agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Hayvanlar > Evcil Hayvanlar > Köpekler
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni1165Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 19-11-2015, 10:57   #271
Ağaç Dostu
 
esmaesma's Avatar
 
Giriş Tarihi: 17-11-2014
Şehir: istanbul
Mesajlar: 288
Aslında öfke değil bence Sayın Milla. Değer vermeme,canlı yerine koyamama, kendinden başka birseyi sevememe, herşeye sadece kendinin hakkı olduğunu sanma daha başka neler söylenebilir bilmiyorum kibarca Bu ne tahammülsüzlük Bir insanın kalbinde sevgi yerine bunların olması onları benim gözümde acınası yaratıklar yapiyo. Bilseler ki o zehirledikleri canlar onlardan daha sevgi dolu daha sadık. Bizim bir köpeğimiz vardı bizimle hergün okula gider gelirdi. Sırf beslenmemizdeki yiyecekleri onunla paylaşıyoruz diye bizi korurdu aklınca. Nasıl fedai pozlarına girerdi bir görseniz. Çogu insanın yüreği yetmez böyle sadakate. En azından benim tanıdığım büyük kısmın.

YeniGine, Milla ve A_NOMAD beğendi.
esmaesma Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 02-01-2016, 22:03   #272
Ağaç Dostu
 
gece's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-02-2007
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,660
Galeri: 32
Kış ve soğuğun köpek davranışları üzerine etkisi...

Biliyorsunuz, bu günlerde tüm yurtta etkili olan soğuk ve kar yağışlarını yaşıyoruz. Ülkemizin doğusu bir yana, İstanbul'un batısında bile TEM otobanı yoğun kar nedeniyle ulaşıma kapandı.

Ve akşam annemde haberleri izlerken "sokak köpeklerinin yedi çocuğa saldırdığı ve yaraladığı" haberi vardı.

Haber; vücudunun bir çok yeri ile birlikte boynundan da ısırılan çocuğun, travmayı atlatamamış bir şekilde ağlama görüntüleri birkaç kez tekrar edilerek, kolay unutulmayacak şekilde verildi.

Biliyorsunuz köpekler, düşmanlarının denk gelen en yakın kısmına saldırmakla birlikte, asıl hedefleri rakiplerinin boynudur.

Kolay ve temiz bir ölüm için mantıklı bir hedef doğrusu.

Haberi izlerken, annem; çocukluğunda soğuk, özellikle karlı havalarda babasının (dedemin), çocuklarını sokağa çıkarlarken köpekler konusunda özellikle uyardığını, "normal günlerde insanlara saldırmadığı bilinen köpeklerin bile böyle soğuk ve sert hava şartlarında saldırganlaştığı ve ısırabileceği" konusunda özellikle bilgilendirdiğini söyledi.

Bunu bilmiyordum ve dedemin tecrübelerine dayalı bu bilgisini paylaşmak istedim.

Anladığım kadarıyla, kara kış dediğimiz şartlarda köpekler aç ve susuz olmanın baskısı ile hatta belki de içgüdüsel olarak evcilleşmezden önceki günlerdeki yırtıcılıklarına içgüdüsel olarak dönüyorlar.

Haberde saldırıları sadece açlığa bağladılar ama bence (kar ve mevsim normallerinin üzerindeki soğuk) hava şartları, evcilleştirilme öncesi yırtıcılıklarını hatırlatıp, tetikliyor.

Siz ne dersiniz?


gece
sadece 12-14 bin yıl önce evcilleştirilen bir canlının, önceki yaşantısını arada hatırlayıp, o özgür günlerine gitmesini doğal bulan ve bu durumun farkında olunmasını önemseyen forum kişisi...

YeniGine ve hira beğendi.
gece Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-01-2016, 10:23   #273
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi gece Mesajı Göster
Biliyorsunuz, bu günlerde tüm yurtta etkili olan soğuk ve kar yağışlarını yaşıyoruz. Ülkemizin doğusu bir yana, İstanbul'un batısında bile TEM otobanı yoğun kar nedeniyle ulaşıma kapandı.

Ve akşam annemde haberleri izlerken "sokak köpeklerinin yedi çocuğa saldırdığı ve yaraladığı" haberi vardı.

Haber; vücudunun bir çok yeri ile birlikte boynundan da ısırılan çocuğun, travmayı atlatamamış bir şekilde ağlama görüntüleri birkaç kez tekrar edilerek, kolay unutulmayacak şekilde verildi.

Biliyorsunuz köpekler, düşmanlarının denk gelen en yakın kısmına saldırmakla birlikte, asıl hedefleri rakiplerinin boynudur.

Kolay ve temiz bir ölüm için mantıklı bir hedef doğrusu.

Haberi izlerken, annem; çocukluğunda soğuk, özellikle karlı havalarda babasının (dedemin), çocuklarını sokağa çıkarlarken köpekler konusunda özellikle uyardığını, "normal günlerde insanlara saldırmadığı bilinen köpeklerin bile böyle soğuk ve sert hava şartlarında saldırganlaştığı ve ısırabileceği" konusunda özellikle bilgilendirdiğini söyledi.

Bunu bilmiyordum ve dedemin tecrübelerine dayalı bu bilgisini paylaşmak istedim.

Anladığım kadarıyla, kara kış dediğimiz şartlarda köpekler aç ve susuz olmanın baskısı ile hatta belki de içgüdüsel olarak evcilleşmezden önceki günlerdeki yırtıcılıklarına içgüdüsel olarak dönüyorlar.

Haberde saldırıları sadece açlığa bağladılar ama bence (kar ve mevsim normallerinin üzerindeki soğuk) hava şartları, evcilleştirilme öncesi yırtıcılıklarını hatırlatıp, tetikliyor.

Siz ne dersiniz?


gece
sadece 12-14 bin yıl önce evcilleştirilen bir canlının, önceki yaşantısını arada hatırlayıp, o özgür günlerine gitmesini doğal bulan ve bu durumun farkında olunmasını önemseyen forum kişisi...

Bu tip söylemler köpekleri itlaf etmek için bahane üretmeye çalışanların eseridir. Bu tam bir saçmalık. Eğer soğuk havada köpekler atalarının yaşantısını hatırlayıp insanlara saldırıyorsa, evimizde **** bahçemizde beslediğimiz köpekler neden saldırganlaşmıyor? Köpeklerin saldırganlaşmasının tek sebebi AÇLIK!!!!. Ramazanda 12-13 saat aç susuz kalınca nereye sataşacağımızı şaşırıyoruz. Bir de iftarda ne yiyeceğimiz, ne zaman yiyeceğimiz belli. Köpekler için böyle bir iftar saati **** menüsü var mı? Aç bir köpek kaç saat soğukta yaşayabilir? En büyük iç güdü hayatta kalma iç güdüsüdür. İnsanlar doğada çaresiz kalınca yamyamlık dahil her türlü çareye başvururken, köpeklerde aksini beklemek biraz saflık olmaz mı? Köpekleri öldürüyorlar zaten, bir de böyle abuk sabuk yazılarla onların ekmeğine yağ sürmeyin lütfen...

tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-01-2016, 14:28   #274
Ağaç Dostu
 
flaneuse's Avatar
 
Giriş Tarihi: 29-06-2009
Şehir: ankara
Mesajlar: 194
Özellikle bu soğuk kış günlerinde, mahallenizdeki köpekleri (ve bu konunun başlığı olmasa da kedileri) marketlerde uygun fiyata bulabileceğiniz tavuk ciğerini az bir miktar bulgurla haşlayarak besleyebilirsiniz. Daha az zahmetli bir başka seçenek: Artık ülkemizde de üretilen ekonomik mamalardan almak. Malum, soğan-sarmısak-domates/salça içeren ev yemeği artıkları kedi ve köpekler için sağlıklı değil.

duy-gu beğendi.
flaneuse Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-01-2016, 00:16   #275
Ağaç Dostu
 
gece's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-02-2007
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,660
Galeri: 32
itlaf için bahane üretmeye çalışmak!?

