agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Üretim, Bakım, Düzenleme, Temel Malzemeler > Organik Tarım
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni47Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 07-08-2011, 18:50   #61
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Tekellerin mücadelesi sadece tohumla, tarımsal ilaç ve kimyasallarla da sınırlı değil. Şöyle bir baktığınızda bunlar için kar her şeyden ön planda ve daha fazla kar için yapmayacakları şey yok. Düne kadar çevreyi fosil yakıtlarla kirletenlerin hepsi de bugün biyoteknoloji işine el atmış durumdalar. Bir çok petrokimya, tarımsal ilaç ve tohum firması biyoteknoloji firmalarıyla ortaklığa gidiyor.

Name:  sample alliances.jpg
Views: 1010
Size:  21.2 KB
(Kaynak: ETC Group)

Önce deneylerle kanıtlamamış, bilgisayar simülasyonlu bilimsel argümanlar ve gazetelerde bol bol haberler. Arkasından bu işe hem artniyetli hem de safça inanan yazılı ve görsel basın ile internet medyası devreye giriyor. İnanmayanları da tankla, tüfekle, füzeyle ve Blackwaterla ikna et. Hakikaten bir "Sugar Economy". Örneğin Nijerya'da güvenliği kim sağlıyor dersiniz? Bu petrokimya şirketlerinden birisi. (Merak eden internetten araştırıp bulabilir.)

Üstteki şirketler değil miydi petrol için, Bush'u Irak'a müdahaleye kışkırtan? Sonuç ortada. Üstelik bunların bir sürü gönüllü taraftarıda var. Örneğin aşağıdaki habere dikkat. Şimdilerde Suriye gündemde. Bu yüzden haberdeki ilginçliğe dikkatiniz çekerim. Olayın organik tarımla ilgisi yok. Ancak ne türden manüplasyonların yapılabildiğine güzel bir örnek. Hem lezbiyen değil, hem de Suriye'de yaşayan bir zat değil. Üstelik birde "kimseye zarar vermedim" diyecek kadar aptal ya da çok uyanık.

Suriyeli Lezbiyen Meğer Amerikalı Bir Erkekmiş

Suriye'de bir lezbiyenin ülkedeki son gelişmeleri ele aldığı internet güncesi kısa sürede dünya medyasının adım adım takip ettiği popüler bir site haline gelmişti.

Suriye'de bir lezbiyenin ülkedeki son gelişmeleri ele aldığı internet güncesi kısa sürede dünya medyasının adım adım takip ettiği popüler bir site haline gelmişti. Fakat Şam'daki gerginliği anlatan blog yazarının Suriyeli bir lezbiyen değil, İskoçya'da eğitim gören 40 yaşında Amerikalı bir erkek olduğu ortaya çıktı.

Gerçek yazarın kendisi olduğunu itiraf eden Tom MacMaster, çok sayıda Suriyeli aktivistin tepkisini çekti.

A Gay Girl in Damascus (Şam'da Eşcinsel bir Kız) adlı blogun okurları, geçen şubat ayından bu yana, yarı Suriyeli yarı Amerikalı olan Emine Abdullah Araf el-Ömeri adında 25 yaşında eşcinsel bir genç kadının yaşadıklarını internetten takip ettiklerini sanıyorlardı.

Emine karakteri, hem sosyal hayatını ve yaşadığı ilişkileri anlatıyor, hem de Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ı eleştiriyor, hükümet karşıtı protesto gösterilerindeki rolünden bahsediyordu. Örneğin 24 Mart tarihinde Emine, ''Şu an Suriye'de olmak, bir Arap olmak ne muhteşem bir şey, yaşamak ne harika!'' diyerek duygularını heyecanla aktarıyordu.

BLOG FURYASI

Tunus ve Mısır'daki ayaklanmalar esnasında internetteki sosyal paylaşım siteleri ve bloglar belli başlı bilgi kaynaklarındandı. Emine karakterinin Şam'dan aktardıkları da kısa süre içinde dünya çapında gazetecilerin ve aktivistlerin dikkatini çekti.

Amerikalı öğrencinin uydurduğu Emine karakteri, e-posta aracılığıyla Associated Press ajansına bir mülakat bile verdi.

Geçen pazartesi günü Emine'nin kuzeni imzasıyla blogda yer alan bir haberde ise, Beşar Esad'ın adamları olduğu sanılan silahlı kişilerin Emine'yi alıp kaçırdığı iddia edildi. BBC dahil çok sayıda yayın kuruluşu, Şam'daki lezbiyenin başına gelenlere bültenlerinde yer verirken, Emine'nin serbest bırakılması için internet üzerinde kampanyalar başlatıldı.

Fakat Emine'nin bir fotoğrafı ilk kez blog sayfasında basılınca, fotoğrafın Londra'da yaşayan ve sözkonusu blog ile hiçbir alakası olmayan bir kadına ait olduğu anlaşıldı. Ardından Amerikan elçiliği, Emine'nin kimliğiyle uyuşan çifte vatandaşlığa sahip hiçbir kişiyi tanımadıklarını açıkladı.

'KİMSEYE ZARAR VERMEDİM'

Nihayet pazar günü aynı blogda Tom MacMaster'ın özür mesajı çıktı. Sayfada yazılı olan her şeyi kendisinin kaleme aldığını itiraf eden Amerikalı, ''Anlatıcının kimliği kurgusal olabilir, fakat bu blogda anlatılanlar doğrudur, Suriye'de meydana gelen olayları çarpıtmadım.'' diye ekliyor.

Edinburgh Üniversitesi'nde okuyan ve kendisini Orta Doğu eylemcisi olarak tanıtan Tom MacMaster, ''Kimseye zarar verdiğimi düşünmüyorum. Aksine, çok önemsediğim konuları dile getiren güçlü bir ses yarattığıma inanıyorum.'' diyor.

Fakat Orta Doğu'daki siyasi eylemciler ve eşcinsel hakları savunucuları Emine karakterinin yaratıcısına öfkeyle karşılık verdi. Eşcinsel Orta Doğu adlı internet sayfasının editörü Daniel Nassar, ''Tom MacMaster, senin yüzünden lezbiyen, gey, biseksüel ve trans topluluğun gerçek üyeleri Suriyeli yetkililerin hedefi haline geldi.'' diye yazdı.

Daniel Nassar, Amerikalı blog yazarını Suriye'deki eşcinsellerin sesini ''çalmakla'' suçluyor. Twitter'da yer alan bir eleştiride ise, ''Emine aldatmacasının hiç bir olumlu yönü yok. Suriye'deki sorunlara değil, sadece bir fantaziye dikkat çekti.'' deniliyor.
(Kaynak: NTVMSNBC)

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-08-2011, 21:58   #62
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın merlict,
hali hazırda dedenizin veya köylünün veya küçük çiftçinin yaptığı üretim kesinlikle organik tarım değil. onların yaptığı zaten doğadan kaynaklanan DOĞAL TARIM'dır. organik tarıma gelince, en önemlisi organik tohum kullanma zorunluluğu. ne dedeniz, ne köylünüz ve ne de küçük çiftçilerimiz tohuma para vermiyorlar. ya kendileri üretirler kendi tohumlarını veya takas usülü değişim yaparak elde ederler yeni tohumlarını. onların kesin bir kuralı vardır: "Gelecek sene için tohum saklamak" ve bundan da vazgeçmezler umarım vazgeçmezler de. işte bu DOĞAL TARIM'dır.

