agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Doğa, Çevre, Ekoloji, Gıda Hukuk ve Politikaları




Reklam


Beğeni Düzeni9Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 20-11-2008, 11:32   #91
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 19-04-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,470
Galeri: 226
Siyanürlü altına sazlı sözlü tepki

[I]Fevzi KIZILKOYUN/ANKARA
19/11/2008 Radikal Gazetesi [/I

Uşak, İnay köylüleri Ankara’da Adliye Sarayı önünde sazlı- sözlü eylemle siyanürlü altın aranmasına tepki gösterdi

UŞAK Kışladağ'daki altın madenini işleten Tübrag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin, İnay Köyü'nde, bu yılın başlarında yüzlerce kuzunun siyanür zehirlenmesinden öldüğünü, 2006'da Eşme İlçesi'nde içme sularına zehir karıştığını ve halkın siyanür nedeniyle zehirlendiğini öne süren ‘Eşme-İnay Vicdan Hareketi' Sözcüsü Muammer Sakaryalı aleyhine açtığı manevi tazminat davasının görülmesine devam edildi.

Şirketin şeref ve itibarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla Eşme-İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Muammer Sakaryalı aleyhine açtığı 50 bin YTL'lik manevi tazminat davasına Ankara'daki 25'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya, Tüprag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. avukatı Şükrü Evrim İnal, davalı Sakaryalı ile avukatları Arif Ali Cangı, Emre Baturay Altınok, Mehmet Horuş, Alev Tetik Horuş ve Özgür Sarıyıldız ile bazı köylüler katıldı.

Duruşmaya katılan Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB), Çevre Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası ve Metalurji Mühendisleri Odası avukatları, müdahil olma isteminde bulundu. Yargıç Ömer Kızılkaya, davacı şirketin avukatı Şükrü Evrim İnal davaya müdahil olma istemlerinin reddine karar verilmesi yönündeki başvurusunu yerinde bulduğunu açıkladı.
Sakaryalı'nın avukatları, zehirlenme olayı ile kan alma faaliyeti ve İnay Köyü'ndeki ölü ve sakat kuzu doğumlarına ilişkin tanık dinletmek istediklerini bildirdi. Yargıç Kızılkaya, bunun üzerine Eşme Tarım İlçe Müdürlüğü ve Eşme Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istenen yanıtların gelmesi ardından tanık dinlenmesi konusunun değerlendirileceğini belirterek, dava dosyasındaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

Uşak İnay köylüleri, duruşma ardından ‘Eşme-İnay Vicdan Hareketi' üyeleri, Ege Çevre ve Kültür Platformu üyelerinden oluşan bir grup, Ankara Adalet Sarayı önünde, altın madenini işleten şirketi ve Sakaryalı aleyhine açılan davayı protesto etti. ‘Siyanürlü altın için toprağımızı, suyumuzu, aşımızı ve canımızı zehirlemeyin’, ‘Mahkeme kararına uyulsun, siyanürlü maden kapatılsın’, ‘Yargı siyanüre hayır dedi’ ve ‘Biz köyümüzü toprağımızı istiyoruz’ yazılı pankartlar açan grup, sloganlar attı. Yöresel kıyafetleri ve yanlarına getirdikleri köy ürünleri gıdalarıyla dikkat çeken grup, daha sonra Meclis Dikmen Kapısı'na giderek bazı milletvekilleriyle görüştü. Gruptan bir kişi bestelediği ‘Siyanürlü altın istemiyoruz’ adlı türküyü yanına getirdiği bağlaması eşliğinde söylerken köylüler buna eşlik etti.

DAVA
Tübrag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, dava dilekçesinde, ‘Sakaryalı'nın, yaptığı basın açıklamalarıyla, Kışladağ Altın Madeni'ne 8 kilometre uzakta bulunan İnay Köyü’nde, bu yılın başlarında yüzlerce kuzunun siyanür zehirlenmesinden öldüğünü, 2006 yılında Uşak’ın Eşme İlçesi'nde içme sularına zehir karıştığını ve halkın siyanür nedeniyle zehirlendiğini’ iddia ettiği ve bu iddialarıyla şirketlerini küçük düşürdüğünü belirti. Sakaryalı'nın, madeni işleten Tüprag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin kişilik haklarına, gerçek dışı bilgi ve hakarete varan beyanlarla saldırıda bulunduğu öne sürülen dilekçede, Sakaryalı'dan 50 bin YTL manevi tazminat isteniyor. (dha)

NOT: Uşak İnay Köylülerin bir de internet siteleri var http://www.inay.net/

Eklenen Resimler
   
hassoman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2008, 17:46   #92
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
Bakın hukuk gözünü açtı.........

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2007/7369
Karar No : 2008/3234

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacılar) :
Vekili :
Karşı Taraf : Başbakanlık - ANKARA
İsteğin Özeti : Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin 1.5.2007 günlü, E:2006/1861, K:2007/1109 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Cevabın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi : ...

Düşüncesi : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uyarınca Devlet tarafından ilgililere ödenen manevi tazminat tutarı konusunda, kişisel kusuru bulunan kamu görevlilerine rücu edilmesini sağlamak amacıyla Bergamalı yurttaşların idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada işin esasının incelenmesi gerekirken, İdare Mahkemesince davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığından, temyize konu mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : ...
Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Dava, Bergamalı 10 yurttaşın, yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruları sonucunda Türkiye aleyhine hükmedilen toplam 30.000.-Euro tazminatın Hazine tarafından ödenmesi üzerine, bu tutarın 1998 yılından bu yana T.C. Hükümetlerinin Başbakanları ve bakanlarına, Çevre, Orman ve Sağlık Bakanlığı müsteşarları ve müsteşar yardımcıları, ilgili genel müdür ve yardımcıları, daire müdürü ve imzası bulunan uzmanlarına rücuen ödetilmesi isteğiyle yaptıkları başvurunun reddine ilişkin 1.6.2006 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin 1.5.2007 günlü, E:2006/1861, K:2007/1109 sayılı kararıyla; Bergamalı 10 köylünün yargı kararlarının uygulanmaması sonrası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruları üzerine, anılan Mahkemenin B:46117/99 sayılı kararı ile Türkiye aleyhine 3000'er Euro'dan toplam 30.000.-Euro tazminata hükmedildiği; söz konusu tazminatın Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdürlüğü tarafından Hazine adına hak sahiplerine ödendiği; ödenen bu miktarın 1998 yılından bu yana görev yapan Başbakanlar ve bakanlara, Çevre, Orman ve Sağlık Bakanlığı müsteşarları ve müsteşar yardımcıları, ilgili genel müdür ve yardımcıları ile daire müdürü ve imzası bulunan uzmanlara rücuen ödetilmesi için yaptıkları başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, yargı kararı uyarınca hükmedilen tazminatın ödendiği; anılan bedel için sorumlu personele rücu edilip edilmemesinin yetkili amirlerin sorumluluğunu doğuran bir konu olup, bu hususun hakları ödenmiş olan davacıların doğrudan doğruya hak ve çıkarlarını etkilemediği; bir başka ifadeyle davacıların işlemin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

Davacılar, Devlet aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açtıkları davada hükmedilen tazminatın Hazine tarafından ödendiğini, ancak sorumlu personele rücu mekanizması işletilmediği için dava yoluna başvurulduğunu, sorumlulara rücu etme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmadığını; maddi mağduriyetleri ödenen tazminatla tazmin edildiği gibi, sorumlu personele rücu edilmek suretiyle manevi mağduriyetlerinin de giderilmesi gerektiğini ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedirler.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Menfaat ihlali koşulu, iptal davalarının kabulü ve dinlenebilmesi için aranılan koşullardan biridir. Gerek doktrinde, gerekse yargı içtihatlarında bu koşul, subjektif ehliyet koşulu olarak kabul edilmekte; ne tür bir menfaat ihlalinin gerçek ve tüzel kişilere iptal davası açma yeterliğini sağladığını gösterecek ilişki, kural olarak iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre saptanmaktadır.

Genelde, kişisel, meşru ve güncel bir menfaatin varlığı ve bunların ihlali, menfaat ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı mercilerince belirlenmekte; davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin varlığı, dava açma ehliyeti için yeterli görülmektedir.

Olayda, Bergamalı yurttaşlar, altın madeni işletilmesi amacıyla verilen izinler konusundaki karar sürecinin Sözleşmenin 2. ve 8. maddelerine aykırılık taşıdığını, Sözleşmenin 6/1 ve 13. maddelerine aykırı olarak etkin bir hukuki korumadan yararlandırılmadıklarını belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuşlardır. AİHM, Sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen özel ve aile yaşamlarına saygı gösterilmesi hakkına sahip olan başvurucuların bu hakkının güvence altına alınmasına ilişkin yükümlülüğün Devlet tarafından yerine getirilmediği ve 8. maddenin ihlal edildiği; ayrıca, ulusal makamların, ulusal yargı kararının Sözleşmenin 6/1. maddesinin gerekli kıldığı biçimde aynen ve makul bir sürede yerine getirilmesinde ihmalkar davrandığı kanaatine vararak, Sözleşmenin "Adil yargılanma hakkı“na ilişkin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Anılan Mahkeme tarafından, ilgililerin maddi tazminat istemlerinin reddedildiği, ancak her başvurucuya 3000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin davacılara manevi tazminat ödenmesi yolundaki kararının temel gerekçeleri, ulusal yargı kararının yasal süre içinde uygulanmamış olması, verilen izinlerin yeni Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna dayandırılmaması ve ilgili şirketin Bergama ilçe sınırları içindeki Ovacık ve Çamköy civarında bulunan altın madenindeki faaliyetlerine devam edebileceği yolundaki 29.3.2002 tarihli Bakanlar Kurulu Kararının ÇED izni olmadan alınmasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından davacılara ödenmesine hükmedilen manevi tazminat, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdürlüğü tarafından hak sahiplerine 24.6.2005 tarihinde Hazine adına ödenmiş, ancak sorumlu personele rücu edilmemiştir. Kişisel sorumluluğu bulunan personele rücu edilmesini sağlamak amacıyla davacılar tarafından idareye yapılan başvuruda, 1998 yılından beri görev yapan Başbakan ve bakanların adları tek tek sayılmış, sorumlu diğer bürokratların ise idare tarafından belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. İdarece verilen cevapta ise, başvurunun incelendiği ve gereğinin yapılması için ilgili kurum/kurumlara iletildiği bildirilmiş; sonuç olarak, idare tarafından sorumlu personele rücu mekanizması işletilmemiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir Hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; 138. maddesinin son fıkrasında, "Yasama ve Yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." yolunda açık, kesin ve buyurucu bir kurala yer verilmiştir. Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen tüm etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içerisinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin Anayasal güvenceye bağlanması ve yargı kararlarının aynen ve gecikmeksizin uygulanmasıyla olanaklıdır. Anayasanın 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilerek Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulanmış; bu bağlamda olmak üzere 129. maddenin 1. fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanarak, Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğü kamu görevlileri yönünden tekrar ve teyit edilmiştir.

Bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, hukuk kurallarına ve yargı kararlarına uyulmaması hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru işlediğini gösterir ve tazmin sorumluluğunu doğurur. Ancak, idare adına verilen kararlarla ortaya çıkan ve idarenin ağır hizmet kusuru olarak nitelendirilen "yargı kararını uygulamama" eyleminin, gerçekte bu konuda idare adına yetki kullanan kamu görevlilerinin kişisel kusurlarından doğduğu açıktır.
Anayasanın kamu hizmeti görevlilerinin "Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence“ başlıklı 129. maddesinin 5. fıkrasında, "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.“ kuralı öngörülmüş bulunmaktadır.

