agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Üretim, Bakım, Düzenleme, Temel Malzemeler > Temel Konular (Toprak, Gübre, Tohum, Sulama)
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni3Beğeniler
  • 1 Gönderen fraktur
  • 1 Gönderen fraktur
  • 1 Gönderen fraktur

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 21-09-2018, 13:14   #1
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
Toprak pH'ını düşürmek üzerine bulduğum bilimsel çalışmalar

kulaktan dolma değil de bilimsel çalışmalarla bişeyler öğreneyim istedim..

bu konuyla yeni yeni ilgilenmeye başladım.kimseye saygısızlık etmek istemem cahilliklerim yanlış bildiklerim varsa beni uyarın...

edindiğim bilgileri çalışmaları bu başlıktan fırsat buldukça paylaşmaya çalışacağım...
mesela leonarditin ph yı geç düşürdüğünü okumuştum bir yerde es geçiordum ama bu çalışma durumun öyle olmadığını söylüyor...
.zaman buldukça devamı gelecek...

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/413439

 
celalamca beğendi.
fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-09-2018, 15:49   #2
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
Kafkas Üniversitesi
Artvin Orman Fakültesi Dergisi
(2004) : 3-4 (220-231)
TOPRAK ASTLLG ÜZERNDE AGAÇ TÜRLER, TEPE YAPILARI VE
MEVSMLERN ETKS
Temel SARIYILDIZ
Mehmet Küçük
Kafkas Üniversitesi, Artvin Orman Fakültesi, 08000 ARTVN
Gelis Tarihi: 30.12.2004
Özet: Bu çalısmada, toprak pH degerleri üzerinde agaç türlerinin, agaç gövdesinden uzaklıgın ve
mevsimlerin etkisi belirlenmeye çalısılmıstır. Bu amaçla, Kasım 2002, Mart ve Haziran 2003 tarihlerinde sarıçam
(Pinus sylvestris L.), ladin (Picea orientalis L.) ve kızılagaç (Alnus glutinosa L.) türlerinin agaç gövdelerinden 30,
90, 180 ve 270 cm uzaklıkta 0-15 ve >15 cm derinlik kademelerinden toprak örnekleri alınmıstır. Toprak pH
degerleri ile humus pH degerleri arasında bir iliski olup olmadıgını belirlemek için aynı mevsimde ve aynı
mesafelerden humus örneklemesi yapılmıstır. En yüksek pH degerleri kızılagaç altındaki topraklarda, en düsük pH
ise sarıçam altında belirlenmistir. Sonbahar mevsiminden yaz mevsimine dogru pH degerlerinde bir azalma oldugu
bulunmustur. Agaç gövdesinden uzaklastıkça toprak pH’sında meydana gelen degisiklikler türlere ve mevsimlere
baglı olarak önemli farklılık göstermistir. Sonbahar ve ilkbaharda, sarıçam ve ladin toprak pH degerlerinde 180 cm
mesafe aralıgına kadar bir artıs, daha sonra ise bir azalma gösterirken, yaz mevsiminde önemli bir degisiklik
göstermemistir. Kızılagaç toprakları ise mevsimlere baglı olarak agaç gövdesinden uzaklastıkça toprak pH’sında
önemli bir degisiklik göstermemistir. Toprak pH degerlerinin bu farklı degisimleri üzerinde humus pH degerlerinin
önemli bir etkisinin oldugu tespit edilmistir. Sonuç olarak, toprak pH degerleri üzerinde, türlerin ve mevsimlerin
yanında, agaç gövdesinden uzaklıgında önemli bir etkiye sahip oldugu, bu nedenle toprak örneklemesi yapılırken bu
faktörlerin birlikte degerlendirilmesi gerektigini sonucuna varılmıstır.
Anahtar Kelimeler: Toprak pH, dogu ladini, sarıçam, kızılagaç, agaç tepe yapısı, mevsimler
EFFECTS OF TREE SPECIES, TREE CROWN TYPE AND SEASONS ON SOIL ACIDITY
Abstract: The aim of the present study was to determine the effects of tree species, crown type, seasons
and distance from the stem on soil pH. The soil samples (depth of 0-15 and >15 cm) were collected from under pine
(Pinus sylvestris L.), spruce (Picea orientalis L.) and alder (Alnus glutinosa L.) trees in November 2002, March and
June 2003 at distance of 30, 90, 180 and 270 cm from the stem. Highest pH was found under alder trees, whereas
lowest pH was found under pine trees. There was a decrease in soil pH from Autumn to Summer for all species. In
Autumn and Spring, pine and spruce showed an increase in soil pH from the stem to the distance of 180 cm. After
that they showed a decrease, whereas in Summer, they didn’t show any changes with the distances. Alder, however,
didn’t show any significant changes between the distances in any season. It was found that the differences in soil pH
between species, seasons and the distances from the stem were significantly affected by the changes in pH of
organic layer. In conclusion, the results in the present study indicate that tree species, seasons and the distance from
the stem are all important factors influencing soil pH, and should be considered together in future studies.
Key words: Soil pH, spruce, Scots pine, alder, tree crown type, seasons
1. GRS
Toprak asitliligi **** alkaliligi, yani toprak reaksiyonu, bir yandan toprakların genetik
gelisimini, bir yandan toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini etkileyen önemli
bir degiskendir. Toprak pH’sı olarak ifade edilen bu degisken, topraklarda bitki besin
elementlerinin alınmasını, toprakların verimliligini, ölü örtünün ayrısmasını, bitkilerin
yayılıslarını, bitki toplumlarının tür bilesimini ve topraklardaki mikrobial aktiviteleri büyük
oranda kontrol etmektedir (1, 2, 3).
Toprak reaksiyonu, topragın olusum ve gelisiminde etkili olan bütün faktörler tarafından
etkilenmektedir. Bu faktörler arasında, iklim, mevsim degisiklikleri ve bitki örtüsü orman
topraklarının reaksiyonunu etkileyen en önemli faktörler arasında yer almaktadır (4, 5, 6). Bu
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
221
konuda yapılan çalısmalara baktıgımızda, nemli bölgelerdeki toprakların oldukça asidik
topraklara sahip olduklarını bunun nedeninin ise yeterli yagısın toprakta bulunan temel
katyonları yıkaması (Ca2+, Mg2+, K+ ve Na+) ve geriye degisim komplekslerinde baskın olan Al+3
ve H+ iyonlarını bırakması olarak açıklanmaktadır (3, 7). Yagısın düsük oldugu yerlerde ise bu
söylenenin tersi durum meydana gelmektedir. Sonbaharda, yaprak dökümü ile ayrısan örtünün
katyonlarının topraga ulasmasının ve vejetasyon faaliyetlerinin yavaslamasının toprak pH
degerlerini yükselttigi, ilkbaharda ise vejetatif faaliyetin baslamasıyla katyonların topraktan
alınmasının, kök ve diger canlıların solunumu sonucu ortaya çıkan CO2’in toprakta zayıf asit
olan H2CO3 üretiminin toprak pH degerlerini düsürdügü bildirilmektedir (1, 2, 8).
Farklı bitki türleri altındaki toprakların pH degerlerinin farklı olması, bitkilerin topraktan
katyon alma ve kullanma istekleriyle yakın bir iliski içindedir (1, 3, 8, 9, 10). Katyon kullanma
istekleri fazla olan türlerin ölü örtülerinin ayrısmasıyla topraga kazandırdıgı katyon miktarlarının
fazla olması, bu toprakların pH degerini arttırmaktadır. Bitki artıklarının ayrısması ile meydana
gelen organik asitler yine topragın reaksiyonunu kuvvetle etkilemektedir. gne yapraklı türlerin
ölü örtülerinin ayrısmasında (özellikle sarıçam, ladin, karaçam gibi türlerde) asit ürünlerinin
meydana geldigi ve topragı asitlestirdigi bilinmektedir (1, 3, 10). Buna karsılık, yapraklı
türlerden meselerin pek çogu ve yaprakları sıkı istiflendigi taktirde kayın dısında, diger yapraklı
türler asit humus olusturmamaktadırlar (1). gne yapraklı türlerden gelen reçineli ve asitli igne
yaprakların da toprak asitliligini önemli derecede arttırdıgı bilinmektedir (3, 10). Ormanların
topragı gölgelemesinin mikrobiyolojik ayrısma (humuslasma) ve ayrısma ürünlerinin türünü
etkiledigi ve giderek toprak reaksiyonunu dolaylı etkiledigi bildirilmekle birlikte bu konuda fazla
bir çalısma bulunmamaktadır.
Bu çalısmamızda ise, bu son konu dikkate alınarak, farklı tepe yapısına ve dolayısıyla
farklı gölgelemeye sahip olan agaçların toprak pH’sı üzerinde etkisinin olup olmadıgı, bu etkinin
mevsimler, agaç türleri ve agaç gövdesinden olan uzaklıkla degisiminin arastırılması
amaçlanmıstır.
2. MATERYAL VE YÖNTEM
Bu çalısma, Artvin li, Kafkasör mevkiinde, 1230 m yükseklikte ve kuzey dogu bakıda
(41o50’ N, 41o06’ E) gerçeklestirilmistir. Çalısma alanında, sarıçam (Pinus sylvestris L.) ve
Dogu ladini (Picea orientalis L.) baskın agaç türleri, kızılagaç (Alnus glutinosa L.) ise ortamda
bir kaç agacın bir araya gelerek olusturdugu küçük topluluklar seklinde bulunmaktadır. Alandaki
agaçlardan sarıçam ve ladin yaklasık 90-100 yasları arasında, kızılagaç ise yaklasık 20-25
yaslarında, kapalılıkları ise normal derecededir. Sarıçam, ladin ve kızılagaçlar altında çalı türleri
olarak (özellikle orman gülü) gövdeden uzak bosluk kısımlarda rastlanmıstır. Artvin’de iklim
genelde kısları soguk yazları ise yarı kurak olarak tanımlanmaktadır. Artvin Meteoroloji
stasyonunun (597 m yükseklikte) 1945-1997 verilerine göre yıllık ortalama yagıs 689.4 mm,
yagısın en yüksek oldugu ay Ocak (99.7 mm), en düsük oldugu ay Agustos (27.1 mm) tur (11).
Yıllık ortalama sıcaklık 12.3 oC, yıllık ortalama yüksek sıcaklık 32.0 oC, yıllık ortalama düsük
sıcaklık –2.48 oC’dir. Mevsimler itibariyle yagıs rejimi ilkbahardan yaza dogru hızla
azalmaktadır. En yagıslı mevsim kıs (337.7 mm), en kurak mevsim ise yazdır (131.9 mm).
Bununla beraber, yüksek kesimlerde ortalama yıllık yagıs 1000 mm ye çıkabilmekte, ortalama
sıcaklık ise -16.1 oC ye kadar düsebilmektedir (12). Alandaki toprak türü genelde granit
anakayası üzerinde olusmus sıg bir kumlu balçık toprak türüdür. Bu alandaki toprak profil
Toprak Asitliligi Üzerinde Agaç Türleri, Tepe Yapıları ve Mevsimlerin Etkisi
222
örneklerinde Ah ve C horizonu açık bir sekilde belirgin iken B horizonu olusumu genelde
belirgin degildir (13, 14).
Arastırma materyali olan toprak örnekleri, üç farklı dönemde (Kasım 2002, Mart ve
Haziran 2003), sarıçam, ladin ve kızılagaç türlerinin bulundugu üç farklı deneme alanından
alınmıstır. Her bir deneme alanında, her bir agaç türü için seçilen üç farklı agaçın gövdesinden
açık alana dogru, derinligi 35 cm, yatay mesafedeki uzunlugu 3 m olan toprak profili açılmıstır.
Açılan bu toprak profilinin, yatay uzunlugunun dört farklı mesafesinden (30, 90, 180 ve 270 cm)
ve iki farklı derinlik kademesinden (0-15 cm ve >15cm) toprak örnekleri alınmıstır. Toprak
örnekleri yanında, her bir mesafeden humus örneklemesi de yapılmıstır. Humus tabakası ladin
altında 8-10 cm, sarıçam altında 5-6 cm iken kızılagaç altında ise çok düsüktür (1-2 cm). Alınan
örnekler plastik posetlere konularak etiketlenmis ve pH degerlerini belirlemek amacıyla
laboratuara getirilmistir.
Laboratuarda hava kurusu haline getirilen toprak örnekleri, havanda dövüldükten sonra 2
mm’lik elekten geçirilmistir. Yaklasık 10 gram toprak örnegi 50 ml’lik beher içine konulmus,
üzerine 25 ml saf su eklenmis ve 24 saat bekletilmistir. Daha sonra buffer çözelti kullanılarak
(pH 4 ve pH 7) kalibrasyonu yapılan pH metre örnek içine daldırılarak toprak örneginin pH’sı
belirlenmistir. Her 5 örnekten sonra pH kalibrasyonunun dogru olup olmadıgı buffer çözeltiler
kullanılarak dogrulanmıstır. Humus örneklerinin pH degerleri ise araziden örnekler laboratuara
getirildikten hemen sonra ölçülmüstür.
Toprak pH degerleri üzerinde mevsimlerin, agaç türlerinin ve agaç gövdesinden
uzaklıgın istatistiksel olarak önemli olup olmadıgını belirlemek için elde edilen veriler üzerinde
SPSS paket programı (Version 9.0 for Windows) kullanılarak üç yönlü ANOVA (varyans
analizi) uygulanmıstır. Toprak pH degerleri ile humus pH degerleri arasındaki dogrusal
regresyon iliskisi MS EXCEL 2000 programı kullanılarak belirlenmistir.
3. BULGULAR
Mevsimlere baglı olarak agaç gövdesinden uzaklastıkça ladin, sarıçam ve kızılagaç
türleri altındaki 0-15 cm ve >15 cm topraktaki pH degisimleri anılan sıralamaya göre Sekil 1 ve
Sekil 2 de verilmistir. Bu üç tür altındaki 0-15 cm derinlikteki toprak pH degerleri, 15 cm’den
daha derinden alınan toprak pH degerlerinden yüksek olmasına ragmen istatistiki olarak önemli
bir farklılık göstermemistir. Fakat, toprak derinlik kademelerindeki pH degerleri türlere,
mevsimlere ve agaç gövdesinden olan uzaklıga göre aynı yönde degisim göstermistir. ki
derinlik kademesi arasında, pH bakımından en önemli farklılık olarak üst toprakların pH
degerlerinin türler arasında daha fazla farklılık gösterdigi tespit edilmistir. Bu nedenle bundan
sonra yapılacak olan açıklamalarda derinlik kademeleri fazla dikkate alınmayacaktır.
Üç yönlü varyans analiz sonuçları Tablo 1 de sunulmustur. statistiksel olarak sonuçlar
bize, farklı agaç türlerinin toprak pH degerlerini etkileyen en önemli faktör oldugunu (P<0.001,
R2 = 0.98 ), bunu mevsimlerin (P<0.001, R2 = 0.96) ve daha sonra ise agaç gövdesinden olan
uzaklıgın (P<0.001, R2 = 0.94) izledigini göstermistir. Bununla beraber, toprak pH degerlerinin
degisiminde rol oynayan bu üç faktör birlikte degerlendirildiginde ve elde edilen sonuçlara
bakıldıgında, istatistiksel olarak bu üç faktörün toprak pH degerleri üzerinde önemli bir etkisinin
oldugu görülmüstür (P<0.001, R2 = 0.92). Agaç türlerinin, mevsimlerin ve agaç gövdesinden
uzaklıgın pH degerleri üzerine olan etkileri arasındaki diger anlamlı iliskiler yine Tablo 1 de
verilmis ve sonuçlar asagıda açıklanmıstır.
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
223
Toprak Asitliligi Üzerinde Agaç Türleri, Tepe Yapıları ve Mevsimlerin Etkisi
224
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
225
Toprak Asitliligi Üzerinde Agaç Türleri, Tepe Yapıları ve Mevsimlerin Etkisi
226
Kızılagaç topraklarının pH degerleri üç mevsimde de sarıçam ve ladinden daha yüksek
degerde bulunmustur (Sekil 1 ve 2). Sarıçam topraklarının pH degerleri, ladin topraklarının pH
degerlerinden daha düsük olmakla birlikte, sarıçam ve ladin toprakları arasındaki pH
degerlerindeki farklılık, agaç gövdesinden olan uzaklıkla ve mevsimlerle önemli bir degisim
göstermistir. Örnegin, sonbahar ve ilkbaharda, sarıçam ve ladin altındaki toprak pH degerleri her
bir mesafede önemli derecede farklılık gösterirken, yaz mevsiminde iki türün toprakları arasında
pH degerleri önemli bir farklılık göstermemistir (Sekil 1 ve 2).
Bu üç türün topraklarının pH degerleri sonbahar mevsiminden yaz mevsimine dogru bir
azalma göstermistir (Sekil 1 ve 2). Bu azalma ladin ve sarıçam topraklarında oldukça fazla bir
deger gösterirken, kızılagaç topraklarının pH degerleri çok düsük bir azalma göstermistir (Sekil
1 ve 2). Agaç türü*mevsimler iliskisine bakıldıgında da, bu söylenen iliskinin kızılagaç ile
sarıçam, ladin türleri arasında istatistiki olarak önemli (P<0.001, R2 = 0.94) bir degisim
gösterdigi bulunmustur.
Agaç gövdesinden uzaklastıkça toprak pH degerlerinde önemli bir degisiklik oldugu
bulunmustur. Fakat, bu farklılıklar mevsimlere baglı olarak önemli degisimler göstermistir.
Agaçtan uzaklık*mevsim iliskisi de (P<0.001, R2 = 0.84) bu degisimin istatistiksel olarak önemli
oldugunu göstermistir. Sonbahar ve ilkbaharda, sarıçam ve ladin türlerinin agaç gövdesinden
uzaklastıkça toprak pH degerlerinde 180 cm ye kadar bir artıs, daha sonra ise (270 cm) bir düsüs
oldugu bulunmustur. Yalnız, sonbaharda ladin agacından 270 cm uzaklıkta pH degerinde hızlı
bir azalma görülmüstür (Sekil 1 ve 2). Yaz mevsiminde ise, agaç gövdesinden uzaklıga baglı
olarak üst toprak pH degerlerinde önemli bir degisiklik görülmezken, alt toprak pH degerlerinde
önce bir artma daha sonra ise bir azalma görülmüstür (Sekil 2). Kızılagaç toprakları ise agaç
gövdesinden uzaklıga baglı olarak bir artıs göstermesine ragmen bu artıs istatistiksel olarak
önemli bulunmamıstır. Agaç türü*agaç gövdesinden uzaklık iliskisi de kızılagaç ile ladin ve
sarıçam arasındaki bu farklılıgın istatistiksel olarak önemli oldugunu (P<0.001, R2 = 0.95)
göstermistir.
Mevsimlere, agaç türlerine ve agaç gövdesinden uzaklıga baglı olarak degisim gösteren
toprak pH degerleriyle, humus pH degerleri arasındaki dogrusal regresyon iliskisi Sekil 3’te
verilmistir. Humus pH degerlerinin mevsimlere, agaç türlerine ve agaç gövdesinden uzaklıga
baglı olarak artma ve azalmasının toprak pH degerlerini önemli derecede (R2 = 0.91) etkiledigi
bulunmustur.
4. TARTISMA VE ÖNERLER
Orman topraklarının çogunlugunun pH degerleri hafif asit (pH 6.5) ile siddetli asit (pH
4.0) arasında degisim göstermektedir (3, 10). Bu degerler arasında degisim gösteren bir orman
topragı, üzerinde yetisen farklı agaç türlerinden topraga eklenen farklı kimyasal bilesikteki
organik maddelerden ve bu organik maddelerin ayrıstırılması sonucu ortaya çıkan organik
asitlerden önemli derecede etkilenmektedir. Genel olarak, igne yapraklı türler, örnegin çamlar,
ladin, duglas türleri, üst topragın asitliligini genis yapraklı türlerden daha fazla arttırmaktadırlar.
Bununla beraber, bazı çalısmalarda, örnegin Howard ve Howard tarafından 1974 yılında (15)
yapılan ve bir çok türleri içine alan (buna igne yapraklılar ve genis yapraklı türlerde dahil)
çalısmasında, toprak asitliliginde en belirgin yükselme gösteren örneklerden bazılarının genis
yapraklı türler, örnegin Quercus robur ve Alnus incana altındaki topraklarda oldugunu
belirlemistir.
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
227
Toprak Asitliligi Üzerinde Agaç Türleri, Tepe Yapıları ve Mevsimlerin Etkisi
228
Bu konuda ulasabildigimiz çalısmalar degerlendirildiginde ortaya çıkan genel sonucun
“farklı agaç türlerinin topraklar üzerinde farklı etkiye sahip oldugu, igne yapraklıların toprak
asitliligini genis yapraklılardan daha fazla arttırdıkları, fakat bu etkilerin yerel sartlarla sıkı bir
iliski içinde oldugudur”.
Burada sunulan çalısmamızda buldugumuz sonuçlar da bu çalısmaları destekler yöndedir.
Bunlara ek olarak, türlerin toprak pH degerleri arasındaki farklılıkların, agaç gövdesinden olan
uzaklıkla önemli derecede artma **** azalma gösterdigi ve bunda da mevsimlerin önemli bir
etkisinin oldugu da bulunmustur. gne yapraklı sarıçam ve ladin türleri aynı sartlar altında,
toprak asitliligini genis yapraklı kızılagaç türünden daha fazla asitlestirmektedir. Avrupa’da
yapılan bir çok çalısmada da (16), örnegin kayın (Fagus sp.) **** mese (Quercus sp.) yerine
Picea abies **** Pinus sylvestris dikilmesinden sonra toprak pH’sının önemli ölçüde azaldıgı
birdirilmistir. Topraktaki pH azalmasının 0,1 ile yaklasık 1,0 birim arasında oldugu ve çogu
durumda asitlesmenin yüzey horizonlarda ve üst 10-20 cm arasında sınırlandıgı vurgulanmıstır.
gne yapraklı türler toprak asitlesmesini arttırmakla birlikte, bu türlerin asitlestirme hızları da
kendi aralarında farklılıklar göstermektedir. Örnegin, 40 yasındaki Picea glauca, Pinus resinosa
ve Pinus banksiana bükleri altındaki mineral toprak ve orman ölü örtüsünün pH degerlerindeki
degisimler üzerine yapılan bir çalısmada (17), çam türleri altındaki orman ölü örtüsünün pH
sının daha düsük oldugu, buna karsılık, mineral toprak pH’sının ladin altında en düsük degeri
gösterdigi bulunmustur. Bizim buldugumuz sonuçlar ise, sarıçamın, altında bulunan hem
humusu hem de topragı ladinden daha fazla asitlestirdigidir.
Bu üç tür birlikte degerlendirildiginde ortaya çıkan sonuç, kızılagaç, ladin ve sarıçam
türlerinin toprak pH degerleri arasındaki farklılıkların, mevsimlerle önemli degisiklikler
göstermesidir. Sonbahar ve ilkbaharda toprak pH degerlerinde bu üç tür arasında en fazla
farklılık bulunurken, yaz mevsiminde sarıçam ve ladin topraklarının pH degerlerindeki hızlı bir
düsüs nedeniyle türler arasındaki farklılık, sadece kızılagaç ile ladin, sarıçam arasında oldugu
görülmektedir (Sekil 1 ve 2). Yaz mevsiminde sarıçam ve ladin altındaki toprak pH degerlerinin
hızlı bir sekilde düsmesine, sıcaklıkların artmasıyla mikroorganizmaların ayrıstırmalarının
hızlanmasına ve dolayısıyla ortaya çıkan organik asitlerin toprak pH sını önemli ölçüde
düsürmesine neden oldugu sanılmaktadır. Yaz mevsiminde ölçülen ladin ve sarıçam altındaki
humus örneklerinin düsük pH degerleri ve bu degerler ile toprak pH degerleri arasındaki pozitif
regresyon iliskisi (Sekil 3) bu düsünceyi destekler yöndedir. Ladin (Picea abies) altındaki humus
tabakalarındaki ve mineral topraktaki ortalama yıllık H+ iyonları üretiminin yapraklı tür olan
kayının (Fagus sylvatica) altındakilerden daha yüksek oldugu daha önceki çalısmalarda
bildirilmektedir (18). Bu oranlar ladin için 4,04 (±0,04) keq ha-1, kayın için ise 2,09 (±0,09) keq
ha-1 olarak saptanmıstır. Bitkilerin vejetasyon döneminde topraktan katyonları almaları sonucu
topraktaki katyonların azaldıgı ve aldıklara katyonlara karsılık topraga H+ iyonları kazandırdıgı,
kök ve mikroorganizma solunumu sonucu üretilen CO2’in karbonik asit üretilmesini arttırdıgı
(1), katyonların topraktan yıkanması ki ladin (Picea abies) altındaki A horizonundan kalsiyum
ve magnezyum yıkanması sonucu mese ormanı topragının hemen hemen iki katı oldugu
bildirilmektedir (18). Bu gibi faktörler de toprakta bu dönemdeki asitliligin artmasında rol
oynamaktadır.
Agaç gövdesine yakın yerlerden alınan toprak örneklerinin, agacın çevresinden alınan
topraklardan daha düsük pH degerlerine sahip oldugu bir kaç çalısmada bildirilmektedir (19, 20).
Bu farklı degisikliklerin genelde gövde üzerinden gelen yagıs suyu ile ortama direk olarak
havadan ulasan yagıs suyu arasındaki kimyasal farklılıktan kaynaklandıgı söylenmektedir (21,
22, 23). Gövde üzerinden ulasan yagıs suyu önemli derecede asidiktir. Bazı arastırmacılar aynı
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
229
zamanda gövdeye yakın yerde biriken ve oldukça asidik olan kabukların da buna neden
olabilecegini belirtmektedirler. Gövde üzerinden ulasan suyun asitliligi yagıs-agaç tepe yapısı
iliskisi üzerine yapılan çalısmalarda da vurgulanmaktadır. Örnegin, Sarıçamda (Pinus sylvestris)
yapılan bir çalısmada (24) sarıçamın gövdesinden gelen suyun ortalama pH degeri 3.3 olarak
belirlenirken, en düsük pH degeri ise 3.0 olarak bulunmustur. Aynı etkinin yapraklı türlerde de
oldugu, örnegin kayının (Fagus grandifolia) altında gövdeye yakın A1 horizonunun pH degeri
4.5 iken gövdeden 200 cm ileride pH degerinin 6.0 oldugu bildirilmistir (19, 20). Burada
sundugumuz çalısmada, kızılagaç altında gövdeden uzaklastıkça toprak pH degerleri arasında
önemli bir farklılık bulunmazken, ladin ve sarıçamın gövdesinden uzaklastıkça humus ve toprak
pH degerlerinde önemli bir artısın oldugu görülmektedir. Yalnız, gövdeden en uzak noktada her
iki türün altındaki toprakların pH degerlerinde hızlı bir düsüsün olması beklenen bir sonuç
olmamakla birlikte, bu mesafede bulunan yogun orman güllerinin asidik etkilerinin buna neden
oldugu düsünülmektedir. Agaç gövdesinden uzaklastıkça toprak pH sında meydana gelen bu
degisiklikler, yukarıda açıkladıgımız gibi yagıs-agaç tepe yapısı iliskisinden, agaç tepe yapısının
topragı gölgelemesinin meydana getirebilecegi sıcaklık ve nem farklılıklarının mikrobiyolojik
ayrısmayı etkilemesinden veya baska faktörlerden kaynaklandıgı sanılmaktadır. Bizim burada
sundugumuz çalısmamız bir ön çalısma oldugundan bu faktörler burada dikkate alınmamıstır,
fakat bu konudaki çalısmalarımız bu faktörleri de dikkate alacak sekilde devam etmektedir.
Sonuç olarak, farklı türler altındaki toprak pH degerleri veya etkileri karsılastırılırken, bu
degerlerin agaç gövdesinden uzaklıga baglı olarak degisiklik gösterebilecegi ve bu nedenle de
toprak örneklemesi yapılırken bu faktöründe düsünülmesi gerektigi unutulmamalıdır.
KAYNAKLAR
1. Kantarcı, D., Toprak lmi, Ü Orman Fakültesi Yayını, Fakülte Yayın No: 462, stanbul,
2000.
2. Ergene, A., Toprak Biliminin Esasları, Genisletilmis Yedinci Baskı, Yayın No: 0027, Öz
Egitim Basım Yayın Dagıtım LTD. ST, Konya, 1997.
3. Brady, N.C., Weil, R.R., The Nature and Properties of Soils, Twelfth Edition, Prentice Hall,
Upper Saddle River, New Jersey, 1999.
4. Fitzpatric, E.A., An Introduction to Soil Science, Second Edition, Longman Scientific and
Technical, John Wiley and Sons, New York, 1986.
5. Foth, H.D., Fundamentals of Soil Science, Eighth Edition, John Wiley and Sons, 1990.
6. Miller, R.W., Donahue, R.L., Soils, Sixth Edition, Prentice Hall, Englewood Cliffs, New
Jersey, 1990.
7. Eriksson, E., Karltun, E., Lundmark, J.-E., Acidification of Forest Soils in Sweden,
Ambiology, 21 (1992) 150–154.
8. Bergkvist, B., Folkeson, L., The Influence of Tree Species on Acid Deposition Proton
Budgets and Element Fluxes in South Swedish Forest Ecosystems, Ecological Bulletin, 44
(1995) 90–99.
Toprak Asitliligi Üzerinde Agaç Türleri, Tepe Yapıları ve Mevsimlerin Etkisi
230
9. Beier, C., Blanck, K., Bredemeier, M., Lamersdorf, N., Rasmussen, L., Responses of Soil
and Vegetation to Reduced Input of S, N and Acidity to Two Norway Spruce Stands of the
EXMAN Project, Forest Ecology and Management, 101 (1998) 111–123.
10. Barnes, B.V., Zak, D.R., Denton, S.R., Spurr, S.H., Forest Ecology, Fourth Edition, John
Wiley and Sons, New York, 1998.
11. Yüksek, T., Ölmez, Z., Artvin Yöresinin klim, Toprak Yapısı, Orman Alanları, Agaç
Serveti ve Ormancılık Çalısmalarıyla lgili Genel Bir Degerlendirme, Artvin Orman
Fakültesi Dergisi, 4 (2002) 50-62.
12. Kantarcı, D., Artvin-Cerattepe’de Tasarlanan Maden sletmesinin Çevredeki Orman
Toprakları ile Agaçlarına Olabilecek Etkileri ve Alınması Gereken Tedbirler, II. Ulusal
Karadeniz Ormancılık Kongresi, 2002, 296-308.
13. Yüksek, T., Güner, S., Artvin Kafkasör Havzasında Quercus petraea ve Carpinus orientalis
Büklerinin Eko-Silvikültürel Özellikleri Üzerine Bir Çalısma, II. Ulusal Karadeniz
Ormancılık Kongresi, 2002, 770-779.
14. Yüksek, T. Kalay, H.Z., Artvin-Kafkasör Yöresinde Orman ve Orman çi Otlak Alanındaki
Toprakların Bazı Fiziksel ve Hidrofiziksel Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Çalısma,
III Ulusal Hidroloji Kongresi, 2001, 535-544.
15. Howard, P.J.A., Howard, D., Soil Changes Through Afforestation, Annual Report of the
Institute of Terrestrial Ecology, 1984, 86-89.
16. Hornung, M., Acidification of Soils by Trees and Forests, Soil Use and Management, 1
(1985) 24-28.
17. Alban, D.H., Effects of Nutrient Accumulation By Aspen, Spruce and Pine on Soil
Properties, Soil Science Society of America Journal, 46 (1982) 853-861.
18. Gunda, M., Falkengren-Grerup, U., Recovery of Soil pH, Cation-Exchange Capacity and the
Saturation of Exchange Sites in Three Swedish Beech (Fagus sylvatica L.) Forest,
Scandinavian Journal of Forest Research, 15 (2000) 39-48.
19. Matschonat, G., Vogt, R., Effects of Changes in pH, onic Strength and Sulphate
Concentration on the CEC of Temperate Acid Forest Soils, European Journal of Soil
Science, 48 (1997) 163–171.
20. Gillman, G. P., Effects of pH and onic Strength on the Cation Exchange Capacity of Soils
With Variable Charge, Austrian Journal of Soil Research, 19 (1981) 93–96.
21. Chang, S. C., Matzner, E., Effects of Stemflow on Element Cycling in a Beech Forest,
Bayreuther Forum, Oecologia, 41 (1997) 112–115. ISSN 0944-4122.
22. Falkengren-Grerup, U., Bjork, L., Reversibility of Stemflow-nduced Soil Acidification in
Swedish Beech Forests, Environmental Pollution, 74 (1991) 31–37.
23. Matzner, E., Meiwes, K.J., Long-term Development in Element Fluxes With Bulk
Precipitation and Throughfall in Two German Forests, Journal of Environmental Quality, 23
(1994) 162–166.
T. SARIYILDIZ, M. KÜÇÜK
231
24. Nicholson, I.A., Cape, N., Fowler, D., Kinnaird, J.W., Paterson, L.S., Effects of Scots Pine
(Pinus sylvestris L.) Canopy on the Chemical Composition and Decomposition Patterns of
Precipitation, In Ecological Impact of Acid Precipitation (eds D. Drablos & A. Tollen),
Proceedings of an International Conference, Sandefjord, Norway, SNSF, Oslow-As, (1980)
148-149.