sayın acemi çaylak, nüfusun hızla arttığını ancak üretimin yerinde saydığını, insanların nasıl doyurulması gerektiğini sormuşsunuz. yanıtını da vermişsiniz zaten, adil paylaşım yok. şehirlilere veya toprak ağalarına gelince, "kaz gelecek yerden tavuk esingenmez" sözünü sadıklar. bir çıkarları yoksa şayet, hiçbir şeylerini paylaşmıyorlar. sizde dünya tohumculuk firmalarının gelirlerden aldıkları payları yazmışsınız. tüm dünya yaklaşık 10 tohum firmasına teslim olmuş durumda.
o tohum firmaları, ilk tohumlarını alırken telif hakkı ödediler mi bizim atalarımıza? o ilk tohumlarını bizim atalarımızdan çalmadılar mı para vermezsizin? şimdi oturmuşlar, yasa da çıkartmışlar, yerel tohumların satışı yasak diye. peki kendileri ilk tohumlarını hırsızlık yaparak çalmadılar mı atalarımızdan ve bizlerden?
organik tarım felsefesi ilk çıktığında 0 (SIFIR) kimyasal kullanımı kararı verilmişti. şimdi nereye geldik, %5 civarında tolere edilebilir/kabul edilebilir kimyasal kullanılabilirliğine. çok değil, 5-10 yıl sonra bu oran %10 ve %20'lere doğru tırmanacaktır.
diğer taraftan, kullandıkları organik tohumların büyük bir kısmını kendi labaratuvarlarında işleyip genlerini değiştirmiyorlar mı? bakın, domateslerine, hepsi sanki aynı kalıptan çıkmış gibi birbirinin benzeri. hem de iri iri...
bakın mısırlarına hepsi de uzun uzun ve dolgun...
ama tadları tuzları yok. ama tohum alamıyorsunuz, yani hibrit üretime geçtiler. ilk çıkan organik tarım kurallarına göre tohum alınabilmeliydi. şimdi ne mi yapıyorlar, sulu tarıma geçtiler organik tarım kapsamında. verimde 8-10 kat artış olmuş. olmuş da nasıl olmuş? yine tohumların genleriyle oynayarak, yine sulu tarımda kullanılan sözüm ona biyoteknolojiyle üretilmiş, adları değiştirilmiş kimysallarla. bunları hiçbir kimse inkar edemez.
hali hazırda organik tarım yaptığını savunan bir kısım yazarlarımıza/forumdaşlarımıza gelince; tohumlarınızı veya fidelerinizi nasıl elde ediyorsunuz? ne idüğü belli olmayan kaynaklardan mı? pazardan mı? tohumcu firmalarının paket tohumlarından mı? açık satılan tohumlardan mı? karışık. herbiryerden tohum ve fide alınıyor, alınıyor da kendisi tohum üretmiyor. neden acaba?
saygılar

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5 Mesajı Göster
bugün yeşil devrime lanet okuyanlar, ticari kazanç peşinde koşarak gittikleri organik devrime, bir süre sonra lanet okumaya başlayacaklar.

hiçbir kimyasal veya adı biyolojik olarak değiştirilen organik ilaçların kullanılmadığı, toprağın genel yapısınının taşıma su benzeri başka toprakla değiştirilmediği DOĞAL TARIM'a doğru...

HakanG beğendi.
mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-08-2011, 12:09   #63
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Sn. Mavikartal5,

Aşağıdaki sözlerinizde tamamen haklısınız.

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi mavikartal5
o tohum firmaları, ilk tohumlarını alırken telif hakkı ödediler mi bizim atalarımıza? o ilk tohumlarını bizim atalarımızdan çalmadılar mı para vermezsizin? şimdi oturmuşlar, yasa da çıkartmışlar, yerel tohumların satışı yasak diye. peki kendileri ilk tohumlarını hırsızlık yaparak çalmadılar mı atalarımızdan ve bizlerden?
Tohumları kimden aldıklarına dair işte size güzel bir örnek.

Kenya kurucu başkanının şu ünlü saptamasını anımsamakta yarar var.

"Beyazlar geldiğinde onların elinde İncil, bizimse topraklarımız vardı. Zamanla bize gözlerimizi kapatarak dua etmesini öğrettiler. Bir süre sonra gözlerimi açtığımızda baktık ki; İncil bizim elimizdeydi, topraklarımızsa beyazların olmuştu."

Sadece tohum olayı değil. Örneğin, hala formülünün sır olduğundan hayranlıkla söz edilen kola şirketi kimin yeraltı sularını kullanıyor? Ya da yeraltından çıkarılan petrol kime ait? Buradan elde gelirlerin tüm toplumun refahına harcanması gerekmez mi? Oysa aşağıdaki belgeselde göreceğimiz üzere, bütün kanunlar sadece çok uluslu şirketlerin çıkarına hizmet ediyor. Hukukun, denetim kuruluşları vb. tüm kurumların bağımsızlığı tam bir palavra. Onların hepside çok uluslu şirketlerin koruyucu melekleri.

Aşağıda Bağımsız Fransız yazar, Marie-Monique Robin tarafından çekilmiş bir belgeselden uzun notlar var.

Belgeselin Adı: Monsato'ya Göre Dünya ya da Monsanto'nun Dünyası (The World According to Monsanto)

Şirketin geçmişine bakarak onun bugün nasıl bir şirket olduğunu anlayabiliriz.

Monsanto 1901’de St. Luis, Missouri’de kurulan şirket ve başlangıçta tarım ürünleri üretmiyordu. 20. yüzyılın en büyük kimya şirketlerinden biriydi. Agent Orange, aspartame (düşük kalorili tatlandırıcı), BGH (sığır büyüme hormonu), polikorlu biofeniller (PCB).

Tüm dünyada elektrikli aletlerde soğutucu ve kayganlaşatırıcı olarak kullanılan kimyasal olarak üretilen bu yağlar, Monsanto krallığının hazineleriydi. 1980’lerde Amerika’da yasaklanana kadar “aroclor”, Fransa’da “pyralene”, Almanya’da “clophen” olarak adlandırıldı.

2002 yılında yayımlanan bir WAshinton Post makalesi Monsanto “çevre kirliliğini onyıllardır gizliyor.”

Olaylar Anniston ve Alabama’da gerçekleşti. Birçok insan PCB ile gelen ve PCB ile ilişkilendirilen hastalıklar sonucu öldü. Kanser, diyabet, hepatit vs.

Monsanto PCB’leri Anniston’a gömmek için izin aldı. Atıkları Snow deresine veriyorlar. Atıklar çevreyi kirletiyordu. Ancak bunu bilen devlet yetkilileri de çevre halkını uyarmadılar. Ken Cook’un başkanlığını yaptığı Washington’daki bir çevre örgütü, Monsanto’nun iç dosyalarını ortaya çıkardı. Bunların çoğu gizli olarak sınıflandırılmıştı.

“Bilginize ve Yok Ediniz”

1937’de PCB’ye maruz kalınması nedeniyle zehirli sistemik etkiler ve deride akne şeklinde kabarmalar görüldü. 1961’de PCB kullanılan bir fabrikada boru patlaması sonucu 2 kişide hepatit belirtileri görüldü.

1966’da Monsanto araştırmacıları Snow deresine balık bıraktılar. Balıkların tümü 3.5 dakika içerisinde öldü.

Kirlilik için,1970 yılında satış bölümü yöneticilerine yazılmış bir mektup. Diyorlarki “1 dolar bile kaybetmeye tahammülümüz yok. Anniston’daki komşularına onları zehirlediklerini söylemediler. Çünkü 1 dolar kaybetmek istemediler.”(Ken Cook)

Olayların açığa çıkması, avukatların Anniston halkı adına mahkemeye gitmesi ve yasal yoldan Monsanto’yu gizli belgeleri açıklamaya zorlaması sonucunda mümkün oldu. Oysa Monsanto gerçekleri en başından beri biliyordu. Ama yalan söylediler, komşularından sakladılar. Bazen hükümetten de sakladılar. Gerçekleri hükemet yetkilileri ile paylaştıkları zamansa, olaya müdahale etmesi gereken hükümet yetkilileri insanların yanında olmaları beklenirken, şirketin yanında oldular, Monsanto ile yan yana durdular.

Annisto’daki testleride yöneten Albany Üniversitesi’nden Dr. David Carpenter “Hepimizin kanında PCB vardır. Kutup ayılarında veya penguenlerde de vardır. Eskiden PCB’nin salındığı çok az alan vardı. Zamanla bu yağlar havaya ve suya karıştılar. Bu yolla her yere taşındılar ve bugün tüm dünya PCB’den etkilenmiş vaziyette. Sorun şu ki; bir çok hastalık PCB yüzünden gelişiyor. Herkesin bildiği örnek: Kanser. Normal insan kanında bulunması gereken PCB oranı 2 ppmdir. Oysa bu oran bölgedeki bazı insanların kanında 3600 ları buluyor.

PCB’ye maruz kalmış hamile kadınların çocukları düşük IQ’lu olarak doğacak. PCB’ler trioit fonksiyonlarını zayıflatıyor. PCB’ler seks hormonlarının işlemesine mani oluyor.