Anayasanın anılan maddesindeki "kendilerine rücu edilmek kaydıyla" ibaresinin, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlar nedeniyle idareye karşı açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, idarenin ödemek zorunda kaldığı tazminatı, yasal yollara başvurarak ilgili kamu görevlisinden tahsil etmeyi ifade ettiğinde kuşkuya yer bulunmamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun "Kişilerin uğradıkları zararlar“ başlıklı 13. maddesinde de, "Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar…Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır. / (Ek fıkra: 26/03/2002 - 4748 S.K../3. md.) İşkence ya da zalimane, gayri insani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.“ hükmüne yer verilmiştir.

Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare bir zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından ödenmesi temel bir kuraldır. Kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı başvurdukları mahkeme veya makamlarca verilen kararlar uyarınca zararlarının ilgili kurumlarca karşılanması ve kurumların genel hükümlere göre sorumlu memurlara rücu hakkı bulunması, ulusal yargı kararlarının uygulanması bakımından açık olarak düzenlenmiş bir konu olup; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi konusundaki tek açık düzenleme ise, kamu görevlisinin kişisel kusurunun belirgin bir biçimde ortaya çıktığı işkence **** zalimane, gayrı insani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle hükmedilen tazminatlarda sorumlu personel rücu edilmesi konusuna ilişkin bulunmaktadır. Ancak, yukarıda anılan Anayasa hükmü, Hukuk Devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile rücuyla ilgili genel kurallar göz önünde tutulduğunda, zarara uğradığı yargı kararıyla saptanan kişiye Devlet tarafından tazminat ödendikten sonra sorumlu personele rücu edilmesinin, Hukuk Devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereği olduğu ortaya çıkmaktadır. Rücu kurumunun işletilmesi, kamu görevlisinin kişisel kusurunun doğurduğu zararların yine kendisi tarafından karşılanmasını ve yargı kararının uygulanmaması ya da etkisiz bırakılması gibi hukuka aykırı eylem ve işlemlerden titizlikle kaçınılmasını amaçlar.

Rücu mekanizmasının işletilmesi, kamu kurumunun yetkileri arasında bulunmakla birlikte, idarenin bunu kendiliğinden yapmadığı durumlarda, yurttaşların bunu sağlamak amacıyla idareye başvurmalarına bir engel bulunmamaktadır. Kamu hizmeti görevlilerinin kişisel kusurundan kaynaklanan zararın karşılığı olarak ulusal ya da uluslararası bir Mahkemece hükmedilen tazminat devlet tarafından zarara uğrayan kişiye ödendikten sonra ilgili kamu kurumu tarafından sorumlu personele rücu edilmemesi, bu yükün toplum üzerinde bırakılması anlamına geleceğinden, her yurttaş ve özellikle kamu görevlilerinin kişisel kusuru nedeniyle zarara uğrayıp yargısal süreci başlatmış olan yurttaşlar, ilgili personele rücu edilmesini sağlamak amacıyla idareye başvurabilir ve bu başvurularının reddi üzerine de dava açma hakkını kullanabilirler. Kamu hizmeti görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden ve kendi kusurlarından doğan zararı toplum ödemek zorunda değildir.
Belirtilen hukuki durum ve tüm bu değerlendirmeler ışığında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1 ve 8. maddelerinin ihlal edilmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hükmedilen ve Devlet tarafından ilgililere ödenen manevi tazminat tutarı konusunda, kişisel kusuru bulunan kamu görevlilerine rücu edilmesini sağlamak amacıyla Bergamalı yurttaşların idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan bu davada işin esasının incelenmesi gerekirken, İdare Mahkemesince davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 1.5.2007 günlü, E:2006/1861, K:2007/1109 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1/c. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun'la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkeme'ye gönderilmesine, 3.6.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-12-2008, 20:54   #93
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,071
Galeri: 182
Devletimiz Hukuk Devleti olduğunu kanıtlamalıdır.

Merhaba.

Sn. angel67,

Devletin memurlarının yaptığı yanlış uygulamalardan dolayı Devletimizin mahkum edilip kesilen cezaları ödemek zorunda kalması çok üzücüdür.

Daha vahim olan, ödenen paraların hazineden ödendiği için cezanın bütün millete kesilmiş olmasıdır. Bu ise büyük haksızlıktır. Hukuk devletinde ödül kadar cezanın da olduğu bilinip ona göre davranılmalıdır.

Herkes yaptığının sonuçlarına katlanmalıdır. Keyfi davranışların önü ancak böyle önlenebilir. Bu cezalar, sorumsuz ve kanunlara karşı gelenlerek cezanın kesilmesine sebep olanlara rücu edilmelidir.

Eğer bu suçu işleyenlere suçu işleten kanunlarımız ise, kanunları, Yargıtay kararları ise o zaman onları da gözden geçirmek zamanı gelmiştir. Devletimiz Hukuk Devleti olduğunu göstermelidir.

Yoksa bu Millet daha çok ceza ödemek zorunda kalır.

Saygılar.

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-12-2008, 21:22   #94
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
Zaten hukuk devletinde hukuk olmadığından değil mi ;bütün bu eksiklikler..Onları yargılıyacak kim var kimse yok ki.

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-12-2008, 17:51   #95
Ağaç Dostu
 
Mehmet Can's Avatar
 
Giriş Tarihi: 31-03-2008
Şehir: BERGAMA
Mesajlar: 271
Galeri: 45
Bergama altın madeni için yargı tarafından üretimi durdurulması kararı çıktı.

Mehmet Can Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-03-2009, 11:49   #96
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 736
Galeri: 25
Alıntı:
Dikili'nin suyundan altın akıyor
3 Mart 2009

İzmir'in ilçesi Dikili'ye bu krizde doğal yollardan müjde. Çünkü, bu ilçede sudan altın akıyor. Hem de dünyadaki örneklerinden kat kat fazla litrede 5 miligram...


Dikili Belediyesi'nin işlettiği jeotermal enerji kaynağından altın cevheri akıyor. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Çevre Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yapılan incelemeye göre, Kaynarca bölgesindeki jeotermal su kuyularında bulunan suyun 1 litresinde 4.9 miligram altın bulunuyor.

Cumhuriyet gazetesinden Ozan Yayman'ın haberine göre, uluslararası bilim çevrelerijeotermal akışkandan biyolojik yöntemlerle, siyanür kullanmadan altın elde edilebildiğini ortaya koyuyor. Kaynarca bölgesi Türkiye'nin en büyük jeotermal enerji sahalarından birisi olarak kabul ediliyor. Önceki deneyimler ABD ve Japonya'da, Dikili'dekine benzer gelişmelerin yaşandığını gösteriyor. ABD Nevada'da ve Japonya'da göllerden, denizden, jeotermal sahalardaki su kaynaklarından siyanür kullanmadan altın elde edildiğine ilişkin örnekler bulunuyor.

"EKONOMİYE KAZANDIRACAĞIZ"

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven gelişmeleri, "Demek ki, siyanür kullanmadan da altına ulaşılabiliyormuş" sözleriyle değerlendirdi. Özgüven, Kaynarca bölgesinde yer alan jeotermal kuyulardan aldıkları su örneklerini analiz ettirdiklerini belirterek, "Dikili'deki jeotermal kuyulardan altın çıkıyor. Bilim insanlarıyla görüşeceğiz ve Dikili'de, cazibe kaynağıyla ulaşılan altını ekonomimize kazandırmanın yollarını arayacağız" dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11123543.asp?gid=229
Taşımız ,toprağımız altıntıdı şimdi suyumuz da atın oldu.

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-02-2011, 22:10   #97
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 736
Galeri: 25
Alıntı:
ALTIN ÜRETİMİNDEN TÜRKİYE’YE NE KALIYOR

08.02.2011

Türkiye’de altın üretimi konusunda ileri sürülen görüş şudur: Almanya ve Alman şirketleri Türkiye’nin altın üretimini arttırmasını istemezler. Böyle olursa dünya altın fiyatları düşer ve altın üreten ve Türkiye’ye ihracat yapan Alman şirketleri zarar görür.

Altının yumurta gibi tüketildiğinde yok olan bir meta olmadığını önemle vurgulayarak konuya girelim. Yumurta satın alırsınız (talep edersiniz) ve yemek yapıp tüketirsiniz, geriye bir şey kalmaz. Altında ise diyelim bir bilezik aldınız. (talep ettiniz) Ama bu altın kaybolmaz. Bir ay veya yıl sonra paraya ihtiyacınız olur, satarsınız. Arz edersiniz. Dolayısıyla altında arz üretime eşit değildir. Yumurtada ise aşağı yukarı (biraz stok olabilir) arz üretime eşittir. O halde altında fiyatı belirleyen üretim değildir. İnkalar’dan bu yana üretilen bütün altın arzda dikkate alınır.

Dünyada 1835–2007 yılları arasında üretilen altın miktarı 160 000 tondur. (Kaynak:www.goldsheetlinks.com) 2009 yılında dünyada üretilen altın miktarı ise 2572 tondur. Yani her yıl tüm stokun ancak %1,61’i kadar altın üretiliyor. Türkiye’de üretilen altının ise 2009 yılında 14,5 ton olduğu bildiriliyor. Bu ise dünya üretiminin %0,56’sı, dünya stokunun ise % 0,0009’u (on milyonda dokuz) ediyor. Türkiye’deki altın üretimini 100 misli arttırsanız bile bunun arz yönünden hiçbir anlamı olmayacaktır.

Almanya’nın altın üretimi istatistiklere bile girmiyor. Dünya’da en çok altın üreten firmalara ve ülkelere bakıyoruz. Bunların Amerikan, Kanada, Güney Afrika ve Çin şirketleri olduğunu görüyoruz. O zaman bu üretimimizi önce bu ülkelerin engellemesi gerekmez miydi? Gördüğümüz şudur: En başta Amerikan şirketleri Türkiye’de altın üretimi için uğraşmaktadırlar. Kaldı ki altın fiyatları üzerinde başka şeyler de etkilidir. Dünya tarihinde altının nerede ise son zamanlara kadar para yerine kullanıldığını biliyoruz.

Dünyanın büyük altın şirketlerini inceliyoruz. Aralarında doğru dürüst bir Alman sermayesine rastlamıyoruz. Üretim işinde almanlar çok önemli değil. Ayrıca Bergama’da altın işine girişen Euroogold’un ilk kurucuları arasında Almanlar’ın da olduğunu görüyoruz. O halde neden bu firma Türkiye’de altın üretmeye gelmiş? Diğer yandan siyanür üretiminde alman şirketlerinin önemli bir yeri var. Yani iddianın tam tersine Alman şirketlerinin altın üretilmesinde önemli çıkarları var.

Altın Madencileri Derneği 2010 yılında üretilen 17 ton altının değerini 800 milyon dolar olarak açıklamış. Bundan devlete kalan sadece %2’dir. Altın madencilerinden “ruhsat sahibi tarafından beyan edilen” ocak başı satış fiyatının %2’sinin devlet hakkı olarak alınacağını biliyoruz. Bu 16 milyon dolardır ve Türkiye için önemli bir sayı değildir. Çalışanların da emek geliri kazandıkları söylenebilirse de bu da ihmal edilir düzeylerdedir.

Ancak siyanür liçi yöntemiyle üretilen altının çevreye, insana zararları konusunda muazzam bir bilgi birikmiştir. Avrupa Birliği de buna dayanarak siyanür liçi ile üretimi yasaklamıştır. Türkiye’de altın üretilen yerlere bakıyoruz, tarımsal üretim ve turizm açısından cennet gibi yerler olduğunu görüyoruz. İzmir’de içme suyu kaynaklarının kirlenmesi tehlikesi de çok yüksektir.

