agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Enerji
(https)




Reklam


Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 09-07-2010, 00:19   #1
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Boğazdaki akıntılardan elektrik elde edilebilir mi?

Merhaba.

Boğaz'daki akıntılardan elektrik elde edilebilir mi?

Bu haftasonu, Arnavutköy'deki Akıntıburnu fenerinin önünde denize girdim. Uzun süredir Boğaz'da yüzmemiştim. Gençlerin, Bebeğe doğru yürüdükten sonra 100 metre ileriden kendilerini denize bıraktıklarını ve akıntıyla birkaç saniyede fenerin önlerine geldiklerini gördüm. Ben de denedim. Harikaydı.

Yaklaşık bir yıl önce, Belgesel kanallardan birinde, Norveç'teki Fiyortlarda gelgit dalgalarından elektrik elde etmenin yolları anlatılıyordu, İlginçti. Otobüs uuzunluğunda ve 3 m çapında bir borunun içindeki pervaneler yardımı ile elektrik elde edilebiliyordu. Pervaneler öyle ayarlanmıştı ki hem gelirken hem de giderken dalgaların pervaneleri çevirebileceği bir düzenek yapılmıştı.

Boğaz'daki akıntının şiddeti müthiş. Ayrıca ters akıntılar da var yani 2 m açığa çıktığınızda Marmara'ya doğru akan su, iki metre içeriden Karadenize doğru akmakta. Şiddeti aynı sayılabilir. Ayrıca benim bildiğim Sarıyer, Kireçburnu, Emirgan, Sarayburnu, Vaniköy, Paşabahçe ve Beykoz da da benzer su akıntıları var.

Merak ettiğim ise, biz neden bu kadar elverişli imkanlar varken, bu yolla, elektrik elde etmeyi denemiyoruz? Acaba akıntının şiddeti mi yeterli değil? yoksa teknik imkansızlıklar mı var? Elektrik Mühendisleri bu işi araştırsalar diye düşünüyorum. Belki de çoktan araştırmışlardır.

Saygılar

 
Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-07-2010, 01:02   #2
Ağaç Dostu
 
üzüm's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-10-2007
Şehir: Sarıcakaya/Eskişehir
Mesajlar: 1,607
Galeri: 1
Kişisel kullanım için yurt dışında debisi yüksek olmayan çaylardan, gelgitden bile elektrik üreten çok uygun fiyatlı / küçük boyutlu düzenekler var. Sorun elektrik üretme izniniz var mı?

Yanılmıyorsam 3-5 yıl öncesine kadar kendi arazinizden geçen bir çaydan kendi ihtiyacınız için aydınlatma amaçlı bile olsa elektrik üretemiyordunuz. Kanundaki değişikliklerden sonra takip etmediğim için yeni uygulamayı bilemiyorum.

Bildiğim kadarıyla: Boğaz'dan tabi ki elektrik üretilir. Sorunlardan bir tanesi üretilen elektiriğin şebekeye bağlantısı olabilir. Bağlantı mekanizması (şebekeye bağlantısı) önemli ve hassas olduğundan verim / maliyet oranı çok düşük olduğunu tahmin ediyorum.

Diğer bir sorun ise Boğaz'da ne ararsanız var; "dev" İstanbul'un dişinin kovuğunu bile doldurmayacak elektrik üretimi için Boğaz'ı birde pervanelerle mi dolduralım?

üzüm Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-07-2010, 01:24   #3
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
Bu konuyu çok uzun ve bir çok yerde denemelerini inceleyerek söyleyebilirim ki malesef hayal bir projedir.

Malesef rüzgar, güneş enerjileri de gelişen dünya nüfusuna yeterli gelemeyecek düzeyde yetersiz dir.

Bunları bir elektrik mühendisi olarak, enerji konusun da ilgili bakanlığa bedelsiz danışmanlık yapan birisi olarak söylüyorum.

balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-07-2010, 12:13   #4
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-02-2010
Şehir: Istanbul
Mesajlar: 47
İsteyen herkes kimseden izin almadan yenilenebilir enerji kaynaklarından 500Kw'ın altında kalmak kaydıyla elektrik üretebilir.

