agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğa ve yaşama dair her şey > Geziler, Gezilecek Yerler, Türkiye'de önemli doğa alanları




Reklam


Beğeni Düzeni3Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 14-06-2009, 20:40   #1
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Makedonya, Kosova, Arnavutluk (Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde)

Uzunca bir zamandır televizyonda bir diziye takıldım kaldım. Her pazartesi gecesini iple çekmeme neden olan dizi, usta sanatçı Erdal Özyağcılar yanında, Makedon sanatçıları dahil, çok sayıda iyi oyuncuların en üstün performanslarını sergiledikleri “Elveda Rumeli” adlı dizidir. Burada temel bazı tarihi olaylar zemini üzerinde, Sütçü Ramiz ve ailesi eksenli, trajik-komik olaylar anlatılıyor.

Tarih her zaman ilgimi çekmiştir. Bu dizi hem tarih, hem üstün performans sergileyen sanatçılar ve hem de doğal güzellikleri yan yana getirince beni kendine bağladı. Bağladı bağlamasına ama bir süredir de içimde bir kıpırtı yaratmaya başladı. Bu kıpırtı buraları görme isteğiydi. Başlangıçta, ruh hali olarak “Buraları yakınlar sınıfına giriyor, nasılsa gidiveririm” havasına sahiptim Ama dizi ilkbahara doğru ilerleyip, Makedonya’nın yeşilini göstermeye başlayınca bu sefer “yolcudur Abbas, bağlasan durmaz” ruh halini yaşamaya başladım. Yani Makedonya yolları gözükmüştü bize.

Bu sene şubat ayı sonunda gitme kararım kesinleşti. Bu yörelere gezi genellikle Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Karadağ, Hırvatistan olarak yapılıyor. Türk tur şirketleri bu işi en abartılı şekilde 8-9 günde bitiriyorlar ama tüm Balkanlara gidip, bitiriyorlar. Yolculuk genellikle otobüste geçiyor. Hiç birinin programı istediğim gibi çıkmayınca bu sefer kendim bir program yapıp tura çıkmaya karar verdim. Verdim vermesine de bu iş o kadar da kolay değilmiş. Kaç kişi ile gideceğiz; sayı belli değil, kimlerle gideceğiz; belli değil, tura gelir misin diye sorduğum insanlara fiyat söyleyemiyorum. Kabaca üç ülkeye gideceğiz ama ayrıntı yok, tur şirketi sahibi değilim ki yayınla programı gelen sağlar bizimdir deyip, bekleyesin.

Neyse uzatmayalım, bir yandan gezgin ruhunu bildiğim insanlara gelir misin diye soruyorum, bir taraftan Makedonya ve Arnavutluk Ticaret Odalarının web sayfalarından edindiğim tur şirketlerinin mail adreslerine yazıp, 15 kişilik bir grup ve Arnavutluk, Makedonya, Kosova’yı içine alan 7 gece 8 günlük bir tur için fiyat ve program istiyorum. Sonunda tur programı bu şirketlerin yardımı ile kesinleşti ama değil 15 kişi, 10 kişi bile olamıyoruz. 15 kişi olsak fiyat çok cazip hale geliyor ama bir türlü sayı tutmuyor. Kiminin programı uymuyor, kimi maceraya atılmak istemiyor.

Sonunda Makedonya ve Kosova’yı, 6 gün ve 5 gece Makedonya’da kalmak üzere Makedonyalı bir firma ile (VisitMacedonia, www.visitmacedonia.com.mk) ve Arnavutluk kısmını ise 2 gece 3 gün Arnavutluk’dan bir firma (Albania Express, http://alb-exp.com) ile yapmaya karar kaldım. Böylesi daha ucuza gelecekti. Ama bir problem vardı; bu firmalardan yazıştığım yetkililer benden 15 kişi bekliyorlardı. Bekliyorlardı da tanıdığım tüm gezginlere haber salmama rağmen, ben ve eşim dahil, ancak 6 kişi ile tur yapabiliyorduk.

30 mayıs ve 6 Haziran arasında, Makedonya-Üsküp’den başlayan ve Arnavutluk-Tiran’da biten ve kağıt üzerinde harika bir programla kala kaldık. Üç aydır bu ülkeleri çalışıyor ve insanlarla yazışıyordum, nerdeyse mayıs ayı başı oldu ama hala kesin bir fiyat ve sayımız yoktu. Bir taraftan da karşı taraftan firmalar kesin teyit istiyorlar.

Sonunda bu iki firmaya durumu anlattım, biraz mırın-kırın yaptılar, onlar fiyatı birazcık arttırdı biz biraz katlandık ama 6 kişiye bir butik tur olması kesinleşti. Ama öyle yabana atılır bir tur olmadı inanın; rehberlerimiz, 8+1 kişilik arabamız, merkezlerde otel konaklamalarımız oldu. Hepsindcen önemlisi de standart tur programlarında olmayan programımızla Balkanlara yeni yeni gelen baharı yaşamak şansımız oldu.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; harika bir gezi oldu. Genelde döndüğüm gün ertesi gezi anılarımı yazmaya başlarım ama bu sefer geziye beraber gitme şansını yakaladığım insanlara bir sözüm vardı, önce fotoları ve video çekimlerimi hazırlayıp onlara göndermem gerekiyordu. Onu da bu öğlen sonrası bitirince, gezi anılarımı siz arkadaşlarımla paylaşma zamanı geldi ve oturdum, yazmaya başladım.

Haydi buyurun bakalım, yediğim içtiğim benim ama Makedonya-Kosova-Arnavutluk gezi anılarımı ve fotolarımı paylaşıma açtım.
Otuz iki kısım tekmili birden; 7 Gece-8 Gün de Makedonya-Kosova_Arnavutluk.
Gezekalın.

