agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni1Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 05-09-2008, 00:26   #91
Ağaç Dostu
 
Arzu Kasapoğlu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-07-2007
Şehir: Trabzon
Mesajlar: 1,820
Galeri: 256
ALTINCILAR DÜNYAYI NASIL SOYUYORLAR!

İleti İzmir Kimya mühendisleri odası bölge başkanı
sevgili Ertuğrul Barka'ya ait. Konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen bir vatandaşa yazmış. İbretle okuyalım ve dosyayı açalım. Neler var neler.

Ertuğrul Barka'nın vatandaşa mektubu :

Sayın Halit Yaşar BÜKÜLMEZ;

Size etraflıca yazdım.
Ancak yazdıklarımı okumuyorsunuz herhalde.
Altın madenciliği yapılan ve altın çıkartılan ülkeler ile
o altınlara sahip olan ülkelerin ayrı ayrı ülkeler olduğunu belirttim.
( Hollanda'da altın çıkartmayı bırakın düşünemezsiniz bile; ancak,
altın çıkartılan ülkeler de içinde, toplam 158 ülkenin elindeki altına
sahiptir.)

Kaynağı da belli olan bu bilgiden sonra,
*"sayın barka,o takdirde dünya devletlerinin oynadığı kurallarla oynamak
gerekiyor, yani oyundan maksat ütmek, ütülmek istemiyorsak ütmemiz gerekir
yanılıyor muyum. Herhalde hak verirsiniz.*
*istatistiklerle çalıştığınıza göre Türkiyenin yeraltı servetleride
Türkiyenin oyundan galip ayrılacağını gösterir, herhalde bana hak verirsiniz.*
*saygılar.h.yaşar "* diye soruyorsunuz.

Hayır, size asla hak vermiyorum. Başkaca bir kastınız yoksa, çok yanlış
düşünüyorsunuz.
Size ekte, tekrar bazı kaynaklardan bilgiler yolluyorum.

Yeraltı servetleri bulundukları ülkelere değil, o yeraltı servetlerine
elkoyanların gönençlerini sağlamaktadır.

Yedi milyon nüfusu olan Ruanda'da altı milyon Hutti ile bir milyon Tutsi 'yi
biribirilerine düşürerek, üç ay gibi kısa sürede bir milyon insanın
ölümüne neden olan Fransa'nın o günkü devlet başkanı,
"...orası Afrika olur böyle şeyler..." diyebilmiştir.
bugünkü Başkan da, gayet pişkince, " ...Ruanda politikamız yanlıştı..."
diyebilmektedir.

Bu size birşey anlatmıyor mu? İçinizi sızlatmıyor mu?
İnternetten girin ve elleri, ayakları palalarla kesilmiş sakat ruandalılar'ı
görün. İnsan olan ağlar!
Ayrıca Türkiye'ye yansıtın bakalım: 70 milyon kişi biribirini boğazlıyor ve
üç ayda on milyon insan ölüyor. Oranlarsak öyle...
Faciayı düşünebiliyor musunuz?
Nedendi bunlar? Ruanda'nın elmasları içindi. Elmaslar Ruanda'daydı.
Ama kim sahip oldu?

Aynı şeyler Irak'ta yaşanmıyor mu? Petrol hangi ülkede, kim sahip oluyor?

Sanayici bir arkadaşım, Çin Halk cumhuriyeti ve Nijerya'dan susuam dışalımı
yapıyor.

Nijerya, dünyada beşinci sırada petrol üretilen ülke. Akaryakıt yok!
karaborsada bir kaç litre akaryakıt bulabiliyorsanız ne mutlu size.
Irak'a da benzin ve mazotu biz satıyoruz.

Size gönderdiğim ekleri lütfen önyargısız okuyun.

Madencilik yapılan ülkeler yoksullaşır. Çünkü yaşam alanlarına zarar verilir, madenleri yağmalanırken, doğaları da talan edilir.
Atıklar bırakılır gidilir, zehirler kalır.

Prof.Dr. İsmail DUMAN 'ın Cumhuriyet Gazetesi'nden
yaptığım alıntıyı da dikketlice okuyun.

Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı ile görüşün.
Size, Kazdağları'ndaki altın madenciliğinin toplam getirisinin kat ve kat
üstünde olan hayvansal ve bitkisel üretim gelirinin bir yıllığının ne kadar
olduğunu söylesin. Evet sadece bir yıllık gelirini...

İşte ülkeler böyle soyuluyor ve insanları yoksullaşıyor. Birleşmiş Milletler
kaynaklarına göre de iç savaşlar bu zavallı üçüncü dünya ülkelerinde, diğer
ülkelere göre tam kırk kat daha fazladır.

Daha yazacak ve söyleyecek çok şey olduğunu biliyorum.
Size önyargısız ve Prokrustes olmadan yazdım.
Umarım siz de konuyu önyargısız inceler ve halkınızın yanında altıncılara
karşı yerinizi alırsınız.

Sorularınız istihbarat amaçlı bile olsa yanıtlamaktan çekinmeyeceğimi de
bilmenizi isterim.
Ben ülkemi ve halkımı seçtim, onlardan yanayım.

Saygılarımla.
Ertuğrul BARKA

Arzu Kasapoğlu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-09-2008, 13:03   #92
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 20-04-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 33
bu dolandırıcı soyguncu talancı altın tacirlerini ülkemizden kovmak için neler yapabiliriz?
kanun yoluyla bu işin sonuçlandırılamayacağı belli oldu

delidumrul Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-09-2008, 18:40   #93
Ağaç Dostu
 
Arzu Kasapoğlu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-07-2007
Şehir: Trabzon
Mesajlar: 1,820
Galeri: 256
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/99...d=229&sz=38542

Eklenen Resimler
 
Arzu Kasapoğlu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-09-2008, 01:20   #94
Ağaç Dostu
 
Mehmet Can's Avatar
 
Giriş Tarihi: 31-03-2008
Şehir: BERGAMA
Mesajlar: 288
Galeri: 45
Kozak yaylasının sadece fıstık ihracatı geliri 40milyon dolar.

Mehmet Can Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-09-2008, 12:29   #95
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,765
Galeri: 90
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi enigma_6643 Mesajı Göster
Kozak yaylasının sadece fıstık ihracatı geliri 40milyon dolar.
Konuyla ilgisi ne bu cümlenin?

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-09-2008, 23:21   #96
Ağaç Dostu
 
Arzu Kasapoğlu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 11-07-2007
Şehir: Trabzon
Mesajlar: 1,820
Galeri: 256
Marmaris'te maden aramaya durdurma 24 Eylül 2008


Mustafa SARIİPEK/MARMARİS (Muğla), (DHA)



AYDIN Bölge İdare Mahkemesi, Marmaris İlçesi'ne bağlı Osmaniye Köyü'nde manganez madeni aranmasına vize vermedi. Karar, çevreciler arasında sevinç yarattı.

Mahkeme Marmaris'te doğa katliamına dur dedi

Neslişah Madencilik firması, 2007'nin Ocak ayından itibaren İçmeler Beldesi ile Osmaniye Köyü'ndeki 600 hektarlık orman vasfındaki arazide manganez madeni aramak ve rezerv araştırması yapmak için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndan gerekli izni aldı. Madene yol açmak için ilk etapta 900 ağaç kesildi.

Marmarisli köylüler ile çevreciler eylem yaparak, Türkiye'de çam balının en önemli alanlarının yok olacağını ve çevresel açıdan köyün çok büyük zarar göreceğini belirterek çalışmanın durdurulmasını istedi. Turunç Dereözü Mahallesi, Osmaniye Köyü Muhtarlığı, İçmeler Belediye Başkanlığı ve Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği madenin çalışmasının durdurulması için Muğla 1. İdare Mahkemesi'ne, yürütmenin durdurulması ile işletme ve maden arama ruhsatının iptalini isteyerek dava açtı. Mahkeme ‘maden çalışmalarının doğada telafisi güç zararlar doğuracağı’ gerekçesiyle 27 Mart'ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na ulaştırıldı.

Bakanlık da arama ruhsatının tamamını iptal etti. Muğla 1'inci İdare Mahkemesi davalı bakanlığın savunmasını istedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 12 sayfalık bir savunma gönderdi. Bu savunmayı yeterli gören Muğla 1'inci İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararını iptal etti, madenin önündeki engeli kaldırdı.

Davacılar vekili avukat Necmettin Yankol, bu kez bir üst mahkeme olan Aydın Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurarak yürütmeyi durdurma kararının iptaline itiraz etti. Aydın Bölge İdare Mahkemesi başvuruyu haklı bularak, Muğla 1'inci İdare Mahkemesi'nin verdiği son kararı iptal edip, maden arama çalışmasının durdurulması yolunda karar verdi. Mahkemenin bu kararı, çevreciler arasında büyük sevinç yarattı.

KAYNAK: HÜRRİYET

Arzu Kasapoğlu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-11-2008, 20:07   #97
Ağaç Dostu
 
ilker_eroglu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-07-2007
Şehir: İstanbul-Hadımköy
Mesajlar: 1,284
Galeri: 4
Merhabalar,

Üye oldugum mail grubundan gelen maili sizlerle paylaşmak istiyorum ben bir kısmını okudum ve dehşete kapıldım.

Kıbrıslı dostlarımız bu konularda bilgi sahibiyseler lütfen bizi bilgilendirsinler ve yazının sahibinden kaynakçalarında istedim yazım bu şekilde uyguzsuz görünüyorsa silinmesini rica ederim.


Yazıyı hazırlayan NACİ KAPTAN

KAYNAKCALAR

* 1 * http://www.kazdaglari.org/kazdaglari/?m=200712
* 2 * http://cevreplatformu.blogspot.com/2...ampanyasi.html
* 3 * http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/lefkectd/bakir.htm
* 4 * http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/lefkectd/cmc3.htm
* 5 * http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/...d/raporcmc.htm
* 6 * http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/lefkectd/cmc.htm
* 7 * http://www.geocities.com/ebildir/sar...oga_gezisi.htm
* 8 * http://www.porttakal.com/haber-tekel...yor-21512.html










LEFKE'DEN KAZ VE MADRA DAGLARINA
ALTIN MADENLERI VE ÖLÜM



TURKIYE'NIN CENNETI OLAN KAZ VE MADRA DAGLARININ GELECEGI NASIL OLACAK


Bu yazi , Kaz ve Madra daglarinin Altin madeni aramasina acilmasi ve
bu yoreyi bekleyen tehlikelerin nitelik ve niceligini tanimlayabilmek icin,
Kibris / Lefke maden ocaklarinin icinden gectigi sureci ve bu terk edilmis
maden ocaklarinin icinde bulundugu durumu , cevreye olan olumsuz etkisini
ornekleme olmasi icin irdelemek amaciyla derlenmis ve yazilmistir.

Bilindigi gibi ALTIN MADENCILERI ,yani uluslararasi kuresel sermayenin
ana sahipleri gozlerini Turkiye'ye diktiler.

Bu buyuk sirketler icin onemi olan tek meta , altin ve getirisi olan paradir.
Kendileri ve ulkeleri zenginlesirken , zengin yer alti kaynaklari olan
ve yandas kilinabilecek yoneticilere sahip olan ulkelere giderek ,
onlari somurup fakirlestirirler ..
Topraklarini yuzlerce metre capli derin cukurlar acarlar..
On binlerce agac keserler...

Bu ulkelerin yer alti zenginliklerini üc kurus , pes paraya alirlar.
Gittikleri ulkelerin maden zenginliklerini ve yer alti sularini bitirip.
Dogasini , börtü böcegini , kurdunu , kusunu oldurerek ,
cekip giderler ...

Maden ocaklarindan saglanan 10 birim altinin ,
8 birimini onlar alir
2 birimini Turkiye'ye verirler !

Madenciler , madenleri tuketerek gittiklerinde ,
ardlarinda kalan tek sey vardir.

TUKENMISLIK ve ÖLÜM...

Sira , onlara kolaylik saglayacak olan ,
liberal ve kuresel sermayeye taraf
yoneticilerin oldugu baska bir bir ulkeye gelmistir.

Simdilerde Kaz ve Madra daglari bu surecin icindedir.
Kuresel sermaye agalari , bu cennet daglarin ,
altinini, canini , yesilini, yasamini , suyunu alacak,
ardlarinda onulmaz olan ölümü birakacaklardir.

Asagida paylasilan yazinin icerigi , sadece Kaz ve Madra daglari ile
Kibris'in sorunu degildir.,
Yaratmakta oldugu cok buyuk ve kontrol edilemez cevresel kirletme ile
tehlikeli boyutta kirlenmekte olan tum dogu Akdeniz'in sorunudur.

Kaz ve Madra daglarinin basina neler gelecegini simdiden gormek icin sizlerle
Kibris , Lefke'ye gitmemiz gerek ...


Naci Kaptan 23.11.2008



Ama once Kaz daglari ve ekonomik zenginliklerini tekrar animsamak faydali olacaktir.

Türkiye'de 80'li yıllardan bu yana izlenen neoliberal politikalar ile sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara, küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız, dağlarımız ve madenlerimiz vardır.

2004 yılında Dünya Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha yeni müracaatlarla birlikte 450 bin Km² yi bulmaktadır.Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında alınan 1.750 milyon dolar onur kırıcı bir bedeldir.

Son günlerde Kazdağlarında altın aramaları ile ilgili olarak önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü onurlu mücadeleyi "ajanlık " olarak nitelemiş, arkasından da yanına aldığı 22 madenci (altıncı) bilim adamı ile birlikte Bakanın üslubu ile bu mücadeleyi bilgisizlikle suçlamıştır. Bu arada da Kazdağlarında çok ciddi maden rezervi bulunduğunu ilan etmişlerdir. Bu ilanın zamanlaması bakanın deyimi ile manidardır.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının maden deyince, aklına altın gelmekte ve altını en kirli şekilde (siyanür liçi ) çıkarmaya çalışan işbirlikçilerin hamiliğine soyunmaktadır.

Kazdağlarında ciddi maden rezervinin olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki; Kazdağları, çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağıdır. Dünyanın ikinci önemli oksijen merkezidir. Bünyesinde barındırdığı önemli sayıda endemik bitki ve hayvan varlığı ile önemli bir gen merkezidir.Tarih, kültür alanı ve mitoloji kaynağıdır. Başta İlyada olmak üzere Homeros destanları bu toprakların kültürünü, uygarlığını anlatır. Bu destanlar Avrupa'da ilköğretimden başlayarak okullarda okutulur, bizim ülkemizde de okullarda okutulmalıdır. Dünyanın en kaliteli meyve ve sebzelerinin yetiştiği bir mekan, önemli bir süt ve et üretim merkezidir. Ülkemizin en önemli orman alanlarından biridir. Eteklerinde yetişen zeytini ve üretilen yağı sarı altındır. Bu değerlerin tamamı Kazdağlarının üzerindedir. Kazdağları böyle de kalacaktır. Yer altındaki maden rezervleri yer üstü zenginliğinin yanında bir hiçtir.

