ama saldırıyı sağ olarak atlatan yarkanın da kafasında, boynunda benzer yaralar varmış. Demek bir önceki saldırıda ölen de yırtıcı kuş yüzünden ölmüş.
İnternetten aramalarımda iki çözüm öne çıkıyordu. Parlak, yansıtıcı şeyler veya bayrak gibi hareketli nesneler asmak. Diğeri de gezinme alanının üstünü filemsi bir şeyle kapatmak.
Önce parlak cisimleri denemeye karar verdik. Çünkü gezinme alanımız yarım dönümü geçkin. T şekilli tahtaların uçlarına ipte sallanan cd ler astık.
Bir hafta kadar saldırı olmadı. Sonra yine bir kayıp verdik. Bu seferkinin yarısı yenmişti. Sanırım parlak cisimlere alıştı veya açlık korkuya galip geldi.
Şimdilik gezinme saatlerini kısaltıp başında nöbet tutuyoruz. Sanırım gezinti alanının üstünü kapatmamız gerekecek.
MeyveliTepe
25-06-2020, 23:10
Kümesin toprağa gömülü telle korunuyor olması çok önemli. Telin en az 40 santim derine inmesi ve alttan bir karış kadar da dışarı doğru bükülü olması lazım ki, kazıldığında daima telle karşılaşılsın.
Yırtıcı kuşlar zor durum. Son dört senede 40 tavuktan 20 tanesini bir şekilde aldılar. Özellikle sisli puslu havayı severler.
Sayın Asoo, tavuklarla ilgili deneyimlerinizi okurken, kendim yaşamış gibi yoruldum.
Ne zor işmiş?
Sözü uzatmadan, size kolaylıklar diliyorum.
Portakal Rengi
26-06-2020, 08:35
Kartalkaya adını nereden alıyor anlaşıldı.
Bir yandan doğa ile içiçe olmak keyfi, bir yandan istediğini yapamama üzüntüsü.
Kuştan kaçınmak zor iş.
Kolaylıklar diliyorum.
Portakal Rengi
26-06-2020, 08:53
Aklıma geleni paylaşayım.
Yarkaları ayırsanız. Üstünü kümes teli ile kapladığınız küçük bir alanda dolaşsalar.
Büyük tavuklara da saldırı olur mu bilmiyorum ama olasılık azalır.
Kümesin toprağa gömülü telle korunuyor olması çok önemli. Telin en az 40 santim derine inmesi ve alttan bir karış kadar da dışarı doğru bükülü olması lazım ki, kazıldığında daima telle karşılaşılsın.
Yırtıcı kuşlar zor durum. Son dört senede 40 tavuktan 20 tanesini bir şekilde aldılar. Özellikle sisli puslu havayı severler.
Kümesimiz Nasrettin Hoca'nın mezarı gibi. 0,5 m gömülü telle zemini korunuyor. Üstü bildiğiniz çadır malzemesi.
Fakat gezinme alanındaki örme teli 0,5 m gömmek, bizim gibi el işçiliği yapanlar için hayli zor. Çevresi yaklaşık 100m.
Köpeklerimize yemlerini tel örgü etrafında vermeye çalışıyoruz ki, o taraflara devriye atsınlar.
vBulletin® v3.8.5, Copyright ©2000-2025, Jelsoft Enterprises Ltd.