2001 yılında, yirmi bin Anniston sakini Monsanto aleyhine iki dava açtı. Monsanto ve bağlı kuruluşu Solutia, dava sonucunda mağdurlara 700 milyon dolar tazminat ödemeyi, çevreyi temizlemeyi ve uzmanlaşmış bir hastane açmayı kabul etti. Fakat hiçbir Monsanto yöneticisi yargılanmadı.

“Amerikan yasalarına göre, bu şirketlerin yöneticilerinin ya da temsilcilerinin ceza mahkemelerince suçlu bulunduğu pek görülmez. Elimizde medeni hukuk var, hukuk mahkemeleri var. Onlara bir şekilde bedel ödetiyoruz. Fakat gerçek şu ki, pek çok durumda, bu şirketlerin on yıllar sonra ödediği bedeller, elde ettikleri kârın sadece çok küçük bir kısmı. İşte bu yüzden bu sorunları gizlemek işlerine geliyor.

İnsan, kim bilir bugün bizlerden neleri saklıyorlardır diye düşünmeden edemiyor. Şunu söylemeliyim ki Monsanto gibi bir şirkete asla üvenemeyiz, bir kirlilik sorunu veya bir ürün hakkında gerçekleri söylemesini bekleyemeyiz. Onlara asla güvenmemeliyiz.” (Ken Cook)

Peki dünyada bahçıvanlar ve çiftçiler tarafından en çok kullanılan bitki öldürücü Roundup konusunda neler biliyoruz?

Bu ürün tam olarak ne?

Roundup, glifosat (glyphosate) için, yani ayrım yapmadan tüm yabani otları öldüren bu herbisit için Monsanto’nunkullandığı marka ismi.

İlk defa 1974’de satışa sunulan bu ürünün bu kadar yaygın kullanılması, Monsanto’nun ürünün biyolojik yoldan bozunabilir ve çevre dostu olduğuna dair iddialarının sonucu. İşte şirketin reklamı:

“Bu Roundup, biyolojik yoldan bozunan (biodegradable) ilk herbisit.
Zararlı otları içeriden ve köküne kadar öldürür ve bunu yaparken ne toprağı ne de Rex’in kemiğini kirletir.
Roundup, zararlı otları öldürmek isteği uyandıran herbisit!
Biyolojik yoldan bozunan Roundup!"


Ken Cook haklıydı. Şirket, yanlış reklam yapmaktan suçlu bulundu.
Hem de iki kere!

İlki 1996’da New York’taydı.

İkincisi ise, geçen sene Fransa’da.

Hakim kararına göre "biyolojik yoldan bozunur, toprağı kirletmez ve çevreye saygılıdır" iddiaları yanıltıcı reklamdı.

Özellikle, Monsanto’nun kendi yaptığı testlerin sonucuna göre, yirmi sekiz gün sonunda ürünün sadece yüzde ikisi bozunduğu için.

İşte, Monsanto etiketlerinden”biyolojik yoldan bozunur" ibaresini bu yüzden kaldırdı.

Hepsi bu değil.

Birçok bilimsel araştırma gösteriyor ki Roundup oldukça toksik.
Örneğin, Prof. Robert Bellé (Okyanusbilim Gözlemevi, Roscoff, Fransa) tarafından yapılan bir araştırmaya göre:

"Roundup Hücre Bölünmesi Düzensizliğine Yol Açıyor.” Prof. Bellé, Fransa’daki Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ve Pierre ve Marie Curie Enstitüsü’nde çalışıyor.

Son çalışmalarının birinde, Roundup’ın döllenmiş deniz kestanesi yumurtaları üzerindeki etkilerini inceledi.

“Roundup’un hücre bölünme fonksiyonları üzerindeki etkilerini görmek büyük şaşkınlık yarattı. Roundup’ın hücre bölünmesindeki çok önemli bir süreci etkilediğini hemen gördük.

Hücre bölünme mekanizmalarının kendisini değil ama bölünmeyi kontrol eden mekanizmaları.

Hücrelerin nasıl kanserli hücrelere dönüştüğünü anlamalısınız. Tüm hücreler başta iyi huyludur ancak bir noktada hücreleri genetik olarak kararsız hale getiren bazı değişimler olur.

Roundup ile gözlemlediğimiz ilk işlev bozukluğu buydu.

Bu yüzden Roundup kansere giden yoldaki ilk gelişmeleri harekete geçirebilir diye değerlendiriyoruz.

Doğrudan kansere yol açıyor dememeye özen gösteriyoruz, çünkü otuz-kırk yıl boyunca kanser oluştu diyemeyiz.

Bu sonuçların ürünün kullanıcıları açısından önemi ortadaydı. Özellikle, test için kullandığımız dozlar insanların normalde kullandıklarından çok daha düşük olduğu için. aman allahım, insanlar bu tehlikeler hakkında derhal bilgilendirilmeli" diye düşündük.

Bunun için en iyi yolun ilk olarak kendi yöneticilerimle konuşmak olduğuna karar verdim.

Fakat orada büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü bana, arka plandaki GDO meselesi yüzünden bu sonuçlardan hiç söz etmemem söylendi, daha doğrusu emredildi.”

Roundup dayanıklı soya, mısır vb. genetiği değiştirilmiş tohumların %90’ı Monsanto’ya ait. 1996’da ilk roundup dayanıklı soya, ABD’de onaylan ilk biyomühendislik ürünüydü.

Bu tohumları kullanan çiftçilerin bağlı olduğu dernek, Amerika Soya Fasulyesi Derneği ve adresine Monsanto’nun sitesinden ulaşabilirsiniz.

John Hoffman bu derneğin başkan yardımcısı ve aynı zamanda sıkı bir biyo-teknoloji savunucusu.

John Hoffman, Amerika Soya Fasulyesi Derneği Başkan Yardımcısı.
“Bu ilkbahar gidip bir doz Roundup sıkacağım ve bahar başında büyümeye başlayan zararlı otların tümünü öldüreceğim. Yaklaşık altı-yedi hafta sonra bir doz daha sıkacağım ve bu da tüm yıl boyunca zararlı otları kontrol altında tutmaya yetecek. Roundup teknolojisinden önce bu tarlalar zararlı otlarla doluydu. Tarlaların içinde gezinip zararlı otları ellerimizle sökerdik. Çok emek gerektiriyordu. Roundup sayesinde hem zamandan hem de paradan tasarruf ediyorum.”

Görünen o ki Monsanto'nun yeni mucizesi çiftçileri kendine hayran bırakmış.
Peki bu nasıl oluyor? Soya fasulyeleri Roundup’a rağmen nasıl hayatta kalıyor?

Bu bir soya fasulyesi hücresi. Hücrenin çekirdeğinde bitkinin genetik yapısının kodlandığı DNA bulunuyor.

GDO’larını üretmek için Monsanto, bir bakteriden elde edilen Roundup’a dirençli genleri kullanarak türler arasındaki sınırları ortadan kaldırıyor.
Bu gen, mikroskopik altın parçaları üzerine yerleştirilip soya fasulyesi hücrelerinin içine bir gen tabancası kullanılarak yerleştiriliyor. Gen DNA’ya giriyor ve bir protein yaratarak bitkiyi Roundup’a karşı dirençli hale getiriyor.
Herbisit, ürünlerin üzerine sıkıldığında tüm yabani otlar ölürken soya fasulyesi ayakta kalıyor.

Kabul etmek gerekir ki bu iş müthiş teknolojik ustalık içeriyor.

Fakat bu güçlü herbisite dayanıklı olacak şekilde tasarlanan soyaların gideceği yer bizim yemek tabaklarımız. Piyasaya sürülmeden önce kapsamlı testlerden geçirilmeleri gerekir.

O tarihte Tarım Bakanı kimdi? Dan Glickman. 1995’ten 2000’e kadar Bill Clinton’ın Tarım Bakanı.

Dan Glickman, ABD Tarım Bakanı, 1995-2000.

-Biyo-teknolojinin regülasyonu ile ilk uğraştığım zamanlarda "biyo-teknoloji ürünlerinin, GDO’ların hızla onaylanması için hep birlikte hareket edelim" çizgisinde olursanız, bir şekilde bilim karşıtı, ilerleme karşıtı olarak kabul edilirdiniz.