Şebeke bağlantısı çok karmaşık bir işlem değildir, herhangi bir kaynaktan elektrik üretip bunu evinizdeki şebekeyi bozmayacak şekilde şebeke elektriği ile karıştırarak kullanabilirsiniz, bunu yapan cihazın adı Grid Connected Invertor, verimliliği de %90-95 seviyesindedir ve Türkiye'de de üretilmekte. ( KGK üreticilerinden biri sanırım Inform idi )

webgezer Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-07-2010, 15:26   #5
Ağaç Dostu
 
Lilium's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-05-2008
Şehir: Balıkesir Gönen
Mesajlar: 7,545
Galeri: 106
Sn. oğuz karsan güzel bir konuya değinmiş,
Sayın üzüm, Boğaz'ı birde pervanelerle mi dolduralım? demiş.
Elektirik gibi bir enerjiye başka bir altarnatif olmadığı sürece ve ya bulununcaya kadar sonumuzu hazırlamaya devam edeceğiz.

Lilium Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-07-2010, 00:02   #6
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
Sevgili webgezer,

Öncelikle Türkiye de ki kanunlar sizin bahsettiğiniz şekilde değil. Bura da 250 kW ya kadar lisanssız üretim yapabilirsiniz. Yapacağınız üretimi ise eğer ulusal şebekeden elektrik satın alıyorsanız o şebekeye izinsiz olarak yükleyemezsiniz ( ürettiğiniz elektrik kullandığınızdan fazlaysa ). Hem şebekeden beslenip hem de aynı anda elektrik üretemezsiniz.

Bu tip üretimler izne tabidir. Ayrıca rüzgardan yapılacak üretim ve güneşten yapılacak üretimin ancak belirli bir kısmını ( ulusal elektrik üretim miktarının 20 % sini geçmeyecek kadar ) lisans dahilin de ulusal şebekeye yükleme imkanı vardır.


Düzenleyen balbay : 22-07-2010 saat 16:05
balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-07-2010, 23:42   #7
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba.

Alıntı:
Diğer bir sorun ise Boğaz'da ne ararsanız var; "dev" İstanbul'un dişinin kovuğunu bile doldurmayacak elektrik üretimi için Boğaz'ı birde pervanelerle mi dolduralım?

Sn. üzüm,

Artan enerji ihtiyacımızdan vazgeçemeyeceğimiz ortada. Evlerimizin çatılarını nasıl çanak antenlerle, Çamlıcayı radyo kuleleriyle doldurduysak, Edremit Körfezini ve her güzel kıyıyı Ağaçları kesip, Beton villalar ile doldurduysak, Boğazı da pervanelerle dolduracağız. Artan hırslarımız ve tüketim çılgınlığımız bize birgün bunu da yaptıracaktır. Belki bu sayede Nükleer bacalara daha az ihtiyaç olur.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-07-2010, 00:23   #8
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
Yenilenebilir adı altında ki rüzgar, güneş ve buna benzer arayışlar hem verim, hem de doğru akım ( DC ) ın alternatif akım ( AC ) şebekelerine adaptasyonu konusunda zorluk içerir.

Çok teknik olarak açıklamaya kalkarsam burada anlaşılacağını sanmıyorum. Ama kaba tabiri ile, bizim ülke de kullandığımız elektrik 220 volt, 50 hertz ( şebeke dalgalanmaları ile +- 10% oynamalar voltaj için olabilir değerlerdir )tir.

Bu uygulama mesela ABD ve Kanada da 110 volt, 60 hertz dir. Bu ne fayda sağlar, ne eksik getirir.

Şebeke dalgalanmaları, kayıplar, manyetik alan zararları açısından 110 volt, 60 hertz en iyi uygulamadır. Kaldı ki DC akım dediğimiz doğru akımın adaptasyonu da bu şebeke iletim sistemine daha uygundur.

Cihaz verimi açısından ise, 220 volt, 50 hertz en iyi uygulama yöntemidir.

Bu ayrıntılar içerisin de ülkeler kendi ulusal dağıtım hatlarını belirlerler. Tabi bizim bulunduğumuz coğrafya tümüyle bizile aynı şebekeye sahip olduğundan biz de bunu değiştiremiyoruz.

Bu durumda da kimse rüya görmesin, hem pahalı, hem de sınırlı bir şekilde üretim yapabileceğimiz rüzgar, güneş gibi enerji kaynaklarını sanki ülkenin de doğanın da kurtuluşuymuş gibi göstermek çok ahlaksız bir davranış olur.