Ormantik beğendi.
fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-09-2018, 15:57   #3
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
Sayfa 1
Orman gülleri ve yaban mersini popüler
Batı Oregon'daki ev bahçelerinde bitkiler ve
Washington. Her ikisinin de çoğunun büyümesi kolaydır
bahçeler, ancak büyüme ile ilgili sorunlar oluşabilir eğer
toprak yeterince asidik değildir. Hatta
Cascade Moun'un doğal asidik toprağı
tains, toprak genellikle bunlar için asidik değildir
bitkiler.
Bitkilerin küçük sarı yapraklar varsa
yeşil damarları zıt veya yeni büyüme
bodur, sorun toprak koşulları olabilir, değil
Bir hastalık veya böcek zararlısı. Bu belirtiler olabilir
ekimden sonra bir veya iki yıl görünür ve muhtemelen
toprak koşulları değilse, şiddetli artış
değiştirilmiş.
Bu yayının önemi açıklar
Bitki büyümesine toprak asitliği ve nasıl yapıldığını tartışır.
rhododendronlar, mavi-
meyveler ve diğer “asit seven” bitkiler gelişir
Senin bahçen.
Toprağı anlamak
asitlik ve pH
Asitlik konsantrasyonunun bir ölçüsüdür
toprak çözeltisinde hidrojen iyonları. (Toprak
Çözelti, toprak parçacıkları arasında tutulan sudır.)
Toprak asitliği, bir ölçek kullanılarak toprak pH'ı olarak ifade edilir.
0 ila 14 arası Toprak pH değerleri 7'nin altındadır.
Asidik toprak ve 7'nin üzerindeki değerler temel gösterir.
(alkali) toprak. Hidrojen iyonu konsantresi olarak
Tion ve asitlik artar, toprak pH düşer. İçin
batı Oregon ve batı Washington, bir toprak
5'in altındaki pH düşük ve bir toprak pH değeri olarak kabul edilir
7'nin üzerinde yüksek kabul edilir.
Toprak pH kök için genel koşulları etkiler
büyüme. Bazılarının kullanılabilirliğini belirler
bitki büyümesi için gerekli olan elemanlar
bitkiler için zehirli olan diğerlerinin mevcudiyeti.
Çinko ve demir gibi besin maddeleri sınırlıdır
toprak pH değeri 7.5'in üzerindeyse kullanılabilirlik. Toprak
miktarı artırmak için asitlendirilmiş (pH düşürüldü)
mevcut demir, çinko ve diğer besin maddeleri
bitki büyümesi.
Toprak pH değerinin önemini kavramak
bitki büyümesi, yüzmede kendini düşün
havuzu. Su çok soğuk veya çok sıcaksa veya
Klor içeriği çok yüksek gözlerin acı, sen
havuzdan çıkabilir. Şimdi, kökleri düşün
toprakta büyümeye çalışıyor. Toprak pH çok yüksek ise
ya da çok düşük, bitki kökleri orada olmak istemiyor.
Ne yazık ki, dışarı çıkamazlar. Onlar değilse
“Rahat” çünkü toprak pH değeri çok yüksek veya
Çok düşük, normal büyürler ya da taşımıyorlar
Bitki için yeterli besin maddesi.
Bitkiler toprak pH'ı için tercihlerinde farklılık gösterir.
Örneğin, sebze bahçeleri iyi bir
YARDIMCI BİR YAĞ YAĞI
Yaban Mersini ve Süs Bitkileri için
Bahçede ve Bahçede
Cascade Sıradağlarının Batısı
Oregon ve Washington'da
J. Hart, D. Horneck, R. Stevens, N. Bell ve C. Cogger
John Hart, Uzatma toprağı bilimcisi, Oregon State Üniversitesi; Donald
Horneck, Uzatma fakültesi, Umatilla ve Morrow ilçeleri, Oregon
Devlet Üniversitesi; Robert Stevens, Uzatma toprağı bilim adamı, Washington
Devlet Üniversitesi; Neil Bell, Eklenti topluluğu bahçıvan, Polk
ve Marion eyaletleri, Oregon Eyalet Üniversitesi; ve Craig Cogger,
Uzatma toprağı bilim adamı, Washington State Üniversitesi.
EC 1560-E • Nisan 2003
$ 1.50
________________________________________
Sayfa 2
2
toprak pH'sı 6.5 ve çimler pH değerinde iyi gelişir
6.0. “Asit seven” bitkiler, açelya, yaban mersini gibi
ries ve orman gülleri aşağıda bir toprak pH gerektirir
6 ve tercihen 5.5'in altındadır. İçin bkz. Tablo 1
Seçilen bitkiler için önerilen toprak pH değeri.
Toprak asidifikasyonu doğal olarak batıda
Çağlayan dağlar. Kış yağışları
baz olarak adlandırılan kimyasal bileşikler (öncelikle
topraktan kalsiyum ve magnezyum)
asidik toprak. Bazlar içine liç
yeraltı suyu, “sert” kuyu suyuna neden olur.
doğal toprak asitlenme süreci hızlanır
bazı azotlu gübrelerin kullanımı ile
kaldırma ve diğer bahçe uygulamaları.
Toprak pH'sını düşürmek yerine, bahçıvanlar batıya
Cascades genellikle onu artırmak gerekir
kireç ekleyerek. Normalde sadece bitkiler
Batı Oregon'da toprak asitlenmesi ve
Washington, açelya, yabanmersini, ormangülü,
ve muhtemelen kamelya ve kızılcık. Bazı
maples, tatlı sakız, birkaç meşe ve biraz koni
6.5'in üzerinde pH ile toprakta iyi yetişmezler.
İhtiyacın belirlenmesi
toprak asitlenmesi için
Bitkiler, ihtiyacın mükemmel göstergeleridir
toprak asitlenmesi. Birkaç semptom sergilenmektedir
toprak pH değeri bir bitki için çok yüksek olduğunda. bir
Ortak semptom normalden daha küçük yapraklar
soluk yeşil veya sarı (chlorotic) hariç
belirgin, yeşil damarlar için (Şekil 1). Bitkiler
ayrıca kahverengi yaprak kenarları olabilir. Yeni büyüme
İlk önce etkilendi.
Bu belirtilere demir eksikliği neden olur
toprak pH değeri
bitki. Bitki yeteri kadar demir alamıyor
normal büyüme için toprak. Demir eksikliği olabilir
bitkilerin kötü ve nihayetinde performans göstermesine neden olur
ölmek.
Azot ve sülfür eksiklikleri de neden olur
sarıya dönüşüyor. Ancak, etkilenen yapraklar
bu eksikliklerin zıt yeşil yoktur
damarlar. Azot ve sülfür eksiklikleri
süs bitkilerinde nadirdir. Demir gibi
eksikliği, yeni büyüme
sülfür eksikliği olan bitkiler etkilenir
ilk. Azot eksikliği görülür
eski yapraklarda ilk. Eğer bir uygulama
nitrojen veya sülfürün yaptığı
bitki rengini etkilemez, düşünün
demir eksikliği ve dolayısıyla yüksek
toprak pH, olası bir nedeni olarak
sarı yapraklar
Şekil 1. — Normal yabanmersini yaprağı
(solda) ve demir eksik yaprak (sağda).
Soluk yeşil yaprak alanına dikkat edin ve
demir damarlarındaki yeşil damarları kontrast
eksik yaprak.
Tablo 1. — Ortak ev bahçeleri için önerilen toprak pH değeri
ve batı Oregon'daki peyzaj bitkileri ve
Washington.
Önerilen toprak
Bitki
pH aralığı
Yıllık peyzaj bitkileri
6.0 - 7.0
Açelya
4,5'ten 5.5'e
Yaban mersinli ve kızılcık
4,5'ten 5.5'e
Mavi ortanca
4,5 ila 6,0
Kamelya
5,0 ila 6,5
kızılcık sopası
5,2 ila 6,0
Meyve ağaçları
6.0 - 7.0
üzüm
5.5'ten 6.5'e
Otsu süs bitkileri
6.0 - 7.0
çimler
5,5 ila 8,0
Kavun, sarımsak ve karnabahar
6,5 ila 7,5
rododendron
4,5'ten 5.5'e
Gölgelik ağaçlar
5,0 ila 6,5
Sebze bahçeleri
6.0 - 7.0
Odunsu çalılar ve üzüm
güller, hor çiçeği ve akasma gibi
5,5 ila 7,0
________________________________________
Sayfa 3
3
Aşırı güneş ışığı ve su eksikliği de olabilir
yaprakların sararmasına neden olur (Şekil 2). Eğer
sarı renk ağırlıklı olarak güneyde veya
bitkinin batı tarafı, aşırı güneş ışığı veya stres
su eksikliği sebebi olabilir. Çözme
Bu problemler bitkiyi hareket ettirmeyi içerebilir veya
sulama programınızı ayarlamak.
Çünkü sarı yapraklar birçok nedenden kaynaklanabilir
faktörler, sizin asitlendirmek için bir program başlatmayın
Yalnız bitki belirtilerine dayanan toprak. Eğer sen
pH sorunundan şüphelenmek, toprağın
ticari laboratuvar. Herhangi bir toprak test laboratuvarı
küçük bir ücret karşılığında toprak pH değerini belirleyecek,
genellikle 10 dolardan az. Laboratuvarların listesi
OSU ilçe ofisi kullanılabilir
Uzatma Servisi ve Web'de (bkz. “
daha fazla bilgi, ”sayfa 6).
Toprak testinde ilk adım bir toprağı toplamaktır.
Numune. Çeşitli yerlerden toplayın,
toprağı tek bir kapta birleştirmek. İçin
Daha fazla bilgi için, bkz. EC 628, Toprak Örnekleme için
Ev Bahçeleri ve Küçük Acreages.
Renk çözümlerine dayanan toprak test kitleri
birçok bahçe merkezinde kullanılabilir. Onlar olabilir
toprak pH'sini, sonuçların sıklığını gösterir
için bir rehber olarak hizmet etmek için yeterince doğru değildir
toprak asitlenmesi. Çözümler genellikle bozulur
zaman ve ısı ile ve
Kitin rengiyle toprak çözeltisi karışımı
cips bir meydan okuma olabilir. Bir laboratuvar analizi
toprak pH değerini belirlemek için daha iyi bir yol.
Asit malzemeleri
Toprak için iki tip malzeme kullanılabilir
asitlendirme: elemental kükürt, sonuç veren
nispeten hızlı sonuçlar ve azotlu gübre,
Daha yavaş hareket eder. Toprak asitlenme ise
ihtiyaç duyulan çoğu ev sahibi hızlı sonuç almak ister
elemental kükürt en iyi seçenektir. Bir azalma ise
toprakta sadece 0,2 veya 0,3 ünite pH istenir,
azotlu gübre kullanılabilir.
Alüminyum sülfat ayrıca toprak pH değerini düşürür, fakat biz
Potansiyel nedeniyle kullanımını önermiyoruz
zararlı yan etkiler (bitki için alüminyum toksisitesi
bitkiyi önemli ölçüde azaltabilen kökler)
büyüme.
Elemental kükürt
Toprak pH'ında en hızlı azalma
elementel sülfür kullanılarak elde edilir. Ne zaman
elementel kükürt (S) toprakla karıştırılır,
doğal olarak meydana gelen bakteriler, tiobakillius,
okside eder. Oksidasyon, sülfürik asit oluşturur
toprak çözeltisi, böylece toprak pH'ı azaltır. İçin
düzgün çalışması için süreci karıştırmalısınız
toprak ile elemental kükürt.
Toprak pH'ınız 6.5'in altındaysa, daha fazla asitli
tion ile oldukça kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir.
elemental S. Örneğin, yapılan araştırmada
Wilsonville, Oregon, tek bir uygulama
1,000 fit kare başına 45 lira yapıldı.
pH'ı 5,7 ve 3,5 arasında değişen bir balçık toprağa
organik madde. 2 yıl sonra toprak pH değeri
pH 5.1'e indirgendi ve stabilize edildi.
Şekil 2. - Sararmış yapraklar her zaman bunu göstermez.
toprak pH'ı çok yüksek. Bu ormangülü büyüyor
5.4 pH ile toprak. Her zaman toprak pH'sini kontrol edin
toprağınızı asitlendirmeye karar vermek.
________________________________________
Sayfa 4
4
Asitleştirici gübreler
Amonyum (NH 4 ) içeren gübreler
amonyum nitrat gibi azot formu,
üre, amonyum fosfat ve amonyum
sülfat, toprak asitlendirir. Toprak bakterileri değişiyor
nitratın nitrojen amonyum formu
( 3 adet
- ) formu. Sürecin bir yan ürünü
toprağı asitlendiren hidrojen (H + ) iyonları.
Amonyum nitrat ve üre eşittir
Toprağı asitleştirme yetenekleri. Amonyum sülfat
grubun en asitlendiricidir. Malzemeleri
amonyum nitrat olarak iki kat fazla asitlik veya
üre. Amonyum fosfatın asitleştirme yeteneği
toprak üre veya merminin biraz daha azdır
nium nitrat.
Asitleyici gübre kullanımı tavsiye edilmez.
demir eksikliği olan yaban mersini veya orna-
daha fazla bir düşüş olduğunda zihinsel bitkiler
0.4 pH ünitesi gereklidir. Asitleştirici gübreler
toprak pH'ı elementelden daha yavaş yavaşlatır
sülfür. 2 yıldan fazla süre gerekebilir
bir azot kullanarak toprak pH değerini 0.4 pH düşürün
gübre. Örneğin, yıllık başvuru
Willamette Vadisi yaklaşık çimler
1.000 feet kare başına 3.5 kilo azot
amonyum sülfat formu, toprak pH'ını düşürür
Her yıl 0.1 ila 0.2 birim.
Amonyum gübrelerinin toprakla karıştırılması
önerilen çalılar etrafında zor ama zor.
Bir yüzey uygulaması, en üstteki
iki toprak. Yüzeyde azalan toprak pH
Toprak veya iki toprak demirden rahatlama sağlayabilir
eksiklik. Toprak pH sadece asidik olduğunda
yüzey, sadece bazı dallar sarı sergileyebilir
Demir eksikliğinden kaynaklanan büyüme ve bodurluk büyümesi.
Elemental S'den farklı olarak gübre kullanılmamalıdır.
yaban mersini veya süs bitkileri
kış yağmurları gibi sonbahar ya da ekilmemiş zemin
nitratı topraktan aşağıya taşıyacak
Yeraltı suyunu kirletebilir. EC 1503'e bakın,
Bahçenizi Gübreleme: Sebzeler, Meyveler ve
Tavsiye edilen oranlar ve zamanlama için süs eşyaları
çeşitli bitki türleri için. Tavsiye etmeyin
elde etmek amacıyla tamir edilen azot oranları
daha büyük asitlendirme.
Toprağınızı nasıl asitlendirirsiniz
Bizim tavsiyemiz toprağınızı asitlendirmektir
birkaç yıl içinde kademeli olarak. İki küçük uygulama
Bir yıl arayla asitleştirici malzeme daha iyi
tek bir büyük uygulamadan. Toprak asitlenmesi
reaksiyonların tamamlanması bir yıl veya daha fazla sürebilir,
bu yüzden değişimi izlemek için her yıl toprak pH'sini kontrol edin.
PH'ı her yıl aynı zamanda toprak pH'ı olarak kontrol edin
mevsimsel olarak değişir.
Bu bölüm, iki prosedürü açıklar.
asitli toprak: (1) önce toprak asitlenme
dikim ve (2) mevcut için toprak arıtma
bitkiler.
Dikimden önce toprağı asitlendirmek
En etkili yaklaşım, elemen-
Yıllar geçtikçe S, toprak pH değerini gözlemler ve
Daha önce istenilen pH değerine ulaşılıncaya kadar bekleyiniz.
dikim (bkz. Tablo 1).
Kile göre element kükürt ekle
Tablo 2'de gösterildiği gibi toprak içeriği (sayfa 5). karıştırmak
kükürt toprağa.
Örneğin, toprağınız kumsa, 10 ila
1000 fit kare başına 20 libre E,
kükürt olarak toprak pH'sında daha büyük bir azalma sağlar
kumlu bir toprakta bir tınlı veya killi toprakta. Eklemek
1000 kare başına 40 ila 50 pound E elementi
killi topraklar için ayaklar. Yüksek organikli toprak
madde içeriği ayrıca daha temel S gerektirir
aynı düşüşü sağlamak için kumlu topraktan
toprak pH'ı. Organik maddede yüksek toprak karanlıktır.
Neredeyse siyah renkte ve genellikle parçalanıyor
nemli olduğunda kolayca. Toprağın organik yüksek ise
madde ve orta veya yüksek kil içeriği vardır
(1 inç uzunluğunda bir “şerit” üretir),
her biri için 40 ila 50 pound
1.000 fit kare.
Toprağı kestirmek hakkında sorularınız varsa
Kil içeriği veya organik madde içeriği, iletişim
Yerel Uzatma Servis ofisiniz.
Elemental S ekledikten ve karıştırdıktan sonra,
reaksiyonun devam etmesi için birkaç ay. bir
mantıksal yaklaşım S uygulamasının sonbaharda ve testte uygulanmasıdır.
İlkbaharda toprak pH'ı. İstenilen toprak pH'sı
ulaşılmadı, süreci tekrarlayın.
________________________________________
Sayfa 5
5
Birçok ev sahibi birinden daha fazla bekleyemez
toprak dikimden önce asitlenecek yıl. İçinde
Bu durumda, en iyi seçenek temel S'yi uygulamaktır.
ilkbaharda sonbaharda ve bitkide. Eğer karar verirsen
pH düşürülmeden önce bitkiye
Ancak, kökeni tedavi etmeniz gerekebilir.
Kurulduktan sonra bireysel bitkilerin zonu
(aşağıya bakınız).
İşlemi uygulayarak hızlandırmaya çalışmayın.
tavsiye edilen kükürt miktarından daha fazla.
Çok fazla kükürt uygulamak toprak pH'ına neden olabilir.
topraktaki bazı elementlerin o kadar azalması
bitkiler için zehirli hale gelir.
Mevcut bitkiler için toprağı asitlendirmek
Mevcut çalılar veya ağaçlar varsa
pH ile indüklenen kloroz, küçük bir asit olabilir
kök bölgesinin bir parçası. Bitki daha sonra elde edebilirsiniz
Bu bölgeden besinler. Bu prosedür olabilir
yılın herhangi bir zamanında gerçekleştirildi, ancak sonbahar en iyisidir.
Toprağınızdaki kil miktarını tahmin etmek
Nemli topun uyumlu bir top oluşturması için yaklaşık 1 ⁄ 4 fincan toprak nemlendirin . Su ekle
yavaş yavaş toprak hamur pasta hamuru, ahşap dolgu veya oyun hamuru benzer bir kıvama sahip oluncaya kadar.
toprak akma veya elinize yapışmamalı. Toprakla bir top yapın. Bir toprak uzunluğu
“Şerit” toprağın kil içeriğini ifade edecektir. Toprak “şerit” yaklaşık 1 ⁄ 16 inç olmalıdır
kalın. Bir toprak "şerit" yapmak için, top aşağı doğru ilerleyin ve başparmağınızla ilerleyin
işaret parmağınızın karşısında. Şerit kırılıncaya kadar itme / yuvarlanma işlemini tekrarlayın. danışmak
Kurdelenin uzunluğundan kil miktarını tahmin etmek için Tablo 2 .
Tablo 2. - Topraktaki kil içeriğine dayanan kükürt ile toprak asitlenmesi.
Miktarı
elemental S
Yüzde kil
eklemek
Toprakta toprak “şerit” uzunluğu
(lb / 1,000 sq ft) Yorumlar
Yaklaşık 3 inç
40'tan fazla
40 ila 50
Çok plastik ve yapışkan
kek için nemlendirildiğinde
buzlanma kıvamı
1 ila 3 inç arasında
20 ile 40 arasında
20 - 40
Biraz yapışkan
kek için nemlendirilmiş
buzlanma kıvamı
Yaklaşık 1 inç
20'den az
10 ila 20
Kumdan cesur hissedebilir
veya yüksek silt pürüzsüz
içerik
Şekil 3. - Mevcut bir bitki için toprağı asitlendirirken,
bitkinin damlama hattı etrafında delikler kazın.
Damlama hattı
________________________________________
Sayfa 6
Ağaç başına en az 4 delik kazın (tercihen
8 ila 12), en az 1 ayak derinliğinde ve 4 ila 8 inç
“damlama çizgisi” yakınında çap (Şekil 3, sayfa 5).
Kaldırılan toprak ile 1 ⁄ 4 bardak elemental S karıştırın
her delikten. Az miktarda demir (2 to
3 yemek kaşığı) da eklenebilir. Doldurun
toprak ile delik. Su için gerekli
devam etmek için reaksiyon, ama çok fazla su
elementel S reaksiyonuna zararlı ve
toprak. Toprağı bitkinin etrafında nemli tutun ama
ıslak değil (yapışkan veya doymuş değil).
Yapraktan demir uygulaması
Yapraklı demir spreyler allevi-
Bazı durumlarda demir eksikliği yediler. Yaprak kullanın
bitkiler aşırı belirtiler gösterdiğinde uygulama
ve toprak asidifikasyon daha fazla gerektirmesi bekleniyor
2 yıldan fazla. Yapraktan spreyler korunmasına yardımcı olabilir
Toprak pH'sı düzeltildiğinde bitki sağlığı. Bir kombi
yaprak demiri demeti ve toprak asidi
Tek program yolu kurulabilir
Bitkiler ağır demir eksikliğinden kurtulabilirler.
Yapraktan spreylerin genellikle kısa süreli etkisi vardır.
ancak, birbirlerinin uygulanması gerekiyor
Büyüme mevsimi boyunca hafta.
3 galon demir sprey hazırlamak için çözünüz
3 galon su içinde 2 ons demir sülfat
ve 2 yemek kaşığı yumuşak ev deter-
Gent. Deterjan, sprey çubuğunun
yeşillik. Sprey ile iyice ıslak yapraklar.
Daha fazla bilgi için
OSU Uzatma Servisi
Bahçenizi Gübreleme - Sebzeler, Meyveler ve
Süsler , EC 1503 (1998).
Ev Bahçenizde Yetişen Yaban Mersini , EC 1304
(1989).
Oregon'a Hizmet Veren Analitik Laboratuvarların Listesi ,
EM 8677 (gözden geçirilmiş 2002).
Ev Bahçeleri ve Küçük Topraklar için Toprak Örneklemesi ,
EC 628 (gözden geçirilmiş 2002).
Birçok OSU Uzantısı Hizmeti yayını,
ek bahçe bilgileri gibi, olabilir
Web'den görüntülendi veya indirildi (http: //
eesc.oregonstate.edu).
Yayınlarımızın ve videolarımızın çoğunun kopyaları
OSU Extension ve Experi-
ment Station İletişim. Fiyatlar ve
sipariş bilgileri, online kataloğumuzu ziyaret edin
(http://eesc.oregonstate.edu) veya faks ile bize ulaşın
(541-737-0817), e-posta (yayınları @ oregonstate.
edu) veya telefon (541-737-2513).
WSU Kooperatif Uzatma
Peyzaj Ağaçları ve Çalıların Gübrelenmesi , EB 1034
(1991).
Rhododendron ve Azalea Problemlerini Tanımlama,
EB 1229 (1999).
WSU Kooperatif Uzantısı yayınını ziyaret edin
WSU Extension Publications Store - Home adresindeki web sitesi
Diğer yayınlar
Tarımsal Araştırma Hizmeti. Demir eksikliği
Bitkiler: Bahçede ve Bahçelerde Nasıl Kontrol Edilir?
Ev ve Bahçe Bülteni Sayı 102 (1976).
© 2003 Oregon Eyalet Üniversitesi. Bu yayın 8 Mayıs Kongresi'nin eylemleri doğrultusunda üretildi ve dağıtıldı.
30 Haziran 1914. Uzantı çalışması Oregon State Üniversitesi, ABD Tarım Bakanlığı ve Oregon'un işbirlikçi bir programı.
ilçeleri. Oregon State University Extension Service, ayrımcılık yapılmadan eğitim programları, aktiviteler ve materyaller sunmaktadır.
ırk, renk, din, cinsiyet, cinsel yönelim, ulusal köken, yaş, medeni hal, engellilik veya engelli gazisi veya Vietnam dönemi
kıdemli statü . Oregon Eyalet Üniversitesi Uzatma Servisi Eşit Fırsat İşverendir.
Nisan 2003 yayınlandı.
özet
Toprak asidifikasyonu bazen neces-
optimum bitki büyümesi için sary. Bitkiler
yaprakların sararması ile acı çekiyor olabilir
demir eksikliği. Demir eksikliği
toprak pH değeri daha yüksek olduğunda oluşur
bitki tolere edebilir. En genel
Çözelti toprağı asitlendirmektir. Eğer sen
toprağı asitlendirmeye çalış,
yönergeleri göz önünde bulundurarak.
• Toprak pH değeri olabileceğinden, dikkatli bir şekilde ilerleyin.
İstenen seviyenin altına inmiş,
özellikle kumlu topraklarda.
• Değişikliği yıllık olarak izleyin
toprak testi.
• Tutarın tam kaydını tut
asitlendirilmiş malzemenin eklenmesi,
karıştırma miktarı ve yılın zamanı
malzeme eklendi.