Altın üretiminden bize kalanın dolarlar mı yoksa çevre tahribatı mı olduğu üzerinde iyice düşünmeliyiz.

Prof.Dr. Tayfun Özkaya

Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=-altin-...or--0802111200
2 yıldır bu konuya yorum yapılmamış.

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 08-02-2011, 22:50   #98
Ağaç Dostu
 
eskimo's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Şehir: Didim
Mesajlar: 736
Galeri: 25
Alıntı:
Karılarımızın bileziklerini verelim defolsunlar!

DHA
Karılarımızın bileziklerini verelim defolsunlar! KAZDAĞLARI ve çevresinde altın arayan şirketlere tepki gösteren Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan, "Karılarımızın kollarındaki bilezikleri bunlara verelim, buradan defolup gitsinler" dedi.

Belediye Meclisi’nin şubat ayı oturumunda konuşan Başkan Ülgür Gökhan, Çanakkale halkının çevre felaketiyle karşı karşıya kalmak üzere olduğunu ileri sürdü. Altın arayan şirketler için ağzından kötü söz çıkacağını belirten Başkan Gökhan, "Siyanürle altın çıkaran şirketlere karşı gerekirse kampanya başlatılmalı. Karılarımızın kollarındaki bilezikleri bunlara verelim, buradan defolup gitsinler. Bu işin şakası yok" diye konuştu.

Kazdağları’nda toplam 40 şirketin altın arama girişiminde bulunduğunu kaydeden Gökhan, şunları söyledi:
"Maalesef bu doğa tahribatı gizli gizli saman altından su yürüterek devam etmekte. İşletme ruhsatları altın ve gümüş arama şeklinde verilmiş. Klasik sağ söylem şu: Canım siz madenciliğe karşı mısınız? Memleketimizdeki madenlerin yeryüzüne çıkarılmasına karşı mısınız? Buradan çıkacak altının topunun ederi verdiği tahribatın milyonda biri bile olmaz. Ama maalesef ısrarla ve inadına bu yöreyi tahrip etmek ve Kazdağları’nı ve su kaynaklarımızı berbat etmek için bu çabalar gösterilmekte."

Başkan Ülgür Gökhan, Çanakkale halkına seslenerek, "Bu bağlamda bütün duyarlı kesimleri çevreye duyarlı insanları bu kentin insanlarının kendi geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyorum" dedi.
http://haber.gazetevatan.com/Haber/357987/1/Gundem
Yetmez sıra kızların,gelinlerin bileziklerine de gelir...

eskimo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-03-2011, 12:14   #99
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 21-03-2011
Şehir: Ankara
Mesajlar: 5
Alıntı:
CHP Çanakkale Milletvekili aday adayı Ali Sarıbaş çevre örgütlerinin mücadelesine her zaman destek verdiğini ve doğal dokunun bozulmaması için sonuna kadar mücadele edeceğini söyledi.

“Direnmeden kazanamayız!”
Lapseki Şahinli Köyü’nden sonra, Bayramiç Kuşçayırı Köylüleri de altın tekelcilerine “dur” dedikten sonra çevre örgütlerine destekler artmaya başladı. Daha önce Kaz Dağları ve Madra Dağı Çevre Platformu Başkanlığı yapan CHP Çanakkale Milletvekili aday adayı Ali Sarıbaş, “Emperyalist Maden Yasası’na karşı, yeni bir Çanakkale Savaşı başlatıyoruz. Çanakkale geçilmedi, geçilmeyecek” dedi.
Geçmişte Kazdağları ve Madra Dağı’nda çokuluslu şirketlerin altın aramasına engel olmak isteyen ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce çevreci Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda yağmur altında 3.5 saat süren coşkulu mitingle tepkisini gösterdiğini ve çevre mücadelesinin Çanakkale için bir sembol olduğunu söyleyen Sarıbaş, “Ey, bu ülkeyi yönetenler! Oy çokluğu ile göreve geldiği için övünenler! Buradan size bir mesaj var. Kanun sizdeyse, kanun gereği ÇED raporunu yerine getirmek de sizin görevinizdir” dedi.
Çanakkale’de altın firmalarının ÇED süreçleri çok uluslu altın tekellerinde soğuk duş etkisi yarattığını da sözlerine ekleyen CHP Çanakkale Milletvekili aday adayı Ali Sarıbaş, “Lapseki Şahinli’den sonra Bayramiç Kuşçayırı köylüleri altıncıları ve ÇED toplantısı için köye gelen bürokratların toplantı yapmasına engel oldu. Sabah erken saatlerde köye gelen altın madencileri ve bürokratları karşılamayan Kuşçayırı köylüleri, ÇED toplantısının yapılacağı yer olarak seçilen köyün tek kahvesinin kapısına kilit vurdurdu. Köylümüz doğa zenginliğinin kendilerine nasıl yansıdığının farkında. Çevre katliamcılarına alet olmayacak” şeklinde konuştu.
Kaynak:
http://www.canakkaleicinde.com/chp-c...ne-destek.html

Ahmet Kılıç Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-03-2011, 12:58   #100
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,071
Galeri: 182
Merhaba.

Alıntı:
Karılarımızın bileziklerini verelim defolsunlar! KAZDAĞLARI ve çevresinde altın arayan şirketlere tepki gösteren Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan, "Karılarımızın kollarındaki bilezikleri bunlara verelim, buradan defolup gitsinler" dedi.
Eşlerinin kolundaki bilezikleri vermelerine gerek yok. Altının ziynet eşyası ve yatırım amaçlı satın alınması azalırsa zaten değeri düşeceği için kimse Altını çıkarmaya çalışmaz. Ama mesele o değil ki.

Çevre hepimizin ve çevreyi korumalıyız değil mi? Öyleyse çevreye her kesimden gelecek zarara ve tehdide karşı olmalıyız. Oysa çevrenin canına ot tıkayan diğer bütün faaliyetlere göz yumuluyor da sadece Altıncılara ses yükseliyor işte ben de bunu bir türlü anlıyamıyorum.

Küçükkuyu, Altınoluk, Güre, Akçay, Kızılkeçili, Edremit, Havran, Burhaniye, Pelitköy, Gömeç, Ayvalık, Sadece buraları değil Kıyı kesiminde bulunan bütün güzelliklerimiz tehdit altında hem de aynı Bodrum, Marmaris, Kuşadası, Mersin, Anamur, Silifke, ve diğerleri gibi

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Bu saydığım yerleri madenciler mi talan etti? Denizin kıyısına duvar gibi siteleri Altıncılar mı inşa etti? İmar izinlerini rüşvet ve çıkar uğruna kimler sattı acaba?

Ağaçlarımız kesilsin, Ormanlarımız yok edilsin, çevre katledilsin demiyorum. Kimse, hiç kimse bunu yapmasın. Yani hepsine karşı çıkalım. Bazıları körfezdeki Ağaçları kesip imara açarken ses çıkarmayanlar hatta imar iznine imza atanlar kalkıp Çanakkaledeki toplantılara katılırsa çok komik oluyor

Yoksa enerji bağımlılığımızın sürmesini isteyenlerin Nükleer santrallere karşı çıktığı gibi amaçsızca ve işin esasını bilmeden saldırıp durmayalım diye düşünüyorum.

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-03-2011, 15:17   #101
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 619
geçenlerde bir açıkoturumda izledim, akdeniz, ege ve marmara kıyıları eski volkanik bölgelerdenmiş diye. ve buralarda yoğun maden birikimleri var.
tüm bu kıyılarda olduğu gibi izmir bergama'dan sonra izmir gaziemir'de de altın aranıyor. haberiniz ola.
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-03-2011, 17:21   #102
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Benim anlamadığım yer, ülkemizde bir çok maden çıkarılıyor. Bunlar da çıkarılırken ve işlenirken,belirli ölçülerde çevreye zarar veriyor. Kimsenin geri kalan madenler konusunda herhangi bir itiazı yokken sadece altın çıkarılması konusunda, çok da gerçekçi temele dayanmayan itirazları. Altında geri kalan diğerleri gibi bir maden. Bor gibi. Alümünyum gibi. geri kalanlar gibi. Sadece altın konusunda çevre zarar görüyor demekde ben bir mantık göremiyorum.
Hele tamamen dışa bağımlı olacak nükleer santrallerin felaket henüz devam ederken savunulmasında bütünüyle başka niyetler arıyorum.( Yakıt gibi işletme de bize ait olmayacak)

Altın radyoaktif değildir. Altın çıkarması radrasyona neden olmaz. Siyanür zehirli bir element olduğu için sanki altın çıkarılırken herkes ölecek gibi bir senaryo ülkede altın çıkarılmasına engel olmak isteyenlerin ülkenin bu konuda dışa bağımlı kalmasını isteyenlerin yazdıkalrı, oynadıkları bir senaryo.
Bir bilgilendirme yapayım. Devlet işletmelerinde gümüş madenlerinde siyanür zaten uzun zamandan beri kullanılıyor kimse de buna itiraz etmiyor.

Ülkemizin altın işleme sektöründe dünya liderliğine oyanyan bir ülke olduğunu da söylersen sanırım kimin neyi istediği daha iyi anlaşılır.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 10:16   #103
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 04-02-2008
Şehir: istanbul-Gelibolu
Mesajlar: 1,829
Bağımlı (manda konumunda) ükenin çaresizliği.

Arkadaşlar bilim ve teknolojide geri kalmış ülkeler(bizi gibi genelde müslüman) üretim sağlıyamadıkları için yeraltı kaynaklarını tüketerek hizmet ürettiklerini saysalarda bu kaynaklar tükenmeye başlayıca da o ülkelerin yurtsever halkarıda başkaldırıya geçmektedirler.

Gündemde arap ülkelerindeki yer altı kaynaklarının önde durumunda petrol ilk sıradaki yer altı zenginiğini sonuna yaklaşması insanları başka eneji kaynakları arayışıyla nükler santrallara doğru bu çılgınlığın içinde insanlığın sonunu hazırlamakta olduğunun haberleri olarak japonyadaki doğal afetin yarattığı atom santrellerindeki hasarların bu enerjinin japonya gibi ileri teknoloji uygulayan bir ülkede güvenirliğini surgulaması bakımında bizler için kıstas ve örnekler sunmaktadır.

Basiret sahibi yöneticileri çıkaramayan insanımız her alanda kaynak kullanımı konusunda tutarlı politakalar uluşturamadığından, doğal çevreyi koruma ve kollama konularında her türlü riskler taşıyan purojeler üreterek yer altı kaynaklarını sömürü anlayışına dayanan bir üretim anlayışı içinde göbeğinden bağlı olduğu ülkere ham madde olarak ürtteği bu değerleri artı değer üretmeden yabancılara adeta peşkeş çercevesine savurganlık politikalarında ekonomiye kaynak sağlama endişleri içinde yönetimlerini sürdümekteler.

Onların hiç endişesi yok gibidir altın üretiminin çevreyi ve geleceği kirleten siyanürün etkilerinden, çünkü altın bizim insanımızın ziynet eşyası gibi gördüğü bu metal, bilim ve teknoloji insanında uzay teknolojisi ve iletim teknolojilerinin olmazsa olmazlarının başında gelen bu metal uzay ve iletişim tenolojilerindeki rekabet eden ülkelerin bu yarışı kazanmada metali eline geçirenin olduğu bilinci onları şuursuzca bu altını üreten ülkelere yaptıkları baskılarda en kolay ve maliyet getirmeden bu mineralin üretimini sağlama yolunda o ülke topraklarının gelecekteki durumlarını düşünmek istememelerinden, içimizdeki iş birlikçileri sayesindede yurtseverlerimizin karşı çıkışlarını engellemede çeşitli tezgahlar içinde insanımızın geleciğini karartmaktadırlar.

