agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni2Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 26-11-2007, 00:26   #31
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
Tüm Çevre Dostları ve Sivil Toplum Örgütleri Davetlidir

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) tarafından tüm Türkiye’de düzenlenen
“Maden Yasasına Karşı Yürüyüş”
27 Kasım 2007 Salı günü Ankara’da Çevre ve Orman Bakanlığı Önünde Yapılacak Basın Açıklamasıyla Son Bulacaktır

Buluşma Saati :
27 Kasım 2007 Salı Saat 09.00

Buluşma Yeri :
Ankara Söğütözü Varan Otobüsleri Terminali yanında ARMADA alış veriş merkezi oto parkı

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP)
İletişim : Caner Gökbayrak Dönem Sekreteri
canergokbayrak@gmail.com
Tel : 533.8151654

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 01:43   #32
-
 
Giriş Tarihi: 02-11-2007
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 44
Bugün Almanya dünya altın pazarının % 70 ini elinde tutuyor.bu oranın % 50 si TÜRKİYE .Böyle bir tepkiyi Türkiyeden neden veriyoruz.hiç düşündünüzmü.Almanya böyle bir pazarı kaybetmek istemediği için Tarihi ağaçları ön plana çıkarıyoruz.Genelde o dağlarda bahsedildiği gibi tarihi ağaçlar yok.Almanyanın bu oyununa gelmenizi düşünmek istemiyorum.saygılar

bahçevan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 01:46   #33
-
 
Giriş Tarihi: 02-11-2007
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 44
Benzer Oyun Neyazikki Bergamada Oynandi.artik At Gözlüklerimizi çikarmak Zamani Gelmedimi.bunuda Hemen Belirteyim 1 Gr.altinada Sahip Değilim

bahçevan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 01:49   #34
-
 
Giriş Tarihi: 02-11-2007
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 44
Tema Vakvi Koç Grubunun Yankuruluşu Sayabilirsiniz.çünkü Araçlarin Temini Sağliyorlar.kusura Bakmayin

bahçevan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 09:57   #35
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
Almanya Ülkemizde Altın İşletilmesini Neden İstemesin?

Tahir Öngür, Jeoloji Yüksek Mühendisi

Son aylarda, Almanya’nın ülkemizde altın madeni işletilmesini istemediği için bu yöndeki girişimleri baltalamaya çalıştığı ve bunun için de ülkemizde etkinliklerini sürdüren bazı vakıfları kullanarak, altın işletmelerine karşı çıkanları beslediği ve yönlendirdiği savları aldı yürüdü. Bu savlarla, önce emperyalizmin ulusal devleti yıpratmaya, zayıf düşürmeye yönelik eylemlerine karşı duran, ya da hiç değilse bu savlarla öne çıkan bazı yazar ve örgütlenmeler tarafından, Almanya’nın Türkiye’yi zayıf düşürme, parçalama, Orta Doğu’da nüfuzunu güçlendirme çalışmalarının ülkemizdeki beşinci kolunun, bazı siyasal ve sosyal vakıflarının, çalışmaları eleştirildi. Bu vakıfların yasaların sağladığı olanakları zorlayan varlık ve çalışmaları; giderek ve özellikle etnik ayrım ve çatışmalara yönelik ilgi ve etkinlikleri bu eleştirilerin ağırlıklı konusu oldu. Hele Almanya’nın ülkemizdeki ayrılıkçı etnik ve dinsel gerici örgütlerin merkezi durumuna gelmiş olması da bu eleştirilere büyük ölçüde inandırıcılık kazandırdı.

Ancak, bu antiemperyalist eleştiri ve sergilemelere sahip çıkanların arasına, bundan kendi çıkarlarına pay çıkarmak isteyen bazı çevreler de karışınca iyi niyet/kötü niyet ayırt edilemez oldu. Alman vakıflarının ülklemizdeki çalışmalarının altında yatan niyete ilişkin eleştiriler nerede ise 2 yıldır değişik ortamlarda yayılırken hiç te medya desteği alamamıştı. Ancak, bu vakıflara, devlet desteği almayan ve yalnızca az gelişmiş ülke halklarının beslenme ve çevre sorunlarını savunma yönünde çaba gösteren bir dernek, FIAN’ın da adı karıştırılıp bu derneğin ülkemizdeki altın işletme girişimlerinin ilk yıllarında buna karşı çıkanlara vermiş olduğu destek Alman emperyalizminin ülkemizdeki çabalarının en önemli örneği olarak dillendirilir olunca medyada ilgi gördü. Artık, yazılı ve görsel iletişim ortamlarında buna sahip görünüp dillerine dolayan ve geçmişlerinde hiç bir antiemperyalist bir çaba olmayan bir çok kişi, PKK terörü ya da Kaplancıların Almanya tarafından nasıl kollandığını değil ama, ülkemizdeki altın zenginliklerinin işletilmesinin Almanya tarafından engellendiği varsayımını yayar oldu.

İlginç olanı, bu propaganda kampanyasının, ülkemizin altın rezervinin 6500 ton ve dünyada ikinci olduğu, işletilirse 400 milyar dolar kazanacağımız ve IMF'e el açmak için bir nedenimizin kalmayacağı yalanının güçlü bir kampanya ile kamuoyuna iletilmeye çalışıldığı, ancak beklendiği kadar başarılı olunamadığı dönemden 5-6 ay kadar sonra ortaya çıkması idi. Ülkemizin böyle bir zenginliğe sahip olmadığı, olsa idi bile söylenen sayıların hayali olduğu ve gerçek olsaydı bile bu işletmelerden ülkemize pek bir şey kalmayacak olduğu başka yazılarda açıkça ortaya kondu ve hiç değilse kamuoyuna ulaşılabildiği kadarı ile bu yanıltıcı kampanya boşa çıkarıldı. Ancak, bunun anılarından da yararlanarak kamuoyunu altın işletmelerine ısındırabilme yolunda şimdi de Alman emperyalizmine karşı yurtseverlik gösterisi ile altın işletmeciliği savunulur oldu.

Onlara göre, Almanya ülkemize yılda 2 milyar dolarlık altın satıyordu ve bu pazarı yitirmemek için Türkiye’de altın işletmelerini engelleyici çabalara girişmişti. Bunu da, vakıfları eli ile yapmakta idi. Ülkemizdeki altın işletmeciliğine karşı çıkışlar da yurtseverlikten yoksun ve Alman emperyalizminin dümen suyunda casusluk çalışmaları olarak algılanmalı idi. Çok kolay yayılabilecek, güncel sorunlarımızı dış düşmanlarla açıkladığı için çekici olacağı umulan ve emperyalizmi Almanya’ya indirgediği için küreselleşme ve yeni emperyalizmin önünde psikolojik bir engel bile çıkarmayacak bir propaganda idi bu.

Yurtseverliğini Almanya’ya karşı olmakla sınırlayanlar için yeni bir kanıt ve örnek bulmanın ne denli sevindirici olduğunu anlayışla karşılamak gerekli. Kısa bir süre önce, kamuoyunu altın işletmeciliğine karşı ve yargı kararları konusunda kuşkular doğuracak şekilde bir kampanya deneyip bunda umdukları kadar başarılı olamayan, altın işletmesi girişimcileri ve onların değirmenine su taşıyan ödüllülerin de, böyle bir bilinç bulandırma kampanyasına sahip çıkmalarını da anlayışla karşılamak yerinde olur. Ancak, dünyanın böylesine yalın olmadığının açıkça görüldüğü, emperyalizmin ne zamandan beri ulusal sınırların çok ötesine nasıl taştığını sayısız örneklerle yaşadığımız bu çağda kendilerine yöneltilen her saçmalığın, her yalanın, her propagandanın gönüllü ve safdil tüketicisi olan okumuş yazmış sayısız insanın böyle kaba bir propagandaya hemen kapılması karşısında, ülkemiz adına umutsuzluğa kapılmamak elde değil.

En küçük bir sorgulama, bilgi edinme çabası ya da bir mantık tartımı bile insanda bu propaganda konusunda nasıl olur da kuşku duyurmaz, anlaşılır gibi değil. Ülkemizde altın işletme girişiminde bulunan ve ısrar edenler yabancı şirketler değil mi?

Bunların başı çekeni bir Avustralya şirketi. Ülkemizdeki ilk günlerinde ortakları arasında bir Alman şirketi de vardı. Bergama Ovacık’taki girişimi yıllar boyu yürütüp bugüne getiren şirket olan Eurogold, Avustralya kökenli Normandy Poseidon ve Kanada Kökenli Metal Mining Corporation’a bağlı olarak 29 ağustos 1989 da kurulmuş ve ortaklıkları yıllara göre değişiklik göstermişti. 1989’dan 1994’e kadar şirketin paylarının %66.67’si AAC (Anglo American Corp) Avustralya kökenli Normandy-Poseidon Grup şirketlerinden Poseidon Gold Limited ve %33.33’ü de Alman ve Kanada kökenli Metallgeselschaft Grup Şirketlerinden Metal Mining Corporation (Mineral Geselschaf-Degussa-Dresdner Bank) tarafından paylaşılmakta idi. İşletmeyi şimdi, başlangıçtaki ortaklarından ayrılmış olan Normandy Ltd’in bütününe sahip olduğu ülkemizde kurulu Normandy AŞ yürütmek istiyor. Normandy Ltd Avustralya’nın en büyük, dünyanın da yedinci büyük altın üretici şirketi. Yine de, bugünlerde bütün hisselerini ya Güney Afrikalı dünyanın en büyük şirketi olan Anglogold; ya da ABD’nden dünyanın ikinci büyük Newmont şirketine satarak onlarla birleşecek. Tipik bir çokuluslu şirket; ve bir emperyalizmden söz edilecekse, onun küreselleşme görünümünde yeniden örgütlenen son aşamasının çok somut bir ögesi. Bir çok yatırımında da Alman bankalarının, en çok ta Dresdner Bank ve Commerz Bank’ın kredilerini kullanıyor.

Türkiye’de en hırsla ve yaygın altın işletme girişimi olan ikinci bir şirket, Eldorado ise Kanada’da kurulu küçükçe bir şirket. Uşak, İzmir, Eskişehir ve Havran’da altın işletmek istiyor. Finansını kısmen Toronto Borsası’ndan topladığı paralarla, kısmen banka kredileri ile ve kısmen de tefecilerden gelecekte üreteceği altına karşılık borçlanarak sağlıyor. Bu tefecilerden biri şirketin iplerini eline almış : Almanya’da çalışan Rotschild’ler. Sermayesi’nin de %26’sını Güney Afrikalı Anglogold almış. Onun pay sahipleri arasında yine Alman sermayesinin ağırlıklı olduğu biliniyor. Zaten, işletmek istediği Havran Küçükdere sahasını da, buradaki işlerini üzerinden yürüttüğü Tüprag şirketi ile birlikte Almanlardan almış. Tüprag yeni kurulduğunda Alman Preussag firmasının malı idi.

Ülkemizdeki ilk altın girişimi bu şirketin eli ile Almanlar tarafından yapıldı. Bölgede gelişen yaygın direniş ve ÇED Raporu’nu onaylatamamasının yanında, Avrupa Parlamentosu’nun yaratılacak çevre sorunlarına karşı bu girişimin desteklenmemesini isteyen kararı ve banka desteklerini de yitirmesi sonucunda Almanlar Türkiye’de doğrudan altın arama girişimini bırakmak zorunda kaldı.
Ülkemizde altın işletmeye ilgisini sürdüren bir başka şirket te yine Kanadalı, dünyanın en büyük çinko işleticisi Cominco. Onun da, birçok yatırımında Alman Bankalarının finansmanı var.

Bunlar ulusal şirketler mi? Ülkemizde kendi çıkarları, dünya finans kapitalinin çıkarları ve yönetimlerinde etkili oldukları gelişmiş kapitalist ülkelerin çıkarlarını değil de ülkemizin çıkarlarını korumak için mi dolaşıyorlar? Ürettiklerini olduğu gibi ya da olabildiğince bize bırakıp mı geri dönecekler? Kazandıkları ile ülkemizde başka yatırımlar mı yapacak, yatırımlarında bizim endüstrimizin ürünlerini mi kullanacaklar? Ellerinden geldiği kadar çok mu vergi verecekler? Yoksa, Dünya Ticaret Örgütü’nün, IMF’in ve Dünya Bankası’nın baskıları ile art arda çıkardığımız ve bu tür çokuluslu şirketlerin ülkemizde istediklerini yapmak ve kazandıklarını istedikleri gibi dışarı çıkarmak olanağını bulmalarını sağlayan yasaların tadını çıkarıp bize yalnızca çevre kirliliği ve insan sağlığı risklerini mi armağan bırakacaklar? Bunları düşünmeden emperyalizme de, Alman emperyalizmine de karşı olunabilir mi?

Bu soruları akıl edip biraz kuşkuya düşen birisinin ilk sorması gereken şey, gerçekten Almanya altın üretiyor; üretiyor da Türkiye’ye satıyor; ve bu pazarı yitirmemek için uğraşıyor mu?
Bakalım!