Eklenen Resimler
     

Düzenleyen kuru.umit : 14-06-2009 saat 22:54
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2009, 22:22   #2
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde-Makedonya-1. Gün

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde-Makedonya-1. Gün
Türk Hava Yollarının tarifeli uçağı ile Üsküp’e 1 saat 15 dakika süren yolculuk sonrası indik. Makedonya’ya vize yok, her türlü pasaport ile vize almadan ülkeye girebiliyorsunuz. Uçaktan indikten sonra, standart işlemler için gösterilen kuyruğa geçtik. Hangi ülkeye gitmişsem, o ülke dilinde “merhaba” kelimesini söyleyerek empati yaratmaya çalışırım. Nasıl başlarsam öyle biter gibi bir inanışa sahip olduğumdan, karşıdaki görevlinin yüzünde bir gülümseme yaratmaya çalışırım. Makedon görevliye “Zdravo” dedim ama tepki yok! Haydi hayırlısı bakalım, iyi başlamadık.. İşlemler çabuk yapıldı ve bavul başına gittik. Bavullar da çabuk geldi, havaalanı dışında Visit Macedonia firmasından görevlinin, üzerinde ismimin yazılı olduğu pankartla beklediğini görünce rahatladım. Üç ay boyunca kendisi ile yazıştığım Stefan’la tanışmak şansına sahip olmuştum. Bir de tüm turu birlikte yapacağımız öğrenince iyice sevindim, öyle ya bu arkadaşla internet ortamında da olsa iyi arkadaş olmuştuk. Tatlı, cana yakın, hoş sohbet bir insan çıktı sevgili Stefan.

Aracımızda yeni ve rahat bir araç çıkınca, en azından başlangıçta arkadaşlara karşı mahcup olmadığıma sevinmiştim. Bavulları hemen otele yerleştirdik. Otel şehir merkezinde bir otel olan Hotel Ambasador. Eski Türk Çarşısına yürüme mesafesinde, rahat ve temiz bir otel, otel personeli cana yakın.
Üsküp de 2 gece kalacağız ama sadece yarım gün gezeceğiz. Yarın Kosova’ya geçip, Prizren ve Pristina gezilecek. Akşama ise Üsküp e geri döneceğiz çünkü Kosova da oteller daha pahalı.

Üsküp’e geçmeden Makedonya hakkında bazı bilgileri versem iyi olacak. Makedonya küçücük bir ülke gönül bağlarımız var. Atalarımız burayı yaklaşık 550 yıl boyunca yönetmiş, halklar kardeş kardeş yaşamayı bilmiş. Makedonya yaklaşık 27000 km2 yüzölçümü ile bizim Erzurum ilimiz kadar bir ülke. Nüfusu 2.200.000 civarında. Aslında tur şirketleri buraya en fazla 3 gün veriyorlar. Ama Makedonya tarihi yanında doğal güzellikleri ile de keşfedilmeyi bekleyen bir ülke olduğundan biz biraz fazla gün ayırdık. Makedonya da bir zamanlar önemli sayıda Türk varmış ancak artık Türklerin nüfus içindeki oranı ancak %4 ler civarı ve belli yerlere yığılmış durumdalar. Nüfusun %66 civarı Slav kökenli Makedon, %22 kadarı Arnavut, %2,2 si Çingene, %2 kadarı Sırp dan oluşuyor. Resmi dili Makedonca ve Arnavutça. Para birimi Makedonya Denarı (MKD), 1 EUR=61.37 MKD ve 1 USD=43.80 MKD. Makedonya’da yemek içmek ucuz. Adam akıllı bir lokantada, iyi bir menü ile yemek yemek 10-12 EUR’ya mal oluyor. Ayrıca karşılaştırma için Makedonya da şişe su yaklaşık 30 MKD, bira 100 MKD, hamburger 50 MKD.

Makedonya tarihi eski ama en meşhur zamanlar Büyük İskender ve babası 2. Philip dönemleri. Daha sonra Romalılar bu ülkeyi ele geçiriyorlar ve MS 4 yüzyıla kadar yönetiyorlar. Bu tarihten sonra Roma ikiye bölününce burası Doğa Roma’ya yani Kostantinopol’e bağlanıyor. MS 7 yüzyıldan itibaren Slav halkı buralara gelmeye başlıyor 9. Yüzyılda, Çar Simion burayı ele geçiriyor ve yönetmeye başlıyor. 1014 yılından sonra bu ülke toprakları Bizans, Sırp ve Bulgarlar arasında el değiştirip duruyor.

Daha sonra ise 14 yüzyılda Osmanlılar ortaya çıkıyor. Birinci Murat zamanında bu topraklar ele geçiriliyor ve tam 550 yıl yönetiliyor. Kırım da Osmanlı ya yenilen Rusya, Balkanlardaki Slav kartını oynamaya karar veriyor. Rusya da, Moskova da yapılan toplantı ile Pan Slavizm politikası kabul edilerek, Balkanları huzursuzlaştırmaya başlıyorlar. Örgütlenmelerle ve para, silah yardımları ile yerelde olsa çeşitli küçük ayaklanmalar zamanla bir yangına dönüyor. Osmanlı bu isyanları bastırınca da “vay sen misin benim soydaşlarımı ezen” deyip, Osmanlı-Rus savaşı çıkıyor.

1877-1878 yılları Osmanlı için tam bir felaket oluyor; hem Balkanlar ve hem de Doğu Anadolu da tam bir felaket yaşıyoruz. Rus ordusu Bulgar, Sırp ve Romen isyancılarla birlikte Yeşilköy önlerine kadar geliyor. Rusların daha fazla ilerleyip boğazları ele geçirmesi Avrupalıların işine gelmeyince Rusları durduruyorlar. Sonraları tam bir dram, çok sayıda Türk, Balkanlardan göçe zorlanıyor, yollarda ölüm, soyulma, salgın hastalıktan ölüm derken önemli sayıda insan kaybı ile bu insanlar Anadolu’ya geçiyorlar. 1903 yılında yeniden ayaklanmalar olsa da Osmanlı bunları bastırıyor (Milli Kahramanarı Goce Dolcev bu ayaklanmaların lideri olduğundan, ulusal kahramanları olarak kabul edilir, Osmanlı bu adamı yakalayıp idam etmiştir) ama 1912 yılında 1. Balkan savaşı patlak veriyor ve Bulgarlar, Yunanlılar, Sırplar ve Karadağ tarafından Makedonya paylaşılıyor. 1913 de 2. Balkan harbi ile Bulgarların elindeki Makedonya toprakları Yunanlılar ve Sırplar arasında paylaşılıyor. Yani aslında tüm oyunlar Makedonya toprakları üzerinde oynanmış ve Sırplar, Yunanlılar ve Bulgarlar arasında toprak paylaşımı olmuştur.