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi tarku Mesajı Göster
Bu tip söylemler köpekleri itlaf etmek için bahane üretmeye çalışanların eseridir. Bu tam bir saçmalık. Eğer soğuk havada köpekler atalarının yaşantısını hatırlayıp insanlara saldırıyorsa, evimizde **** bahçemizde beslediğimiz köpekler neden saldırganlaşmıyor? Köpeklerin saldırganlaşmasının tek sebebi AÇLIK!!!!. Ramazanda 12-13 saat aç susuz kalınca nereye sataşacağımızı şaşırıyoruz. Bir de iftarda ne yiyeceğimiz, ne zaman yiyeceğimiz belli. Köpekler için böyle bir iftar saati **** menüsü var mı? Aç bir köpek kaç saat soğukta yaşayabilir? En büyük iç güdü hayatta kalma iç güdüsüdür. İnsanlar doğada çaresiz kalınca yamyamlık dahil her türlü çareye başvururken, köpeklerde aksini beklemek biraz saflık olmaz mı? Köpekleri öldürüyorlar zaten, bir de böyle abuk sabuk yazılarla onların ekmeğine yağ sürmeyin lütfen...
Yazılanları "köpekleri itlaf için bahane üretmeye çalışanların eseri söylem" olarak anlamak gerçekten ilginç.

Ne yazıyı yazan ben, ne de yazıda tecrübelerini aktardığım yakınlarımın HİÇBİRİ "hayvanları itlaf için bahane üretmeye çalışan" kişi olmadığı gibi, agaclar.net üyeleri ve okurları arasında "köpekleri itlaf için bahane üretmeye çalışmak" hakaretine müstehak, hatta itlafı mazur görecek insan sayısının yok denecek kadar az olduğunu düşünüyorum.

Yazıda sadece mevsim normali üzeri soğuk havalarda köpeklerdeki bariz saldırganlık artışı konusunda insanların bilinçlenmesi amaçlanıyor
Ne demek İtlaf için bahane üretmeye çalışmak, ne münasebet.
İtlaf gibi bir toplu cinayet ASLA çözüm değildir ve olamaz.

Unutulmamalı ki, soğuk günler de olacak, kar da, sokak köpekleri de, kar sevinci ile sokakta eğlenmek isteyen çocuklar da... Önemli olan, bu günlerden çocuklar da hayvanlar da zarar görmeden ya da en az zararla, güzel anılarla yaşamak ve yaşanması için gayret göstermektir.

Aşırı soğuğun, evcilleştirme önceki dönemi (ve belki de buzul çağları) hatırlatma ve saldırma içgüdüsü konusunda etkisi vardır ya da yoktur. Bu ancak uzun zaman ve emek gerektiren bilimsel yöntem ve çalışmalarla netleşebilir.

Ya da hiçbir bilimsel çalışma yapmadan, anlamlı ve tutarlı nedenler ortaya koymadan, kendinizden başka herkesi hayvan itlafı için bahane arayan kişi varsayıp, açlığı "tek neden" olarak görmekte direnirsiniz olur biter.

Köpeklerle biraz olsun ilgilenmiş olanlar bilir ki, (normal şartlarda) saldırgan özellik gösteren köpekler, çoğunlukla aç olanlar değil, yiyeceğini düzenli alan, tuzu kuru köpeklerdir. Aç olanlar öncelikle yiyecek arayışındadır, saldırmak öncelikleri değildir.

Kaldı ki, o çocuklara saldıran köpeklerin çocuklara "yiyecek" olarak saldırdıklarını da sanmıyorum. Öyle ya, çocuklar ne zamandan beri köpek besini oldu da haberimiz olmadı!

Belki de şiddetli soğukta içecek su bulamamak, açlıktan da fazla saldırganlaştırıyor. Pekâlâ bu da mümkün. Ama bu teori de ancak bilimsel olarak doğrulanmaya muhtaç.

Sebebi ne olursa olsun, şiddetli soğukta, köpek saldırıları artıyor ve bunun bilincinde olur, daha bir tedbirli olur, sokağımızı ve hayatı paylaştığımız canlıları da düşünürsek, daha az sorun yaşanacağı apaçıktır. Önemli olan da bu ve sayın flaneuse'in sokak hayvanlarına yardımcı olma konusundaki yapıcı yaklaşımı gibi insana yakışan davranışlardır.


gece
itlafa karşı olan ve kendinden başkasını hayvansever kabul etmeyenlere anlam veremeyen forum kişisi!


Not: Önceki yazıda adı geçen haberi merak edenler buradan izleyebilir.

gece Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 05-01-2016, 15:53   #276
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi gece Mesajı Göster
Yazılanları "köpekleri itlaf için bahane üretmeye çalışanların eseri söylem" olarak anlamak gerçekten ilginç.

Ne yazıyı yazan ben, ne de yazıda tecrübelerini aktardığım yakınlarımın HİÇBİRİ "hayvanları itlaf için bahane üretmeye çalışan" kişi olmadığı gibi, agaclar.net üyeleri ve okurları arasında "köpekleri itlaf için bahane üretmeye çalışmak" hakaretine müstehak, hatta itlafı mazur görecek insan sayısının yok denecek kadar az olduğunu düşünüyorum.

Yazıda sadece mevsim normali üzeri soğuk havalarda köpeklerdeki bariz saldırganlık artışı konusunda insanların bilinçlenmesi amaçlanıyor
Ne demek İtlaf için bahane üretmeye çalışmak, ne münasebet.
İtlaf gibi bir toplu cinayet ASLA çözüm değildir ve olamaz.

Unutulmamalı ki, soğuk günler de olacak, kar da, sokak köpekleri de, kar sevinci ile sokakta eğlenmek isteyen çocuklar da... Önemli olan, bu günlerden çocuklar da hayvanlar da zarar görmeden ya da en az zararla, güzel anılarla yaşamak ve yaşanması için gayret göstermektir.

Aşırı soğuğun, evcilleştirme önceki dönemi (ve belki de buzul çağları) hatırlatma ve saldırma içgüdüsü konusunda etkisi vardır ya da yoktur. Bu ancak uzun zaman ve emek gerektiren bilimsel yöntem ve çalışmalarla netleşebilir.

Ya da hiçbir bilimsel çalışma yapmadan, anlamlı ve tutarlı nedenler ortaya koymadan, kendinizden başka herkesi hayvan itlafı için bahane arayan kişi varsayıp, açlığı "tek neden" olarak görmekte direnirsiniz olur biter.

Köpeklerle biraz olsun ilgilenmiş olanlar bilir ki, (normal şartlarda) saldırgan özellik gösteren köpekler, çoğunlukla aç olanlar değil, yiyeceğini düzenli alan, tuzu kuru köpeklerdir. Aç olanlar öncelikle yiyecek arayışındadır, saldırmak öncelikleri değildir.

Kaldı ki, o çocuklara saldıran köpeklerin çocuklara "yiyecek" olarak saldırdıklarını da sanmıyorum. Öyle ya, çocuklar ne zamandan beri köpek besini oldu da haberimiz olmadı!

Belki de şiddetli soğukta içecek su bulamamak, açlıktan da fazla saldırganlaştırıyor. Pekâlâ bu da mümkün. Ama bu teori de ancak bilimsel olarak doğrulanmaya muhtaç.

Sebebi ne olursa olsun, şiddetli soğukta, köpek saldırıları artıyor ve bunun bilincinde olur, daha bir tedbirli olur, sokağımızı ve hayatı paylaştığımız canlıları da düşünürsek, daha az sorun yaşanacağı apaçıktır. Önemli olan da bu ve sayın flaneuse'in sokak hayvanlarına yardımcı olma konusundaki yapıcı yaklaşımı gibi insana yakışan davranışlardır.


gece
itlafa karşı olan ve kendinden başkasını hayvansever kabul etmeyenlere anlam veremeyen forum kişisi!