Kazdağları yer yüzü cennetidir. Bu cennette dağların içinin oyularak siyanürlü yöntemle altın üretilmesi başta suları, havayı, tarım topraklarını kirletecek, ormanları yok edecek, tarihi değerleri ve kültürel yapıyı bozacak, tüm tarımsal üretimi hem nicel hem de nitel olarak düşürecek, bölgenin organik nitelikteki üretim özelliğini bozacak, yörede yetişen ürünlerin pazar payını düşürecektir.

Et ve süt üretiminde, siyanür ve onun çözündürdüğü arsenik, molibden, civa gibi ağır metallerin varlığı önemli beslenme sorunları yaratacak başta bölge insanı olmak üzere geniş bir kesimin gıda güvenliği tehlikeye düşecektir. Yörede tarımda çalışan yüzde 50 den fazla nüfus işsiz ve aç kalacak yurt bildikleri toprakları terk edeceklerdir.

Zaten kıt olan su kaynakları, kirlenmenin ötesinde tükenecektir. Altın çıkarmada 1 ton kayaç için 3 ton su kullanılacak, 1 trilyon tondan fazla kayacın işleneceği düşünüldüğünde 3 trilyon tondan fazla suyun kullanılacağı açıktır.Tüm dünyada suyun stratejik öneminin arttığı bu konuda önemli pazarların oluştuğu ülkemizin de güvenlik sorunu haline geldiğini düşündüğümüzde böyle bir lüksümüzün olmaması gerekmektedir.

Maden ocakları 1.derece deprem bölgesindedir. Bölgede halen diri olan ve büyük ölçekte deprem üretmesi muhtemel olan faylar mevcuttur. Maden işletilip, alan atık barajları ile terk edildiğinde hem deprem riski sürecek hem de yörede tüm canlılar için ölümcül hastalıklar yüzlerce yıl etkisini sürdürecektir.

Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından ödenecek devlet hakkı yine madencilerin beyanları esas alınarak ocak başı satış fiyatının yüzde 2 sidir. Yani 100 gr altının 2 gramı devlete ödenecek 98 gramı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile madencilerin Kazdağlarının kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırma, güneyinde maden işlemekten vazgeçip, kuzeyi maden işletme alanı olarak belirlemek gibi bir niyetinin olduğu dikkatlerimizden kaçmamaktadır. Kazdağları bir bütündür. Kuzeyi yani dorukları yani su kaynakları kirletildiğinde güneyinin bu kirlilikten payını alacağı bilinmektedir.

Güneydeki duyarlı kamu oyu ve sivil toplum örgütleri bu durumun farkındadır. Bu amaçla bölgede oluşan olumlu hava "böl yönet" mantığı ile bozulmaya çalışılmaktadır.

Çanakkale halkı ile Körfezin duyarlı insanları bu konuda tek yumruktur. Bölünmek şöyle dursun Türkiye'nin altın çıkarılan tüm bölgeleri ile birleşme kararlılığındadır.

Gerek Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının gerekse onunla beraber hareket eden ve aynı üslubu kullanan 22 adet bilim adamının bu durumu ve Kazdağlarının yer üstü zenginliklerini bilmemesi bilgisizlikten kaynaklanmıyor ise; gözlerini dünyanın en kirli ve en kanlı madeni altının bürümesindendir.

Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden, toplumsal maliyetleri hesaplanmadan, yöre insanının izni ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı için başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.

3213 sayılı maden yasasının bazı maddelerinin iptali için anayasa mahkemesinde açılan dava 3 yıldan fazla süredir sonuçlanmamıştır. Söz konusu davanın biran önce sonuçlanmasını diliyoruz. Sonrada yerine ulusal çıkarlarımızı gözeten yeni bir yasa konmalıdır. Bu yasa nedeni ile genelde ülkemiz üzerine özelde de Kazdağları üzerine konan ipotek kaldırılıncaya kadar işbirlikçilere, ajanlara inat bu onurlu mücadelemiz sürecektir.
Hicri NALBANT - Çanakkale Çevre Platformu - *1*


***

KAZDAĞLARI BİR AVUÇ ALTIN İÇİN KURBAN EDİLİYOR.
KAZDAĞLARI DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNDE OLMALIDIR.


Dünya İnsanları; Asyalılar, Afrikalılar, Amerikalılar, Avrupalılar,

Dünyanın rengi solmasın, suyu bulanmasın, oksijeni yok olmasın, diyorsanız; çağrımız sizedir;
İDA' yı çöle çevirmek isteyenlere siz de "Hayır"deyin,
İDA Dünya Kültür Mirası Listesine Alınsın. Çağrımıza siz de destek verin.

Kazdağları insanlığın geçmişidir, bugünüdür, geleceğidir, dünyadır, dünyanındır,
dünyanın kültür mirasıdır. Gözlerini kar hırsı bürümüş uluslar arası altın tekelleri, insanlık için son derece önemli bir coğrafya parçasını bir avuç altın için batırıyorlar. Tıpkı korsanların bir avuç altın için bir gemiyi batırdığı gibi. Bunlar da günümüzün korsanlarıdır. Dört yıldır geceli gündüzlü sondaj faaliyeti sürdürdüler, bugün üretim aşamasındalar, İDA DAĞI'nı yağmalıyorlar, İDA DAĞI'na dokunulmamalı. İDA DAĞI maden ocağı olmasın.
İşte bunun için S.O.S diyoruz.

Kazdağları Tanrıların yurdudur. Kazdağları oksijen kaynağıdır.
Kazdağları hayatın ta kendisidir, yaşam kaynağımızdır, ekmeğimizdir, suyumuzdur.
Kazdağları mitolojidir, yedi bin yıllık tarihtir, kültür coğrafyasıdır. Kazdağları açık müzedir.
İda Arkeolojidir. Antik Troas Bölgesinde yaklaşık 200 antik kent bulunmaktadır.
Kazdağları ekolojidir, endemik türlerin yaşam alanıdır, yabani yaşam barınağıdır.
Kazdağları "Yağmur Ormanlarıdır". O Bin Pınarlı İda Dağıdır. Kazdağları sudur,
topraktır, oksijendir, ekmektir, berekettir, güzelliktir, kültürdür, tarihtir ve hayattır.

Ve Kazdağları işgal altındadır. Yamyamlar, günümüzün barbarları, yağmacılar siyanürleriyle, zehirleriyle, makineleriyle, dolarlarıyla, yasalarıyla, yalanlarıyla KAZDAĞLARINI/İDA ANA'yı bir avuç altın için yok etmek istiyorlar. İDA ANA ve bütün çocukları tehlikede. Suyumuz, bereketli topraklarımız, siyanürle, ağır metallerle zehirlenecek, İDA DAĞI'nın eteklerinde yaşayan tüm canlılar ve insanlar sağlığını yitirecek, oksijen kaynağını yitirecek, endemik türler yok olacak, kültürel miras kaybolacak.
İşte bunun için S.O.S diyoruz.

Kazdağları, Çanakkale'dir, Türkiye'dir, Asya'dır, Avrupa'dır, Latin Amerika'dır, Amerika'dır, Afrika'dır. Kazdağları Bütün Dünyadır,

Kazdağları kültür coğrafyasıdır. Kazdağları Homeros'dur, İlyada'dır, Odysseia'dir, Kazdağları Helen'dir, Paris'tir, Ahilleus'dur, Hektor' dur, Zeus'dur.
Kazdağları İda'dır, Olimpos'dur, Troya'dır.
Onun için S.O.S diyoruz.
Onun için İDA Dünya Kültür Mirası Listesinde Olmalıdır. * 2 *



Yukarida ,Kaz daglari hakkinda bilgilendirici yazilardan sonra sira ,
Kibris Lefke'de bulunan CMC maden tesislerine geldi .

Kıbrıs'ta bakır ocaklarının yeniden keşfi 1913 yılında daha sonra adı CMC olaracak ( Kıbrıs Maden Şirketi ) şirketin öncülerinin Foucassu tepesinde bakır cevherlerini bulmasıyla başlar.

1913-1916 yılları arasında araştırmalarını tamamlayan CMC 1916 yılında altyapısını oluşturup maden çıkarmaya başlar.

1921'de Lefke-Karadağ'da maden cevherlerini bulan CMC aynı yıl çıkardığı bakır madenini ihraç etmeye başlar.

CMC'nin bölge gelişmesi , ilk etapta tüm yerleşik yapıyı altüst eder.
Binlerce köylü maden ocaklarında çalışabilmek için Lefke'ye akın eder.
1937'de işci sayısı 6000'e yaklaşır.

Kasabanın zaten varlığı belirsiz altyapısı tümüyle çöker . Evlerin bodrumlarına , barakalarına yığılan işçilerin sağlıksız yaşam koşulları salgın hastalıklara yol açar. CMC salgın hastalıklarla baş edebilmek için bir hastahane ve işçi lojmanları kurmaya başlar. Ancak bu önlemler sorunun boyutları karşısında çok yetersizdir.

1920'li 30'lu yıllarda Lefke ve yöresi halkı , menenjit , sıtma gibi salgın hastalıklardan kırılır. Lefke'ye işçi akını sadece bölgenin sosyal yapısını etkilemekle kalmaz ekonomik yapıyı da darmadağın eder.

CMC bölgedeki tüm ekonomik etkinliği kendi uzun vadeli çıkarlarına göre düzenler. CMC için Lefke'nin tümü maden arazisidir. Bu arziyi mümkün olan en ucuz fiata elde edebilmek için her yola baş vurur. Zengin ve sulak tarım arazilerine sahip Lefke'de üretim hızla geriler , civar köylerin ekonomileri değişir.

Örneğin bağcılıkla uğraşan Bağlıköy'de nerdeyse tüm erkekler maden işcisi olunca köyde bir tek bağ kalmaz . Bağlıköy'lüler maden işcisi olabilmenin bedelini bugün bile rekor sayıdaki kanser vakaları ile ödemeye devam etmektedir.

CMC'nin 1921'de bakır ihraç ettiği liman , Gemikonağı Yeşilyurt arasındaki eski bir limandır. 1924'de kendi maden yükleme iskelesini kuran CMC bu limanı terk eder Yüzyılın başında narenciye ihracı için kullanılan bu küçük liman zamanla kullanılmaz ve yok olur. Bu limanın yok oluşu üretimdeki gerilemenin hangi boyutlara vardığının kanıtıdır.

Üretimin gerilemesine ikinci darbe de Gemikonağı'nda deniz kenarında kurulan artık havuzlarda biriken milyonlarca ton toz halindeki madenden gelir. Rüzgarın etkisi ile çevreye yayılan toz ağaçlara büyük zarar verir.

1960'lı yıllarda CMC açık maden işletmeciliğine başlayınca maden tozunun etkisi daha da artar. Özellikle , Foucassa -Ablıç - Gemikonağı üçgeninin ortasında kalan Lefke tam bir felaket yaşar. 1967'de dönemin Türk yönetimine (Genel Komite) Lefkeli üreticilerden oluşan heyetin verdiği bilgilere göre ;

1962'de Lefke'nin portakal ürünü 20 Milyon Kıbrıs Lirası olarak gerçekleşmiş ,
bu rakam 1963'de 6 Milyon KL'ye ,
1964'de ise 4 Milyon KL'ye düşer.

1967 Temmuz'undaki bu toplantıda Lefke'li üreticiler uğradıkları felaketin boyutlarını daha da artacağı endişesi ile , CMC'nin Ablıç madeninden çıkaracağı artıkları ,bügünkü Gemikonağı Göleti'nin doğusuna dökülmesinin engellenmesini isterler. Yönetimin bu yöndeki kararına rağmen CMC'yi engellemek mümkün olmaz.

Günümüzde su kaynaklarımızın önemli bölümünü kirlilikten 2.000.000 ton'dan fazla artık bu bölgeye dökülür. Şubat 1970'de Lefke'de dağıtılan Kıbrıs Türk Talebe Cemiyeti ve Kıbrıs Türk Ulusal Öğrenci Federasyonu ortak imzalı bir bildiride (6) "Son 4 yıldan beri hurma ağaçlarımızdan meyve alınamamakta , diğer meyvelerin ise verimi % 80 azalmakta , arazi çoklaşmakta ve tozlu ot yiyen hayvanlar ölmektedir."denilmektedir.

Bu bildirileri dağıtan öğrenciler dönemin yöntemi tarafından şiddetle "cezalandırılmışlar." Aynı yıl kurulan bir komisyon bilimsel olarak bitki örtüsünün gördüğü zararı kanıtlar.
1976'da zarar gören üreticilere bir miktar tazminat ödenir.

Ama hiç kimse bitki örtüsüne bunca zarar veren tozu soluyan insanların başına gelecekleri sorgulamaz. Haziran 1999'da Ege Üniversitesinden gelen bir gurup uzman, hazırladıkları raporda artık havuzlardan çok yüksek oranda tesbit ettikleri ağır metalleri , bakır ,demir , mangan , kükürt , çinko , kadminyum , kobat , kurşun , krom ve mobilden olarak sıralanmaktadırlar.

Tümü de belli limitlerin üzerinde alındığında insan sağlığını tehlikeye sokabilen bu ağır metalleri tesbit ettikten sonra araştırmacılar Lefke bölgesi için "ölüm vadisi" terimini kullanmışlar.



1970'den sonra çevreci hareketlerinin etkinliklerinin yükselişi savaşı CMC için bulunmaz bir nimet haline getirdi. Gemikonağı'nda , deniz kenarındaki atık miktarı bazı belgelerde 10.000.000 ton olarak geçmektedir. Fakat gerçekte bu bölgedeki artığın miktarı kaba taslak hesaplamalarla bile 10.000.000 tonun çok üzerindedir.

Yine deniz kenarında yağmur suları ile çevreye saçılmaya devam eden siyanür içermesi olası 30.000 ton artık mevcuttur. Uzmanların hesaplarına göre sorunu gerçek boyutlara tesbit edebilecek araştırmaların yapılabilmesi için en az 100.000.000 dolarlık masraf gerekmektedir.

Buna karşılık araştırmacıların CMC tesislerine girişini yasaklayan devlet görevlileri yıllarca CMC'nin taşınır mallarını satmaktan başka birşey yapmadılar. Lefke Çevre Derneği'nin çevre dostu araştırmacılarla birlikte tüm imkanlarını zorlayarak yaptığı/ yaptırdığı çalışmalar , son yüzyıldan beridir başımıza gelenleri gölgede bırakacak çok daha ürkütücü bir gerçeği gözler önüne sermiştir.

ASIL SORUN ŞİMDİ BAŞLIYOR! Kıbrıs , bakır macerasının birinci perdesinde yemyeşil ormanını kaybetti. Şimdi oyunun ikinci perdesi başlıyor ve bu sefer de masmavi denizimizi kaybetmek üzereyiz.

Denizden yaklaşık 100-150 metre uzaklıkta 20-22 metre yüksekliğinde sıkıştırılmış kilden havuzlar içerisinde muhafaza edilen artıkların 5-10 metre kadar yanından biri doğusundan ( Lefke deresi) diğeri de batısından (Gemikonağı deresi) iki dere yatağı geçmekte ve denize ulaşmaktadır.