ABD İçişleri Bakanlığı’na bağlı USGS (ABD Jeoloji Surveyi) bütün dünya ülkelerinin maden üretim ve ticaretinin istatistiklerini, ciddi ve ayrıntılı bir veri demeti biçiminde yayınlıyor. Kaynakları, genellikle kamu kaynakları. Yıldan yıla da yenileniyor.

USGS’in “spatial data of mineral resources” verilerine göre, Almanya’da da 1995’te varlığı bilinen bazı altın yatakları var.

Bunlar şöyle sıralanabilir :
Friedensgrube’de Oberjrenken (kesikli ve küçük ölçekli üretim yapılıyormuş 90’ların başında)
Sachsen’te Freiberg (üretim yok)
Westervald (üretim yok)
Sachsen’de Sadisdorf (üretim yok)
Landeskrone’de Siegerland (kesikli ve küçük üretim yapılıyormuş 90’ların başında)
Westphalia’da Sieger (üretim yok)
Sachsen’de Michelis-Fundgrube (kesikli üretim yapılmışmış 90’ların başında)
Harzmountains’de Tilkerode (kesikli üretim yapılmışmış 90’ların başında)
Hessen’de Dachsberg (üretim yok)
Harzmountains’de Andreasberg (kesikli üretim yapılmışmış 90’ların başında)

Yine aynı kaynağa göre 1990’da Doğu Almanya’da 1750 kg altın üretilmiş. Batı’daki üretimin ise, 18 kg kadar olduğu tahmin ediliyor. 1991’de tahminen 10 kg altın üretilmiş.

İzleyen yıllarda ise altın üretimi hiç yok. Yani bilinmesi gereken ilk şey Almanya’nın bilinen altın yatakları olmasına karşın, altın madeni işletmediği; 1991’den önce Doğu Almanya’da yapılmakta olan üretimden ise daha sonra vaz geçildiği.

Ama, Almanya’nın altına karşı ilgisiz olduğunu söylemek güç. Dünya’da merkez bankasında en çok altın bulunduran ikinci ülke Almanya.
Dünyada Merkez Bankalarının yüksek altın stoklarında kalmaları yönünde bir baskı olduğu ve 1999 Eylül’ünde ABD’nde 7 büyük ülke merkez bankası yöneticilerinin yaptığı toplantı sonucu açıklanan “Washington Round Anlaşması” ile merkez bankalarının altın stoklarını korumaları ve satışlarının engellenmesi kararı alındığı bilinmektedir. Bu toplantının yapılmak zorunda kalışı, merkez bankalarının elinde büyük miktarlarda, değeri sürekli düşen bir malın, altının tutulmasından ötürü devletlerin önemli kayıplara uğradığının ortaya çıkması üzerine toplu satış eğilimlerinin başlamasıdır. Giderek, IMF ve İsviçre merkez bankasının elindeki altınların bir bölümü satılarak çok borçlu yoksul ülkelere yardım yapılmasında kullanılması için başarılı kampanyalar açılmış ve yandaş bulunmuştur.

Bu kampanyalar Clinton'’an da destek görünce sözü edilen toplantı yapılmış ve altın fiyatlarının daha da düşmesine neden olacak bu girişimler zor yolu ile önlenmiştir. Bu arada, daha önceden merkez bankalarını altından temizlemiş olan Türkiye gibi (ki aralarında Japonya, İngiltere, Tayvan, Çin, Hindistan, İsveç, Yunanistan, Avustralya, Danimarka, Brezilya, Kanada, Norveç, kore, vb gibi çok değişik ülkeler de var) ülkeler bundan kazançlı çıkmış, stoklarını artan değerlerde tutabilmiştir.

Dünyada resmi devlet kurumlarının elinde Ocak 2001’de toplam 28,824 ton altın bulunmakta ve bu, tutulan toplam değerlerin %12’sini oluşturmakta idi. Bunun yanında IMF ve ECB gibi uluslararası düzenleyici kuruluşlarda da 4,167 ton altın tutulmaktadır. ABD bu konuda başı çekmektedir ve merkez bankası depolarında, stoklarının %56.4’ünü oluşturan 8,137 ton altın tutmaktadır. Almanya ikincidir ve merkez bankası dönüştürülebilir stoklarının %35.2’sini oluşturan 3,469 ton altın tutmaktadır. Üstelik, birkaç yıl önce 2700 ton dolayında olan stoklarını önceki yıl 3469 ton’a çıkarmıştır. Altınını satmamış, tersine altın alarak merkez bankasında daha çok altın saklar olmuş.

Bu sayılar, kampanyada dile getirilen sayıların yanında ne denli küçük kalıyor. Gerçekten de, Hablemitoğlu bu konudaki savlarını derlediği kitabında, televizyonlarda bir Alman Yeşil Parlamenterinin ülkesinde 100 bin ton altın bulunduğunu söylediğini veri olarak kullanıyor; ama kendine istihbarat tarihçisi sıfatını yakıştırmasına karşın aslını araştırmak için kendini yormaksızın. Oysa, bu konuya ilgi duyacak olanlar ilk önce, dünyada insanlık tarihi boyunca yeraltından çıkarılan, altının 140 bin ton dolayında olduğunu; bunun kayıp 20 bin ton kadarı dışında halen 120 bin ton kadarının adresinin belli olduğunu; 30 bin tondan çoğunun merkez bankaları ve uluslararası finans örgütlerinin kasasında, 20 bin ton kadarının altın borsalarının düzenlediği yatırımcılık pazarında ve kalanının da başını (Almanya’daki değil) güney ve güneydoğu Asya ülkelerindeki kadınların kol ve boyunlarında asılı olduğunu öğrenecektir.

Açıkçası, Almanya altın üretmeyen, dünyadaki altın varlığından sözü edilemeyecek kadar azını ülkesinde bulunduran ve merkez bankasında sakladığı altın miktarını satarak azaltan değil satın alarak arttıran bir ülke. Ancak, dünyadaki altın sektörü içinde de güçlü bir yeri var. Alıp satıyor. 1996’da 90 ton altın satmış (çoğu İsviçre, İtalya ve İngiltere’ye) ve 95 ton kadar da (çoğu İngiltere, Kanada ve İsviçre’den olmak üzere) altın almış. Ayrıca 160 milyon dolar eşdeğerinde hurda altın ya da takıyı (İsveç, Habeşistan ve Norveç’ten) da satın almışlar. 1998’de sattığı hurda altın 4,4 milyon dolarcık (çoğu İsviçre (2,45 milyon dolar), Belçika-Lüksemburg (1,55 milyon dolar), ABD(306 bin dolar) ve Türkiye’ye(84 bin dolar) ve 569,2 milyon dolarlık metal altın (İsviçre’ye 143 milyon dolar, Tayland’a 51,5 milyon dolar, İngiltere’ye 48 milyon dolar, ABD’ne 4,5 milyon dolar). Aynı yıl 117 milyon dolarlık hurda ve 1,3657 milyar dolarlık ta metal altın satın almış Almanya, dışarıdan. İngiltere’den 540 milyon dolar, İsviçre’den 267 milyon dolar, Kırgızistan’dan 190 bin dolarlık, ABD’nden 42 milyon dolar ve İsveç’ten 19 milyon dolarlık alımları olmuş.

Neden alıp sattığı ise, bu sektörün zayıf bir yanında yatıyor. Altın madeni işlettiğinizde ürettiğiniz şey bildiğiniz altın değil. Dore dedikleri ve altın, gümüş ve biraz da başka metallerin (alaşımından değil) karışımından oluşan bir külçe. Bunun yeniden rafine edilmesi ve bu metallerin ayrılarak saflaştırılması gerekli. Bu rafinerilerin ise her yerde bulunmadığı ve her yerde kurulmasına da fırsat verilmediği görülüyor. Örneğin, ülkemizde yok. Ancak, Avrupa’da, özellikle İsviçre ve Almanya’da var. O yüzden üretilen dore, ham altın bir çok yerden Almanya’ya satın alınıyor ve arıtıldıktan sonra başka ülkelere satılıyor; en çok ta takı yapacak ülkelere.

Yukarıda sergilenen ve güvenilirliği tartışma götürmeyecek verilerden Almanya’nın altın sattığı ülkelerin içinde ülkemizin önemli bir yerinin olmadığı görülüyor.

Ayrıca, Türkiye’nin dünya altın sektörü içinde önemli ve dikkat çekici bir yeri var. Öncelikle, ülkemizin dünyanın en çok altın satın alan ülkelerinden biri olduğu bilinmektedir. Bu satın alım her yıl biraz daha artıyor. İstanbul Altın Borsası Başkanı Serdar Çıtak’a göre, 2000 yılında 204 ton altın dışalımı ile rekor kırılmış. Çıtak, İAB’nın, yabancılara yapılan yurtiçi satışlar ve yurtdışına yapılan dışsatımın da etkisi ile bu yıl 204 ton altın ithal ettiğini söylüyor. Bu dış alım 1999’a göre %100 artış göstermiş. Turizm sektöründeki olumlu gelişmelerin de bunda katkısı olduğu belirtiliyor. Çıtak’a göre, Türkiye’nin dünya altın ticaretindeki payı %10’a ulaşmıştır. Borsa’nın kuruluşundan bu yana işlem hacmi düzenli ve hızlı artmış, 1996’da 173; 1997’de 291; 1998’de 439; ve 1999’da 491 ton’a ulaşmıştır.

Kuşkusuz, Dünya Altın Konseyi’nin özendirme çalışmalarının da bu gelişmede önemli bir katkısı var. Konsey (WGC) Türkiye Genel Müdürü Murat Akman, dünyada altın takı ihracatına izin verilen her ülkeye ihracat yapıldığını; böylece 40 ülkeye takı satıldığını; dünya altın takı üretim ve ihracatının devi İtalya’ya bile bitmiş takı satılabildiğini belirtmektedir. Türkiye’de hem altın takı işleme için gereken teknolojinin gelişmiş ve hem de işgücünün ucuz olmasının bunda etkili olduğu düşünülmektedir. Akman, Türkiye’nin 1990’lardan önce 80 ton altın alıp bunun tamamını iç pazarda tüketir iken, şimdi çok daha fazla altın ithal edip tümünü takı olarak işlediği ve takı dışsatımında dünya önderliğine oynadığını belirtmektedir.

WGC Türkiye Müdürü Murat Akman, bunalım dönemlerinde kuyumcuların hurda altını işleyerek yurt dışına sattıklarını ve çok iyi bir döviz girdisi sağladığını söylüyor. Akman’a göre 2000 yılında yurtdışındaki alıcılara 58 ton, ülkeye gelen turistlere 39-40 ton ve Laleli’de de yaklaşık 15 ton satış yapılmıştır. 2001 yılı ilk yarısında dışalımın geçen yılın beşte biri, onda biri düzeyinde kalmasına karşın takı endüstrisinin tam gün çalışıyor olmasına dikkat çeken Akman, 2000 yılında 1 milyar 250 milyon dolarlık dışsatım geliri sağlandığını ve bu yıl dışsatım gelirinin, üçte ikisi hurda altının işlenmesinden gelen 2 milyar dolar ya da üzerinde gerçekleşmesinin beklendiğini belirtiyor. Kuyumculuk sektörünün beş yıl içinde istihdamını 250 binden 500 binlere çıkarabileceği ve 2-3 milyar dolar net döviz girdisi sağlanabilmesi umuluyor.

Ülkemizde altın yatırım aracı olarak ta önemini değilse de, varlığını sürdürüyor. Körfezbank Genel Müdürü Hüsnü Akhan’ın Londra Külçe Piyasası Birliği LBMA’nın İstanbul’da düzenlediği Değerli Metaller Konferansı’na verdiği bildiriye göre, Türkiye’de yüzlerce yılda biriktirilmiş 6 bin ton kadar altın stoku var.
Türkiye’nin altın dendiğinde oldukça akılcı bir konumda yer aldığını bu resim ortaya koymakta.

Bu açıdan bir başka akılcı konum da Merkez Bankası’nda altın stokunun azlığı ve toplam rezervler içindeki düşük oranı. TC Merkez Bankası’nın 1998 Yıllık Raporu’na göre, Merkez Bankası’nın stoklarında uluslararası standartta olan 116.59 ton ve olmayan 3.25 ton’dan toplam 119.84 ton altın tuttuğu anlaşılmaktadır. Yine Merkez Bankası verilerine göre 33 milyar dolar toplam uluslararası rezervin yalnızca 1 milyar dolarlık bölümü altın şeklinde saklanmaktadır : %3,06.
Almanya’nın altın işletmeciliği ile bağları yalnız ticaret ile sınırlı değil. Almanya kendi ülkesinde altın üretmekten kaçınsa da, dünyanın her yerindeki altın işletmelerini banka ve tefeci kredileri ile ve altın işletmelerinin yaygın bir borçlanma aracı olarak kullandıkları “Hedging” uygulamalarına finans sağlayarak destekliyor ve bundan önemli bir kazanç elde ediyor.

Yine dünyanın her yerindeki altın işletmelerinin kullandığı ve çevre sorunlarına yol açtığı ve zehirli atıklar ürettiği tartışılan kimyasalların dünyadaki en büyük üretici ve satıcısı da Almanya.