Not: Önceki yazıda adı geçen haberi merak edenler buradan izleyebilir.
Merhaba, neyi, ne amaçla yazdığınızı anlayabilecek kadar beyin okuma yeteneğim maalesef yok. Bir ebeveyn bu yazdığınız yazıyı okuduğunda sokak köpekleri hakkında ne tür düşünceler besler? çocuğumu sokağa salarsam köpekler saldırır diye düşünmez mi? Bu konuda araştırma yapma riskine girer mi? çocuğumun güvenliğimi yoksa köpeğin hayatımı arasında bir tercih yapması gerektiğini düşünen bir ebeveyn sizce bu tercih konusunda karasızlık yaşar mı?
Çocuklar ne zamandan beri köpek besini oldu dediğinize göre yazdıklarımı tam okumadınız sanıyorum. Çaresizlik karşısında insanların birbirlerini yedikleri bilinen bir gerçektir. Bu konuda pek çok bilgi bulabilirsiniz. Ne
zamandan beridir insan eti diğer insanlar için besin kaynağı olarak niteleniyor? Köpeklerin tokken insanlara saldırması, tamamen onları yetiştiren insanların suçudur. Saldırgan olması için eğitilen bir köpek kendine ne öğretilirse onu yapar.

Köpeklerin evcilleştirilmeden önceki yaşantılarından dolayı böyle bir saldırganlık yaptıkları tezini ortaya atmışsınız ve benim aksi görüşümün bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu söylemişsiniz. Acaba sizin teziniz hakkında bir araştırma mevcut mu? Kendi görüşünüzü mutlak doğru kabul edip aksi görüşler hakkında bilimsel kanıt istemeniz doğru mu?

Sizin görüşlerinizi paylaştığınız yazı iyi niyetle yazılmış dahi olsa unutmayın ki "cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla yapılmıştır" Sizin iyi niyetle yazdığınız bir yazı, başka birinin kötü niyetine hizmet eden bir araç olabilir.


8 tane köpeğim var ve hiçbirinin bir insana saldırdığını görmedim. Bana sürekli köpeklerin çok uyuz onları keskinleştirmen!!! lazım, bu yüzden onları zincirle bağla diyorlar. Köpekleri vahşileşsin diye hiçbir uyuşturucu vermeden köpeğinin kulaklarını kesen insanlar biliyorum. Şimdi soru şu; köpekler mi daha vahşi yoksa onları eğittiğini sanan insanlar mı?

Saygılar

flaneuse ve Milla beğendi.
tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-01-2016, 11:40   #277
Ağaç Dostu
 
flaneuse's Avatar
 
Giriş Tarihi: 29-06-2009
Şehir: ankara
Mesajlar: 194
Daha yapıcı bir tartışma olması adına ufak bir hatırlatma: Sokak köpeklerinin zorlu kış koşullarında hayatta kalma mücadelesi verirken evcilleştirilmeden önceki vahşi yaşantılarını anımsayıp saldırganlaşabileceği fikri, bir teori de değil tez de değil- sadece bir iddia. Bir iddianın iddialıktan terfi edip teori veya tez olabilmesi için ölçülebilir bir neden-sonuç ilişkisi kurabilmemiz; bunun için de birbirinden bağımsız, çok sayıda ancak ortak özellikler taşıyan vaka kaydına sahip olmamız gerek. Bu konu özelinde de sadece iddialardan konuşuyoruz, altını çizmek isterim. Neden derseniz, alternatif tıp 'mucizelerinden' tutun da gazetelerde sıkça karşılaştığımız "İsveçli bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre..." diye başlayan absürd haberlere değin hemen her gün, bir çok temelsiz iddiayı bilimsel dayanağı varmış gibi bir dil kullanarak dolaşıma sokuyor, kendimize ve çevremize yararsız şeylerle uğraşıyoruz da o yüzden.

Köy yaşantısını hepimizden iyi bilen büyüklerimiz, vahşi hayvanların kışın yiyecek bulmak için insan yerleşimlerine yaklaştığını, sürülere, tavuklara saldırdığını tecrübe etmişlerdir elbette. Bu durumda insanın da kendi canını, kendi yavrusunu koruma içgüdüsüyle düşünüp hareket etmesi anlaşılır bir şey. Ancak 'sokak köpeği saldırısı' haberlerinin büyük kısmı, ısıtılıp ısıtılıp servis edilen ve abartılı bir dille yazılan haberler. Zamanlamaları da hakikaten manidar oluyor; örneğin ilkbahar (ve üreme mevsimi) geldi mi dikkat edin, hemen 'kuduz vakası' haberleri başlar ve ardından itlaf haberleri gelir. Kışın da büyüklerimizden dinlediğimiz (eminim gerçekliği de olan) 'dağdan köye inen kurt' hikayelerini aratmayan bir canlılıkta köpek sürüsü saldırısı haberleri yazılır. Hiç kuduz vakası olmuyor mu? Tabii ki oluyordur. Köpeklerin anlayamadığımız sebeplerle saldırdığı vaki değil mi? Elbette vaki. Ancak bu haberlerde hiç sorulmayan bazı sorular da mevcut: 1) Sahipsiz hayvanları aşılamak ve kısırlaştırmak, kamu sağlığını gözetmekle de görevli olan yerel yönetimlerin sorumluluğunda değil midir? Mevcut yasa ve düzenlemelere göre, öyledir. 2) Kuduz tehlikesi ya da saldırı riski nedeniyle hayvanların sokaktan toplanması veya itlaf edilmesi, yerel yönetimlerin öncelikli görevlerini yerine getirmediğinin işaret değil midir? Yani yerel yönetimlerin bu hayvanların sağlığıyla ve popülasyon kontrolüyle insani bir şekilde ilgilenmediği, son dakikaya dek önlem almadığı anlamına gelmez mi? Gelir. 3) Ufacık çocukların, yanlarında yetişkin olmaksızın dışarda gezinmesi, hayvanların yiyecek arayacağı ya da içgüdüsel olarak 'kendi alanı' belirleyeceği başıboş arazilerde, çöplük yakınlarında dolaşması, sokak aralarında oynaması, köpek saldırısından daha büyük tehlikelere davetiye çıkarmaz mı? (Kaybolan ya da başına istenmeyen şeyler gelen çocukların büyük kısmına, kendi çevrelerindeki ve kısmen aşina oldukları kişiler tarafından zarar veriliyor. Sadece büyük şehirlerde değil, kapalı bir toplum yaşantısı süren kırsalda da durum maalesef böyle.) Bunları soran, dile getiren olmaz. 'Köpekler saldırdı' haberleri heyecanlıdır, ilgi çeker. Hayvanları itlaf etmek; onları aşılamaktan, kısırlaştırmaktan, küpeleyip kayıt altına almaktan daha 'kolay ve masrafsızdır'. Tıpkı sokağa atmak, ormana bırakmak gibi. Sorumsuz bir dille yazılan haberler sayesinde itlaf için gerekli rıza, korku ya da umursamazlık da yaratılmış olur.

Böceğinden kutup ayısına değin, her canlının bir yaşam alanı var. Bu yaşam alanına insan olarak ne ölçüde müdahale ediyoruz, istenmeyen vakaları biraz buna göre değerlendirirsek güvenli ve yapıcı çözümler üretmek kolaylaşır diye düşünüyorum. Örneğin sokak hayvanlarından şikayetçi olanlar canlı hayvan satışı yapan pet-shop ve köpek üretim çiftlikleriyle ilgili, örgütlü şikayetlerde bulunabilirler. Barınak koşullarının ne kadar korkunç olduğunu bizzat yerinde inceleyip ödeneklerin artırılması için yerel yönetimlerle iş birliği içinde çaba sarfedebilirler. Mahalle çocuklarından, yetişkinlerden eziyet görmüş, hatta insan tarafından tecavüze uğramış ördek (evet, ördek), kedi, köpek haberlerini okurken bu canlıların nasıl travmatize olduğunu ve iyişebilirlerse bir dahaki sefere insanlarla karşılaştıkları zaman nasıl bir ruh hali içinde davranacaklarını düşünebilirler. vs vs vs...

Uzattım, kusura bakmayın. Sevgiler.


Düzenleyen flaneuse : 06-01-2016 saat 12:15 Neden: imlâ
flaneuse Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-02-2017, 22:33   #278
Ağaç Dostu.
 
kamil35's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-09-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 1,548
Bir kaç gün önce Otokent'te gezerken bu yavrularla karşılaştım. Çok keyiflilerdi. B kapısında bulunan köprünün altında yatıyorlardı. Galiba esnaftan bunlara yiyecek verenler var.