Orijinal İngilizce metin:
A CIDIFYING S OIL

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-09-2018, 16:01   #4
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
SERİ B CİLT 51 SAyı 2 2001
İSTANBUL ÜNİvERSİTESİ
ii i ORMAN FAKULTESı
. .
DERGISI
MDF ÜRETİMİNDE DİKKATE ALINMASI GEREKEN
HUSUSLAR
Doç. Dr. Turgay AKBULUT1)
Ar. Gör. Nadir AYRILMIŞ1)
Kısa Özet
Bu çalışmada, mobilya endüstrisi başta olınak üzere birçok kullanım
yerinde önemi giderek artan odun esaslı levha ürünlerinden biri olan
MDF'nin üstün teknolojik özelliklere sahip olarak üretilebilmesi için hammadde
ve üretim teknolojisinde dikkate alınması gereken hususlar ele alınmıştır.
ı. GİRİş
MDF, orta sertlikte bir liflevha olup, termemekanik olarak odun veya diğer lignoselüloz
ik hammaddelerden elde edilen liflerin belirli bir rutubet derecesine kadar kurutulduktan
sonra yaklaşık %9-11 oranında sıcakta sertleşen bir tutkal ile karıştırılarak sıcaklık ve basınç
altında preslenmesiyle oluşan homojen yapıda levhadır. MDF'nin kalınlığı ı.80-60 mm, yoğunluğu
ise genelde 0.55-0.80 g/crn! arasında değişmekte olup, çoğunlukla 0.70-0.80 g/cm! arasında
üretilmektedir. (AKBULUT 1999).
Odun kökenli levha ürünleri arasında MDF üretimi, endüstriyel bakımından ilk olarak
1965 yılında başlamış olmasına rağmen, hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Bu hızlı gelişmede, ince
çaplı ve düşük nitelikli odun hammaddesi ile diğer ağaç işleyen endüstrilerin artıklarına rasyonel
bir kullanım alanı sağlamış olmasının yanı sıra, elde edilen ürünlerin üstün özelliklere sahip
olması önemli roloynamaktadır.
Üreticilerin belirlenen sınırlar içerisinde arzu edilen levhayı üretebilmesi için levhanın
özelliklerine tesir eden bütün faktörleri bilmesi ve bunları amaca uygun olarak kombine edebilmesi
şarttır. MDF'nin teknolojik özelliklerini etkileyen gerek hammadde ve gerekse üretim
I) İ.Ü. Orman Fakültesi, Odun Mekaniği ve Teknolojisi Anabilim Dalı
Yayın Komisyonuna Sunulduğu Tarih: 15.03.2002
26 TURGA YAKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
parametreleri ile ilgili önemli faktörler aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır. Bu makalede kuru
yöntem esas alınmıştır.
2. MDF ÜRETİMİNDE KULLANILAN HAMMADDELERLE İLGİLİ
HUSUSLAR
2.1 Ağaç Türü
MDF'nin yaklaşık %90'mndan fazlasım odun oluşturmaktadır. Bu yüzden ağaç türü,
levha özellikleri üzerinde büyük etkiye sahiptir. Liflevha endüstrisinde uzun lifli ve nispeten
hafif olmaları, pH değerlerinin levha üretimi için uygun bulunmaları ve kolay sıkıştırılabilmelerinden
dolayı iğne yapraklı ağaçlar daha fazla tercih edilir.
Kuru yöntemle liflevha üretiminde yapraklı ağaçlar da büyük oranda değerlendirilmektedir.
Yapraklı ağaçlar ekonomik olmaları ve fazla miktarlarda bulunmaları dolayısıyla levha
üretiminde tercih edilmektedirler. Reçine ve tanen, boyar maddeler gibi ekstraktif madde oranı
yüksek ağaç ~ürlert liflevha üretiminde tercih edilmemektedir.
AYRILMIŞ (2000) diğer üretim şartları aynı kalmak şartıyla Karaçam (Pinus nigra var.
pallasianaş, Doğu Kayını (Fagus orientalis Lipsky), Saplı Meşc (Quercus robur) ve bu üç türün
karışımlarından üretilen (%40 Kayın + %40 Meşe + %20 Çam) MDF'lerin teknolojik özelliklerini
tespit ettiği çalışmada Çam liflerinden yapılan levhaların janka sertlik değeri hariç diğer
fiziksel ve mekanik özellikleri Meşe, Kayın ve bu üç türün karışımından daha iyi sonuçlar vermiştir.
Kayın odunu liflerinden yapılan MDF'lerin teknolojik özellikleri Meşe liflerinden yapılan
MDF'lerden yüksek çıkmıştır.
HlZIROGLU/KAMDEM (1995) Yalancı Akasya (Robina pseudoacacia) odunundan
yapılan liflevhaların fiziksel ve mekanik özelliklerini tespit etmişler ve elde edilen sonuçlar
ışığında liflevha üretimi için uygun bir lif kaynağı olduğunu sonucuna varmışlardır. Akasya
odununun içerdiği yüksek ekstraktif madde oraıu dolayısıyla liflevhaların düşük kalınlığına şişme
oranı gösterdiği görülmüştür.
Meşe odununun levha üretiminde karışıma katkı oranı ne kadar fazla olursa, hem yüzey
pürüzlülüğü hem de yüzey emiciliği kötüleşmektedir. Kayının artması yüzey pürüzlülüğü açısından,
Çamın artması ise levhanın direnç değerleri ve yüzey emiciliği açısından faydalı bulunmaktadır.
Plantasyonda yetişmiş Kavak odunları farklı miktarda reaksiyon odunu içerdiğinden
dolayı bazı problemler oluşturabilir. Çünkü reaksiyon odunu normal oduna göre çok daha fazla
çalışmakta, farklı anatomik yapısı dolayısıyla biçakla kesilirken tüylenmelere neden olmaktadır.
Ancak, Kavak tek başına kullanılırsa üretim değişkenleri Kavağa göre ayarlanarak kaliteli levha
üretilebilir.
Çeşitli ağaç işleyen endüstri artıklarının da MDF üretiminde değerlendirilmesi mümkündür.
Ancak bu artıklardan elde edilen yongalar ve dolayısıyla Iifler çok kaliteli olmamaktadır.
2.2 Odunun Yoğunluğu
Bir ağaç türünün MDF üretimine uygunluğunu belirleyen en önemli özelliği yoğunluğudur.
Genel bir kuralolarak; yoğunluğu düşük olan türler tercih edilir, orta yoğunluktaki türler
kolaylıkla ve ucuz fiyata bulunabiliyorsa kullamlır, fakat çok yüksek yoğunluğa sahip olan
MDF ÜRETiMiNDE DiKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 27
türlerden sakınılır. Herhangi bir ağaç türünden MDF elde etmek teknik olarak mümkün olmasına
rağmen, çok yüksek yoğunluğa sahip türlerden üretilen levhalar çok ağırdır, bunların işlenmesi
zordur ve taşıma masrafları yüksektir. Aynı zamanda bu tür odunların yongalanmasında
bıçaklar daha kısa sürede aşınmaktadır. Bu yüzden düşük ve orta yoğunluğa sahip türler tercih
edilmektedir. Yoğunluğu 0.35-0.65 g/cm ' arasında olan ağaç türleri MDF üretimi için uygundur.
Yüksek yoğunluğa sahip ağaç türlerinden daha dirençli levhaların üretilebileceği zannedilebilir.
Halbuki; aynı yoğunluğa sahip levha üretildiği takdirde, düşük yoğunluğa sahip türler
yüksek direnç öze!likleri verecektir. Şekil i'de görüldüğü gibi düşük yoğunluklu odundan elde
edilen lifler, yüksek yoğunluklu odundan elde edilen liflerden daha hacimli bir taslak oluşturmaktadır.
Bu iki taslaktan eşit kalınlıkta ve yoğunlukta liflevha yapılmak istediğinde yoğunluğu
düşük olan taslağa daha yüksek sıkıştırma oranı (levha yoğunluğu/odunun yoğunluğu), yoğunluğu
yüksek olan ıaslağa ise düşük sıkıştırma oranı uygulanacaktır. Uygulanan farklı sıkıştırma
oranlarına bağlı olarak elde edilen bu iki levhanın direnç özellikleri birbirinden farklı olacaktır.
Çünkü düşük yoğunluklu odunun liflerinden hazırlanan taslaktaki lif miktarının ve taslak kalınhğırun,
yüksek yoğunluklu oduna oranla fazla olmasından dolayı eşit kalınlığa ulaşabilmek için
daha yüksek basınç uygulanması gerekmekte ve böylece lifler arası temas da artmaktadır. Bunun
sonucu olarak düşük yoğunluklu odundan yapılan liflevhanın fiziksel özellikleri ve mekanik
direnç değerleri, yüksek yoğunluklu odundan yapılan liflevhadan daha iyi olacaktır. (SUCHLAND/
WOODSON 1991).
t)üşOk YQ~oriluklu
Odun
'((/!kSek YOSunluklu
O;Ivn ı 1
YÜKSEK OIRENÇ DÜŞÜK DIRENÇ
Şekil 1: Odunun yoğunluğunun direnç özellikleri üzerine etkisi (SUCHLAND/WOODSON 1991).
TURGA YAKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
Yoğunluğu yüksek olan türlerin (örnek olarak meşe 0.69 g/cm ' ve gürgen 0.83 g/cm ')
sıkıştırılma oranları düşük olduğu için yeterli direrıçte levha elde edilemez. Sıkısunlma oranının
750-800 kg/m! yoğunluklardaki levhalar için yaklaşık i.4-1.5 olması uygun bulunmaktadır.
MDF endüstrisinde genelolarak amaç, düzgün yüzeyli. fiziksel özellikleri iyi, mekanik
özellikleri yüksek ve yoğunluğu düşük bir levha üretmektir. Bu bakımdan hammadde kullammı
olarak, en ekonomik çare, düşük yoğunluktaki türleri (iğne yapraklılar ve bazı yapraklılar) ile
yüksek yoğunluğa sahip türlerin uygun oranlarda karışımını sağlamaktır.
Yoğunlukları birbirinden çok farklı olan ağaç türlerinin (Örnek olarak Gürgen ile Kavak)
birlikte pişirme kazanına konulması uygun bulunmamaktadır. Çünkü yoğunluk ile pişirme süresi
arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Odunun yoğunluğu ne kadar fazla ise yongaları yumuşatmak
için gerekli olan pişirme süresi de o kadar az olmaktadır (SUCHLAND/WOODSON
1991).
2.3 Odunun pH Değeri (Asidite)
Odun kökenli levha üretiminde kullanılan Üre-formaldehit veya resol tipi Fenolformaldehit
sentetik tutkalları. belli bir seviyenin üzerindeki pH değerine karşı duyarlı olduklarından
MDF üretiminde kullanılacak odunun pH değeri çok önemlidir. Üre tutkalları, odunun
pH değerine karşı fenolik tutkallardan daha hassastır. Yapraklı ağaçlar bu yönden büyük farklılık
gösterirken genelde iğne yapraklı ağaç türleri uygun pH değerine sahiptir (AKBULUT
1991) .
Genellikle hammadde olarak odunun asiditesi düşük ise o odundan elde edilen levhanın
yapışma direnci yüksektir. Asiditesi yüksek olan odunlardan elde olunan liflerle sentetik tutkallar
genellikle iyi bir yapışma sağlamamaktadır. Ancak Üre tutkallarında sertleştirici-tutkal oranında
yapılan değişikliklerle yüksek pH'lı odunlarda yapışma direnci istenilen düzeyde liflevha yapılabilmektedir.
Bir ağaç türünün pH değeri ve tamponlama kapasitesi, tutkalın sertleşmesini etkiler.
Bundan dolayı fabrikalarda kullanılan tutkal reçetesi, ağaç türlerinin bu özelliklerine göre
ayarlanmaktadır. İyi bir sertleşme, odunun pH değeri 4-5 olduğu takdirde gerçekleşir. Bununla
birlikte odunun pH değeri yüksek (asiditesi düşük) ise sertleşmeyi sağlamak için sertleştirici
ilave edilebilir. Odunun tamponlama kapasitesi, pH değerini istenen seviyeye düşürmek için ne
kadar sertleştirici katılması gerektiğini belirlediğinden önemli bulunmaktadır. Eğer bir türün
tamponlama kapasitesi yüksek ise pH değerini düşürmek için daha fazla sertleştirici ilave edilmelidir
(AKBULUT 1991). Ayrıca asiditesi yüksek olan yongalar fabrikasyon esnasında makinaların
demir kısımlarında ve özellikle eleklerde paslanınalara neden olmaktadır. Çeşitli ağaç
türlerine ait pH değerleri Tablo 1'de verilmiştir (BOZKURT/ERDİN 1989).
MDF ÜRETiMiNDE DiKKATE ALINMASI GEREKE HUSUSLAR 29
Tablo 1: Çeşitli Ağaç Türlerine Ait pH Değerleri (BOZKURTlERDiN 1989)
Ağaç Türü pH
Avnıpa Göknarı 5.5-6.1
Dağ Akçaağacı 5.3
Siğilli Huş 4.8
Avrupa Kayını 5. i-5.4
Adi Dişbudak 5.8
Avrupa Ladini 4.0-5.3
Sarıçam 5. i
Kara Kavak 5.8
Saplı ve Sapsız Meşe 3.9
Ova ve Dağ Karaağacı 6.3
Eğer üretim içerisinde aynı ağaç türü veya aynı pH değerine sahip türler kullanılıyorsa,
odunun asiditesinin levha özellikleri üzerine etkisi yoktur. Bu durumda odunun asiditesi sıcak
preste tutkalın sertleşme süresini etkilese bile, sertleştirici miktarının ayarlanması ile sert leşme
süresi istenilen seviyeye getirilecektir. Değişik pH değerine sahip odunlar karışık olarak kullanıldığı
zaman durum farklıdır. Sertleştinci normalolarak en yüksek pH değerine sahip oduna
göre ayarlanacaktır, bunun sonucunda düşük pH değerine sahip liflerin sertleşmesi daha hızlı
olacaktır. Bu durum üretimin ilk saf1ıalarında lif bunkerinde depolanmış tutkallı liflerde ön
sertleşme olarak bilinen sonucu doğurabilir. Önceden sertleşmeye başlamış tutkalla sıvanan lifler
preslemede birbirlerine yeterli miktarda yapışmaz ve böylece levhada özellikle yüzeyde direnç
azalması meydana gelir. Böyle gevşek yapılı levha yüzeyleri zımparalama veya kaplama yapıştırmaya
elverişli değildir.
Ağaç türünün asiditesi liflendirmede problem oluşturabilir. Liflendirme ünitesindeki
pişirme kazanında buhar, sıcaklık ve basınç şartları altında değişik miktarlarda zayıf veya güçlü
asitler meydana gelmektedir. Bu asit miktarı kullanılan ağaç türünün asiditesine bağlı olmaktadır.
Pişirme kazanındaki yongaların plfsı asidik karakterde olup pH'ları 4-5 arasında dengelenmektedir.
Yongaların pişiri1mesi üzerine yapılan araştırmalarda, belirli bir buhar basıncında
aynı tam kuru yoğunluğa sahip türler arasında titre edilebilir asit miktarı büyük değişiklik
gösterebilmektedir. Herhangi bir ağaç türü yongası için pişirme kazanındaki basınç, diğer
değişkenler aynı kalmak şartıyla 3.4 atm. 'den 8.5 atm. 'e çıkarıldığında açığa çıkan toplam asit
miktarı iki kat artmaktadır. Asit miktarı arttığında, selüloz ve ligninin kimyasal asit hidrolizi de
artmaktadır (MALONEY 1993).
Yongaların yumuşatıldığı pişirme kazanına pH değeri birbirlerine yakın olan ağaç türlerinin
yongaları birlikte verilmelidir. Örneğin Kayın odunundan elde edilen liner ile Kestane
odunundan elde edilen lifler pişirme kazanına birlikte verilmemelidir. Çünkü, Kestane odunu
Kayın odununa göre daha asidik (pH değeri düşük) olduğundan pişirme kazanındaki şartlar pH
değeri düşük olan ağaç türüne göre belirlenmekte ve Kayın litleri bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.
Böylece litlerin kalitesi düşmekte bu da levhaya yansıınaktadır.
30 TURGA Y AKBULUT - NADİR AYRıLMıŞ
2.4 Hammadde Odun ve Yongaların Rutubet Miktarı
Özellikle yuvarlak odunlarda %30'un altındaki rutubet miktarlarında yongalama için güç
ihtiyacı artmakta, yonga kalitesi bozulmakta ve odunun bir kısmı fazla ufalanarak toz haline
gelmektedir. Rutubet %30'dan düşük olduğu takdirde kesmeden ziyade kırma ve ezme etkisiyle
yonga ve dolayısıyla lif kalitesi azalacak, enerji tüketimi artacak ayrıca pişirmeye uygun
olmayan ince yonga ve toz oranı artacaktır. Böylece birim odundan elde edilen yonga miktarı
azalmakta ve yonga verimi düşmektedir. Ayrıca rutubet oranı düşük yongalar, pişirme kazanında
buhardan yeteri kadar nem alıp dokular arasındaki bağın gevşemesini sağlayamaz. Bu şekilde
defibratöre giren yongalar diskler arasında ufalanarak liflerin kararmasına, liflendirme segmentlerinin
fazla ısınınalarına sebep olur. Bu nedenle, rutubeti %40'dan az olan odunlar, ya depoda
iken ya da yonga halinde siloya gidiş esnasında veya silo içerisinde su püskürtülmek suretiyle
pişirme kazanı silosundan önce ıslatılmalıdır. Rutubeti %60'ın üzerindeki odunlardan elde edilen
liflerin kurutulmasında ısı ve enerji giderleri artmaktadır. Yongalama sırasında enerji sarfiyatını
önlemek, düzgün yüzeyli yongalar elde etmek ve hammadde kayıplarını asgariye indirmek için
%40-60 arasında rutubette odun kullanınak idealdir.
2.5 Ekstraktif Maddeler
Ekstraktif maddeler, tutkal tüketimi ve tutkalın sertleşmesi üzerine önemli rol oynamaktadır.
Odundaki ekstraktif maddeler yapışrnayı olumsuz yönde etkiler. Özellikle bazı iğne
yapraklı ağaç ekstraktifleri, üretilen levhanın suya karşı direnç özellikleri için önemlidir.
Ekstraktif madde oranı yüksek olan odunlardan elde edilen yongaların pişirme kazanı içersinde
kalma süreleri, ekstraktif madde oranı düşük yongalardan daha uzundur. Örneğin Kestane ve
Meşe odununda bulunan taneni uzaklaştırmak için yongaların pişirme kazanında kalma süreleri
normal pişirme süresinden daha uzun olmaktadır. Bu ise enerji sarfiyatina neden olmaktadır.
2.6 Kabuk
Kabuk düşük yoğunluklu, kısa !ifli ve düşük direnç özelikleri nedeniyle MDF üretiminde
bir miktar kalite düşüklüğüne neden olmaktadır. Lifler içerisinde bulunan kabuk genelolarak
aşağıdaki nedenlerden dolayı zararlı olmaktadır.
1. Levhanın direnç özelliklerinin azalmasına neden olur.
2. Defibratörlerde pl-lyı düşürür. Çünkü, liflerin pl-lsı genellikle 4'ün altında olup,
metal aksamlarda pasıanınaya neden olmaktadır. Katkı maddelerini ilave etmeden
önce uygun pH kontrolü daha fazla kimyasal ilavesi gerekınektedir.
3. Kabuk liflevhanın yüzey kalitesine zarar vermektedir. Küçük mantarımsı dış kabuk