Yağmur suları ile karıştığında asit denebilecek bir sıvı üretebilen maden artıkları geçen yıllar boyunca setlerin koruyucu duvarlarını eritip dışarıya sızmaya başladılar. Geçen yıl tümüyle patlayan havuzlardan biri Lefke deresine boşalmaya ve oradan da denize akmaya başladı.

Bu güne kadar havuzdaki yaklaşık 400.000 ton atığın 50.000 ton'undan fazlası deredeki ve deniz kenarındaki çakıl taşlarını eriterek denize ulaştı. Öte yandan Gemikonağı deresi yakınlarındaki bir başka havuz da son birkaç ayda patlayıp artık sızdırmaya başladı. Bu havuzdaki artık miktarı ise yaklaşık olarak 3.000.000 ton . Geri kalan havuzların da çok fazla dayanabileceğini ummak saflık olur. Havuzların tümünde aşınma göze rahatça görülebilecek düzeydedir.

Ege Üniversitesinden gelen araştırmacılar haklı olarak raporlarına " Sorun sadece Lefke **** Kıbrıs adasını değil .... Tüm Doğu Akdeniz ülkeleri ile , Orta Akdeniz ülkelerini tehlike altına almaktadır" diye yazmışlar. Denizlerimizde doğal hayatı büyük oranda yok edilebilecek ağır metal kirliliği için geriye sayım çoktan başladı bile.

CMC 1974'deki savaşın sonuçlarını bahane ederek milyonlarca doarlık taşınır/ taşınmaz mal varlığını ortada bırakarak adayı terk etti. Bu kaçışın asıl nedeni geride kalan binlerce dönüm arazi üzerindeki milyonlarca tonluk artıktır. * 3 *


***


Düzenleyen ilker_eroglu : 25-11-2008 saat 05:51 Neden: Kelime Eklemek.
ilker_eroglu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-11-2008, 20:16   #98
Ağaç Dostu
 
ilker_eroglu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-07-2007
Şehir: İstanbul-Hadımköy
Mesajlar: 1,284
Galeri: 4
...VE CMC

Gelirlerinden de hemen anlaşılacağı gibi, Lefke belediyesi, CMC'den de herhangi bir kantar vergisi alamamış. Çıkardığı madenin büyük kısmını deniz kenarında inşa ettiği havuzlarda depolayan CMC, 1924 yılı boyunca 30 gemilik maden ihracatı yapar (Lavender, s187).
Bu rakam ilerleyen yıllarda gittikçe artar. 1927 de CMC toplam 1.257.132 ton maden üretimi yapar ve bu miktarın 225.000 tonu gemilere yüklenip ihraç edilir (Lavender, s 231).

CMC'nin üretimi ile ilgili rakamları daha sonra ele alacağız ancak 1930 öncesinde CMC'nin yatırımlarının toplamının 2.000.000 Sterlin civarında olduğunu ve buna karşılık Lefke Belediyesinin yıllık bütçesini 300 KL'i zor bulduğunu düşünecek olursak, uluslar arası dev tekellerin ülke ekonomisine katılarından bahsetmenin saçmalığı da ortaya çıkar. Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri de Lefke Belediyesi ile CMC arasındaki ilişkilerdir.

CMC'nin yarattığı istihdam ile çok kötü durumdaki Kıbrıs ekonomisine önemli katkılar sağladığını söylemek hiç de doğru değildir. Alternatif üretim alanlarının gelişiminin engellenmesi bir yana, var olan üretimin de sistemli bir şekilde yok edildiği bu dönemde, CMC'nin çalışma bölgesi içerisindeki yerleşim alanlarına, maden çıkarma faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlayan yatırımlar dışında herhangi bir katkısının bulunduğunu söyleyemeyiz.

1916 da 350 işçisi bulunan şirket, özellikle 1926 dan sonra hızla büyüyerek işçi sayısını 1930 öncesinde 1800'e çıkarırken, ayni zamanda Lefke'nin nüfusunu da yaklaşık olarak ikiye katlamış oluyordu. Oysa elimizdeki 1923-1930 yıllarını kapsayan Lefke Belediyesine ait gelir ve giderlerini gösteren dökümanlar söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzun somut delileridir.

Belediye kayıtlarına göre, gelirler toplamı, 1923 de 284 liradır.
Bu rakam 1924 ve 1926 da 258, 1927 de 268, 1928 de 285 ve 1929 da 302 lira olarak gerçekleşmiş.

Ancak hemen belirtelim 1928 ve 1929 daki gelir artışının nedeni belediyenin içine düştüğü kötü durumdan kurtulabilmek için koyduğu yeni vergiler sayesindedir. 1926-27 yılları bütçesine koydukları esnaf vergisi ile gelirin % 10 kadar artışını sağlayıp durumu kurtarmaya çalışmışlar. Bütün bunların yanında, gelirleri hızla düşen belediye birçok masrafını kısmasına rağmen yine de bütçesini denkleştiremez ve borçlanmak zorunda kalır. Belediye'nin, 1926 yılına kadar 7 lira civarında olan düzenli borç taksitleri, bu tarihten sonra 28 liraya çıkar.

Lefke Belediyesi ile CMC arasındaki çatışmanın en belirgin olduğu konulardan biri de akaryakıt vergisidir. Devletin, belediyelere verdiği en önemli gelir kaynaklarından biri olan bu vergiyi toplayabilmek için, belediye önce satışı kontrol altına almak zorunda idi. Bu amaçla, 3 Nisan 1900 de resmen faaliyete başlayan Belediye Meclisi, evrakları için kasa alacak para bulamayacak kadar kötü durumda olmasına rağmen 22 Mayıs 1900 de, akaryakıt ambarı ve salhane inşaası için harekete geçer. Yine belediye kayıtlarından öğrendiğimize göre, belediyelere bu hak 5 Mayıs 1900 de çıkarılan özel bir kanunla verilmiş (712 numaralı gaz yağı ambarı nizam-ı mahsusu ).

Bu yasaya göre hiç kimse 30 okkadan daha fazla gazyağını belediye deposu haricinde bulunduramazdı. Belediyenin gelirlerinin yaklaşık %90'a yakın bir miktarını oluşturan dört büyük kalemden biri olan bu gelirden zaman zaman gaz yağı ve kibrit ambariyesi olarak da bahsedilmektedir. Gelirin büyüklüğü, belediyenin bu konuda itina göstermesine sebep olur ve 1920 de yeni bir akaryakıt ambarı yapılır (26 Eylül 1920 de bu iş için Kıbrıs Hükümetinden 23 Lira 12 şilin 6 kuruş borç alınmış).

1924 den sonra Karadağ'da maden aramaya başlayınca, CMC'nin, Karadağ'da bulundurduğu akaryakıt için vergi vermesi gündeme gelir. 15 Ocak 1927'de Lefke Belediyesi, CMC müdürüne bir mektup göndererek, Karadağ'da kullanılan akaryakıtın miktarının kendilerine bildirilmesini ve vergisinin ödenmesini talep eder. Ancak CMC'den para koparmak hiç de kolay değildi ve iş avukatlık olur. 16 Şubat 1927 de Belediye Meclisi, CMC nin avukatı ile akaryakıt konusunu görüşmek üzere Lefkoşa'dan bir avukat tutma kararı alır. Bununla da yetinmeyen belediye, durumu açıklığa kavuşturmak ve kararlılığını göstermek için ayni gün akaryakıt vergilerini düzenleyen bir dizi karar alır. Bu kararlara göre Lefke Belediyesi sınırları içine petrol getiren herkes getirdiği petrol'un her tenekesi için iki kuruş on para vergi verecek ve 30 okkadan fazla petrol'u belediye ambarında bulunduracaktı.

Yine ayni kararlara göre, Lefke Belediyesi sınırlarına izinsiz petrol sokulursa, belediye bu petrol'a el koyacaktı. Sanırım belediyenin bu kararları alma nedeni son cümlede gizlidir. Çünkü alınan kararların hemen hepsi zaten yüzyılın başından beridir uygulanmakta olan kanun hükümleriydi. Yani aslında Lefke belediyesi, CMC'yi, vergisini vermezse petroluna el koymakla tehdit ediyordu.

1927 yılına kadar belediyeye hiç vergi vermeyen CMC gibi bir mali devin, küçük bir taşra belediyesinin kurusıkı tehditlerinden yılacağı düşünülemezdi ve öyle de oldu. 30 Nisan 1927 de Lefke Belediye başkanının CMC müdürüne gönderdiği mektuptan, CMC'nin o güne kadar hiçbir yazıya cevap bile vermeye tenezül etmediğini anlıyoruz.

Nihayet 18 Mayıs 1927 de CMC kendisinden talep edilen miktarın ne kadar olduğunu sorar ve 21 Mayıs 1927 de borcu olarak hesaplanan 3 lira 12 şilin 3 kuruşluk çeki belediyeye gönderir. Araya hangi hatırlı kişilerin girip CMC yi ikna ettiklerini bilmiyoruz, ama sorunun bu kadarla çözüldüğünü düşünenler yanılmışlar. 18 Ekim 1927 tarihinde, Belediye, CMC den 1 Mayıs 1927 tarihinden itibaren Kradağa gönderdiği petrolun miktarını sorar. Yani CMC inadına bildirim yapmamaya devam etmektedir. 2 Kasım 1927 de ise Belediye başkanı gönderdiği bir başka mektupla henüz cevap almadılarından sitem etmektedir. Ve 3 Kasım 1927 de Lefke Belediyesi, CMC yi Lefkoşa Komiserliğine şikayet eder.

Belediyenin CMC yi devlete şikayet mektubunu aynen aktarıyoruz.

"Lefkoşa Komiserliği canibi alisine,

Efendim,

Skuriyotissa Amerikan Maden Kumpanyasının Belediyemiz hudutları dahilinde bulunan Kara Dağa celb ve istihlak ettiği (getirip kullandığı) petroller için mevkii mezbure (adı geçen yere) ayrıca Kumpanya bir ambar inşa ederek Belediyemizin Gaz ambarını nazarı itibare almayarak celbettiği (getirdiği) petrolleri oraya iddihar (biriktirme) ediyor. Bu hususta Lefke Belediyesi mütezarrir oluyor (zarar görüyor). 15 Ocak 1913 tarihli Ceridei Resmiyenin 33. sayfasında münderiç (kapsamlı) Lefke Belediyesinin Gaz hakkındaki Nizamımızın 21, 22, 23.ncü maddelerine mugayir (uygunsuz) bulunduğunu. Nizamımızın Kumpanyayı müstesna kılmadığını arz eder ve bu hususta bendenizi lütfen tenvir buyurmanızı (onaylamanızı - iştirak etmek) istirham eylerim efendim" * 4 *




***

derdimi nasıl anlatsam?

şiir mi yazsam
düz yazıyla mı
dizsem kelimeleri
ard arda?

Bugün altın bir piramit gördüm.
Batan güneşin gölgelerinden sıyrılmış,
dimdik duruyordu karşımda,
onu kimin yaptığını biliyordum.
İçinde ölü olmadığını bildiğim gibi.

gördüğüm şeyin bir hayal ya da rüya gibi birşey olmasını istedim
çok istedim çok istedim.
baktım, baktım, baktım. gözlerimi kapadım, açtım.
gitmiyordu.
karşımda dikilmiş öylece güneşin son ışıklarını yansıtıyordu yüzüme
ve etrafını saran her şeye.
akdenizin kıyısında ay gibi parlayarak gizleyemiyordu yaydığı ölümü.
güçlüydü. meydan okuyordu.
bu altın piramitin içinde mezar yoktu.
mezar, etrafındaydı. mezarın içindeydim.
kükürt kokan havasını soluyordum.
piramit gerçekti. piramit gerçek.
gerçek bir altın piramit gördüm bugün ben.
hâlâ bıraktığım yerde duruyor. sarı...
şeytan çamuruna bulanmış saf altın.
onca ağırlığıyla gecenin içine gömülmüş mezarını dolduruyor.
ve ben mezarın içindeyim. uzun uzun baktım, baktım...
altın piramit gerçek, orada duruyor. meydan okuyor.
gerçek olmaması için elimden geleni yaptım.
engel olamıyorum. gölgede olmayan bir tek o var.
bir tek o parlıyor güneşten başka, güneşle birlikte.
güneş batarken düşünüyorum: altın piramit orada olacak...
orada ve gerçek.
altın piramiti kimin yaptığını biliyorum.

Aylin Ersin
20.08.02 / Lefke

ilker_eroglu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-11-2008, 20:17   #99
Ağaç Dostu
 
ilker_eroglu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-07-2007
Şehir: İstanbul-Hadımköy
Mesajlar: 1,284
Galeri: 4
CMC tesislerinde bulunan atıl durumdaki variller, yaydıkları korkunç koku yüzünden her zaman dikkatimizi çekiyordu ama ne oldukları konusunda bir türlü yeterli bilgi sahibi olamıyorduk. İlk kez 1997 yılında CMC tesislerinde inceleme yapan Ege Üniversitesi Çevre Merkezi öncülüğündeki araştırma ekibi uyardı.

Varilleri görür görmez çılgına dönmüşlerdi. Gördüklerine inanamıyorlardı. Bir kısmı su içerisinde yüzer vaziyette, birçoğu da patlak ve içerilerindeki sarı renkli madde etrafa yayılmış halde yüzlerce varil etrafa saçılmış.

Kesin bir dille uyarıldık; Bunlara yaklaşmayacak hiç bir şekilde temas etmeyecektik.
Bizim gibi tesislerdeki sorumlulara da bu kimyasal maddelerin tehlikeleri anlatıldı ve kaldırılıp insan ve hayvan temasının engelleneceği, kuru ve temiz bir yerde gözetim altına alınmaları istendi. Bir süre sonra araştırmaya katılan hocalarımız raporlarını tamamlayıp gönderdiler.

Rapor kamuoyunda geniş yankılar uyandırmıştı. CMC tesisleri ve atık bölgelerindeki durum çok açık bir şekilde dile getirilmiş ve sadece bilimsel tanımlamalarla sınırlı kalınmamış herkesin anlayabileceği bir dille CMC gerçeği gözler önüne serilmişti.

Raporun altında Prof. Dr. Ümit ERDEM, Prof. Dr. Hans Günter BARTH, Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ, Prof. Dr. Emür HENDEN, Prof. Dr. Şevki FİLİZ, Prof. Dr. İsmail DUMAN ve Bergama köylülerinin avkatları Av. Senih ÖZAY ile Av. Erkan AVŞAR'ın imzaları vardı. Bir çalışmada bu kadronun yan yana gelebilmesi bile başlı başına bir olaydı.

CMC atıkları konusu bir daha hiç çıkmamak üzere kamuoyunun gündemine girmişti.
Raporda CMC arazisindeki kimyasallar da konu edilmiş ve bunların kanserojen maddeler içerdikleri yazılmıştı.

Kıbrıs Türk kamuoyu CMC arazisindeki kimyasallarla işte böyle tanışır.