Yine yukarıda değinildiği gibi, dorenin arıtıldığı altın rafinerilerinden de para kazanıyor, Almanya. Kendi ülkesindeki tesislerle yetinmeyip yayıldığını, 1999 yılında İsviçre’deki bir rafinerinin önemli payını Dresdner Bank’ın satın aldığını bildiren USGS kayıtlarından anlıyoruz.

Uzatmaya gerek yok. Almanya, kendi topraklarını altın işletmeciliğinin atıkları ile kirletmekten uzak duruyor; ama, başka ülkeler umurunda değil. Daha doğrusu umurunda ve başka ülkelerde altın işletmelerinin çoğalmasında çıkarı var. Oralarda işletme girişimlerini finansal olarak destekliyor, gelecekteki üretimlerine karşılık borç veriyor, tefecileri bu işten para kazanıyor, kimyasal satıyor, ara ürünlerini alıp rafine ediyor, altın alıp altın satıyor. Dünyanın neresinde altın çıkarılırsa, bu bir yanı ile Almanya’ya yarıyor.

Ülkemizde altın çıkarılmasını da istememesi için bir neden yok. Nitekim, bunu ilk kez bir Alman şirketi denedi. Edremit Körfezi çevresinde yaşayan yöre halkı, yerel yönetimler ve Ege’nin aydın insanlarının tepkileri karşısında girişimini yarı bırakıp perde arkasına çekildi.

Dünyada emperyalizm varsa, Almanya’da bunun güçlü bir aktörü. Emperyalizmin değirmenine gizli açık su taşıyanlar varsa, bu yalanlar ve yanıltmalarla açığa çıkarılamaz. Bunu açığa çıkarmanın tek yolu, Türkiye’de altın çıkarılmasından kimin ne kazanıp, kimin ne yitireceğine bakmak.
Kimin tarlasının yukarısında zehirli atıklarla dolu bir atık barajı olacak; kimin arıları ölüyor; kimin büyükbaş hayvanları sakat doğurmaya başladı; kimin ülkesinde siyanürle maden işlenen bir tesisin yanındaki köydeki insanların yarısı 10 yıl içinde kanserden ölerek tükendi; kimin en seçkin turistik yöresinin ortasına bir maden çukuru yerleşecek; kim, evinde otururken birden bire patlayıcı atımlarının sarsıntılarıyla yerinden sıçrayacak; kim, iş buldum diye sevinirken 5-6 yıl sonra işsiz kalacak; kimin ülkesi üretilen değerin onda birine bile sahip olamazken, yarın öbür gün terkedilmiş zehirli atıkları temizlemek için milyonlarca dolar harcamak zorunda kalacak, buna bakmalı.

Ya da hangi ödüllü, yukarıda bazılarına değinilen yalanları raporlarda toplayıp önderlerini yanıltmaya ve Maden Yasası’nı değiştirmeye uğraşıyor; kim bu yalanlara dayanıp emperyalizmi Alman siyasetine hapsetmeye çalışıyor ve küreselleşmeyi ve Toronto, Melbourn, New York borsalarında toplanan paralarla vurgun vurmaya çalışan bir avuç çokuluslu şirket yöneticisini göz ardı ediyor; kim villasına havuz yaptırabilmeye ancak yetecek düzeyde bir gönenç umudu ile bilimsel gerçekleri yerlerde süründüren bilimsel raporlar yazıyor; kim, bu girişimcilerden iş kapabilmek için Üniversite koridorlarını kavga alanına dönüştürüyor, buna bakmalı.

Yurtseverliği, ulusal devleti küreselleşme urbasına bürünen yeni emperyalizme karşı savunmayı, insan sağlığını doğayı ve sürdürülebilir kalkınmayı giderilemeyecek kirlenmeye karşı koruma kararlılığını sınamak için, sınanacak olanın altın işletmeciliğine karşı tavrına bakmak yeter.

Kaynak

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 10:00   #36
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi bahçevan Mesajı Göster
Bugün Almanya dünya altın pazarının % 70 ini elinde tutuyor.bu oranın % 50 si TÜRKİYE .Böyle bir tepkiyi Türkiyeden neden veriyoruz.hiç düşündünüzmü.Almanya böyle bir pazarı kaybetmek istemediği için Tarihi ağaçları ön plana çıkarıyoruz.Genelde o dağlarda bahsedildiği gibi tarihi ağaçlar yok.Almanyanın bu oyununa gelmenizi düşünmek istemiyorum.saygılar
Tahir Öngür gibi siz de ayrıntılı bilgi verirseniz, Almanya'nın oyununa düşmemeye çalışırız.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 11:25   #37
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Alıntı:
Tüm Çevre Dostları ve Sivil Toplum Örgütleri Davetlidir

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) tarafından tüm Türkiye’de düzenlenen
Maden Yasasına Karşı Yürüyüş
Buluşma Saati :
27 Kasım 2007 Salı Saat 09.00
Buluşma Yeri :
Ankara Söğütözü Varan Otobüsleri Terminali yanında ARMADA alış veriş merkezi oto parkı "
Ben kendi hesabıma yarın orada olacağım arkadaşlar...

Bakın durum ne kadar vahim!.. Başka nasıl anlatılırdı bilmem artık!..

Alıntı:

"...Bir başka çevreci,
"Bu Maden Kanunu ile Anıtkabir'in altında bile maden arayabilirsiniz" deyince
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in
"Ben de sizinle aynı kanaatteyim" demesi dikkat çekti...


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=237107

Foto:http://www.ntvmsnbc.com/news/424445.asp

Eklenen Resimler
 
hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 12:20   #38
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU ETKİNLİĞİNE DAVETLİSİNİZ

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YAŞAM İÇİN,
YAŞAM HAKKIMIZA SAHİP ÇIKMAK İÇİN
ÇEVRE DOSTU, DOĞAL DEĞERLERİ KORUYAN
BİR MADEN YASASI İÇİN YÜRÜYORUZ.

Güzergahlar;

DOKÇEP-Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Samsun, Ankara

BAKÇEP-Akçakoca, Ereğli, Zonguldak, Bartın, Ankara
2. hat; Gebze, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Ankara

MARÇEP-Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Ankara
2. hat; Edirne, Havsa, Babaeski, Lüleburgaz, Çorlu, Silivri, İstanbul, Gebze

DAÇE - Antakya, İskenderun, Adana, Tarsus
2. hat; Silifke, Erdemli, Mersin, Tarsus, Pozantı, Ulukışla

İÇAÇEP- Konya, Ulukışla, Bor, Niğde, Nevşehir, Avanos, Hacıbektaş, Kırşehir, Ankara

olarak belirlenmiştir.

23 Kasım 2007 Cuma günü belirlenen başlama noktalarından başlayacak
yürüyüşler, güzergah boyunca yerleşim yerlerinde yerel halkla, çevre
dostları ile buluşarak;
27 Kasım 2007 Salı günü
saat 09.00'da
Ankara Söğütözü'ndeki
ARMADA alış veriş merkezi oto parkı
buluşulacak ve ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI' nda yapılacak
bir basın toplantısı ile somut taleplerimiz ve yasa önerilerimizi içeren dosya
Bakanlığa sunulacaktır.

TÜRÇEP Bileşeni sivil toplum kuruluşlarımızı, meslek odalarımızı ve
sendikalarımızı bu yürüyüşü en etkin biçimde organize etmek üzere
Bölge Platformları sekretaryaları ile hızla iletişime geçerek tüm güç
ve olanaklarını seferber etmeye,

Yürüyüş güzergahında bulunan tüm çevre dostlarını,
-Yaşanılabilir bir çevre ve yaşam hakkı için,
-Doğaya, topraklarımıza, ormanlarımıza, yaşamımıza sahip çıkmak için
yürüyecek çevre dostu, çevre gönüllüsü TÜRÇEP bileşenleri ile
buluşmaya, yürüyüşlere katılmaya, seyirci olmaya son vermeye
çağırıyoruz.

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)

Dönem Sekretaryası: Caner Gökbayrak
canergokbayrak@gmail.com
Tel:533 815 16 54
Koordinatör: Tanay Sıdkı Uyar
tanayuyar@gmail.com
Tel: 0533 395 58 39

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2007, 15:11   #39
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Sarıkız

Biliyorsunuz Anadolu efsaneler yurdudur.
Sarıkız Efsanesi onlardan biridir. Her efsane gibi o da türlü çeşit anlatılır. İşte onlardan biri.

Name:  sarıkız.jpg
Views: 298
Size:  20.8 KB

Alıntı:
Kaz dağlarında çok güzel bir kız yaşarmış ve adına da Sarıkız derlermiş. Sarıkız'ın isteyeni çokmuş ama o kimseye varmak istemezmiş. Bunun üzerine onu çekemeyenler, ' O kötü yola düştüğü için evlenmek istemiyor...' dedikodusuyla onun ortadan kaldırılması gerektiğini söylemeye başlamışlar. Babası ne yapsın?..

Öldürsün mü, yoksa başka diyarlara mı göndersin.. Öldürmeye kıyamamış babası. Sarıkız'ı elinden tutup gizlice Kaz dağlarının zirvesine bırakmış.
Sarıkız dağda kendi başına dolaşırken yanına bir kaz gelmiş ve ona birkaç yumurta vermiş. Sarıkız sıcacık koynunda saklamış yumurtaları... Aradan çok zaman geçmeden kaz yavruları yumurtalarından çıkıp büyümüşler.

Günler günleri aylar ayları kovalamış bir gün kar ve tipiden yolunu şaşıran iki yolcuyu donmak üzereyken Sarıkız onları yaşadığı oyuğa getirmiş. Yolcuların karnını doyurmuş, ayağa kalkmalarını sağlamış. Yolcular düze inince köylülere, "Kaz dağlarında çok güzel, ermiş bir kız yaşıyor" diye anlatmauya başlamışlar... Sonraki günlerde de Onun güzelliğini, iyiliğini anlata anlata bitirememişler. . Bu anlatılanlar kulaktan kulağa yayıla yayıla Sarıkız'ın köyüne kadar ulaşmış.

Bunları duyan anasıyla babası bağırlarına bastıkları kara taşı atarak özlemle Sarıkız'ın yanına koşmuşlar. Kızlarıyla Kaz Dağlarının zirvesinde hasretle kucaklaşmışlar. babası oturup az biraz soluklandıktan sonra kızından su istemiş, Sarıkız hemen şimdi diyerek avuçlarından akan suyu babasına içirmiş, Babası kana kana bu doyumsuz suyu içtikten sonra, 'kızım durduk yerde bu suyu nerden buldun?..' diye şaşkınlık içinde sormuş. Sarıkız da saf saf, " Senin için elimi uzattım da Güre çayından taze taze alıverdim baba.." demiş, Anne ve baba böylece kızlarının gerçekten ermiş olduklarını anlamışlar ve huzur ve gönenç içinde köylerine dönmüşler...

Nitekim Aşık Nesimi şöyle söyler:
“Bir cins koyun vardır, çıkar dağılır
Gökte gider, yeryüzünde yayılır
Yazın kuzular, güz mevsimi sağılır
Sarıkız isminde pîri bilin mi?”
Sarı kız deyince onların aklına altın geliyor, bizimse Kaz dağlarının kazçobanı Sarıkız...

Kazdağlarının Sarıkızı'nı Unutmayın, unutturmayın!..

27 Kasım 2007 Salı günü
saat 09.00'da
Ankara Söğütözü'ndeki
ARMADA alış veriş merkezi oto parkı

hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 12:23   #40
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba,
Kazdağlarını korumak ve kurtarmak isteyen arkadaşlar.

Dört gündür Bayramiç teyim.Ba çev yani Bayramiç ve köyleri çevre platformu adlı oluşum un toplantılarına üye sıfatı ile katıldım.

Bu arada Teck Cominco adlı Kanadalı maden devi olan firmanın Etili köyünde bulunan şantiyesine gidip baktım.Pek bir faaliyet yok gibi.

Araçlar olduğu yerde duruyor.Köylülerden aldığım bilgiye göre Sögüt alan Köyünde uğraşıyor larmış.


Şantiyedeki metalurji mühendisi olan bir kaç kişiden konu ile ilgili bilgi almak istediğimi söyleyince,Sevindiler ve çok yakın davrandılar. Hatta kimsenin gelip kendilerine birşey sormadığını ve yargısız infaz yapıldığını protesto işinin altında yatan amacın esasında Kazdağlarını korumak olmadığını gerçeğin farklı olduğunu da anlattılar.

Altı Yedi yıldır bölgede olduklarını Ve hala araştırma safhasında olduklarını sadece sondaj yaptıklarını ve hiç bir yere zarar vermediklerini, iki yıldır ara vermiş olduklarını ve yeni yeni faaliyete geçtiklerini,ağaç kesmediklerini,yeraltı sularını da kirletmediklerini ama bu kirlenmeye sebep olan zaten yirmiye yakın taşocağının ve iki fayans hammadesi firmasının ve Türkiye Kömür İşletmeleri nin bölgede on yıldır faaliyette olduklarını ama kendilerinin bölgeye gelince harkesin ayaklandığını anlattılar.

Sağa solu gezip,biraz da araştırınca, söylediklerinden bazılarının doğru olduğunu anladım tabi her konuştukları ve her anlattıkları mevzuyu henüz araştıramadım.

