|
Lisede Türk Dili ve Edebiyatı derslerimizde pek arzu etmesem de “Dîvan Edebiyatı” vardı.
Belki olmak zorunda idi.
Fakat ben hayatımda yeri ve halen de hukukumuz olan öğretmenimizden bizzat
“olmasa olmaz mı?”
diye ricacı olmak cehaletimi dün gibi hatırlıyorum.
O dîvan edebiyatında aruz kalıpları bir yana ayrıca ifade tarzları vardı.
Onlardan biri “tecaüli arif zanaatı” idi.
O gün için “bilir de bilmezden gelmek” zanaatı denirdi.
Ben ömrümün geri kalanı boyu bunu hatırladıkça “anlamazdan gelme zanaatı” dedim.
Yani şimdilerdeki tabirle “sazana yatmak” denen hâl…
Tabi yıllar içinde “Bilalleşme” denen tablo ortaya çıktığı gibi, bir de, herhalde ancak
“Bilal tiyatrosu oynamak” denebilecek bir durum da peydah oldu.
“Bilale yatmak” dense bu elbette “Bilal’in önüne yatmak”tan daha da kaba bir anlam verir.
Neticede, Dilde, -biyo sosyal yatak odası materyalizminden- ameleleşme, Bilalleşme ile tamamlanmış oluyor.
Bunu ifade etmemiz ise toptan sosyal bir şişkinliğe sebep oluyor.
Bu tabloda ağaç ve tabiat yok, olsa olsa, havuz sazanlığına yatarak nehir sazanlarına hakaret var.
( Şu satırlar bile -sazana yatılarak- anlamaza getirilir ise, son sözümüz şu olabilir: Bu gezegen bu büyük yangın elinde çöle dönse dahî "Bilal'e anlatır gibi" anlatamayız ).
Düzenleyen ormanci : 23-06-2026 saat 22:50
|