Tabii ki, tarım endüstrisinde, bizim muhtemelen yapmak isteyeceğimiz kadar çok analiz yapılmasını istemeyen pek çok insan vardı, çünkü bu ürünlere çok büyük paralar yatırıyorlardı.

Ve tabii bakan olduğumda, tarım sektörünün regülasyonundan sorumlu bir göreve geldiğimde, "bu işin üzerine çok fazla gitme” anlamına gelen çeşitli baskılarla karşılaştım.

Clinton hükümetinde bile, ağzımı açıp bu konuları gündeme getirdiğimde, sadece tarım sektöründen değil, hükümet içerisinden çeşitli tepkiler aldım.
Bir keresinde bir konuşma yapmıştım, düşünmemiz gerektiğine dair GDO’ların regülasyonunu daha iyi düşünmemiz gerektiğine dair.

Clinton hükümetinde yer alan bazı insanlar, özellikle ABD ticaret alanından bazı insanlar oradaydı. Söylediklerim hiç de hoşlarına gitmedi. Bana "tarımın içinde bir insan, regülasyon yöntemlerimizi nasıl sorgulayabilir" dediler.
Kısaca durum şu: ABD’de Tarım Bakanı’nın bile bu çokuluslu şirketler karşısında pek bir yetkisi yok.

Peki, GDO’ların regülasyonu ABD’de nasıl yapılıyor? Bu konuya dair en önemli politika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yayımlandı. Bu kurum yasal olarak, gıda ve ilaçların güvenliliğini denetliyor.

Başlık: "Yeni Bitki Çeşitlerinden Elde Edilen Gıdalar." Tarih: 29 Mayıs 1992.
Birinci ilke: "Genetik değişimle elde edilen gıdaların regülasyonu, geleneksel bitki ıslah yöntemleriyle elde edilen gıdalarla aynı çerçeve içerisinde yapılacaktır."

Apaçık ortada ki FDA, GDO’lar için yeni bir kategori oluşturmamaya karar vermiş.

Daha fazla bilgi için, o zamanlar biyo-teknoloji bölümü başkanı olan James Maryanski’yle irtibata geçelim.

Dr. James Maryanski, FDA Biyo-teknoloji Koordinatörü, 1985-2006.
-Hükümet temel olarak yeni yasa çıkarmamaya karar verdi, kurumlara yeni teknolojiler için yeterli yetki sağlayan yasaların zaten yürürlükte olduğunu düşündüler.

-Yani, Beyaz Saray FDA’dan, GDO’ları özel bir regülasyon rejimine tabi tutmayacak bir politika belirlemesini mi talep ediyor?

-Fakat bu bilimsel verilere değil, siyasi tercihlere dayanmıyor mu?

-Evet, bu siyasi bir tercihti. Çok geniş bir karardı bu.

Sadece gıda için değil, tüm biyo-teknoloji ürünleri için geçerliydi. İnanılmaz. James Maryanski, GDO’ların regülasyonunun bilimsel verilere değil siyasi tercihlere göre yapıldığını kabul ediyor.

Peki bu kararı nasıl temellendirdiler?

İkinci ilke: "Bir bitkinin genetik değişimi yoluyla elde edilen gıdaların içeriği, gıdaların normalde içerdiği maddelerle aynı ya da çok benzer olacaktır."
Başka bir deyişle, FDA genetiği değiştirilmiş bitkinin, onun geleneksel karşılığına denk olduğunu düşünüyor.

“Hakiki denklik ilkesi" denen bu ilke, dünyanın dört bir yanında kullanılıyor ve GDO karşıtları ile biyo-teknoloji yanlıları arasındaki tartışmanın merkezinde yer alıyor.

-FDA, genetiği değiştirilmiş bir bitki ile geleneksel bir bitkinin aynı olduğuna nasıl karar verdi?

Dr. James Maryanski, FDA Biyo-teknoloji Koordinatörü, 1985-2006.

-Bugün biyo-teknoloji kullanılarak devreye sokulan genlerin ürettiği proteinlerin yüzyıllardır tükettiğimiz proteinlerle çok benzer olduğunu biliyoruz. FDA’nın, GDO’lar hakkında çeşitli kitaplar yazan Jeffrey Smith tarafından yerden yere vurulan resmi duruşu işte böyle.

Bu pozisyonu eleştirenler arasında, ABD Tüketici Sendikası bilimsel uzmanı Michael Hansen da var.

Ve Jeremy Rifkin, "hakiki denklik ilkesini" ilk ifşa eden kişi.

Jeffrey Smith, Yazar:

-Genetiği değiştirilmiş ürünlerin bugünkü mevcudiyeti FDA’dan kaynaklanan bir kandırmacanın sonucu. Onlar bu gıdaların farklı olmadığını söylediler. “Hakiki denklik" kavramını, "anlamlı veya düzenli olmayan farklılık" kavramlarını kullandılar.

Bu sayede ürünleri "genetik olarak güvenli" ya da GRASS (genetically recognized as safe) denen kategoriye sokabildiler.

Normal olarak bir ürünün "genetik olarak güvenli" sayılabilmesi için, hakkında hakemli dergilerde yayımlanmış pek çok araştırma olması, bilim topluluğu içerisinde baskın bir fikir birliği olması gerekir.

Genetiği değiştirilmiş ürünler için bunların hiçbirisi yoktu.

-FDA’nın söylediği şuydu: Bitkiye bir gen yerleştirirseniz, o gen DNA’dır. Biz hep DNA tükettik, tarih boyunca hep DNA tükettik ve bu yüzden bir bitkinin GRASS olduğuna karar verebiliriz.

-Biz bunların katkı maddesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorduk.
Dr. Michael Hansen, Tüketici Sendikası Kıdemli Araştırmacısı: “Bir gıda maddesine ufacık bir renklendirici, azıcık bir kimyasal eklediğinizde, bu katkı maddesi olur ve ürünün "zararsız olduğuna dair makul kesinlik" kriterini karşıladığını göstermek üzere bir dizi prosedürü takip etmeniz gerekir.
Fakat bir gıdayı genetik olarak değiştirdiğinizde, ki bu bitkide muazzam farklar yaratabilir, hiçbir şey talep etmiyorlar!

Jeremy Rifkin, Ekonomik Trendler Vakfı Başkanı:

-Burada, Washington’da lobicilerin takıldığı bir mekana bir şeyler içmeye giderseniz,bunun aslında bir alay konusu olduğunu anlarsınız, bunun bir şaka olduğunu herkes bilir.

Bu "hakiki denklik" olayı, bu şirketlerin işleri kolaylaşsın ve ürünlerini hükümet müdahelesi olmadan piyasaya sürebilsinler diye çıkarılmış bir kelime oyunu. Özellikle de Monsanto için.

Ve belirtmeliyim ki, Monsanto kendi çıkarlarını korumakta çok çok başarılıydılar.

Dr. James Maryanski, FDA Biyo-teknoloji Koordinatörü, 1985-2006:
-Monsanto’nun bilim insanlarıyla FDA'daki bilim insanlarının buluştuğu toplantıları hatırlıyorum.

Gerekli değişiklikleri birlikte yapıyorlardı, FDA’dakilere bu ürünlerin regülasyonunun nasıl olması gerektiği anlatıyorlardı.

Jeremy Rifkin, Ekonomik Trendler Vakfı Başkanı:

-Bir şirketin, bu derece üst düzey regülasyon mekanizmaları içerisinde böylesine büyük bir etkiye sahip olduğu bir durumla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Monsanto’nun GDO politikası hükümetin içindeydi.

Bazı haber görüntüleri baba George Bush'un, Roundup-hazır soya satışa sunulmadan dokuz yıl önce, Monsanto’nun araştırma merkezine yaptığı bir ziyareti gösteriyor.

-Şimdi size bir organizmadan diğerine gen taşırken takip ettiğimiz adımların bir kısmını göstermek istiyorum.

Bizim laboratuvarda yaptığımız çok küçük manipülasyonları yapacaksınız, DNA’yı alacaksınız, keseceksiniz, farklı parçaları karıştırıp tekrar birleştireceksiniz. (uçları bağlamak deniyor buna, uçlarını bağlıyoruz.) Bu tüptede bakteriden elde edilmiş DNA var. Bitkiden de alınsa hayvandan da alınsa DNA aynı görünüme sahiptir.