Ama birkaç taşocağını gezince esas felaketin yıllar önce zaten başlatılmış olduğunu anladım.

Ayrıca Orman İşletme Müdürlüğü, Yanıklar Köyü girişinde en az 5.000 adet ağacı kesmiş durumda.Sağ sol heryer koca koca kutukler ile dolu ve kesmeye devam ediyorlar.

Yarın istanbul'a döneceğim. Geri kalan ayrıntıları eklerim.

Selamlar.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 12:54   #41
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi bahçevan Mesajı Göster
Benzer Oyun Neyazikki Bergamada Oynandi.artik At Gözlüklerimizi çikarmak Zamani Gelmedimi.bunuda Hemen Belirteyim 1 Gr.altinada Sahip Değilim
Hoşgeldiniz.
Sayın Bahçevan.

Ayrıca sahiden bu işin altında başka bir neden olabilir.
Ben konuyu yerinde,bizzat ocağa gidip gözümle görerek,köylüden ve firma yetkililerinden aldığım bilgileri değerlendirerek,Çok yönlü araştırıyorum.

İlk başta edindiğim izlem şu; sanki biraz abartılıyor eğer abartılmıyorsa, Ağaçlar ve çevre,bu yaygarayı kopartanların sahiden umurundaysa, bizzat kapısına kadar giderek gözlerimle gördüğüm, başka firmaların yıllar önceden başlatmış olduğu çevre ve ağaç katliamına neden bu güne kadar ses çıkarılmadı ? İlginç değil mi?

Daha neler gördüm ve duydum yakında belge ve fotoğraflarıyla anlatacağım.

Selamlar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 16:01   #42
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Kazdağları'nda arama yapan şirketler


* Çanakkale Madencilik: 2 adet arama sahası bulunan firma, yerli.

* Doğu Truva Madencilik: Kanadalı Teck Cominco'nun desteklediği Fronteer'e ait firmanın 1 adet arama sahası bulunuyor.

* Galata Madencilik: 1 adet sahası olan firma Ariana Madencilik'le çalışıyor. En büyük hissedarları İngiltere'den.

* Hüseyin Avni Akol: Yerli firmanın 1 adet arama sahası var.

* Koza Altın İşletmeleri: Ovacıt'ta altın çıkaran yerli firmanın 2 adet sahası bulunuyor.

* Kuzey Truva Madencilik: Kanadalı Teck Cominco'nun desteklediği Fronteer firmasına ait. 6 sahada arama yapıyor.

* Park Enerji: Yerli firmanın 4 sahası bulunuyor.

* Trakya Bakır İşletmeleri: Yabancı ortaklığı bilinmeyen firmanın 1 sahası var.

* Tüprag Madencilik: Kanadalı Eldorado Gold madencilik şirketinin Türkiye temsilcisinin 7 sahası bulunuyor.

* Yeni Anadolu Madencilik: Dünyanın en büyük madencilik şirketlerinden Rio Tinto'yla ilişkileri olduğu söyleniyor. Merkezi İngiltere'de ama Avustralya Borsası'nda işlem gören bir başka şirketleri daha var. 11 sahası var.

* Global Madencilik: Yerli firma 1 sahada arama yapıyor.

http://www.globalenerji.com.tr/hab-2...4,39@2300.html

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 16:09   #43
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Siyanürlü altın ayrıştırılmasını yasaklayan ülkeler


* Alman Parlamentosu, 10 Ekim 2001'de Avrupa Birliği düzenlemelerini gerekçe göstererek açık havada altın çıkarılması sırasında siyanür kullanılmasına hiçbir hükümet biriminin izin veremeyeceğine karar verdi.

* Çek Cumhuriyeti Meclisi ve Parlamentosu, Ağustos 2001'de siyanürlü altın çıkarılmasını yasakladı.

* Yunanistan'da Yüksek Mahkeme Nisan 2002'de siyanürle altın çıkarmak isteyen bir firmanın ruhsatını iptal edip, yasaklanmasına karar verdi.

* Romanya'da Şubat 2000'de yaşanan "Çernobil sonrası bölgedeki en büyük çevre felaketi" olarak gösterilen bir siyanür sızıntısı sonrası Macaristan ve Yugoslavya'dan geçen Tuna Nehri kıyılarına binlerce ölü balık vurdu. Ülke, AB düzenlemelerini kabul ederek siyanürlü altın çıkarılmasını yasaklamaya hazırlanıyor.

* ABD'de ise Wisconsin ve Montana eyaletlerinin hepsinde, Kolarado'nun 5 ayrı bölgesinde siyanür kullanılarak altın çıkarılması yasaklandı.

http://www.globalenerji.com.tr/hab-2...5,39@2300.html

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 16:31   #44
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Oğuz Karsan Mesajı Göster
Ayrıca Orman İşletme Müdürlüğü, Yanıklar Köyü girişinde en az 5.000 adet ağacı kesmiş durumda.Sağ sol heryer koca koca kutukler ile dolu ve kesmeye devam ediyorlar.
.
Sayın Oğuz Karsan,
artık bir Milli ağaçlandırma Seferberliğimiz var,
Orman Rehabilitasyon kapsamında! kesilmiştir o ağaçlar.


Doğa derneği üyelerinden birinin şu sözünü hiç unutmam;
''Bir adam öldürdüm ama beş çocuk yaptım''...

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 18:15   #45
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Sayın Eskimo,

Kesilen harika güzellikteki bir orman, Kesen Orman İşletme Müdürlüğü, Mantığı yok.

Ağaçlar yaklaşık 30 m boyunda 70 cm çapında.

Eğer gençleştirme veya her ne sebeple kesilmiş olurlarsa olsun, eski halini bilen biri olarak oradan her geçişimde üzüleceğim ve yeni fidanları dikecek binlerce dekar bozuk orman denilen türden arazimiz varken kesenler kim olursa olsun lanetliyeceğim.

Demek ki aynı mantıkla,Korucak,Köylü,Yaylacık sapağındaki ayrıca Bezirganlar,Söğütgediği,Cazgirler sapağındaki ve aşağı,yukarı şevik köylerine giden yol üzerinde hiç ağaç kalmayacak çok yazık.

Peki sizce bu uygulama doğru mu ?

Yani bir sürü boş alan varken, daha 100 yıl ömürleri olan ağaçları kesmek ne derece faydalı olabilir. ? Bu ne biçim bir politika
Ayrıca bir sürü adam öldürdük,yaptığımız çocuk da yok. Bence şu anki durum böyle. Eğer akılcı adımlar atıp uygulanabilirse ne ala, belki ileride olabilir.

Peki boş alanları kim ağaçlandıracak. Özel sektörü boşuna beklemesinler. Arazilerinde ağaç var diye o kadar çok kişinin canını yakmışlar ki. Bir daha kimse arazisini ağaçlandırmaz.

Artık kimsenin bir tane ağaç dikmeye isteği yok, Arazileri ellerinden gider endişesiyle, var olanlardan da kurtulmaya uğraşıyorlar.

Selamlar.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 19:47   #46
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Yolunuz Balya'ya düştü mü bilmem. 80 yıl önce terk edilen siyanürlü kurşun madeni

Kazdağları bilime mi teslim edilecek, yoksa para gelsin de nasıl gelirse gelsin diyen kör bir siyasi anlayışa mı?

Sayın Hassoman,

Bu hafta Bayramiçteydim,Dün akşam kar yağmaya başladığı için Bu gün istanbul a döndüm.

Bölgede ilk yaptığım şey Teck Cominco denen firmanın Etili deki şantiyesine gitmek oldu. Amacım bir şey yapıp yapmadıklarını gözlemlemek ve araç gereçlerine bakmaktı. Ama firmanın iki mühendisinin anlattıklarını dinleyince bazı süphelerimde haklı çıktığımı gördüm.

Esasında kesilen ağaçlar, zehirlenen çevre kimsenin sahiden umurunda değil. Eğer öyle olmasaydı bölgede 10 yıldan fazladır işletilen maden ocaklarını ve seramik hammaddesi çıkarırken etrafın rengini bile değiştiren madenlere tepki gösterirlerdi ama böyle bir durum yok ortada herkes halinden memnun.

Aşağı yukarı otuzdan fazla maden işletmesi zaten çevreyi katletmiş ,zehirlemiş ve ağaçları kesmişken kimse ses çıkartmamış. Ayrıca Kanadalı firmanın sondaja yeni başlamamış olduğunu ve yaklaşık bölgede yedi senedir sondaj yaptıklarını da söylediler. Ama iki sene Dünyadaki fiyat istikrarsızlığından dolayı, işe ara vermişler.
Ayrıca sondaj halen devam ediyor dediler. Ama sadece Muratlar Köyü ve çevresinde sondaj çalışmaları engellenmişler.

Ayrıca çok gerçekçi olarak çevreyi hiç kirletmediklerini iddia etmediler sadece kirlenmemesi için azami özeni zaten gösteriyoruz dediler.

Biraz araştırınca söylediklerinin bir kısmının doğru olduğunu ve esas problemin siyanür olmadığını da anladım.Çünkü İstanbulda da zaten hergün tonlarca siyanür ve hatta ismi bu kadar medyatik olmayan nice zehirli kimyasal maddeler yıllardır birçok sektörde kullanılıyor.Atıklar gizlice Kanalizasyona karıştırılıyor ama kimse yine sesini çıkartmıyor.Kazdağına gelince zaten yıllardır buralardaki herkes ağaçları kesiyor kimse pankartı alıp protesto etmemiş.Her taraf maden ocağı. birkaçını gidip gördük

Ama amaç farklı,sanki birileri bir anda nasıl Hepimiz Hırantız diye bağırttıysa ona benzer bir güç bu sefer bizleri farklı bir eylem için harekete geçirdi

Ben bunun emperyalizm mi veya ne olduğunu araştırmıyorum . Ama uyanık olmamız gerektiğini biliyorum.

Geçen hafta İstanbul a dönerken, Bayramiç-Çan-Yenice-Balya-Balıkesir-Bursa yolunu kullandım. Yanımda bulunan İsmi Alican Güngör olan Matbaacı arkadaşım ile Balya Belediye Başkanı na gidip görüştük.

Eskiden yapılanları kendisi de onaylamıyor. bölgede Eczacıbaşı ve başka bir Türk Firmanın maden araştırmaları yaptığını.Ama her iki firmanın da çevreye son derece duyarlı davrandıklarını söyledi.

Son olarak da, Altımızda dünyanın zenginliği var ama üzerinde fakir oturuyoruz dedi. Başkanın Sözlerine Katılmamak elde değil.

Selamlar.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 06-12-2007, 23:44   #47
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Oğuz Karsan Mesajı Göster

.... firmanın iki mühendisinin anlattıklarını dinleyince bazı süphelerimde haklı çıktığımı gördüm."....." Esasında kesilen ağaçlar, zehirlenen çevre kimsenin sahiden umurunda değil. "........." herkes halinden memnun.

Aşağı yukarı otuzdan fazla maden işletmesi zaten çevreyi katletmiş ,zehirlemiş ve ağaçları kesmişken kimse ses çıkartmamış."........" çevreyi hiç kirletmediklerini iddia etmediler sadece kirlenmemesi için...özeni gösteriyoruz dediler.

Biraz araştırınca söylediklerinin bir kısmının doğru olduğunu ve esas problemin siyanür olmadığını da anladım."....." Kazdağına gelince zaten yıllardır buralardaki herkes ağaçları kesiyor kimse pankartı alıp protesto etmemiş.Her taraf maden ocağı. birkaçını gidip gördük

Ama amaç farklı,sanki birileri bir anda nasıl Hepimiz Hırantız diye bağırttıysa ona benzer bir güç bu sefer bizleri farklı bir eylem için harekete geçirdi

Balya Belediye Başkanı na gidip görüştük.".... " bölgede Eczacıbaşı ve başka bir Türk Firmanın maden araştırmaları yaptığını.Ama her iki firmanın da çevreye son derece duyarlı davrandıklarını söyledi.

Son olarak da, Altımızda dünyanın zenginliği var ama üzerinde fakir oturuyoruz dedi. Başkanın Sözlerine Katılmamak elde değil.

Sayın Karsan,
Bu defa sizi anlamakta güçlük çektim. Gerçekten sizdeki bu 'u' dönüşünü hay'ra yormak isterim. Altın uğruna Kazdağları'nın altını oyanlara karşı gösterilen tepkileri çelmek isteyenlerin -bilerek ya da bilmeyerek- amaçlarına meyletmiş olmanızı üzüntüyle karşıladım

Yazınız içeriğindeki çelişkileri tek tek çıkarıp belirtmeye gerek yok; çünkü, çelişkiler zaten kendini ele veriyor.