Tarım ülkesi vasfını kaybeden ülkemiz tohum ve girdi kullanımıda tam bir dışa bağımlı duruma gelmiş, kimyasal gübrelerin kullanımıda kırsal insanımıza gereken destekler sağlanamadığından bilinçsizce kullanılan kimyasal gübrelerden yeterli üretim sağlanamadığı gibi gübre kayıplarının toprak yapısını bozmanın yanında yeraltı sularına karışarak gelecekteki çevre kirliğinin bir başka etkeni olmaktadır.

Arkadaşlar bu başıbozukluğun temelleri ulu önder ATATÜRK'ün koyduğu ilkelerin ölümünden sonra gelen iktidarları küylü milletin efendisidir sözünü unutarak kalkınmanın köyden başlıyacağının eğitimdeki uygulamalrından köy ensitülerinin kaldırılarak, yerine gelecekte din alayışına uygun eğitim kurumlarını getirerek Atatürk'ün ilkelerine ters olan bir anlayışla insanlar yetiştiren bu insanların içinden millet vekilleri bakanları, başbakanı hatta cumhur başkanını çıkaran bu ülkenin insanın iradasi değil bir avuç işbirlikçi mandacı görüşün satılmışları tarafından ülkemiz bağımlı ülkeler durumuna getirilmiştir.

epsody Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 15:48   #104
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Ülkemizde altın madenciliğin karşı çıkmakla yurtseverlik arasında hiç bir ciddiye alınacak bağlantı yoktur. Bu bütünüyle dayatılmış bir argümandır. Bütün madenler gibi altın da madendir. Yukarıda da örneğini verdim tekrarlamaya gerek yok. Ülke altın işleme konusunda dünya lidarliğine oynamaktadır. Bunun için ciddi miktarlarda altın ithal edilip işlenip dışarı ihraç ediyor.( en son ilgilendiğimde 45 ton gibiydi rakam.Yanılıyor olabilirim, Altın konseyinden öğrenebilir merak edenler) Ülkemizde maden varken ciddi mikrtarlarda para yurt dışına kaçıyor. Bu düzenin devam etmesini istemekle, yurtseverlik arasında bağlantı kuramıyorum. Dışa bağımlılığın devam etmesini istemek yurtseverlik değil. Burada dışarından maden ithal edip işleyip geri ihraç etmedeki derin bağımlılığa dikkat çekerim. Savurganlık tam da budur. Altınla birlikte siyanürden sözetmek Nükleer santraller güvenlidir demek gibi tuaf bir durum. Bilmemekten kaynaklanıyor. Ülkede zaten siyanürle işlenen üstelik de devlet ait maden ocakları şu an çalışıyor. Önceden de belirttim. Bu gerçek ortadayken siyanürden ötürü altına karşı çıkmak arkasında başka niyetler olduğunu düşündürüyor.
Köylü edebiyatıyla, bu konular bağlanmış olmuyor.

Her sene bir kaç nükleer kaza yaşanıyor dünyada, bugüne kadar bir altın işleme fabrikasından siyanür sızıntısı haberi bilen duyan bu tarafa gelsin. Bilmeyenler yahu biz kime alet oluyoruz diye düşünsün.
İstanbulun orta yerinde altın atölyeleri var. Hepsi siyanürü kullanırlar. Bir şeye mi karşı çıkacaksınız önce bu işler nasıl oluyor bir öğrenmkete yarar var densin.

Sordun sorayım başka madenler de çevreye belirli ölçülerde zarar verirken onların ülkemizde çıkarılıp işlenmesi yurtseverlik olarak görülürken sadece bu madenin çıkarılamsına karşı çıkmak nasıl bir yurtseverliktir.

Dünya bor madenleri nededeyse %90 Ülkemizdedir. Buna karşılık tekeli bize ait değildir. Sık sık bu konu güdeme getirirlir. Geleceğin yakıtı biçiminde hicranlı karşı çıkışlar yapılır. Bor madeni çevreye zarar vermeden mi çıkarılacak.

Petrol, alümünyum, krom( dünyada en büyük rezerv) Gümüş, tungsten, bütün bu madenler konusunda fikirleri öğrenmeyi isterim. Çıkarılmasın mı bu madenler.

Tohum konusnda dışa bağımlı olmayalım. Dünya lideri olacağımız bir sektörde bağımlı olalım. Bu mantığı biri açıklasa sevineceğim.

Bu arada Ağaçlar eğitim toplantıları kimi bilgileri uzmanlardan edinmemize yardımcı oluyor. Ülkemiz meğer çok ciddi bir tohum üreticisiymiş ve İsrail'e de tohum ihraç ediyormuş. Hocanın yalancısıyım. Kendisi uzman.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 18:59   #105
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 34,194
Galeri: 90
Baia Mare Maden Kazası
İnceleme ön raporu

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 19:08   #106
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Demek ki benzin fiyatlarından sonra dünya liderliğine oynadığımız bir alan daha varmış. Sahi bu Fransızlar niye kendi çimento fabrikalarını kapatıp bizdekileri aldılar ki? Akıl yok mu ne bunlarda?

Mantıken, bir iş yapılırken getiri ve götürüsünün iyice tartılması gerekir. Bir tarafta yılda yüz milyon dolarlık çam fıstığı üreten Kozak Yaylası diğer tarafta sayısını hatırlamadığım endemik türün yaşadığı Kaz Dağları, eşsiz bir coğrafya. Güneyde zeytiniyle, kuzeyde meyvesiyle çok önemli bir tarım ve hayvancılık bölgesi. Terazinin bir tarafına bunları koyun diğer tarafına altından gelecek kazanımları. Hangi taraf ağır basıyor?

Siyanür öldürür ama kontrol edilebilir. Radyasyon öldürür ama kontrol edilemez. Altın çıkarılırken o bölgede yaşayanların sağlıklarının bozulması, ağır metal zehirlenmesi tehdidi altında bulunmaları makul müdür? Kendi içimizde çelişiyoruz... Olası felaketleri, iş işten geçtikten sonra saptanabilecek ciddi sorunları görmezden geliyoruz... (Bakınız Tuna nehri)

Şu şu konularda bir tepki verilmiyor da bu konuda niye tepki veriliyor türü yaklaşımları anlayamıyorum. Çeçmişte şöyle şöyle yapılıyordu da şimdi neden böyle yapılıyor türü yaklaşımları da yine anlayamıyorum. Nedir yani, battı balık yan gider mi diyelim? Ayrıca imara açılmaması gereken yerlere yapılaşma izni verilmesi de yanlıştır, bunlara da tepki verilmelidir...

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 19:27   #107
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Geçenlerde okumuştum, biraz uzun ama paylaşmak istedim:

Alıntı:
Çanakkale’de altın üretimi: Fay hatları üzerinde son tango

Harvard Üniversitesi Organizma ve Evrim Biyolojisi Bölümü’nden Profesör Edward O. Wilson; “Aslında yıllar önce bir grup iktisatçı ve biyolog, yok etmekte olduğumuz dünyanın değerini dolar bazında hesaplamaya çalıştı; su, hava, toprak vs. Ve hesapladıkları rakam yılda 33 trilyon dolardı. Bu bize tamamen bedava veriliyor ve doğal dünyayı yok ettiğimizde, onu kendi ekonomik aygıtımızla ikame etmek zorunda kalıyoruz; bir ormanı ya da bir su havzasını yok ettiğimizde olan bu. Bedava suyu yok ediyoruz ve sonra onu filtreleme cihazlarıyla üretmek zorunda kalıyoruz, bu da milyonlarca, yüz milyonlarca dolara mal oluyor. Yaptığımız şey, Dünya’yı adım adım basbayağı bir uzay gemisine çevirmek; bir ‘tür’ olarak içinde rahat edemeyeceğimiz bir araca çevirmek. Zırdelilikten başka bir şey değil…” derken,

Uzmanların; “2050 yılına kadar Türkiye’nin büyük bölümünün çöl olabileceğini, yakında savaşların su nedeniyle çıkacağını, tatlı su kaynaklarının hızla bitmekte olduğunu, milyonlarca insanın bu yerkürede su bulamadıklarını” söylerken,

TEMA yetkililerinin; “40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettiğimizi, kişi başına düşen suyun azaldığını” söylerken,

küresel ısınmaya bağlı olarak; buzullar erirken, denizlerin seviyesi yükselirken, göller küçülürken, orman yangınları çoğalırken, ani, düzensiz ve şiddetli yağmurlar, seller, hortumlar, heyelanlar gibi tropik iklim özelliğine sahip doğal felaketler Türkiye’mizde dahi çoğalırken ve 1 kg ekmek için yaklaşık 1000 ton suya, 1 kg et için 10.000 litre suya ihtiyaç varken ve 35-40 santimetrelik tarım yapılabilecek verimli toprağın oluşumu için 20.000 yıl gerekirken,

dünya bu sorunları nasıl çözmesi gerektiği konusunda çözümler üretemezken, bizim, kendi temiz su kaynaklarımızı tüketecek, zehirleyecek ve yaratacağı çevre felaketleri bakımından Kazdağları, Biga ve Çan bölgesinde siyanürle altın üretimi yapmamız; Zırdelilikten de öte ‘Cinnet geçirmek’tir.

Name:  tango1.jpg
Views: 1492
Size:  30.1 KB
naturalhaber.com

Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir…” (Mevlana)

Jeoloji Yük. Müh. Tahir Öngür, Kaz Dağları’nda ne olacağı konusunda, “Kaz Dağları eteklerinde büyük olasılıkla 1 milyar ton kadar kayayı kazıp sağa sola saçacaklar. Bütün Çanakkale ve ilçelerinin kullandığı kadar suyu tüketecekler. Buralara 300-400 bin ton siyanür koklatacaklar” derken,

Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, Antalya’da katıldığı bir konferansta, “Bu sabah 2 milyar kadının, erkeğin ve çocuğun ve belki de 3 milyar kişinin, kahvelerini, çaylarını hazırlamak için musluklarını açma şansına sahip olmadıklarını hatırlatmama izin verin” diye konuşurken,

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) verilerine göre, yeryüzünde 1.1 milyar insan güvenli içme suyundan, 2.4 milyar insan da güvenli arıtma tesisinden yoksunken, 3′üncü dünya ülkelerindeki ölümlerin % 8′i su kirliliğinden olurken ve su kirliliğinden her gün 35 bin çocuk ölürken,

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, “43 ülkede 700 milyon insan yılda 1700 metreküp olan temiz su eşiğinin altında yaşamaktadır. 20 yıl içinde 3 milyar insan bu eşiğin altında yaşayacaktır. Daha az geliri olanların suya daha fazla para harcadıkları bir dünyada yaşıyoruz. Gelişmiş ülkelerde gelirlerin yüzde 3′ü su için harcanırken, birçok gelişmekte olan ülkedeki yoksul insanlar kazançlarının yüzde 10′unu suya harcamaktadırlar” derken, temiz su kaynaklarımızı zehirletecek siyanürlü altın üretimi yapmak, yaratacağı etkiler nedeniyle cinnetten öte “Cinayet”tir.

Şu anda yarının artık bugün olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. Sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acıklı sözcükler yazılı: Çok geç. Eyleme geçmezsek, merhameti olamadan güce, ahlaklı olamadan kudrete, kavrayışı olamadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürükleneceğimiz kesin…” (Martin Luther King)

1849′da Kaliforniya’da “Altına Hücum”la başlayan süreçte doğanın tahribatına tanık olan ve halkı soykırıma maruz kalan bir Kızılderili reisi, bu durumu: “Bütün buffalolar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten, ormanların en gizli köşeleri binlerce insanın ağır kokusuyla dolduktan, sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra… Bir bakacaksınız ki… Gökteki kartallar yok olmuş. Hızla koşan taya ve ava elveda demişsiniz. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, yaşamın sonu ve sırf daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır” demişti. Bu öngörü, şimdi 21.yüzyılda gerçekleşmek üzeredir. Gelinen süreç, artık dünyada “daha fazla hayatta kalmanın” mücadelesi olacaktır.