Eklenen Resimler
 
kamil35 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-11-2017, 19:32   #279
Ağaç Dostu
 
Sûz-i Dilârâ's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-10-2007
Şehir: Tarsus
Mesajlar: 2,995
Galeri: 3
Yine kış geliyor, çook eskiden sonbaharı ne çok severdim, yağmur yağarken bir bardak çay alıp kitap okuması ne güzel olurdu. Şimdi eylül dedi mi içim sızlamaya başlıyor. Kimbilir hangi garibanın evinde odun-kömür yok, duvarı sıvasız, mutfağında çorbası kaynamaz... Sokakta yaşayan onca insan onca can...

Başlıktaki mevzuya uygun olarak yürek sızımın bir parçası da sokakta yaşayan bu garibanlar. Ne avlanabilirler, ne çöpün içine girip poşetleri kontrol edebilirler. Kediler bir şekilde başlarının çaresine daha iyi baksalar da köpekler için aynı şey maalesef söz konusu değil. Yine bir deri bir kemik o soğuklarda çaresiz yazı bekleyecekler... Vicdan sahibi bir kul onları bulacak da bir çanak yemek artığı verecek... O kara gözler minnetle bakıp aynı yolu gözleyecek, insan artığının tekinden taş sopa yese de çaresiz bekleyecek yine...

Artık rahat evim de batar oldu, yediğim, içtiğim, giydiğim, çıtır çıtır yanan sıcak soba, tenceredeki yemek... Bunca muhtaç varken ...

Sûz-i Dilârâ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-11-2017, 20:52   #280
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Sûz-i Dilârâ Mesajı Göster
Yine kış geliyor, çook eskiden sonbaharı ne çok severdim, yağmur yağarken bir bardak çay alıp kitap okuması ne güzel olurdu. Şimdi eylül dedi mi içim sızlamaya başlıyor. Kimbilir hangi garibanın evinde odun-kömür yok, duvarı sıvasız, mutfağında çorbası kaynamaz... Sokakta yaşayan onca insan onca can...

Başlıktaki mevzuya uygun olarak yürek sızımın bir parçası da sokakta yaşayan bu garibanlar. Ne avlanabilirler, ne çöpün içine girip poşetleri kontrol edebilirler. Kediler bir şekilde başlarının çaresine daha iyi baksalar da köpekler için aynı şey maalesef söz konusu değil. Yine bir deri bir kemik o soğuklarda çaresiz yazı bekleyecekler... Vicdan sahibi bir kul onları bulacak da bir çanak yemek artığı verecek... O kara gözler minnetle bakıp aynı yolu gözleyecek, insan artığının tekinden taş sopa yese de çaresiz bekleyecek yine...

Artık rahat evim de batar oldu, yediğim, içtiğim, giydiğim, çıtır çıtır yanan sıcak soba, tenceredeki yemek... Bunca muhtaç varken ...
Geçen gün gözlerimle görmesem inanmayacağım bir olaya şahit oldum. Meyve bahçeme gitmek için her gün ilçe çöplüğünün içinden geçiyorum. Onlarca köpek var ve elimden geldiğince onlara da yiyecek götürmeye çalışıyorum. Geçen gün yine köpeklerden biri kuyruk sallayarak arabanın önüne atladı ve nafakam nerde der gibi arabaya yaslandı. Arabadan inip, yarım ekmeği ağzına tutuşturdum, koşup ekmeği bir yere bıraktı. Herhalde yavruları var diye bakmaya gittim ve yaralı bir köpeğin önüne bıraktığını gördüm. Tekrar ekmek istemek için yanıma geldi ve mecburen kendi yiyeceğim ekmeği verdim ve o günü aç geçirdim. Hayvanlardan ders almamız gereken çok şey var. Bizler paylaşmayı unuttuk, onlar ise her şeye rağmen hatırlatmaya çalışıyorlar.

İlçe çöplüğünde onlarca köpek var ve ben çöpçülerin bile gitmediği zamanlarda hayvanlarımı beslemek için karlı günlerde yürüyerek oralardan geçiyorum. İnsanların içindeyken duyduğum korkunun zerresini bile o hayvanların yanından geçerken duymuyorum. Hiç bir hayvanın, kendisine yardım eden bir insana saldırmayacağını adım gibi biliyorum.

tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-11-2017, 17:22   #281
Ağaçsever
 
Zerlanist's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-09-2016
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 42
Çok uzun bir girdi olacak ama, profil fotoğrafımda bana eşlik eden, 'sokak köpeği' dostumun, bizimle olan hikayesini paylaşmak isterim. Sokak hayvanları ile ilgili bir sunum için, daha önce hazırladığım bir makaledir. Şimdiden kaplayacağım yer, olursa okuyanlardan çalacağım zaman için özür dilerim.

SOKAK KÖPEĞİ SAHİPLENMEK

Hepimizin yaşamında bazı dönemler olur, mutluluğun ne olduğunu unuturuz. Yarınlara dair umut vaat edecek hiçbir şey yoktur, kalp kırıklığı, gelecek kaygısı ve yoğun bir acı sıkar ruhu. Daha derine inmeye lüzum yok, sadece bu duyguları ailece, oldukça kallavi yaşadığımız bir sürecin son günündeydik; bir daha ne zaman göreceğimi bilmediğim, bu sebeple daha da kederlenmeme neden olan yere gitmiş, kara bulutları dağıtmış, dönüş yolculuğuna çıkmıştık.

İç huzura kavuşmanın getirdiği mutluluk hali, şaşkın bir sırıtma ile yol alırken, bir benzin istasyonuna uğrayıp, yavaşça inen sağ ön lastiği kontrol etmem gerektiğini hatırladım. Bilindik bir firmanın tesisinde durdum. Lastik epey inmiş, değiştirmeye üşeniyorum, hem bagaj ağzına kadar da dolu, o saatte tamirci bulunmaz. En iyisi hava basıp yola devam etmek, ertesi gün yaptırırız da hey allahım, koca firmanın hava kompresörü bozuk! Neyse ki yıllardır önünden gelip geçtiğim, ancak bir kez bile durmadığım bir istasyon daha var, o da 500 metre falan ileride. Mecbur olmasam yine durmam. Tıngır tıngır sürdüm tenha istasyona doğru. Su ve hava kompresörünü ararken, betonun üzerinde yatan köpek takıldı gözüme, pek önemsemedim. Sonuçta o tarafta işimiz yok, ilişmez herhalde bize.

Bereket bu makine çalışıyor derken eşim aniden kapısını açıp, - canım köpek geliyor çabuk arabaya bin demez mi? İleri derecede olmasa bile biliyordu köpek fobimi. O an, ani bir refleksle, hava tabancasının yanında ki su tabancasını kapıp, ağır adımlarla üzerime gelen, çoban köpeğini andıran ‘iti’ su sıkarak püskürtmeye çalıştım, başarılı da oldum. Kaçtı ‘itoğlu it’ ama o da ne? Üzerime gelirken o panikle fark etmemişim, bu hayvan neredeyse arka bacaklarını sürüklüyerek ilerliyor, buna yürümek denmez. O an öyle bir pişmanlık yaşadım ki tarif edemem. İçeriden de vicdanıma benzin döken - yazık canım ya, sakatmış bu hayvan – vah zavallım benim gibi cümleler işin tuzu biberi oldu, namussuz da sudan kaçtı kaçmasına ama biraz geride durdu, kuzu gibi bakıyor öyle. Sadece göz göze geldik… Dışarıda elimi yıkasam, kolonyalı mendille sonlandıran ben, birkaç saniye evvel ıslatarak kaçırdığım hayvana doğru ilerledim, saniyeler içinde ne yılların korkusu kaldı, ne de başka bir şey, sadece gözlerine kilitlendiğimi hatırlıyorum, hiçbir canlının bu denli manalı bakamayacağını düşündüm. Tereddüt etmeden yanına sokuldum, sevdim, başını okşadım. Uzaktan hatırı sayılır derecede ürkütücü görünen o hayvanın, aslında ne kadar sevecen, ne kadar duygu yüklü olduğunu tenezzül edip de güler yüz gösterince farkedebildim. Özür diledim ondan, o da sevgi dolu gözleriyle, masum duruşuyla dinledi, özrümü kabul etti.