Doğal olarak herkes tedirgin olmuştu, en başta da tesislerde çalışan işçiler. Yıllarca bu varillerin etrafında dolaşmışlar ve kendilerini uyaran olmamıştı.

Lefke Çevre Derneği ile Ege Üniversitesi Çevre Merkezi arasındaki işbirliği bundan sonra da artarak devam eder ve yaklaşık iki yıl sonra üniversiteden yeni bir araştırma ekibi Lefke'ye gelir. Bu kez ekipte Prof. Dr. Ümit ERDEM, Prof. Dr. Fethi DOĞAN, Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ ve Prof. Dr. Emür HENDEN vardı.

Geçen iki yılda pek bir şey değişmemişti. Her şey yerli yerinde duruyordu. Değişen tek şey CMC atıklarından sorumlu bürokratların bize karşı tutumuydu. İsteyenin elini kolunu sallayarak girebildiği tesislere bilim insanları ve Lefke Çevre Derneği üyeleri giremezdi. Ümit hoca başkanlığındaki ekip her biri kendi alanında otorite sayılan uzmanlardan oluşuyordu.

Emür hoca kimya, Fethi hoca halk sağlığı, Ünal hoca ise toprak su uzmanı idiler. Ekip tesislere giremese de çevreden taşıyabilecekleri kadar toprak, su ve bitki örneği alarak üniversiteye dönerler ve bugün sahip olduğumuz en değerli verileri bizlere sağlarlar.

Kısa süre sonra bu kez Fethi hoca raporunu gönderir. Bizi çok konuşuyoruz diye cezalandırıp tesislere sokmayanlar da korkmuştu.

Tesislerde çalışan tüm işçiler "sıkı bir sağlık kontrolünden" geçirilirler, kan örneklerine kadar alınıp tahlil edilir. Sonunda işçiler tek tek çağrılıp hiç bir rahatsızlıklarının söz konusu olmadığı kendilerine açıklanır. Ama tuhaf bir şekilde iki bekçinin dışında tüm işçilerin tesislerdeki görevlerine son verilir ve çeşitli devlet dairelerine dağıtılırlar. Kimisi odacı olur kimisi postacı. İşçilerden birinin atıklardan kaynaklandığı düşünülen sağlık problemi raporlarda konu edilmiş olmasına rağmen bugüne kadar bu işçi ile ilgilenen olmaz.

Artık basında CMC tesislerindeki kimyasal maddeler sürekli konu olmaya başlamış, Lefke Çevre Derneği her fırsatı değerlendirip konuyu gündeme taşımaya başlamıştı. Ve nihayet konu Bakanlar Kurulu'nun gündemine getirilir. 15 Eylül 1999 da toplanan Bakanlar Kurulu ilginç bir karar üretir. Karar aynen şöyle:

KARAR NUMARASI : E-1715-99
LEFKE'DEKİ C.M.C TESİSLERİNDE BULUNAN KSANTAT (KİMYASAL MADDE) DOLU VARİLLERİN ÜCRETSİZ VERİLMESİ:
(Önerge No: 1695/99)

Bakanlar Kurulu, Gemikonağı-Lefke adresinde olup C.M.C Tesislerinde bulunan 250 varil Potasyum Amil Ksantatın bulunduğu yerde tehlike arz ettiği, süratle oradan uzaklaştırılması gerektiği, Sağlık ve Çevre Bakanlığı yetkililerinin de ayni yönde görüş ve talepleri olduğu, bahse konu Ksantatların satışının da mümkün olmamasını dikkate alarak, uygun bir firmanın çıkıp talep etmesi halinde, ücretsiz olarak verilmesi için, Ekonomi ve Maliye Bakanlığı'nın yetkilendirilmesini onayladı. (15/9/1999)"



İsteyene bedava kanserojen madde

Bakanlar kurulu kararından bir gün sonra Çevre Bakanı gazetelere verdiği demecinde "Çevre konusunda ciddiyiz ancak devletin gücü CMC'yi temizlemeye yetmez" diyordu (16 Eylül 1999/ Kıbrıs). Bakanın açık sözlülüğüne diyecek yok ama ortada niyetin de olmadığı artık ispatlanmış bir gerçek. Ne yazık ki devletin gücü birkaçyüz vareli bile temizlemeye yetmiyor.

ve koruma altındakiler!

Bakanlar Kurulu kararından üç yıl sonra durum eskisiyle kıyaslanamayacak kadar kötü bir hale gelmiş, kısmen kapalı ortamda bulunan 200 den fazla varilin içerisinde bulundukları binaların demiri çeliği sökülerek satılmış, variller, yağmur, güneş ve rüzgar altında açık arazide çürümeye terk edilmiş, duvarları yıkılıp yağmur suları ile havuz haline gelen laboratuarlardaki kimyasal variller suda yüzer hale gelmiş. Tüm engellemelere rağmen fotoğraflarını çekebildiğimiz sayıları yüzü geçen varil ortadan kaybolmuş, onlarca varil dozerlerle sürüklenip parçalanmış içerikleri etrafa dağılmış, tesislerin güneyinde bugüne kadar varlığından haberdar olmadığımız tonlarca kimyasal madde korundukları bina sökülünce açığa çıkmış. Bu kimyasallardan kurtulmak için ateşe vermişler ama sadece ambalajları yanıp içerisindekiler etrafa saçılmış.
Bu liste daha uzar gider.

Bakanlar Kurulu kararı birçok kez gazetelerde imalı esprilere neden olmuştu. "Zehirli variller bedava" türünden manşetler gazetelerimizde sıkça kullanıldı. Ama ne ciddi eleştirilere hedef olmak ne de espri konusu olmak kimseyi rahatsız etmedi. Kıbrıs Türk basını birçok kez suç duyurusunda bulunurmuşçasına "Bakanlar Kurulu kararına uyulmadı" başlıkları ile yayın yaptı ama kimse oralı bile olmadı.

CMC arazisindeki kimyasallar birçok bilimsel rapora da konu oldu. Bu raporların sonuncusu kamuoyu tarafından UNOPS raporu olarak bilinen rapordur. 2001 Ocak ayında araştırmaları başlanan ve Haziran ayında hazırlanan rapor, bir kopyası da Lefke Çevre Derneğine verilmek üzere CD halinde Çevre Dairesine verilir. Ama tüm ısrarlı taleplerimize rağmen rapor bize verilmez. Yaklaşık bir yıl boyunca bu raporun peşinde koşarız. Sonunda Kıbrıs'taki bilim çevreleri bu raporu elde eder ve bir öğretim görevlisi kopyalayıp bir kopyasını da bize gönderir. Raporu okuyunca ona ulaşmanın neden bu kadar zor olduğunu da anlarız!

Yakarak yok etmeye çalışmışlar...
CMC Tesislerindeki Kimyasal Maddelerin Miktarı

KKTC Bakanlar Kurulu'na miktarı "250 varil potasyum Amil santat" olarak bildirilen kimyasal maddelerin tam miktarı bilinmemektedir. Bu konuda Bakanlar Kuruluna verilen bilginin de eksik olduğu Çevre Dairesi Müdürü'nün açıklaması ve UNOPS'un sayımları ile belgelenmiş oldu.

UNOPS raporu için yaptığı sayımda, Cohen'in bulguları şöyledir:

"Bakır Flotasyon Ünitesi'nin kuzey doğusu (açık alanda), Yaklaşık 150 varil Ksantat (Amyl Xanthate), binanın güneybatısında 50 - 75 varil Flocculant (N-200 ), ayrıca içeriği yağ olan 10 dan fazla varil binanın kuzeydoğusunda açık alanda ve birçoğu patlak ve içerikleri toprağa karışmış olarak bulunmaktadır. Flotasyon Ünitesinin içerisinde ise , içeriği Ksantat, Flocculant ve Pine oil olan 50 den fazla varil atıl vaziyette bulunmaktadır. Yol üzerinde 20 varel Flocculant. Kimya Deposunda ise, yaklaşık 50 varil ve çoğu Flocculant içeren kimyasal madde bulunmaktadır."

Öte yandan Çevre Dairesi Müdürü Ertan Öztek'in UNOPS a verdiği bilgide ise CMC tesislerindeki kimyasal maddeler ve miktarları şöyledir: " 14 varel Pine Oil, 100 varil Na Nitrite, 100 varil Floucculant ve 15 tanesi kısmen boşalmış 130 varil ksantat ( Xanthates).

Yani Çevre dairesi toplam varil sayısını 344 olarak verirken, Cohen yanlarına çok fazla yaklaşamadığı varilleri 330 ile 355 arasında bir rakam olarak bulgulamıştır.

Bu sayımın üzerinden bugüne kadar yaklaşık bir yıllık bir zaman geçmiştir. Bir ay kadar önce bizim yaptığımız sayımda ise varillerin miktarı yaklaşık olarak 272 civarında çıkmıştır. Bizim sayımımıza göre şu an tesislerde bulunan variller ve yerleri şöyledir:

Yıkılan foltasyon ünitesinin dışında iki farklı yığından birinde 32 diğerinde ise 90-100 civarında, yine ayni yerde ezilip parçalanıp dozerle sürüklenerek bir araya toplanmış yaklaşık 25 adet varil. Ayni binanın doğu kısmında molozlar altında 3 adet ve orta bölümünde 13 adet, binanın batısında ise 59 adet. Flotasyon havuzları yanındaki yıkılan binada, daha önce hiç bir sayıma girmemiş su içerisinde yüzer vaziyette 40 adet. Kesin sayım yapmak koruyucu elbiseler olmadan mümkün olmamakla beraber yine de 50 civarında varilin eksik olduğu ortadadır. Bunu eskiden çektiğimiz fotoğraflardan da görebilmekteyiz. Yıllardan beridir yağmur ve güneş altında bulunan ve paslanan yüzlerce varilin bir kısmı patlamış, erimiş halde de olsa bu kimyasallarla dolu idi ve ve bu varillerin ne boş olanları ne de dolu/kısmen dolu olanları ortada yoktur.

UNOPS raporuna göre Tesislerde kullanılan ve bir kısmı bugün tesislerde bulunan ve bazılarının da bulunma ihtimali olan kimyasal maddeler şunlardır:

1- Sodium Cyanide -NaCN
2- Sulfuric Acid - H2SO4
3- Sodium Sulfide - Na2S.9H2O
4- Potassium Ethyl Xanthane
5- Sodium Ethyl Xanthane
6- Carbon Disulfade
7- Pine Oil
8- Superfloc HX-300
9- Trichloroethylene
10- Arocholor 1254 (PCB)

UNOPS raporuna göre bugün tesislerde bulunmayan ama tesislerde kullandığı
bilinen kimyasallar ise:

1- Sodium Isopropyl Xanthate ; 1974 Öncesi CMC tarafından Bakır Flotasyon Ünitesi'nde kullanıldı.

2- Potassium Amyl Xanthane ; 1974 Öncesi CMC ve 1980 sonrasında Komtex tarafından
Bakır Flotasyon Ünitesi'nde kullanıldı.

Öte yandan, CMC'nin müdürlerinden Robert J. Hendricks 1956 yılında yazdığı bir raporda flotasyonda kulandıkları kimyasalları şöyle sıralar.

1- Sapinol
2- Amyl Xanthate
3- Lime

CMC'nin Kullandığı ve 1975 de bölgeyi terk ederken birkısmını tesisler içerisinde atıl durumda bıraktığı kimyasallardan başka bir de 1985 yılından sonra Komtex isimli şirketin bıraktığı kimyasal maddeler de vardır. 1980 sonrası bir süre CMC tesislerinde sorumlu olarak çalışan Nükleer Mühendis Mehmet Özerkman, 24/02/1999 tarihinde Kıbrıs gazetesine verdiği demeçte, 1980 sonrasında Kometex firmasının tesislere 300 varil potasyum email ve hidroklorit asit getirildiğini bunların birkısmının kullanıldığını, kalanların çok tehlikeli olduklarını ve yanlarına bir metreden daha fazla yaklaşmamak gerektiğini bildiriyordu.

Carbon Disulfat. ( C-S2 )

Soyum Ksantat, kendisi de insan sağlığı açısından tehlikeli maddeler sınıfına girse de bu maddenin su ile temas etmesi durumunda çok daha tehlikeli bir gaz olan karbon disülfat açığa çıkar. Bu yüzden CMC atıkları konusunda UNOPS ve UNDP için rapor hazırlarken, Dr. Harvey A.Cohen, karbon disülfatı da CMC tesislerindeki tehlikeli maddeler listesine dahil etmiştir.

Karbon disülfat'ın solunması durumunda, kendini kaybetme derecesinde titreme, nefes darlığı, kasların çalışmaması ve ölüme kadar gidebilen sağlık sorunları ortaya çıkar. Buharı gözler için yakıcı olan karbon disülfatın, deri üzerinde de ciddi yakıcı etkisi vardır ve deriye teması halinde şişmeler olabilir. Devamlı olarak karbon disülfat buharına maaruz kalan insanlarda merkezi sinir sistemi bozukluğu, ayaklardaki kaslarda zayıflama, yorgunluk, kaşınma, uykusuzluk gibi anormallikler görülür.

Karbon disüfat'ın çevresinde çalışan insanlarda kalp rahatsızlıkları, görme ve işitme sorunları ortaya çıktığı bilinmektedir. Yine karbon disülfat ile temas halindeki kişilerde üreme organlarında sorunlar olduğu ve cinsel isteksizlik başladığı, erkeklerde sperm sayısında azalma, kadınlarda ise adet düzensizliğine yol açtığı gözlemlenmiştir.

Sodyum etil ksantat.

(Sodium Ethyl Xanthane)-(Sodium xanthogenate, Sodium ethyl dithiocarbonate)
Sodyum Etil Ksantat, göze temas etmesi halinde hafif ve orta derece yanmaya neden olur. Deri üzerinde de orta derecede yakıcı etkisi vardır.

Sodyum Etil Ksantat'a uzun süre maaruz kalan insanlar ve hayvanlar üzerinde hiç bir araştırma yapılmamıştır. Diğer ksantat ürünleri ile hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bu maddelerin merkezi sinir sistemi bozuklukları, ciğer ve böbreklerde ciddi rahatsızlıklara yol açtığı saptanmıştır.

