agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni119Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 31-12-2019, 09:18   #151
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi enginyilmaz Mesajı Göster
Ha ha ha. TOGG yerli otomobil içinde itiraz dilekçesi verecek misiniz? Verinde biraz daha neşemizi bulalım. Forumun reytingi artsın. Ha ha ha...
İnsanı diğer canlılardan ayıran birinci özellik bence mantıktır. Sorgulamadan, size söylenenlere inandığınız ve tekrar ettiğiniz de papağandan ne farkınız kalıyor. Yüklediğim resimdeki bilgileri incelerseniz, Bu aracın seri üretime geçtiği yıllarda insanları hava araçları ile seyahat etmeleri normal bir olay gibi görünecektir. Fabrikanın yapılması için verilen süre 13 yıl ve bilim! ve Teknoloji! bakanlığı bu süreyi %50 oranında arttırma yetkisi var. Ülkemizde hiç bir proje zamanında bitirilmediğini düşünürsek, Bu aracın seri üretime başlaması için gereken süre 20 yıl.

Eklenen Resimler
 
aydemiraydın beğendi.
tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-12-2019, 12:25   #152
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,430
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi tarku Mesajı Göster
İnsanı diğer canlılardan ayıran birinci özellik bence mantıktır. Sorgulamadan, size söylenenlere inandığınız ve tekrar ettiğiniz de papağandan ne farkınız kalıyor. Yüklediğim resimdeki bilgileri incelerseniz, Bu aracın seri üretime geçtiği yıllarda insanları hava araçları ile seyahat etmeleri normal bir olay gibi görünecektir. Fabrikanın yapılması için verilen süre 13 yıl ve bilim! ve Teknoloji! bakanlığı bu süreyi %50 oranında arttırma yetkisi var. Ülkemizde hiç bir proje zamanında bitirilmediğini düşünürsek, Bu aracın seri üretime başlaması için gereken süre 20 yıl.
Bu başlığa araç konusunu karıştırmasak iyi olur. Araç konusu tamamen ayrı bir mevzuu.

Kararnamade geçen 13 yıl + %50 süre yatırımın desteklenme süresi, seri üretime geçiş süresi değil. Seri üretime geçiş için 2 yıl deniyor.
Bahsedilenden daha da büyük bir otomotiv yatırımının içinde bulunmuş biri olarak, 2 yıl otomotiv fabrikası kurup seri üretime geçmek için büyük ihtimal yeterli olmayacak. Ancak, 3, bilemedin 4 yılda olur.

Saç parçaları ne yapacaklar bilmiyorum, kalıphane kurup kendileri kalıp hazırlayamacaklar herhalde. Pininfarina'dan hazır kalıp getirmeyeceklerse muhtemelen yurt içinde veya dışında kalıpları yaptıracaklar (ki bunun hemen başlaması gerekiyor).

Fabrikada, preshane, gövde kaynak, boyahane ve montaj bandı kurulması gerekiyor. Her biri kendi içinde birer fabrika gibidir. Dahasi, bu bağımsız üretim birimlerini bir saat dakikliği ile senkronize çalıştırarak, preste basılan saç parçaların bir akışkanlık içinde kısa sürede gövde haline gelmesi, boyanması, doğradan montaja girip yürüyen araç haline gelmesi lazım. Bunlar hayli karmaşık sistemlerle olur.

Ne ki, ülkemiz 50 yıllık bir otomotiv deneyimine sahip ve bu fabrikanın var olan diğer fabrikalardan hiç bir farkı olmayacak. Dolayısıyla araç mühendisliğinden fabrika tasarımına, üretim kontrol ve lojistik yönetim sistemlerine kadar hem yetişmiş insan gücü, hem yan sanayi, hem de her türlü deneyim olarak gereken her şey zaten var. Bu sebeplerle bu yatırım, mühendislik işleri de iyi kotarılırsa başarılı olur. Sıkıntı, ileride iç pazara hapsolunduğunda ortaya çıkar. O da muhtemelen başka bir global otomotivciyle hisse eşitleyerek çözülür.

MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-12-2019, 14:10   #153
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi MeyveliTepe Mesajı Göster
Bu başlığa araç konusunu karıştırmasak iyi olur. Araç konusu tamamen ayrı bir mevzuu.

Kararnamade geçen 13 yıl + %50 süre yatırımın desteklenme süresi, seri üretime geçiş süresi değil. Seri üretime geçiş için 2 yıl deniyor.
Bahsedilenden daha da büyük bir otomotiv yatırımının içinde bulunmuş biri olarak, 2 yıl otomotiv fabrikası kurup seri üretime geçmek için büyük ihtimal yeterli olmayacak. Ancak, 3, bilemedin 4 yılda olur.

Saç parçaları ne yapacaklar bilmiyorum, kalıphane kurup kendileri kalıp hazırlayamacaklar herhalde. Pininfarina'dan hazır kalıp getirmeyeceklerse muhtemelen yurt içinde veya dışında kalıpları yaptıracaklar (ki bunun hemen başlaması gerekiyor).

Fabrikada, preshane, gövde kaynak, boyahane ve montaj bandı kurulması gerekiyor. Her biri kendi içinde birer fabrika gibidir. Dahasi, bu bağımsız üretim birimlerini bir saat dakikliği ile senkronize çalıştırarak, preste basılan saç parçaların bir akışkanlık içinde kısa sürede gövde haline gelmesi, boyanması, doğradan montaja girip yürüyen araç haline gelmesi lazım. Bunlar hayli karmaşık sistemlerle olur.

Ne ki, ülkemiz 50 yıllık bir otomotiv deneyimine sahip ve bu fabrikanın var olan diğer fabrikalardan hiç bir farkı olmayacak. Dolayısıyla araç mühendisliğinden fabrika tasarımına, üretim kontrol ve lojistik yönetim sistemlerine kadar hem yetişmiş insan gücü, hem yan sanayi, hem de her türlü deneyim olaran gereken her şey zaten var. Bu sebeplerle bu yatırım, mühendislik işleri de iyi kotarılırsa başarılı olur. Sıkıntı, ileride iç pazara hapsolunduğunda ortaya çıkar. O da muhtemelen başka bir global otomotivciyle hisse eşitleyerek çözülür.
İktidarın otomobil üretmek gibi bir derdinin olduğunu sanmıyorum. Bu iktidar döneminde prototip manyağı olduk.
Seçimlerin yaklaştığını görmemek için ölü olmak lazım. Bir önceki genel seçim öncesi, Saab'a yaptırdıkları prototip ile milleti gazladılar. Geçen yerel seçim öncesi, yerli muharip uçağı yaptık diye maket uçak yapan birinin bile yapmayacağı saçmalığı yaptılar ve uçak kaportası ile milleti gazladılar.
Yakın zamanda memurlara 3600 ek gösterge müjdesini bekliyorum.
Bana göre kanal istanbulun yapılabilirliği sıfırın bile altında ancak ülkenin ekonomik şartlarını ve dış politikadaki saçmalıklarını halka unutturabilmek için ya uzaylılarla iletişim kurduk diyeceklerdi, ya uzaya otoban yapdık diyeceklerdi **** kanal istanbulu yapıyoruz diyeceklerdi.

tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-12-2019, 15:23   #154
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,430
Kanal İstanbul adı verilen, Karadenizden Marmaraya, 45 km uzunluğundaki, 200 mt genişlik ve 25 mt derinliğindeki kanal, coğrafyaya ve ekolojiye doğrudan, kalıcı ve zaman geçtikçe derinleşecek etkileri olan, dolayısıyla herkesi etkileyecek bir şey. Ekonomik olarak ülkede yaşayan herkesin cebine negatif olarak etkisi olması da cabası. Üstelik bu etkinin bir defaya mahsus da değil, sürekli olacak olması da, köprülerde olduğu gibi ayrıca vahim.

prüler, yapılma ve finansal modellerini hariç tutarsak faydalı yatırımlar (kuzey ormanlarını yok eden bir tanesi hariç). Yapım maliyetini defalarca geçecek şekilde geçmeyen vatandaşın da borçlandırılmış olması ve sonu belirsiz bir şekilde vatandaşın geçmediği köprüye para ödeme durumda olması rahatsız edici. Kanal konusu ise köprü gibi de değil. Nereden bakılsa sıkıntılı. Köprü güzergahının ilanından çok önce bölgedeki arazilerin toplanıp rant alanları haline getirilmiş olmasını duyuyoruz. Bu durum ayrıca ciddi bir problem.

Araba konusunun siyasi rant haline sokulması, bunun üzerinden algı ile siyasi çıkar elde edilmeye çalışılması beklenmeyen bir şey değil. Öte yandan her şeyi eleyip eleğin üzerinde ne kalıyor diye bakıldığında, bir tasarımın (muhtemelen sadece tasarım değil, mühendislik ve cad bilgileriyle beraber) satın alındığını, buna istinaden bir fabrika kurulup üretim yapılacağını anlıyoruz. Bunun çevreye, ekolojiye olumsuz bir etkisi yok. Az ya da çok istihdam sağlayacak, sonunda da bir üretim olacak. En son satın alınan tasarım ise teknolojik olarak doğru (özellikle bir kaç yıl önceki üretimden kalkmış platformun satın alınmasına kıyasla).

Senelerdir sürekli satılan, kapanan fabrikalar, yerli üretimden ithale dönen her çeşit üründen sonra üretim yapma ihtimali olan bir fabrika kurulma haberi pozitif bir şey.

Aracın tasarımı satın alındığından, kullanılan parçaların önemlice bir bölümü ithal bile olsa, ayrıca araç başına bir lisans ödemesi olmayacak. Aracı yerli yapan da bu durum. Buna göre ülkenin ilk yerli aracı da değil. Ülkenin otomotiv endüstrisinin, 50 yıl önce, üstelik de henüz hiç bir yan sanayi, yetişmiş insan gücü, tecrübesinin olmadığı bir dönemde, aynı bu şekilde bir otomobili yerli marka ile ve lisans ödemeden seri üretime sokup binlerce üretip sattığı da bir gerçektir.

Bunun yanısıra, tasarımı, her türlü mühendisliği Türk mühendislerince yapılıp, motorunun tasarımı ve üretimi de ülkemizde yapılıp, %90+ tüm parçaları da yerli olan, halen de hem geliştirilip hem de üretilmekte olan, ayrıca yurt dışına da satılan başka otomotiv araçları da var.

Günümüz otomotiv dünyası bir çok bakımdan diğer sanayi ürünlerinden farklıdır. Mesele bir aracı tasarlayıp üretmek değil, devamlılığını sağlamaktır. Artık hiç bir otomotiv markası tek bir ülke ile sınırlı kalamaz. Tüm vergilerin sıfırlanmış olması, her türlü teşvik belki iç piyasa doyuruluncaya kadar işe yarar, ancak sonrası ölçek ekonomisidir. Bahsedilen yatırımın 175 binlik kapasitesi uzun dönemde ayakta kalmaya yeterli değildir. Fazlası için de dış piyasaya çıkılması gerekiyor. Burada da dış piyasa deyince belli pazar büyüklüklerindeki ülkeleri düşünmek lazım. O noktada oyunun kuralları fazlasıyla değişiyor. Diğer otomotiv şirketlerinin binek otomobilde yerli marka yaratmaktan kaçınmış olmalarının sebebi de burada yatar.

OSMAN45, ahmeter ve chelik26 beğendi.
MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-01-2020, 23:18   #155
Ağaçsever
 
Kaktüsbahçesi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 15-11-2019
Şehir: İstanbul - Fethiye
Mesajlar: 74
Çalıştay

Kanal İstanbul Çalıştayı

Eklenen Resimler
 
Kaktüsbahçesi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2020, 23:27   #156
Ağaç Dostu
 
tarku's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-05-2010
Şehir: konya
Mesajlar: 963
Bu ülkede her şey neden istanbula yapılıyor? İstanbul'da boğazı rahatlatacağız deniyor, sonrasında sırada Kanal Çanakkale mi var acaba? Bu işi kökten çözebilirler aslında, örneğin sinoptan kazmaya başlayıp, antalyadan çıkacak bir kanal yapılabilir. Bu arada yıllardır esprilere konu olan ankaraya deniz getirdik lafını da gerçeğe dönüştürebilirler. Böyle bir kanalın ilçemizden geçmesinden büyük mutluluk duyarım. Hemen oltamı alıp geliyorum.

tarku Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-01-2020, 13:10   #157
Ağaç Dostu
 