Ama gitme vakti, yol uzun. Araca dönüp kapımı kapattım, 5. ıslak mendille elimi silerken az önce yaşadığım yürek burkulmasının daha ağırını yaşadım, çünkü çaresiz, sahipsiz, muhtaç durumda ve hepimizden koca yürekli bu canlı, adeta beni burada bırakmayın dercesine peşimden gelmiş, hemen yanımızda, melül melül bize bakıyordu, bu manzara karşısında hepimiz dağıldık, - karnı aç herhalde, marketten bir şeyler alıp verelim gibi cümleler duydum, ‘ hayır yiyecek dilenmiyor, daha fazlasını istiyor ‘ diye cevapladım. Kendimi çok çaresiz hissettim, emniyet kemerimi takıp, ağır ağır yola doğru ilerlerken bu can, olduğu yerde durmuş hareketsizce gidişimizi izliyordu, resmen sevdiği birini son kez görüyormuşçasına bakıyordu. Uzaklaşmıştım ama yüreğim hala orda atıyordu. Aniden dönüş yaptım, vicdanımı rahatlatıp, içimi soğutmam gerekiyordu. Marketin önünde oturan çalışanlara doğru sürdüm, – siz bu hayvana bakıyor musunuz? diye sordum gayri ihtiyari, ee işte, bakıyor arkadaşlar gibi cevaplar alınca içimdeki sesi susturmaya çalıştım, - kimseciklere de yılışmazdı bu hayvan, birşey mi oldu? diye soruldu, bu soruyla daha da içim şişti. Olanca çaresizliğimle yola çıkarken, aynadan meleği takip etmeyi ihmal etmedim, gözden kayboluncaya dek orada durdu öylece, arkamızdan bakakaldı. Umudunu kaybetti, sadece olduğu yerde çakılarak tüm mahsunluğuyla bakmakla yetindi, yine de bakışları hiçbirimizde olamayacak bir şefkatle doluydu. Bunu hak edecek ne yapmıştık bilmiyorum, bu kadar kolay mıydı? Kolaymış demek ki, kimi canlılar için bir baş okşama, sevmeye, gidenin ardından bakakalmaya sebep olabiliyordu demek ki.

Berbat geçirdiğim o uzun, kasvetli dönem sona ermiş, üstelik yeniden doğdum diyebileceğim bir gün geçirmiş olmama rağmen yol boyunca durgundum, sorulara geç yanıt veriyordum, hiçbirimiz de farklı değildik aslında. Pandoranın kutusunu açan babam oldu, – aklın köpekte kaldı değil mi?, evet dedim, ardından beni ve kendi vicdanlarını rahatlatmaya dönük telkinler geldi. Lakin içimde git gide yükselen bir ses; bu bir mesaj diyordu, belki de bir snav. Dileklerin kabul oldu, bakalım şimdi başka bir can için ‘sen’neler yapabileceksin? içimde ki sesi susturamayınca, konuşan ben oldum; size bir şey sormak istiyorum, önümüzde ki hafta sonu, dönerken bu köpeği alıp getirsem, bir veterinere götürsem… aynı arabada olabilir misiniz? Sonuçta o bir köpekti, üstelik berbat durumda bir köpek, sakatlığının yanı sıra vücudunun pek çok yerinde açık yaralar, iltihaplı bölgeler görünüyor. Bit, pire, kene istilası altında olduğu da apaçık. Cevap almadan evvel devam ettim, kendimi yatıştırmam, ahaliyi razı etmem gerekiyordu; tedevi ettirelim, aynı yere bırakırız, veya adamlar geri istemezse depoya da(işyeri) bırakabiliriz dedim.

Böcekten dahi korkan eşim, kültürel olarak hayvanlara uzak olan, dokunamayan babam tek kelime etmediler, belli ki onlar da çok etkilenmişti. Tedavi ettirdikten sonra bulduğumuz yere bırakmak, veya iş gereği çok sık kullandığımız, şehir dışında yer alan, bekçisi tarafından bolca köpek istihdam edilen depoya teslim etme gibi seçeneklerin varlığı, isteğimin tepki çekmeden kabul görmesini sağladı, bilemiyorum. Diğer ihtimaller aklımın ucundan dahi geç(e)miyordu, ne eve almak, ne sezon boyu yazlığımızda bulunan annem tarafından bakılması çok çok zordu. En azından yapabileceğim kadarını düşününce içimi huzur kapladı. Bir yandan işe güce dalarak, bir yandan da kafada bu konuyu düşünerek geçti o hafta. Yine de anneme düşüncemi açtım, tahmin ettiğim gibi haklı haksız gerekçelerle olumsuz yanıt aldım, derken hafta sonu geldi çattı. Bizimkilere göre gittiğimizde onu orada bulamayacaktık, yani bu kadar düşünmeme gerek yoktu, ancak ben bulacağımıza adım gibi emindim. Gidiş günü, aracı otoyolun ters istikametine bırakarak yaya vaziyette malum istasyona yürüdüm, gecenin karanlığında boğuk, derinden gelen bir havlama sesi duyduğumda neredeyse geri dönecektim. Dönmedim, karanlığı aştığımda ortada bizimkinden başka köpek olmadığını anladım, sadece bir kez uyarı amacıyla havlamış ve uyarısı dikkate alınınca susmuştu, böylece akıllı uslu bir hayvan olduğu da görmüş oldum. Meraklı gözlerle bana buyrun diyen arkadaşa, ben bu hayvanı alıp tedavi ettirmek istiyorum, iyileşsin yine size bırakırım, müsaadeniz var mı? sorusuyla yanıt verdim, alın götürün, buna ekmek veren arkadaşlar varda patron kızıyor, bir barınağa biryere bırakın cevabını alınca, pazar günü öğleden sonra görüşürüz diyerek oradan ayrıldım.

Ayakkabısı tozlanınca huysuzlanan bizlerin böyle bir karar vermiş, hatta harekete geçmiş olması içimde garip bir duygu oluşturdu, hadi bakalım derken kendimi iyi hissettim. Annemde tuhaf bir şekilde yumuşamaya başlamıştı, hayvanın sakat olmasının yanısıra, ballandıra ballandıra anlattığımız güzel bakışları, sevgi ihtiyacı ve akıllı uslu halleri, kolayca bakılabileceği vurgusu; bir deneyelim bakalım, iyi bakabileceğimize kanaat getirirsek burada kalır, yoksa depoda bakılır düşüncelerine evrildi. Çocukluğum da, hikayenin sonu acı biten bir köpek maceram vardı, o da başka bir iç dökümünün konusu. Ancak üzerinden onlarca sene geçtiğinden konuya tamamen uzak, ne yapacağını bilmez bir halde, kendimce hazırlıklara başladım. Ailece kabul görmüş, heyecan uyandırmış olmasından son derece mutluluk duyuyordum. Kısacası, acıma duygusuyla başlayan sürecimiz, tedavi ettirmekten ziyade sahiplenmeye, aileye dahil etme kararına dönüşüyordu. Aslında en başından beri hayalini kurduğum da buydu, yani ben kazandım. Dönüş yolculuğuna çıkmadan evvel, oldukça büyük bir koli ayarladım, hayvana ferah bir alan bırakacak, yolculuk esnasında rahat etmesini sağlayacak, dışarıyı izleyebilecek, ancak ne olursa olsun üzerindekileri de arabayla paylaşamayacağı bir formül bulup, yeni yolcumuza hazırlandım.