Birinci Dünya savaşı sonrasında, 1929 yılında Yugoslavya adı altında Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ topraklarını içine alacak şekilde yeni ülke kurulur ama bu ülkede Makedon halkı tanınmaz, ve Makedonca yasaklı bir dil haline gelir. Osmanlı ya karşı başkaldıran Makedonların tüm mücadele sonunda geldikleri yer, yeni yöneticilerdir. Tito 2. Dünya savaşı sonrasında Makedonya’ya Hırvatistan, Sırbistan gibi Cumhuriyet olma sözü verdiyse de bu durum savaş sonrası unutuldu.

Yugoslavya’nın parçalanması sonrasında 1991 de yapılan halk oylaması ile Makedonya tam bağımsızlığını ilan etti. Yunanistan diplomatik olarak Makedonya ismi ile tanınmasını geciktirdiyse de 1995 den beri Yunanistan dahil çok sayıda ülke Makedonya’yı bağımsız olarak tanıdı. 2001 yılında Makedonya’da ki Arnavutlar bazı terör olayları ile karışıklık yaratsalar da son zamanlarda Arnavut azınlığa bazı haklar verilmesi ile asayiş sağlanmış gibi gözüküyor. İşte gezeceğimiz Makedonyanın, Osmanlı dan sonra huzuru pek bulamamış kısa tarihi bu.

Üsküp Makedonya’nın başkenti. 550.000 kadar nüfus var. Bugünkü Üsküp şehrinin yakınlarında, Skupi denen başka bir şehir varmış ama bu şehir depremle alt üst olunca, şimdiki yerinde gezeceğimiz Üsküp şehri kurulmuş. Üsküp’ün uluslar arası adı olan Skopje de, Skupi antik şehrinden geliyor. 1963 yılında yaşanan büyük depremle şehir çok önemli oranda hasar görünce, bu sefer gelen yardımlarla Japon mimar Kenzo Tange’nin tasarladığı bugünkü Üsküp şehri kuruldu. Yani aslında bu depremde ve sonrasında gelen yeniden yapılanmada önemli sayıda Osmanlı eseri, maalesef ortadan kaldırıldı.

kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2009, 22:54   #3
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Bu giriş bölümü biraz uzun olsa da, orada yaşadığımız duyguları anlamanız için gerekli diye yazmak zorunda hissettim. Ne de olsa Anadolu’da Trabzon’u veya Konya’yı fethetmeden önce Atalar oralarda at koşturuyordu.

Üsküp gezimize Üsküp kalesi ile başladık. Üsküp kalesi şehrin en yüksek noktasında kurulu ve tarihi 4000 yıl öncesine kadar gidiyor. Bu kalenin bugünkü şekli Bizans dönemine kadar gidiyor ve 6. Yüzyılda yapılmış. 121 mt uzunluğunda kale duvarlarının yapımında kullanılan duvar taşları, yakındaki da harap edilmiş şehir Skupi den getirilmiş. Osmanlı zamanında tahkim edilmiş ama 1963 depremi ile hasar görmüş. Kaleden çok güzel Üsküp panoraması alınıyor. Aşağıda Vardar nehri süzüle süzüle akıyor. İleride ki dağın ismi Vodno dağı. Ne gereği varsa, bu dağın tepesine 40 km uzaktan görülebilen bir haç dikmişler (ikinci fotoya dikkatli bakılınca gözüküyor). Bu mozaikler şehrine bu simge yaraşmamış bence.

Kale içinde çalışmalar vardı, bizim restorasyon görmüş İstanbul Surlarımız gibi yeni bir Üsküp Kalesi inşa ediyorlar. Bir gün önce hava yağmış, o günde kapalı bir hava vardı. Fotoğraf için uygun bir hava olmasa da şehir panoramasını fotolayıp, Stefan’ın anlatımı ile şehir hakkında bilgileniyoruz. Bu arada şehrin panoramik manzarası için bir diğer tavsiye edilen yerde Üsküp te Arka Hotel in çatısıymış, bize vakit kalmadı ama fırsatı olacak olanı bilgilendireyim.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2009, 23:29   #4
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
jineop's Avatar
 
Giriş Tarihi: 25-11-2008
Şehir: istanbul
Mesajlar: 5,116
Galeri: 96
Teşekkürler paylaşımınız için.

jineop Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2009, 23:51   #5
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Camiden aşağıya doğru inince karşınıza Sveti Spas kilisesi çıkıyor. Sveti kutsal demekmiş. Osmanlı zamanında yapılan kiliselerin camilerden yüksek olmasına izin verilmezmiş. O nedenle bu kilisenin tabanı derine kazılmış. Sveti Spas kilisesi Osmanlı döneminde yapılan çoğu kiliseler gibi, dıştan gösterişsiz ama içten çok güzel işçiliği olan bir kilisedir. Üsküp ün en önemli eserlerinden olan bu kilisenin önemi içinde bulunan benzersiz tahta işi ikonalarından geliyor. Sveti Spas kilisesinin tahta oyma (ceviz ağacından) ikonaları önemli. Philipovski kardeşler bu oymalarla 7 yıl uğraşmışlar.

Bu kardeşlerin ikonlarını oymakla uğraştıkları bir diğer kiliseyi de sonraki günlerde gezdik. Kilise de görevliler çok güzel bilgiler verdiler. Türk olduğumuz söylenince Makedonların yüzlerinde samimi bir gülümseme oluyor. Bu insanlara kanımız kaynadı. Bu hissi Makedonya’nın her yerinde hissettik. İkonlar gerçekten çok güzeller. Fotoğraf çekmek yasaktı bu nedenle çekemedim. Ama hiçbir fotoğrafta o güzelliği yansıtamaz zaten, görmek lazım.