Portakal Rengi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-02-2018
Şehir: Muğla
Mesajlar: 455
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi tarku Mesajı Göster
Bu ülkede her şey neden istanbula yapılıyor? İstanbul'da boğazı rahatlatacağız deniyor, sonrasında sırada Kanal Çanakkale mi var acaba? Bu işi kökten çözebilirler aslında, örneğin sinoptan kazmaya başlayıp, antalyadan çıkacak bir kanal yapılabilir. Bu arada yıllardır esprilere konu olan ankaraya deniz getirdik lafını da gerçeğe dönüştürebilirler. Böyle bir kanalın ilçemizden geçmesinden büyük mutluluk duyarım. Hemen oltamı alıp geliyorum.
Durumun aslı şöyle :
İstanbul Boğazı'nda trafiğin sıkışması için Çanakkale Boğazı'ndan daha çok gemi geçirmek gerekli. Benzer boğazlar olduğu için Saros'a da kanal yapılarak başlanmalıydı.
Ama Saros taraflarında arazi değerli olamıyor. Rant yok. Kurtarmıyor.
Petrol boru hatlarının yapılmasından sonra trafik daha da düşecek. Ulaştırma bakanlığının istatistikleri, geçen gemi sayısında azalma olduğunu gösteriyor. 10 yıldır düşüyor. Yeni bir durum değil. Geçişi güvenli kılmak için 50 milyon dolarlık radar sistemi kuruldu. Sis olduğu zaman dahil, olanı biteni izleyebiliyoruz.
Kanal yapıp, etrafındaki arazileri değerlendireceğiz mişiz. Dünya ya geliş nedenimiz beton dökmek sanırım. (Ben hala çözemedim de.)
Kalan son yeşil alanları, su havzalarını, doğal yaşam ile ilgili ne varsa yok edip, Marmara'nın yaşayamaz deniz şekline dönüştürülmesi gerekli. Neden böyle bir görevimiz olduysa.
Daha 3. köprü yapılırken karşılaşmıştık. Batı finans kuruluşları, doğa tahribatını geri dönüşsüz hale getirir, gerekçesiyle kredi vermedi. ÇED raporlarımızı incelettiler ve reddettiler. Henüz kavgalı değildik. Siyasi olarak reddedildi denemez. 3. köprü yetmedi, Karadeniz sahilini ve dağlarını tahrip ettik. (İstanbul ile sınırlı değil yani.)
Hızımızı alamamışız demek ki Kanal işi çıktı.
Kanalın altına 5 m beton dökülecek. Hem erezyonu engelleyecek hem de tuzlu suyu toprağa aktarmayacak. O uzunluktaki beton kütlede çatlak oluşursa ne olacak ? Yeraltı su kaynakların da tuzlanacak. (Görünmez kaza. Halbuki baraj gövdelerinden, tünellerden deneyimliyiz. Olur bunlar.)
Bilimin belirttikleri risk değil. Yaşayacaklarımızı belirtiyorlar. Bilimin anlatım dili nedeniyle kesin ifade kullanılmıyor.
Şu andaki İstanbul nüfusuna su yetmediği için birkaç yüz km den su getiriliyor. Nüfus artınca nasıl karşılanacak ? İklim değişiyor, yağışlar azalacak. Eldeki barajlardan da olursan, ne olur ? Herkes biliyor aslında. Yapılan köprülere de, havaalanına da, şehir hastahanelerine de, hızlı trene de, tünellere de vb, bütçeden ödeme yapılıyor. Kanala ödeyecek para da kalmadı. Borçlar döndürülebilecek seviyeyi geçmek üzere ve dünyanın en yüksek faizi ile borçlanıyor hazine. (Dolara % 8 ödüyor. İçeride düşürsen ne olur?) Battı balık durumu.
Türkmenistan da çalıştığım dönemden anım.
Hazar kıyısında, çalışmayan 13 otelin yanına 14. oteli yapıyorlar. Türkmenlere ne düşündüklerini soruyordum. Dubai gibi olacağız diyorlar. Dubai de bütün yıl denize girilir, burada 45-50 gün diyordum. Kimler turist olarak gelecek diyordum ama boş sorular olduğunu anladım. (Bizdeki başkanlık sistemi benzeri bir yönetimleri vardı. Medya devletin elindeydi.) Umurlarında değildi. Umurunda olmayınca fark edemiyorlardı. Su kaynağı olmayınca ters osmos yöntemiyle Hazar'dan temiz su elde ediyorlardı. Otellerin kullanılmayan havuzları, soğutma kuleleri vb için.
Bizde farklı olan, hala yanlışları engellemeye çalışan bir gurubun ayakta kalabilmiş olması. Türkmenlerin avantajı, borçlanmadan yapabiliyorlardı.
Sizin ilçeden de deniz geçsin. Tamam da. Otel motel işlerine de kalkışıp, Antalya ya rakip olmaya kalkarsanız ?

Portakal Rengi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-01-2020, 09:12   #158
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 28-04-2013
Şehir: tahran iran
Mesajlar: 1,294
Kanal bogaz ile ayni degil orada motorlar yelkenliler balikcilar yok yani oturup seyredecek bgirsey yok koca koca yuk gemileri gecgecip duracak km orada oturmakn ister ? He ranti olacak k Gaza geliyor bazilari

kiziltan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-01-2020, 16:35   #159
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 21-03-2016
Şehir: antalya
Mesajlar: 368
Bu Kanal işinin Çanakkalesi İstanbulu diye bir durum yoktur benim için öncelikle bunu belirtmek isterim Türkiyenin neresine yapılırsa yapılsın. Üretimin kocaman bir " 0 " olduğu ülkede Siyasiler ne derseler desinler boş. Para verin diyoruz YOK ülkeye yük, Üretim yapalım olmaz ne gerek var parayla alıyoruz, İş bulamıyoruz her okuyan iş bulacak diye bir şart mı var deniyor. Peki ne olacak biz Kanal açacağız rezidans yapacağız betona gömeceğiz parayı. Beton bu GEZEGENE hiç bir şey kazandırmaz ve kazandıramaz bunu kavrayabilmek şart. Hollanda Beton mu üretiyor ya da Beton ile mi kalkınıyor ? Almanya aynı Fransa aynı, peki ya parası bizim paramız kadar değerli olmayan Malezya Betona mı gömüyor parayı ? hayır. Bu adını telafuz ettiğim ülkeler üretim odaklı ekonomiye sahip ülkelerdir. Malezya' da efe tüfe Enflasyon yok hükmünde Almanya cari fazla veriyor her sene uzun yıllar hiç çalışılmasa dahi yetecek Franda dünyanın en iyi üzümlerini üretiyor Hollanda tarımda Dünya liderliğine oynuyor. bizler ise halen BETONA gömelim Beton paradır diyoruz. Kanal istanbula yapılacak harcama, Diğer dışarıdan alınan ürünlere verilen paralar kesilerek içeride Fabrika + Tarım olayına harcansa zaten 10 misli kazanılır. Ayranı yok içmeye tahteravan ile gidiyor ihtiyaca misali saçma sapan bir anlayış ile son sürat kurutma gayretiyle Siyasiler tarafından yapılan tüm çalışmalar yanlıştır.

Fatih_Soydemir Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-01-2020, 16:39   #160
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 21-03-2016
Şehir: antalya
Mesajlar: 368
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi kiziltan Mesajı Göster
Kanal bogaz ile ayni degil orada motorlar yelkenliler balikcilar yok yani oturup seyredecek bgirsey yok koca koca yuk gemileri gecgecip duracak km orada oturmakn ister ? He ranti olacak k Gaza geliyor bazilari
Esas gıcık eden cevabı ben vereyim size Siyasi şahıslar yerine. Harekette Bereket vardır o yüzden istesenizde istemesenizde yapılacak o kanal. Bende kanala karşı birisiyim ama Siyasilerin düşüncelerini ve akıllarında yatan kötülüğüde göz ardı etmemek lazım.

Fatih_Soydemir Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-01-2020, 20:47   #161
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 28-04-2013
Şehir: tahran iran
Mesajlar: 1,294
Baslarlar ama basil bitirecekler bilemem, yarim kalirsa havuz yapip balik ciftligiy yaparlar belki

kiziltan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-01-2020, 11:30   #162
Ağaç Dostu
 
HAKAN_O's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-06-2006
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 523
yapılır biter çok da güzel olur.