Siyanür ve onun yarattığı zehirli ağır metaller su kaynaklarımız için en tehlikeli maddelerdir. Bilindiği üzere siyanür, altın arama yöntemi olarak kullanılmasa bile işletme aşamasında altını topraktan ayırma işleminde kullanılıyor. Bu nedenle işletmeler siyanür için arıtma tesisleri kurup, bu tesislerde siyanürü zararlı etkilerden arıtmak zorundadırlar. Fakat birçok uzmana göre bu yöntem, siyanürü farklı zehirli bileşiklere ayrıştırma işlemidir. Uygulanan arıtma yöntemleri atık suları arıtmak içindir. Uzmanlar, altının üretim atığının “su” değil, “atık çamur” olduğunu ve çamur suyundaki zehirli bileşiklerin (cıva, kurşun, arsenik, krom, nikel vb. ağır metaller) çamurun katısına geçtiğinde bunu arıtacak hiçbir teknolojinin olmadığını söylemektedirler. Sadece risk siyanürde değil, bu ağır metallerin, atık barajı çöktüğünde yaratacağı çevre tahribatıdır. Genel olarak siyanürlü atıklar belli süreçlerden geçirilip, siyanür içeriği azaltıldıktan sonra atık barajına bırakılmaktadır. Atık barajlarının tabanı, toprağa sızıntıyı engellemek için geçirimsiz bir kil tabaka ile kaplanmakta. Yine uzmanların görüşüne göre, bu kil tabaka fazla basınç altında veya bir yer sarsıntısı esnasında kırılabilmekte ve siyanürlü atıklar çevreye yayılabilmektedir. Kil kullanımının tehlikelerine karşın kullanılan diğer geçirimsiz malzeme ise ‘geomembrane’ dır. Fakat bu malzemenin de sabit basınç altında % 0,01’e yakın oranlarda sızdırma yapabileceği, bu malzemeyi üreten firmaların açıklamalarında yer almaktadır. Atık barajın boyutları düşünüldüğünde, bu sızdırma oranının dahi her gün onlarca metreküp atığın, toprağa ve yeraltı sularına karışmasına neden olacağı görülecektir. Atıl barajlarında bir sızıntı meydana geldiğinde siyanür yeraltı suyollarına sızmaktadır. Genellikle kazalarda salınan siyanür ve diğer tehlikeli atıklar geri dönülmez çevre yıkımları şeklinde gerçekleşmektedir.

19. yüzyıla kadar, hiç sona ermeyen zorlu görev, insan soyunun ve çevresinin doğal etkenlere karşı korunmasıydı. Ama bu yüzyılda yeni bir ihtiyaç doğmuştur: Doğayı insana karşı korumak…” (Peter F. Drucker)

Çanakkale gibi 1. derece deprem bölgesinde bu tarz kazaların olması kaçınılmazdır. Zaten altın, genellikle damarlar halinde, kayalardaki yarıkları ya da fayları izler. Normal olarak bu faylar, manyetik alandaki değişimlerle ortaya çıkarılabiliyor. Bu değişimler takip edildiğinde de maden yatağına ulaşılabiliyor. Altın arayıcılarının arama yaptığı bölgelere baktığınızda, bu bölgelerin fay hatları açısından yoğun bir bölge olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Çan-Etili fay hattı, Çan-Biga fay zonu, Sarıköy fay hattı ve Yenice-Gönen fay hattı altın aranan bölge içinde yer almaktadır. Bu fay hatlarında meydana gelebilecek bir deprem, atık barajının tabanındaki kil tabakasında ve topraktan yapılmış setinde çatlamalar ve yıkımlara yol açacaktır. Zaten bölge eğimli yapısıyla ve ağaçlarında kesilmesiyle her türlü heyelan ve toprak kayması tehlikesi ile de karşılaşacaktır. Dünya tarihi, deprem olmadan dahi atık barajlarının yıkımından dolayı çevresel felaketlere yol açmış örneklerle doludur:

Name:  tango2.jpg
Views: 1747
Size:  34.4 KB
Çanakkale’de de atık barajlarının yıkılma tehlikesiyle yüz yüze geleceğiz. Deprem veya heyelan nedeniyle yıkılırsa tonlarca zehirli çamur çevreye yayılacaktır.

1992 yılı Aralık ayında ABD’nin Kolorado eyaletinde Kanada’lı Galactic Resources şirketine ait Summetville madeni kapatıldı. 1984’te faaliyete geçen madenin, taban suyuna ve Alamosa nehrine 8 yıl boyunca toksik atık sızdırdığı belirlendi. Nehrin 27 kilometresini biyolojik olarak ölü duruma getiren bu kirliliğin kısmen temizlenmesi için 120 milyon dolar harcandı. Tam temizlik için 500 milyon dolar daha gerekiyor. Bölgeyi terk eden şirketin sadece 4,7 milyon dolarlık teminatına el konulabildi.

1994 yılı Şubat ayında Güney Afrika’daki Harmony madeninde atık barajı patladı. 17 kişi hayatını kaybetti.

1995 yılı Ağustos ayında Guyana’da bulunan Omai altın madenindeki atık barajı yarıldı. 3 milyon metreküp toksik çamur Essequibo nehrini Atlantik’e kadar (80 km boyunca) zehirledi. Tüm ülke afet bölgesi ilan edildi. Bölge halkı halen çeşitli hastalıklara yakalanmakta.

1995 yılı Ekim ayında Filipinler’deki Surigao Del Norte altın madeninde bir beton borunun kırılması sonucu 500 000 m3 zehirli atık tarım alanlarına yayıldı.

1998 yılı Temmuz ayında İspanya’nın Los Frailes bölgesinde Boliden-RTZ şirketine ait gümüş madeninde atık barajı yarıldı. Toksik çamurlar, Donana Milli Parkı’na (Avrupa’nın en büyük kuş cennetine) büyük zarar verdi. Guadiamar nehri kitlesel hayvan ve bitki ölümüne sahne oldu.

1999 yılı Nisan ayında Filipinler’in Suriago Del Norte altın madeninde yine boru patlamasından ikinci bir kaza meydana geldi. Bu defa çeltik tarlalarını 700 000 metreküp zehirli çamur işgal etti.

2000 yılı Ocak ayında Romanya’nın Baia Mare bölgesinde Esmeralda şirketinin altın madeninde atık barajı yarıldı. 100 000 metreküp zehirli çamur Szamos nehri üzerinden Tissa ve Tuna nehirlerine yayıldı. Sadece Szamos nehrinde dar bir alanda 1460 ton balık öldü. Nehirlerdeki balık ve kurbağa gibi canlılarla beslenen kuşlar ve memeliler de zehirlendi. Tarım alanlarının sulanması sonucu, tüm tarım ürünleri de zehirlendi.

2000 yılı Şubat ayında Endnonezya’nın Irian Jaya bölgesinde Freeport McMoRan adlı Amerikan şirketinin işlettiği Grasberg altın madeninde baraj taştı. Amungme yerlilerinin köyleri zehirli çamur istilasına uğradı.
2001 yılı Ekim ayında Gana’da West Wasa bölgesinde Güney Afrika menşeli Goldfields Ltd. Şirketine ait altın madeninin atık barajı yıkıldı. Asuman nehrinin büyük bir bölümünde yaşam bitti.

Son olarak da 2010 yılı Ekim ayı başlarında Macaristan’da bir alüminyum fabrikasında atık barajlarının yıkılmasının ardından çevreye yayılan ağır metaller içeren kızıl çamur Tuna Nehri’ne ulaştı. ( Altın üretimi sonucu çıkan atıklarda, alüminyum elde edilen fabrikanın “kırmızı çamur” adı verilen atığı gibi yüksekmiktarda demir, kadmiyum, kurşun, arsenik ve krom gibi ağır metaller içeriyor.) Avrupa, tarihindeki en büyük çevre felaketiyle karşı karşıya kaldı. Meydana gelen kaza sonucu en az 1 milyon metreküp zehirli kırmızı çamur 41 kilometrekarelik bir alana yayıldı, yaşanan atık seli sonucunda 7 kişi öldü ve 120′den fazla kişi yaralandı. Yüksek miktarda demir, kadmiyum, kurşun, arsenik ve krom gibi ağır metallere sahip atıkla kirlenen Marcal nehrindeki canlı yaşamı sona ererken, uzmanlar, akarsu havzasında canlı yaşamının bir daha uzun bir süre boyunca mümkün olamayacağını belirtiyorlar. Bölgeye yayılan tehlikeli kızıl çamurun kurumasıyla, çok kuvvetli bazik ve ağır metal içeren çamur tozlar rüzgar yardımıyla havada dağılarak, hava kirliliğine ve insanların solunum sisteminde ciddi olumsuz etkilere neden olacak.

Name:  tango3.jpg
Views: 1584
Size:  34.1 KB
Altın madenlerinde milyonlarca ton toprağı kazıp sağa sola saçacaklar. Milyonlarca ağaç katliamı yapılacak.

Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur…” (Dostoyevski)

Bu örnekler, Çanakkale’de gelecek de yaşanabilecek çevre felaketleri için bir öngörü sağlıyor. Atık barajının kil tabakasından yeraltı sularına karışabilecek zehirli ağır metaller, Çanakkale’nin içme suları için büyük tehlike oluşturacaktır. Kuşkusuz altın madeni işletmesinin hava kalitesi üzerinde de etkileri olacaktır. Uzmanlara göre bu etkiler; açık depolama bölgelerinde patlatma-kazıma, yükleme-boşaltma, işleme-öğütme gibi işlemlerden kaynaklanacak olan tozların ve yüksek buhar basıncı ile düşük kaynama noktasına sahip olan siyanürün buharlaşma yoluyla atmosfere karışarak soluduğumuz havayı zehirlemesidir. Bu bölgelere yağan yağmur da atıkların buharlaşmasını daha da hızlandırmaktadır. İşletme civarında yeralan bölgelerde, bitki ve canlılar üzerindeki etkileri büyük önem taşımaktadır. Özellikle altın madeninin işletildiği arazinin görünümü ve karakteri büyük ölçüde değişmekte ve asla eski haline dönüştürülememektedir.

Jeoloji Yük. Müh. Tahir Öngür, Çanakkale’de 2013 yılında altın üretimine geçecek Kanada firmasının açık işletme yaparak, oluşturacağı kirlilik açısından Bergama Ovacık’ı dahi gölgede bırakacağını ve açık işletmenin aynı zamanda Biga Yarımadası’nın da sonu olacağını açıklamıştır. Öngör, “Yeni yasayla arama izin belgeleri sermaye yapısı daha güçlü firmalara satılabilecek. Önümüzdeki yıl bu ruhsatların büyük bölümü Toronto Borsası’ndan beslenen çok uluslu kartellerin eline geçecek. Hazırlanan yönetmelikler çok açık ortada. Çok büyük bedeller ödeyeceğiz. Bu bedellerden birini de geçmişte hileyle savaş kazanılmış Çanakkale’de yaşayacağız. Geçmişte Truva Atı nasıl içersindeki askerlerle Troia’dan içeriye sokulmuş ise, bugün yasa ve yönetmelikler de o şekilde ambalajlanıp Truva Atı haline dönüştürülmüş, içersindeki askerler de uluslararası altın kartelleridir. İlk etapta Ağı Dağı ve Kirazlı planlanmış, daha sonra da aşamalı olarak Kazdağları tahrip edilecektir. 2013-2014 yıllarında üretime geçeceğini açıklayan Kanada firması, Uşak Eşme örneğindeki gibi açık işletme yapacaktır. Bergama Ovacık gibi kapalı işletme dahi yapılmayacak bu bölgede. Ağaç kesimleri olacak, ormanlar kalmayacak. Su sızdırmazlığına sahip çatlak kayalar un ufak yapılacak. Posalar atılıp, bu bölgede tüm canlı varlıkları yaşamlarını yitireceklerdir. Bütün bunlar Türkiye yılda 300-400 milyon dolar gelir elde etsin diye yapılacak. Çok açık söylüyorum, bu işletme anlayışı ile sadece Çanakkale değil, bütün Biga Yarımadası’nın sonu olacak” demiştir.

Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı ve Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, maden şirketleriyle bir sorunları olmadığını, ancak siyanürle altın işleyen çok uluslu şirketlere karşı olduklarını belirterek. “Siyanürle altın çıkarmanın çevreye çok büyük zararı var. Altıncılar 15 yıl bölgede altın işletip, karlarını alıp gittikten sonra bu bölgede yaşayan bizler yüzlerce yıl o kirliliği, o bedeli ödeyeceğiz. Tamamı çok uluslu şirket olan bu firmalar, devlete kendi beyanları doğrultusunda çıkardıkları 100 gram altının 4 gramını verecekler. 96 gramı alıp götürecekler. Bizim bu işten karımız yok. Ama zararımız çok büyük. Suyumuz kirlenecek, havamız kirlenecek, topraklarımız kirlenecek. Çok uluslu şirketler bu yörenin can damarı su kaynağı olan Kazdağları etrafına üşüşmüşler. Hemen hemen ruhsatsız bölge yok. Ama yöre halkıyla birlikte işletme aşamasına izin vermeyeceğiz” demektedir.

Name:  tango4.jpg
Views: 1660
Size:  30.3 KB
Altın madencileri bölgeyi terk ettikten sonra arazi artık asla eski haline döndürülemeyecek.

Her yıkıntı onarılabilir, doğanın yıkıntısı asla…” (Falih Rıfkı Atay)

Bin pınarlı Kazdağları’nı gelecekte bekleyen tehlike, bugünlerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg kentinin başına geldi. Geçtiğimiz yüzyıldan kalan altın madenleri yüzünden Johannesburg’un çok büyük çevre felaketi ile karşı karşıya. Bu madenlerde altın çıkartılırken kullanılan siyanür ve diğer ağır metal atıklarının doldurulduğu havuzlardan gelen zehirli sızıntılar su kaynaklarına ulaştı. Bu felaketi önlemenin faturası çok pahalı olduğundan hükümet gerekli adımları atamıyor. Bu işin faturasını bu felaketi yaratan altın kartellerine kesmek istiyor ama “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş.” Karteller altını çıkarıp gitmişler. Geriye bölgede yaşayan milyonlarca insanı tehdit eden bir çevre felaketi bırakarak. Altın çıkarılan dönemde G.Afrika yönetiminin altından aldığı paydan kat kat fazlasının harcanması gerektiği bir enkaz bırakarak.

Ancak en son ağaç kesildikten, en son nehir zehirlendikten ve en son balık tutulduktan sonra anlayacaksınız ki, insan parayı yiyemez!..” (Kızılderili Cree aşiretinin bir atasözü)

İnsanoğlu tarafından spekülatif yatırım amaçlı kullanılan ‘altın’ın gerçek değeri, kendisine altın borsasında verilen değerin % 4’ü bile değilken, Dünya genelinde insanlığın elinde toprak altından çıkarılmış 150-200 bin ton altın varken ve bu altın miktarı sadece gerekli olan sektörlerde teknik amaçlı kullanıldığında geri dönüşümlü olarak sonsuza kadar yetmekte iken, sırf yastık altında tutulmak üzere yatırım amaçlı olarak, çevreye zarar verecek şekilde altın çıkarmak için “yerin altını üstüne getirmek” hangi akla hizmettir? Çölleşmiş bir ülkede elinizde tonlarca altın olsa ne yazar? Bununla içeceğiniz suyu, tarıma elverişli toprağı, soluyacağınız temiz havayı, kaybettiğiniz sağlığınızı geri alabilir misiniz?

Name:  tango5.jpg
Views: 1457
Size:  27.6 KB
Ormanlarımız delik deşik edilecek. Geriye zehirli yığınlar kalacak.

Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil…” (Mahathma Gandhi)

1999 yılında Prof Dr Ayhan Erler ve Jeoloji Yük. Müh. Vedat Oygür’ün yaptığı “Türkiye Altın Potansiyelinin Tahmini” başlıklı bir tebliğden yola çıkarak altın lobisi Türkiye’nin altın rezervinin 6500 ton olduğunu açıklamış. Oysa, Erler ve Oygür, tebliğlerinde, Türkiye’nin bilinen toplam altın rezervinin 225 ton olduğunu belirtmişler. Erler ve Oygür, Türkiye’nin altın rezervini değil, altın potansiyelini modelleme yaparak tahmin etmeyi denemişler. Erler ve Oygür’ün bildirisinde Türkiye’nin altın potansiyelinin 1730 ton ile 6490 ton arasında olduğunu, ortalamasının da 3649 ton olduğunu belirtmişler. Fakat altın lobileri sanki rezerv 6500 tonmuş gibi bu modellemenin en üst sınırını kabul etmişler ve bunu kullanarak 2004 yılına kadar hükümetler nezdinde yaptıkları lobi çalışmaları meyvesini vermiş ve yeni maden yasasını kendi çıkarlarına uygun olarak AKP hükümetinden çıkartmayı başarmışlar. “Kıyamet kopmak üzere bile olsa, elinde bir fidan varsa, bu fidanı dikmemezlik etme” anlayışındaki İslam felsefesinden geldiğini söyleyen AKP hükümetinin tavrına da şaşmamak elde değil. Altın arama ve üretimi söz konusu olduğunda yeni maden yasası ile ağaç kıyımına izin verebilmekte. Altın lobisi o kadar güçlü ki; altın üreticilerinin Kazdağları’nda altın arama çalışmalarında elini kolunu bağlayan zeytinlik alanlarında madenciliğe engel olan Zeytin Yasası’nda gerekli değişikliği, gelen tepkiler karşısında yapamayan hükümet, çareyi ‘Zeytinlik’ tanımını, yapacağı yeni bir yönetmelikle değiştirmek yoluna gidiyor. Bu yönetmelikle ‘Zeytinlik’ tanımı 25 dönüm altı araziler için geçerli değildir’ şeklinde bir değişikliğe gidiliyor. Altın üreticilerinin önü açılıyor. Bu değişiklikle milyonlarca zeytin ağacının katliamına göz yumuluyor.

İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman, “Diyelim ki Türkiye’de mevcut altın rezervi 6500 ton.. Bu rezerve ulaşmak için yılda 650 ton altın üretilmesi gerekecektir. Çünkü bir altın madeninin ortalama ömrü 10 yıl. Yıllık üretimi ise yaklaşık 1 tondur. Bunun bir başka anlamı da, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde altın tesisleri ve atık barajlarıyla birlikte her biri ortalama 100 hektar büyüklüğünde 650 adet siyanür yarası açılacağıdır. … Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu topraklarında üretilmiş maden zenginleştirme atıklarının toplam miktarı yaklaşık 26 milyon tondur. Türkiye “altın çağı”na girmeye karar verdiğinde sadece 1 yıl içinde üretilecek zararlı-zehirli kimyasal atık miktarı ise 160 milyon tondur. Ve 10 yıl sonra elimizde kalacak olan kimyasal atık miktarı, asitlenmiş dekapaj toprağıyla birlikte, yaklaşık 2 milyar tondur. Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikleri de değerlendiren Prof. Dr. İsmail Duman, “Kazancın yabancı şirketler ve onların yurtiçindeki temsilcileri adına bu denli özelleştirildiği; riskin-çevre tahribatının-zehirin bu denli kamulaştırıldığı bir yasa, ulusal bağımsızlığını dişiyle, tırnağıyla kazanmış bir ülkede değil, ilkel bir kabilede bile kabul görmezdi” demektedir.

Üst sınırı değil de ortalama değeri alan TMMOB Çevre-Jeoloji-Kimya-Metalurji Mühendisleri Odaları’nın raporunda da;
“Tahmin edildiği gibi ortalama 3649 ton altın potansiyelimiz olsa; bunun tümünü arasak ve bir de bulsak; bunun tümünün de varolan fiziksel ve ekonomik koşullarda işletilebilir olduğu belirlense ve bunlar görünür rezerve dönüşse; bunlar ortalama 100’er tonluk 37 maden işletmesine dönüşse; bunlar 20 yıl içinde işletilse ve her birinin 10’ar yıllık ömrü olsa; bunlardan yılda 180 ton altın üretsek; bugünkü fiyatlarla bunlardan yılda 1.5 milyar dolar satış geliri elde edilse ve yabancı işletmeciler doğru beyanda bulunsalar da bize de 150 milyon dolar kalsa; tahmin edilen potansiyelden bize 20 yılda hepsi topu topu 3 Milyar dolar kalır. Buna karşılık, bunlar ortalama 5000’er dönümlük ocak ve atık alanları oluşturur; bu ocaklar kapatılırken 20,000 dolar dönüm başına temizleme ve kapatma gideri yapılacağı gibi alçak gönüllü bir kabul yapılınca, devletimiz de her şeyi geride bırakıp giden yabancı altın işletmecilerden kalan türlü çeşitli kirlilik kaynağını temizlemek için ocak başına 100 milyon dolar, 37 ocak için toplam 3.7 milyar dolar harcar” tespitleri yer almaktadır.

Dünya altın üretiminin aslında 3 ailenin elinde olduğu ileri sürülür. (İngiltere’de Rothschield ailesi, ABD’de Oppenheimer ailesi ve Fransa-Avustralya’da Le Crespiny ailesi) Altın üretiminin, teknik ve mali kontrol çoğunluğu bu ailelere ait 15 büyük kartel eliyle yapıldığı ve bu 15 kartelin dünyada altın madeni çıkarıp işleyen 600 kadar şirketinin olduğu iddia edilmektedir.

Artık gelişmiş ülkelerde ağır maliyet gerektiren çevre koruma yasaları nedeniyle bu çokuluslu altın kartelleri bu ülkelerde yeni maden açma yerine, gözlerini henüz çevre bilincinden yoksun olan gelişmekte olan ülkelere dikmişlerdir. Uzmanlar, Dünyada ki 40-45 bin ton olan altın rezervlerinin 10 yıl sonra tükeneceğini söylemektedir. Prof. Dr. İsmail Duman, “Bu durum gerçekleştiğinde altın fiyatlarının ne olacağı henüz bilinmemektedir. Topraklarımızda bulunması muhtemel altının yabancı şirket kasalarında ucuz maliyetle depolanmasına izin vermek yerine, onu değerli bir doğal kaynak olarak korumak, “zengin madenlerin fakir bekçisi olmak değildir” demektedir.

Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi yapmalıyız. Çünkü eğer doğru şeyi yapmazsak, yanlış şeyi yapacağız ve iyileşmenin değil, felaketin bir parçası olacağız…” (Fritz Schumacher)

Dünya genelinde yaşanan ve Çanakkale’de de gelecekte oluşabilecek çevre felaketlerine karşı omuz silkip “nasıl olsa hapı yuttuk” demek, “nasıl olsa bu işlerin uzmanları var ve bu uzmanlarda bir yolunu bulur” diye düşünmek ve “nasıl olsa çevreci gruplar var, bir tehlikeli durum karşısında onlar gerekli tepkiyi veriyor, biz bakalım kendi işimize” demek de felaketin bir parçası olmayı seçmektir.