Düşünceli, heyecanlı, garip duygular içerisinde yola çıktık. İstasyona vardığımızda, temiz bir zemin üzerinde, yepyeni bir tasmayla direğe zincirlenmiş, yıkanmış olan köpeği görünce sıcacık bir heyecanla dolup taştım. Bir yandan ‘ ulan ne işe bulaştık, nasıl olacak bakalım ‘ diye içimden geçmedi de değil. Lakin bu düşünceler hemen uzaklaştı zihnimden. Durdum, yanına gittim, başını okşadım, bu hayvanın yaşama tutunmasında büyük rol oynayan, biri koca göbekli orta yaşlı, diğeri incecik bir delikanlı olan iki tesis çalışanı ile muhabbet ettim. Gariban hayvana birinin el atmış olmasından duydukları memnuniyeti okudum gözlerinden, başka vardiya da mesai yaptıklarından ilk defa konuşma şansımız olmuştu, iş arkadaşları onlara durumu anlatmış, ancak epey geç olunca gelmeyeceğimizi, vazgeçtiğimizi düşünüp hayal kırıklığına uğramışlar, sadece geç kalmıştık. Hayvanın bir nebze daha iyi bir yaşama sahip olacağını düşündüklerinden huzurluydular, arabayı kirletmesin diye ince düşünen bu insanlar, onu yıkamış ve ilk tasmasını boynuna geçirerek ona son kıyaklarını da yapmışlardı. Vakit kaybetmeden soluğu yanında aldık, hepimiz şaşkındık, ürkek, meraklı gözlerle bizi süzüyordu, bir terslik olduğunu anlamış olmalıydı. Bu sefer çekingen davranıyordu, gitme zamanı geldiğinde yürümek istemedi, hayatında ilk defa yıkanmış, tasmalanmış, önüne arada bir konan yemekten fazlasını görmüştü, şaşkındı. Her daim şükranla anacağımm o iki çalışandan, hayvanın hikayesini dinledim bu arada; topaç bir yavruyken oto yolda dolaşır dururmuş, bir gün istasyonun yakınında berbat bir halde görmüşler, titriyormuş, sarsılıp duruyormuş, istemsizce uzuvlarını sarsıyormuş ( bulgularla bunun gençlik hastalığı olduğu açıklandı daha sonra ), sonra bir kartonun üzerine koyup istasyonun arkasına taşımışlar, kendi vardiyalarında fırsat buldukça ilgilenmişler, sıcak tutmaya, evden getirdikleri yemek artıklarıyla beslemeye çalışmışlar. Ölecek gözüyle bakılmış, ama vicdanlarına kulak vermişler. Zaman geçmiş, bir mucize olmuş, ölmesi beklenen hayvan ölmemiş, ayakta görmüşler önce, sonra yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış, hastalığın izlerini taşısa da ortalıkta gezer olmuş. Derken günlerden bir gün viyaklama sesine fırlamışlar, bu sefer de yol kenarında perişan bir halde bulmuşlar, araba geçmiş üzerinden, arka bacaklar, kalça dağılmış adeta. Sonra bir ağacın gölgesine taşınmış. Uzunca bir süre hareket edememiş, olduğu yerde besleyebildikleri kadar beslemişler, etraftaki diğer köpekler gelip önüne bırakılanları yemiş, zaman zaman saldırmışlar, geçirdiği kazanın derin yaraları üzerine, yeni yaralar almış çelimsiz vücuduna, ama bu iki çalışan, vardiyalarının elverdiği, güçlerinin yettiği kadar hayatta tutmaya çabalamışlar, yaradan onlardan razı olsun diyorum, aslında bilmeden iyiliği bize yapmışlar. Velhasıl yine direnmiş, yine kazanmış. Yani o başka bir yerde, bizler bambaşka yerlerde, birbirimizden habersiz acılı, kederli günler geçirdikten sonra, hiç olmayacak bir şekilde hayatımız kesişince farklı anlamlar yüklüyor insan… Neyse, bu yürümemekte direndiğiyle kaldı, ensesinden tutulduğu gibi aracın arkasında ki kolinin içine atıldı, düşünün ki bunu bile bizden biri değil, istasyon çalışanı yaptı, bizim neyimize dedik hayvan sahibi olmak. İşte o denli uzaktık bir köpeğin ailesi olmaya, o derece. Bundan sonrası? Hikaye bundan sonra aslında, uzun yolculuk boyunca bir kere bile huysuzlanmadı, uslu uslu yattı. Durduk, mola verdik, çatalla köfte yedirdik, kendisine gülen bir çift göze bile hemen kuyruk sallamayla cevap verdi bizim oğlan. Kesinlikle tuvaletini yapar diyorduk, indirmek aklımıza bile gelmedi, bunun yerine cahilliğimize verin, kalktık çikolatalı dondurma yedirdik. Yapmadı, her ne kadar peluş bir oyuncak olmadığını anlamasakta koca oğlan yattığı yeri, arabayı kirletmedi. Böylece vardık, depoda koca koca kangallardan izole karantinaya alındı dar bir alanda, bekçiye teslim ettik ve gittik. Akabinde arka bacaklarına yapılan masajlarla daha rahat yürümeye başladı, geldikten sonra ilk iş günü veteriner kliniğiyle tanıştı, duyduğum veteriner fobisi / stresi gibi durumlar ise bize tamamen yabancı kaldı, diş muayenesi yapılırken hekimin söylemine göre yardımcı oldu, ağzını açtı, muayene bitene kadar öylece bekledi, yetmedi yanlış kaynayan kemikleri elle yoklanırken o çelimsiz vücuduyla patisini kaldırıp izin verdi, ne yalan söyleyeyim daha önce bu kadar akıllı bir köpekle ilgilenmedim iltifatını alınca da benim göğsüm kabardı, üstelik yolculuklar dışında birlikte hiç zaman geçirmemiştik. Konum ve bazı durumlar gereği farklı hekimlere gitmek zorunda kaldık. Hepsi ortak bir ağızla çok akıllı olduğunu, yapılan her şeyin farkında olduğunu, minnettar olduğunu söylediler. Özel mamalar, kulübe, ekipman vs. alımları ve en son topyekün bir traşın ardından, dımdızlak bir halde gerçek yuvasına, yani ailesinin yazlığına getirildi, kendisine düzenli olarak eşlik edecek insana görür görmez kuyruk sallaması, koklaması, şirinlikleri hafızalarımıza kazındı. Hiçbir zaman ne kapalı bir mekana, ne de bir aracın içine tuvaletini yapmadı, bir keresinde erken bir saatte yerinden alındı, arabaya konuldu, veterinere gidildi, epey vakit geçirildi, saatlerce arabada ve kapalı mekanda kaldı, daha sonra başka bir noktada aracın içinde beklemesi gerekti. Gözümün içine öyle bir bakıyordu ki, orada bulunan, uzun yıllardır farklı köpeklere sahip olmuş bir büyüğüm, bu hayvan indirmeni istiyor demeseydi, belki de çatlayacaktı hayvan. Dışarı çıkardığımda, kuytu bir köşeye gitmek istedi, müsaade etmedim, istediğim alana götürüp zincirledim, itiraz etmeden geldi ama sızlanmaya başladı, sanırım ümidini kesti ve bağlı olduğu zinciri gerip, sırasıyla tuvaletini bir yaptı ki dillere destan, sabahtan beri kendini tutmuş hayvancağız. Taze köpek sahibi bir birey olarak, utanıp poşet istedim, kakasını alacağımı anladığı andan itibaren öyle bir sevindi ki, öyle minnet gösterdi ki, o bakışlarla yüreğime son darbeyi de vurdu namussuz. Henüz üç ay oldu, bu kısacık sürede tüm hayatımız değişti, solgun yüzler, mutsuz gözlerin içi parlıyor adeta. Paytak paytak yürüyen o canın sayesinde yaşama dair her şey değişti, onlarca yıldır çözüm bulamadığım sorunlara derman, hevesi ve gayesi kalmamış insanlara tam bir hayat öpücüğü oldu. Ufacık bir böcekten korkan eşim; hayır oğlum, elim oyuncak değil git kemiğini kemir diye cümle kuruyor şimdi, mezhebi gereği hayvanlara dokunamayan, uzaktan sevmeyi tercih eden babam, hunharca başını okşuyor, özellikle gidip seyrediyor, herkesin elinde tablet, kitap; aa demek böyle yaptığında böyle böyle yapmak lazımmış diye sil baştan öğreniyor, her taraftan o kadar mama çok değil mi? Veya yeter artık vermeyin ödül bisküvisi mamasını bitiremeyecek gibi cümleler duyuluyor. Onun tepkilerine gelecek olursak, bizlere alışması, aile olarak benimsemesi çok kısa sürdü, zaten sevgi sunmaya hazır olan bu hayvanların, kendilerine gülümseyen, kollayanlara hızlıca teslim olmasının doğal ve sıradan bir süreç olduğunu öğrendik. Bizi bahçeye çıkartmayan, eve hapseden, her seferinde önümüzü kesen ve silecek kuyruklu bir mutluluk yumağı, evin en küçük bireyi oldu bu masum, bir insan yavrusu bu aileye katıldığı zaman, kendi doğası pas geçilmeden, ondan ayrı muamele görmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Eşin dostun, tanıyan tanımayan insanların takdiri de insanın gönlünü ısıtıyor ama, bizim için esas önemli olan bu çocuğun bakışları, o kadar derin, o kadar güzel ki insanı dünyanın tasasından koparıyor. İki tane şapşal kulağın, koskoca dünyaya bedel olduğunu geç farkettiğimize hayıflanıyoruz. Çocuk demiştim değil mi? Bu kelime veterinerlerden ağzımıza dolandı, sonra gerçekten de öyle olduğunu fark ettik. Hisli, onurlu, oyuncu, bazen inatçı, muhtaç, kimsesiz ve en önemlisi yüreği sevgi dolu bir çocuk, yavaş yavaş büyüyüp adam oluşunu, daha da büyüyen koca kafasını, gitgide genişleyen göğüs kafesini, hiçbir eğitime tabi tutulmadan, sadece aferin ve hayır oğlumla öğrendikleriyle, terbiyesiyle göğsümüzü kabartan bir çocuğumuz oldu şimdi. Geçirdiği kazadan, diğer canlardan yediği dayaklardan kalma yaraları, veteriner hekimlerin şaşırarak dile getirdiği, yenmiş olduğu gençlik hastalığından kalma ufak tefek tikleri var. Fiziksel yaraları hızla düzeliyor, neredeyse kopmak üzere olan kulağından tertemiz tüyleri çıkıyor. Çok şey değişti, kafası önde gezmiyor artık, dimdik yürüyor, müthiş derecede özgüven kazandı, kimseciklere saldırıp havladığı yok ama, bahçesini de özenle korumaya başladı. Ayrıca belirtmeliyim, şu ana dek sadece iki insana havladığına şahit olduk, sadece iki insana ve bu iki insan, ailemize karşı güzel duygular beslemediğini çok iyi bildiğimiz, idare ettiğimiz insanlar. Bunun dışında önce alanına giren herkesi koklar, sonra da bizim iyi diyaloğumuzu gözlemleyince, gözü de hep üzerimizde olarak kendini sevdirir. Bizim için insan turnusolü olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım. Her hamlesine onay ister. Gezdirirken bir an durduğumuzda, hemen oturup mutlu mutlu bize bakar, hemen etrafı süzmeye başlar. Her duruma uyum sağlar, ilaçları çoktan bitti, aşıları da bitmek üzere.