parçaları sıcak preslemeden sonra bulunduğu yerden çıkıvermektedir. Bir kısım kabuklar
daralarak yüzeyde yer yer çukurluklar oluşturrnakta, bazılarının rengi preste
kararmakta ve bazıları pres platenlerine yapışabilmektedir.
4. Kabuk kum, taş parçaları gibi yongalama bıc.ıklannı , defibratör segmentlerini ve
şinekeleri aşındıran maddeler içermektedir. I.ğer bu maddeler levha içersinde kalırsa
ağaç işleme makinalarında işlenirken testere dişlerinin aşınmasına veya kırılmasına
neden olabilmektedir.
5. Levha yüzeyi sıvı yüzey işlem malzemeleriyle kaplanacaksa kabuksuz odun kullanmak
gerekmektedir. Çünkü levha yüzeyindeki kabuk, odun lifleri gibi sıvı yüzey
MDF ÜRETİMİNDE DiKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 31
işlem malzemelerini tam olarak absorbe edemez. Bu yüzden yüzeylerine sıvı yüzey
işlem malzemeleri uygulanacak MDF'lerin kabukları soyulmuş odunlardan üretilmesi
gerekmektedir.
6. Pişirme kazanında büyük bir hacim kaplayarak ısı ve buhar enerjisi israfına yol açmaktadır.
Kabuğun soyulması halinde hammaddede hacmen yaklaşık % 15, ağırlık olarak ise %7-
10 kadar kayıp olur. MDF üretiminde kabuk oranı % 15-20 oranını aştığı takdirde levhanın fiziksel
ve mekanik özelliklerinde düşme olmaktadır (SUCHLAND/WOODSON 1991). MDF içerisindeki
kabuk miktarı bu oranın altında olduğu takdirde, direnç özellikleri üzerine fazla olumsuz
etki yapmadığı belirtilmektedir. Şekil 2 'de yongalardaki kabuk oranının liflevhanın eğilme
direnci üzerine etkisi görülmektedir.
Kavak TomruKlarında Ortalama
Kabok Oranı
""! ....,1="---- __
oL-~~~ __~ __~ __~~~--~~~
O 10 20 30 4{) 50 60 70 SO
YongalardakiKabuk Oranı (%)
Şekil 2: Yongalardaki kabuk oranının eğilme direnci üzerine etkisi
(SUCHLAND/WOODSON 1991).
2.7 Lif Karakteristiklerinin Önemi
2.7.1 Lif Direnci
Tek tek liflerin çekme direnci, liflevhada direncin iyileştirilmesinde büyük öneme sahiptir.
Her ne kadar tek bir lifın boyuna yönde çekme direnci çok yüksek ise de, liflevhanın direnç
değerleri açısından lif uzunluğunun sadece bir bölümünden faydalanılır. Şekil 3' de görüldüğü
gibi iki lif arasındaki üst üste binme uzunluğu (LS) kısalırsa, bağ kalitesi azalacak ve uygulanan
çekme kuvvetleri sonucu meydana gelen kopma lif direncinden bağımsız olarak liflerden ziyade
meydana gelen bağdan olacaktır. Düşük ve orta yoğunlukta liflevhalarda büyük çoğunlukla
kopma, yapışma alanından olmaktadır. Yüksek yoğunluktaki litlevhalarda ise kopına linerde
meydana gelmektedir. Bu durum hem yüksek yoğunluklarda litler arasında daha yakın temas
sağlandığını hem de ağır pres şartları altında lif karakteristiklerindeki muhtemel değişimleri ifade
etmektedir (SUCHLAND/WOODSON 1991).
32 TURGA Y AKBULUT - NADİR AYRıLMıŞ
Kuwet
Kuvvet
KuweI
Kuvvet
Şekil 3: Çekme gerilimi altında lif bağları (Şematik) A: Maksimum direnç
B: Düşük direnç (SUCHLAND/WOODSON 1991),
2.7.2 Lif Morfolojisi
Lif morfolojisi bir lif ın şeklini ve yapısını (boyutsal özellikleri) ifade etmektedir. Lif
morfolojisi lifin mekanik özelliklerinden çok taslağın özelliklerinin geliştirilmesinde büyük
öneme sahiptir.
Lif morfolojisi levhanın direnç özellikleri ve homojen yapıda bir taslak oluşumu bakımından
önemlidir. Uzun lifler daha açık yapılı ve daha hacimli bir taslak oluşturmaya eğilimlidir.
Lif uzunluğu aynı zamanda liflevha içerisindeki liflerin yönlenmesini de etkilemektedir.
Kısa lifler uzun liflere göre daha fazla dikey ya da Z bileşeni istikametine yönelmektedirler
(Şekil 4). Uzun lifler liflevhanın elektrik veya mekanik araçlarla yönlendirilmesinde kısa liflerden
daha iyi sonuçlar vermektedir.
b~ ı
y - y .b·, -~, --'-
Şekil 4: Liflevha içerisinde liflerin yönleniş şekilleri (SUCHLAND/WOODSON 1991),
MDF ÜRETİMİNDE DİKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 33
Hücre çeperi kalınlığı taslak özelliklerini endirekt olarak etkiler. Eğer hücre çeperleri
ince ise, liflerde kollaps oluşabilir ve bu kollaps ince çeperli liflerin yüksek elastikiyetleri ile
birleşince lifler arasında daha fazla temas oluşacak ve böylece lifler arasında iyi bir yapışma
sağlanacaktır. Eğer hücre çeperleri iğne yapraklı ağaçların yaz odununda olduğu gibi kalın olursa
hücrelerde kollaps oluşmamakta ve lif esnekliği de azalacağından daha zayıf bir bağlaruna
olacaktır.
2.7.3 Lif Boyutları
Lif boyutları direnç ve yüzey düzgünlüğü açısından önemli bulurunaktadır. Liflevha üretiminde
lif boyutlarının ölçülmesi pratik bakımdan pek uygun değildir. Lif boyları ağaç türü,
yonga boyutları, pişirme şartları ve disk açıklığı gibi pek çok faktöre bağlıdır. Ayrıca arzu edilen
lif boyutları fabrikadan fabrikaya değişiklik göstermektedir.
Lif boyutlarırun ölçülmesi yerine pratikte elek analizleri yapılmaktadır. Elek analizleri
sonucunda 0.5 mm'den geçen ve 0.3 mm elek üzerinde kalan lifler ile 0.3 mm elekten geçip O.ı
mm elek üzerinde kalan liflerin büyük çoğunluğu (yaklaşık %75) oluşturması hem direnç değerleri
ve özellikle profillik ve boyalık MDF'lerde yüzey düzgünlüğü açısından uygun bulunmaktadır.
Uzunluk olarak 0.5-2 mm arasında olan liflerin toplam ağırlık içerisinde en az %65-75
orarunda bulurunası uygundur.
3. ÜRETİM TEKNOLOJİSİ İLE İLGİLİ HUSUSLAR
3.1 Yongalama
Lif veriminin yüksek olması ve kaliteli lif üretimi için odunun düzenli bir şekilde ve
uygun boyutlarda yongalarunası önemli bir husustur. Bunun için yongalama sırasında liflerin
ezilmemesi, zedelerunemesi, özellikle yonga kalınlığının düzenli olması gereklidir. Yongalama
işleminin iyi yapılması yairuz yonga boyutlarımn düzenli olmasıru değil, liflerin kalitesini de etkiler.
Yongalama sırasında bıçakların keskin ve odun rutubetinin en az %30 olması gerekir.
Daha öncede belirtildiği gibi rutubet düşük olduğu takdirde kesmeden ziyade kırma ve ezme etkisiyle
lif kalitesi azalacak, enerji tüketimi artacak ayrıca pişirmeye uygun olmayan ince yonga
ve toz oraru artacaktır.
Arzu edilen yonga boyutları 4-5 mm kalınlık, 15-20 mm genişlik ve 20-25 mm uzunluktur.
Kısaca, elernek suretiyle 4 mm'rıin altı ve 40 mrrı'nin üzeri uzaklaştırılmalıdır.
Yongalamada dikkat edilecek en önemli husus, yongaların eşit büyüklükte olmasıdır.
Boyutları birbirinden farklı yongaların kazanda pişirme dereceleri farklı olur. Küçük yongalar
fazla pişmelerinden dolayı hemen liflenirken, büyük boyutlu yongalar yeteri kadar pişirilemediğinden
lifleruneye karşı direnç gösterir.
Kuru ve donmuş odunlar ince materyal oranını arttırır. Kabuklarından iyi bir şekilde
soyulmuş ince tomruklardan düzenli bir şekilde bakım yapılan bir yongalama makinesi ile eleme
yapmaksızın üretimde kullarulabilecek yüksek kalitede yonga üretilebilmektedir.
3.2 Yonga Yıkama
Elenen yongalar, aralarında bulunabilecek kum, ufak taş parçaları gibi isteruneyen inorganik
maddelerden temizlerırnek için yıkanmalıdır. Yongalar yıkarunadığı takdirde, liflendirme
sırasında diskler üzerindeki segmentler bu maddelerden dolayı aşınabilmekte ve çalışma süreleri
34 TURGAY AKBULUT - NADİR AYRıLMıŞ
kısalmakta. defibratör besleme şinekesi gibi üretimde kullanılan makineleri aşındırmakta ve
üretilen levhalar ağaç işleme makinelerinde işlenirken kesicilerin kısa sürede körelmesine ve dişlerinin
kırılmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu maddeler levha içerisinde özgül ağırlık farklılığına
neden olacak ve prese zarar verecektir. Yongaların yıkanması sayesinde levha içerisindeki
kum oranı azaltılabilmektedir. EMB (Avrupa MDP Birliği) endüstri standardına göre levha
içerisinde ağırlık olarak maksimum %0.05 oranında kum bulunmalıdır.
Ayrıca kış mevsiminde donmuş olan yongalar defibratör pişirme kazanında bekleme
süresini arttırarak ısı enerjisi kayıplarına neden olduğundan yonga yıkama makinelerinde buzun
çözülmesi sağlanır. Bundan başka şayet kuru odunlardan yonga elde edilmişse, bu yongalar defibratörden
önce yonga yıkama makinesi ile rutubetlendirilerek daha kaliteli bir liflendirme yapılması
sağlarur.
3.3 Liflendirme Şartları
Defibratörde elde edilecek liflerin kalitesi, ağaç türüne, yonga boyutlarına ve dağılımına,
ön buhar basıncına, pişirme kazarundaki bekleme süresine, uygulanan sıcaklığa, defibratör
segmentlerinin profiline, diskler arasındaki açıklığa, disk hızına ve diskler arasındaki bekleme
süresine göre değişmektedir.
Düşük odun rutubeti, çok farklı boyutlardaki yongaların birlikte bulunmaları, yonga
boyutlarırun sık sık değişmesi, odunlardaki kabuk, yongaların çok kalın veya çok ince olmaları,
pişirme sırasında buhar basıncının değişmesi gibi faktörler liflendirme kalitesini olumsuz yönde
etkilemektedir. Diskler arası açıklık 0.05 -0.4 mm arasında olması uygundur. Ayrıca defibratör
içindeki basınç azalması 0.2-0.35 atm. 'den fazla olmamalıdır.
Kestane ve Meşe odunu gibi asiditesi (pH değeri düşük) yüksek olan ağaç türlerinin yongaları
pişirme kazaruna Kayın, Kavak gibi pH değeri biraz daha yüksek olan (4-6 civarında) olan
ağaç türlerinin yongaları ile birlikte verilmemelidir. Aksi takdirde, pişirme kazaruna farklı pH
değerlerine sahip yongalar alındığı için liflerinin pH değerleri de farklı olacak ve özellikle sıcak
preste istenmeyen problemler çıkacaktır. Kestane yongalarırun ve buna bağlı olarak liflerinin pH
değeri Kayın ve Kavak liflerinden daha düşük olduğundan taslakta kestane liflerinin olduğu yerler
sıcak preste daha erken sertleşecek ve levharun bazı yerlerinde fiziksel ve mekanik özellikler
değişecektir.
3.4 Tutkal Türü, Miktarı ve Uygulanışı
Fenolik tutkallar ile İzosiyanat tutkalı rutubete ve suya karşı dayanıklıdır. Dış hava şartlarına
maruz kalan yerlerde kullanılacak MDP'ler için bu tutkallar uygundur. Ayrıca Üreforrnaldehit
tutkalına Melarnin-formaldehit tutkalı katılarak rutubete dayanıklılık arttırılabilir.
Üre-formaldehir tutkalı açık hava şartlarına dayanıklı değildir. Bu yüzden iç kısımlarda ve kapalı
yerlerde kullaııılacak MDP'lerde tercih edilmektedir. Levharun özelliklerini etkileyen diğer faktörler
sabit tutulduğu takdirde, kullanılan tutkal miktarının artması ile levhanın bütün direnç
özellikleri ve boyut stabilitesi iyileşmektedir. Fakat, levhada uygun direnç özellikleri elde etmek
için gerekli olan miktardan fazla tutkal kullanılması ekonomik nedenlerden dolayı arzu edilmemektedir.
Tutkalın liner üzerine uygulanma şekli de levharun direnç özelliklerini etkileyen bir
diğer faktördür. Tutkal zerrelerinin büyüklüğü ve lifler üzerine uniform bir şekilde dağılması
lifler arasındaki yapışmayı önemli ölçüde etkilemektedir. Küçük zerreler daha iyi yapışma alanı
oluştururlar ve böylece levharıın direnç özellikleri artar (AKBULUT 1991).
MDF ÜRETİMİNDE DiKKATE AU MASı GEREKEN HUSUSLAR 35
3.5 Katkı Maddelerİ
MDF'ye hidrofobik özellik kazandırmak için kullanılan parafin, belli bir oranın, yaklaşık
% i'in, üzerinde kullanıldığında levhanın bazı direnç özelliklerini düşürebilir. Bu konuda yapılan
araştırmalara göre, kullanılan parafin miktarı %1-2' den az ise levhanın direnç özelliklerini etkilemez.
Daha yüksek oranda kullanılırsa direnç değerleri azalır. Çünkü Parafin lifler arasındaki
yapışma alanını azaltarak yapışma direncini düşürmektcdir. Dirençteki bu azalma, levha
yoğunluğunun veya tutkal miktarının arttırılmasıyla telafi edilmelidir.
3.6 Serme
Liflerin yeknesak bir taslak halinde serilmesi ve preslerne işlemine hazırlanması MDF
üretiminin en önemli kısmını teşkil etmektedir. Bu safhada yapılan hatalar sadece fiziksel ve
mekanik özellikler ile yoğunluğun değişmesini etkiiemekle kalmayacak, levhada farklı çalışma
sonucu şekil değişmelerine de neden olacaktır. Sermeden maksat, mümkün olduğu kadar uniform
yoğunlukta bir taslak elde etmektir. Taslağın enine yönde yoğunluğu kontrol edilmeli ve
ortalama yoğunluktan sapmalar %2.5'i aşmamalıdır.
3.7 Taslak Rutubeti
Sıcak preslerne işleminden hemen önce levha taslağının içerdiği rutubet levha özelliklerini
etkileyen faktörlerden birisidir. Taslak rutubeti, levhanın yüzey düzgünlüğü ve sıkılığı,
tutkal sarfiyatı, preslerne sırasında levha yüzeyinde kabarcıklann oluşup oluşmaması ve üretim
maliyeti üzerine etkilidir. Lif rutubetinin çok az olması halinde levhanın yüzey tabakaları yeterince
sıkıştırılamaz ve bunun sonucunda gevşek ve zayıf levha yüzeyleri elde edilir. Yüksek lif
rutubeti ise preslerne sırasında veya preslemeden sonra levhanın patlamasına sebep olabilir.
Taslaktaki sudan ayrı olarak pres süresini kısaltmak, preste bazı durumlarda ön sertleşmeyi önlernek,
levhanın direnç, görünüş ve yüzey yapısını iyileştirmek için bazen yüzeylerine su püskürtülür.
Taslağın fazla rutubet içermesi halinde levha gizli ve açık buhar kabarcıkları içerir,
bunun sonucunda ise yüzeye paralel makaslama direnci düşer, yüzey pürüzlü olur ve gereksiz
yere levhanın sonuç rutubeti yüksek bulunur. Bu durumları engellemek veya en aza indirmek
için daha uzun bir preslerne süresine ihtiyaç vardır (AKBULUT 1991).
Yüzey tabakalarının yüksek rutubetli, orta tabakanın ise düşük rutubetli olması durumunda,
yüzey tabakaları orta tabakadan fazla sıkışır ve bunun sonucunda eğilme direnci ve
elastik özellikler üniform rutubetteki taslaklara göre artar, fakat yüzeye dik çekme direnci azalır.
Bu yüzden ortalama taslak rutubeti, levhaların presten çıktıktan sonra patlamaması için kabul
edilebilir sınırlar içerisinde tutulmalıdır. Bu ise ortalama olarak %iO'dur.
3.8 Presleme Şartları
Sıcak preslemenin temel fonksiyonu, levha taslağını ısıtmak, lifler arasında yapışınayı
sağlamak ve taslağı toleranslar içersinde levha kalınlığına kadar sıkıştırmaktır. Preslemede levha
özelliklerini etkileyen en önemli faktörler; pres sıcaklığı, pres kapanma süresi, spesifik pres
basıncı, taslak rutubeti ve preslerne süresidir (AKBULUT 19(1).
Tek katlı preslerde preslerne süresi kısadır. Bunun sonucu olarak levha yüzeyine dik
çekme direnci, çok katlı preslerde üretilen levhalardan düşük olmaktadır.
36 TURGAY AKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
Taslağın her iki yüzeyine sıcak presten hemen önce enjektörler vasıtasıyla su püskürtülmesi
yüzey yoğunluğunun artmasına ve dolayısıyla daha sıkı ve az pürüzlü yüzeyler elde
edilmesini sağlamaktadır. Bu durum boyalık ve kaplamalık MDF'ler açısından uygundur. Ancak
yüzey tabakalarının rutubetinin nisbeten yüksek olması ve pres kapanma süresinin kısa olması
MDF'de büyük bir yoğunluk profiline sebep olur ki; böyle bir durum profillik MDF'lerde istenmez.
Presleme süresi tutkalın sertleşme süresine, uygulanan sıcaklığa, levha yoğunluğuna,
taslak rutubetine ve üretilecek levha kalınlığına göre değişmektedir. Tutkalın levha orta kısmında
sertleşmesi mutlaka sağlanmalıdır. Aksi takdirde levhalarda ayrılma ve patlak oluşacak ya da
yüzeye dik yönde çekme direnci düşük olacaktır.
Uygulanan sıcaklık ise tutkalın sertleşme sıcakhğırun (Üre-formaldehit için 100°C)
üzerinde olmalı, levha orta kısmının bu sıcaklığa ulaşabilmesi ve toplam preslerne süresinin
kısaltılabilmesi için genelde i80-220°C arasında uygulanmaktadır.
Levhalar presi terk ettiğinde yüzey ve orta tabakaları arasında, hem sıcaklık hem de rutubet
bakımından önemli farklılıklar bulurunaktadır. Bu farklılıklar levha içerisinde gerilimlere
neden olmaktadır. Bu gerilmelerin giderilebilmesi için levhaların klimatize edilerek iyice soğutulmaları
ve dinlendirilmeleri gerekir. Bu işlem yapılmadan levhalar işlendiği takdirde. oluklaşma