Bu maddelerin kapalı, iyi havalandırılmış, soğuk ve kuru yerlerde muhafaza edilmesi, ateşten uzak tutulması ve ambalajlarının elektriklenmeye karşı topraklanması ve taşınırken veya ellenirken toz çıkarmamaya dikkat edilmesi gerekmektedir.
(UNOPS raporundan çeviren Tamer Dayıoğlu)

Sodyum Siyanür. ( Sodium Cyanide -NaCN )
CMC, Sodyum Siyanürü altın madeni çıkardığı dönem olan 1932-1942 yılları arasında kullanmış ve siyanürlü atıkları yoğun olarak denize bırakmıştır. Bu atıkların yaklaşık 30,000 ton civarında bir bölümü Gemikonağı Tesislerinde bulunmakta, 150 varellik (yaklaşık 30 ton) siyanür stokunun akibeti ise tam olarak bilinmemektedir. Siyanürün asitle temasında zehirli gaz ürettiği bilinmektedir.
Siyanürün Sağlık Üzerindeki Etkileri.
Yüksek miktarda siyanür, insan sağlığına çok zararlıdır.Yüksek seviyede siyanür içeren havayla kısa süreli temas; beyinde, kalbte hasara neden olur ve komayla ölüm meydana gelebilir. Düşük seviyede Asiyanürle uzun süreli temas sonucunda; soluma güçlüğü, kalb ağrısı, kusma ,kanda değişiklikler, başağrısı ve tiroid bezinde genişleme meydana gelebilir. Fazla miktarda siyanür alan kişilerde, derin ve kısa soluma, konvulsiyonlar (nobetler), bilinç kaybı gibi semptomlar ortaya çıkabilir ve ölümle sonuçlanabilir. Yüksek kan siyanür düzeyi olan kişilerde, el ve ayak parmaklarında güçsüzlük, yürüme zorluğu, şaşılık, sağırlık ve tiroid bezi fonksiyonlarında azalma gibi tehlikeli etkiler görülmektedir. (Dr. Armağan Karal'ın yayınlanmamış çalışmasından.)

Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.
CMC maden atıklarının rehabilitasyonu konusuna sivil toplum örgütleri geniş bir dayanışma örneği yaratarak müdahale etmediği sürece bürokratlar bizlerle alay etmeye devam edecekler. Küçük bir arşiv çalışması bile bu iddianın hiç de temelsiz olmadığını kanıtlamaya yeter. İşte son üç yılda CMC atıklarının temizlenmesi için başlatılan çalışmalar konusunda basına yapılan açıklamalardan seçmeler:

"Sağlık ve Çevre Bakanı, CMC tesislerinin de büyük bir çevre sorunu olarak karşılarında durmakta olduğunu belirtti. CMC ile ilgili birtakım adımlar atmalarına karşın olayın boyutlarının çok büyük olduğunu anımsatan Bozkurt, bilinçli hareket ve adımlarla zaman içerisinde sorunu çözüp Lefke bölgesinin bu çevre kirliliğinden kurtarılacağına olan inancını dile getirdi..."(6 Haziran 2000 Kıbrıs)

"...CMC atıkları gibi çevre sorunlarına işaret eden Bozkurt, bunları süreç içinde çözmek için çalışmalar başlattıklarını..."(7 Haziran 2000-Kıbrıs )

"...bu tesis şimdilerde bölge için büyük tehlike arz ediyor. Lefke Tanıtma Derneği de bunu devamlı gündemde tutuyor. Zaman zaman fazla abartılıyor, ancak onların da haklı olduğu yanlar var. Daire olarak biz de geçtiğimiz günlerde CMC'ye yönelik uzmanlar bazında bir çalışma başlattık. Çalışmalarımız uzun süreli ve CMC'nin ortadan kaldırılmasına yönelik olacak..."(Çevre Dairesi Müdürü'nün açıklaması, 21 Ağustos 2001-Kıbrıs)

"...CMC ile ilgili çalışmalar aralıksız sürüyor: Çevre Koruma Dairesi Müdürü, değişik alanlardaki proje ve çalışmaların sürdürüldüğünü ve sürdürülmeye devam edeceğini ifade ederken CMC konusuna da değinerek bununla ilgili çalışmaların UNOPS'un da katkılarıyla aralıksız sürdüğünü bildirdi. Öztek, "Birinci aşaması tamamlanan projemizin ikinci aşaması olan kısa vadeli tedbirlerin hayata geçirilmesi ve analiz planının uygulanması için yapılan çalışmalar son aşamasına gelmiş ve yaz ayları içerisinde de uygulamaya geçilecektir" dedi..."( 6 Haziran 2002 -Kıbrıs)

"...Atıkların çevreye yayılmasını durduracağız..."( Çevre Dairesi Müdürü, 8 Haziran 2002 Kıbrıs)

Projeler ve vaatler uzar gider, Gazetelerde sık sık "Nihayet, CMC temizleniyor, CMC ye ilk kepçe, Çalışmalar sürüyor diye başlıklar atılır ama her seferinde kendimizi başladığımız yerde buluruz.


SON REHABİLİTASYON ÇALIŞMALARI

CMC atık havuzlarının patladığı, Bakanlar Kurulu kararına rağmen kimyasal maddelerle ilgili hiç bir önlem alınmadığı haberleri Haziran ayı boyunca gazetelerde çoğu kez manşetten işlenmeye başlayınca hemen önlem almak için girişimler de başladı. Aslında patlayan 17 numaralı atık havuzu ile ilgili ilk haberler Ocak 2000 tarihinden beridir gazetelerde yayınlanıyordu. Bu havuzun yüzey alanı 70.000 metrekaredir ve patlağı 3 yıl önce kamuoyuna haber veren Lefke Çevre Derneği yaptığı ölçümlerle bu sürede havuzda ortalama 1.5 metreye yakın çökme olduğunu tespit etti. Bunun anlamı 150-200 bin ton atığın Lefke deresi yolu ile denize ulaştığıdır.

Aradan geçen 3 yıllık zaman süresince önlem almayı aklından bile geçirmeyenler, kamuoyu baskısı karşısında hemen harekete geçerler. Rehabilitasyon için 3.900.000.000 TL kaynak ayrılır ve çalışmalar başlar. Gemikonağı CMC tesisleri 725.000 metrekare tesisler bölgesi ve 841.000 metrekare atık havuzları bölgesi olmak üzere 1.5 milyon metrekareden büyük bir alandır ( 156.6 hektar). Atık havuzları bölgesinde toplam 12 atık havuzu içerisinde 10 milyon ton civarında maden atığı vardır. Bugünün şartlarında 100 metrekarelik bir konutun sıradan tamiratı için bile 4 milyar TL komik bir rakamdır. Yani sonucun nereye varılacağı işin başından belli idi.

Öte yandan felaketin boyutlarını tanımlamaya yönelik ciddi hiç bir girişim de sökonusu değildir. Bugüne kadar CMC atıkları ile ilgili araştırmalardan elde edilen verilerin büyük kısmı Lefke Çevre Derneği'nin son derece kıt imkanları ile yaptığı ve yapılmasına öncülük ettiği çalışmalardan elde edilmiştir. Devlet birimlerinin içme ve sulama sularına ilişkin birçoğu tartışmalı analiz raporları dışında göze çarpan tek çalışma K.K.T.C Çevre Koruma Dairesi Müdürlüğü tarafından 28/10/1999 Tarihinde K.K:T.C. D. Lab. Yaptırılan 89/99-2440 Numaralı Bitki Analiz Raporudur.

Bu rapordaki veriler de çok çelişkili olduklarından raporun altına Radyasyon ve Çevre Analizleri Şube Amiri Halil Çağnan imzası ile şu not düşülmüş; "Bir analiz sonucu ile genel bir yargıya varılamaz... Numuneler alınırken homejen bir karışımdan alınmadığı için, iki numuneye bitkinin değişik organları değişik oranlarda alınmıştır. Bunun neticesinde bazı metal sonuçları birbirinden farklı çıkmıştır." Ama hiç kimse araştırmayı tekrarlama görevini üstlenmez.

Bugün bu konuda elimizdeki sağlıklı veriler Lefke Çevre Derneği'nin daveti ile ülkemize gelen Ege Üniversitesi Çevre Merkezi araştırmacılarının yaptıkları analizlerden elde edilmiştir. Devlet tarafından yaptırılan bir diğer araştırma ise Lefke Bölgesindeki toprakların iz element tablosudur. Bu çalışmanın da Lefke Bölgesine özel yapılmadığını, tüm ülkede yapılan genel bir çalışmanın parçası olduğunu biliyoruz. Eğer ortada başka birşey varsa onlar da kamuoyundan saklananlardır.

İşte bu düzeydeki "bilgi birikimi" ile başlayan rehabilitasyon çalışmaları, kamuoyunun bilgisine getirilen heyecanlı açıklamaların arkasında tam bir rezalete dönüşerek devam eder.

Çalışmalar iki koldan ilerliyordu. İhaleyi alan As-Con firması, 17 numaralı havuzu iki farklı kanalla diğer havuzlara bağlarken, Su İşleri Dairesinin dozeri de ne işe yaradığı belli olmayan bir kanal açmakla meşguldü. Kamuoyuna bu kanalla CMC arazisine su girişinin engelleneceği açıklanmıştı. Oysa CMC arazisi zaten su girişi engellenecek şekilde yapılmıştı. Araziye su sadece iki yerden giriyordu. Bunladan biri güneyden gelen toprak yoldu. Yaklaşık 500 metre kanal kazılır ama bu yol hariç. Son haftalarda yağan yağmur suları buradan yine atıklara ulaşabildi. Sunun girdiği diğer yer ise, arazisini su basmasın diye bir üreticinin yıktığı ve buradan suyu atıklara yönlendirdiği 17 numaralı havuzun güneyidir.

Buraya da 4-5 kepçe toprak koyup sorunu giderdiler. As-Con ise her biri 20-30 metrelik iki küçük kanal kazıp işini bitiriverdi. As-Con'un bir diğer görevi de varellerin konacağı pirit havuzunu temizlemekti. Daha iş bitmeden ödenek bitiverdi. Ödenek yetersizliğinden adım atamaz hale gelen şirketin bazı işleri kendi imkanları ile yapma çabası (Havuzlardaki suyun boşaltılması gibi) faydasız girişimlerdi. Zaten sonuç başından belli idi.

Yıllardan beridir bu konuda yaşanan ciddiyetsizliklerin bilincinde olarak durumu değerlendiren Lefke Çevre Derneği, devlet birimlerinin bu kez de gelenekselleşmiş politikalarını terk etmeyecekleri, yani sorunu uyutup unutturmaya yönelik bir dizi göstermelik işin dışında birşey yapmaya niyetleri olmadığı kararına varmıştı. Zaman bizi yanıltmadı. Kamuoyuna verilen umut bizim en azından bir süre susup izelemizi gerektiriyordu. Bölgede ciddi çalışmalar olduğuna herkesi inandırmışlardı. Bir de ne yalan söyleyeyim bu kez en azından 300 civarındaki kimyasal madde dolu varel sorununu hallederler diye düşünmüştük. En azından bu olsun yanımıza kar kalırdı. Biz de yanıldık.

Varelleri CMC pirit yüzdürme havuzlarından birinin içine gömme kararı almışlardı. Beton havuzun içini boşaltmaya başladıklarında itiraz ettik. Bu işler böyle olmaz, atık gömmenin de bir standardı var diye. Gerekli testleri yapmadan gömme işlemine geçmeyecekleri sözünü verdiler. Sözlerinde de durdular. Basından öğrendiğimize göre testlerin sonucu olumsuz çıktı. Ve 18 Ekim tarihli Kıbrıs Gazetesinde İçişleri Köyişleri ve İskan Bakanı'nın açıklamasına göre temizliği yapılan havuz bu iş için uygun bulunmadı ve yeni alternatifler aranmaya başlandı.

Rehabilitasyon için çalışmalar 15 Ağustos 2002 tarihinde başlamıştı, İki ay sonra 18 Ekim tarihinde hiç de süpriz olmayan açıklama geldi, "yeni alternatifler aranacak". Bugün 19 Kasım ve hala alternatif aranıyor. Öyle görünüyor ki biz sesimizi çıkarmadığımız sürece aramaya devam edecekler.

ilker_eroglu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-11-2008, 20:18   #100
Ağaç Dostu
 
ilker_eroglu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 27-07-2007
Şehir: İstanbul-Hadımköy
Mesajlar: 1,284
Galeri: 4
UNOPS NE YAPIYOR?

UNOPS ile birlikte çalışmalar yapıldığını/yapılacağını gazetelerde sık sık okuyoruz. Bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde de UNOPS'un hazırlattığı rapordan bahsettik, bu araştırmadan alıntılar yaptık. UNOPS'un görevlendirdiği Dr. Cohen çalışmaya Ocak, 2002 de başlar ve çalışmasını Haziran ayında bitirir.

Özellikle burada bizi ilgilendiren CMC arazisindeki kimyasal maddeler olduğu için raporun bu konu ile ilgili bölümlerinden alıntılar yaptık. Anlatılanlar kelimenin tam anlamı ile korkunç şeylerdir. Peki tüm bunlar bu kadar açık bir şekilde bilinmesine rağmen onlar ne yapıyor?

UNOPS'un CMC atıklarıyla fiili ilgilenmesi nerdeyse bir yılı buluyor. Yani bir yıldan beridir resmen bu işin içindedirler ve bu konu hakkında detaylı bilgiye sahiptirler. UNOPS'un önündeki bürokratik-siyasal engeller onları belli dengeler üzerinde iş yapmaya zorlayabilir, bunlar hepimizin bildiği sorunlardır, ama öyle anlaşılıyor ki Kıbrıs sorunudan kaynaklanan engeller çoğu zaman olduğu gibi burada da işten kaçışın iyi bir bahanesi olmuş durumda.

UNOPS'un bugüne kadar yaptığı tek şey kapsamlı bir rapor hazırlatmak olmuştur, üstelik onu bile muhataplarına ulaştırmada acze düşmüşler. Peki rapor hazırlatmaktan başka yapabilecekleri hiç bir şey yok mu? Biz, ilgili devlet birimlerini 300 vareli bile kontrol altında tutmaktan acizdirler diye suçlarken, bu eleştirilerden sorundan haberdar uluslararası kurum ve kuruluşların da payına birşeyler düşmüyor mu?

Üstelik bu sorunla ilgili tek uluslararası kurum da UNOPS değildir. Avrupa Birliği Kıbrıs Büyükelçisi birçok kez bölgeyi gezip sorunla ilgilenmiş, Şubat, 2001 de Lefke'de yapılan ve ana konusunu CMC maden atıklarının oluşturduğu "Avrupa Birliği Çevre Politikaları ve Kıbrıs'ta Madencilik" isimli konferansın açılış konuşmasını yapmış, Kıbrıs Avrupa Enstütüsü'nün müdürü bu konferansa bildiri sunmuş, AB parlamentosundan milletvekilleri Lefke'ye gelip incelemelerde bulunmuşlar gözlemlerini raporlarına yazmışlar... Herşeye rağmen değişen hiç bir şey olmuyor...

NE YAPMALI?
Elbette ki sorunlarımızın çözümsüzlüğünün önemli bölümünün nedeni bizleriz.

Kıbrıslı Türkler cemaatten halka doğru evrimleşirken, yani siyasallaşmış toplum haline dönüşürken, bugün kendilerini arama süreçlerinin aşamalarından birini yaşıyorlar. Kimliğimiz üzerine yürütülen yoğun çalışmalar, kimlik tasarımları, bu konudaki belirsizlik ve çeşitlilik, toplumsal adımızın bile ne olacağı, nasıl yazılacağına yönelik tartışma, öneri ve girişimler bu dönüşümün hızı ve yönünü işaretliyor ve karşıt süreçlere tepkiyi ifade ediyor. Kıbrıslı Türkler siyasal bir topluluk olarak tarih sahnesine çıkabilmenin sancısını yaşıyorlar. Bu ne kadar mümkündür veya tarihsellik ne kadarına izin verecek onlar ayrı konu, ama modern bir topluluk olabilme çabası bir gerçeklik.