Oraya buraya işeyecek, kakasını yapacak, etrafı kirletecek diye düşünmek çok yersizmiş, biz bilinçli bir şekilde, uzun uzun düşünerek ailemize dahil etmedik ama, olumsuz düşünceler taşıyanların bu düşünceleri unutmasını, tereddüt edenlerin zaman kaybetmemesi gerektiğini belirtmek isterim. Yavruysa elbet olacak ufak tefek zorluklar, az da olsa bizde de var, netice de bir canlı, ama bir aileye, bireye kattıklarının yanında bunların lafı edilmez. En çok da neden korkulur, hastalık vesaire bulaştıracak diye, mutluluk bir hastalıksa şayet, hepimize bulaştırdığını söyleyebilirim. Ama ben yinede bizim namussuza bazı hususlarda kızgınım, şimdiden aramızdan çekip gittiğinde ne yapacağımızı düşünür olduk. Dahası bize bir şey olsa o ne yapacak? Konuşmayı beceremiyor, bizden başka kimsesi yok. Ayrıca kendisi yetmezmiş gibi dışarıdaki masumları da soktu aklımıza, sokaktaki her canın öksüz kalmış, minicik bir çocuk olduğunu öğretti. Yaşaması zor, çekilmez bu adaletsiz dünya, daha da gamsız bir hale geldi bize. Sokak köpeklerinden korkumuzdan rahat rahat gezemiyoruz, lakin saldıracaklar diye değil, takılacaklar peşimize, onları da bırakamayacağız diye korkuyoruz, alamayanlar özenmesin diye dışarıda muz yedirmeden büyütülen, yese bile bölüp paylaşan bir nesiliz, ama etimiz butumuz belli. Ayrıca çıkıyoruz onlar için, bu sıcaklarda susuz kalmasınlar diye sularını yenilemeye gayret ediyoruz, arada et suyuna doğranmış ekmek bırakıyoruz, elimizden ancak bu kadarı geliyor. Bambaşka insanların koyduğu suları, döktüğü mamaları görünce gözlerimiz doluyor, umutlar yeşeriyor içimizde.


Sadece varlığınızdan bile mutlu olan, onun için yaptığınız en küçük şeylere büyük bir minnetle karşılık veren, nankörlük gibi insana dair duygulara uzak, ailesini çok iyi tanıyan, onlardan hiç birinin somurtmasına müsaade etmeyen, yalnızca sevginizi isteyen bir aile ferdi olması nasıl bir duygu biliyor musunuz? Bir cana sahipseniz elbet bilirsiniz, pet shop, barınak, çiftlik fark etmez, nereden gelirse gelsin, bu canlar cebinize değil sevginize göz diker. Ancak bu duyguları en yoğunundan tatmak isterseniz, öncelikli olarak dışarı çıkıp, çöpleri karıştırmaya çabalayan öksüzlere alıcı gözle bakmanızı öneririm. İstisnasız hepsi her şeyin değerini çok iyi bilir, özellikle de sevginin. Bir defa güzel söz söylemeniz, bir defa başını okşamanız sizi benimsemeleri için yeterlidir. Kesinlikle her şeyin farkındalar, hemde her şeyin. Sanıldığından çok daha zekiler, kolay öğrenirler, kızgın mimikleriniz dahi istemediğiniz hamleyi bir daha yapmamaları için sebeptir. Tekmelendikleri, kovuldukları, saldırıya uğradıkları, zehirlendikleri sokaklarda, aç ve susuz, korkuyla, üşüyerek, araçların altında kemikleri kırılarak, suçlularmışçasına istenmeyerek yaşama tutunmaya çabalayan, sahipsiz çocuklar bunlar. Ve evet çocuklar, ne yaşta olursa olsun, evlat edindiğinizde sizi benimseyecek, ailesi kabul edecek, sizden başkasını gözü görmeyecek kadar küçük, ama sizi korumak isteyecek kadar olgun, canını feda edecek kadar büyük çocuklar. Acı çekiyorlar, yapayalnızlar. Koskoca şehirlerde, gözlerinde ki bebek masumiyetini fark eden, bir avuç insanın karınca misali çabalarıyla hayat mücadelesi veriyorlar. Ama kim yetebilir ki? Biliyorum mümkün değil, en azından küçücük bir adım, ailenize bir çift kulak dahil etmek istediğinizde, tercihe gariplerden başlayabilirsiniz, emin olun mutluluğunuz daha da bereketli olacaktır.

Zerlanist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-11-2017, 19:08   #282
Ağaç Dostu
 
Sûz-i Dilârâ's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-10-2007
Şehir: Tarsus
Mesajlar: 2,995
Galeri: 3
Allah sizden razı olsun sayın Zerlanist, yazınızı gözyaşları içinde okudum.