-Anladım. Peki sonunda ne elde edeceksiniz?

-Daha güçlü bir bitki mi? Dirençli?

-Bu işlem sonucunda bitki öldürücü ilaca dayanıklı bir bitki elde edeceğiz.

-Anladım.

-Bizim elimizde müthiş bir bitki öldürücü var. Bu bir kimyasaldı.

Baba George Bush şirketin merkezini ziyaret ettiğinde Ronald Reagan’ın başkan yardımcısıydı. Deregülasyon Cumhuriyetçi yönetimin anahtar kelimesiydi.

Amaçları, Monsanto için problem teşkil eden, Beyaz Saray yanlıları tarafından "bürokratik engeller" şeklinde adlandırılan sağlık ve çevre güvenliği testlerini ortadan kaldırarak, endüstriye destek vermekti.

-Şimdi ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) önünde, bu ürünü bu yıl Illinois’de ilk defa denemek üzere verdiğimiz bir dilekçemiz var.

-Kabuslar görüyoruz! Masraflar büyüyor ama ortada bir sonuç yok…

-Dürüst olmak gerekirse, USDA’nın bu konuya yaklaşımına dair bir şikayetimiz yok, prosedürü düzenli bir şekilde uyguluyorlar; bu tür yeni şeyleri ele alırken işlerini doğru bir şekilde yaptıklarından emin olmaya çalışıyorlar. Fakat Eylül’e kadar bekleyip yetki alamazsak, işte o zaman bizim söyleyeceklerimiz de değişebilir.

1988’de baba George Bush ABD başkanı seçildiğinde Dan Quayle başkan yardımcısı oldu. Bundan dört yıl sonra Quayle, Amerika’nın GDO politikasını açıkladı. Tam da Monsanto'nun istediği şekilde hazırlanmıştı. 26 Mayıs 1992.

-Bu adımı başkanın regülasyonları gevşetme inisiyatifi çerçevesinde atıyoruz, şimdi bu sürecin ikinci safhasındayız.

ABD şimdiden biyo-teknolojide dünya lideri ve biz bunun böyle kalmasını istiyoruz. 1991 itibariyle bu 4 milyar dolarlık bir endüstriydi, 2000 yılında en az 50 milyar dolara çıkmalı. Tabii, bunun için gereksiz regülasyonların önüne geçmeliyiz.

-Bunun bir komplo olduğunu düşünüyor musunuz gerçekten?

Jeffrey Smith, yazar:
-Komplo çok güçlü bir kelime. Şirketlerin gözünden bakarsak, çok iyi yönetilmiş bir devir alma.

Jeremy Rifkin, Ekonomik Trendler Derneği Başkanı:

-Michael Taylor adında bir beyefendi bir süre once FDA'nın yönetici kadrosuna vekil olarak tayin edildi. Onlar tam bu politikayı açıklamak üzereyken.

Michael Taylor kimdir?

İnternette, bir dönem gücünü son derece ihtiyatlı kullanan bu adama ait yalnızca tek bir fotoğraf var. Bugün "Gelecek için Kaynaklar" adındaki bir vakfın yöneticisi.

-***, ben Marie-Monique.
-Merhaba, ben Mike Taylor.
-Benim sorum FDA'da çalışırkenki rolünüz ile ilgili olacak.
-FDA'da çalışmaya başlamadan önce, Monsanto için yedi yıl boyunca avukatlık yaptınız değil mi?
-Monsanto'nun müşterileri arasında yer aldığı bir hukuk firmasının ortağıydım, evet. Bazı Monsanto meselelerinde çalıştığım doğrudur.
-Ben yanlış anlamadıysam, FDA sizin için özel bir pozisyon ayarlamış. Politika Geliştirme Komiser Vekili. Bu doğru mu?
-Yani…
-Çünkü yeni GDO'lar için FDA'nın böyle bir şeye ihtiyacı vardı.
-Konunun GDO'larla hiçbir ilgisi yok. Hiç bir alakası yok GDO'larla. Bu politikaları ben kaleme almadım.

Michael Taylor, Politika Geliştirme Komisyonu Vekili, FDA, 1991-1994:
- Yani şey… Bunlar kesinlikle yanlış.

Dr. Michael Hansen, Tüketici Sendikası Kıdemli Araştırmacısı:

-FDA'da çalışmaya 1991 Temmuz ayında başladı. O zamana kadar King & Spalding adlı bir hukuk firmasında çalışıyordu. Müşterileri arasında, Monsanto'nun yanısıra Uluslar arası Gıda Biyoteknolojisi Konseyi (IFBC) de vardı.

Ve onlar için, genetiği değiştirilmiş gıdaların regülasyonuna dair bir politika önerisi kaleme aldı. Ve eğer Taylor'ın IFBC için yazdığı öneriyle politikanın son halini karşılaştırırsanız, çok çok benzer olduklarını görebilirsiniz. Yani politikanın son halini o yazmadıysa bile, demek ki başkası onun ilk taslağını alıp üzerinde ufak tefek değişiklikler yapmış.

Dr. James Maryanski, FDA Biyo-teknoloji Koordinatörü, 1985-2006:
-Bay Taylor o zamanlar komiser vekiliydi ve bu projeye liderlik etti. Politika oluşturma konusunda önde gelen kişiydi ve projenin tamamlanması için elinden geleni yaptı.

-Yani Monsanto bu oyunu çok iyi oynadı. Hem siyaset hem de regülasyon oyununu.

Sığır büyüme hormonu onaylanırken anahtar rol oynadılar, ayrıca gen mühendisliğinin nasıl ele alınacağını da belirlediler.

Sonuç olarak, neden organik tarımın açmazları var?

1- Buraya kadar yazdıklarımızda, açık ve net olarak görülüyorki tüm gıda ve tarım sistemini yeniden sorgulamadan, bireysel çabalar tek başına yeterli olmayacaktır. Şu sözlere doyurucu bir yanıtınız olmalı. "Roundup teknolojisinden önce bu tarlalar zararlı otlarla doluydu. Tarlaların içinde gezinip zararlı otları ellerimizle sökerdik. Çok emek gerektiriyordu. Roundup sayesinde hem zamandan hem de paradan tasarruf ediyorum.” Yani biz bu çiftçiye çok daha ucuz yollar bulmalıyız, ya da bu çiftçiye devlet desteği olmalı.

2- Topraklarında organik madde oranı %1.5 civarında olan bir çiftçiye "sen organik gübre kullan" dediğinizde bunun maliyetini düşürmek zorundasınız. Çünkü bu çiftçi, 1 dönümde organik madde miktarını %1 oranında artırmak için, en az 2.5 ton organik gübre kullanmak zorunda. Gübrenin tonunu 500 TL sayarsak, 1.250 TL maliyet çıkıyor. Oysa aynı çiftçi dönüme 100 kg üre kullansa en çok 60-70 TL (Ürenin tonu: 600 TL civarında) arası bir mailyetle karşılaşacak.

3- Ocakta tonu 90 TL olan leonarditin piyasada tonu 500 TL'den aşağı değil. Buradaki yaklaşık, %400 kar payı kimin cebine gidiyor? Sorgulanmalı ve alternatif temin etme kanalları oluşturulmalı.

4- Enzim başlığnda ve diğer başıklarda defalarca tartışıldı. Enzimin maliyeti taş çatlasa litre başına 5 TL (Şişelemede dahil.) Oysa muadili ürünlerin piyasadaki litre fiyatı 50 TL'den aşağı değil. Kar oranı %1000.

Çözüm: Çiftçiye ucuz girdi sağlayacak yerel kooperatif türü birliklerin oluşumu. Bugüne kadar kooperatiflerin olumsuz deneylerinden yola çıkarak, kooperatiflere karşı çıkmaktansa alternatif kooperatifler oluşturulmalı. Üstelik bu tür kooperatifler aracılığıyla üretilen ürünün pazar sorunu da çözülebilir. Hükümetin tarım politakalarına alternatif tarım politikaları oluşturulabilir.

Aksi durumda doğal ya da organik üretim yok olmaya ya da sınırlı alanlarda üretilmeye mahkum olur ki bizlerde GDO'lu ürünleri tüketmek zorunda kalırız.

olcim ve Muda beğendi.