Bu şekilde ancak artan enerji ihtiyaçlarının maksimum 20 % sini kullanabiliriz. Bu üst limittir.

Yani, ülkenin her yerine güneş panelleri, rüzgar enerjisi santralleri kuralım demek ya konuya hakim olmayan cahillere ya da popülerist politikacılara mahsus bir fikir olarak uygulanması imkansız şekilde kalmaya mahkumdur.

Daha iyi ve ucuz bir kaynak bulunabilir mi?

Kesinlikle bulunabilir. Ancak ne şuan da ki, ne de önümüz de ki 20 yıl içerisin de bulunması ve uygulamaya geçirilmesi mümkün görülmemektedir.

balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-07-2010, 08:36   #9
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 25-06-2009
Şehir: Denizli
Mesajlar: 94
Çevreci denen enerji kaynaklarının ekonomik olarak teşvik edilirken hangi firma/ülkelerin kazandıklarını az çok biliyoruz. Zararlarının etkilerinden tam emin olmamakla birlikte çevreci denen santrallerin de çevremize etkisi oluyor. Bildiğim kadarıyla rüzgar santralleri,
>Bulunduğu alanda çıkardığı dalgalar ile (ses ve manyetik) doğal yaşamı tehdit etmektedir.
>Buharlaşmayı azaltmakta ve toprak nemliliğini artırmaktadır.
>Santrallerin kurulması için ormanların nasıl katl edildiğini de görmemek ayıp olur,

Acaba durumumuz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunu iddia etmekten öteye gidiyor mu?

fskandemir Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-07-2010, 12:57   #10
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
Sevgili fskandemir, belirttiğiniz olumsuzlukların tümü doğru ve ilave edilmesi gereken bir çok olumsuzluğu daha var.

Güneş enerjisi panellerinin yansıtma özelliklerinden dolayı göçmen kuşların şaşırdıklarını, o civarda bulunan lokal canlıların aşırı ısınmadan ve yine yansıma dan dolayı bölgeyi terk ettiğini, bitki topluluğunun yok olduğunu ekleyebiliriz.

Bize çevreci enerji adı altında yutturulan rüzgar ve güneş enerjileri, ancak deniz içerisine ve çöllere kurulursa zararları 50 % azaltılmış olabilir.

Bu tip santrallerin küçük kurulu güçlerde ve dağınık olmasından dolayı da nakil hatlarının örümcek ağları gibi çoğalmasıyla da bir çok ek çevre felaketi yaratılmış olmakta.

balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 05:41   #11
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 01-03-2010
Şehir: istanbul
Mesajlar: 4
Sayın xenkepikec sorularınız ve çaktırmadan yaptığınız vurgulamalar çok güzel, ülke sorunlarına duyarlı olduğunuz net biçimde anlaşılıyor.
Verilebilecek cevaplar soruların içinde zaten, olaya başka bir açıdan bakabilmenizi sağlamak için size şu örneği vermek luzumunu hissettim; bir insanın sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için harcadığı enerjiye göre günlük olarak alması gereken kalori miktarının
yanında protein,vitamin vs. çok önemlidir fakat geliri yeterli olmıyan bir insan en ucuz gıdanın karbonhidrat olması nedeniyle her türlü sakıncasına rağmen sadece ve sadece en ucuz ve en adi karbonhidratla yaşamını sürdürmeye çalışmaya mecburdur. Türkiyedeki tüketilen karbonhidrat miktarı ile nufusu mukayese edersek gıda tüketimimizin %70 ini karbonhidratla giderdiğimiz anlaşılmaktadır. Bu insanlar et sevmedikleri içinmi et tüketmiyorlar, bu örneği arttırdıkça artırabiliriz. Kısa ve orta vadede canlılığı sürdürebilmek için gerekli olan kaloriyi temin edebilmek için ekmeğe saldırmak zorunda geliri yetersiz olanlar. Kısa ve orta vadede gerekli olan elektrik enerjisini ne pahasına olursa olsun eldeki paraya göre sağlamak zorundayız, paramız kısıtlı olduğu için uzun vadeyi düşünme hakkımız yok gibi.
Ayrıca bu konuyu kısa bir sürede yazı ile izah etmek biraz zor.
Sağlıcakla kalın.

i.erol60 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 11:55   #12
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,431
Bu konunun başlığı "boğazdaki akıntılardan elektrik edilebilirliği" ile ilgili ve başlığın nükleer enerji ile hiç ilgisi yok. Belki şu bakımdan ilgisi var. Nükleer enerjiye yatırım yapmaksızın, yenilenebilir kaynaklardan enerji elde edebilme olasılığından hareket edilmiştir. Yani işin temelinde nükleer enerjinin dışında kalabilme çırpınışları vardır. Bu sebeple, bu başlıkda sadece boğaz akıntısı veya benzer su güçlerinden enerji elde edilebilme konuları yazışılmalıdır.