Hükümet ve altın lobileri, tepki gösteren grupları birkaç “gürültücü ses” olarak değerlendirmekte, arkada kalan sessiz çoğunluğu ise “nasılsa ses çıkarmıyorlar” düşüncesiyle göz ardı edip kendi planlarını uygulamaya devam etmekte sakınca görmemektedir. Bunun en tipik örneği ülkemizin depremsellik gerçeğinde yaşanmaktadır. Uzmanlar devamlı olarak medyada, meydana gelebilecek olası deprem tahminlerini kamuoyu ile paylaşsa da, son Gölcük depreminden bu yana yaklaşık 12 yıl geçmesine rağmen yetkililerin olayı ciddiye alıp ne kadar tedbir aldıkları gerçeğini hepimiz bilmekteyiz. Çevreci örgütlerin sesleri de, tepkilere bölge halkı katılabildiği oranda duyulabilmektedir.

Kendimize soracağımız soru şudur: Sesimizi çıkarmazsak, daha ne kadar felaketin bir parçası olacağız?

Bu işin çevrecisi, sağcısı, solcusu yok!.. Karşılaşacağımız felaketler açısından hepimiz batacak olan aynı gemi içindeyiz.

Truvalılar’ın bize miras bıraktığı bu eşsiz güzellikte topraklarda nasıl 1915’de Batılı emperyalist güçlere geçit verilmediyse, çok uluslu altın kartellerinin topraklarımızı kirletmesine, sularımızı zehirlemesine izin vermemek de, bizim kuşağın önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur.

Yeter ki siz SES VERİN!..
Aykut Aşçı


Düzenleyen warrior : 31-03-2011 saat 09:29 Neden: Okunabilirliği arttırmak.
warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 21:19   #108
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi malina Mesajı Göster
Baia Mare Maden Kazası
İnceleme ön raporu
Evet 120 ton siyaür ve kimse ne yaralanmış ne de ölen olmuş. On yılda tek kaza da bu olmalı. Kaza 2000 yılında olmuş.

"warrior" Bence anlamadığınız şeyler çok.
Herşeyden önce bütün maden ocakları çevreye zarar veriyor. Her çevre kötü de kozak yaylası iyi gibi bir mantık olmaz. Bütün maden çıkarımları çevrede bir tahribata neden oluyor. Hepside belirli ölçülerde çalışanlarda meslek hastalıklaran neden oluyor. İşte ocakta cesetlerine ulaşılamayan madenciler daha yeraltında. Kimse kömür çıkarmayalım demedi şimdiye kadar. Üstelik de tam bir çevre felaketi kömür. Evet başka madenlere ses çıkarmayıp sadece altın madenciliğine karşı çıkmak fıstık ağaçlarıyla açıklanamaz. Gerekli ekolojik dengeler korunarak pekala madencilik yapılabiliyor.

Ülkedeki başka madenler konusuda ses çıkarmayıp sadece altın madenciliği söz konusu olduğunda vatanseverlik diye bir şey olmaz.
Bu durumda dışa bağımlılığa devam edilmesini önermiş oluyorsunuz.

Ülkenin geri kalanındaki başka madenler de çevreye zarar verirken sadece altın konusunda itiraz etmek "onlara itiraz etmedik etmedik ama.". biçiminde bir mantık kabul ettirmez. Bu duruma bütün madenlerin çıkarımına karşı çıkmak gerekir.

Sadece altın madencliğine karşı çıkmak yazılmış bir senaryonun okunması.

Bor madeni çıkarılınca çevresi ekolojik bir zenginliğe mi kavuşacak? Devletin gümüş madeninde siyanür kullanılıyor olması ses çıkarılmasına gerek olmayan bir durum mu?
İzmir Kavacıkta altın ocağı var. Herkes siyanürlü altına hayır biçiminde itiraz ediyor. Evet çam ormanları da zarar görüyor. Kimse ya bu ocakta siyanür falan yok demiyor. Salt itiraz bu. Yoksa çamlar için itiraz edeni yok.

Çamlı barajı projesinden maden için vazgeçildi deniyor. Köylüler barajı istiyoruz diyorlar. İyi ama siz barajın havzasındasınız köyünüz bütün üzüm mahsülüyle birlikte sökülür baraj kurulunca dedim. Nasıl yani diyorlar. Sizce ortada ciddi bir tuaflık yok mu?

Sadece altın madeni mi çevre sorunlarına neden oluyor? Yoksa bu maden üzerindeki uluslararası rant oyunlarının ülkemiz için yazılmış senaryoları mı var?

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 22:49   #109
agaclar.net
 
malina's Avatar
 
Giriş Tarihi: 03-04-2004
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 34,194
Galeri: 90
Alıntı:
Evet 120 ton siyaür ve kimse ne yaralanmış ne de ölen olmuş.
Bu cümleyi alıntılayacağını adım gibi biliyordum
Tümünü okudun mu?

malina Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-03-2011, 22:54   #110
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Yarısını okudum yetti.

Bunu da zaten ülkede altın madenicliğinin önün kesilmeye çalışılması senaryosuyla bir ilgisi yoktu.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-03-2011, 08:45   #111
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 04-02-2008
Şehir: istanbul-Gelibolu
Mesajlar: 1,829
Konuya Baia Mare Maden Kazasının raporlarının ışık tutması.

Arkadaşlar geçmiş yılllarda bu başlıkta konu çeşitli paylaşımlarla tartışılmış olmasına karşın birçok ayrıntı dile getirilerek enine bolyuna konunun bütün yönleri ile netleşmiş olmasına karşın tekrardan tartışılr hale gelmesinide anlamış değilim.

Birçok ileri görüşlü arkadaşımızın, bu alt başlıktaki bu konu başlığı içindeki altının siyanürle üretiminin tartışılarak, konunun daha iyi anlaşılması bakımında üst başlıktaki doğaya ve çevreye sahip çıkalım, doğa, çevre ekoloji, gıda ve hukuk politikaları kapsamı içinde mütealasını yapan arkadaşlarımız güzel sonuçlar çıkarmışlar bu şekilde üretimin getirisi ve götürüsü üstündeki ayrıntıların aydılnlatılmasını sağlamışlardır.

Burada alt başlıktaki bu konuyu açan arkadaşımızdan daha çok sahiplenen memet arkadaşımızın dar kalıplar içinde konuya açıklık getirmeye çalışması içinde arkadaşımızın adete siyanürla altın üretimini sağlayan şirketin bir temsilcisi gibi davranarak, konuyu savunmasına getirdiği paylaşımlarının tutarsızlığı karşısında warrior, Oğuz, Karsan, angel67, praecox ve diğer arkadaşlaın geniş persektif içinde konunun anlaşılmasını sağlamışlar, son aşamada sayın malinada Baia Mare Maden Kazası raporunu sunmasıyla konu sukut bulmuş oldu.

Konuya katılarak açıklamaları ile paylaşımlar sunan arkadaşlarıma bu emeklerinden ötürü teşekkürü borç bilirim sevgilerimle. Saygılar sunarım


Düzenleyen epsody : 26-03-2011 saat 10:32
epsody Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-03-2011, 11:44   #112
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Her konu her zaman tartışılabilir durumdadır. Bunu anlamanız gerekli değl. Biri eklemek yazmak istediği bir şey görür yazar tartışır.
Dar kalıplar sizin kendi siyasi görüşünüzle başkasına/ bana hakaret etmeniz biçimindedir. bunu da uyarıma rağmen bakıyorum bir özürle telafi etmiyorsunuz.

Bilir bilmez bonsai konusunda da böyle bir çabaya girmenizden sizde kisişisel bir takınıtı olduğuna inanmaya başladım.
Terbiye sınırları içnde kalmaya gayret ederek ve sizin gibi hakaretler de etmemeye özen göstererek bari okuduğunuzu anlayamayacak kadar sığsa algınız, bırakın başkasına böyle üsluplarla cevaplar yazmayı.

Ne dendiğine dair bir fikriniz bile oluşamamış sizin.

Maden kazası raporu da hiç bir şeyi açıklamıyor zaten. Anlamadığınıza göre bir daha okuyun.
Bütün madenlerde kazalar olur oluyor, çevreye zarar verir veriyor. Burada sadece altın madeni sorunlu gibi tuaf bir bakışla kaza raporuna sarılmanız sizi kurtarmaz. Neden kömür kazası raporuna ilgi gösterilmediğini da rapora sarılanlara bir sorayım. Kömür madenleri kapatılmalı diyor musunuz?
Bor madeni konusundaki sözlerim okunmaz biçimde midir? Bu konularda kulağınız üstüne yatmanız sizi kurtarıyor mu?

Cevabı duydum mu yoksa, yoo o da nerden çıktı. Uluslararası kartellerden böyle bir baskı yok mu dedi birisi.
Borçlu olduğunuz bir hususun teşekkür değil hakaretinize özür olduğunu bir kere daha hatırlatsam yararı olur mu?

İnsan biri hakkında böyle asılsız ve seviyesiz ithamlarda bulunurken biraz utanır.


Elbistandaki çöküntüde yatan cesetlere bile ulaşılamamışken sizin saplantılı biçimde altın madenciliğine karşı çıkışıyor oluşunuzun altında ne anlam var?
Çöküntü olan alanın çevreye tahribatına da dikkat etmişmiydiniz konu haber olduğunda.

Bu konunun insanları kandırma çerçeveside düzmece senaryoların çerçevesinde değil, maden çıkarımın bütün diğer madenlerde de tehlikeli çevreye zarar veren, doğayı belirli ölçülerde tahrip eden bir sektör olması çerçevesinde alınması gereklidir.

Oysa siz hakaret etmeyi de önemsemeden sadece altın çıkarılmasına karşısınız ki, bence de madeni başka ülkelerde çıkaran uluslararası şirketlerin maşası gibi görünüyorsunuz. Üstelik de bunu vatanseverlik gibi bir maske altında yapıyorsunuz. Bence dar bakış açısı işte budur.

Yoksa bir düzmece metne uluslararası maden çıkarımını kontol eden şirketlerin arügümanına sığınırken araya Atatürk yazmak ne sizi vatansever yapıyor. Ne de durumunuzu kurtarmaya yetiyor. Adetten oldu, her ciddiyesliğe Atatürk adı yazıp aradan sıyrılma oyunları. Bir insanın manevi şahsiyeti üzerinden de bu kadar oyun oynanmaz. ( Söz konusu olan ben değil, Mustafa Kemal'dir)

Hakaretiniz ve tekrarlamanız için iki kere özür dilemelisiniz.

Altının staratjik bir maden olması nedeniyle ülkede çıkarılmasının önünün kesilmeye çalışıldığına dair "vatanseverliğinizde" hiç bir şüphe uyanmamış olması ne anlamlı.