HAKAN_O Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-01-2020, 11:53   #163
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 28-04-2013
Şehir: tahran iran
Mesajlar: 1,294
Toki insaatlari kadar estetik ayrica kopruler kadar ekonomik olur cebimizden para cikmaz

tarku ve Portakal Rengi beğendi.
kiziltan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 23-01-2020, 01:06   #164
Ağaçsever
 
Kaktüsbahçesi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 15-11-2019
Şehir: İstanbul - Fethiye
Mesajlar: 74
Kanal İstanbul: Ne Pahasına? ⚠

Kanal yapılırsa:
�� İstanbul’un yaşam damarları, Istrancalar’dan İstanbul’a uzanan su kaynakları kesilecek.
��Marmara’nın akciğerleri, kuzey ormanları önemli ölçüde zarar görecek.
�� Marmara denizi, ölü bir denize dönüşme riski ile karşı karşıya kalacak.
❗ İstanbul’da yaşam daha da zorlaşacak.
�� Kanal'ın toplam maliyeti, olası ekonomik faydalarından çok daha fazla olacak.

�� Belirsizlikler ve risklerle dolu Kanal İstanbul projesinin ÇED Raporu geçtiğimiz hafta onaylandı. Fakat Kanal'ı meşrulaştırmak için 1/100.000'lik Çevre Düzeni Planı'nda yapılan değişikliklere itiraz hakkımız 28 Ocak’a kadar devam ediyor. İtiraz, demokratik bir haktır. İstanbul’da ya da İstanbul dışında yaşayan herkes, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri aracılığıyla itirazda bulunabilir.

�� Örnek itiraz dilekçesini aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz. #BirlikteMümkün
Kanal İstanbul, İstanbul'un Doğası için Büyük Riskler Yaratacaktır | WWF

Kaktüsbahçesi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 02-02-2020, 20:36   #165
Ağaçsever
 
Kaktüsbahçesi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 15-11-2019
Şehir: İstanbul - Fethiye
Mesajlar: 74
126 emekli Büyük Elçimizinden Kanal İstanbul açıklaması
31 Ocak 2020,
126 emekli Büyük Elçi ortak bir açıklama ile Kanal İstanbul projesinin ülke güvenliği, Lozan ve Montrö anlaşmaları açısından değerlendirdiler.
https://www.yurtgazetesi.com.tr/m/gu...i-h149853.html


Düzenleyen Kaktüsbahçesi : 02-02-2020 saat 20:38 Neden: Ek bilgi
Kaktüsbahçesi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-02-2020, 21:17   #166
Ağaç Dostu
 
Eomer07's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-07-2018
Şehir: Alanya
Mesajlar: 116
Kanal İstanbul projesi "eğrisiyle doğrusuyla" gayet "medeni" bir biçimde tartışılmaya devam ediyor. Tartışmaya emekli büyükelçilerimiz de imzaladıkları bir bildiriyle katkıda bulundular. Önce şaka sandım ama maalesef altına imza atmışlar.

Bildiri şöyle;

“Montrö Sözleşmesi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya, Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.”

Alıntıdır.


Giriş paragraflarında Montrö Sözleşmesi'nin öneminden bahseden büyükelçilerimiz sonraki paragraflarda işi kahvehanede duyabileceğiniz komplo teorilerine bağlamışlar ve yıkıcı bir şekilde bildiriyi tamamlamışlar.

Peki gerçekten İstanbul'a bir kanal açılması Amerikan Donanması'na Karadeniz'e istediği gibi girip çıkma yetkisi verecek, Türkiye bir anda kendini bir Rus-Amerikan savaşının ortasında bulacak ve tarih olup gidecek mi?

Öncelikle konuya Montrö Sözleşmesi açısından bakalım. Montrö Sözleşmesi'nin tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

Montrö'daki Boğazlar tanımı Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nı kapsamaktadır. Boğazlardan Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin giriş çıkışını düzenleyen maddeler 14. ve 18. maddelerdir.

"Madde 14

İşbu Sözlesme'nin 11. maddesinde ve III şayili Ek'inde öngörülen koşullar dışında,
Boğazlar'da transit geçiste bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek
(tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.
Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi
içermeyeceklerdir.
Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca
Boğazlar'daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.
Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu
gemiler, onarım sırasında, Türkiye'ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı
tutulacaklardır.

Madde 18

1. Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri
toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.
a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam
tonajı 30.000 tonu asmayacaktır;
b) Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu
Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını
enaz 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni
ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet,
işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek'i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz
tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk
Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel
Sekreterine ulaştıracaktır.
c) Karadeniz'e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde
bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte
ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.
d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize,
insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000
tonu asmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen önbildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin
üzerine, Karadeniz'e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam
tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj asılmayacaksa, Türk
Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir;
sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen
kuvvetlerle bu toplam tonaj asılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz
kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört
saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği
kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.
[Karadeniz'e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz'e bundan sonraki
her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın
sınırları içinde yapılacaktır.
2. Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş
gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.


Maddelerden anlaşıldığı gibi İstanbul'a bir kanal kazmak sözleşmedeki Boğazlar tanımını değiştirmeyeceği gibi sözleşme sadece Boğazlar'ı değil Karadeniz'in tamamını da ilgilendirmektedir. Montrö'yü geçersiz kılmak için kanalın yanında bir tane de yeni Karadeniz inşa edilmesi gerekir.

Kanal kazarak değiştiremeyeceğimiz Montrö'yü değiştirmenin başka bir yolu var mı? Öncelikle Montrö'yü değiştirmek isteyen var mı? Şu şıralar ABD dış politikalarından ABD Başkanı'nın bile haberi yok ama ABD'nin Montrö'yü değiştirmek gibi bir çabası olmamıştır. Aksine Montrö'den şikayetçi olan, değiştirmek isteyen taraf hep Rusya'dır. SSCB döneminde Boğazlar üzerindeki Rus talepleri artık katlanılmaz hale gelip üstüne SSCB'nin Doğu Anadolu'nun yarısını Ermeniler lehine ilhak etmek istemesi Türkiye'yi Batı Bloğu'na itmiş bunun üzerine SSCB taleplerinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kısacası ABD, Montrö'yü değiştirmek isteyen değil korumak isteyen taraftır. Nedenini anlamak için;

"Madde 29

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona
ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün
değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.
Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için,
bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek
Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı
Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.
Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona
ermesinden üç ay önce, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri,
önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.
Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı
Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansça kendilerini temsil ettireceklerdir.
Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin
değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek
Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.
Bu çoğunluk, Türkiye'yi de içine alarak Karadeniz kiyidasi Bağıtlı Yüksek Tarafların
dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır."


Montrö, ancak uluslararası bir kongreyle değiştirilebilir. Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin Karadeniz'e giriş çıkışını düzenleyen 14. ve 18. maddelerin değiştirilmesi için oybirliğine gerek yoktur. Türkiye dahil olmak üzere Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin 4'te 3'ü'nün desteği bu maddeleri değiştirebilir. Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler Romanya ve Bulgaristan NATO üyesi, Ukrayna aktif olarak Rusya ile savaşta, Gürcistan ise iki kez savaştı ve ilişkileri halen gergin. -Ukrayna ile Gürcistan'ın oy hakkı var mı bilmiyorum, Montrö'da imzaları yok ancak imzası bulunan SSCB'den ayrıldıkları için oy hakları olabilir. Güncel uluslararası koşullarda esas söz sahibi Türkiye, Montrö'ya göre isterse Amerikan Donanması'nı Karadeniz'e yığacak değişiklikleri yapabilir. İşte bu yüzden Montrö tam da ABD çıkarlarına hizmet ederken, Ruslar için bir güvenlik tehdidi olagelmiştir.