"Esasında kesilen ağaçlar, zehirlenen çevre kimsenin sahiden umurunda değil." demişsiniz. Bu cümle bile tek başına yeter bana. Demek kesilen ağaçların ve zehirlenen bir çevrenin varlığını kabul ediyorsunuz. "Kimsenin umurunda değil " gibisinden genel bir yargıyı hangi gözleme dayanarak söylediğinizi bilemem. Bırakın çevredeki 12 Belediye Başkanının tepki için bir araya gelmelerini, bırakın sayısız platformlar çeresinde toplanmış olanları, bırakın çeşitli derneklerin çatısı altında buluşanları, bırakın pek çok bireysel girişimleri, bırakın hepsini bir yana en azından benim umurumda!..
Orada değil binlerce ağacın, tek bir dalın kırılmış olmasından bile bu çağın insanları olarak biz sorumluyuz biz!... Ben bizzat kendim Havran ilçesine bağlı bir köyde en az 15 bin zeytin ağacının kesildiğini biliyorum.
Kazdağları'ndaki kesilen ağaçların yeri insan eliyle yeiden ağaçlandırıldı diyelim. Meydana gelecek olan artık bir orman olmayacaktır. Yeşil bir örtü olacaktır. Bu sitede bir Orman uzmanı kalksın da bize Orman ile yeşil örtü arasındaki farkı anlatsın… Kaldı ki o yörede bundan böyle değil bir ağaç, bir ot bile bitmeyecektir. (Balya'yı gördüğünüz için bu gerçeği kolay anlarsınız..)

Sondaj yapılan çevredeki köylülerin bir kısmı bu şirketlerden elbette memnun... Bir iki yerel belediye de memnun hayatından. Çünkü yollarına kilit taşlar döşendi, kasabaya giden yollar asfaltlandı!.. Çünkü köylülerden sondaj çevresindeki zeytiliği olanlar oldukca paraya sattılar, kiminin çoluk çocuğu orada çalışıyor, kimi bu şirketler sayesinde nakliyecilik yapıyor (Bergamadaki şantiyeye toprak taşıyorlar)... Neymiş, Mühendisler çevrenin “kirlenmemesi için azami özeni zaten gösteriyoruz” demişler!.. (Peki ne yapacaklardı?) Bu söz ne kadar ihtimam edilirse edilsin öyle ya da böyle eninde sonunda çevrenin kirleneceğinin itirafı değil mi? Bu tür işler çevreyi kirletmeden yapılmaz ki?


Ha bir de şöyle demişsiniz: “Ama amaç farklı,sanki birileri bir anda nasıl Hepimiz Hırantız diye bağırttıysa ona benzer bir güç bu sefer bizleri farklı bir eylem için harekete geçirdi…” Bu komplo teorinize diyecek yok doğrusu. Neymiş dünyadaki altın borsasına hakim olan ülkeler, ülkemizden altın çıkarılmasına karşılarmış. Kardeşim zaten o ülkenin şirketleri gelip benim ülkemin içine ediyorlar. Benim derdim bu. Gördüğüm kadarıyla araştırmayı, gözlem yapmayı seviyorsunuz. Peki bu şirketler kendi ülkelerinde altın için kazı izni alabiliyorlar mı alamıyorlar mı? Hele Kazdağları gibi benzer yörelerde bir çivi çakabilirler mi? Bİr dal koparabilirler mi?.. Siz bana bunları araştırın gelin:

Ha, bir de, "Biraz araştırınca söylediklerinin bir kısmının doğru olduğunu ve esas problemin siyanür olmadığını da anladım….." demişsiniz…

Evet doğru söylüyorsunuz. Asıl mesele siyanür değil, asıl mesele Kazdağlarının altın uğruna altının oyulmasıdır. Biz madenciliğin ve madencilik sektörünün karşısında değiliz. Siyasete, vahşi kapitallizmin kurallarına değil; bilimin ve doğanın gereklerine kulak verin, Kazdağlarından elinizi ayağınızı çekin diyoruz. O kadar…

Diyorsunuz ki "Aşağı yukarı otuzdan fazla maden işletmesi zaten çevreyi katletmiş ,zehirlemiş ve ağaçları kesmişken kimse ses çıkartmamış. .." Ne yani bugüne kadar ses çıkartılmadı diye (ki tamamen yanlış bir bilgi) bundan sonra da mı çıkartılmasın. Bırakalım da katliama, zehirlemeye devam mı etsinler?...

Belki ilgisiz görünebilir ama sayenizde aklıma Nazi Almanyası’nda Papaz Martin Niemoller’in yaşadığı o ünlü deneyim aklıma geldi:
Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim...
Sonra beni almaya geldiler. Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı…

Allah korusun sesimizi çıkarmaya çıkarmaya sonunda ses çıkaracak temiz çevre kalmayacak…

En can alıcı cümleyi sona saklamışsınız:
Son olarak da, Altımızda dünyanın zenginliği var ama üzerinde fakir oturuyoruz Evet o malum çevrenin dört elle sarıldığı veciz demogojik cümleyi bakıyorum da siz de benimsemişsiniz.

Peki sayın Karsan,
Bu şirketler altın ve elmas uğruna asırlardır Afrika'nın altını üstüne getirmediler mi?
Hangi Afrika ülkesi kendi topraklarından çıkarılan kıymetli madenler sayesinde zengin olmuş?.. Bir tek ülkeyi örnek gösterin bana!
Çıkan altının sadece -olursa- % 2'sinin ülkemizde kalacağını biliyor muydunuz?..
Bana kalırsa isterse % 100'ü kalsın hiç umurumda değil. Benim umurumda olan, tarih boyunca bereketli topraklar olarak anıla gelen Anadolu'nun hızla çölleştiği.. Bu bir kehanet değil, bilimsel bir gerçektir...

hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-12-2007, 15:29   #48
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Oğuz Karsan Mesajı Göster
.........
Bu arada Teck Cominco adlı Kanadalı maden devi olan firmanın Etili köyünde bulunan şantiyesine gidip baktım.Pek bir faaliyet yok gibi.
..............
Araçlar olduğu yerde duruyor.Köylülerden aldığım bilgiye göre Sögüt alan Köyünde uğraşıyor larmış.
............
Altı Yedi yıldır bölgede olduklarını Ve hala araştırma safhasında olduklarını sadece sondaj yaptıklarını ve hiç bir yere zarar vermediklerini, iki yıldır ara vermiş olduklarını ve yeni yeni faaliyete geçtiklerini,
............
Doğu Truva Madencilik: Kanadalı Teck Cominco'nun desteklediği Fronteer'e ait firmanın 1 adet arama sahası bulunuyor.

Bu firmanın 1 adet arama sahası varmış.
Eğer bir kaç yerde arama yapılıyorsa kanuna aykrı bir durum var demektir..

Alıntı:
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Kazdağı eteklerindeki Kısacık köyü yakınlarında, MTA tarafından 8 yıldır yürütülen çalışmalar kapsamında önemli bir altın rezervi tespit edildiği bildirildi.
MTA Kuzeybatı Anadolu Bölge Müdürü Vekili Ramazan Konakbay, yaptığı açıklamada, Ayvacık'a bağlı iki bölgede 8 yıldır altın arama çalışmalarının yürütüldüğünü, bu çalışamlar kapsamında Kısacık köyü yakınlarında önemli bir rezerve rastladıklarını söyledi.
yukarıda ki habere göre Kazdağları'nda arama yapan firmalar değil MTA imiş.

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-12-2007, 23:31   #49
Ağaç Dostu
 
Yücel Özlem's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-04-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 3,113
Galeri: 137
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Oğuz Karsan Mesajı Göster
Merhaba, Arkadaşlar benim bir önerim var. Artik daha sert olmalıyız diye düsünüyorum.Biz basit protestolarla vakit geçirirken adamlar Kazdağlarını delik deşik ettiler.Bayramiç-Çan karayolunun 25.nci Km sinden sol tarafa bakanlar ne anlatmak istediğimi daha iyi anlayacaktır.Asağı yukarı 200 dekarlık bir alan dümdüz edilmiş durumda.Orman işletme müdürlüğü hiç bir şey yapmıyor.Köylü vatandaş yakacak ihtiyacı için agaç keserse hapse düsüyor ama yabancı firmalar gozumuz gibi koruduğumuz ormanlarımızda istediği alanı kesip istediğini yapabiliyor.Buna dur demenin zamanı gelmedi mi ? . . .
Yorumsuz.

Yücel Özlem Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-12-2007, 21:31   #50
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba,

Sn. hassoman, Sn.Eskimo ve Sn.Yücel Özlem.

Ortada çelişkili bir durum olduğunun farkındayım. Ancak ben her 15 günde bir Bayramiç'e veya Altınoluğa gidip gelen biri olarak kalbimden geçenler ile gözlerimle gördüklerimin arasında bir yerdeyim.Çok samimi, Önyargısız ve tarafsız olmaya çalışsam da gönlüm çevre ve ağaçlardan yana. Bunda samimiyim lütfen inanınız.

Ama birkaç olaydan sonra işin öteki boyutunu da görebiliyorum. Mesela Marçep'in toplantılarına katılan kişilerin profili,farklı sayılar ve söylemler,Bayramiçde kurucularından olduğum Ba-çev toplantıları. Bana madalyonun arkasına da bakmam gerektiğini hatırlattı.

Arkadaşım Alican Güngör ile birlikte Etili deki Teck Cominco'nun şantiyesine gittik. İlk başta amacımız gözlemdi ama sonra iki saf karadenizli olarak şantiyeye girip bilgi istediğimizi söyledik. Görevli mühendisler sanki bizi bekliyorlarmış gibi ilgilendiler ve bize o ana kadar hiç sormayı düsünmediğimiz konularda aklımıza gelmeyen bir sürü bilgi verdiler.

Çevreyi kirletmeyeceğiz de demediler en azından olası kirlenmenin boyutlarını sergilediler. Kızmadılar, Bağırıp çağırmadılar ve Hiç slogan atmadılar.

Komplo teorileri hakkında birkaç bilgi verdiler. Bergamayı anlattılar. Kendilerinin bu bölgeye yeni gelmediklerini ve hala sondaj aşamasında olduklarını anlattılar.Kazdağlarında onlarca maden olduğunu ve 10 yıldan beri kesilen yıkılan ağaçlara kimsenin aldırmadığını, sondaj için büyük paralar harcandığını, her ay bölgedeki köylerin sularını kirletmediklerini ispat için örnek alıp tahlil yaptırdıklarını, her attıkları adımın şartnameye göre uygun olduğunu, Fakat sondajları bitmek üzereyken sanki birilerinin düğmeye bastığını sandıklarını söylediler.

İlk başta söylediklerini temkinli olarak dikkatlice araştırdık. Doğruydu.
Bu sefer araştırmayı bırakıp marçep'in broşürlerindeki sayıları inceledik. Abartılı idi. Başka araştırmalar yapınca bulmacanın birazı ortaya çıkmıştı. Bana göre, söylediklerinin en azından yarıdan fazlası doğruydu. Gerisini araştıramadan kar yağışı başladı. Diğer maden sahalarına gitmek imkansızlaşınca İstanbul'a geri döndük.

Sizin de araştırabilmeniz için verilen bilgileri aşağıya kopyalıyorum. Ayrıca,Ben henüz hiçbir tarafın fikrini benimsemiş değilim. Sadece endişelerim var. Yardımcı olun , Hepberaber araştıralım. Kazdağlarından ve ağaçlardan vazgeçmemiz mümkün değil. Ama yeraltı zenginliklerimizden nasıl faydalanacağız.?
Ayrıca, Hepimiz Ermeniyiz diye bağırmadan önce, Bu sefer biraz daha düşünelim.

Selamlar.

İstanbul'a geldikten iki gün sonra da aşağıdaki mektup geldi. Aynen aşağıya kopyalıyorum.

Merhaba Alican ve O&u;uz Bey,
Aþaðýda siyanürün kimyasal tepkimeyle ilgili denklemi de içeren, siyanürün altýn madenciliðinde kullanýmýný gösteren kýsa bir Tübitak makalesi var. Ayrýca size þirketimiz, çalýþmalarýmýz ve Altýn madenciliði konusunda detaylarý içeren dökümanalar da gönderiyorum. Umarým bunlar sizde kýsmende olsa oluþan sorulara cevap verebilir.