Eski toplumun bağrından ne kadar çıkabildiğimizin biricik ölçütü ise toplumsal sorunlarımızın bütünü karşısındaki tutumumuzla ölçülebilir. Sorunlar karşısındaki duyarsızlık ile her biri belirli alanlardaki sorunları çözmeye yönelmiş sivil toplum örgütlerinin gücü, yani örgütlü toplum olama düzeyimiz, toplumumuzdaki ilericilikle gericilik arasındaki dengeyi, dönüşümü gösteriyor.

Bizler eğer ilericiler olma iddiasında isek, bunun ülkemiz özelindeki pratiğini yaratmak zorundayız.

Yurdunu sevmek, yurtsever olmak, siyasal sorunlar karşısındaki duyarlılıkla sınırlanabilecek bir duygusallıkla ifade edilemez. Siyasal sorunlar da dahil olmak üzere, yurt olarak benimsenen topraklardaki her türlü toplumsal sorunla eş düzeyde ilgili olmak, yurdun doğasına, ayrım gözetmeksizin insanına aşık olmak ve bu sevgiyi evrensel bir dünya görüşü ile harmanlayabilmekten geçer. Bunun da ön koşulu toplumsal sorunları, önemleri hangi düzeyde olursa olsun hiyerarşik sıraya sokmamaktır.

CMC'deki Kimyasallar başlığı altında bu konulara daha fazla giremeyiz. Ama var olduğuna inandığım potansiyelimize rağmen, sivil toplum örgütlerimizde yaşanan çaresizlik büyük oranda yukarıda çok az açabildiğim teorik çözümlemeleri ülkemiz özelinde yapmamış (ya da çok az yapmış) olmamızdır.

300 varile teslim olmuş bir toplum olmak, en basit sorunları bile çözme kapasitesinden yoksun bürokratlar tarafından yönetilmek ile toplumun sivil gücü arasında kopmaz bir ilişki vardır. Eğer saygın bir toplumsal kimlik istiyorsak, bu ancak sorunlarımızı çözme konusundaki kararlılığımızla mümkün olabilecektir. * 5 *

***

CMC RAPORU

Bu metin Lefke Çevre Derneği'nin girişimleri ile, Ege Üniversitesi Çevre Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ümit Erdem başkanlığında, Prof. Dr. Hans Günter Barth, Prof. Dr. Ünal Altınbaş, Prof. Dr. Eymür Henden, Prof. Dr. Şevki Filiz ve Prof. Dr. İsmail Duman tarafından hazırlanan raporun özetidir.


Bu metin Lefke Çevre Derneği'nin girişimleri ile, Ege Üniversitesi Çevre Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ümit Erdem başkanlığında, Prof. Dr. Hans Günter Barth, Prof. Dr. Ünal Altınbaş, Prof. Dr. Eymür Henden, Prof. Dr. Şevki Filiz ve Prof. Dr. İsmail Duman tarafından hazırlanan raporun özetidir.

İLK İZLENİMLER VE GENEL GÖRÜŞLER
Dünyanın en büyük çevre sorunu olarak kabul edilmesi gereken Gemikonağı CMC atıkları her şeyden önce hukuksal bir sorundur. Konu mutlaka uluslar arası düzeyde hukuk kurullarına taşınmak durumundadır. Her ne kadar Kıbrıs yayın organları tarafından başlatılan bu çalışmalar Lefke'ye özgün çalışmalar olsa da, konu uluslararasıdır. Konu, Türkiye, İsrail, Mısır, Lübnan, Yunanistan ve İtalya gibi Doğu Akdeniz ülkeleriyle, Orta Akdeniz ülkelerini tehlike altına almaktadır.

Burada önemli bir konu, insanı ilgilendiren bir olaya siyasal, politik **** şekilci yaklaşmamak sorumluluğudur. Çünkü sorun, Lefke **** Kıbrıs Adası'nın değil, Amerika'dan başlayarak çok uluslu şirketlerin sorunudur. Türk Araştırmacılar grubundan önce yapılan çalışmalarla saptanmıştır ki; arsenik baryum gibi ağır metal birikimi Doğu Akdeniz'de önemli bir sorunu oluşturmaktadır. Alanda riziko analizi yapılmadan, orada tarım yapılmamalıdır, su kullanılmamalıdır, hayvan otlatılmamalıdır ve en önemlisi de dolaşılmamalıdır.

Yapılan incelemeler göstermiştir ki, ayrıca kirlilik alanı, belirtilen miktarın çok üzerindedir. 2000 dönüm olarak yaklaşık olarak belirlenen bu alan kirlilik bölgeleri dikkate alındığında 2000 dönümün çok üzerinde olarak saptanmıştır. Çünkü burada önemli bir konu da uzun süreli zehirlenmedir, aslında ölüm vadisi olarak nitelenebilecek alan içinde çalışma için için sürmekte, yani kimyasal reaksiyon devam etmektedir...

Burada yalınızca Lefke **** Kıbrıs'ta değil bütün Akdeniz'de önemli bir insanlık ayıbı yaşanmaktadır. Doğu Akdeniz bölgesinde arsenik, baryum, kadmiyum gibi önemli ağır metal kirliliği bir gerçektir, bölge bu yüzden hemen rehabilite edilmelidir. Maden şirketinin etkilediği alan yaklaşık 500 kilometre kare olarak görülmelidir. Yapılan ilk gözlemlerde bu alanda 8 milyon ton tehlikeli atık bulunmaktadır. Tekrar edilmek gerekirse bu yüzden sorun tüm Akdeniz ülkelerinin sorunudur.
TARİHSEL GELİŞME VE ÇEVRE OLGUSU
Yöredeki kükürt mineralizasyonu, okyanus diplerindeki ısı yüklü akışkanlar (hidrotermal)'in becerisi ile oluşmuştur. Karadağ yöresindeki Lefke açık ve Karadağ kapalı rezerv işletmelerindeki ham cevherler ile Gemikonağı Limanı'ndaki kimyasal atıklar, hurda birikintileri, siyanürlü altın üretimi atıkları, bakır flotasyon işletmesinin yan atıkları, %25-%30 kükürt içeren piritli atık havuzları, yörede toprak taban suyu ve deniz kirliliği yanında, yazın aşırı ısınma sonucu, kükürt gazları ve maden tanecikleri ile hava kirliliği de oluşturmaktadır.

Maden Deresi üzerinde toprak dolgu barajı olarak yapılan Gemikonağı Göleti'nde tarafımızdan yapılan incelemelerde demir ve bakırlı kükürt ile "paslar"yüzeysel sularla taşınarak içme suyu ve sulama suyu için ağır metal yoğunlaşmasına koşut olarak asit ortam oluşturabilecekleridir.
Bugünkü görüntü, çevresel bozulmanın ve ekolojik dengeye indirilen darbenin çok tipik bir örneğidir. O nedenle bu alan aslında tüm çevreciler ve yaşamının geleceğini düşünenler için ayrıca çevre kirliliğine örnek bir açık laboratuar olarak da değerlendirilmelidir.

Maden işletmeciliği sonrası şekillenen yerel kirlilik boyutları ele alınırsa yapılan gözlemlere, yerinde incelemelere göre denizden, dağlık alanlara doğru dört düzeyli bir belirleme yapılabilir. Bu düzeyler;

1.Gemikonağı girişinde bulunan ve siyanür içerme olasılığı bulunan altın atıkları.

2.Gemikonağı girişindeki işletme tesislerinin bulunduğu alandaki bakır flotasyon atıkları.

3.Yükselerek altı ayrımlı atık havuzu oluşturan ve içerisinde %30 civarında kükürt bulunduran, pirit mineralinin yoğunlaştığı atık havuzları.

4.Karadağ Bölgesi'nde madencilik becerileri sürecinde çıkarılmış olan düşük tenörlü bakır birikintileri ile kimi dere yataklarındaki pasa atıkları olarak belirlenebilir.
Burada, bir önemli nokta ise, madenin çıkarıldığı yöreler ile, cevher üretimi durdurulmuş açık işletme sahaları yanında yağmur sularına ve bu bağlamda Arazi eğimine koşut olarak yüzey akışlarının devinimidir. Bir başka önemli nokta ise, yüzeyde bulunan ve kükürtlü bir mineral olan pirit (FeS2) ve kalkopirit (CuFeS2), yağmur suları ve serbest oksijen ile tepkimeye girerek arazi yüzeyindeki atıklar yanında sulardaki asiditeyi de yoğunlaştırarak, yörenin yüzey sularını, çevresel toprakları deniz kıyısı ve deniz suyu ile yeraltı sularında kirlilik parametreleri oluşturmaktadır.

Bu arada yaklaşık 5 km. Genişliğinde ve 800 metreyi aşan bir boyutta. Akdeniz ortamında deniz suyunun kırmızıya döndüğü ve bu rengin yağışlardan sonra daha da yoğunlaşarak arttığı gözlenmiştir. Ayrıca asitliğin yoğunlaşmasının daha da ilerleyerek arttığı gözlenmiştir. Asitliğin yoğunlaşması metalik iyonlardan Fe, Cu, Pb'nun artışına neden olmaktadır. Kükürdün oluşturacağı iyon ve kompleksleri ileH` iyonu yoğunluğu toprak ve suda kirlilik oluşturarak onun doğal özelliğini olumsuzluğa doğru yönlendirmektedir.

Benzer şekilde yapılan gözlemler göstermiştir ki Gemikonağı Göletinin yukarı bölümünde ve Maden deresinin doğrudan göletle birleştiği noktada doğrudan bakırdan kaynaklanmaktadır. Çünkü suyun drenaj alanında bulunan pas ve madan cevheri birikimleri, eğim ve yüzey sularına bağımlı olarak gölete doğru bir akış özelliği göstermektedir. Ayrıca bir önemli nokta ise denizden yukarı bölümlere doğru, cevher atıkları, kimyasal madde atıkları işletmenin kapatılmasıyla çevredeki hurdalıklar bir başka önemli çevre sorunudur.

Atık havuzlardaki tepkimenin (PH) çok yoğun asit oluşu kimyasal ayrışmayı yoğunlaştırır ve sonuçta mikro element ve ağır metallerin serbest kalmasına ve bunların da taban suyu yanında, yüzeysel sularla denize ve çevre arazilerine taşınmasına ve kirlilik yükünün her geçen gün yoğunlaşarak artışına neden olur. Bu arada böyle düşük asitli koşullarında ayrışma ortamında sekonder oluşumlu kaolinit kil minerali yanında gibsit-Al(OH)3, hidrargillit-Al(OH) ve gootit-FeOOII oluşumları da yoğunlaşır.

Maden atıklarında çevresel topraklarda ve çözeltilerdeki Al-3 yoğunlaşması havuzlardaki kimyasal asitb ayrışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Deniz kıyısından itibaren 50-100m içerdeki kuşak şeklindeki oluşumda demir yoğunluğu oldukça fazla ve sonuçta atık yüzeyi kırmızı ve sarı rengiyle çok belirgin demir niceliği %14,7719 ile en başat sınırda dağılım göstermektedir. En yukarı bölümde örnekleme sürecinde, civardan akan suyun çok yoğun kükürt kokusu içerdiği belirlenirken atık örneklemelerinde kimi yüzeylerin kükürt elementi kabuğu bağladığı gözlenmiştir.

Pirit ve kalkopirit minerallerinden element ayırma işleminde, ayrışma ortamında sülfüroz ve sülfirik asit yoğunlaşması sonucu atık tepkimesi (PH) son derece asit olduğundan örnekleme sürecinde temasta bulunan cildimizin oldukça ileri düzeyde etkilendiği, burada ayrıca belirtmek uygun olacaktır. Bu arada çevresel rüzgarlarla %70-%80 sınırlarında dağılma gösteren kil+mil inorganik taneleri, yöreye toz bulutu şeklinde dağılarak ağır elementler ve kükürtçe artan çevresel kirliliğe neden olmaktadır.

Lefke ve Gemikonağı dolaylarının hidrojeolojik görünümüne bakacak olursak, Teodos Ofiyolit kompleksinden beslenen ve kuzeye doğru akış gösteren dereler ve beslenim alanlarında yer alan Cu-Fe-Sülfür maden sahaları terkedilmiş bir vaziyette çevresini ve yaşamın her türlü öğesini tehlikeye sokmaktadır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
İnceleme alanı olan Lefke ve Gemikonağı mevkii, deniz kıyısından başlamak üzere içerilere doğru devam eden 2000 dönümün üzerindeki bir alanı kapsamaktadır. Alan gözle görülebilir beş duyu organıyla hissedilebilir biçimde, önemli bir çevre sorunu yumağı ortamı durumundadır. Bu şekliyle alan Risk Bölgesi şekliyle tanımlanabilir. Tehlikeli Bir Çevre örneği olarak Açık Laboratuardır denebilir. Bu belirtilenler aşağıdaki bulgularla oldukça açık bir biçimde görülebilmektedir.

BULGULAR VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
1. Bölgede doğru bir envanter çalışması bulunmamaktadır.Bu nedenle araştırmalar ivedilikle derinleştirilmeli, kirlilik durumunun taban verileri saptanmalı, böylece Risk Analizi sonuçlarına ulaşılmalıdır.Ekolojik kapsamda yaşamsal bir Riziko Analizi bu nedenle oldukça önemli olarak görülmektedir. Konuyla ilgili tarafımızdan yapılan su analizleri ( Çizelge 2 ) durumu, ön araştırma çalışmasında bile açıklamaktadır.

2. Envanter çalışmalarının ve Riziko Analizi çalışmalarının sonucunda Alan Kullanım Karalarına gidilmesi zorunludur.Böylece doğru kullanımlarla risk sorunu en aza indirgenecektir. Çünkü alan 1974 tarihinden itibaren 25 yılı aşkın bir süredir terk edilmiş bir alan durumundadır.

3. Açık seçik ortada olan çevresel zararlanma yalnızca Lefke'yi ya da Kıbrıs'ı değil Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeleri, giderek Yunanistan, İtalya gibi turizim yörelerini de doğrudan etkileyecek durumdadır.

4. KKTC Devlet Laboratuarı Müdürlüğü tarafından 18.03.1999 sulama suyu raporları da göstermektedir ki önemli toksik maddeler adı geçen alanda standartların üzerinde bulunmaktadır.

5. Kısa vadede özellikle yaşamsal risk taşıyan önlemler ivedilikle ele alınmalı,böylece hemen tehlikeli olabilecek maddeler ortadan kaldırılmalıdır.

6. Alan depolama bölümünde verilen ksantatlar önemli bir tehlikedir. Bu kimyasalların beş yıllık ömrü olduğu bilinmektedir. Ancak şu anda nasıl bir tehlike içerdikleri ivedilikle araştırılmak durumundadır. Kansorejen olan bu maddelerin araştırma esnasında maskeler gibi ilgili araç gereç kullanılmalı ve daha sonrada bu maddeler yine ivedilikle enterne edilmelidir.