Tam da artık çocuklarım büyüdü, barınaktan bir kedi yavrusu sahipleneyim diye düşündüğüm bir dönemdeyim. Köpek almayı çok isterdim ama maalesef apartmanda yaşıyoruz. Çocuklarım (ikizler) doğmadan önce günümün büyük kısmı sokak köpekleri (kedileri, kuşları, böcekleri vs.) için harcardım. Yaşadığınız huzuru mutluluğu çok çok iyi bilirim, insana kattıklarını. Van'ın zehir zemberek soğuğunda hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi, uyuz olmuş, çırılçıplak bedenleriyle beton zemin üzerinde birbirlerine yapışık halde ısınmaya çalışmaları, açlıktan bir deri bir kemik gezenleri, onları doyurmak için kasapları dolaşıp koca koca, taş gibi ağır siyah poşetleri, durağa kadar getirip dolmuş şoförünü ikna edip minibüse aldığım günleri yeniden yaşattınız bana.

Çocuklar doğduktan sonra da onları elimden geldiğince takip ettim, akşam eşim geldiğinde hava alayım bahanesiyle onlara koştum, vekil öğretmenlik yaptığımda maaşımın tamamı onlara giden harcamalardan oluşurdu.

Köyde her şeye ve herkese rağmen sokak kedilerini, köpeklerini kolluyorum, buzluktaki etleri, kemikleri aşırıp onlara taşımaktan daha zevkli bir hırsızlık yoktur Tabaklarındaki kemikli etleri sadece kemik kalana kadar kemiren insanlara uyuz oluyorum, ne var azıcıkta çöpleri kurcalayan canları düşünün.
Ben et yemem, ama etli bir yemek pişmişse kendi payımı ayırır, kediciklere koştururum. ...

İnanın sayfalarca yazabilirim, sokakta yaşayan canlar denildimi içime kor ateşler düşer. Onlarla bir kere bir şekilde göz göze gelenler o büyüden bir daha kendilerini kurtaramazlar, meftun, müptela olurlar. Ben insana onlardan daha derin bir huzur, mutluluk veren başka bir şey bilmedim, görmedim şu hayatta.

Selam olsun başka canların derdiyle dertlenenlere, elini taşın altına koyanlara.

Sûz-i Dilârâ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-11-2017, 19:12   #283
Ağaç Dostu
 
Sûz-i Dilârâ's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-10-2007
Şehir: Tarsus
Mesajlar: 2,995
Galeri: 3
Unutmadan o harika köpeğinizin başka fotoğraflarını da eklemenizi rica etsem

Sûz-i Dilârâ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-11-2017, 19:28   #284
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Sayın Zerlanist,

Bu kadar uzun bir yazıyı okumayı başarabileceğimi sanmıyordum ama konu kediler ve köpekler olunca becerebiliyormuşum demek ki. Bir hayvan beslemeye başlayan insanın hayatı her yönden değişiyor. Sokakta görmeden yanında geçtiğimiz canlar artık görünür olmaya başlıyorlar. Evinize yeni gelen misafiri kaybetme korkusunu yaşamanızı çok iyi anlıyorum, 8 tane kedim var en genci 10 yaşında ve her an birinin ölebileceği korkusuyla yaşıyorum. 10 yıl önce ölen ilk kedimi hala unutamıyorum. Bir canlıyı hayatına sokmayan birinin bu korkuyu anlaması imkansız.

tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-11-2017, 08:53   #285
Ağaçsever
 
Zerlanist's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-09-2016
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 42
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Sûz-i Dilârâ Mesajı Göster
Allah sizden razı olsun sayın Zerlanist, yazınızı gözyaşları içinde okudum.

Tam da artık çocuklarım büyüdü, barınaktan bir kedi yavrusu sahipleneyim diye düşündüğüm bir dönemdeyim. Köpek almayı çok isterdim ama maalesef apartmanda yaşıyoruz. Çocuklarım (ikizler) doğmadan önce günümün büyük kısmı sokak köpekleri (kedileri, kuşları, böcekleri vs.) için harcardım. Yaşadığınız huzuru mutluluğu çok çok iyi bilirim, insana kattıklarını. Van'ın zehir zemberek soğuğunda hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi, uyuz olmuş, çırılçıplak bedenleriyle beton zemin üzerinde birbirlerine yapışık halde ısınmaya çalışmaları, açlıktan bir deri bir kemik gezenleri, onları doyurmak için kasapları dolaşıp koca koca, taş gibi ağır siyah poşetleri, durağa kadar getirip dolmuş şoförünü ikna edip minibüse aldığım günleri yeniden yaşattınız bana.

Çocuklar doğduktan sonra da onları elimden geldiğince takip ettim, akşam eşim geldiğinde hava alayım bahanesiyle onlara koştum, vekil öğretmenlik yaptığımda maaşımın tamamı onlara giden harcamalardan oluşurdu.

Köyde her şeye ve herkese rağmen sokak kedilerini, köpeklerini kolluyorum, buzluktaki etleri, kemikleri aşırıp onlara taşımaktan daha zevkli bir hırsızlık yoktur Tabaklarındaki kemikli etleri sadece kemik kalana kadar kemiren insanlara uyuz oluyorum, ne var azıcıkta çöpleri kurcalayan canları düşünün.
Ben et yemem, ama etli bir yemek pişmişse kendi payımı ayırır, kediciklere koştururum. ...

İnanın sayfalarca yazabilirim, sokakta yaşayan canlar denildimi içime kor ateşler düşer. Onlarla bir kere bir şekilde göz göze gelenler o büyüden bir daha kendilerini kurtaramazlar, meftun, müptela olurlar. Ben insana onlardan daha derin bir huzur, mutluluk veren başka bir şey bilmedim, görmedim şu hayatta.

Selam olsun başka canların derdiyle dertlenenlere, elini taşın altına koyanlara.
Önceden hep sorardım, nereye kayboldu bu iyi insanlar, neredeler?! Bu tüylü arkadaş sayesinde de cevabını bulmuş oldum. Sizlerin yaptıkları yanında bizim yaptıklarımızın esamesi okunmaz, Allah sizden razı olsun. Aynı duyguları paylaşan insanların olduğunu bilmek ne güzel. Ayrıca ne demek efendim, öncesi ve sonrası olarak fotoğraflarını ekliyorum

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi tarku Mesajı Göster
Sayın Zerlanist,

Bu kadar uzun bir yazıyı okumayı başarabileceğimi sanmıyordum ama konu kediler ve köpekler olunca becerebiliyormuşum demek ki. Bir hayvan beslemeye başlayan insanın hayatı her yönden değişiyor. Sokakta görmeden yanında geçtiğimiz canlar artık görünür olmaya başlıyorlar. Evinize yeni gelen misafiri kaybetme korkusunu yaşamanızı çok iyi anlıyorum, 8 tane kedim var en genci 10 yaşında ve her an birinin ölebileceği korkusuyla yaşıyorum. 10 yıl önce ölen ilk kedimi hala unutamıyorum. Bir canlıyı hayatına sokmayan birinin bu korkuyu anlaması imkansız.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim, aynen dediğiniz gibi oldu. Özellikle, orta doğuya çalmaya başlayan bu coğrafya da, bazı cühelanın hayvanlara olan bakışı zaman zaman insanı çileden çıkarıyor. Bu gariplerin ihtiyaçlarını karşılamak kadar, güvenliklerini sağlamak da bize düşüyor. Neyse ki son 1 2 yıldır ciddi bir yol kat edildi bu konuda. İnsanlar sahip çıkmaya başladılar. Size ve kedilerinize sağlıklı, uzun bir hayat diliyorum. Şunu da eklemek istiyorum, bir canlının ölümü değil insanın içini yakan, önemli olan bir canlının nasıl öldüğü. İki tane toplum zararlısı it kopuğun yakalayıp, saldırgan yetiştirilmiş bir pitbullun önüne attığı çelimsiz sokak kedisi de ölüyor, evde yumuşak minderinin üzerinde gerinen kedi de ölüyor. İkisinin yaşamı arasında ki fark iç yakan.

Zerlanist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-11-2017, 09:34   #286
Ağaçsever
 
Zerlanist's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-09-2016
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 42
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Sûz-i Dilârâ Mesajı Göster
Unutmadan o harika köpeğinizin başka fotoğraflarını da eklemenizi rica etsem
Evde ilk gün;

Yıllar sonra;

Zerlanist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 15:27.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2020