Sizinle tanýþmak ve sohbet etmek çok keyifli ve faydalý oldu, nezaketiniz için teþekkür ederim. Þantiyemize her zaman bekleriz, uygun bir zamanda buyrun gelin, size çalýþmalarýmýz hakkýnda daha kapsamlý bilgi verelim ve sohbet edelim.
Þirketimiz ile ilgili daha kapsamlý bilgiyi www.teckcominco.com adresinden ve Türkiyede altýn madenciliði ile ilgili bilgiyi de www.tuprag.com.tr veya www.kozaaltin.com adreslerinden elde edebilirsiniz. Size verdiðim yýllýk faaliyet raporunu dikkatle incelerseniz, madencilik ile ilgili ciddiyetimizi ve kapasitemizi kolaylýkla anlayabilirsiniz.

selam ve saygilar
yacute;larýmla

Bayram Artun
Y. Jeoloji Mühendisi
Proje Yöneticisi


Sodyum siyanür ile altýn üretiminin nasýl yapýldýðý hakkýnda bilgi arýyorum bana yardýmcý olursanýz çok makbule geçer fakat zararlarý ve faydalarýný aramýyorum kimyasal tepkimeleri. (Emin Balkan)

Açýk ocaktan alýnan altýn cevheri kýrýcýdan ve elekten geçirlidikten sonra mýcýr boyutuna getiriliyor. Mýcýr boyutundaki cevhere kireç ilavesi yapýlýyor. Bu ilavenin nedeni, ortamýn pH’ýný 10,5’in üzerinde tutma isteði. Bunun nedeniyse, siyanürün düþük pH ortamýnda (asidik ortamda) hidrojen siyanür gazýna dönüþüp havaya karýþmasýnýn önlenmek istenmesi. Bu nedenle ortama sürekli kireç ilavesi yapýlýyor. Daha sonra bu cevher, altýnýn serbestleþme tane boyutu olan 38 mikrona kadar öðütülüyor. Siyanür ilavesinin yapýlacaðý liç ünitesine alýnmadan önce öðütülmüþ cevher, % 45 katý, % 55 sývý olacak þekilde yoðunlaþtýrýlýyor. Siyanürün ayrýþtýrma sürecine dahil olmasýnýn nedeni, altýnýn siyanürle tepkimeye girerek çözünmesi ve sývý faza geçmesi. Siyanür, altýn ve gümüþle bileþik oluþturarak katý altýn ve gümüþün sývý bazda tutulmasýný saðlýyor. Çözeltinin cevher içermeyen kýsmý arýtma ünitelerine gönderilirken, cevher içeren kýsmýbaþka tanklara gönderiliyor. Burada akýþýn ters yönünde aktif karbon yüklemesi yapýlýyor. Karbonun göreviyse, altýn ve gümüþü çamurun içinden sýyýrmak. Altýn ve gümüþ karbonun yüzeyine tutunuyor ve çözelti elekten geçiriliyor. Çamur elekten geçerken, altýn ve gümüþlü karbon geçemiyor. Elekte kalan karbon, sýyýrma kolonunda su, asit ve siyanürle yýkanýyor. Burada, karbona yapýþmýþ olan altýn ve gümüþ karbonu terk ediyor. Altýn ve gümüþ yüklü olan sývý, elektrolit hücrelerinden geçiriliyor. Buradaki çinko gözeneklerine elektrik verildiðinde, yüklü altýn ve gümüþ tanecikleri bu gözeneklerde toplanýyor. Gözeneklerden çýkarýlýp temizlenen ürün, potada 1200ºC’de eritiliyor. Sonuçta, altýn ve gümüþ dore denilen nihai ürün külçelere dökülebiliyor.
Bu süreçte gözlenen

4Au + 8NaCN + O2 + 2H2O --> 4Na [Au(CN)2] + 4NaOH, 2Na [Au(CN)2] + Zn --> 2NaCN + Zn(CN)2 + Au (kat&yacute

þeklindeki kimyasal tepkimelerle ilgili denklemleri Ýnternetten daha ayrýntýlý olarak bulabilmeniz mümkün. Ayrýca, arýtma iþlemlerini merak etmediðinizi belirttiðiniz için, geriye kalan siyanürlü çamura uygulanan iþlemlerden burada söz edilmedi. Altýn madencilðiyle ilgili geniþ bilgiyiyse, Bilim ve Teknik Dergisi, Mart 2002 sayýsýndan edinebilirsiniz.

Elif Yýlmaz


Türkiye’de
Siyanür Gerçeği
Ve
Ovacık Altın Madeni


Mart 2002 SORUN SİYANÜR MÜ?


BERGAMA’da yıllık sodyum siyanür tüketimi 120 ton
KÜTAHYA-GÜMÜŞKÖY’de yıllık sodyum siyanür tüketimi 1.100 ton
PETKİM Aliağa yıllık akrilonitril (vinil siyanür) üretimi 90.000 ton
TÜRKİYE’nin yıllık çeşitli siyanür bileşikleri ithalatı 177.000 ton

Üstelik

BERGAMA’da kullanılan sodyum siyanür KANSEROJEN DEĞİL
PETKİM Aliağa’da üretilen akrilonitril KANSEROJEN

Bu nedenle
8 saatlik işgünü boyunca kapalı ortamda maruziyet limiti

Sodyum siyanür 10 ppm
Akrilonitril 2 ppm

10 aylık deneme üretimi sonucunda
Ovacık Altın Madeni atık havuzunda siyanür seviyesi
0.2 ppm


TÜRKİYE’DE SİYANÜR GERÇEĞİ

EK 1) Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, sanayide kullanılmak üzere 2000 yılında 177600 ton çeşitli siyanür bileşikleri ithal edilmiştir. Bu ithalatın 175843 tonu akrilonitrildir. Maden sektörü de dahil olmak üzere çeşitli sanayi sektörlerinde kullanılan sodyum ve potasyum siyanür ithalatı ise 2000 yılında 1150 tondur. Ovacık Altın Madeni’nde bu miktarın % 10’u kullanılmaktadır.
EK 2) Akrilonitril, bir organik siyanür bileşiği olan vinil siyanürdür.
EK 3) Akrilonitril, tekstil, lastik ve plastik başta olmak üzere ülkemizdeki ana sanayi sektörlerinin çoğunda kullanılmaktadır.
EK 4) Akrilonitril, ithalatın dışında, İzmir yakınındaki Aliağa Petkim tesislerinde ACN KODUYLA imal edilmektedir.
EK 5) Petkim’in yıllık akrilonitril (ACN) üretim kapasitesi 90 bin tondur. Buna karşılık, Petkim verilerine göre, akrilonitril için 2005 yılında yurtiçi talep 220 bin ton ve 2010 yılında ise 256 bin ton olacaktır.
EK 6) Maden sanayinde kullanılan sodyum siyanür ile diğer sanayi sektörlerinde kullanılan akrilonitril arasında insan sağlığı açısından çok önemli bir fark vardır. Siyanojen grubunun uzun vadede kalıcı bir etkisi yok iken, Akrilonitril kanser yapıcıdır. Siyanür grubunun 8 saatlik işgünü boyunca kapalı ortamda sürekli maruziyet limiti 10 ppm iken akrilonitrilin 2 ppm dir.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-12-2007, 12:33   #51
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 741
Galeri: 24
Alıntı:
Maden Araştırmacılığı Tamamen Devlet Kontrolündedir
Artun basında çıkan haberlere cevap verdi...
............
Son zamanlarda basında yer alan haberlere de değinen Artun, haklarında çıkan yazıların gerçeklikten uzak, art niyetli ve hiç bir bilimsel veriye dayanmadığını söyledi. Artun ayrıca‘siyanürlü altın aramacılığı’ ibaresinin tamamen provokatif olduğunu ve yaptıkları çalışmalar dahilinde hiçbir kimyasal madde kullanılmadığının altını çizdi. “Sondaj çalışmalarının amacı yeraltındaki kaya birimlerinden örnek almaktır. Bu işlem esnasında çatlaklardan sondaj suyunun kaçmasını önlemek veya oluşan ısının düşürülmesi için tamamen doğal bir malzeme olan bentonit kullanılmaktadır. Kimyasal madde kullandığımızla ilgili haberler kesinlikle gerçek dışıdır. Bu bağlamda halka yanlış bilgi aktarılması da gazetecilik etiği ile bağdaşmamaktadır.’
http://www.gazetecan.com/?p=442
Bayram Altun'un basın açıklamalarından biri..
Bir de Hilmi Güler'in ''bir bardak genişliğinde alana sondaj yapıyorlar'' demesi ve bunun yanlış anlaşıldığını açıklamak üzere bir kaç açıklaması daha var...

Sonra açıklamalarında görüldüğü gibi doğaya hiç bir kimyasal zarar vermediklerini araştırma aşamasında olduklarını anlatıp durmuş ama daha sonrasında siyanürle altın arama çalışmaları konusunda basına pek bir bilgi verilmemiş size gönderilen bilgilerde ise bu konu hakkında bilgi verilmiş, siyanürün bahsedildiği gibi zaralı olamadığını bilimsel olarak açıklanmış...

Anlıyoruz ki! ''arama çalışmalarında çevreye zarar vermiyoruz'' diyen şirket(ler);
Altın çıkarma aşamasında da çevreye zarar vermediklerini iknaya çalışacak...

Bir çok bilim adamına göre,yargıya göre,köylüye göre,zeytinciye göre,bana göre zarar veriyorlar ve verecekler...
İster ön yargılı,ister ideolojik,ister bilgisiz deyin...

Ama artık pek umrumda değil
Balığın kokusu başından kuyruğuna indi.(hatta çürüdü)
Ben bıktım, sıkıldım.

Öleceğini bilerek yaşayıp,ölümlü torunlarına bir kaç kuruş daha bırakmak adına dünyayı da öldürmeye çalışan, bir canlı türü olarak dünyaya gelmekten hiç memnun değilim...

Hepimiz insanız


Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-12-2007, 12:58   #52
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
Oğuz karsan,

Bu cümlenin konuyla ilgisi ne?
"Ayrıca, Hepimiz Ermeniyiz diye bağırmadan önce, Bu sefer biraz daha düşünelim."

"İstanbul'a geldikten iki gün sonra da aşağıdaki mektup geldi. Aynen aşağıya kopyalıyorum." demişsiniz...

Alıntı:
Merhaba Alican ve O&u;uz Bey,
Aþaðýda siyanürün kimyasal tepkimeyle ilgili denklemi de içeren, siyanürün altýn madenciliðinde kullanýmýný gösteren kýsa bir Tübitak makalesi var. Ayrýca size þirketimiz, çalýþmalarýmýz ve Altýn madenciliði konusunda detaylarý içeren dökümanalar da gönderiyorum. Umarým bunlar sizde kýsmende olsa oluþan sorulara cevap verebilir.
...
Açýk ocaktan alýnan altýn cevheri kýrýcýdan ve elekten geçirlidikten sonra mýcýr boyutuna getiriliyor. Mýcýr boyutundaki cevhere kireç ilavesi yapýlýyor. Bu ilavenin nedeni, ortamýn pH’ýný 10,5’in üzerinde tutma isteði. Bunun nedeniyse, siyanürün düþük pH ortamýnda (asidik ortamda) hidrojen siyanür gazýna dönüþüp havaya karýþmasýnýn önlenmek istenmesi. Bu nedenle ortama sürekli kireç ilavesi yapýlýyor. Daha sonra bu cevher, altýnýn serbestleþme tane boyutu olan 38 mikrona kadar öðütülüyor. Siyanür ilavesinin yapýlacaðý liç ünitesine alýnmadan önce öðütülmüþ cevher, % 45 katý, % 55 sývý olacak þekilde yoðunlaþtýrýlýyor. Siyanürün ayrýþtýrma sürecine dahil olmasýnýn nedeni, altýnýn siyanürle tepkimeye girerek çözünmesi ve sývý faza geçmesi. Siyanür, altýn ve gümüþle bileþik oluþturarak katý altýn ve gümüþün sývý bazda tutulmasýný saðlýyor. Çözeltinin cevher içermeyen kýsmý arýtma ünitelerine gönderilirken, cevher içeren kýsmýbaþka tanklara gönderiliyor. Burada akýþýn ters yönünde aktif karbon yüklemesi yapýlýyor. Karbonun göreviyse, altýn ve gümüþü çamurun içinden sýyýrmak. Altýn ve gümüþ karbonun yüzeyine tutunuyor ve çözelti elekten geçiriliyor. Çamur elekten geçerken, altýn ve gümüþlü karbon geçemiyor. Elekte kalan karbon, sýyýrma kolonunda su, asit ve siyanürle yýkanýyor. Burada, karbona yapýþmýþ olan altýn ve gümüþ karbonu terk ediyor. Altýn ve gümüþ yüklü olan sývý, elektrolit hücrelerinden geçiriliyor. Buradaki çinko gözeneklerine elektrik verildiðinde, yüklü altýn ve gümüþ tanecikleri bu gözeneklerde toplanýyor. Gözeneklerden çýkarýlýp temizlenen ürün, potada 1200ºC’de eritiliyor. Sonuçta, altýn ve gümüþ dore denilen nihai ürün külçelere dökülebiliyor.
...
Durum kara mizah gibi
Ne diyelim. Hımmmm tamam şimdi anladık mı

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-12-2007, 15:24   #53
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Lütfen, Hemen harekete geçmeden olayı iyice ve her boyutuyla araştıralım.

Sn. Malina, Sn. Eskimo, Sn. hassoman

Kazdağları nın kirlenme ve Ağaçların kesilmesi olasılığı karşısında verdiğim ilk tepkimin, sizin şu anda hissettikleriniz gibi olduğu ortada.

Sanki Altını arayan firmanın adamıymışım gibi suçlamanız da çok yersin.Çünkü sanırım aynı taraftayız. Benim vurgulamak istediğim esas fikir, dikkatli ve uyanık olup, olayları her boyutuyla değerlendirmemiz ve birilerinin istediği için senaryoları gereği harekete geçmememizin lazım geldiğidir.

Yoksa ; vatan haini veya şerefsiz olmayan kimse, Eğer Ülkesinde çevre mahvolup, Ağaçlar katledilecekse kimse razı gelemez. Bundan başka Vatanımız yok herkes bunu da iyice anlamalı.

Ancak yine yanlış anlaşılmamak için bu konu ile ilgisi olmamasına rağmen çarpıcı ve neler olabildiğinin farkına varılabilmesi için tekrar örnek vereyim

Ben, Şişli Etfal Hastanesinde doğdum. Kurtuluş Caddesinde büyümeme ve birçok Ermeni ve Rum komşum olmasına rağmen, Agos Gazetesinin yerini yeni öğrendim.

Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden beş saat geçmeden, Taksimde toplanan 5,000 kişiye yakın bir topluluk ellerinde ne ne zaman ve hangi matbaada bu kadar çabuk basıldığı belli olmayan pankartlar ile yürüyüp Hepimiz Ermeniyiz ve Hepimiz Hrantız diye sloganlar atarak. Hemen Osmanbey de bulunan Agos Gazetesinin önüne geldiler. Hepimiz aynı öfke ile öldürenleri lanetleyip insan olmanın gereği olarak teröre karşı yanlarında yer aldık.

Ama sonra bu olayın senaryo olduğu ortaya çıktı. Biraz düşünebilen herkes Hrant Dink'i gerçekten Ülkemizi zor duruma düşürmek isteyenlerin katlettiğini anlayabilir. Zaten Kurtlar Vadisi adlı dizide açık bir biçimde bu konu işlendi.

Eğer sahiden bu bir halk hareketi olsaydı.Öldürülen 10 ve daha sonra onların öcünü almak için sınır ötesi harekata hazırlanırken Dağlıca da katledilen diğer Mehmetçiklerimiz için de Mislisiyle benzer pankartlar ile Hepimiz Mehmetçiğiz diye sloganlar atarak İstanbul Ankara ve İzmir de de halk hareketleri olurdu ama olmadı. Birkaç yerel olay dışında hepimiz evde televizyon başında kahrolup, küfür etmekten başka bir eylem yapamadık.

İşte "Ayrıca, Hepimiz Ermeniyiz diye bağırmadan önce, Bu sefer biraz daha düşünelim." lafını bunun anlaşılabilmesi için yazdım.

Hemen her olayda ortalığa atlamadan biraz daha düşünelim. Bunda ne kötülük olabilir. Sadece düşünüp araştıralım diyorum.

Bu fikire bile tahammülünüz yok ise, O zaman belki siz başka birilerinin adına konuşuyorsunuz diye de düşünülebilinir .

Ayrıca, Hepinizi belirleyeceğiniz bir hafta sonu veya hafta içi, ne zaman isterseniz Bayramiçe ve Altınoluğa davet ediyorum. Temize çıkmam için bunun gerekli olduğuna inanıyorum.Hem Altınoluk, hem Bayramiçte evim olduğu için konaklama problemimiz de olmayacağından, rahat rahat, Gezip, Görüp, Araştırabiliriz.

Olayları yerinde görüp tesbit ederiz. Sonra isterseniz, Ağaçlar ve Çevre için ne yapmamız gerektiğine de karar verip, O zaman harekete geçeriz. Benim ilk izlenimime göre henüz birşeyi kaçırmış değiliz. İyice araştırıp öyle hareket edelim.

Hepinize, forumda okunaklı çıkmayan Teck Cominco'nun mektubunu elektronik posta ile iletmeye çalışacağım. Bu konuda lehte veya aleyhte bir fikrim şimdilik sahiden yok. Mustafa Kemal haricinde kimsenin adamı da değilim.


Herkese
Selam ve Saygılar


Düzenleyen Oğuz Karsan : 15-12-2007 saat 16:16
Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-12-2007, 18:35   #54
Ağaç Dostu
 
Yücel Özlem's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-04-2006
Şehir: ANKARA
Mesajlar: 3,113
Galeri: 137
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Oğuz Karsan Mesajı Göster
Sn. Malina, Sn. Eskimo, Sn. hassoman

Sanki Altını arayan firmanın adamıymışım gibi suçlamanız da çok yersiz.Çünkü sanırım aynı taraftayız. Benim vurgulamak istediğim esas fikir, dikkatli ve uyanık olup, olayları her boyutuyla değerlendirmemiz ve birilerinin istediği için senaryoları gereği harekete geçmememizin lazım geldiğidir.
...
Ancak yine yanlış anlaşılmamak için bu konu ile ilgisi olmamasına rağmen çarpıcı ve neler olabildiğinin farkına varılabilmesi için tekrar örnek vereyim.
...
Hepinize, forumda okunaklı çıkmayan Teck Cominco'nun mektubunu elektronik posta ile iletmeye çalışacağım. Bu konuda lehte veya aleyhte bir fikrim şimdilik sahiden yok
...
Sayın Oğuz Karsan,

Buradaki yazıları tekrar inceledim.

Gördüğüm şu: sizin yazılarınız ve savunur göründüğünüz düşünceler arasında çelişkiler var. Ben de sizin yazınızı, yorumsuz vererek, bunu işaret etmeye çalışmışım.

"Lütfen, Hemen harekete geçmeden olayı iyice ve her boyutuyla araştıralım." son yazınıza başlık yaptığınız bu cümleyi baştan söyleseniz, yazılarınızda da birbiriyle çelişen biçimde kanaat belirtmek yerine, elinize geçen bulguları yorumsuz nakletseniz, sanırım sizin suçlanmanıza neden olabilecek, görüntü ortaya çıkmayacaktı.

Bu son yazınızda: "Bu konuda lehte veya aleyhte bir fikrim şimdilik sahiden yok." diyorsunuz. Ancak, yazılarınızda durum böyle gözükmüyor.

"Hepinize, forumda okunaklı çıkmayan Teck Cominco'nun mektubunu elektronik posta ile iletmeye çalışacağım." diyorsunuz. Yazıda ismen hitabettiğiniz kişileri kasdediyorsunuz sanıyorum.

Forum üyleri bu üç kişiden ibaret değil. Şimdilik üye sayısı 23,483. Ancak bu sayı her an artmakta ve bu sayının sanıyorum, on katından fazla kişi de üye olmadan izlemektedir.

Bence, bu mektubun doğrusu ne ise, yazınız içinde düzelterek, okunabilir hale getirmeniz, bu üç kişi dışındaki üyeler ve üye olmayan izleyiciler için, anlaşıabilir olmanızı sağlayacaktır.

Sizin hakkınızda bildiklerimiz, sizin yazdıklarınız ile sınırlıdır. Yazılanlara aksi sabit oluncaya kadar itibar etmek de ortak tavrımızdır. İşin gereği de bu olamalı. Kendinizi doğru ifade etmek konusunda, sanıyorum yazdıklarınıza daha çok dikkat etmeniz, gerekiyor.

Basında ve çeşitli internet kanallarında, kafalarımızın karışması için, zaten yeterinden fazla malzeme var. Burada mümkün olduğunca doğru bildiklerimizi doğru cümlelerle ifade ederek paylaşmaya çalışıyoruz.

Buduğumuz her bilgiyi, aklımızın süzgecinden geçirmaden, buraya taşımamızın doğru olmadığını düşünüyorum. Aktardığımız bilgilerin doğru olması yanında doğru ifade edilmesine de -anlaşılır olmak için- özen gösteriyoruz.

Bütün dikkatlerimize rağmen, yanlış anlaşılma ihtimalimiz hiç olamaz mı? Elbette olur. O zaman ben, önce yazdıklarımı ve diğer yazılanları tekrar okuyup sıkıntının nereden kaynaklandığını anlamaya; sonra da gerekli açıklamaları ve düzeltmeleri yaparak anlaşılır olmaya çalışıyorum.

Bunu yapmadığımız zaman, çoğu kere konu ifade ve uslup tatışmalarına kuban ediliyor. Umarım bu konu da bu şekilde bir kazaya uğramaz.

Sevgiler.

Yücel Özlem Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-12-2007, 21:32   #55
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,918
Galeri: 215
Sn Oğuz Karsan

Olaylara bakış açınızı bir diziyle açıklamaya kalktığınızda, diğer yazdıklarınız da inandırıcılığını kaybediyor sanki. Şunu unutmamak gerekir ki, dizilerde olaylar kurgulamadır.

Bu tartışmada siyasi göndermelere gerek kalmadan da fikirler savunulabilir ve böylece de konunun ciddiyetinden uzaklaşılmamış olur.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-12-2007, 00:17   #56
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 37,851
Galeri: 90
Eğer niyetiniz "Hemen her olayda ortalığa atlamadan biraz daha düşünelim. Bunda ne kötülük olabilir. Sadece düşünüp araştıralım" demekse, bunu bu kelimelerle söyleyin, merak etmeyin anlarız... Başka benzetmeler yapmanıza gerek yok.

Şimdi, bunu söyleyince böyle mi oluyoruz?

Alıntı:
Bu fikire bile tahammülünüz yok ise, O zaman belki siz başka birilerinin adına konuşuyorsunuz diye de düşünülebilinir .
Kastınızı fena aşmaya başladınız. Dikkatli olmanızı öneririm.

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-12-2007, 02:17   #57
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Yorumsuz

Aşağıdaki derleme, Mesut Mahmutoğulları'nın MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu'nun sitesinde yer alan yazısından özetlenerek alınmıştır.

KIBRIS: LEFKE
1974 yılına kadar Cyprus Mines Corp.(CMC) tarafından işletilen madende bugüne binlerce dönümlük ölü toprak ve çevresinde bulunan zehirli bir göl kalmıştır.
Madeni işleten şirket önce AMACO daha sonra AMAX'la birleşir.

ABD: SUMMITVILLE ALTIN MADENLERİ
Summitville ABD'de Colorado Eyaleti sınırları içinde San Juan dağları üzerinde bir bölgedir. 1986 yılında açılan madeni SCMCI ve ortağı Kanada'lı GALACTIC RESORCES adlı şirket işletir. İşletme tipi bu gün Bergama Ovacık'taki altın madeninin aynısıdır. Şirket, atık barajından "sıfır deşarj" olacağını, doğaya hiçbir zehirli atık bırakılmayacağını garanti etmişti. Fakat madenin işletilmesinden bir ay sonra, atık barajından zehirli atığın sızdığı tespit edilmiştir. Atık barajında sızıntının önlenmesi için oluşturulan, kil tabakası ve plastik örtü asitlerin etkisiyle parçalanmış, maden yakınında bulunan nehir ve yeraltı su kaynakları sızıntıyla kirlenmiştir. Sonuç tam bir yıkımdır. Bölgedeki Alamosa nehri 27 kilometre buyunca siyanür bileşikleri, asit ve ağır metaller içeren maden atıklarıyla zehirlenir. Nehir balıkları ve vahşi hayvanlar kitlesel ölümle karşı karşıya kalır. Yoğun su kullanımıyla, çevredeki çiftliklerin su ihtiyacı karşılanamaz ve topraklar ölmeye başlar.

ABD: MONTANA ZORTMAN LANDUSKY MADENLERİ
Kanadalı PEGASUS adlı şirket tarafından 1979 itibaren işletilen bu madenden doğal ortama akan siyanür ve ağır metal sızıntıları, asit kaçakları vahşi hayvan ölümlerine, tüm içme suyu kaynaklarının kirlenmesine, maden çevresinde yoğun toprak zehirlenmesine neden olur. Bölgede yaşayan yerlilerin yoğun mücadelesi sonucunda, şirket 1996 Federal Mahkemenin kararıyla Amerikan tarihinin en büyük tazminat ödeme cezasına çarptırılır.

ENDONEZYA: IRIAN JAYA MADENİ
RTZ'nin işlettiği maden, 3500 metre yüksekliğindeki dağların üzerindedir. 3.6 milyon hektar alana yayılır. Günde 125.000 ton zehirli atık, yakında bulunan Ajikwa nehrine bırakılmaktadır. Bölgede korkunç bir çevre kirliliği yaşanır. Sular, balıklar, bitkiler, insanlar, toprak zehirlenir. Halk ayaklanır. Bu ayaklanma devlet güçleri tarafından silahla ve gözaltında öldürmelerle bastırılır. Öldürülenlerin ve kaybolanların arasında kadın ve çocuklarda vardır sayıları yüzlerle ifade edilmektedir. Benzer öldürme olayları Yeni Gine'de de olmuştur.
Felaketin bir başka bilinen sonucu da, sulanamayan başta pirinç tarlalarından ürün alınamaması yüzünden yaşanan kıtlıktır. Bu kıtlık yüzlerce insanın 1997 yazında açlıktan ölümüne neden olmuştur.

ROMANYA: BAIA MARE ALTIN MADENİ
2000 yılı Şubat ayı başında BAİA MARE siyanürlü altın madeninde meydana gelen çevre felaketi sonucunda Tuna nehri siyanürle zehirlendi. Felaketten Romanya, Macaristan ve Yugoslavya etkilendi. Madenin sahibi ESMERALDA isimli Avustralyalı bir şirkettir. Ve artık çok iyi tanıdığımız NORMANDY POSEIDON bu şirketin sahibidir.
Yine bu şirket Türkiye'de altın çıkarmak isteyen başta EUROGOLD (NORMANDY), TUPRAG, COMINCO ve ANGLO TUR altın şirketlerinin de ana ortağıdır.