Düzenleyen acemi_caylak : 09-08-2011 saat 22:04
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-08-2011, 22:30   #64
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın acemiçaylak,
sizde yukarıda çok güzel yazmışsınız organik tarım safsatasının ticari bir faaliyet olduğunu.
kooperatifleşmeye gelince, artık onun modası çoktan geçti zira insanlar arasına BEN'cillik girdi ve TOPLUMSALCILIK gitti. böyle bir birleşme için şartların ağır olması gerekir. köylü, köyden kaçmanın derdinde, çiftçi memuriyet veya işçiliğin tabiri caizze ssk'lı olmanın peşinde, artık ektiklerinden para kazanamıyor
tek çıkar yol, çiftçiye ucuz girdi sağlamak, o da olmayacağına göre...
ülkemiz ve dünya bir çıkmaza doğru gidiyor, bakalım nereye kadar gidecek?
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-08-2011, 01:58   #65
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 07-01-2010
Şehir: Mersin
Mesajlar: 217
[QUOTE] (acemi_caylak ) ...Hükümetin tarım politakalarına alternatif tarım politikaları oluşturulabilir.

Sorun burada... Hükümetin tarım politikalarına değil, bir ölçüde tüm dünyaya karşı alternatif tarım politikaları oluşturmak gerekiyor. Çünkü bizim ve bizim gibi ülkelerin poitikalarını da kontrol eder oldular. 5-10 sene içinde, tarımla ilgili mevzuattaki tüm değişiklikler, malum çıkar çevrelerinin istekleri doğrultusunda gelişti.

Ben, siteye katılımımdan bu yana, bu konuya dikkat çekmek istedim. Pek ilgi görmedi. Çok iddialı olup rahatsızlık yaratmak da istemedim doğrusu.

"Organik tarım", "Doğal Tarım" vb. konulardaki sorunlar, düşüncede çözülmüş konular değil. Doğru düşünce olmadan doğru uygulama olmaz. Bizler, tüm iyi niyetimizle, mevcut düşüncelerden birine inanıp, uygulamaya çalışıyoruz. Ama elde edilen, halkın çoğunluğunu tatmin edecek düzeyde değil. Sınırlı sayıda insanımızın kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor olabiliriz. Piyasa, zehirli ürünlerle dolup taşıyorsa, buna çare bulmalıyız.

Ben, kendi toplumsal birikimlerimizin, tüm sorunlarımızı çözebilecek potansiyele sahip olduğu kanaatindeyim. Bir tanesinden bahsedeceğim size; Halkçılık. Bunu yazarken, ne kadar üzüntü içinde olduğumu da arada belirteyim. Çünkü, yakın zaman içinde, yetkili yetkisiz kimsenin ağzından duymadım bu sözcüğü. Halbuki, uygulanacak politika "Halkçı" olursa, bizim istediğimiz tüm sonuçları karşılar. Dünyaya da örnek olur.

Benim sözüm yalnız hükümete değil, muhalefete de... Hatta kişi olarak her birimize.
Selamlar.

bozon Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-08-2011, 22:44   #66
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 617
sayın forumdaşlar,
organik tarımın yazılı bir mevzuatı vardır ve bu mevzuata göre de -şimdilik- %5 kabul edilebilir kimyasal kullanılabilir" tanımları da mevcuttur. ayrıca sulu/topraksız tarım da organik tarım mevzuatı içerisindedir. organik tarım yönetmeliğinin EK listeleri incelendiğinde de ihtiyaç duyulduğunda 2004 yılındaki kimyasal ilaçlar yasasına gönderilmektedir, yani kimyasal ilaç kullanmaya devam. tabi önümüzdeki 10-20 yıllık süreçte de %5 oranının arttırılacağını değerlendiriyorum, en azından verimi arttırmak için kimyasal kullanılacaklar. (hoş şu anda bile %5'in üzerinde kullanıldığı da bir gerçektir).
DOĞAL TARIM'a gelince, yazılı bir mevzuatı yoktur ve bu gidişle olmayacaktır da. sadece kişilerin kendi kurallarını oluşturmasından ibarettir. birilerine ticari olarak hiçbirşey kazandırmayacağından dolayı sanırım DOĞAL TARIM HİÇBİR ZAMAN YAZILI HALE GELMEYECEKTİR.
SAYGILAR

ahmetmelek beğendi.
mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-09-2011, 09:12   #67
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 03-09-2011
Şehir: çanakkale
Mesajlar: 51
organik tarım ülkemizde denetlendiğini düşünmüyorum. ben köyde oturuyorum burda genellikle şeftali ve domates üretiliyor. fidan çiçek açmadan ilaçlama başlıyor ürün toplanana kadar her hafta ilaçlanıyor yani o ilaç artık meyve veya sebzenin özüne işliyor. yidiğimiz resmen zehir %99 da istanbul bayrampaşa haline gönderiyorlar. tavsiyem meyve ve sebzeleri kabukları ile tüketmeyelim.

kadrilion Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-04-2013, 16:24   #68
Ağaçsever
 
HakanG's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-04-2013
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 79
Belki şu sayfa katkı yapar ..: Organik Tarım

HakanG Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-04-2013, 21:51   #69
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 27-04-2013
Şehir: Tekirdag
Mesajlar: 4
Türkiyede organik ürün yapılmadığını ve yapılamayacağını düşünüyorum

ahmetmelek beğendi.
alicicek09 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-04-2013, 22:07   #70
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Kıyısından köşesinden , organik tarım eleştirilmiş.

Bence şöyle bir sorunun cevabı aranmalı.

Aynı fiata organik ürünü mü? Konvansiyonel metodla üretilmiş ürünü tüketmek istersiniz.

Doğal ürün tüketebilmek en doğru tercih . Ama tedarik etmek çok da kolay değil.

Artık tükettiğimiz market ürünlerinin kansere neden olduğu apaçık iken , Kentten kaçıp köyde yaşayıp doğal ürün yetiştirip , kent yaşamından kaçmak gecikmeden gerçekleştirilmesi gereken eylem diye düşünüyorum .

Bir kaç yıl önce hayaldi, ben şimdi yeni kavuştum hayalime. Herkesin yapabilmesini dilerim.

HakanG beğendi.
İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2013, 02:48   #71
Ağaçsever
 
HakanG's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-04-2013
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 79
Sayın İsmail Karagülle,
Ben bir üniversite öğrencisiyim ve aynen sizin yaptığınızı yapmak; bir çiftlikte hayatıma devam etmek, gerektiği kadar üretmek istiyorum... Bu ister 'Permakültür' adı altında ister 'doğal hayat' adı altında olsun, köy gibisi yok değil mi?

Ve 'aynı fiyata organik ürün' sözünüze de katılıyorum, çünkü bu her insanın hakkıdır!
Bakınız toprakana.org | tanımak dokunmaktır burada da bu konuya nasıl değinmişler ve neler yapmaya gayret ediyorlar...

HakanG Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2013, 18:01   #72
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi HakanG Mesajı Göster
Sayın İsmail Karagülle,
Ben bir üniversite öğrencisiyim ve aynen sizin yaptığınızı yapmak; bir çiftlikte hayatıma devam etmek, gerektiği kadar üretmek istiyorum... Bu ister 'Permakültür' adı altında ister 'doğal hayat' adı altında olsun, köy gibisi yok değil mi?

Ben İstanbul'da doğdum .Ve hep orada yaşadım. 50 yaşımdan sonra sürekli köy yaşamı hayali kurdum . Bu hayallerim şehir hayatının bizi esir almasından dolayı sürekli ertelendi. Kent hayatı sürekli bir takım engeller çıkardı. Nihayet 62 yaşımda köy hayatını yaşamaya başlayabildim .

Daha çok yeniyim . Ama burada çok mutluyum . Kenti hiç ama hiç özlemiyorum. Kente gitmeyi düşündüğümde , düşüncesi bile beni strese sokmaya yetiyor.

Kentte sıvı yağdan başka bir şey kullanamazken ,şimdi tereyağında yumurta yiyorum . Hem de ne tereyağ halis tereyağ ve gerçek köy yumurtası .
Şimdi artık marketten alınan yumurtayı yiyemiyorum .Yıllarca nasıl yemişiz diye şaşıyorum .Bu sadece bir tanesi .

