agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Daha İyi Bir Yaşam İçin > Gezi, Anı, Gözlem, Nostalji
(https)




Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 29-06-2005, 15:58   #1
Ağaç Dostu
 
aybala's Avatar
 
Giriş Tarihi: 15-10-2004
Şehir: İstanbul-Maltepe
Mesajlar: 6,826
Galeri: 574
Sessiz Tanıklar

Sessiz Tanıklar

Hayatımda ağaçların ne kadar çok rolü olduğunu birden fark ettim geçen gün. O kadar hayatımdalarmış ki, fark bile etmemişim. Allah'tan kaybettikten sonra değil, aksine onları daha yakından tanımaya başladıktan sonra.

Benim doğduğum ev Bahçelievler'deydi. Ama gerçek Bahçelievler'de. Evler gerçekten bahçeliyken. Biz, dedemin yaptırdığı ve içinde iki yıl yaşayabildiği evde otururduk. Sarı, üç katlı ve elbette bahçe içindeki bir evde. En üst katta anneannem, küçük teyzem ve biz, alt katta büyük teyzem, girişte dayımlar. En üst katın arka balkonundan Anıtkabir görülürdü o zamanlar.

Arka bahçe bizim cennetimizdi. İki kayısı, birer vişne, beyaz kiraz, zerdali ve cılız bir şeftali ile maceralar diyarı kömürlük. Meyveleri yer, komşu çocuklarından korur, dibinde çamur savaşları yapardık. Sakin zamanlarda da dallarda kitap okurduk.

Ön bahçede ise harikulade, asil iki mavi çam vardı. Ön bahçede oynamak yasaktı, çünkü çimler bozulurdu.

Önce, sığamadığımız için biz taşındık, sonra alttaki iki küçük daire birleştirilp tek daire yapıldı, teyzemler rahat otursun diye, sonra dayım iş için Ankara dışına çıktı. Orası artık sadece anneannemlerdi, en rahat edilen, sevginin yaşandığı evdi. Hala en anlamlı rüyalarım o evde geçer, o ev artık olmasa bile. Ailenin direği anneannemin ölümünden sonra kardeşler arası anlaşmazlık nedeni ile müteahhite verildi. Orada bahçenin "b"si olmayan bir bina var, şu anki Bahçelievler'e gayet uygun bir yapıda.

Taşındık ama semt değiştirmedik neyse ki.

Sonra ortaokul ve lise. Yakın arkadaşım Hande ile okul çıkışı, iki yanından büyüyüp üzerinde kavuşan ağaçların altında serili sokaklarda kolkola yürümeler, ilk aşklar, beğendiği çocuğu gözlemeler, köşelerde oturmalar. Hep onların güvenli, koruyucu gölgelerinde. O cehennemi yaz sıcakları başka nasıl çekilebilirdi?

Sonra konuşma teklif eden çocukla uzun yürüyüşler. Terk edilişler, ilk acılar. Büyüme sancıları. Ağaçlar hep sessiz tanıklar.

Yazlığa gidişimiz.

Yeni kurulan sitenin, yaz güneşi altında çatır çatır kavruluşu, herkesin bahçesine ilk ağaçlarını dikişi. İnşaat alanında kesilmeyen iki incir. Bir tanesi gençlerin toplantı yeri olacak yıllar boyu. Kuytuluğu öyle çekici ki, ilk sigaralarını içenler,sevgilileri ile sığınanlar hep burada, altı akşamları hep dolu. Diğeri ise her zaman beni gölgesine çağırır, oturup meditasyon yapsam Buda gibi aydınlanacağım sanki, öyle heybetli bir koruyuculuğu var.

Zaman içinde evimizin arkasındaki fıstık çamları görkemli bir hal aldı, şimdi Çeşme'nin gayretli rüzgarına dayanamayıp dökülen fıstıklarını toplayıp yemeklere katıyorum.

Üniversite.

Okuldaki ağaçlar girer hayatıma.