PAPUA YENİ GİNE: OK TEDİ ALTIN MADENİ
Papua Yeni Gine'de 2100 metre yüksekliğinde OK Tedi dağındaki madenin zehirli atıkları yoğun yağmurlarla yaşanan toprak kayması yüzünden çevreye yayılır. 1100 kilometre uzunluğundaki Fly River nehri tamamen kirlenir. Kirlenme öyle büyük boyuttadır ki, nehre 800 km uzaklıktaki su kaynaklarında ağır metal ve siyanür kirlenmesi tespit edilir.
Madenci şirketin ortakları; Amerikan petrol ve maden şirketi AMOCO, Avustralyalı BHP(AAC'nin uzantısı), Alman Metalgesellschaft (MG), DEGUSSA; Dresner Bank tır.

YENİ ZELLANDA: TUI ALTIN MADENİ
1973 yılında 2,5 milyon ton maden atığı bırakılarak terk edildi. Kurşun, cıva ve kadmiyum içeren bu atıklar bölgenin tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kirletmiştir. Özellikle Kadmiyum öldürücü bir zehir özelliğindedir. TUI madeninin bulunduğu bölgenin yerel meclisi, mevcut kirlenmenin önüne geçmek için yılda 600.000 - 1.000.000 dolarlık bir harcamanın gerekli olduğunu söylemektedir.

YENİ ZELLANDA: MARTHA HİLL ALTIN MADENİ
Martha Hill altın madeninde durum daha vahimdir. Atıkların oranı 30 milyon tondur ve atıklar yakınındaki Ohinemuri deresine bırakılmaktadır. Yoğun çevre kirliğine karşı yükselen muhalefet ve madende cevherin bitmiş olması öne sürülerek, madenci şirket bölgeden ayrılır. Fakat 1988'de yoğun tepkilere rağmen maden yeniden açılır. Şirketin ana ortağı AMAX'dır.
Eurogold şirketi Türkiye'den 17 gazeteciyi propaganda için bu madeni gezdirmeye götürmüştü. Gazeteciler geri döndüklerinde, Yeni Zelanda'daki altın madeninin güzelliğini, zehirli atık barajında yüzen ördekleri anlattılar. Ama çevre köylerden insanlarla konuşmuş olsalardı, yaşanan felaketleri öğrenebilirlerdi.

YENİ ZELLANDA: GOLDEN CROSS ALTIN MADENİ
Lefke'yi de kirleten CMC tarafından işletilen GOLDEN CROSS altın madeninde de aynı felaket yaşanmaktadır. Çevreye verdiği zararlar yüzünden Yeni Zelanda devleti mahkemelerince yargılanıp kapatılan maden bir süre sonra yeniden faaliyete geçti.

G. AMERİKA: OMAI ALTIN MADENİ
ABD Summitville'den kaçan GALACTIK RESOURCE adlı şirket, Golden Star ismi ile, G. Amerika'da Guyana'da altın madeni işletmek için kurulun çok ortaklı Omai Golden Mine adlı şirketi ile birlikte tekrar ortaya çıkar. Ortaklar yine tanıdığımız şirketler. Yani, yan kuruluşları ile ortak olan Alman MG, DEGUSSA, Kanadalı TECK (MG'nin ortağıdır) ve AAC şirketleridir. Bunlar tabi ki Türkiye'de altın çıkarmak isteyen şirketlerdir.
Aynı kaçınılmaz son burada da yaşandı. 19 Ağustos 1995 günü, Maden de bulunan atık barajı, yoğun yağmurlarla taşan Omai nehrinin azgın suları tarafından yıkılır. Zehirli atıklar beş gün içinde nehrin yan kolları ile 80 km kadar uzağa taşınır. 18 bin yerli yerlerinden olur. Ölümcül hastalıklar baş gösterir. Milyonlarca canlı zehirlenir ve ölür.

hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-12-2007, 03:03   #58
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Kazdağlarımın altın uğruna altının oyulmasını sulandırma gayretleri boşa çıkacaktır.


Sn. hassoman, Sn.Eskimo ve Sn.Yücel Özlem.
Ortada çelişkili bir durum olduğunun farkındayım.........Çok samimi, Önyargısız ve tarafsız olmaya çalışsam da gönlüm çevre ve ağaçlardan yana...
.................Ama birkaç olaydan sonra işin öteki boyutunu da görebiliyorum. Mesela Marçep'in toplantılarına katılan kişilerin profili,
Oğuz Karsan



Bakın arkadaşlar,
Buraya kadar yazılanları okumak ve üstüne üstelik yazılanları anlamaya çalışmak için tam iki saatimi verdim. Ve kendi yazdıklarına kendi bile inanmayan birinin yazılarını boşu boşuna okuduğum için kendime sinirlendim. O yetmedi bana özelden e-maille gönderilen Altın arama şirketinin maaşlı elemanının, Oğuz Bey ile değerli arkadaşının kendilerini ziyaretlerinden duyduğu memnuniyetini yeniden davet ederek gösteren mektubunu da bir daha okumak zorunda kaldım. Ve anladım ki bizim yazdıklarımızın tek satırı bile okunmadan bize hitaben yazı yazılıyor...

Sözkonusu mektupda Türkiye bilmem kaç bin ton siyanür ithal etmiş, bunun sadece % 10’unu bunlar kullanıyorlarmış falan yazılı. Bu veriler üzerinde oynanan laf oyunlarını uzun uzadıya anlatmaya kalksam amaçlanan oyuna gelmiş olurum
Hem kaç ton siyanür kullanırsanız kullanın kardeşim…
Beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor…,
Beni Kazdağlarımın altın uğruna altının oyulması ilgilendiriyor..
Çekin şu veya bu şekilde kendi safınıza çektiğiniz işbirlikçilerinizle birlikte ellerinizi Kazdağlarımdan...

Hem bu kadar gayretkeşlik niye?..
Marçep ve Marçep'in toplantılarına katılan kişilerin profilinde ne varmış? Nasıl bir ifade böyle?.. Mesnetsiz ifadelerle sırf karşılar diye insanlara şaibe bulaştırmakla elinize ne geçecek? Bu kadarda mı gözünüz karardı? İşte size Marçep’in toplantılarına katılan kişilerin profillerinin resimlerini buraya ekliyorum. Bakar da belki biraz sıkılırsınız.

Altın arama şirketinin proje sorumlusu beyefendinin işi gücü yok galiba sağa sola laf yetiştirmekten arta kalan zamanlarında duygu yüklü davetiye mektupları yazıyor!.. Hem de özel kişilere özel davetiye!.. Sayın Arsan'ın kişisel davetine aldırmadan, agaclar net olarak biz de kendimizi şirkete davet ettirelim. Bakarsınız biz de nedamete erer, çarkederek ‘u’ dönüşü yaparız…

Binlerce üyesi olan yüzlerce sivil toplum örgütleri yanılıyor…
Çevre üniversitelerin yüzlerce bilim adamı yanılıyor
Yüzlerce tarafsız teknik eleman yanılıyor
onlarca meslek odaları yanılıyor
Yüzlerce sanatçı yanılıyor,
Yüzlerce köşe yazarı, gazeteci, yazar, çizer yanılıyor…
Onlarca yöre belediye başkanı yanılıyor…
Binlerce yöre kasabalıları yanılıyor
Şirketten nemalanmayan yüzlerce yöre köylüsü yanılıyor..
Yüzlerce yerel basın-yayın çalışanı yanılıyor…

Ve adı geçen Altın arama şirketinin maaşlı elemanı yanılmıyor iyi mi?…
Hani nerdeyse Kazdağlarındaki verimliliğini artırdıklarını, türleri daha da çoğalttıklarını, içlerini boşalttıkları yerlerin betinin bereketinin sayelerinde arttığını söyleyecek… Öyle ya, kıymetli maden uğruna yüz yıllardır delik deşik edilen ne kadar Afrika ülkesi varsa uluslar arası maden şirketleri sayesinde bolluğa erip, refaha ulaştılar da hepsi bu şirketlere yatıp kalkıp dua ediyor şimdi…


Kazdağlarımın altın uğruna altının oyulmasını sulandırma gayretleri boşa çıkacaktır.

Eklenen Resimler
  
hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-12-2007, 14:08   #59
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,085
Galeri: 181
Merhaba,

Sayın Malina,

Sadece o cümlemi alıp değerlendirirseniz. Orada yazılanlara, ben de karşı çıkarım. Ama önceki cümlemi de lütfen yazınız. O zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

" Eğer sahiden bu bir halk hareketi olsaydı.Öldürülen 10 ve daha sonra onların öcünü almak için sınır ötesi harekata hazırlanırken Dağlıca da katledilen diğer Mehmetçiklerimiz için de Mislisiyle benzer pankartlar ile Hepimiz Mehmetçiğiz diye sloganlar atarak İstanbul Ankara ve İzmir de de halk hareketleri olurdu ama olmadı. Birkaç yerel olay dışında hepimiz evde televizyon başında kahrolup, küfür etmekten başka bir eylem yapamadık.

İşte "Ayrıca, Hepimiz Ermeniyiz diye bağırmadan önce, Bu sefer biraz daha düşünelim." lafını bunun anlaşılabilmesi için yazdım.

Hemen her olayda ortalığa atlamadan biraz daha düşünelim. Bunda ne kötülük olabilir. Sadece düşünüp araştıralım diyorum.

Bu fikire bile tahammülünüz yok ise, O zaman belki siz başka birilerinin adına konuşuyorsunuz diye de düşünülebilinir . "

Özür dilerim ama ettiğim laf bu. Şimdi hepsini bir defa daha okuyun bakalım aynı tepkiyi verecek misiniz?.

Buna rağmen yine yanlış anlaşıldıysam. Tam olarak istediğim ifade edemememden kaynaklanmıştır. O taktirde yine özür dilerim.

Anlatmak istediğim ; Bilgisayarlarımızın başında değil, gidip yerinde görerek ve biraz daha araştırarak karar verelim.

Bu söylediğimden de. Madencilerin haklı olabileceği varsayımı çıkartılmamalıdır.

Saygılar.


Düzenleyen Oğuz Karsan : 17-12-2007 saat 15:02
Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-12-2007, 17:12   #60
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,468
Galeri: 225
Arkadaşlar,
Sayın Oğuz Karsan'ın profiline baktım.
Mesleği öğretmen yazıyor..
Bu nedenle yazılarındaki dilbilgisi kurallarını kullanma biçimini, noktalama işaretlerini nasıl kulandığını, anlatım biçimindeki mantıksal kurguyu ve olaylara yaklaşımındaki tutarlılığı, kullandığı dili çok ama çok önemsiyorum... Başka bir meslekten biri olmuş olsaydı bu denli önemsemezdim.

Malina'ya hitaben demiş ki:

Eğer sahiden bu bir halk hareketi olsaydı.Öldürülen 10 ve daha sonra onların öcünü almak için sınır ötesi harekata hazırlanırken Dağlıca da katledilen diğer Mehmetçiklerimiz için de Mislisiyle benzer pankartlar ile Hepimiz Mehmetçiğiz diye sloganlar atarak İstanbul Ankara ve İzmir de de halk hareketleri olurdu ama olmadı. Birkaç yerel olay dışında hepimiz evde televizyon başında kahrolup, küfür etmekten başka bir eylem yapamadık…” demiş.

Anlaşılan gösteriler sırasında kendisi evde oturmuş olduğu için herkesi öyle sanıyor. Örneğin ben Ankara Tandoğan’daki mitinge katıldım ve gösteri hiç de yerel ve bireysel değildi. Ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen bir çok dernek üyesi vardı. Ayrıca, yurdumuzun hemen hemen tüm il ve ilçelerindeki tepkiler kitlesel değil de neydi? Bu kitlesel tepkiler sayesinde yetkililer halkın baskısını çok iyi hissetmişlerdir. Bu gün terör olayında yol alınmışsa büyük oranda halkımızın duyarlılığı sayesinde olmuştur.

Ve (deyimi mi lütfen mazur görün) olaya damardan girmiş:

“İşte "Ayrıca, Hepimiz Ermeniyiz diye bağırmadan önce, Bu sefer biraz daha düşünelim." lafını bunun anlaşılabilmesi için yazdım...”demiş...

İşte buna ‘ne alâka’ denmez de ne denir. Bir öğretmene, böylesi bir söylemin içi boş bir hamaset sloganından öteye gidemeyen sığ bir düşüncenin ürünü olduğunu,‘Hepimiz Ermeniyiz’ sözünden ne anlaşılması gerektiğini anlatmak gerçekten zordur. Ülkemizdeki 17 Ağustos debremi sonrası Yunanistan’ın en çok satan gazetesi Ta NeaHepimiz Türküz’ başlığıyla çıktığında eminim Yunanistan’daki Oğuz Bey gibi düşünen öğretmenler de benzer tepkilerini dile getirmişlerdir.

Son olarak Oğuz Bey şöyle diyor:
Anlatmak istediğim ; Bilgisayarlarımızın başında değil, gidip yerinde görerek ve biraz daha araştırarak karar verelim…

Oraya kimin gidip gitmediğini nereden biliyor?
Şantiyeye baklava börek yemeğe giderseniz evet sıcak karşılanır, hâttâ tadı damağınızda kalır bir daha gitmek istersiniz. Ama kamerayı omzunuza yükleyip sondaj mahallerine vardığınızda; 'buradan ötesi güvenlik nedeniyle yasak hemşerim’ diyenlerle tanışırsınız.


Düzenleyen hassoman : 17-12-2007 saat 19:28
hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 18:40.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2020