Evet, su gücünden, akıntılardan, gelgitlerden, çırpıntılı denizlerdeki dubaların in-çık'larından enerji elde edebilmek belki daha pahalıdır. Fakat insanlar, gerçek mühendislerden bunun üzerinde çalışılmasını istiyor.

İnsanlar üzerinde yaşadıkları dünyanın, göz göre göre yok olmasına sebep olacak, kendi soylarının da sonunu getirecek bir "bugün"e razı değiller.

Bir yandan daha fazla enerji ihtiyacı pompalanırken bir yandan da kolaycılık ve günün kapitalist kurallarına göre kaçınılmaz ve alternatifsiz olarak dayatılan, nükleer atıklar, radyasyon, karbon emisyonları, manyetik kirlilik, genetiği değiştirilmiş canlılar vb. yeni rant kapılarının çözüm olarak benimsenmesine teslim olmak istemiyor insanlar.

Günümüz sisteminin kuralları çerçevesinde nükleer enerji gibi GDO'lar da alternatifsizdir. Manyetik kirlilik, radyasyon ise yine sistemin alternatifsiz olarak dayattığı yaşama ölçütlerinin bir sonucudur. Karbon emisyonlarını ise ciddiye almak bile gereksizdir, ki ciddiye alınmıyor zaten. Çünkü aslolan "fiscal year profit" (cari yıl kârı)dir, ve kurumların performasları buna göre ölçülür. Toplumlar, insanlar, milyonlarca yıllık doğa mirasının önemi yoktur, çünkü onlar herhangi bir performans parametresi değildir ve scorecard'larda yeri yoktur. Bu sistem, emrindeki tüm mühendisleri, iktisatçıları ve diğer beyin gücünü bu doğrultuda motive eder. Bu motivasyonun sınırları çok net bir şekilde çizilidir. Alternatifleri görebilmek, hatta düşünebilmek için çizginin dışına çıkabilmek gerekir. Sistem çizginin dışına çıkılamasın diye her türlü önlemini de almıştır. Eğitiminden tutun da, medyası, reklamları, hukuk ve kanunları, yönetmelikleri, her şeyiyle bir bütün olarak çizgileri korur. Bazı marjinaller de gelip ağaçlar.net'de boğaz akıntısından elektrik olur mu diye başlık açar.

Naçizane, bu marjinallere ve bu başlıkta bilgisiz bile olsa, hayal bile olsa, arzularını dile getirenlere, çizgileri geçme girişimlerine ihtiyacımız var. Belki, mühendislerimiz buradan bir ders çıkarıp tekrar düşünürler.

Moderatör olarak ricam, bu başlıkta sadece su gücünden enerji elde edebilme konusu tartışılsın. Gün sonunda, ilgisiz sayılabilecek mesajları tesbit edip silmeyi düşünüyorum.

MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 15:27   #13
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
boğazlar gibi su koridorlarında bu tip üretim tesisleri kurmak maliyete karşın elde edilecek toplam fayda açısından hem verimsiz dir, hem de üreteceği titeşim, manyetik alan dolayısıyla canlılara zarar verir.

balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 16:56   #14
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 10-03-2009
Şehir: Balıkesir
Mesajlar: 907
Galeri: 43
Boğazda bu şekilde bir üretim tercih edilirse oluşturulacak tesis görüntü kirliliği de yaratmaz mı? Teknik bilgisi olan arkadaşlarım cevaplarsa sevinirim; böyle bir tesis yüzeyde mi inşa edilmeli?

köknar Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 17:24   #15
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 22-03-2009
Şehir: izmir
Mesajlar: 850
Tesisin bir kısmı yüzeyde olanları da var, tümüyle sualtında olanları da. Bu adres de ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. http://www.oceanflowenergy.com

Çanakkale ve İstanbul boğazlarından elde edilebilecek toplam akıntı enerjisi yaklaşık 400-500 MW olarak hesaplanmıştı.