ve kılıcına eğilme gibi çarpılmalar oluşabilmektedir (HOUTS ve ARKADAŞLARı 2000).
Pres kapanma süresi, pres plakalarının taslağa ilk basınç uygulamasından sonuç levha
kalınlığı elde edilineeye kadar sıkıştırılması için geçen süredir. Pres kapanma süresi preste uygulanan
basıncın bir fonksiyonudur. Basınç yüksek olduğu takdirde sonuç levha kalınlığına daha
hızlı ulaşılacağından buna bağlı olarak pres kaparuna süresi kısa olmaktadır. Şekil 5'de MDF'nin
yoğunluk kontrastı üzerine pres kapanma süresi ve pres basıncırun etkisini görülmektedir.
Yüksek basınçta ulaşılan kısa pres kapanma süresinde maksimum yoğunluk kontrastı (yüzey ve
orta tabaka arasında büyük yoğunluk farkı) elde edilmektedir. Pres basıncını, sıcaklığa ve
tutkalın sertleşmesine göre belirlenen pres süresinin sonunda nihai levha kalınlığırun elde
edilmesini sağlayan basınca kadar azaltmak yoğunluk kontrastının daha düşük olmasına sebebiyet
vermektedir (Şekil 5, 2. Nokta). Pres plakalarırun taslağa aniden en yüksek basıncı uygulaması
pres kapanma süresinin bir anda gerçekleşmesine neden olur ki bu şekilde elde edilen levhada
yoğunluk kontrastı oluşmamaktadır (Şekil 5, 1. Nokta) (SUCHLAND/WOODSON 1991). Taslak
yüzeyi, aniden yüksek basınç uygulanmasından dolayı adeta kabuklaşmaktadır. Bu aşamada,
taslağın yüzeyinden orta bölgeye doğru ısı transferi olamadığından taslağın tamamı yoğunlaşamamaktadır.
Levha, taslağın ön preslemeden çıktıktan sonraki halinde sıcak presten çıkar. Bu
yüzden, henüz tam anlamıyla levha haline gelemeyen taslakta yoğunluk kontrastı oluşmamaktadır.
Uygun bir pres kapanma süresi sağlayabilmek için (30-90 sn arası), 3.5-5 Nzmm? basınç
uygulanması yeterli olmaktadır.
Pres kapanma süresinin kısa olmasıyla veya yüzey tabakalarının rutubetinin yüksek
olmasıyla levhanın yüzey tabakalarında yoğunluk yüksek, orta tabakasında ise düşük olacaktır.
Böylece yüksek yüzey yoğunluğundan dolayı eğilme direnci ve elastikiyet özellikleri iyileşirken,
levha yüzeyine dik yönde çekme direnci, levha yüzeyine paralel yönde makaslama direnci orta
tabaka yoğunluğundan doğrudan etkilendiğinden azalmakta ve levlıada ayrılmalar olabilmektedir.
Pres kapanma süresinin uzun olması halinde bu özelliklerin tersi bir durum gerçekleşir.
Yoğunluk kontrastı nispeten kısa pres kapanma süresinde en yüksek olmaktadır ki bu durum yüksek
basınçta elde edilmektedir (SUCHLAND/WOODSON 1991).
MDF ÜRETiMiNDE DiKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 37
t
__ -- BASıNÇ
PRES KAPANMA SÜREsI __ .•••
Şekil 5: Pres kapanma süresi ve basıncın yoğunluk kontrastı üzerine etkisi
(SUCHLAND/WOODSON 1991).
Pres kapanına süresi uzun olduğunda taslağın yüzey ve orta tabakaları uygulanan basınçla
orantılı olarak ısınacağından taslağın daha uniform yoğunlaşması ve daha homojen yoğunluk
kontrastına sahip olmaktadır. (SUCHLAND/WOODSON 1991).
Yüksek pres sıcaklığı, pratikte orta tabaka yoğunluğunu arttırdığından yüzey tabakaları
ile arasındaki yoğunluk farkı azalmaktadır. Çünkü, sıcaklığının yükselmesi durumunda taslak
yüzeyinden orta tabakaya doğru sıcaklık transferi hızlanacağından orta tabaka yoğunluğu artacaktır.
Pres sıcaklığının, presleme süresinin, basınç miktarının veya tutkal miktarının yeterli
olmaması halinde levhada ayrılmalar olabilir.
Levhanın üst yüzeyi, preslerne işleminin sonunda istenilen levha kalınlığına ulaşmadan
önce tutkalın erken sertleşmesi yüzünden düşük yüzey yoğunluğuna sahip olmaktadır. Düşük
yoğunluklu (yumuşak) olan bu kısım zırnparalama işlemi ile uzaklaştırılır. Bu durum sıcak pres
plakalarının taslak yüzeyine temas ettiği anda tutkalın ön sertleşmesi olarak ifade edilir.
Pres kapanına süresi ile eğilmede elastikiyet modülü arasındaki ilişki Şekil 6'da ve~iımiştir.
Pres kapanına süresi arttığı takdirde levhanın yüzeyi ile orta bölgesi arasındaki yoğunluk
farkı azalacak ve buna bağlı olarak da eğilmede elastikiyet modülü düşecektir.
Pres Kapanma Süresi (sn)
Şekil 6: Pres kapanına süresi ile eğilmede elastikiyet modülü arasındaki ilişki
(SUCHLAND/WOODSON 1991)
38 TURGAY AKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
4. LEVHA ÖZELLİKLERİ İLE İLGİLİ HUSUSLAR
4.1 Levha Yoğunluğu
Levha yoğunluğu, levharun fiziksel ve mekanik özelliklerini, makinelerle işlenme özelliklerini,
transportunu, yüzey ve kenar işlemlerini etkilemektedir. MDF'nin yoğunluğun artması
ile kalınlığına şişrne ve boyut stabilitesi hariç olmak üzere, diğer bütün özellikler iyileşrnektedir.
Yüksek yoğunluğa sahip levhalarda daha fazla odun bulunduğu için rutubet absorbsiyonundan
sonra kalınlığına şişme ve boyutlardaki artma daha fazla olacaktır. Pratikte, levha özelliklerini
iyileştirmenin en kolay yolu yoğunluğu arttırmaktır. Yoğunluğun artması sonucu lifler arasındaki
temas çok daha iyi olur. Ayrıca, yoğunluğun artmasıyla hem tutkal etkili bir şekilde kullanılır
hem de mekanik' özellikler arttırılmış olur. Ancak yoğunluğun fazla miktarda arttırılması, işlenmeyi
zorlaştırır ve taşıma masraflarını yükseltir.
Aynı üretim şartları altında, yoğunluktaki artış levhanın kısa süreli suya veya nemli
havaya maruz kalması halinde rutubet ve su absorbe etme özelliklerinin iyileştirilmesi sonucunu
doğuracaktır. Bu durum, 24 saat su içerisinde çok yüksek yoğunluğa sahip levhalar içerisine
suyu nüfuz ettirmenin çok zor olduğunu göstermektedir. Ancak uzun süreli rutubete ve suya
maruz kalma durumunda ise, yoğunluğu yüksek olan levhalarda daha fazla odun bulunduğundan
şişmeyi gerçekleştirecek daha fazla potansiyel mevcuttur (AKBULUT 1995).
Şekil 7'de levha yoğunluğuna bağlı olarak eğilme direnci ve eğilme direncinde meydana
gelen değişim görülmektedir. Levha yoğunluğu arttıkça buna bağlı olarak eğilme direnci de
belirgin şekilde artmaktadır. Yoğunluğu 930 kg/m? olan bir levhanın yoğunluğunda %1'lik bir
değişme olduğunda eğilme direnci ortalama %3 değişme gösterecektir. Levhaların kendi içlerinde
veya aralarında ± %7'lik değişim eğilme direncini ± %21 değişecektir. TS EN 323 standardına
göre levha içerisindeki maksimum yoğunluk farkının %7'ye kadar olacağı ön görülmektedir
(ANONİM 1993). Bu sonuçlara göre levha özelliklerini kontrol etme ile ilgili çabalar 1evha
yoğunluğu üzerinde, daha kesin bir ifade ile taslak yoğunluğu üzerinde toplanmaktadır (SUCHLAND/
WOODSON 1991).
0.60\ 0$/ 0,9 0,93 0,95 0,99
Levha v<ıgunlu(ıu (gricm')
Şekil 7: Levha yoğunluğu ve eğilrne direnci arasındaki ilişki ve yoğunluğa bağlı olarak eğil me
direncinde meydana gelen değişim (SUCHLAND/WOODSON 1991).
MDF ÜRETiMiNDE DiKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 39
Standart MDF'ler genelde 700·800 kg/m! yoğunlukta üretilmektedir. Boyalık ve profillik
MDF'lerin nispeten yüksek yoğunlukta üretilmesi kenar işleme ve yüzey düzgünlüğü açısından
daha uygun bulunmaktadır. Levhalar içinde yoğunluk farklılıkları mümkün olduğunca düşük
olmalı ve yoğunluk farklılıkları % 2.S'i aşmamalıdır.
4.2 Yoğunluk Profili
Levha kalınlığı içerisinde yoğunluktaki değişim, yoğunluk profili olarak adlandırılmaktadır.
Yoğunluk profili kompozit levha ürünlerinin teknolojik özelliklerini etkileyen en önemli
faktörlerden biridir. Yoğunluk profili, sıcak preslemede levha oluşumu aşamasında taslak içerisinde
sıkıştırma basıncı, sıcaklık ve kütle transferinin bir etkileşimi sonucunda oluşmaktadır.
Günümüzde yoğunluk profili ölçümü için daha yeni ve otomatik olan tahribatsız gamma ışını
yoğunluk ölçme cihazlan gravmetrik metodun yerini almıştır. (WINISTORFER/XU/WIMMER
1995). MDF'nin yoğunluk profili geleneksel katlı preslerde plaka sıcaklığını ve pres basıncını
değiştirmek suretiyle kolayca kontrol edilebilmektedir (SUCHLAND/WOODSON 1974). Homojen
yoğunluk profili olan (orta ve yüzey tabakalarının yoğunluğu aynı) levha üretmek çok zordur.
Şekil 8'de örnek olarak 18 mm kalınlığındaki bir MDF'nin yoğunluk profili görülmektedir
(ANONİM 1999).
} ')~;IN1ô.1~ (i.•.ıl. nt':
ıioo -, --- •....•."._._.~------------------,
Şekil 8: Sürekli pres te üretilen i8 mm kalınlığındaki MDF'ye ait yoğunluk profili
(AYRILMIŞ 2000).
Şekil 8'de görüldüğü gibi yüzey tabakalarında yoğunluğun yüksek, orta tabakada düşük
olmasına sebep olan faktörler genelolarak; pres kapanma süresi, pres sıcaklığı, basıncı ve süresi,
pres diyagramı, orta ve yüzey tabakaları arasındaki rutubet farkıdır. Taslağın her iki yüzeyine
sıcak presten hemen önce enjektörler vasıtasıyla su püskürtülmesi yüzey yoğunluğunun artmasına
ve dolayısıyla daha sıkı ve püriizlülüğü az yüzeyler elde edilmesini sağlamaktadır.
40 TURGA YAKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
Yüzeyleri kaplanacak MDF'lerde yoğunluk profilinin yüksek olması daha uygun
olurken, profil üretiminde kullanılacak MDF'lerde nispeten homojen bir profilolması gerekmektedir.
Levha ortalama yoğunluğu 750-780 kg/m3 olduğunda, levha orta kısmında minimum
yoğunluğu n 680-700 kg/m>, levha yüzeylerinde ise yoğunluğun 900- 1000 kg/m! civarında
olması uygundur.
Yoğunluk profili, MDF için bir standart olmamasına rağmen yüzey karakteristikleri
dahil birçok levha özelliği ile direkt olarak ilişkisi vardır. Bu yüzden, MDF'nin yoğunluk profilinin
sürekli kontrol edilmesi iyi bir proses kontrolü için gereklidir (AKBULUT/HIZIROGLU/
A YRILMIŞ 2000).
Levha yüzeylerinin yoğunluğunun orta tabakadan daha fazla olmasının avantajı, daha
yüksek direnç, kaplama ve boyama için daha düzgün yüzey, su alma ve şişmeye karşı daha yüksek
karşı koyma ve tutuşmaya karşı daha fazla direnç sağlamasıdır (AYRıLMIŞ 1999).
Levha özellikleri bakımından en kesitte yalnız ortalama yoğunluk değil aynı zamanda
yoğunluk profili de önemlidir. Örnek olarak, Şekil 9 aynı ortalama yoğunluğa sahip iki levhada
yoğunluk dağılımını göstermektedir. Ancak, A levhasında görüldüğü gibi yüzey yoğunluğunun
yüksek olması eğilme direnci ve eğilmede elastikiyet modülünü arttırırken levha yüzeyine dik
yönde dik çekme direnci düşük olmaktadır. B levhası da A levhası ile aynı ortalama yoğunluğa
sahip olmasına karşın yüzey yoğunluğu daha az olduğundan eğilme direnci ve eğilmede
elastikiyet modülü A levhasından daha düşük olacak fakat levha yüzeyine dik çekme direnci daha
yüksek bulunacaktır. A levhası profilindeki yoğunluk kontrastı daha poröz bir levha kenan
oluşumuna neden olduğundan makinelerle işlenebilirliği ve vida tutma gücü daha düşük olmaktadır.
B levhasında görüldüğü gibi düşük yoğunluk kontrastı levhanın ağaç işleme makinelerinde
işlenebilme özelliğini arttırmaktadır (SUCHLAND/WOODSON 1991).
Yim;y Orta yu.l.ey
~_.- ---- OıtatamaY~. --1
Şekil 9: Aynı ortalama yoğunluğa sahip iki levhada yoğunluk dağılımı
(SUCHLAND/WOODSON 1991).
MDF ÜRETİMİNDE DİKKATE ALINMASI GEREKEN HUSUSLAR 41
4.3 Levha Rutubeti
Kullarum sırasında levhalar çok çeşitli hava şartlarına maruz kalabilmektedirler.
MDF'nin yapısal kullanımında, atmosferik rutubet değişimlerinin levharun fiziksel ve mekanik
özellikleri üzerine olan etkisi çok önemlidir. Bu nedenle çeşitli rutubet ve sıcaklık derecelerinde
levha özelliklerinin ne şekilde etkilendiğini tespit etmek için pek çok araştırma yapılmıştır. Şekil
10'da ortamdaki havarun bağıl nemine göre MDF'nin rutubet miktarındaki değişim görülmektedir
(ANONİM 1993).
"l g
~ ıı: .
:i
i ı;
a:
:ca:
~::ı; 4
o
Havanın Bagıl Neırn (%)
ŞekillO: Havanın bağıl nemine göre MDF'nin rutubeı miktarı.
Levha rutubeti arttıkça eğilme direnci önce artar ve rutubetin %6-7 olmasıyla maksimum
olur ve daha sonra azalır. Lif doygunluğundan sonra rutubetin eğilme direnci üzerine etkisi yoktur.
Levharun rutubet miktarırun artmasıyla lifler arasındaki tutkal bağı zayıflayacağından eğilme
direnci, iç yapışma direnci gibi mekanik özellikleri azalma gösterecektir.
MDF, masif odundan daha stabildir. Masif odunla karşılaştırıldığında %1'lik rutubet
değişimi sonucunda masif odunun teğet yönünde %0.5 ve radyal yönünde %0.2 olan boyut
değişimine karşılık, MDF'nin boyutlarında %0.05, kalınlığında ise %0.35 değişme olmaktadır.
Örnek olarak LS mm kalınlığındaki MDF'den 600 mm genişlikte bir parça kesildiğinde, bağıl
nemin %3S'den %8S'e çıktığında (yaklaşık %5 rutubet artışında) yaklaşık genişliğinde L.5 mm
ve kalınlığından 0.3 mm civarında bir artma meydana gelmektedir.
MDF normalde %8 ± 3 rutubette üretilmektedir. Fakat kullarucıya teslim edildiği andaki
rutubeti transport ve depolama şartlarına bağlıdır. Rutubetli ortamlarda bir miktar rutubet
alması veya kuru şartlarda bir miktar rutubet kaybetmesi kaçınılmazdır. Bu değişiklik başlangıçta
levha kenarlarını ve istifin yüzey tabakalarını etkiler. Sonuçta bütün istif etkilenir.
MDF serbest olarak atmosfere maruz btrakıldığında 2-3 gün içerisinde denge rutubet
miktarına (DRM) ulaşır. İstif olarak ve özellikle istif orta kısımlarımn DRM'ye ulaşması için ise
l O-l S gün beklemek gerekmektedir.
Son kullanırnda rutubet değişmelerinden kaynaklanan problemleri minimuma indirmek
için, levha veya parçaların rutubetleri kullanım yerinin rutubetine geldiği zaman işlenmeli ve birleştirme
yapılmalıdır.
42 TURGA YAKBULUT - NADiR AYRıLMıŞ
KAYNAKLAR
AKBULUT, T., 1991: Orus-Vezirköprü Yongalevha Fabrikasında Üretilen Levhaların Teknolojik
Özellikleri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbuL.
AKBULUT, T., 1995: Çeşitli Faktörlerin Yongalevhanın Teknolojik Özellikleri Üzerine Etkisi,
Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbuL.
AKBULUT, T., 1999: Dünya'da ve Türkiye'de MDF Endüstrisinin Genel Durumu, LAMİNArT,
Mobilya & Dekorasyon & Sanat & Tasarım Dergisi, Ağustos-Eylül, Sayı 3, İstanbuL.
AKBULUT, T., 2001: Liflevha Endüstrisi, Lisans Ders Notları, İ.Ü. Orman Fakültesi, Orman
Endüstri Mühendisliği Bölümü, Basılmarnıştır.
ANONİM, 1993: Euro MDF Board: A Users Manuel, Almanya.
AYRILMIŞ, N., 1999: MDF Üretim Teknolojisi, LAMİNArT, Mobilya & Dekorasyon & Sanat
& Tasarım Dergisi, Ağustos-Eylül, Sayı 3, İstanbuL.
AYRILMIŞ, N., 2000: MDF'nin Teknolojik Özelliicleri Üzerine Ağaç Türünün Etkisi, Yüksek
Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbuL.
BOZKURT, Y., ERDİN, N. 1989: Ticarette Önemli Yabancı Ağaçlar, İ.Ü. Yayın No: 3572,
F.B.E Yayın No: 4, İstanbuL.
GÖKER, Y., KANTAY, R., KURTOGLU, A., 1984: Üç Tabakalı ve Okal Tipi Yongalevhaların
Teknolojik Özelliicleri Üzerine Araştırmalar, İ.ü. Yayın No: 3243, Orman Fakültesi
Yayın No:367, İstanbuL.
HlZIROGLU, S., KAMDEM, D.P., 1995: Physical and Mechanical Properties of Hardboard
Made of Black Locust Furnish, Forest Products Journal, Vol: 45 (11/12), page: 66-70.
HOUTS, J.V., BHATTACHARYYA, D., JAYARAMAN, K., 2000: Determination of
Residual Stress in Medium Density Fiberboard, Holzforschung, Cilt 54, No:2. Almanya.
MALONEY, T.M., 1993: Modem Partieleboard and Dry Process Fiberboard Manufacturing,
Miller Freeman Publications, California, USA.
SUCHLAND, O., WOODSON, G., 1991: Fiberboard Manufacturing Practices in the United
States. U.S. Department of Agriculture, Forest Service No: 640, Louisiana, USA
SUCHLAND, O., WOODSON, G., 1974: Effect of Press Cyele Variables on Derısity Gradient
of Medium Density Fiberboard, 8. Washington State University Partieleboaard Symposium,
Pullman, Washington.
WINISTORFER, P.M., XU, W., WIMMER, R., 1995: Application of a Drill Ressjtance
Technique For Density Profile Measurement In Wood Composite Panels, Forest Products
Journal Volume 45 (6), Page: 90-93, USA.