Şimdi esas soru şu. Bu yazdıklarımı emekli büyükelçilerimiz bilmiyor mu? Biliyorlar, hatta isteseler bu konuda kitap yazabilecek kapasitede insanlar. İyi de neden akademik terimlerle süslenmiş bir komplo teorisinin altına imza atmakta çekinmiyorlar. Ben toplumumuzun politikaya ilgisini anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye'de politik tarafgirlik adeta ölüm gibi, toplumun her kesimini etkileyen bir hastalık. Cahil kesimi anlayabiliyorum politika konuşarak hayatını anlamlandırmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de çekinmiyorlar ne de olsa cahil insan her şeyi bilir. Ama okumuş yetişmiş yıllarca devlete hizmet etmiş insanlarımıza ne oluyor? Dediğim gibi hastayız, en cahilinden en okumuşuna.

Yine de Kanal İstanbul üzerinden Montrö'yü tartışmak isteyen varsa tartışsın tabi. Hatta benim de bir fikrim var. Şimdi ABD gitse Karadeniz kıyısında bir toprak parçasını egemenlik haklarıyla beraber satın alsa. Böylece "Ben artık Karadeniz'e kıyısı olan bir devletim. Donanmamla Karadeniz'de fink atacam, bundan sonra bana Montrö sökmez dese. Böylece kanala da gerek kalmaz. Bunu da bir tartışın lütfen.


Düzenleyen Eomer07 : 03-02-2020 saat 22:12 Neden: Yazım yanlışları düzeltildi.
Eomer07 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-02-2020, 23:39   #167
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 21-03-2016
Şehir: antalya
Mesajlar: 368
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Eomer07 Mesajı Göster
Kanal İstanbul projesi "eğrisiyle doğrusuyla" gayet "medeni" bir biçimde tartışılmaya devam ediyor. Tartışmaya emekli büyükelçilerimiz de imzaladıkları bir bildiriyle katkıda bulundular. Önce şaka sandım ama maalesef altına imza atmışlar.

Bildiri şöyle;

“Montrö Sözleşmesi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya, Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.”

Alıntıdır.


Giriş paragraflarında Montrö Sözleşmesi'nin öneminden bahseden büyükelçilerimiz sonraki paragraflarda işi kahvehanede duyabileceğiniz komplo teorilerine bağlamışlar ve yıkıcı bir şekilde bildiriyi tamamlamışlar.

Peki gerçekten İstanbul'a bir kanal açılması Amerikan Donanması'na Karadeniz'e istediği gibi girip çıkma yetkisi verecek, Türkiye bir anda kendini bir Rus-Amerikan savaşının ortasında bulacak ve tarih olup gidecek mi?

Öncelikle konuya Montrö Sözleşmesi açısından bakalım. Montrö Sözleşmesi'nin tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

Montrö'daki Boğazlar tanımı Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nı kapsamaktadır. Boğazlardan Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin giriş çıkışını düzenleyen maddeler 14. ve 18. maddelerdir.

"Madde 14

İşbu Sözlesme'nin 11. maddesinde ve III şayili Ek'inde öngörülen koşullar dışında,
Boğazlar'da transit geçiste bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek
(tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.
Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi
içermeyeceklerdir.
Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca
Boğazlar'daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.
Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu
gemiler, onarım sırasında, Türkiye'ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı
tutulacaklardır.

Madde 18

1. Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri
toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.
a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam
tonajı 30.000 tonu asmayacaktır;
b) Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu
Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını
enaz 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni
ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet,
işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek'i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz
tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk
Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel
Sekreterine ulaştıracaktır.
c) Karadeniz'e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde
bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte
ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.
d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize,
insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000
tonu asmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen önbildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin
üzerine, Karadeniz'e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam
tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj asılmayacaksa, Türk
Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir;
sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen
kuvvetlerle bu toplam tonaj asılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz
kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört
saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği
kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.
[Karadeniz'e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz'e bundan sonraki
her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın
sınırları içinde yapılacaktır.
2. Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş
gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.


Maddelerden anlaşıldığı gibi İstanbul'a bir kanal kazmak sözleşmedeki Boğazlar tanımını değiştirmeyeceği gibi sözleşme sadece Boğazlar'ı değil Karadeniz'in tamamını da ilgilendirmektedir. Montrö'yü geçersiz kılmak için kanalın yanında bir tane de yeni Karadeniz inşa edilmesi gerekir.

Kanal kazarak değiştiremeyeceğimiz Montrö'yü değiştirmenin başka bir yolu var mı? Öncelikle Montrö'yü değiştirmek isteyen var mı? Şu şıralar ABD dış politikalarından ABD Başkanı'nın bile haberi yok ama ABD'nin Montrö'yü değiştirmek gibi bir çabası olmamıştır. Aksine Montrö'den şikayetçi olan, değiştirmek isteyen taraf hep Rusya'dır. SSCB döneminde Boğazlar üzerindeki Rus talepleri artık katlanılmaz hale gelip üstüne SSCB'nin Doğu Anadolu'nun yarısını Ermeniler lehine ilhak etmek istemesi Türkiye'yi Batı Bloğu'na itmiş bunun üzerine SSCB taleplerinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kısacası ABD, Montrö'yü değiştirmek isteyen değil korumak isteyen taraftır. Nedenini anlamak için;

"Madde 29

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona
ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün
değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.
Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için,
bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek
Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı
Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.
Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona
ermesinden üç ay önce, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri,
önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.
Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı
Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansça kendilerini temsil ettireceklerdir.
Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin
değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek
Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.
Bu çoğunluk, Türkiye'yi de içine alarak Karadeniz kiyidasi Bağıtlı Yüksek Tarafların
dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır."


Montrö, ancak uluslararası bir kongreyle değiştirilebilir. Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin Karadeniz'e giriş çıkışını düzenleyen 14. ve 18. maddelerin değiştirilmesi için oybirliğine gerek yoktur. Türkiye dahil olmak üzere Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin 4'te 3'ü'nün desteği bu maddeleri değiştirebilir. Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler Romanya ve Bulgaristan NATO üyesi, Ukrayna aktif olarak Rusya ile savaşta, Gürcistan ise iki kez savaştı ve ilişkileri halen gergin. -Ukrayna ile Gürcistan'ın oy hakkı var mı bilmiyorum, Montrö'da imzaları yok ancak imzası bulunan SSCB'den ayrıldıkları için oy hakları olabilir. Güncel uluslararası koşullarda esas söz sahibi Türkiye, Montrö'ya göre isterse Amerikan Donanması'nı Karadeniz'e yığacak değişiklikleri yapabilir. İşte bu yüzden Montrö tam da ABD çıkarlarına hizmet ederken, Ruslar için bir güvenlik tehdidi olagelmiştir.