Bölümün önündeki salkım söğüt ve üstümüzü başımızı batıra batıra yediğimiz karadutlar. Peyzaj dersinde ağaçları bir dirhem de olsa öğrenmenin sevinci. Uzun zamandır süren cilveleşme dönemi sonrası, pastanenin arkasındaki "o ağaç"ın altında ilk sevgili ile el ele tutuşma. Her zaman sevgililerin oturduğu… Baharın benim için simgesi olan iğde kokusu. İğde çiçeklerinin insanın parmakları arasında gevrek gevrek toza dönüşmesi. Ekim ayında okulun açılması ile birlikte başlayan yağmurlar ve dökülmüş yaprak yığınları. Benim için hüznün simgesi olan o mevsimin kokusu yağmur ve ıslak yaprak kokusudur.

Kampusun arka tarafındaki kavaklığa gitmiştik bir kez meraktan. Dökülen kavak yaprakları üstüste birikmiş ve kuruduktan sonra yaprakların eti dökülmüş, sadece damarları kalmıştı. Her biri minyatür birer sanat eseri. Doğa ananın.

Okuldayken dağcılık.

En sevdiğim dağlar, Doğu Karadeniz dağları, Kaçkarlar.

Ormanlardan yürüyerek yaylayara çıkar, devam eder kampımızı kurardınız. O zamanlar ne yol, ne de eşya taşıyacak katır vardı. Sadece biz. Gördüğüm ilk gerçek orman. Ağaçları, kuş sesleri, mantarları, dev açelyaları ve ormancıları ile. Oraları görünce kendimi yekten Karadenizli ilan edişim. Giresun'lu anneannem nedeniyle. Kendimi en evde hissettiğim yer.

Sonra annem emekli oldu ve biz ev aldık, Çankaya'ya taşındık. O sokağı hiç sevmedim. Şimdi biliyorum nedenini, yeni açılmış sokaklardı ve hiç ağaç yoktu. Ağaçların sevecen gölgesinden mahrum, çıplak güneş ile başbaşa bir yer. Oysa çocukluğumun ilkokul sabahlarında anneannemin oturma odasında pufun üstünde oturmuşum, saçlarım çekile çekile örülüyor. Bu ana bahçedeki kayısıdan süzülen sabah ışığı eşlik ediyor. Öyle huzurlu bir an ki bu.

Çok uzun süre alışamadım yeni mahalleme, birçok başka sıkıntılı anı ile birlikte gidiyor bu taşınma anısı. Kaçıp eski mahalleme, arkadaşlarıma giderdim.

Evlilik. Yepyeni bir yaşam.

Balkonumuzda bir akasyanın dalları. İşte alıştığım manzara. Evlenir evlenmez edindiğimiz kedimiz Pembe, üstündeki serçelere dik dik bakıp çene titretme miyavlaması yapıyor. Çok ev değiştirdik, ama ağaçlar hep vardı. Terasta çöp bidonuna diktiğimiz kiraz. Yaşatamadık. Ama bahçedeki kirazları güvercinler bizim terasta yer, çekirdeklerini bırakırlardı. Sonraki evde aşkım servi. Dördüncü kata kadar uzamış, kışın karın ağırlığını kaldıramaz, gelip pencereye yanağını dayardı, ben de o zaman, karşı apartmanın yakınlığı nedeniyle kapalı tuttuğum perdeyi açıp görüntüsünü olsun evin içine alırdım. O, sokak yanındaydı. Bahçe tarafı ise sayfiye… Yaz sabahları ev ahalisinden bir saat önce kalkıp kendime keyif kahvaltısı hazırlardım, ağaçlar ve kuşlarla birlikte yiyebilmek için. Bir ağaçkakan bile vardı.

Geçenlerde o bahçeye gittim tekrar, ağaçlardan çoğunu kesmişler. Altına kedimiz Bıdış'ın korkusundan ölen muhabbet kuşumuz mavişi gömdüğümüz genç ağacı bile, yerini bulamadık.

Ve boşanma.

Yeni ev. O eve beni ikna eden bahçesindeki elma ağacıdır, ister inanın, ister inanmayın. Ev bakarken ilk gittiğim yer penceresidir. Ve bu evin penceresinden muhteşem, çiçekli ve harikulade güzel bir elma ağacı gözüküyordu. Evin geri kalanına bakmadan salon ve elma ağacı ile kararımı verdim. Sonrası bana hediye, istinat duvarına bakan yatak odam öğleden sonra güneşi alıyor.

Hayatıma girecek diğer ağaçları bekliyorum şimdi.

Unuttuğum ağaçlar varsa, affola….

Ufuk Duruman (Ufudur)

aybala Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Kapalı
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 15:46.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2022