7. Her ne kadar gözle de görülebiliyor ve Çizelge 1-2'de belirlenebilmekte ise de, yine de alanda 50-60 noktada dikey araştırmalar yapılmalı.İzotop izleme yöntemi de kullanılarak hidrojeolojik akışlar belirlenebilmektedir.

8. Lefke Maden deresinde ki Gemikonağı göletine, drenaj havzası içinde yer alan pasa ve maden birikintilerinden olan atık girişlerinin önlenmesi. Göletin ve bunun kaynak verdiği kuyu sularının periyodik olarak kontrol edilmesi ve bunların sulama ve içme suyu olarak kullanılmasının engellenmesi,

9. Gemikonağında ki maden birikintileri, kimyasal madde atıkları, işletme sonrası geride bırakılan hurda atıkları, yörede gerek topraklarda, gerek bitkilerde ve gerekse sularda çevresel sorunlar yanında, görsel bağlamda da kirlilik oluşturmakta ve sonuçta kimyasal işlevin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılması için yöredeki kirlilik kaynaklarının sürekli izlenmesi ve bu amaçla da 0-1m.,1-2,5m.,2,5-4m.,4-5,5m.,5,5-7m.,7-8,5m. derinliklerden periyodik olarak örnek alınıp analizlenmesi,

10. Maden işletme çevresinin tel veya yörenin ekolojik koşullarına uygun yeşil çitle çevrilerek buraya insan ve hayvan girişinin engellenmesi, bilhassa yeşil çit oluşturarak rüzgar tutucu özelliğiyle, çevresel kirliliğin en az düzeye indirilmesinin sağlanması.

11. Atık alanın güney yöresinde yağmur sularının atık alanına girişlerinin engellenmesi ve sonuçta son derece asit tepkime yanında sularda çözünen ağır metallerin denize olan deşarjlarını önlemek için, havzanın yukarı bölümlerinde çevirme kanallarının yapımı mutlaka gerekmektedir.

12. Bir başka ilginç bulgu da adı geçen alanda, Acacia cyanophylla (Kıbrıs akasyası- Top akasya) bitkisinin yoğun oluşudur. Bitki türü adından da anlaşılacağı gibi Siyan seven akasya demektir. Bu durum da ayrıca düşündürücüdür. * 6 *

***
CMC GERÇEĞİ-2

Geçen sayıda Lefke içme suyuna ilişkin şüphelerimizi ve bir dizi çelişkili tahlili ve raporu gündeme getirmiştik. Lefke içme suyunu risk altına sokan, su kuyularının bulunduğu yerdir. İçerisindeki su, maden atıklarıyla kirlenen ve kesinlikle içilmemesi gerektiği raporlarla kanıtlanan Gemikonağı Göleti ayni zamanda içme suyu kuyularını da tehlike altına sokmuştur.

Geçen sayıda yayınlanan tahlil sonuçlarından da görüldüğü gibi bu durum en azından zaman zaman tehlike olmaktan öteye geçmiş ve bazı dönemlerde Lefke'liler limitlerin üzerinde ağır metaller içeren suyu bilmeden içmişlerdir. Bugün içme suyu tahlilleri her ay düzenli olarak yapılmaktadır. Ancak , geçmişte halkı uyarması gereken kurumların tavrını gördükçe haklı olarak kuşkulanmamak elde değil. Ayrıca, geçmiş yıllarda Lefke Çevre Derneğine bir kopyası gönderilen analiz sonuçları yaklaşık olarak bir yıldan beridir gönderilmiyor.


SULAMA SUYU (GEMİKONAĞI GÖLETİ)

Gemikonağın Göletinin projesi aslında oldukça eski bir projedir. Dere yatağının altından denize doğru oldukça güçlü bir su kaynağının yıl boyunca kesintisiz akmakta olduğu anlaşılınca, bu bölgeye su kaynağının önünü derinden kesmeyi amaçlayan bir gölet projesi ilk kez Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde hazırlanır. Bu proje yaklaşık on yıl kadar önce uygulamaya konulur, ancak 'inanılmaz' bir hata ile! Orijinal projenin uygulanacağı yer göletin yapıldığı yerden yaklaşık 600-700 metre kadar daha güneydedir.Aslında o bölgede en uygun yer de orası idi. Göleti biraz daha kuzeye inşa ederek maliyetini oldukça artırmışlar. Bu duruma birçok kurum karşı çıkmış ama onları dinleyen olmamış. Göleti şimdiki yerine inşa ederek sadece maliyetini yükseltmekle kalmayıp ayni zamanda onu milyonlarca ton maden atığının tam ortasına inşa ettiler.

Eğer trilyonlarca liraya mal olan böyle bir projeyi rezil edebilmek için özel çaba harcansaydı ancak bu kadarı başarılabilirdi. Göletin inşa edildiği alanla ilgili yazmaya gelecek sayıda da devam edeceğim, bu sayıda bizi ilgilendiren gölet suyunun neyi içerdiğidir. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre göletin suyundan kaynaklanan hiç bir sorun yoktur. Yeter ki içme suyu amaçlı kullanılmasın. Sulama suyu olarak Kıbrıs'ın en kaliteli suyu imiş. 27 Temmuz 1999 gecesi, Tarım ve Orman Bakanlığı müsteşarı Mehmet Şanlıdağ ve Ziraat Yüksek Mühendisi Mehmet Altan, Lefke'ye gelerek bir toplantı düzenlediler ve gölet suyunun sulama suyu olara kullanılmasında hiç bir sakınca bulunmadığını halka anlatmaya çalıştılar.

Özellikle, Mehmet Altan, gölet suyunun bitkiler için ne kadar faydalı olduğunu Lefke'lilere uzun uzun anlatır. Mehmet Altan'nın devletin bu konu ile ilgili birimlerini de ikna etme çabası içinde olduğunu biliyoruz. Ancak, ayni toplantıda, bu su ile sulanan alanlarda yaprağı yenen bitki ekilmemesi gerektiğini söylemekten de geri kalmıyordu. Oysa o sırada dönümlerce tarlada bu tür bitkiler gölet suyu ile sulanmaktaydı ve bu durum bugün de devam ediyor. Bunun sorumluluğu Tarım Bakanlığında değilse kimdedir ?

Gölet suyunda bazı ağır metallerin limitlerin kat kat üzerinde oluşunu Tarım Bakanlığı uzmanları hiç önemsemiyor. Ne gariptir, 'bizim yetkililerin' dışında, araştırma yapan herkes başka şeyler söylüyor. Yandaki sütunda, Türkiye Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı, Çevre Kirliliğini Önleme ve Kontrol Müdürlüğü uzmanları tarafından hazırlanan rapordan bazı bölümleri aktarıyorum. Bakalım 'bizimkiler'şimdi ne diyecek?

RAPOR

*Gemikonağı Göleti'nin sulama amacıyla devreye girmesinden sonra, maden atıklarından kaynaklanan ağır metallerin sulama suyunda kirlilik olşturduğu yapılan analiz sonuçlarından anlaşılmaktadır.

*Su kirliliğine neden olan unsurlardan birisi de toksik maddelerdir. Bu maddeler arasında en önemli gurubu ağır metaller oluşturur. Zehir etkisi gösteren bu maddeler düşük konsantrasyonlarda bulunmaları durumunda bile çevre ve insan sağlığı açısından tehlike oluştururlar.

*Su kütlesinde zararsız gibi görülebilen derişimler o suda yaşayan ve ekonomik değer taşıyan ürünlerin bünyesinde ve sulama suları ile bitki bünyesinde benzer şekilde toksik değere ulaşabilirler.

*Göletin suyla dolu rezerv alanından sadece 8-10 metre gibi bir uzaklıktan alınan su numunesinin 408 ppm demir,50.90 ppm bakır içermesinin yanısıra pH değeri de 2,42 dir. Bu değerleri taşıyan su örneği içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi tarımsal amaçlı kullanılması da sakıncalıdır.

*KKTC Devlet Laoratuvarının bu yıl içinde yaptığı analiz sonuçlarından da gölette ağır metal kirliliğinin ve dip savak seviyesinde asidik bir su tabakasının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

Gemikonağı Göleti'ndeki kirliliğin önlenmesi ve giderilmesi için, öncelikle gölete olan asit drenajın durdurulması gerekmektedir. Bu amaçla gerekli önlemler alınarak gölette tutulan su tahliye edilmeli, gölet dibinde biriken ve kirletici unsurların yoğun olarak bulunduğu dip çamuru sıyrılmalı, rezervuar içinde bulunan binalar yıkılmalı,asit drenajına neden olan havza içi kirlilik alanlar kil veya benzer bir maddeyle kaplanarak etkisiz hale getirilmelidir.Bu önlemlerin alınmasının ardından gölette su tutma işlemine yeniden geçilmeli,gölet suyunda uzun süreli ölçümler yapılarak kirlilik düzeyi belirlenmelidir. Bu önlemlerle su kalitesi sulama suyu kalitesine çıkarıldıktan sonra tarımsal amaçlı kullanılabilir... * 7 *

Kemal KURUSAKIZ / Çevre Uzmanı Hüseyin UĞUR / Ziraat Mühendisi

***

Sarsıcı bir doğa gezisi: Lefke Maden Tesisleri

Hayatımın en kötü gezisiydi. En acı verici olanı, en sarsıcısı. Bir doğa aşığı olan ben için Lefke Gemikonağı ve Karadağ bölgesindeki CMC maden tesislerinden arta kalan hastalıklı toprakları görmek, o topraklar üzerinde yürümek, sıcak ve rüzgârlı havanın etkisiyle iyice keskinleşen kokuyu duymak oldukça sarsıcıydı. İlk göze çarpan göz alabildiğine uzanan gri/mor/kahverengi tarlaların göze hiç de tanıdık gelmeyen, irkiltici görünümüydü. Toprak, toprak olma niteliğini kaybetmiş, fokurdayıp taşmış asitli bir karışımdan geriye kalan atıklar gibi duruyor.

Bir bakıma da öyle zaten. Toprağın altından sızan ve yağmur suyuyla akıp giderek dere yataklarından sulama sularına, bölgede bulunan su kuyularına ve Gemikonağı göletine karışan asit ve diğer mineraller ağır metal kirliliği yaratmakta. Bunu ben söylemiyorum gezide bize eşlik eden Lefke Çevre Derneğinden arkadaşların elimize tutuşturduğu bilimsel raporlar söylüyor.

Aslında çevreyi biraz dolaşıp, çukur yerlerde biriken kara suları görmek, toprağın aldığı görünüm ve bu tür maden şirketlerinin tarihleri boyunca altın ve maden çıkarma işlerinde siyanür kullandıklarını ve bütün önlemler alınsa bile geriye mutlaka mahvedilmiş bir çevre bıraktıklarını bilince insanın içinin rahat etmesi artık mümkün olmuyor. Bunlara bir de ikibin yılı boyunca Lefke bölgesindeki ölümlerin yüzde kırkaltısının kanserden olduğu ve bu rakamın çok da ayrıntılı ve kapsamlı bir çalışma sonucunda değil, ulaşılabilen vakalardan elde edildiğini eklerseniz durumun hafifsenecek bir tarafı olmadığını itiraf etmeniz zor olmaz sanırım.

Tamda maden atıklarının bulunduğu ve çevre kirliliğinin en yoğun olarak gözlemlendiği bir alana gölet yapmak ise bizim ne kadar insan merkezli(!) bir devlete sahip olduğumuzu göstermesi açısından iyi bir örnek olsa gerek. Göletin çevresi maden atıklarıyla dolu. Ayrıca gölet alanı içerisinde önceleri Lefke'nin içme suyunu karşılamakta kullanılan iki adet de kuyu bulunmakta. Ancak daha sonra asit drenajı nedeniyle gölette meydana gelen kirlenmenin kuyuları da etkileyeceği düşünülerek tarımsal amaçlar için kullanılmaya başlanmış. Aslında suya geçen ağır metallerin yarattığı kirlilik tarımsal ürünlerin insanlar tarafından tüketilmesinde ya da hayvanların beslenmesinde kullanıldığında sonuç dolaylı yoldan da olsa insan sağlığını halâ tehdit eder niteliktedir. (Biz oralarda dolaşırken bu sularla yetiştirilmiş karpuzlar kamyonlara yükleniyordu meselâ.)

KTMMOB'nin 1995 yılında yaptığı çalışmaların sonucu da bunları göstermektedir. Gemikonağı Göletinden alınan su örneklerinde içme suyu olarak kullanımı kesinlikle imkânsız kılan, tarımsal amaçlı kullanımın ise sakıncalı olarak nitelenmesini gerektiren sonuçlar ortaya çıkmış.

Bütün bunları okudukça içim karardı. Lefkede olan biteni, CMC'nin yarattığı kirliliği basından falan okumak tamam ama görmek, solumak başka. Göz alabildiğine uzanan o tuhaf renkli, tuhaf görünümlü tarlalarda tek bir tane bitki yok, tek bir dal yeşillik yok. Kızgın güneşin altında adeta "yer demir, gök bakır". Alabildiğine doğallıktan uzak bir doğa söz konusu oralarda. Bir an kendinizi atom savaşı sonrası, kimyasal kirlilikten yenik düşmüş, insanıyla, hayvanıyla, bitkisiyle ölmüş bir dünyada gibi hissediyorsunuz. Ama ordasınız ve olan olduktan sonra geride kalanlar halâ hayatta kalanlar için bir tehdit unsuru olmaya devam ediyor. Tıpkı maden ocakları çalıştığı sürece denize akıtılan, dere yataklarına akıtılan siyanürlü atıkların yok ettikleri bir yana geriye kalan atıkların da halâ yok etmeye devam etmesi gibi.

Milyonlarca ton atık oralarda büyük bir tehdit olarak sinsi sinsi bekliyor. Bunlardan denize sızanlar zaman zaman masmavi denizin kahverengi ya da mor bir renge bürünmesine yol açıyor. Terkedilmiş maden ocaklarının yarattığı kirliliğin boyutları sadece Lefke bölgesi ya da Kıbrıs değil tüm Akdeniz kıyısını tehdit eder nitelikte.

Bu yargı da bana ya da benim naçizane gözlemlerimin sonucuna dayanmıyor gene bilimsel raporlar bunu söylüyor. Ama gözle görünen de bunu destekler nitelikte. Bölgeyi gezdiğiniz zaman "Canım bütün bu tehlikeyi yaratanlar bunlar mıymış?" demiyorsunuz, diyemiyorsunuz.