Şimdi esas soru şu. Bu yazdıklarımı emekli büyükelçilerimiz bilmiyor mu? Biliyorlar, hatta isteseler bu konuda kitap yazabilecek kapasitede insanlar. İyi de neden akademik terimlerle süslenmiş bir komplo teorisinin altına imza atmakta çekinmiyorlar. Ben toplumumuzun politikaya ilgisini anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye'de politik tarafgirlik adeta ölüm gibi, toplumun her kesimini etkileyen bir hastalık. Cahil kesimi anlayabiliyorum politika konuşarak hayatını anlamlandırmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de çekinmiyorlar ne de olsa cahil insan her şeyi bilir. Ama okumuş yetişmiş yıllarca devlete hizmet etmiş insanlarımıza ne oluyor? Dediğim gibi hastayız, en cahilinden en okumuşuna.

Yine de Kanal İstanbul üzerinden Montrö'yü tartışmak isteyen varsa tartışsın tabi. Hatta benim de bir fikrim var. Şimdi ABD gitse Karadeniz kıyısında bir toprak parçasını egemenlik haklarıyla beraber satın alsa. Böylece "Ben artık Karadeniz'e kıyısı olan bir devletim. Donanmamla Karadeniz'de fink atacam, bundan sonra bana Montrö sökmez dese. Böylece kanala da gerek kalmaz. Bunu da bir tartışın lütfen.
Yani diyorsun ki Soğuk savaşın birde Sol Kroşesi var kullanılmayan ve hesapta olmayan. Dediğin mantıklı ve doğru lakin Araba yunana toprak hediye eden yapı neden Amerikayada peşkeş çekmesin ya da çektiyse de kanal bitene kadar gizli tutuluyorsa ? Siyaset = HIRSIZLIK, GASP,DOLANDIRICILIK, YALAN olduğuna göre hepsi mümkün dediklerinizin.

Fatih_Soydemir Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-02-2020, 09:10   #168
Ağaç Dostu
 
Portakal Rengi's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-02-2018
Şehir: Muğla
Mesajlar: 455
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Eomer07 Mesajı Göster
Kanal İstanbul projesi "eğrisiyle doğrusuyla" gayet "medeni" bir biçimde tartışılmaya devam ediyor. Tartışmaya emekli büyükelçilerimiz de imzaladıkları bir bildiriyle katkıda bulundular. Önce şaka sandım ama maalesef altına imza atmışlar.

Bildiri şöyle;

“Montrö Sözleşmesi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya, Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.”

Alıntıdır.


Giriş paragraflarında Montrö Sözleşmesi'nin öneminden bahseden büyükelçilerimiz sonraki paragraflarda işi kahvehanede duyabileceğiniz komplo teorilerine bağlamışlar ve yıkıcı bir şekilde bildiriyi tamamlamışlar.

Peki gerçekten İstanbul'a bir kanal açılması Amerikan Donanması'na Karadeniz'e istediği gibi girip çıkma yetkisi verecek, Türkiye bir anda kendini bir Rus-Amerikan savaşının ortasında bulacak ve tarih olup gidecek mi?

Öncelikle konuya Montrö Sözleşmesi açısından bakalım. Montrö Sözleşmesi'nin tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

Montrö'daki Boğazlar tanımı Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nı kapsamaktadır. Boğazlardan Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin giriş çıkışını düzenleyen maddeler 14. ve 18. maddelerdir.

"Madde 14

İşbu Sözlesme'nin 11. maddesinde ve III şayili Ek'inde öngörülen koşullar dışında,
Boğazlar'da transit geçiste bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek
(tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.
Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi
içermeyeceklerdir.
Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca
Boğazlar'daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.
Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu
gemiler, onarım sırasında, Türkiye'ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı
tutulacaklardır.

Madde 18

1. Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri
toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.
a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam
tonajı 30.000 tonu asmayacaktır;
b) Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu
Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını
enaz 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni
ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet,
işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek'i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz
tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk
Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel
Sekreterine ulaştıracaktır.
c) Karadeniz'e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde
bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte
ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.
d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize,
insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000
tonu asmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen önbildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin
üzerine, Karadeniz'e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam
tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj asılmayacaksa, Türk
Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir;
sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen
kuvvetlerle bu toplam tonaj asılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz
kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört
saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği
kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.
[Karadeniz'e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz'e bundan sonraki
her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın
sınırları içinde yapılacaktır.
2. Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş
gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.


Maddelerden anlaşıldığı gibi İstanbul'a bir kanal kazmak sözleşmedeki Boğazlar tanımını değiştirmeyeceği gibi sözleşme sadece Boğazlar'ı değil Karadeniz'in tamamını da ilgilendirmektedir. Montrö'yü geçersiz kılmak için kanalın yanında bir tane de yeni Karadeniz inşa edilmesi gerekir.

Kanal kazarak değiştiremeyeceğimiz Montrö'yü değiştirmenin başka bir yolu var mı? Öncelikle Montrö'yü değiştirmek isteyen var mı? Şu şıralar ABD dış politikalarından ABD Başkanı'nın bile haberi yok ama ABD'nin Montrö'yü değiştirmek gibi bir çabası olmamıştır. Aksine Montrö'den şikayetçi olan, değiştirmek isteyen taraf hep Rusya'dır. SSCB döneminde Boğazlar üzerindeki Rus talepleri artık katlanılmaz hale gelip üstüne SSCB'nin Doğu Anadolu'nun yarısını Ermeniler lehine ilhak etmek istemesi Türkiye'yi Batı Bloğu'na itmiş bunun üzerine SSCB taleplerinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kısacası ABD, Montrö'yü değiştirmek isteyen değil korumak isteyen taraftır. Nedenini anlamak için;

"Madde 29

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona
ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün
değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.
Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için,
bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek
Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı
Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.
Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona
ermesinden üç ay önce, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri,
önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.
Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı
Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansça kendilerini temsil ettireceklerdir.
Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin
değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek
Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.
Bu çoğunluk, Türkiye'yi de içine alarak Karadeniz kiyidasi Bağıtlı Yüksek Tarafların
dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır."


Montrö, ancak uluslararası bir kongreyle değiştirilebilir. Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin askeri gemilerinin Karadeniz'e giriş çıkışını düzenleyen 14. ve 18. maddelerin değiştirilmesi için oybirliğine gerek yoktur. Türkiye dahil olmak üzere Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin 4'te 3'ü'nün desteği bu maddeleri değiştirebilir. Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler Romanya ve Bulgaristan NATO üyesi, Ukrayna aktif olarak Rusya ile savaşta, Gürcistan ise iki kez savaştı ve ilişkileri halen gergin. -Ukrayna ile Gürcistan'ın oy hakkı var mı bilmiyorum, Montrö'da imzaları yok ancak imzası bulunan SSCB'den ayrıldıkları için oy hakları olabilir. Güncel uluslararası koşullarda esas söz sahibi Türkiye, Montrö'ya göre isterse Amerikan Donanması'nı Karadeniz'e yığacak değişiklikleri yapabilir. İşte bu yüzden Montrö tam da ABD çıkarlarına hizmet ederken, Ruslar için bir güvenlik tehdidi olagelmiştir.