Bu konu ile ilgili EPDK sayfaların da ve bazı üniversitelerin ilgili bölümlerin de hazırlanmış fizibilitelere dayanarak hesaplanan bu eneji valığı, miktarı dolayısı ile ancak 400-500 bin kişinin yaşadığı bir şehrin elektik ihtiyacını karşılayabilecek boyuttadır.

Getireceği az miktarda ki faydanın yanın da, vereceği ekolojik lokal zararlar bence tölere edilebilir değildir.

Bir kaç temsili resimde ekledim.

Eklenen Resimler
    
balbay Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-07-2010, 17:34   #16
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 10-03-2009
Şehir: Balıkesir
Mesajlar: 907
Galeri: 43
Teşekkür ederim bilgilendirmeniz için.
Dip canlılarının yaşam döngüsü bu türbinlerle bozulabilir o halde. Boğaz trafiğine yapacağı etki, güzelim Boğazın büyüsünü bozacak bir görüntü kirliliği de cabası.

köknar Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 10:23   #17
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba.

Boğazdaki akıntılardan elektrik elde edilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Projelendirme aşamasında, deniz dibini ve doğal yaşamı en az etkileyebilecek şekilde yapılandırılabileceğini zannediyorum.

Az veya çok, bir miktar elektrik elde etmenin nesi kötü olabilir. Hes'lere karşıyız, Kömür ile çalışanlar çevreyi kirletiyor, Nükleer tehlikeli. Peki ne yapacağız?

Kaçımız teknolojini getirdiği kolaylıklardan vazgeçebileceğiz? Enerji ihtiyacımızı nereden karşılayacağız?

Bir kaç dakika elektriğimiz kesilse, hiç bir şey yapamıyoruz. Elimiz kolumuz bağlanıyor. Enerji üretmeliyiz. Ya da. . . . .

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-09-2010, 01:26   #18
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 13-02-2010
Şehir: Istanbul
Mesajlar: 47
Balık suda yaşar su nedir bilmezmiş. Biz de kapitalist düzenin içinde yaşıyoruz ama nedense dünyayı algılarken bunu zemin olarak kabul etmiyoruz. Dünyanın en büyük 4 şirketinden 3 tanesi petrol (isterseniz enerji deyin). Bunların abileri silah şirketleri bu ekibin çıkarlarını güçle koruyor, bir de kardeşleri var medya şirketleri onlar da abilerinin çıkarlarını kamuoyunu belirli bir düşünceye ikna ederek koruyor; bir de hısım akraba var bilişimden holiwood'a kadar onlar da bunlara göbekten bağlı ve ortak çıkarları korumak için destek hizmeti sağlıyorlar. Bu sistemde onların istediği gibi yaşıyor, onların istediğini yapıyor ve onların istediği gibi düşünüyoruz.

Örneğin bilmem ne marka otomobilin yeni çıkan modeline binlerce TL vermeniz çok normal gözükürken, Sn. Meyvelitepe gibi farklı bir yaşamın mümkün olduğunu düşünerek bilgi ve becerilerini bu yönde kullanmaya kadar verince en hafif deyimle sıradışı oluyorsunuz.

Dünyayı kontrol eden şirketler herşeyin normal olduğunu, krizden yakında çıkılacağını, hatta krizden çıkmak için daha fazla tüketmemiz gerektiğini söylüyor. Ancak gerçek şu ki fosil yakıtlara (yani sınırlı) dayalı enerji kaynakları kullanarak, yeri kazarak elde edilen hammaddeleri (yine sınırlı) kullarak, tarım alanlarını mahveden bir tarım uygulaması ile, 150ppm olan karbon seviyesini 350ppm'e çıkartan, bunun sonucu 20 yıl içinde 4-5 derecelik bir ortalama artışa neden olan karbon salınımı ile bu düzenin devam etmesi mümkün değil. Aslında biraz düşünürseniz böyle bir şeyin olabileceğini düşünmek bile saçma ama tüm insanlık olarak toplumsal bir halüsinasyon yaşıyoruz. Maalesef insan olarak zaaflarımız var, örneğin 50 yıl sonrasını değil yarını düşünüyoruz, akşamki dizi ya da maç 10 yıl sonra ne olacağından çok daha önemli, tüm dünyadan çok kendimizi, en fazla ailemizi düşünüyoruz. Bu kişisel durumumuz, bir de kapitalist düzene dayalı toplumsal örgütlenmemiz var ki akıllara şenlik. Fosil yakıtlar olmadan böyle bir tüketim toplumunun sürdürülmesi mümkün değil. Tüm ekonomik sistemimiz fosil kaynaklı yüksek yoğunluğa sahip enerjinin dağıtımı üzerine kurulu, fosil kaynaklar tükendiğinde bu sistemin çalışması mümkün değil. Aşırı globalleşen ekonomik sistemin yerel, yenilenebilir (ve zorunlu olarak dağınık ) bir enerji sistemine ve geri dönüşüme/yerel/doğal malzemeye dayalı bir hammadde sistemine geçmesi gerekiyor.