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-09-2018, 16:05   #5
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
GİRİŞ
Toprak pH’sı, toprak reaksiyonudur. Başka bir
deyişle toprağın asit, nötr ya da alkali olduğunun
göstergesidir. Kimyasal olarak ise pH ifadesi hidrojen
iyonları (H+
) ve hidroksit iyonlarının (OH-
) toprak
solüsyonundaki nispi konsantrasyonunu gösterir. Asit
topraklarda H+
iyonları, OHiyonlarına
göre daha
yüksek bir konsantrasyondadır. Alkali topraklarda ise
OHiyonları,
H+
iyonlarından daha fazladır. pH ile ifade
edilen toprak reaksiyonu bitki gelişimi için önemlidir.
Çünkü pH’ın; (1) Bitki Besin Maddesi alımı, (2) Toksik
iyonların suda çözünürlüğü, (3) Mikro organizmaların
aktivitesi üzerinde büyük ölçüde etkisi vardır. Toprak
pH'sı doğrudan ve/veya dolaylı olarak toprak içerisinde
meydana gelen birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik
olayı etkiler. Toprak pH’sı derecesi, toprakta mevcut
bitki besin maddelerinin bitki için yarayışlılığında
önemli rol oynamaktadır. Yüksek pH değerleri
topraklardaki bitki besin maddelerinin bitkiler
tarafından alınabilirliği, toprağın verimliliği ve
gübreleme programları üzerinde çok önemli rol oynar.
Yüksek pH’lı toprakların genellikle verimsiz olmasının
baş nedeni yüksek pH’nın fosfor ve iz elementlerin
(demir, mangan ve çinko) toprakta hareket etmez hale
gelmesine yol açmasıdır. Genelde bitkilerin optimum
toprak pH isteklerinin 7.0’den aşağı olduğu hafif asitlik
durumunda olduğu dikkat çekicidir. Yüksek pH’lı
toprakların verimi pH’yı düşürerek iyileştirilebilir.
Ancak böyle toprakların etkin bir biçimde
Tarım Bilimleri Araştırma Dergisi 5 (1): 175-180, 2012
ISSN: 1308-3945, E-ISSN: 1308-027X, Nobel International Journals
Sera Koşullarında Toprağa Uygulanan Mikronize-Bentonitli-Kükürt ve Organik
Maddenin Toprak pH’ sı, Domatesin Bitki Büyümesi, Verimi ve Meyve Kalitesi Üzerine
Etkisi
Kerim YARAŞ1 H.Yıldız DAŞGAN1
1Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, 01330, Adana, Türkiye
*Sorumlu Yazar: Geliş Tarihi:11 Nisan 2012
E-mail: dasgan@cu.edu.tr Kabul Tarihi:3 Temmuz 2012
Özet
Bu çalışmanın amacı, sera domates yetiştiriciliğinde, yüksek pH’ lı topraklara mikronize-bentonitli-kükürt ve organik madde olarak
leonardit uygulayarak toprak pH’sının düşürülmesi bunun verim, bitki besleme ve meyve kalite özelliklerine yansımasının araştırılmasıdır.
Denemede toprak pH’ sını düşürmek üzere 2 uygulama yapılmıştır. Bunlardan birisi mikronize-bentonitli kükürt diğeri organik madde
leonardittir. Toprak pH’sının düşme düzeyini ortaya koymak için hiçbir uygulama yapılmayan kontrol uygulamasına da yer verilmiştir.
Kükürt ve leonardit tek doz olarak sırasıyla 15 kg/da mikronize-bentonitli kükürt ve 200 kg/da leonardit olarak kullanılmıştır. Sera
toprağının pH değeri 8.1 olarak önceden belirlenmiştir. Çukurova bölgesinde serada ilkbahar dönemi koşullarında 5 ay civarı bir dönemde,
toprağa uygulanan mikronize-bentonitli-kükürtün 0.51 birim ve organik maddenin ise 0.45 birim pH düşürdüğü ortaya konmuştur. Toprak
pH’sının düşmesi verimde artırıcı etkide bulunmuştur. Sera ilkbahar yetiştiricilik sezonunda leonardit, mikronize-bentonitli kükürt
uygulanan ve kontrol bitkilerinden sırasıyla 5.6 kg m-2, 5.8 kg m-2 ve 4.7 kg m-2 toplam domates ürünü alınmıştır. Bitki büyüme ve
gelişmesi, besin maddelerinin alınımı ve meyve pomolojik analiz sonuçlarında da toprak pH’sını düşürmeye yönelik uygulamalardan
önemli sonuçlar elde edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Örtüaltı sebze yetiştiriciliği, toprak ph’sı, mikronize-bentonitli kükürt, leonardit, Solanum lycopercsicum
Effects of Soil-applied Micronized-sulphur with Bentonite and Organic Matter on Soil
pH, Tomato Plant Growth, Yield and Fruit Quality under Greenhouse Conditions
Abstract
The aim of the research is decreasing greenhouse soil pH by micronized-sulphur with bentonite and organic matter applications. The
effects of the soil pH on fruit yield, fruit quality properties, plant growth and plant nutrition have been investigated. Micronized-sulphur
with bentonite and leonardite were applied 150 kg/ha and 2000 kg/ha, respectively. Greenhouse soil pH at the beginning was 8.1 and the
end of the experiment (approx. 5 months) it was decreased 0.51 unit and 0.45 unit by the application of sulphure and organic matter,
respectively. The treatments were increasingly affected tomato yield in the experiment; 5.6 kg/m2, 5.8 kg/m2 ve 4.7 kg/m2 tomato yields
were obtanied from organic matter, sulphur and control, respectively. Plant growth and development, nutrients uptake and fruit properties
were also positively affected by the soil pH decreasing applications.
Key words: Protected vegetable cultivation, soil ph, micronized- sulphur with bentonite, leonardite, Solanum lycopercsicum
K. Yaraş ve H. Y. Daşgan / TABAD, 5 (1): 175-180, 2012 176
düzeltilebilmesi toprağın alkalinite (baziklik) yapısı ve
düzeyine, sulama suyunun kalite ve miktarına, toprak
tipine ve yetiştirilen bitkiye bağlıdır.
Genellikle alkali karakterli topraklarda; ortamdaki
H
+
iyonları konsantrasyonunu arttırmak ve/veya mevcut
H
+ iyonlarını aktif hale geçirmek için, toprağa elementel
kükürt, sülfürik asit, amonyum sülfat, kalsiyum sülfat
uygulamaları veya toprağa organik madde eklenmesi
yapılabilir. Burada sunulan çalışmada Mikronizebentonitli-kükürt
ve organik maddenin toprak pH’sını
düşürmedeki etkinliği incelenmektedir. Geleneksel
olarak eskiden beri süre gelen uygulamada, kükürt
kaynağı olarak sarı-toz kükürt kullanılmakta iken, şimdi
yeni teknoloji ile üretilen ve çok küçük partikül
çaplarına sahip kükürt parçacıklarından oluşturulan ve
bentonit kiline emdirilen mikronize kükürt ürünleri
yetiştiriciler tarafından tercih edilmektedir. Herhangi bir
kükürt kaynağının toprak iyileştirmedeki görevini
yerine getirmesinde en önemli unsur kükürt
kolloidlerinin (partiküllerin) boyutudur. Mikronize
kükürt teknolojisi ile üretilen ve bentonite emdirilen
kükürt kaynağı ve toprak iyileştiricisinde kükürt partikül
büyüklükleri mikron düzeyinde ultra küçüktür. Kükürt
parçacıkları ne kadar küçük olursa, elementel kükürtün
oksidasyonu; sülfürük asit oluşumu ve bundan bitkilerin
kullanabileceği SO4
-2
formuna dönüşümü ile hidrojen
iyonlarının ortaya çıkması o kadar hızlı olacaktır.
Ayrıca kükürt partikülleri mikron düzeyinde ne kadar
küçültülürse, toprak bakterileri ile interaksiyon için o
denli büyük bir yüzey alan var demektir dolayısıyla
daha hızlı asit oluşumu gerçekleşmektedir.
Mikronize-bentonitli kükürt ürünlerinde, mikron
düzeyinde partikül büyüklüğüne sahip olunmasının yanı
sıra bir diğer özelliği bentonit ismi verilen kil
mineraline emdirilerek üretilmiş olmasıdır. Kükürtün
pH düşürebilmesi için H+
iyonlarının açığa çıkma
aşamasında ortamda suyun olması çok önemlidir.
Bentonit bünyesine yüksek miktarda su alarak
oksidasyon sürecinde ortamda suyu da sağlamaktadır.
Devreye kükürt bakterilerinin de girmesiyle uygun
sıcaklık koşullarında ve toprak tekstürüne de bağlı
olarak mikronize kükürtün toprak pH sı üzerindeki
etkisi başlamaktadır
Kükürt toprak pH’sını düşürme yanında diğer 2
önemli özeliğe daha sahiptir. Bunlardan birisi azot,
fosfor, potasyum gibi bitki için gerekli temel
elementlerden biri olmasıdır. Diğeri ise toprak kökenli
hastalık ve zararlılar aleyhinde bitkiler için koruyucu ve
tedavi edici bilinen en bitki sağlığı materyali olmasıdır.
Toprak pH’sını düşürmek için kullanılan
yöntemlerden bir diğeri ise organik madde eklenmesidir.
Burada sunulan çalışmada organik madde olarak
leonardit kullanılmıştır. Denemede kullanılan leonardit,
katı granül formda olup toprağın fiziksel ve kimyasal
özelliklerini iyileştiren, fizyolojik aktivitesini arttıran,
yüksek oranda hümik asitler içeren toprağa karıştırılarak
uygulandığında humus oluşturan organik materyaldir.
Leonerdit’in tanımına bakılırsa, bitki ve hayvan
kalıntılarının tarih öncesi zamanlarda gölsel ortamlarda
ve bataklıklarda çökelerek basınç, sıcaklık ve anaerobik
koşullarda volkanizma hareketlerinin de etkisiyle
milyonlarca yılda parçalanıp bozuşması,
hüminifikasyonu, oksidasyonu ve başkalaşıma uğraması
sonucu tabakalaşmış killi organik sedimenter bir
kayaçtır. Kaynağına göre değişmekle birlikte, organik
Madde içeriği % 40 – 80, hümik asit içeriği % 40 – 70,
nem % 20 – 30 ve pH değeri 6 - 7 arasında
olabilmektedir. Organik maddenin faydalarına genel
olarak bakmak gerekirse; Türkiye toprakları (Karadeniz
bölgesi hariç) organik madde içeriği bakımından fakir
olup, ülkemiz topraklarının % 65’inde organik madde
içeriği az veya çok azdır (%1’den az) olduğu
görülmektedir. İdeal bir sera toprağında ise en az % 5,
ideali %10 oranında organik madde bulunması arzu
edilmektedir. Organik madde öncelikle kil, silt ve kum
taneciklerinin bir araya gelerek toprağın küme yapı
(agregat) oluşturmasını sağlamaktadır. Organik
maddece zengin olan topraklar, iyi havalanmakta daha
çabuk ısınmaktadır. Toprak sıcaklığının artması ile bitki
kök gelişimi, toprakta besin maddelerinin çözünmesi ve
mikroorganizma faaliyetleri artmaktadır. Havalanma
kapasitesinin artması etkili kök derinliğini artırmakta,
bitkiler daha geniş toprak kitlesinden
yararlanabilmektedir. Organik madde, toprağın su
infiltrasyon (su emme) kapasitesini artırdığı gibi, su
tutma kapasitesini de artırmaktadır. Topraklardaki
mikroorganizmaların temel besin ve enerji kaynağı
organik maddedir. Organik madde olduğu sürece
mikroorganizma faaliyetleri devam etmektedir. Organik
maddenin mikroorganizmalarca ayrıştırılması sonucu
karbondioksit açığa çıkmakta, bu da karbonik asite
dönüşmektedir. Karbonik asit pH düşürücü etkide
bulunmaktadır.
MATERYAL VE METOT
Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Bahçe Bitkileri Araştırma ve Uygulama alanında
bulunan 270 m2
alana sahip plastik bir serada
yürütülmüştür. Bu deneme kapsamında bitki materyali
olarak Yüksel Tohumculuk Ltd. Şti.’ ye ait Alsancak Rn
F1 domates çeşidi kullanılmıştır. Tohumlar 28.12.2007
tarihinde viyollere 2:1 oranında torferlit karışımına
ekilmiştir. Domates fideleri 5 yapraklı olduğunda
08.03.2008 tarihinde seraya dikilmiştir. Denemede
toprak pH’ sını düşürmek üzere 2 uygulama yapılmıştır.
Bunlardan birisi; %90 elementel kükürt ve %10 bentonit
içeren “Sicostar” ticari ismi ile mikronize-bentonitli
kükürt, diğeri ise yaklaşık %60 hümik asit içeren “Pearl
Humus” ticari ismi ile bilinen pellet şeklinde tanelere
sahip bir leonardittir. Toprak pH’ sının düşme düzeyini
ortaya koymak için hiçbir uygulama yapılmayan kontrol
uygulaması 3. uygulama olarak yer almıştır. Kükürt ve
leonardit tek doz olarak; 15 kg/da kükürt ve 200 kg/da
leonardit olarak kullanılmıştır. Kontrol parsellerine
hiçbir uygulama yapılmamıştır. Sera toprağının
başlangıç pH değeri 8.01 olarak önceden belirlenmiştir.
Sera toprağına kükürt ve leonardit uygulamaları
dikimden önce toprak hazırlığı sırasında karıştırılmıştır.
Denemedeki her 3 uygulamada bitkileri beslemek için
K. Yaraş ve H. Y. Daşgan / TABAD, 5 (1): 175-180, 2012 177
aynı gübreler kullanılmıştır. Bu amaçla, N, P, K
gübrelemesi olarak dekara saf 40 kg N,12 kg P2O5 ve
65kg K2O verilmiştir. Deneme 3 tekerrürlü ve her
tekerrürde 16 bitki olacak şekilde ʻʻTesadüf blokları
deneme deseni” ne göre kurulmuştur. Fidelerin
dikiminde sıra arası 100 cm sıra üzeri 50 cm mesafe
kullanılmıştır. Bitki yoğunluğu 2000 bitki/da olmuştur.
Bitki büyümesi üzerine uygulamaların etkisini
görmek için bitki boyu, yaprak sayısı 12/05/2008
tarihinde dikimden sonra bitkiler 64 günlük iken ve
yaprak alanı ile toplam yeşil aksam taze ağırlığı ise
deneme sona erdiğinde 25/06/2008 tarihinde
kaydedilmiştir. Meyveler hasada başlayınca verim
değerleri alınmıştır ayrıca domates meyvelerinde kalite
özelliklerini ortaya koymak için pomolojik analizler
yapılmıştır. Meyve hasatları 19.05.2008 tarihinde
başlamış ve 24.06.2008 tarihine kadar yaklaşık 5
haftalık bir sürede toplam 7 hasat yapılmıştır. Pomolojik
analizler için meyve örnekleri her tekerrüden 10 adet
olmak üzere 10/06/2008 tarihinde alınmıştır. Bitki
beslenmesi üzerine uygulamaların etkisini görmek için
14/05/2008 tarihinde domates bitkilerinin yukarıdan 5.
yaprakları alınarak örnekleme yapılmış ve bunlarda
mineral element (N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu)
analizleri yapılmıştır. Son olarak uygulamaların toprak
pH’sı üzerine etkisini ortaya çıkarmak için pH ölçümleri
deneme sonunda 25/06/2008 tarihinde yapılmıştır.
BULGULAR VE TARTIŞMA
Bitki Boyu ve Yaprak Sayısı
En uzun bitki boyu organik parseldeki bitkilerde en
kısa bitki boyu kontrol parselindeki bitkilerde
ölçülmüştür (Çizelge 1). Yaprak sayısı ele alındığında
organik parseldeki bitkiler ayrı bir grupta yer alırken,
kontrol parselindeki bitkiler ayrı bir grupta, kükürt
uygulaması yapılan parseldeki bitkiler ikisinin ortak
oldukları grupta yer almıştır. En fazla yaprak sayısı
organik parseldeki bitkilerde, en az yaprak sayısı
kontrol parselindeki bitkilerde sayılmıştır (Çizelge 1).
Mikronize-kükürt ʻʻSicostarʼʼ uygulanan bitkilerden
hiçbir uygulama yapılmayan kontrol bitkilerine göre %
5 bitki boyu artışı sağlanırken, organik madde leonardit
ʻʻPerl Humusʼʼ uygulanan parsellerden kontrole göre %
13.08 bitki boyu artışı elde edilmiştir. Mikronize-kükürt
ʻʻSicostarʼʼ uygulanan bitkilerden hiçbir uygulama
yapılmayan kontrol bitkilerine göre % 2.07 yaprak
sayısı artışı sağlanırken, organik madde leonardit ʻʻPerl
Humusʼʼ uygulanan parsellerden kontrole göre % 6.2
yaprak sayısı artışı elde edilmiştir (Çizelge 1). Hümik
asit uygulamasının Rio Grande domates çeşidinde
bitkinin gelişimi üzerine etkisinin incelendiği
araştırmada [1], farklı ticari markalarda hümik asit
uygulamalarının bitki büyüme ve gelişimini artırıcı etki
yaptığı bildirilmiştir. Biber yetiştiriciliğinde hümik asit
uygulamalarının bitki gelişimi üzerine artırıcı olumlu
etki yaptığı bildirilmektedir [2].
Yaprak Alanı
Yaprak alanı verileri incelendiğinde yapılan
uygulamalara göre değişim göstermiştir ve istatistiksel
olarak önemli bulunmuştur (Çizelge 2). İstatistiksel
olarak kükürt uygulanan parseldeki bitkilerle organik
madde uygulanan parseldeki bitkiler aynı grupta kontrol
parselindeki bitkiler ayrı grupta yer almıştır. En yüksek
yaprak alanı kükürt uygulanan parseldeki bitkilerde
ölçülürken en düşük yaprak alanı kontrol parselindeki
bitkilerde ölçülmüştür (Çizelge 2). Biber
yetiştiriciliğinde hümik asit uygulamalarının bitki
gelişimi üzerine artırıcı olumlu etki yaptığı
bildirilmektedir [2].
Çizelge 1. Domates bitkileri dikimden sonra 64 günlük iken,
bitki boyu ve yaprak sayısı ölçüm değerleri
Bitki Boyu
(cm)
Yaprak Sayısı
(adet/bitki)
Leonardit 156.21 a 26.18 a
Mikronize-bentonitli kükürt 145.02 b 25.73 ab
Kontrol 138.14 c24.66
P 0.0037** 0.0485*
Çizelge 2. Uygulamaların “Yaprak Alanı” üzerine etkileri
Yaprak Alanı (cm²/bitki)
Leonardit 34737.28 a
Mikronize-bentonitli
kükürt 35364.02 a
Kontrol 21551.58 b
P 0,0062**