Şimdi esas soru şu. Bu yazdıklarımı emekli büyükelçilerimiz bilmiyor mu? Biliyorlar, hatta isteseler bu konuda kitap yazabilecek kapasitede insanlar. İyi de neden akademik terimlerle süslenmiş bir komplo teorisinin altına imza atmakta çekinmiyorlar. Ben toplumumuzun politikaya ilgisini anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye'de politik tarafgirlik adeta ölüm gibi, toplumun her kesimini etkileyen bir hastalık. Cahil kesimi anlayabiliyorum politika konuşarak hayatını anlamlandırmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de çekinmiyorlar ne de olsa cahil insan her şeyi bilir. Ama okumuş yetişmiş yıllarca devlete hizmet etmiş insanlarımıza ne oluyor? Dediğim gibi hastayız, en cahilinden en okumuşuna.

Yine de Kanal İstanbul üzerinden Montrö'yü tartışmak isteyen varsa tartışsın tabi. Hatta benim de bir fikrim var. Şimdi ABD gitse Karadeniz kıyısında bir toprak parçasını egemenlik haklarıyla beraber satın alsa. Böylece "Ben artık Karadeniz'e kıyısı olan bir devletim. Donanmamla Karadeniz'de fink atacam, bundan sonra bana Montrö sökmez dese. Böylece kanala da gerek kalmaz. Bunu da bir tartışın lütfen.
Kötü bir deneme.
Montrö'den rahatsız olan SSCB **** Rusya önermesi başlı başına propoganda.
"Diğer ülkeler zaten Rusya'ya karşı, o halde Montrö'yü değiştirip Rusya'yı boğarlar " tez olarak bile değerlendirilemez. Uluslararası ilişkiler kahve sohbetine benzemez. (Örnek: Rusya Kırım'ı ilhak etti. Sonra olanlar ? )
Çekme çarpıtma ile ülkenin geleceğini mahvetmeye aday bir konuyu tartışmaya çalışmak sağlıklı akıl işi değil. Buraya dikkat ederek başlayabilirsiniz.
Bir olaya yaklaşımda; amaç, nedensellikler, niçin soruları ve yanıtları derinlemesine irdelenmeli. Ortaya çıkabilecek durumları yönetip, yönetemiyeceğiniz konuları çok iyi belirlemeniz gerekir.
Son 10 yıldır dünyada olanlara bakabilirsiniz. Suriye örneğinde ABD, Rusya, Türkiye, Araplar vb oyuncular. Ne umdular ne buldular ? Suriye halkı böcek gibi ölüyor. Taraflar sen yaptın ben yapmadım propogandasında. Türkiye'nin Suriye politikası, aynı Kanal gibi, kahvehane politikası anlayışı ile başlatıldı. Hooop hallederiz. Hala Suriye topraklarındayız ve askerlerimiz ölüyor.
Montrö sözleşmesi delinirse tek kaybeden olacak ülke bunu delmeye kalkışırsa ne olur ? Yeni durumlar oluşturmaya kalkarsa, diğer çıkarı olanların emellerini nasıl dizginleyebilir ? Buradan da başlayabilirsiniz.
Son sorun, haddini bilmekle ilgili. Uluslarası sözleşmeler, politika ile ömür geçirmiş büyükelçilerimizden hastalıklı olarak sözedecek uzmanlığınızı öğrenebilir miyim?
Konuların ve insanların niteliği önemlidir. Bugünkü yaşadıklarımız ise niceliğin önde olması. Kum nicelik olarak çok olunca çöl oluyor. Nitelik olarak bilgisayar çipi de kumdan ama nicelik olarak çölün yanında anmaya değmez. Yolunuz şöyle: Çipleri çöpe atıp çölde yaşayacaksınız. Farkında mısınız diyemiyorum. İtaat kültürü düşünmenin en büyük engeli çünkü.

Portakal Rengi Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-09-2020, 02:37   #169
Yeni Üye
 
Zelenika71's Avatar
 
Giriş Tarihi: 08-05-2017
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 23
https://www.google.com.tr/amp/s/www....ar-303956h.htm
İBB'nin itiraz ettiği, iktidarın ise yapmakta ısrarcı olduğu Kanal İstanbul projesi için jet hızıyla uygulama kararı alındı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda bugün askıya çıkan imar uygulamasıyla Kanal İstanbul güzergahındaki 4 arazinin imara açılması kesinleşti.

25 Eylül 2020 Cuma 17:53

Zelenika71 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-09-2020, 08:22   #170
Ağaçsever
 
Likos's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-05-2016
Şehir: Trabzon-Yomra
Mesajlar: 54
Salgın sürecinde vatandaşa bedava ekmek dağıtımına bile tahammül edemeyip engel olan zihniyet;vatandaşın menfaatine iş yapmaz!
Kanal açılır -açılmaz ,Bilal'in gemileri oraya sığar sığmaz bilemem amma;
Kanal açılmazsa ayakkabı kutuları suya düşer o zaman....

Likos Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-09-2020, 16:48   #171
Ağaç Dostu
 
tropikalist's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-06-2019
Şehir: Kahramanmaraş
Mesajlar: 373
ben açılmaması kanaatindeyim hem istanbul zaten beton yığını az kalan tarım araziside betonlaşmasın ve sanırım oranın iklimindede oynama olacak bence hiç gerek yok yapılmasın az yeşillik kalsın .

OSMAN45 ve Likos beğendi.
tropikalist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-09-2020, 08:09   #172
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 08-07-2012
Şehir: KONYA
Mesajlar: 40
kanal istanbul olmalı ve olacak. buna hiçbir gerici güç mani olamaz. tarih boyunca gericiler hep vardı ve hep varlar. herşeye karşılar. ülkenin menfaatine ne olursa karşılar. o zaman boğazı kara parçası yapıverelim madem kanal istanbul kötü olacaksa. eminim ki onada karşı olurlar. boğazı kara parçasıyla doldurursanız istanbulun nüfusu bir milyonun bile altına iner. betonlaşma ters bir şekilde sıfıra düşer. yani konuştuklarımız mantık ve tutarlılık çerçevesinde olursa daha iyi olur kanaatindeyim.