Petrol bir kaç yıla talebi karşılamaya yetmeyecek, doğalgaz talebi daha artacak petrol kadar kısa zamanda olmasa da o da azalacak, bunların azalışı mutlaka paylaşım kavgalarına, ambargolara belki savaşlara yol açacak -açıyor bile-. Bir paylaşım kavgasında, petrol ve doğalgazı üretici ülkelerin önce kendilerine ayırması, kalanın büyük devletler arasında paylaşılması durumunda Türkiye'de ne olur ? Evinizde doğalgaz, elektrik, su( o da elektriğe bağlı) kesilirse ne olur ?

Azalmakta olan fosil yakıtlara bel bağlamak yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak gerekmez mi ? Bu durumda ülkemizde az miktarda da olsa enerji üretmeye devam eden bir rüzgar bir güneş santrali çok önemli olmaz mı ? Evde hiç olmazsa aydınlatmayı ve buzdolabını çalıştıracak bir rüzgar/güneş sistemi belki de hayat kurtarıcı olmaz mı ?

Bu durumda bizim ülke olarak harıl harıl rüzgardan güneş'e yenilenebilir enerji yatırımı yapmamız gerekmez mi ? Bunun için her seçeneği -Boğaz da dahil olmak üzere- araştırmamız gerekmez mi ? Bunu toplumsal olarak yapamıyorsak kişisel olarak yapmamız gerekmez mi ? Yenilenebilir enerji için para harcamak söz konusu olduğunda hemen kaç yılda geri döner akla geliyor. Lui Vutton çantanın geri dönüşü kaç yıl ? Evdeki geniş ekran televizyonun ? Lig TV'nin ? Bunlarda geri dönüşe bakmıyoruz neden yenilebilir enerjide illa geri dönüş arıyoruz. Bir de hesaplamada bir çok şeyi dışarıda bırakıyoruz, Örneğin şebeke kesildiğinde buzdolabının ve ısıtıcının halen çalışmasının para karşılı kaçtır ? 5 yıl içinde elektrik fiyatları ne kadar artacak ? Tüm bunları hesaba kattığınızda rüzgar, güneş halen pahalı mı ? Yapılamaz mı ?

Yapılması gereken çok şey var, bunları ne kadar geç yaparsak o kadar zor olacak, bir taraftan başlamak lazım.

webgezer Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 22-01-2011, 20:01   #19
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 36,956
Galeri: 90
İstanbul Boğazı 5 bin MW elektrik üretebilir

Siemens Türkiye Genel Müdürü Hüseyin Gelis; ölçüm yaptıklarını, İstanbul Boğazı’ndaki nehri 5 bin MW’lık elektrik gücüne dönüştürebileceklerini söyledi. Hüseyin Gelis, deniz altına yapılacak bu yatırımın toplam maliyetinin 4 milyar euro civarında çıkacağına da dikkat çekti.

Bilgi Üniversitesi kurucusu ve eğitim uzmanı Latif Mutlu, İÜ Fen Fakültesi’nde düzenlenen ‘Türk Fizik Derneği 27. Uluslararası Fizik Kongresi’nin ‘Uygulamalı Fizik’ dalındaki panelinde ‘Termodinamiğin Yükselişi ve Yıkılışı’ başlıklı bir sunum gerçekleştirirken boğazlardaki güçlü akıntıya dikkat çekmiş ve bu akıntıdan elektrik elde edilebileceğini söylemişti.