Kilisenin avlusunda Goce Dolcev adlı Türk’e başkaldıran bir Makedon’un mezarı var. Ayrıca bir de müzesi var. İnsan orada biraz burkuluyor ama ne yaparsınız? Goce Dolcev onların ulusal kahramanı, bizim için ise Osmanlı ya başkaldıran hain.

Yürümeye devam ediyoruz. Sonraki ziyaret yeri Mustafa Paşa camisi. Yavuz Sultan Selim’in vezirlerinden Mustafa Paşa nın 1492 yaptırdığı cami restorasyon nedeni ile kapalıydı. Makedonya ve Arnavutluk’ta hayatımda gördüğüm en güzel camileri gördüm. Bu caminin içi de onlar gibi miydi bilmiyorum.
Yürümeye devam ederek Bit pazarı içinden geçtik. Burası bizim pazarlar gibi. Zaten pazarcılarda bizim Türk olduğumuzu anlayınca hemen Türkçe konuşmaya başlıyorlar. İlk alışverişleri daha burada başladı. Bu arada da para bozdurup Makedon Denarı aldık.

Kurşunlu Han, Sulu Han beklediğim gibi çıkmadılar. Kötü olduklarından değil, bakımsız bırakıldıklarından. Makedonlar buraları ve hamamları sanat galerisi haline getirmişler ama kapıları kapalıydı, içeri giremedik. Yürümeye devam edince Türk Çarşısına geldik. Sağlı sollu dükkanlar, ne kadar da güzeller! Grup ta yorulmaya başladı, merkezdeki lokanta-kafe karışımı yerlerden birine oturduk. Türkçe bir hoş geldiniz ile karşılandık. Artık buralarda Stefan yabancı kaldı.. İnsanlar memnun, onlarda rahatlamışlar belli, güzel bir kahve söyledim kendime, bol köpüklü.. Üsküp’te çay içebileceğiniz tek yer burası. Çay derken bizim anladığımız anlamda çaydan bahsediyorum. Diğer yerlerde çay var mı dediğiniz zaman var diyorlar ama getire getire kuş burnu getiriyorlar. Siyah çay var mı diye sormalısınız.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2009, 23:54   #6
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Fotoğraflar Türk Çarşısından

Eklenen Resimler
     
Limonik beğendi.
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-06-2009, 00:11   #7
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Davut paşa hamamı bir zamanlar balkanlardaki en büyük hamamdır. 15. Yüzyılda yapılmış ve önceleri, Davut Paşa nın haremine hizmet etmiş daha sonra, halka açılmış. Bu hamamda iki büyük kubbe var, gerilerde ise daha küçük kubbeler var. Günümüzde şehir sanat galerisi olarak hizmet veriyor.

Yola devam ederken bir kilise de nikah varmış. Cumartesi-Pazar günleri kilise nikahları oluyormuş. Bizim meraklı tazeler daldılar kiliseye şeker neyin kaparız diye. Kös kös döndüler tabii ki..

Daha sonra Üsküp’ün bir diğer özgün tarihi eseri olan Taşköprü ye geldik. Taşköprü, Vardar nehri üzerinde bulunuyor ve bu köprü Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. Yüzyıl ortalarında bitiriliyor. Aslında bu köprü yerinde daha eski bir köprü daha varmış ancak bu günkü hali tamamen Türk yapımı. Köprü üzerinde aslında nöbetçi kulübeleri varmış ama bugün sadece bir tanesi ayakta. Köprünün gece görünüşü ışıklandırma altında harika ama ben köprüye gece fotoğraf almak için gidince hayal kırıklığı yaşadım çünkü o gece ışıklandırma yoktu, ne yazık !

Eklenen Resimler
     
Limonik beğendi.
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-06-2009, 00:21   #8
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Taş köprü fotoları

Eklenen Resimler
    
Limonik beğendi.
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-06-2009, 00:50   #9
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
prüyü geçince Üsküp’ün yeni kısmına geliyorsunuz. Biz gittiğimizde orada festivalimsi bir şey vardı. Daha çok panayır gibi bir şeydi. Bu meydanı geçince ve eski tren istasyonuna doğru yürüyünce kendini yoksula ve hastalara hizmete adamış Rahibe Teresa’nın müzesine geliyorsunuz.

Rahibe Teresa’ya Arnavutlar’da sahip çıksalar da bir gerçek var ki Rahibe Teresa Üsküp de 1910 yılında doğmuş. Kendisi adına, yaşadığı yerde düzenlenmiş müze evi var, onu ziyaret edemedik. Çünkü cumartesi günü erken kapanıyormuş, dıştan gördük. Eski tren istasyonuna doğru yürüdükçe yol kenarında heykeller, kafeler ve parklar arasından geçiyorsunuz.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-06-2009, 01:05   #10
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Üsküp’te şimdilerde şehir müzesi olan ama 1963 de geçirilen depremde büyük hasar gören tren istasyonu, bugün için son durak oldu. Burada duvarda duran büyük saat, depremin saatini göstermekte, depremin izleri ise duvarın bazı bölümlerinde hala durmakta.

Avrupa’nın en fazla Çingenesinin yaşadığı Sutko mahallesi Yeni Üsküp’te bulunuyor. Buralara pek yaklaşmadık. Üsküp genelde güvenli bir şehir ama gece bize yardım etmeye çalışan ve Üsküp’de bir araştırması nedeni ile bulunan bir Türk arkadaşımızın az daha soyulmasına şahit olacaktık. Bu nedenle gideceklerin dikkat etmesinde fayda var.

Gece ise tekrar yürüyüşe çıktık. Gece meydanda bazı gösteriler vardı. Bu arada artık açlık iyice başımıza vurdu. Bir köfteci tavsiye ettiler, artık köfteler mi çok güzeldi yoksa biz mi çok açtık bilmem ama bir güzel karnımızı doyurduk. Meşhur dedikleri biralarını da içtim, gerçekten güzel geldi.