enginyilmaz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-09-2020, 13:07   #173
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 11-02-2007
Şehir: İzmir
Mesajlar: 869
Doktora ünvanı olan bir ziraat mühendisiyim. Doktora eğitimimin başlarında (2000 yılı gibi), aynı bölümde eğitim aldığım bir arkadaşım var. Daha önce, Antalya'da Bayındır Holding'e bağlı Bayındır Tarımın seralarında mühendis olarak çalışmış. Bayındır Holding, işe eleman alırken zeka testi yapıyor dedi. Güzel de, niye diye sordum. Bayındır Holding'in asfalt şantiyesinde çalışan bir işçi, asfalt eritme kazanındaki asfaltın eriyip erimediğini kontrol etmek durumundadır. İşçinin yapacağı şey, gidip termometreyi kontrol etmek. Ama, işçi, normal bir insanın yapması gerekeni yapmaz. Eritme kazanına gider, kapağı açar, kafasını içeriye uzatıp içine tükürür. Tükrüğün, yüksek sıcakta erimiş olan asfalt maddesine teması neticesinde patlar. Kaynar asfalt işçinin yüzüne yapışır. Arkadaşım, bu türden olayların önüne geçmek için zeka testi yapıyorlar dedi.
Bir kaç sene önce, lisans eğitimi alırken sınıf arkadaşım olan bir ziraat mühendisi ile karşılaştım. Aldığı çelikleri köklendirme hormonuna batırmış, sonrada perlit içerisine, sisleyici sistemi bulunan seraya dikmiş. Bütün çelikler öldü, dedi. Hormon olarak ne kullandın diye sordum. 2,4D ester formülasyonu kullanmış. Ot öldürücüsü kullanmışsın, çeliklerin ölmesi kaçınılmaz, dedim. Niye, oksin değil mi, siz doku kültüründe kullanmıyor musunuz ? diye sordu. Doku kültürünün koşulları farklı, bitkinin ihtiyaç duyduğu bütün makro-mikro elementler, aminoasitler, vitaminler ve şekeri ortama steril olarak koyuyoruz. 2,4D'nin sentezini engellediği vitamin ve aminoasitler ortamda bulunuyor. Çelik alıp 2,4D'ye daldırıp diktiğinde bu maddeleri sağlamadığın için bitkilerin ölüyor, küçük bir bilgiyle düz mantık yapma hatası yapmışsın dedim, çok bozuldu.
Jeofizik Mühendisi Prof.Dr. Celal Şengör, Kanal İstanbul'un, yapılması halinde bir faciaya neden olacağını belirten konuşmasını televizyondan izledik. Uyaran kişi jeofizik profesörü, "inadına yapacağız" diyenin ise diploması sorgulanır durumda. Yanlış hesap Bağdat'tan döner ama cezasını biz çekiyoruz. Geçilmeyen köprünün parasını, kullanılmayan hava alanının parasını biz ödüyoruz. Niye? Çünkü devlet ihale açarken kullanım garantisi veriyor. Geçilmezse kalan kısmını devlet ödüyor. Biz de devlete ödüyoruz.

Liyakatın yerlerde süründüğü, torpili olanın, parası olanın (devlet parası olan Araplara mülk satın almaları durumunda vatandaşlık veriyor, google çeviriden çevirtin okuyun) https://www.imtilak.net/articles/tra...uying-property her kapıyı açtığı çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Rahmetli babam hâkimdi. Sırasıyla Van-Çatak, Mersin-Gülnar, Kayseri-Bünyan, Elâzığ, Bolu ve İzmir illerinde hâkimlik yaptı. 1996 yılında İzmir'de emekliye ayrıldı. 2018 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, çiçeği burnunda hâkim Gonca Hatinoğlu'nu Elâzığ'a atadı. Babam, Elâzığ'a atandığında 10 yıllık hâkimdi ve yasal olarak dokunulmazlığı bulunan Hakimler Yüksek Kurulu'nun dokunulmazlığını kaldırtmak için uğraşmış, bunu başarmış ve Hakimler Yüksek Kurulu'nu mahkemeye vermiş durumdaydı. Bu nedenle, meslekdaşları arasında ürküten bir lâkabı vardı. Gonca Hanım, 20 gün sonra tekrar atandı. Bu sefer, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu liyakatsizliğin dibini kazıdı ve 15-12 sene boyunca isabetli karar oranları %90'lar mertebesinde bulunan hâkimlerin atandığı Yargıtay Tetkik Hâkimliğine atadılar. Gelen tepkiler üzerine de "Eş durumundan böyle atadık" yalanına sığındılar. Eşleri öğretmen olan pek çok hâkim tanıdığımız var, hiç biri böyle ballı bir atama yaşamamış hatta eşinin görevi nedeniyle gittikleri mahrumiyet bölgesinde koşullar nedeniyle evladını toprağa gömüp bağrına taş basıp yoluna devam etmek durumunda kalan insanlar var.

Bunları niye yazdım? Her şeyin para, her şeyin mal-mülk olduğu bir dönemdeyiz. Parayı bastıranın ÇED raporunu aldığı, bu rapora imza atan akademisyenlerin varlık içinde yüzdüğü bir dönemden geçiyoruz. Ne yazık ki bazı insanlar oy sandığına gidildiğinde, futbol takımı tutar gibi parti tutuyor. Memleketin durumunu düşünmüyor. İki sene önce bir yakınım Karadeniz turuna gitmişti. Rize'de çay üreticileri, çayın para getirmediğinden yakınmışlar. Tura katılanlar, "Beter olun, sizin yüzünüzden bütün Türkiye çekiyor" tepkisini vermişler. Aklımızı çalıştırmazsak, az bilgiyle çok iş çevirmeye kalkarsak, yüzü yanan işçiden, çelikleri kuruyan ziraat mühendisinin akıbetinden farklı bir durumda olmayacağız.

Doku_Kültürcü Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-09-2020, 17:20   #174
Ağaç Dostu
 
tropikalist's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-06-2019
Şehir: Kahramanmaraş
Mesajlar: 373
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi enginyilmaz Mesajı Göster
kanal istanbul olmalı ve olacak. buna hiçbir gerici güç mani olamaz. tarih boyunca gericiler hep vardı ve hep varlar. herşeye karşılar. ülkenin menfaatine ne olursa karşılar. o zaman boğazı kara parçası yapıverelim madem kanal istanbul kötü olacaksa. eminim ki onada karşı olurlar. boğazı kara parçasıyla doldurursanız istanbulun nüfusu bir milyonun bile altına iner. betonlaşma ters bir şekilde sıfıra düşer. yani konuştuklarımız mantık ve tutarlılık çerçevesinde olursa daha iyi olur kanaatindeyim.


O boğaz doğal olarak bir iklim oluşturmakta , dediğiniz gibi ona da karşı çıkılır en azından ben karşı çıkıyorum. Çünkü o boğaz doğal şartlarla oluşmuş ve oradaki iklimi de şekillendirmiştir. Ama eğer olan boğazı kapatırsak dediklerinizde haklılık payınız olur. yani demek istediğim ikinci bir boğaz hem oranın iklimini değiştirecek , hem de dönümlerce tarım arazisi yok olacak. Ben sadece doğal yapıyı savunuyorum. Eğer bu dediğiniz gericilikse evet ben gericiyim...

tropikalist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-09-2020, 17:44   #175
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 29-09-2020
Şehir: Kahramanmaraş
Mesajlar: 17
bence yapılması çok saçma o kadar parayla ülkede harcanması gerken bir çok şey var onlara harcanabilir bence

Baruthane Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 00:19.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2020