Mutlu, “Çanakkale, Marmara ve Cebelitarık Boğazı’nda yoğunluğu fazla olduğu için, yer çekiminin de etkisiyle, tuzlu sular daha az tuzlu olan suyun altından akıyor. Bu akıntıdan 200 milyon metreküplük bir enerji ortaya çıkıyor ve kullanılmıyor. Bu enerji elektrik üretiminde kullanılabilir. Fransa’da gel-git olayında da aynı şekilde denizlerin yükselip alçalması esnasında ortaya çıkan enerjiyi türbinleri doldurmak için kullanıp elektrik üretiliyor. Yer çekim enerjisi masrafsız, çevreyi kirletmeyen ve tükenmeyecek ve dolayısıyla uluslar arasında çatışma çıkarmayacak bir enerji. İstanbul boğazı dünyanın en büyük denizaltı nehrini içinde barındırıyor. Burada büyük bir potansiyel var” demişti.

Siemens Türkiye Genel Müdürü Hüseyin Gelis, ölçüm yaptıklarını ve İstanbul Boğazı’nın altına çok rahatlıkla 5 bin MW gücünde elektrik üretecek bir santral kurulabileceğini söyledi.

5 bin MW’nin ne anlama geldiğini daha iyi anlayabilmek için bir kaç örnek vermek sanırım iyi olur. Türkiye’nin enerjide kurulu gücü daha 3 yıl öncesine kadar 40 bin MW civarındaydı. Yani İstanbul Boğazı’nda Türkiye’nin kurulu gücünün yüzde 12.5’ini tek başına üretebilecek bir potansiyel var.

Bir başka örnek ise tepki çeken nükleerden. Ruslar’ın Akkuyu’da yapacağı nükleer santral toplamda 4 bin 800 MW güç üretecek. Yani Boğaz’da boşa akan su değerlendirilse nükleer’e gerek bile kalmayacak. Üstelik Enerji Bakanı’nın bu duruma itirazı da olamaz. Zira Enerji Bakanı neden önce yerli kaynaklar kullanılmıyor? sorusuna hep “Rüzgar esmeyebilir, yağmur yağmayabilir. Nükleere ihtiyacımız var” diye cevap veriyor. Boğaz’ın suyu binlerce yıldır akıyor. Yani esmeme, yağmama gibi bir riski de yok.

Maliyeti yüksek mi?

Peki Boğaz’ın altına böyle bir santral kurmak maliyetli mi? Siemens Genel Müdürü Gelis, bu santralin maliyetinin bir rüzgar yatırımından daha fazla olmayacağını söyledi. Gelis, “Son rakamlara göre rüzgarda 1 MW’lık elektrik üretimi için kurulacak türbinin maliyeti 800 bin euro’lar seviyesinde. Boğaz’ın altına da 5 bin MW’lık santrali 4 milyar euroluk bir yatırımla, yani rüzgarla eşdeğer bir maliyete kurabiliriz. Siemens olarak bunu yapabiliriz” dedi.

Ercan İnan
Vatan

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 23-01-2011, 14:15   #20
Ağaç Dostu
 
yaprak 92's Avatar
 
Giriş Tarihi: 21-01-2009
Şehir: istanbul
Mesajlar: 116
Yazılanları okudum.Elektrik mühendisi değilim ama İstanbul'a istanbul boğazına aşık biri olarak görüntü kirliği nasıl önlenir balıklara ne olur soruları geldi aklıma peşpeşe.
Yıllar önce Azerbaycana gitmiştim.Baküde hazar denizini resmen göremiyorsunuz üzerindeki petrol sontaj direkleri, gemileri, birsürü alet adevat deniz yok olmuş durumda
aynısının bogaz için olmasından korkarım...

yaprak 92 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-02-2011, 17:23   #21
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba.

Sn. Malina açıklamanız için teşekkür ederim. 5 bin MW için bence de denenmesi gerekir.

Sn. yaprak 92, Boğazın altından bahsediyoruz. Ben boğazda dalan biri olarak alt akıntıların üst akıntılardan daha kuvvetli olduğunu hissetmiş birisiyim.

Ayrıca, Kimse boğazın üstüne bahsettiğiniz görüntüleri oluşturacak tesislerin yapılmasını istemez.

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 02:03.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2020