Gece otele döndüğümüzde Vodno dağının gece halini göreyim dedim ama karşıma o kocaman haç çıktı. Uykuya hemen daldık. Yarın yorucu bir gün, Kosova yollarında olacağız.
Şimdilik hoşça kalın, daha doğrusu sağlıkla geze kalın..

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 00:33   #11
Ağaç Dostu
 
Vildan Sönmez's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-08-2005
Şehir: K.çekmece
Mesajlar: 5,148
Galeri: 1124
Hoşgeldiniz Ümit Bey. Her zamanki gibi eliniz kolunuz dopdolu. İz sürmede üzerinize kimse yok.
Bazı fotoğraflara bakınca ne bileyim, Edirne'yi hatırladım. Aynı doku, aynı tad gibi geldi bana. Orada grubunuzda olmak isterdim.

Selamlar...

Vildan Sönmez Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:22   #12
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde (2. Gün Kosova Gezisi)

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde 2. Gün Kosova Gezisi

Makedonya ile Türkiye arasında 1 saat fark var. Erken yatınca, olmayacak bir saate uyanmış olduk. Kosova ile ilgili bilgileri bir daha tazeledim.

Önce biraz Kosova hakkında bilgi verelim; 17 Şubat 2008 tarihinde tek taraflı olarak ilan ettiği bağımsızlıkla, Kosova dünyanın en yeni ülkesi unvanını Karadağ’dan almış durumda. Kıbrıs Rum Devleti, Yunanistan, Rusya, Sırbistan gibi bazı ülkeler bu bağımsızlığı tanımasalar da, bugün 54 tane ülke bu bağımsızlığı onaylamış durumda.

Kosova da özel bir yönetim var, geçici olarak Avrupa Birliği denetim görevini yürütüyor. Kosova 10912 km2’lik bir yüz ölçüme ve 2 milyonun üstünde bir nüfusa sahip. Türkler, Kosova’ya Hunlar, Avarlar ve Peçenekler gibi Müslüman olmayan Türkler vasıtasıyla çok erken dönemlerde gelmişler ama Osmanlı 1389 yılında buraya geliyor, kalıcı hale gelmesi 1455 yılından sonra oluyor ve 1912 yılına kadar da burayı yönetiyor. Birinci Kosova savaşı Sırplara karşı, 1. Murat zamanında yapılmıştır. Bu savaşta Hıristiyan ittifakının liderliğini Lazar Hrebelyanoviç yapmış ve o da bu savaşta öldürülmüştür. Sultan 1. Murat’ın (tartışmalı olsa da) Miloş Kobiloviç (Obiliç) adlı bir Sırp tarafından yine bu meydanda öldürüldüğü bilinmektedir. Yani 1. Kosova savaşı her iki tarafın liderlerinin de öldürüldüğü şiddetli geçmiş bir savaştır.

Sırplar bu savaşta mağlup olduklarını kabul etmezler ve bu savaşın yapıldığı 28 Haziranı da en kutsal günlerinden sayarlar ve bu günü Vidovdan adı altında dini bir gün olarak kutlarlar. Sırplar Kosova’yı her zaman ilahi bir yer olarak kabul etmişlerdir. 1. Kosova savaşını Sırbistan ve Karadağ’ın bölünmesine yol açan ve Sırpları köleleştiren bir savaş olarak algılamaktadırlar.

İkinci Dünya savaşı sonrasında Yugoslavya adı altında bulunan ülkeler, 1992’den sonra SSCB’nin dağılma süreci sırasında tek tek bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlar. Kosova da bu süreçte bağımsızlığını ilan etse de, Sırpların askeri müdahaleleri ve yaptıkları sistematik öldürmeler sonunda (medeni Avrupa’nın ortasında, hepimizin şahit olduğu bir soy kırım yaşandı ve maalesef dünya bu soy kırımı bir süre seyretti) 1999 da NATO’nun müdahalesi sonucunda Kosova, Sırbistan yönetiminden koparıldı. Bir süre Birleşmiş Milletler burayı idare etti. Daha sonra da, yukarıda bahsedildiği gibi 2008 yılında Avrupa Birliği tarafından yönetilmeye başlandı. İşte ziyaret edeceğimiz Kosova, yakın zamanda büyük acıları yaşamış bir ülke.

Burada hala sorunlar var, biz de gezimiz sırasında etrafta olan huzursuzluğu fark etmedik değil. Sırpların Kosova ovasının ortasına diktikleri kule anıtı görünce ve her yıl 28 Haziranda, 1389 yılında Osmanlıya karşı yenilgiyi kutlamalarını duyunca bu topraklarla ilgili olarak biraz kaygılanmadım değil. Umuyorum ki bu güzel mozaik bozulmaz ve insanlar kardeş kardeş yaşamaya devam ederler (daha önceden başardıkları gibi).

Kosova nüfusunun %90’ı Arnavut %4 kadarı da Sırp kökenli, Türkler 60000 civarında diye düşünülüyor. Arnavutça ve Sırpça gibi Türkçe’de yakın zamana kadar resmi diller arasında sayılmasına rağmen, Türkçe 1999 yılında Birleşmiş Milletler idaresinde bu statüden kaldırılmıştır. Neden yapıldığı konusunda Türk rehberimiz bir şey söyleyemedi. Avrupalıların vardır bir bildiği herhalde!

Kosova’nın şu andaki para birimi Euro. Evet, Kosova’nın hala resmi bir para birimi yok.

Sabah kahvaltı sonrası Stefan, arabamızla birlikte geldi. Grubun sayıca az olmasının avantajını yaşıyoruz, hemen araca yerleştik ve araç yola koyuldu. Kosova gitmeden önce dünden kalan bir eksiği tamamlamamız lazım. Vodno dağına çıkıp, buradan Üsküp panoraması seyredeceğiz. Vodno Dağı, en yüksek tepesi 1066 mt olan bir dağ ve Krstovar tepesi adını alan bu en yüksek tepesine, 2002 yılında dünyanın en büyük hacı dikilmiş.