Sadece "Aman Tanrım, aman Tanrım." Cümleciği dökülüyor ağzınızdan. (Ateist bile olsanız.) Hele bu konuda çeşitli kurumların, birçok biliminsanı ve uzmanın görüşlerini içeren raporları da okuyup gördüklerinizle birleştirince bu konuyu halâ savsaklayan ve saçmalayan yetkililere bayağı öfke duyuyorsunuz. Bir de "Canım o atıklar ve terk edilmiş tesisler yıllardır orada duruyor, değişen bir şey yok." Görüşü var. Aslında hiç de öyle değil. Oralardaki kimyasal atıklar durduğu yerde durmuyor. Birleşiyor, ayrışıyor, toprağa, havaya, suya karışıyor ve hep sinsi bir faaliyet içinde

ilker_eroglu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-11-2008, 21:51   #101
Ağaç Dostu
 
nariçi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 28-09-2008
Şehir: Gaziantep-Adıyaman
Mesajlar: 3,411
Galeri: 8
Son günlerde insanlar bindiğidalı kesmeyi çok seviyor **** farkında olmuyorlar.
Yalnız kazdağları değil 'Dünya'yı, onun yorganı atmosferi tüketiyorlar, dünya hırsı öyle gözlerini kör etmişki, Hakikaten devletler milli yeraltı ve üstü servetlerini planlayarak mı arayıp işletiyor yoksa tahmini ne bulurlarsa hemen tüketmeye mi çalışıyorlar, ormanda amenajman planları yapılır ama (yetkilileri dirayetsiz). madenler konusu nasıl?


Düzenleyen nariçi : 26-11-2008 saat 18:06
nariçi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2008, 01:38   #102
hfz
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 06-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 810
Galeri: 5
Sevgili Arkadaşlar,

Biliyorum çok gecikmeli bir çağrı olacak ama ancak girebildim foruma. Umarım geri dönen arkadaşlar da olur...

Koza Altın İşletmeciliği A.Ş. nin işletmeciliğini yaptığı Bergama Ovacık Altın Madeninde ikinci bir havuz açılmak isteniyor. Bu konuda 28 Kasım 2008 Cuma günü saat 11.00'de halkın katılımı ile Ovacık'ta bir Çed toplantısı yapılacak.

Madende 2. bir havuz açılmak istenmesi Kozak Yaylası ve Kazdağları için gerçek bir SOS alarmı.... Yani bizler ne kadar savaş verirsek verelim, yapacakları işten emin! kuruluşların işlerine biz halka rağmen devam ettiklerine bir gösterge. Yine de halkın katılımının yoğunluğu ve itirazlarının çok ama çok etkili olduğu da, bu tarz gelişmeleri yavaşlattığı da örnekleri ile ortada..

Bergama Altın Madeninde ikinci bir atık havuzunun yapılmasına ''HAYIR'' demek için İzmir ve çevresinden katılmak isteyen arkadaşlarımıza çağrı yapmak istiyorum...

Ulaşım ücretsiz olacaktır. Katılmak isteyen arkadaşlarımızın (Uygun araç kiralanması için) 27 Kasım Perşembe günü saat 15.00'e kadar adı-soyadı ve telefon numarasını özel mesajdan bildirmelerini rica ediyorum. Bu bilgiler Cuma sabahı hareket yeri ve saati için önemlidir...

Bu arada yukarıda adı geçen sevgili Ertuğrul Barka bizlerle olacaktır.. Büyük ihtimalle Naci Kaptanımız da...

Ayrıca Bergama'da ikamet ettiğini tahmin ettiğim Enigma_6643 rümuzlu arkadaşımız ile de tanışmayı, yüz yüze görüşmeyi çok istediğimi belirtmek isterim. Eğer orada olursa beni bulmasını (kendilerini rümuz ile bulma imkanım olmadığından) çok rica ediyorum...

İçten sevgi ve saygılarımla...

Hafize Mert

hfz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-03-2009, 22:50   #103
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 10-03-2009
Şehir: balıkesir
Mesajlar: 2
Kaz Dağlarını koruyalım kazı yaptırmıyalım

Kaz Dağları, çokuluslu şirketlerin altın madeni arama çalışmalarına sivil örgütlerin desteğiyle direnmeye çalışıyor. Çevre Bakanlığı da şirketler de bu doğa kaybının farkında değil. Çanakkale Çevre Platformu konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı: “Mücadelemiz sürecek!”
LÜTFEN KAZ DAĞLARINI KORUYALIM

cagdas1270 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-03-2009, 22:56   #104
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 10-03-2009
Şehir: balıkesir
Mesajlar: 2
ARKADAŞLAR HEPİNİZİN DEDİĞİ DOGRU NE OLACAK BU TÜRKİYENİN HALİ HEM Dünyanın 2. oksijen cenneti.
3 milyon dönüm ormanı var.
43 endemik (yalnız bu yöreye ait) bitki türü var. Kazdağı göknarı ile dünyada meşhur.
Yeşil altın (zeytin) cenneti-12 milyon zeytin ağacı var.
Önemli bir turizm- ekoturizm bölgesi. Ayrıca kaplıcaları ile sağlık turizmi bölgesi
Antik dönem yerleşimlerinden pek çok antik kent var.Truva, Antandros, Gargara…
Önemli bir su kaynağı.
Değişik kültürlere ev sahipliği yapıyor: Türkmen, Yörük, Midilli göçmeni

cagdas1270 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-05-2009, 09:47   #105
Ağaç Dostu
 
cello's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-09-2006
Şehir: iSTANBUL
Mesajlar: 299
Galeri: 1
İstanbul'da yaşayan ama bölgeyi, dağı, kurdu kuşunu iyi bilen bir Çanakkaleli olarak okuduklarıma çok üzüldüm. Yaklaşım "KAZ DAĞI, ÇIKAR ALTINI" diyip kazmayı vurmak, ağaçları kesip, canlıları evsiz yurtsuz bırakmak ve siyanürle toprağı zehirlemek olmamalı.

cello Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-08-2009, 12:44   #106
Ağaç Dostu
 
alideryacengel's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-08-2009
Şehir: ÇANAKKALE
Mesajlar: 218
Galeri: 7
arkadaşlar destekleriniz için bu yörede oturan herkes adına hepinize teşekkür ediyorum.köstekleri içinde arkadaşlarımı bazı konularda uyarmak istiyorum.burası bayramiçin köylerinin bulunduğu bir ova.kazdağlarının iç kısmındayız.burada aranacak/bulunacak altınlar bu ovada yetiştirilen sebze meyvelerden daha değerli değil.ayrıca altın çıkarılır ve gün gelir biter.ama altın çıkartılırken kullanılan siyanür buradaki sularla tarım alanlarına kadar ulaşır.sevgili köstek olan arkadaşlar yediğiniz meyve ve sebzelerin büyük bir kısmı iyi sulanan verimli tarım alanı olan bu ovadan geliyor.bir kısmı yurt dışına gönderiliyor.bir kısmı meyve suyu fabrikalarına bir kısmı da iç piyasaya (yani sizlere) satılıyor.eğer yurtdışına satılanların içinde siyanür kalıntısı çıkarsa adamlar ülkelerine sokmadan imha eder verdikleri siparişleri de iptal ederler.üretimin tümü iç piyasaya yani sizlere gönderilir.eşimin dayısı istanbul bayrampaşa sebze ve meyve halinde dükkan işletiyor.çok iyi biliyorum ki büyükşehirlerdeki sebze ve meyve hallerinde hiç bir kalıntı kontrolü yapılmadan sebze ve meyveler sizin sofranıza kadar ulaşıyor.teknik bilgim yok ama bildiğim gerçekleri açık bir şekilde size yazdım.hükümetteki üst düzey bürokratlardan bazıları yüklü miktarda para alacak diye bu ovaya , burada yaşayanların geçim kaynakları olan tarımsal alanlarına ve KENDİNİZE kıymayın.buraları koruma çabalarına köstek değil destek olun.bu yazıları okuyunca evimin bahçesine çıkıp 5 dakika önce bir resim çektim.kırmızı daire içindeki yer bir maden ocağı.etrafım çepe çevre meyve bahçeleri ve çam ormanlarıyla kaplı.sadece bu leke var karşımda ve yavaş yavaş da olsa büyüyor.o resimde gördüklerinizle daire içindeki rezaleti içinize sindirebiliyorsanız bana diyecek bir şey kalmaz.okuduğunuz için teşekkür ederim.

Eklenen Resimler
 
alideryacengel Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-08-2009, 12:57   #107
Ağaç Dostu
 
alideryacengel's Avatar
 
Giriş Tarihi: 01-08-2009
Şehir: ÇANAKKALE
Mesajlar: 218
Galeri: 7
çagdaş1270 arkadaş.buradaki zeytin ağaçları 12.000.006 tane oldu.bu yıl 6 tane de ben diktim bahçeme.onları bir kilometre uzaktaki çeşmeden taşıdığım suyla her gün azar azar suluyorum.gövdeleri henüz işaret parmağım kalınlığında ama tane yaptı benim çocuklarım.

Eklenen Resimler
  
alideryacengel Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-08-2009, 19:18   #108
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 02-11-2008
Şehir: Ankara
Mesajlar: 57
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi eNigMa1 Mesajı Göster
ArkadaşLar bir durun hele...

Hemen adamLarı vatan haini iLan Ettiniz...

Hiç oLayı başka TarafLardan YorumLamayı akıL edebiLdinizmi...

Bir zamanLar unuttunuzmu Bergama köyLüLeri vardı... eLLem ettiLer kuLLem ettiLer bergamada fabrika açıLmasını önLedirLer... Aradan biraz zaman geçtikten sonra ne oLdu...
ArkaLarından Propaganda AmaçLı aLmanLar Çıktı...

Biraz Gözümüzü açaLım ne oLur... Şimdide Aynı oyun oynanmakta... Kazdağında adım başı her yere sonda vuruLmuyor !
+
Siyanür Oranı Avrupa araştırmaLarında minimum %12 iken Türkiyede Bu %0,2 oranLarında...

BibirLeri Türkiyenin YeraLtı kaynakLArının Alalade ortaya çıkmasından rahatsız...

oLtaya yem oLmayaLım...
Ormanlar Altından Daha Değerlidir...!!!
Helede o Ormanları ülkemiz sınırı içerisinde düşünürsek çok daha değerlidir.

Katsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-10-2009, 18:42   #109
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba.

Kazdağı veya bir başka yer, önemli olan Vatanımıza, toprağımıza, yeraltı ve yerüstü zenginliğimize, Ağacımıza, Ormanımıza sahip çıkabilmek.

Bir sürü oyun oynanıyor ve aklımızı karıştırıyorlar. çevreci oluyorlar, insancıl görünüyorlar, aksi söylenemeyecek doğa dostu mesajlar veriyorlar ve malı götürüyorlar.

Kazdağının kuzeyini, güneyini, batısını ve doğusunu karış karış gezdim. Heryer talan ediliyor. Ama talan eden çok uluslu firmalar, tröstler değil. Kendi insanımız yapıyor. Mesela en fazla rant nerede var? Bodrum, Marmaris, Göcek, Kuşadası, Foça, Antalya, Trabzon ve Rize yaylaları. Bu saydıklarıma daha binlerce yer ekleyebilirsiniz.

Rant getireceği tahmin edilen yerin belediye başkanları yabancı mı? Hayır. Peki bu Altıncıları hedef alanlar madem Ağacı, Ormanı çok seviyorlar neden kendi beldelerinde Ağaçların kesilip Villaya dönüşmesine izin veriyorlar? biri bana bunun cevabını verebilir mi? Bodrumu Marmarisi ve diğer yerleri Altıncılar veya madenciler mi Ağaçları kesip villa doldurdu?

Madem Ağaçlar ve Ormanları çok seviyorlar, diğer faliyetler ile Ağaç ve Orman katliamına neden sessizler? Çünkü kampanya hazırlanırken diğer ihtimaller hesaplanmamıştır.

Ben de ilk tepki gösteren ve dernekleşenlerdenim. Bir süre sonrs köylümüze altın kullanmamaları yönünde çağırı yapmamızı teklif edince birkaç saniye içinde diğer üyelerden tepki aldım. Çünkü kuyumcuları darıltmamak lazımdı. Halbuki talep olmayan şeyin değeri düşmezmiydi? Talep olmayınca çıkarılan altın ne işe yarardı? Çıkarma maliyetini kurtarmazdı.

Ama öyle olmadı. Altın satılmasına karışmayalım ki Almanya bize daha çok altın satabilsin. Amacın dışına çıkılmamalıydı. Biz slogan ararken bir gece içinde nereden geldiği belli olmayan pankartlar Bayramiç dahil, Çanakkalenin her yerini doldurdu. Gizli bir elden tekrar komut alınca da birden durdu.

Birşeyler döndüğünü ilk toplantıya katılan insanların profilinden çıkardım. Kendi beldelerinde çok kıymetli Zeytin Ağaçlarını kesip villa yapanlara acımasızca inşaat ruhsatı veren birkaç kişiyi orada görünce bir gariplik olduğunu, Ağacın ve çevrenin bu insanlar tarafından savunulmasının mümkün olmadığını anlamıştım.

Altınolukta ilk 4 katlı villayı yapanlar da oradaydı. Zeytinliklerin kesilmesine neden olacak imara açma olayının da kahramanları oradaydı. Körfeze gidenler mutlaka Akçay'ın, Güre'nin, Ayvalı'ğın, Altınolu'ğun ne biçim bir imar felaketine uğradığını görmüşlerdir.

Şimdi tekrar soruyorum Ağaçlar hala umurlarında mı? Eğer umurlarında ise neden hala Zeytinlikleri imara açıyorlar. İsteyen Altınolukta hangi villaların yerinde ne kadar Ağaç vardı araştırsınlar. Sadece Altınolukta değil, Yeşilyurt(Çetmi)köyünün üstlerinde villalar dolmadan, oteller yapılmadan önce neler varmış?

Şimdi ise Ağaçları keserek otel inşa edenlerin hepsi çevreci olmuşlar. Nerede hangi villa sahibine giderseniz çevreci olmuş. Bütün inşaat ruhsatlarını verip Ağaçları kestiren Belediye başkanları da.

Ağaç, Altın bahane, Talan şahane. . .

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-08-2019, 17:11   #110
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
13 yıldır Kazdağları madencilere açık.
Onca yıldır yüzbinlerce ağaç gitti.
Ne oldu da şimdi birden gündeme geldi.
Ben bu işin içinde iş olduğunu sanıyorum.
Biz tam 2007 yılından beri Ağaçlar net olarak
konuyu tartışıyoruz.
Bugün neden gündemde acaba?

oz26 beğendi.
eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-10-2019, 03:47   #111
Yeni Üye
 
TiberSeptim's Avatar
 
Giriş Tarihi: 24-03-2019
Şehir: izmir
Mesajlar: 19
"Bu dünyaya ve Yaradan'ın Yaradılış eseri olan kutsal doğaya düşman olanlara en güzel örnek Nuh peygamberdir.Aşağılanan yaratıklar için bir gemi yaptı!

İnsan ırkı, Allah'ın yeryüzündeki sureti olduğu iddiasını bırakıp, Allah'ın yeryüzündeki bir kulu olarak, kendinden aşağı canlılara hizmet etmedikçe doğru yolu bulamaz.

Sekülerizm insana hizmet der.Çünkü insanı Allah'ın yeryüzündeki sureti olarak görür.

Semavi dinlerin büyük babası Nuh ise, yeryüzüne Allah'ın bir kulu olarak hizmet eder."

Yeryüzü sadece bizim değil, her canlınındır.EN ÖNEMLİSİ YÜCE TANRININDIR.

TiberSeptim Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 21:13.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019