Çizelge 3. Domates bitkilerinde deneme sonunda kaydedilen
“Toplam Yeşil Aksam Taze Ağırlığı” (Meyve hariç).
Toplam Yeşil Aksam
Taze Ağırlığı (g/bitki)
Leonardit 2009.57 a
Mikronize-bentonitli kükürt 2096.28 a
Kontrol 1354.70 b
P 0.0063**
Toplam Yeşil Aksam Taze Ağırlığı
Toplam yeşil aksam taze ağırlıkları incelendiğinde
yapılan uygulamalara göre değişim göstermiş ve
istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (Çizelge 3).
Leonardit uygulanan parseldeki bitkilerle mikronizebentonitli-kükürt
uygulanan parseldeki bitkiler aynı
grupta, kontrol parselindeki bitkiler ayrı bir grupta yer
almıştır. En fazla toplam yeşil aksam taze ağırlığı
mikronize-bentonitli-kükürt uygulanan parseldeki
bitkilerden ölçülürken en az toplam yeşil aksam taze
ağırlığı kontrol parselindeki bitkilerde tartılmıştır
(Çizelge 3).
Meyve Verimi Üzerine Uygulamaların Etkisi
Yapılan hasatlarda toplam verim uygulamalara göre
değişiklik göstermiş ve bu değişim istatistiksel olarak
K. Yaraş ve H. Y. Daşgan / TABAD, 5 (1): 175-180, 2012 178
önemli bulunmuştur (Çizelge 4). Bu denemedeki sırık
domates bitkilerinde 5 salkım üzerinden tepe budaması
yapılmıştır. Bu durumda toplam meyve verimleri 5
salkım üzerinden alınmıştır. Organik madde leonardit,
uygulanan parseldeki bitkilerle mikronize-bentonitlikükürt
uygulanan parseldeki bitkiler aynı grupta yer
alırken kontrol parselindeki bitkiler ayrı grupta yer
almıştır. En yüksek verim kükürt uygulanan parselde
olurken en az verim kontrol parselinde olmuştur.
Mikronize-bentonitli-kükürt ʻʻSicostarʼʼ uygulanan
bitkilerden hiçbir uygulama yapılmayan kontrol
bitkilerine göre % 22.78 verim artışı sağlanırken,
organik madde leonardit ʻʻPerl Humusʼʼ uygulanan
parsellerden kontrole göre % 18.35 verim artışı elde
edilmiştir (Çizelge 4). Hümik asit uygulamasının Rio
Grande domates çeşidi bitkisinin gelişimi ve bazı
özellikleri üzerine etkisinin incelendiği araştırmada [1],
farklı hümik asit uygulamalarının domateste meyve
verimi arttırdığını bildirilmektedir. Biber
yetiştiriciliğinde hümik asit uygulamalarının toplam
ürün verimi üzerine kontrole göre artırıcı olumlu etki
yaptıklarını bildirmektedir [2].
Kireç içeren siltli tınlı sera toprağına 0, 30, 60, 120
kg/da elementel kükürt uygulanarak yetiştirilen domates
bitkisinde meyve verimi, meyve kuru madde oranı,
meyve asitliği ve yaprak klorofil içeriğinin arttığı,
meyve pH'sı ve meyve titrasyon asitiğinde önemli bir
değişiklik olmadığı, ayrıca bitkinin yaprak ayası, yaprak
sapı ve meyve dokularındaki toplam S, N, P, K, Ca, Mg,
Na, Zn Mn, Cu ve aktif demir içerikleri genellikle
artarken, toplam Fe içeriğinin azaldığı bildirilmiştir [3].
Görüldüğü üzere rapor edilen bu araştırmada [3],
geleneksel-sarı-toz-kükürt 120 kg/da dozunda bile
toprak pH’sı ve domateste meyve verim ve kalitesi
üzerine önemli bir etki yapmamıştır. Burada sunulan
çalışmada, kullanılan mikronize-bentonitki kükürt
uygulamasında ise daha az dozlarda hızlı ve beklenen
olumlu etkiler alınabilmiştir. Bu durumda mevcut
toprak faktörlerinin (tekstür, aktif kireç içeriği vb)
devreye girerek etkin olabildiği söylenebilir.
Çizelge 4. İlkbahar ürünü serada domates bitkilerinden 5
salkım üzerinden hasat edilen durumda “Toplam verim”
değerleri
kg/m² kg/bitki
Leonardit 5.613 a 2.806 a
Mikronize-bentonitli
kükürt 5.816 a 2.908 a
Kontrol 4.736 b 2.369 b
P 0.0142* 0.0144*
Çizelge 5. Deneme boyunca hasat edilen “Toplam Meyve
Sayısı”
Adet/m² Adet/bitki
Leonardit 44.75 22.37
Mikronize-bentonitli
kükürt 49.26 24.63
Kontrol 44.24 22.12
P 5.898 2.949
Hasat Edilen Toplam Meyve Sayısı Üzerine
Uygulamaların Etkisi
Yapılan hasatlarda elde edilen meyve sayısının
uygulamalar arasında farklılık oluşturduğu
görülmektedir ancak istatistiksel olarak farklı
bulunmamıştır (Çizelge 5). En fazla meyve sayısı kükürt
uygulanan parseldeki bitkilerden elde edilirken en az
meyve sayısı kontrol parselindeki bitkilerden elde
edilmiştir. Kükürt uygulanan parsellerde birim alana ve
bitki başına meyve sayısının fazla olduğunu başka bir
deyişle, organik uygulama ile benzer bir verim
oluşturmakla birlikte meyve tutum oranının S ile arttığı
görülmektedir. Hümik asit uygulamalarının kontrole
göre biber bitkilerinde meyve sayısını artırdığı
bildirilmektedir [1].
Bitki Besin Maddelerinin Yapraktaki İçeriği
Üzerine Etkisi
Makro elementlerin içeriğine bakıldığında toplam
azotun yapraktaki konsantrasyonu (%) uygulamalara
göre değişiklik göstermiştir ancak bu değişim
istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. (Çizelge 6).
En yüksek N organik madde uygulaması yapılan
parseldeki bitkilerde bulunurken, en az N kontrol
parselindeki bitkilerde bulunmuştur. Yaprakta P miktarı
uygulamalara göre değişiklik göstermiş ve bu değişim
istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. En yüksek P
konsantrasyonu mikronize-bentonitli-kükürt uygulanan
parseldeki bitkilerde bulunurken en az P kontrol
parselindeki bitkilerde bulunmuştur (Çizelge 6). Yaprak
P içeriği bakımından, leonardit uygulanan parsellerdeki
P konsantrasyonları kontrol parsellerinden yüksek ve
fakat kükürt uygulanan parsellerden ise düşük olarak
belirlenmiştir (Çizelge 6). Yaprakta K miktarı
uygulamalara göre değişiklik göstermiştir ve bu değişim
istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. En yüksek K
kükürt uygulaması yapılan parseldeki bitkilerde
bulunurken, en az K kontrol parselindeki bitkilerde
bulunmuştur. İstatistiksel olarak organik madde ve
kükürt uygulanan parseldeki bitkiler aynı grupta yer
alırken, kontrol parselindeki bitkiler farklı grupta yer
almıştır (Çizelge 6). Yaprakta Ca miktarı uygulamalara
göre değişiklik göstermiş ve bu değişim istatistiksel
olarak önemli bulunmamıştır. Deneme bitkilerinin
yapraklarında Ca miktarı organik madde ve kükürt
uygulanan parsellerde birbirine benzer bulunurken, bu
ikisinden düşük Ca konsantrasyonu kontrol parselindeki
bitkilerde belirlenmiştir. Yaprak Mg miktarı
uygulamalara göre değişiklik göstermiş ve bu değişim
istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. En yüksek
Mg miktarı kontrol parselindeki bitkilerde bulunurken
en az Mg kükürt uygulanan parseldeki bitkilerde
bulunmuştur (Çizelge 6). Yaprak Na miktarı
uygulamalara göre değişiklik göstermiş ve bu değişim
istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. En yüksek Na
kontrol parselindeki bitkilerde bulunurken en az Na
kükürt uygulanan parseldeki bitkilerde bulunmuştur.
Kükürt ve organik madde uygulamasının bitkilerde Na
bakımından tuzluluk azaltıcı etkisi olduğu anlaşılmıştır.
Organik madde ve özellikle de hümik asit hali,
K. Yaraş ve H. Y. Daşgan / TABAD, 5 (1): 175-180, 2012 179
topraktaki mineral besin elementlerinin bitkilerce
alınabilecek hale getirilerek serbest bırakılmasında
etkindir. Bu özellik mineral gübrelerin verimli
kullanılmasını artırmaktadır. Dolayısıyla bu şekilde
bitkiler için gerekli besinlerin alınabilmesini en yüksek
düzeye çıkartmaktadırlar [4, 5]. Toprakta pH
düşürülmesi ve katyon değişim kapasitesinin
artırılmasına hizmet eden organik madde böylece besin
maddelerinin alımını desteklemekte ve toprağın,
bitkinin verimini artırıcı rol oynamaktadır [6].
Mikro elementleri incelediğimizde yaprakta Cu
içeriği uygulamalara göre değişiklik göstermiş ve bu
değişim istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır.
Çizelge 6. Farklı uygulamalar ile yetiştirilen domates yapraklarında “Makro Element Konsantrasyonları” (%)
N P K Ca Mg Na
Leonardit 7.297 0.54 ab 4.72 a 2.68 0.82 0.43
M-B-Kükürt 6.977 0.62 a 5.60 a 2.64 0.80 0.29
Kontrol 5.803 0.41 b 2.71 b 1.92 0.89 0.67
P 0.0775 0.0378* 0.0040** 0.2128 0.6394 0.0718
En yüksek Cu kükürt uygulanan parseldeki
bitkilerde bulunurken en az Cu organik madde
uygulanan parseldeki bitkilerde bulunmuştur (Çizelge
7). Yaprakta Mn miktarı uygulamalara göre değişim
göstermiştir ve bu değişim istatistiksel olarak önemli
bulunmamıştır. En yüksek Mn organik madde
uygulanan parseldeki bitkilere bulunurken kükürt
uygulanan ve kontrol parselleri bitkilerinde Mg
konsantrasyonu birbirine benzer bulunmuştur.
Yaprakta Fe miktarı uygulamalara göre değişiklik
göstermiş ancak bu değişim istatistiksel olarak
önemli bulunmamıştır (Çizelge 7). En yüksek Fe
organik madde uygulanan parseldeki bitkilerde
bulunurken en az Fe kontrol parselindeki bitkilerde
bulunmuştur. Yaprakta Zn miktarı uygulamalara göre
değişiklik göstermiş ve bu değişim istatistiksel olarak
önemli bulunmamıştır. En yüksek Zn kükürt
uygulanan parseldeki bitkilerde bulunurken en az Zn
organik madde uygulanan parseldeki bitkilerde
bulunmuştur. Valensiya portakal çeşidinin
yetiştirildiği alkali toprakta, yüksek pH nedeniyle
topraktan kükürt, jips ve amonyum sülfat
uygulamaları yapılmıştır. İki yıllık besin element
analizleri sonucuna göre; kükürt ve jips
uygulamalarında birinci yılda toprakta alınabilir P
miktarı, ikinci yılda ise Na miktarı kontrole göre
düşük Meyve pulpu Zn miktarı uygulamaların ikinci
yılında, Mn ise birinci yılında kontrole göre (p <
0.01) artış göstermiştir [7].
Çizelge 7. Domates yapraklarda “Mikro Element
Konsantrasyonları” (ppm)
Cu Mn Fe Zn
Leonardit 31.77 46.53 70.76 82.40
M-B-Kükürt 48.11 42.44 62.31 140.91
Kontrol 42.97 42.50 49.84 102.15
P 0.4536 34.41 0.5041 0.2348
Meyve Kalite Özellikleri Üzerine
Uygulamaların Etkisi
Meyve fiziksel ölçümlerinde meyve ağırlığı,
meyve boyu, meyve çapı, meyve hacmi bakımından
uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak
önemsiz bulunmuştur (Çizelge 8). En yüksek
ölçümlerin kükürt uygulaması yapılan parseldeki
bitkilerden elde edilen meyvelerde olduğu
belirlenmiştir. Meyvelerde kimyasal analiz sonucu
elde edilen asitlik ve pH bakımından uygulamalar
arasındaki fark istatistiksel olarak önemsiz
bulunmuştur (Çizelge 9). Ortalama SÇKM (Suda
Çözülebilir Kuru Madde) değerleri ise uygulamalar
arasında fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur.
Kontrol parselindeki bitkilerle organik madde
uygulanan parseldeki bitkiler aynı grupta yer alırken,
kükürt uygulanan parseldeki bitkiler başka grupta yer
almıştır (Çizelge 9). Hümik asit uygulamasının Rio
Grande domates çeşidinde meyve ağırlığını ve meyve
sertliğini arttırdığı bildirilmektedir [1].
Çizelge 8. Uygulamaların domates meyvelerinde fiziksel
kalite özellikleri üzerine etkileri
Meyve
Ağırlığı
(g)
Meyve
Boyu
(mm)
Meyve
Çapı
(mm)
Meyve
Hacmi
(ml)
Leonardit 167.08 55.39 70.87 159.00
M-B-Kükürt 172.44 56.19 72.00 175.17
Kontrol 163.39 55.24 69.60 170.50
P 0.2766 0.4255 0.3236 0.3741
Çizelge 9. Uygulamaların domates meyvelerinde kimyasal
kalite özellikleri üzerine etkileri
Meyve Asitlik
(%) SÇKM (%) pH
Leonardit 0.65 5.00 b 4.37
M-B-Kükürt 0.62 5.47 a 4.42
Kontrol 0.54 5.00 b 4.40
P 0.056 0.0336* 0.5938
Toprak pH’ sı Üzerine Uygulamaların Etkisi
Deneme sonunda ölçülen toprak pH’ ları
incelendiğinde uygulamalara göre değişiklik
göstermiş ve bu değişim istatistiksel olarak önemli
bulunmamıştır. En yüksek toprak pH’ sı kontrol
parselinde en düşük toprak pH’ sı kükürt uygulanan
parselde bulunmuştur. Toprağa uygulanan mikronizebentonitli-kükürdün
0.51 birim ve organik madde
leonarditin ise 0.45 birim pH düşürdüğü
belirlenmiştir (Çizelge 10). Farklı dozlarda toprağa
hümik asit ilave edilerek toprağın fiziksel ve
K. Yaraş ve H. Y. Daşgan / TABAD, 5 (1): 175-180, 2012 180
kimyasal yapısında iyileşmeler bildirilmektedir [8];
hümik asit ilavesi toprak pH’ sını düşürürken, EC’ nin
hümik asit oranına bağlı olarak yükseldiği belirtilmiştir.
Sera domates yetiştiriciliğinde yapılan bir çalışmada [9],
toprak pH’sını düşürmek için elementel sarı-toz-kükürt
dozları 0-50-100-150 kg/da olarak, organik madde
leonardit dozları ise 0-25-50-75 kg/da olarak
kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre, toprak pH’sının
kükürt uygulamaları ile deneme koşullarında daha etkin
düştüğü görülmüştür. Toprağın başlangıç pH’sı olan
7.63, kükürtün 150 kg/da uygulaması ile 7.06 civarına
düşmüştür. Bununla birlikte, leonardit uygulanan
topraklardaki domates bitkileri verim bakımından
kükürt uygulamalarından biraz daha yüksek değerler
oluşturmuştur.
Çizelge 10. Deneme sonunda mikronize-bentonitli kükürt ve
leonarditin toprak pH’ sı üzerine etkileri
Toprak pH’ sı
Leonardit 7.64
Mikronize-bentonitli kükürt 7.58
Kontrol 8.09
P 0.1651
SONUÇLAR
Elde edilen bulgulara göre toprak pH’ sını düşürmek
amacıyla uygulanan bentonitli-mikronize-kükürt ve
organik madde leonardit, toprak pH’ sını düşürücü etki
yapmıştır. Adana ekolojik koşullarında serada ilkbahar
üretim sezonunda Şubat-Haziran periyodunda 5 ayda
kontrole göre, leonardit uygulanan parsellerde 0.45
birim ve mikronize-bentonitli kükürt ise 0.50 birim pH
düşürmüştür. Toprak pH’sındaki bu düşüşler verim,
ürün kalitesi ve bitki beslemeye, kontrol ile
karşılaştırıldıklarında, göre önemli denebilecek olumlu
katkılar yapmıştır. Güncel ekonomik değelere
bakıldığında (2012), serada toprak pH’sını düşürmek
için mikronize-bentonitli kükürt veya leonardit
kullanıldığında bu ürünlerin maliyeti; dekara 200 kg
Leonardit (yerli) 80 TL civarında ve dekara 15 kg
mikronize-bentonitli- kükürt 23.4 TL olarak
belirlenmiştir. Bu durumda, mikronize-bentonitli-kükürt
leonardite göre yaklaşık ¼ daha ucuz olduğu
belirlenmiştir.
KAYNAKLAR
[1] Padem H. ve N. Öcal, 1999. Effects Of Humic
Acid Applications On Yield And Some Characteristics
Of Processing Tomato. Acta Horticulturae, 487; 159-
163
[2] Paksoy M., ve N. K. Yücel, 2007. Biberde bazı
hümik asit preperatlarının verim ve meyve özelliklerine
etkileri. Türkiye V. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi (4-
7 Eylül, Erzurum) Bildirileri . Cilt 2 :17-20
[3] Topçuoğlu B., S. R. Yalçın, 1997. Kireçli
toprağa elementel kükürt uygulamasının örtü altı
yetiştirilen domates bitkisinin verimi ile bazı kalite
özellikleri ve bitki besin maddesi içerikleri üzerine
etkisi. Akdeniz Üniv. Ziraat Fak. Dergisi 10: 196-210.
[4] Erdal İ., M. A. Bozkurt, K. M. Çimrin, M.
Sağlam, S. Karaca, 2000. Kireçli bir toprakta yetiştirilen
mısır bitkisi ( Zea mays) gelişimi ve fosfor alınımı
üzerine humik asit ve fosfor uygulamasının etkisi.
Turkish Journal of Agriculture and Foresty 24: 663-668
[5] Çelik C., 2003. Tabiat Ananın Gizemli
Hediyesi; Hümik Maddeler. Hasad Dergisi Mayıs
sayısı: 30-31
[6] Dasgan H. Y., 2011. Sera Sebzelerinde Bitki
Besleme. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Yüksek
Lisans ve Doktora dersi notları, Adana (yayınlanmamış).
[7] Güneri M., A. Mısırlı, İ. Yokaş, B. Yağmur,
2012. Valensiya portakal çeşidinde kükürt, jips,
amonyum sülfat ve sitrik asit uygulamalarının bitki
besin elementleri içeriklerine etkileri. Ege Üniv. Ziraat
Fak. Dergisi 49 (1): 83-92
[8] Kütük C., Çaycı, Baran ve Baskan O., 2000.
Effect of humic acid on soil properties. International
Symposium on Desertification, 324-328.
[9] Erkoç İ. ve H. Y. Dasgan, 2010. Sera Domates
Yetiştiriciliğinde Kükürt ve Leonardit Uygulamalarının
Fosfor Yarayışlılığına Etkileri. VIII. Sebze Tarımı
Sempozyumu Bildirileri (23-26 Haziran 2010), Van,
217-223