Eklenen Resimler
    
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:28   #13
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Stefan bir ilave yapıp, Pantaleymon Kilisesine kadar gidebileceğimizi söyledi. Neden olmasın dedik, düştük yola. Yeşil, sanki Makedonya’ya yeni gelmiş, kıvrıla kıvrıla Vodno dağını tırmanıyoruz. İlk gözlem yerinde durduk, Üsküp ayaklarımızın altında, hava açık ve fonda sadece bülbül sesleri var.

Yola devam ediyoruz sabah sabah bu manzara çok iyi geldi. Sonunda Pantaleymon kilisesine geldik. Burası Makedonya’nın en eski kiliselerinden ve içindeki freskoları (kabaca duvarlara ve tavana çizilen din konulu resimler) ile meşhurmuş. Burası da depremden nasibini almış. Kilisenin bir kısmı yıkıldığından, duvardaki belli bir yüksekliğe kadar olan freskolar yüzlerce yıllık, üsttekiler ise daha yakın tarihliymiş. Ben bunu nasıl atladım diye hayıflandım, çünkü Makedonya’da kilise ve müzeler saat 10’dan önce ziyarete açılmıyor. İçeri giremedik, çevresini gezmekle yetindik.

Makedonya’ya gideceklere burayı da, hem manzarası ve hem de kilise içi önemli freskoları ile geziye dahil etmelerini tavsiye ederim. Hemen yakında bir lokantada var, akşam veya öğlen yemekte denk getirilebilir.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:33   #14
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Vodno Dağı sonrası Kosova sınırına geldik. Kosova’da da TC pasaportlulara vize yok. Burada işlemleri ışık hızı ile yaptılar diyebilirim. Yeşil pasaporta damgada vurmuyorlar. Hiçbir sınır kapısında bu sürati görmedim. Artık yeni bir ülkedeyiz, dünyanın bağımsızlığını ilan eden en genç devleti olan Kosova’da.

Üsküp ile Prizren arası 97 km ve 1.5 saatlik bir yol. Şar dağlarını takip ederek, yeşillikler arasında ilerliyoruz. Ben önde, Stefan’ın yanında oturuyorum. Stefan bir ara içlerinden geçtiğimiz köylerin tabelalarına dikkati vermemi istedi. Tabelalarda beldelerin veya köylerin isimleri hem Sırpça ve hem de Arnavutça yazılı. Ama ismin bir tanesi mutlaka çizik oluyor. Meğerse eğer o yerleşim yerinde Sırpların ağırlığı varsa Sırplarca, Arnavut yerleşim ismi çiziliyormuş, yerleşim yerinde Arnavut nüfus ağırlığı varsa tersi oluyormuş. Yanımızdan bolca geçen Barış Gücü (KFOR) askerlerine ait zırhlı araçların sıklığı daha da bir anlam kazandı şimdi. Buralarda her şey daha çok taze. Kötü şeyler tekrarlamaz inşallah.

Sonunda Kosova’nın güneyinde bulunan ve Şar Dağları eteklerindeki vadiye kurulu 220000 nüfuslu Prizren şehrine geldik. Burası Osmanlının izlerinin çokça bulunduğu bir şehir. Aynı hissi bir de Arnavutluk’ta Berat şehrinde yaşadım. Prizren 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet’in ünlü kumandanlarından Ahmet Bey Evrenoszade tarafından fethedilmiştir. Prizren çok eski bir yerleşim yeri, adının uzaktan görülen kale anlamında Sırpçadan geldiği yazılıyor Osmanlıca Pür zerrin den değişim geçirerek Prizren olduğu da yazılı (ziynet dolu anlamında). Prizren içinden Bistrica adlı bir nehir geçiyor. Şehir bu nehrin iki yanında yer alıyor.

Önce buradaki Türk rehberimizi yanımıza alacağız. Stefan iyi bir rehber ayarlamış; Pristina’da yaşayan ve kökenleri buralı olan Ercan bey. Ercan Bey, ayrıca bir haber ajansımızın buradaki temsilcisi. Onunla buluşup, gezimize başladık.

Nehir boyunca yürüyüp şehir içine ilerlerken kapısında Arnavut Ligi Binası yazan bir bina gördüm. Bu binanın önemi Arnavut Aydınların burada Osmanlıya karşı ayaklanmaya karar verdikleri bina olması. Ercan bey şöyle bir geçecekti ama ben içeri girmekte ısrar edince girdik. Önce kararların alındığı evi gezdik. Eskimiş fotoğraflarda bulunan insanların hepsi Türk isimli, bazılarında Paşa unvanı var. Bu nasıl iştir?

Osmanlı arkadan vurulmuş fikri oturmaya başlarken, çat-pat Türkçe konuşan bir Arnavut vatandaş yanımıza geldi. Hoş-beşten sonra Etnografya müzesini de gezmeye davet etti. Burası programda yoktu, bu nedenle orasının ücretini yatırmadık desek de bizi buyur etti. İçeri de, Türkiye’de Safranbolu evlerinde gezdiğimiz etnografya müzelerinde ne varsa hepsi vardı, her şey tanıdık.

Üst katta resimleri gezince iş biraz değişti. Arnavut müze rehberi (belki de değil) her resimde kalleş Osmanlının Arnavutları nasıl kullandığını, özgürlük sözü verip de nasıl tutmadığına getiriyor işin sonunu. Bizim Ercan bey ve ben savunmadayız. Tarihi sonradan değerlendirmek kolay da, o zamanın koşulları içinde değerlendirmek çok zor olsa gerek. Ülkedeki huzursuzluk hakkında biraz daha bilgi sahibi olarak oradan ayrılıyoruz.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:35   #15
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Arnavut Ligi ve Etnografya müzesi fotolarına devam.

Eklenen Resimler
  
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:37   #16
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Sonrasında Gazi Mehmet Paşa Camisi, Hamamı (16. Yüzyıl), Sinan Paşa Camisi (1608), Şadırvan, Maraş Camisi ve Köprüyü gezdik. Sinan Paşa camisi Türkiye Cumhuriyeti’nce restore ediliyor. Zaten bölgenin tamamında Türkiye’nin büyük yardımları var, bunu hiç inkar etmiyorlar ve minnettarlar. Bu arada meydanda bir folklor gösterisi var. Geleceğimiz duydular herhalde, bizi karşılıyorlar!