Gece bülbül sesi dinliyorum . Hiçbir müziğe değişmem.

Hayat gerçekten çok kısa , bu kısacık hayatı boşuna kentte heba etmenin hiçbir anlamı yokmuş. Boşuna yılları heba etmişiz.

h_dogan, pria, HakanG ve 2 kişi beğendi.
İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-05-2013, 23:55   #73
Ağaçsever
 
HakanG's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-04-2013
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 79
Bana manevi açıdan destek olduğunuz için teşekkür ederim.
Ben köyde doğdum yedi yaşımda İstanbul'a geldim, şu an yirmi yedi yaşındayım ve her yaz köy gördüğüm için şehir ve köy hayatı arasındaki farkları bilirim, kendimce.
Ben istiyorum ki, biz gençler şehirlere esir kalmayalım, keşfedelim; hayatımızı istediğimiz gibi yaşayalım, şehirlerde köleler olarak değil...
Bunun için heyecanlıyım, sizin gibi insanları görünce bir selam söylerim...

HakanG Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-11-2013, 15:39   #74
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-07-2007
Şehir: iSTANBUL
Mesajlar: 1,657
Sevgili arkadaşlar ziraat mühendisi sayın Korkmaz Mer in organik tarım hakkında yazdığı bir yazısını sizlerle paylaşmak istedim.
Organik Tarım büyük bir yalan! / Tarım / Hayvancılık / Milliyet Blog

olcim ve ahmetmelek beğendi.
Kudret Tezel Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-11-2013, 18:11   #75
Ağaçsever
 
merdefe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 29-03-2007
Şehir: Antalya
Mesajlar: 98
Sayın Kudret Tezel çok güzel bir yazı öncelikle teşekkür ederiz. Bir şey iletmek isterim. bitki iki yerden faydalanır. topraktan ve havadan. toprağı organik tarıma göre hazırladığımızı düşünürsek. havadan topraktan faydalandığının yaklaşık 5-6 katı faydalanan bitki için hangi organik tarımdan bahsedilmektedir. Kısacası havamız ne kadar temiz. bu da bir düşünce diyerek , saygılarımı sunarım .

olcim beğendi.
merdefe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-11-2013, 20:03   #76
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 31-03-2011
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 355
Bitkiler zaten havayı temizlemek için yok mu

bountr Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-11-2013, 20:54   #77
Ağaçsever
 
merdefe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 29-03-2007
Şehir: Antalya
Mesajlar: 98
Evet ama co2 haricindeki gazları bünyelerine geçirdiklerinde meyveleri de etkileniyor. Kısaca, SAyın Tezel'in organik tarım ile ilgili paylaştığı yazıyı okuyunca aklıma geldi ve yazmak istedim.

merdefe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-11-2013, 21:14   #78
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Bu tür bir yazı okudum . Paylaşayım dedim.

ORGANİK NE KADAR EKONOMİK?

tarık ayaz beğendi.
İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-12-2013, 17:47   #79
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 27-08-2013
Şehir: mersin
Mesajlar: 37
merhaba arkadaşlar bende organik tarımın ülkemizde yapılamıyacağını düşünüyorum tamam bir kişi şehirden köye gider orda kendi yetiştirdiklerini yiyebilir ama herkesde yapamazki bunu ismail bey ben başardım hayalimi diyor inşallah şehirde yaşadığından daha fazla yaşar köyde ismail bey ben mersin homurlu köyünde seracılık yapmaktayım dedem,babam da aynı işi yaptılar onlar açığa salatalık dikerlerdi senede 2 ay mahsul alırlardı yeterdi şimdi biz altı ay salatalık topluyoruz yetmiyor siz diyorsunuz ki seraları kaldırın açığa ekin organik olacakya eski tohumlara dönün kaldıysa ikitane inek beş tane koyun tarladan topladığınızı yiyin hayvanlardan aldığınızı için bu sizin söylediğiniz emekli olduktan sonra ununuzu eleyip eleğinizi astıktan sonra olacak birşeş eğer organik tarım yapmaya kalkışırsak açlıktan ölürüz kanserden değil. ziraat mühendisi sayın korkmaz beyin yazdıklarına katılıyorum . önce bize ilaçları satıyorlar ondan sonra kapı kuleden mallarımızı geri çeviriyorlar daha sonra yine alıyorlar ne oldu çifçimiz o ilaçları vermezmi oldu hayır yine veriyor amaç türk çifçisini kalkındımamak öyle yüz metre beşyüz metre kareyle yetmişaltı milyonu doyuramazsınız böyle olur kışın sadece akdeniz bölgesi ürün yetiştire biliyor onlarda organik tarım yapmaya kalkarsa sizin düşündüğünüz çapta üeünü dışarıdan almak zorunda kalırız gdo lu gdo suzmu bilmem ülke mizde zaten bunları denetleyecek yer varmı onuda bilmiyorum ülkemizde kim ne kadar hangi ürünü ekiyor bilinmiyor araştırılmıyo kim ne ekerse şansa ya osene herkes tarlasına biber ekerse ne olacak devlet bunu bile araştırmıyor ama bunun bir taksimi yapıl sa şu bölge bunnu ekecek bu blge bunu ekecek ne kadar verim gelecek bilinir biz tarlalarımıza yazın solarizasyon yapı yoruz verdiğimiz ilaçlarla topraktaki yararlı ve zararlı maddeleri öldürüyoruz eğer bunu yapmazsak o sene verim alamayız ne organik tarımı yani işin açıkçası ben organik tarıma inanmıyorum.hepinize saygılar selamlar.

Kiraz, Lilium ve olcim beğendi.
ahmetmelek Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-12-2013, 17:56   #80
Ağaç Dostu
 
olcim's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-10-2011
Şehir: Erzurum
Mesajlar: 936
Haklısınız , yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal . Domatesin kızarması için bile ilaç varsa daha ne demeli ki ! Yine de organik tarımla amatörce uğraşanlarımızı da yürekten destekliyorum . Herkese kolay gelsin , rabbim yetiştirdiği ürünü ağız tadıyla yemek nasip etsin.

tarık ayaz beğendi.
olcim Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-12-2013, 18:15   #81
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Tarımın ve köylünün sonunu , hayra çıkarsın.
Tohum yasası - gdo - ilaç sorunu ,
Konvansiyonel tarım mı?
Organik tarım mı?

Toprak teter mi ?
Doğal tarım mı?

Kent yaşamı mı?
Köyde mi yaşasak .

Kentte oturduğumuz yerden bunları tartışmak çok kolay .
Köyde yaşam , sağlıklı ama kent hayatına ve alışkanlıklara göre çok zor.

Sağlıklı besin tedariki açısından kentlerde köye gidemeyenler balkonlarda terslarda çırpınıyor.

Aslında köyde kentli yaşamak veya kentte köylü gibi yaşamak arasında çırpınıyoruz.

Soru ;sağlıklı besin üretmek ve tüketmek için ,
Köylü ne yapmalı ?
kentli ne yapmalı ?

Köylü muhtar başta eski imece yöntemine geri dönmeli ,Birlikte tohum makina vs ile birlikte ekşp biçmeli .

Her biri 100 kilo üretince kabzımal elinde rezil oluyor.
Bir araya gelip 10 000 kilo üretirse pazar şartlarında daha güçlü olur.

Bu birlik muhtarlar birliği ile daha da ileri seviyede organize edilirse Ülke çapında güç olur.

Yine bu organzasyon , taze tüketilemeyen sebze vs için fabrikalar oluştırmalı
Domates üreticisinin aynı zamnada salça fabr,kası da olmalı .

Süt üreticisinin ,
Yoğurt
peynir
vs
süt tozu fabrikası da olmalı .
Ve kentlerde satış noktaları da olmalı .

Devlet ve belediyeler bu konuda bu tür birliktelikleri teşvik etmeli lojistik destek vermeli.

Kentli de yeme içme konusunda bu tür üreticilerin ürünlerini talep etmeli.

Üretici ile tüketici arasında direk alışveriş yapabilecekleri internet üzerinden ürün tedarik yolları geliştirilmeli.