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-09-2018, 16:12   #6
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
devamı gelecek...

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-10-2018, 08:49   #7
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-10-2018, 09:28   #8
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
Toprak pH'sı « Global Bilgiler
linkte kullanılacak kükürt ve gübre miktarı var



Toprak pH'sı
Global Bilgiler / at 20:23 / No comments
Global Bilgiler
Toprak pH’sı
pH= Potentia Hydrogenia
1 lt saf sudaki hidrojen iyonları konsantrasyonun tersinin logaritması.
pH= log 1/H+ 1/10.000.000H+

TOPRAKTAKİ H VE OH İYONLARININ KAYNAKLARI?
Hidrojen kaynakları:
Al +3 (hidroliz)
H +
Al +3 + H 2O = Al (OH)2 + 3H +

Hidroksil kaynakları:
Bazik katyonlar (hidroliz)
1. Kolloid - 2 Na + + 2 H 2O = Kolloid - 2H + + 2 OH - + Na +
2. Kolloid- Ca+2+ 2 H 2O = Kolloid-2H + + 2 OH - +Ca +2

pH daki 1 birimlik artış, OH iyonları konsantrasyonunda 10 misli artış demektir.
pH = 6 OLAN BİR TOPRAK,
pH = 7 OLAN BİR TOPRAKTAN 10 KEZ DAHA FAZLA ASİTTİR.
pH = 8 OLAN BİR TOPRAK İSE pH = 6 OLAN BİR TOPRAKTAN 100 KEZ DAHA FAZLA ALKALİNDİR.

DEĞİŞİK pH DEĞERLERİNDE ASİDİTE (ASİTLİK) VE ALKALİNİTE (BAZİKLİK) DERECELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

TOPRAK pH’SI

pH = 7’YE GÖRE
ASİTLİK/BAZİKLİK DERECESİ

9

BAZİKLİK ORANI
X100
8

X10
7
NÖTR

6
5
4
ASİTLİK ORANI
x 10
x 100
x 1000


Toprakların pH Değerlerine Göre Sınıflandırılması
Reaksiyon
pH değeri
Reaksiyon
pH değeri
Fevkalade asit
Çok kuvvetli asit
Kuvvetli asit
Orta derecede asit
Hafif asit
< 4.5
4.5-5.0
5.1-5.5
5.6-6.0
6.1-6.5
Nötr
Hafif kalevi
Orta derece kalevi
Kuvvetli kalevi
Çok kuv. kalevi
6.6-7.3
7.4-7.8
7.9-8.4
8.5-9.0
> 9.1

pH’yı etkileyen faktörler:
Düşük bazla doygunluk
Yüksek asitlik
Organik kolloidler
Mineral kolloidler
Organik asitler (asetik asit, sitrikasit, oksalik asit)
İnorganik asitler (HNO3, H2SO4)
Oksidasyon (nitrifikasyon)
Redüksiyon

Toprak reaksiyonunun değişiminde etken faktörler:
CO2 gazı (karbonik asit dissosiye olup asitlik artar)
Organik madde
Bazların yıkanması
Ticaret gübreleri (amonyum sülfat, sodyum nitrat, kalsiyum siyanamid)
Bitkiler – M.organizmalar (pH düşmesini frenler)
Mevsimler
Ana kaya

Toprak asitliğine etki eden faktörler:
Yağış: topraktaki alkali elementler sudaki hidrojen iyonlarıyla yer değiştirir ve toprak asidik karakter kazanır.
ana kayanın jeolojik özellikleri ,
topraktaki organik madde miktarı ve bunun çözünmesiyle oluşan asitlik,
tek taraflı gübre kullanımı,
toprak işleme metotları,
ortamdaki fazla SiO2,
münavebesiz ziraat,
toprakta mevcut inorganik asitler,
hidroliz,
kök solunumu,
piritin oksitlenmesi,
toprağın yaşı, tabii vejetasyon (legüm bitkileri toprağı asitlendirir), ve
topografya (drenaj)

ASİT TOPRAKLARDAKİ ASİTİN KARAKTERİ
Bu asitler genellikle suda çözünmeyen HUMİN ASİTİ ve asitli killerdir.
Az miktarda karbonik, nitrik , sülfürik ve fosforik asitler gibi suda çözünebilir asitler de mevcuttur.

Toprak reaksiyonunun değişmesinde etkili olan önemli faktörlerin başında CO2 gelmektedir.
Bu gaz su ile birleşerek karbonik asiti oluşturur.
CO2 basıncı ne kadar fazla olursa, topraktaki H konsantrasyonu o nispette artar.
Karbonik asit ve onun oluşturduğu bikarbonatlar, nemli bölgelerde toprağın alt katlarına doğru taşınmaktadır. Böylece topraklar asitleşirler.

pH topraktaki aktif asitliğin bir ölçüsüdür. Bir diğer asitlik ise potansiyel asitlik olup ikisi sürekli denge halinde bulunur.
Toprak çözeltisindeki Toprak Kolloidlerinde H+ iyonları Adsorbe edilmiş H+ (Aktif asitlik) (Potansiyel Asitlik)
Toprak pH sına yapılan müdahalelerde potansiyel asitliğin dikkate alınması gerekir.

Bir toprağın kireç ihtiyacı rezerve asitliği belirtir. Kil oranı yüksek veya organik maddece zengin topraklar yüksek miktarda rezerv asidite ihtiva ederler

TOPRAKTA ASİTLİK ARTARKEN NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER OLUR?
Öncelikle topraktaki değişebilir bazlar hidrojen ile yer değiştirir.

Yer değiştiren bazlar ya bitkiler tarafından alınırlar, ya da çözünebilir tuzlar şeklinde sulama ve yağmur sularıyla topraktan yıkanarak uzaklaşırlar.

Böylece toprak asitliği yükselir ve demir, aluminyum ve manganın çözünürlükleri artar.

Fosfor, bu elementlerle birleşerek çözünmeyen bileşikler oluşturur.

Organik maddelerin parçalanmasını sağlayan, nitrat üreten ve atmosferdeki azot miktarını sabit tutan bakterilerin aktifliği azalır.

Sonuçta toprağın drenaj ve havalanma kabiliyeti düşer.

Toprak yağış sularını zor emer, işlenmesi zorlaşır.

Organik madde (hayvan gübreleri, anız ve bitki artıkları, vs...) parçalanmadan uzun süre toprakta kalır.

Bazı durumlarda suni gübre olarak verilen fosfor, toprakta birikir ve toprak yüzeyi mazot dökülmüş gibi renk alır.

TAMPONLUK
pH' da önemli bir değişme, şüphesiz ki toprak ortamında bilhassa besin maddelerinin elverişliliğinde büyük bir fark meydana gelmesine yol açar.

Toprak pH' sındaki değişmeye karşı görülen mukavemete "TAMPONLUK" denir.

Zayıf asit ve bunların benzeri tuzların karışımını içeren çözeltiler tamponluk özelliğindedir (karbonat, bikarbonat, fosfatlar)

KDK artıkça tamponluk artar

En etken kil ve humus kolloidleri

Tamponluk kapasitesi büyük olduğu nispette pH' nın değişmesi için gerekli kireç ve kükürt daha fazladır.

pH’yı artırmak için: Kireçleme

Kireçleme için: CaCO3, CaO, sıvı Ca(OH)2

pH’yı azaltmak için: FeSO4, kükürt tozları; Elementel Kükürt, Sülfürik Asit, Amonyum Sülfat,
Kalsiyum Sülfat (Alçı).

Partikül boyutu önemlidir.

Tınlı bir toprakta pH nın düşürülmesi için gerekli Alüminyum sülfat ve Kükürt miktarları
Uygulanacak Alüminyum sülfat, kg/da

Mevcut pH
İstenilen pH
6,5
6.0
5,5
5,0
4,5
8,0
880
1170
1610
2050
2340
7,5
585
1025
1320
1760
2050
7,0
290
585
1025
1465
1760
6,5

290
730
1170
1320
6,0


290
730
1025

Uygulanacak Kükürt, kg/da
8,0
145
195
245
290
340
7,5
98
145
195
245
290
7,0
49
98
145
195
245
6,5

49
98
145
195
6,0


49
98
145

pH’nın;
(1) Mikro organizmaların aktivitesi
(2) Toksik iyonların suda çözünürlüğü
(3) Bitki Besin Maddesi alımı,
üzerinde büyük ölçüde etkisi vardır

1. MİKRO ORGANİZMALARIN AKTİVİTESİ
Mikro organizmalar toprağın, bitki gelişimi ve büyümesinde uygun verimli bir ortam haline dönüşmesinde çok önemli bir rol oynarlar.
Mikro organizma popülasyonlarının çoğunluğu, toprağın biyolojik aktivitesini oluşturan fonksiyonlarını, nötr civarındaki pH değerlerinde ideal bir biçimde yerlerine getirirler.

2. İYON TOKSİSİTESİ
Bitki hücre gelişimi için önemli olan Protein molekülleri, toprak ortamında H + iyonları ya da OH - iyonlarının aşırı derecede bulunması durumunda önemli ölçüde değişebilir.

pH, H + ve OH - iyonlarının dengesini gösteren ifadedir.

Alüminyum gibi H+ iyonlarının fazla bulunduğu ortamlarda (düşük pH değerlerinde) suda çözünürlükleri artan fitotoksik elementler mahsul veriminin düşmesinde önemli rol oynar.
Genel kural, toprak pH’sının yüksekliği mahsulün verimini kısıtlayan bir faktördür.
Toprakta ağır metaller (Cd, Ni, Pb vd) pH azaldıkça mobiliteleri artar ve bitki tarafından daha kolay alınırlar.

3. BİTKİ BESİN MADDELERİNİN ALIMI
Bitki Besin Maddelerinin çözünürlüğü ve bitki tarafından alınabilirliği toprak pH değerine göre değişkenlik gösterir.
Bazı Bitki Besin Maddeleri yüksek pH değerlerinde suda çözünemezken bazı Bitki Besin Maddeleri ise düşük pH değerlerinde kökler tarafından alınamaz.
Her bir bitkinin optimum gelişimi için gerekli pH değeri farklıdır.
Bitki Besin Maddelerinin çoğunluğunun azami alınabilirliği 5.5 ile 7.0 arasındaki pH değerlerinde gerçekleşir.

aydemiraydın beğendi.
fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-10-2018, 10:07   #9
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-09-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 38
https://sat56.ru/tr/work-in-the-gard...-the-soil.html

fraktur Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-10-2018, 21:31   #10
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 17-10-2018
Şehir: ANTALYA
Mesajlar: 5
Teşekkürler uzun fakat faydalı bir bilimsel makale olmus

hasanyazir Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 00:37.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019