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:39   #17
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Bu arada ben dahil, herkes acıktı. Daha Türkiye’de iken yemek yenecek yeri tespit etmiştim; Besimi. Burası aslında köftesi ile meşhur. Çok kalabalık. Etler biraz pişmemiş geldi ama açlıktan hepsi gitti.

Burada 11. Yüzyıldan kalma bir Kale var. Buraya yürüyerek gitmek gerekiyor. Çok güzel panoramik görüntü almak mümkün ama grup pek istekli olmayınca ben de ısrar etmedim.

Halveti Tekkesi burada mutlaka gezilmesi gereken bir yer. İçeriyi gezdik ve Tekke hakkında bilgilendik. Prizren’i çok sevdim. Bir Osmanlı şehrinin o günkü haliyle bugün gezmek çok güzel oldu.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:41   #18
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Halveti Tekkesi ve Hamamla Prizren'e devam

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:44   #19
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde (2. Gün Kosova Gezisi)

Daha sonra Kosova’nın en kalabalık ve başkent olan Priştina şehrine doğru yola çıktık. Priştina-Prizren arası 80 km ve 1 saat tutuyor. Önce Priştina’ya gelmek istememiştim. Onun yerine Prizren’de daha çok vakit geçireyim demiştim. Ama iyi ki Priştina’ya da gelmişiz.

Doğrudan Sultan Murad Hüdavendigar Türbesine gittik. Priştina’nın 10 km dışında olan türbede insan garip duygulara kapılıyor. Bu türbede Sultan Murad’ın iç organlarının bulunduğu bir sanduka var. Bu türbeyi Özbek asıllı bir aile koruyor. Türbedar ailesinin ilk üyesi Hacı Ali Buhari, Özbekistan’ın Buhara şehrinden 1660 senesinde buraya geliyor ve türbedarlığa başlıyor. Sonrasında nesilden nesile bu iş naklediliyor. Türbedar ailesi halen göreve devam ediyor. Görevi şu anda Hacı Ali Buhari’nin torunlarından bir bayan sürdürüyor.

Burayı da Türk devleti restore ettirmiş. Türbe bahçesinde belki de 1. Murad’ın defnedilmesi ile birlikte dikilen asırlara meydan okumuş bir dut ağacı var.Türbenin hemen dışında ineklerin otladığı alanda bir zamanların en kanlı ve her iki tarafında liderinin öldüğü bir savaşın geçtiğini düşünmek ne de zor.

Türbeden sonra Priştina’ya doğru yola çıktık. Yolda Sırpların mağlubiyetlerini, zafer kabul edip anısına diktikleri meşhur kulesini gördük. Priştina’ya varınca ve kısa bir şehir turu attık ve Saat Kulesi, Fatih Camii ve Yıldırım Beyazıt Camisini gördük. Priştina’da Prizren’deki kadar eski Türk evi yok ama sadece 1. Murad’ın Türbesi için bile gidilmeli.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:46   #20
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Sırpların zafer kulesi !
Priştina içinden fotoğraflar..

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 01:48   #21
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Daha sonra Üsküp’e doğru yola çıktık. Pristina-Üsküp arası 85 km, 1 saat 10 dakika tuttu. Herkes geziden memnun. Aklıma geldi birden, Stefan’ı eşi ile birlikte, bizimle yemeğe davet ettim. Lokantayı seçmesini ama mutlaka otantik olması gerektiğini söyledim.

O da bizi akşam otelimizden alıp, Makedon Evi diye tercüme ettiği bir lokantaya götürdü. Harika yemekleri vardı. Makedon rakısı içtik, rakısı biraz sert, ama çok güzel şarapları var. Makedon müzikleri eşliğinde, Makedonlarla birlikte oynadık. Bu kadar kaliteli bir lokantada, bu kadar güzel yemekler ve içki ile, bu kadar az ücret ödemek ne kadar şaşırtıcı…

Güzel bir gün ve güzel bir akşam yemeği. Daha ne isteriz.. Yarın Makedonya’da üçüncü gün. Makedonya doğası ile sarhoş olmaya gidiyoruz.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 20:55   #22
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde 3. Gün- Üsküp’ten-Ohrid’e

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde 3. Gün- Üsküp’ten-Ohrid’e

Bugün gezimizin en güzel günü olacak. Bunu programı hazırladığım gün biliyordum. Üsküp’ten hareket etsek ve hiç durmadan Ohrid’e gitsek 177 km ve 2,5 saat sürecek. Ama kim hemen gitmek istiyor ki? Bugün hep yeşilin içinde olacağız. Matka kanyonu ve gölü ile başlayacak yolculuk, Tetova (Kalkendelen) şehri, Movrova Ulıusal parkı, Rostuse köyü ve Şelaleleri, Debar şehri ve gölü, Struga şehri ve en sonunda Ohrid’de bitecek. Küçük gezi grubum bugün beni ya taşlar, ya da yorgun ama aşırı mutlu oluruz. Günün sonunu ben de merak etmiyor değilim.

Otelden sabah kahvaltı sonrası ayrılıyoruz. Üsküp-Matka arası 17 km yani 30 dakika. Çabucak Matka’ya varıyoruz. Aracımızı park ettikten sonra Matka gölüne doğru yürüyüşe başladık. Matka, orta çağ binaları, kiliseleri ve manastırlarının yeşil ve mavi içine, insan tarafından özenle yerleştirilmesi ile tam bir görsel cennet olan yer. Burada rafting, kaya tırmanışları ve çeşitli zorluk derecelerinde yürüyüşler yapılabiliyor. Bitki örtüsü ve doğal yaşamı ile özel bir yer. Matka gölü, Makedonya’nın en eski suni gölü. Matka Kanyonu yaklaşık 5000 hektarlık bir alanı kaplıyor.