Daha çok şey var yazacak da uzun oldu .

h_dogan, Kiraz, olcim ve 2 kişi beğendi.
İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-12-2013, 18:26   #82
Yeni Üye
 
tarık ayaz's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-12-2013
Şehir: eskişehir
Mesajlar: 17
çok doğru tespitler

tarık ayaz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-12-2013, 14:33   #83
Moderatör
 
h_dogan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-07-2007
Şehir: Adana
Mesajlar: 5,970
Galeri: 22
Organik tarım bence büyük firmaların insanları sömürmek için kullandığı ve insanları kandırmak için içine "ORGANİK" kelimesini koyup insanları kandırmada başarıya ulaştığı bir üretim biçimidir. Doğallıkla bir alakası yoktur bence. Sizin evde üretip kimyasal kullandığınız ürünler en az onlar kadar sağlıklıdır.

Belli miktar (%5 gibi) kimyasal kullanımına izin veriliyor diyordu. Kullanılan kimyasallardan ikisi bakır ve kükürt. Bunlar doğal yolla mı üretiliyor yoksa sentetik mi? Hocamız bunların kullanılmasına izin verilme nedeni bunların yerine ikame edilebilecek organik ürünün olmadığından dolayı kullanılıyor demişti.

Düşünsenize organik tarım yapıyorsunuz bir ilaç kullanıyorsunuz bekleme süresi 14 gün! Nasıl bir doğallık bu anlamamıştım hala da anlamıyorum.

Organik tarım yapacağız diyelim daha önce kimyasal gübre ve ilaç kullanılmamış olması gerekiyor ya da en az 5 yıl önce kullanılmış olması gerek deniyordu. Hadi gübreleri kullanmadık, hava kirliliği had safhada yağmur yağdığında yağmur bu maddeleri toprağa indirmiyor mu? Bir sürü ağır metal mi dersiniz, sülfirik asit mi dersiniz ...

Organik gübre kullanacağız sözde. Gübrelerin hiçbiri organik değil, hepsinde kimyasal var.
Organik gübre alalım diyoruz N katkılı, P katkılı diyorlar nasıl organikse bu?!

Daha aklımda çok şey var ; aklımda zorum mu var ne?

h_dogan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-12-2013, 14:37   #84
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Bu yazı müthiş doğruları dile getirmiş. Bu konu daha önce çok tartışılmıştı . Ben anlatmak istedim becerememiştim. Tam da anlatmak istediğim buydu .

İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-12-2013, 16:40   #85
Ağaç Dostu
 
olcim's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-10-2011
Şehir: Erzurum
Mesajlar: 936
Biz şu an iyiyiz , elimizden geldiğince dikkatli tüketici olmaya gayret gösteriyoruz. Ancak şimdi 200 yıl sonra kullanılması gereken temiz suyu kullandığımızı düşünürsek , sonumuz kötü.İş sadece organik tarımdan ibaret değil ki ! Su-hava-toprak . En kötü etkende DUYARSIZLIK - BANANECİLİK .

Geçen hafta bir kitapta yazar 2390 yılını kurgulamış , umarım o hikayelerdeki kahramanlar torunlarımız olmaz.

olcim Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-12-2013, 16:42   #86
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Bitki ister toprakta , ister topraksız ortamda yetişsin , Bitkinin istediği iklim ve istediği besinler tam istediği formda , istediği miktar ve oranlarda sağlanması gerekir.

Bu konuda ürün verimi pazar ve raf ömrü uzatmak , bazı zararlılara karşı direnç için yapılacak müdahaleler sonuçta insana sağlık sorunu olarak geri dönüyor.

Bir yazı var, burada fazla ürün için yapılan fazla gübre konsantrasyonunun kanserojen etkisinden bahs edilmiş. Bu kadar önemli yani ; Bilinsiz gbre kullanmnda kanser riski - Hrriyet

03sandıklı beğendi.
İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-12-2013, 03:40   #87
Yeni Üye
 
03sandıklı's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2013
Şehir: Sandıklı - Frankfurt
Mesajlar: 22
Zaman gelecek ve cocuklarımız okulda şunu öğrenecek:

Birzamanlar insanoğlu o kadar gerileştiki, kendi yediği meyve ve sebzelere basıyordu ilacı ve gübreye ve sonra yiyordu afiyetle zehirli ürünleri.

Evet ben size tecrübeden söyleyebilirim... ben almanyada yaşıyorum ve burada organik ürünler çok çok pahalı! Mesela:

Cherry (çeri) domates 1Kg = 6 €
Salkım domates 1Kg = 4 €
Akdeniz çarliston biberi 1kg = 4 €

Buradaki sistemde organik çok müthiş ve sağlam bir zemin üzerinde kuruludur!
Genelde marketlerdeki organik ürünler Ispanya/Almera bölgesinde modern seralarda yetişip gelmekte. Her büyük süpermarketin Ispanyada kendi seraları mevcut. Daldan kopup aynı gün lojistikle marketlere geliyor en taze şekil ve burada organik demek gerçekten organik demek, ****** istisna payıda vardır burada mutlaka bilmediğimiz!

Uzun zamandır analiz yapıyorum ve malesef türkiyeden organik olarak neredeyse hiç denilecek kadar az ve ******* bu bir tarım ülkesi için çooook değerli bir gelirkaynağı güzel türkiyemiz ve fedakar milletimiz için.

03sandıklı Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-12-2013, 04:33   #88
Yeni Üye
 
03sandıklı's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2013
Şehir: Sandıklı - Frankfurt
Mesajlar: 22
Ismail Karagülle tamamen katılıyorum size, ilaç ve gübre kimyasaldır ve kesinlikle sağlıklı değildir uzun vadede. Bazı yorumları okumak beni çok üzüyor, yani kimyasal uyuşturucu tehlikelide kimyasal ile uygulanmış domates zararsız mı??? Af edersiniz ama bence bu çok büyük cehalettir ve cahilliktir!!!!!

Bence bu konu ak la kara gibi açık ve nettir, biz klasik tarımdan çok acele bir şekilde kurtulup modernleşmek ZORUNDAYIZ ÇOK ACiL !!!

Avrupa almış elini gidiyor, biz traktörle uğraşıyoruz malesef hala! Adamlarda verimli toprak yok, güneş ayda yılda bir selam veriyor, yağmur dinmiyor sel basasıya kadar ama adamlar bu şartlar altında genede organik sebzeyi a-z ye kadar patır patır döküyor dünyanın dört yanına TARIM ÜLKESI OLMAMASINA RAĞMEN. Ve biz hala organik mi değil mi diye tartışıyoruz. İşte durumda böyle olursa iflas etmiş ispanya bile bize ringden fırlatıverir çapıt eskisi gibi!

Bence türkiyede yeni bir çağ başlıyor organik sera sistemiyle ama çok yavaş ilerliyor malesef

03sandıklı Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-12-2013, 16:43   #89
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
03 sandıklı o kadar karamsar olmamak lazım . Bir çok problemimize karşı pek de fena durumda değiliz. Önümüzde kat edecek çok yol var, ama yine de karamsar olmamalıyız.

Dünya tarım sıralamasında Türkiye kaçıncı sırada | RAPOR-ARAŞTIRMA |

Bir çok yapısal problemimize rağmen ,

http://www.paraborsa.net/i/tarim-sektoru-2012/

Dünya para babaları tarım arazilerine yatırım yapıyor.
Bizde de tarım arazisi alan sanayici iş adamı sayısı oldukça iyi durumda .

O yüzden enseyi karartmamak lazım .)

İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-12-2013, 16:52   #90
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul-Bolu
Mesajlar: 1,154
Organik konusu - iyi tarım uygulamaları - topraksız tarım -

Bunların hiç biri birbirinden az önemli değil.

Konvansiyonel tarım ihraç kurallarına uygun yapılırsa , o da ihmal edilmemeli .
Organik tarrımın uygulaması oldukç zor. AMA bu ondan vaz geçmemizi gerektirmez. Mutlaka yapılmalı ve daha çok yapılmalı .
Topraksız tarım da önemli gelişmeler var .
Bütün dünya bu konunun üzerinde uzun zamandır çalışıyor.
Bizde de çalışmlar var . Fakat bizde daha çok yeni sayılır. Yinede epeyce ilerleme kaydeden müteşebbislerimiz var .

Enseyi karartmamak lazım

İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 17:33.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019