Benim kağıt üzerindeki planım St Andreas kilisesini görüp, buradan botla karşı kıyıya geçip St Nicolas Manastırına kadar yürüyüş yapıp oradan kanyonu kuşbakışı görüntülemekti. Ama Stefan ile konuşunca bunun yarım gün alacağını öğrendim. Hemen bir B planı yaptık; o zaman St Andreas kilisesi önündeki küçük limandan bota binip Matka kanyonunu botla geçip, mağara gezisi yapıp geri dönmek. Bu da 1,5 saatlik bir vakit harcamak demekti ki, bu bizim günlük programı bozmazdı.

Buraya erken sayılacak bir saatte geldiğimizden etrafta kimsecikler yok. Barajı solumuza alıp, güzel yol boyu yürüyoruz. Solda Türkuaz renk, sağda yeşil renk var. St Andreas Kilisesine vardık ama burasının saat 10’da açılacağını artık biliyoruz. Bu 14. Yüzyıl kilisenin çok güzel freskoları varmış. Bunların önemi Rönesans öncesinden, Rönesans dönemi resimlerini andırır kalitede resimler olmasıymış. St Andreas Kilisesinin yanındaki kafede temizlik faaliyetleri var. Stefan, burasının özellikle hafta sonları çok kalabalık olduğunu söyledi. Ne şanslıyız, bu hali bize özel ve çok güzel. Ekip kafedeki masalardan birine oturup, gölün türkuaz mavisine bakıp ve ortamdaki sessizliğin sesini dinlemeye daldı. Herkesin yüzünde güzel bir ifade var. İyi, galiba taşlanmayacağım.

Hemen kayaların oyulması ile yapılmış dar yolda kısa bir yürüyüşe çıktım. Etrafta çok güzel çiçekler var. Bugünün tamamında bülbül sesi vardı ama en yoğun olarak da burada duydum. Bir taraftan video çekimi yapıyorum, bir taraftan makro çekim yapmaya çalışıyorum.

Kafeye geri döndüğümde sandalcı gelmiş ve tekne ayarlanmıştı. Hemen tekneye bindik ve sessizliğe aykırı bir motor sesi ile kanyon boyu tekne ile yol almaya başladık. Kanyonda tekne ile 6 km gidilebiliyormuş. Suyun derinliği başlangıçta 66 mt, kanyonun sonunda 22 mt’ye düşüyormuş. Biz 4 km yol aldık sonra bir mağara ziyareti için durduk. Burada çeşitli uzunluklarda mağaralar varmış, sadece bir tanesi şu anda ziyarete açıkmış. Grubun hepsi mağaraya gelmek istemedi, dışarıda durup manzaranın keyfini çıkardılar. Biz 3 kişi daldık mağaraya. Mağara güzeldi ama daha iyi örneklerini gördüğümden çok da etkilendim denemez. Mağara sonunda su var ve bu su epey derine devam ediyormuş. Tekne ile yolcuğu tamamlayıp geri döndüğümüzde kafenin kalabalıklaştığını gördük. Biz meğerse en güzel zamanına şahit olmuşuz.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 21:03   #23
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Matka Gölü ve Kanyon gezisi fotoları

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 21:06   #24
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Matka Gölü ve kanyonu fotoları devam

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:16   #25
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Tetova ya da Kalkandelen Makedonya’nın 3. Büyük kenti. Arnavut etnik kökenli insanların hakim olduğu bir kent. (Matka-Tetovo arası 35 km). Kosova’da solumuzda kalan Şar dağları bu sefer sağımızda kaldı. Şar dağları eteklerinde, Pena nehri kıyısında kurulu olan Tetovo da ilk uğradığımız yer Alaca Cami. Bu camiyi iki kız kardeş yaptırmışlar. Bir kadının elinin değdiği her şey güzel oluyor galiba. Bu cami iç-dış boyamaları ile meşhur bir cami ve belki de Balkanların en güzel camisi. 1459 da yapılıyor. Camide çok güzel kök boyalı desenler var.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:20   #26
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Alaca Cami, Hamam fotoları devam

Eklenen Resimler
    
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:23   #27
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
prü, Hamam ve Harabati Baba Tekkesi diğer ziyaret yerlerinden. Harabati baba tekkesi, balkanlardaki en meşhur Bektaşi tekkesi. 1538 de yapılmış. Tito zamanında burası otel yapılmış, bir ara müze olmuş. 1992 de bir grup Bektaşi tekrar buraya yerleşmiş. 2002 de ise silahlı Sünni bir grup buraya saldırı gerçekleştirmiş. Derviş Tahir Emini ölmüş, şimdilerde yeni bir dervişi var. Çok güzel bir bahçesi var. Rengarenk sardunyalar, küpelilerle dolu. Buraya öğle ezan vakti geldik, bizi Bektaşi tekkesinden bir grup gezdirdi ve bilgilendirdi ama yanda bulunan camiye namaza gelen bazı Arnavut Müslümanlar bu ziyaretten pek hoşlanmadılar nedense. Birisi burayı ziyarete gelenlerin Ergenokoncu olduklarını bile iddia etti. Hey yarabbim ! neler yaşıyoruz, burada da Allahın delisi buldu bizi.

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:42   #28
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Tetova’dan sonra Mavrovo Ulusal parkına doğru gidiyoruz. (Tetovo-Mavrovo arası 76 km). 73000 hektarlık alanı ile Makedonya’nın en önemli ulusal parklarından olan Mavrovo’da 1200 mt rakımlarda suni bir göl vardır. Kış turizminin de önemli yerlerinden olan Mavrovo’da yeşil artık gözlerimizi kamaştırmaya başladı. Bizden başka kimse yok gibi. Göl çevresinde bir tur atıyoruz. Stefan’dan aracı durdurmasını rica ettim. Yarım saat kadar süren bir yürüyüş yaptık. O kadar çok fotoğraflanacak şey var ki! Çilekler daha çok yeşil. Burada bir tam gün geçirebiliriz ama yol uzun. Kışın ne kadar güzel olur burası!

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:45   #29
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Mavrovo Fotoları devam

Eklenen Resimler
     
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-06-2009, 22:46   #30
Ağaç Dostu
 
kuru.umit's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-05-2007
Şehir: istanbul
Mesajlar: 712
Galeri: 437
Mavrovo fotoları devam

Eklenen Resimler
   
kuru.umit Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 18:17.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2014