Epsody bana hakaret ettiği satırları düzenlemiş ama, hakareti için özür dilemediğinden ben cevaben yazdıklarımı yerinde tutacağım


Düzenleyen memet : 01-04-2011 saat 13:16
memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-03-2011, 19:25   #113
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 24-11-2010
Şehir: izmir
Mesajlar: 619
yorumlara dahil olacaktım ama burası biraz gerilmiş. ben aradan çekileyim.
saygılar

mavikartal5 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-03-2011, 14:16   #114
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Name:  deadnature.jpg
Views: 4308
Size:  56.3 KB

Her maden ocağı çevreye zarar verir. Altın madenciliğinde ise birim cevher başına diğer madenlerden daha fazla alanın açılması/kazılması gerekir. Zararlı kimyasal maddelerin kullanımı ise söz konusu cevherin çıkarılmasında çevreye verdiği zararın üstüne artı bir zarardır. Sanırım kimse soluduğu havada, içtiği suda, yediği ürünlerin yetiştiği toprakta öldürücü zehirlerin bulunmasını istemez. Kaldı ki ekonomik getirisiyle, ekolojik zenginliğiyle, üstündekiler altından çıkartacaklarınızdan daha değerli olduğu gün gibi ortadayken bu durum nasıl açıklanabilir bilmiyorum.

Name:  deadnature2.jpg
Views: 2001
Size:  31.7 KB

(*1)
Alıntı:
Dünyada yaşanmış altın madeni kazaları:

1965 Şili
Deprem sonucu 14 atık barajının 10'u hasar görmüş ve sızıntı sonucu 200'den fazla kişi zehirlenerek ölmüştür.(*1a) Burada çevrenin diğer etkilenmeleri ayrıca çok yüksek düzeylerdedir.

1972 ABD Batı Virjinya
Şiddetli yağmurlar sonucu atık barajı çökmüş 155 kişi yaşamını yitirmiştir.(*1a)

1984 Papua Yeni Gine
Ok Tedi altın madeni için 2100 metrelik dağ tıraşlandı, yoğun yağışlar nedeni ile siyanürlü toprak aktı ve yöre halkı başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı.(*1b)

1985 Guyana
Omai altın madeninde atık havuzu patladı ve 4 milyar ton çamur nehirlere karıştı.(*1b) Yine Guyaba'da 1995 yılında aynı madende siyanür barajının taşması sonucu sıkı yönetim ilan edilmiştir.

1990 Güney Colorina
Yağmurlar sonucu Brever altın madeninde süzme altın rezervi çökmesi sonucu on binlerce balık ve canlı öldü.(*1b)

1993 Bolivya
Maden artığının kayması sonucu binlerce insan öldü.

1992 ABD New Mexiko
Yapılan incelemede 800'den fazla sızıntının olduğu belirlendi.(*1c)

1993 ABD İdoha
Tonlarca atığın Silver Madeninden sızarak çevre sularına karıştığı tespit edilmiştir.(*1d)

1994 Güney Afrika
Siyanürlü altın havuzunun taşması sonucu 150 canlı yaşamını yitirdi.

Name:  deadfish.jpg
Views: 1788
Size:  29.0 KB

2000 Romanya
“Doğu Avrupa'da siyanür felaketi”, “Çernobil'den sonra en büyük çevre felaketi” gibi başlıklarla verilen haberlerde Romanya'nın Sasar Bölgesi'nde Aurual altın madeninden sızan siyanürün Doğu Avrupa'yı etkisine aldığı duyuruldu. Madendeki 100 bin metreküplük siyanür atıkları, Tisza nehrinden, Tuna nehrine oradan Karadeniz'e kadar geldi. Milyarlarca balık ve su canlısı yaşamını yitirdi. Etkisi uzun süre devam edecek olan olay sonrası nehirlerdeki canlı yaşam sona erdi. Bu atıklardan sorumlu Esmerelda şirketinin, Eurogold'la aynı kökenli olduğu basına yansıdı.(*1e)

2000 Papua Yeni Gine, Peru, Avustralya
Altın madeni işletmelerinde çevreyi etkileyen kazalar meydana gelmiştir.
Name:  deadbird.jpg
Views: 1444
Size:  14.1 KB

(*2)
Alıntı:
Madencilik ve Çevre:
Madencilik faaliyetleri diğer endüstri faaliyetlerine göre çevrenin fiziksel ve kimyasal olarak bozulmasına direk nedendir. Doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az-çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalınmaktadır.

Madenciliğe ilişkin faaliyetler birkaç aşamada olup, her birinde doğa farklı olarak zarar görür. En zarar verici faaliyetler: Maden işletme (çıkarma), zenginleştirme, metal tasfiyesi ve kazanılması gibi işlemlerden dolayı ortaya çıkan kirleticilerdir. Bununla birlikte madenin büyüklüğü ve fiziko-kimyasal yapısı ile faaliyetin süresi de önemlidir. Açık ocak maden işletmeciliğinde doğa tahribatı üretim sırasında doğrudan olmaktadır.

Madenciliğin çevre etkileri:
Hava-su-toprak kirliliği(fiziksel-kimyasal) , estetik kirliliği (topografya-morfolojinin bozulması),gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel-nitel bozulmasıdır. Cevhere ulaşmak için kazılan örtü ve faydalı mineral içermeyen altere zonların(PASA) büyük hacimlerde depolanması, cevher zenginleştirme işlemlerinden itibaren oluşan ince taneli atıkların depolanması (hem arazi kaybına nedendir, hem de uzun süreli kontrol gereksiniminden dolayı su ve toprak kirliliğine nedendir), faydalı element ve/veya minerallerin zenginleştirilmesi ve kazanılması sırasında prosese katılan kimyasallarla kirletilmiş sıvı ve katı atıkların depolanmasıdır. Sülfürlü mineralizasyon ve alterasyon içeren maden işletmelerinde ve sonrasında ortaya çıkan “Asit Maden Drenajı”(AMD) ve bununla birlikte oluşan ağır metal kirliliği(tamamen insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkar), kıymetli metal madenciliğinde faydalı element veya mineral içerikleri milyonda/kısım (tonda/gram) olarak, çok büyük hacimlerde ekonomik olabilmelerinden dolayı doğa tahribatının (atık ve pasalarda göz önüne alındığında) ne kadar büyük olacağı ve çevrenin ne kadar büyük risk altında kalacağı gibi etkilerdir karşı karşıya kalınan(!). “ Altın, tenör ve tenöre bağlı kazı miktarı açısından diğer birçok madenlerden ayrılır. Örtü kazı miktarı hariç sadece cevher açısından kazı miktarı çok büyüktür. Örneğin (1) ton kömür için yaklaşık (1) ton kömür kazılır. (1) Ton demir için, (2-3) ton demir cevheri kazılır. (1) Ton bakır için 100-150 ton bakır cevheri kazılır. Ancak (1) ton altın için yaklaşık 300.000 ton altın cevheri kazılır. Yani oran bazında doğa tahribatı en fazla altın madenciliğindedir”(E.Akyazılı,Mad.Müh.,2009).

Yukarıda ana başlıklar altında özetlediğimiz önemli çevre konuları içinde ,özellikle su ve toprak kaynaklarının ağır metallerce ve toksik elementlerce kirletilmesi ile Asit Maden Drenajı(AMD) öne çıkmaktadır. Bu tip kirlenmeler, atık depoları ve atmosfer etkisine açılmış galeri-ocak sevlerinden itibaren oluşan sızıntılarla olabileceği gibi, atık depoları için yapılan kaya/toprak dolgu barajlarının çökmesi sonucunda ortaya çıkan büyük ölçeklerde ağır metal kirlenmeleri dolayısıyla bölgesel felaketlere neden olmaktadır. AMD düşük (Ph)’ nın yanı sıra, içerdiği yüksek sülfat ve ağır metal konsantrasyonlarından dolayı çevreyi-bölgeyi olumsuz yönde etkilemektedir. AMD başladıktan sonra durdurulması çok zor ve kontrolü çok pahalıdır. Dolayısıyla AMD, fizibilite çalışmaları sırasında doğru tahmin edilmeli, jeokimyasal modelleme çalışmaları yapılmalı ve CED sürecinde irdelenerek doğru işletim ve yönetim projeleri ortaya konmuş olmalıdır. Asit Maden Drenajında(AMD) dört temel faktör rol oynar.1.Asitide, 2.Tuzlanma, 3.Metal Toksitesi, 4.Sedimantasyon. AMD, sadece su kirliliğine neden olan tek yönlü bir kirletici değil, aksine hem doğrudan, hem de dolaylı olarak sayısız sorunlara yol açan, ekonomik sonuçları şaşırtıcı derecede büyük olan bir sorundur. Tüm sülfürlü minerallerin jeokimyasal reaksiyona girerek ortamdan uzaklaştırılana dek devam eder (Karadeniz, JMO,konf., 2004). Sonuç olarak, madenciliğin çevre ilişkilerinin minimize edilerek yönetilmesinde: Atıkların cins ve miktarlarının belirlenmesi, atık gölet ve depolarının uzun süreli jeoteknik duraylılıklarının doğru belirlenmesi, atıklardaki kirleticilerin uzun dönemdeki davranışlarının kestirilmesi, kontrol ve arıtma sistemlerini de öngören projelerin de geliştirilmiş olması şeklinde özetlenebilir.

Madencilikten elde edilecek ekonomik yarar, fayda-maliyet analizlerinde; doğuracağı çevre sorunlarının giderilmesini de (yatırım- işletim) öngören bir bütün olarak değerlendirilmiş olmalıdır. Burada esas temel alınması gereken; şimdiki kuşakların ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların büyük maliyetler ödemesinin önüne geçilmesi için sorumluluklarımızın bilincinde olmamızdır.
Name:  deadhuman.jpg
Views: 2067
Size:  58.6 KB

Kaynaklar:
(*1) T.M.M.OB. Metalurji Mühendisleri Odası Dergisi 2001/126
(*1a) T.M.M.O.B. Maden Mühendisleri Odası Madencilik Bülteni Sayı 53 1997
(*1b) Greenpeace
(*1c) EPA
(*1d) Washington Post
(*1e) Mining Journal Dergisi 16.02200 Londra

(*2) MADEN-MADENCİLİK , ALTIN VE ÇEVRE
TMMOB Mad. Müh. O., Altın Pol. Sim.
20-21/Şubat/2009
Jeo. Yük. Müh. Savaş Dilek

Kızıl çamur olayı

Ağır metal tehlikesi

Çal Dağları’nda Vahşi Madenciliğe Hayır!

Siyanürle ilgili sık sorulan sorular ve cevapları(İng.)

Atık havuzu kazaları kronolojisi(İng.)

Siyanürün Yaşanmış Etkileri (İng.)

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-04-2011, 08:25   #115
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Konuların insanları araştırmaya sevk etmesi ne güzel. Araştırma yaparken, konuyu;

Madencilik ve Çevre:
Madencilik faaliyetleri diğer endüstri faaliyetlerine göre çevrenin fiziksel ve kimyasal olarak bozulmasına direk nedendir. Doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az-çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalınmaktadır.

Madenciliğe ilişkin faaliyetler birkaç aşamada olup, her birinde doğa farklı olarak zarar görür. En zarar verici faaliyetler: Maden işletme (çıkarma), zenginleştirme, metal tasfiyesi ve kazanılması gibi işlemlerden dolayı ortaya çıkan kirleticilerdir. Bununla birlikte madenin büyüklüğü ve fiziko-kimyasal yapısı ile faaliyetin süresi de önemlidir. Açık ocak maden işletmeciliğinde doğa tahribatı üretim sırasında doğrudan olmaktadır.

Biçiminde görmeye başlama şansı da olabilir.

Böylece şu sonuca ulaşılabilir;

Madencilikten elde edilecek ekonomik yarar, fayda-maliyet analizlerinde; doğuracağı çevre sorunlarının giderilmesini de (yatırım- işletim) öngören bir bütün olarak değerlendirilmiş olmalıdır. Burada esas temel alınması gereken; şimdiki kuşakların ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların büyük maliyetler ödemesinin önüne geçilmesi için sorumluluklarımızın bilincinde olmamızdır.

Görüldüğü üzer alıntıda, maden çıkarmayalım gibi bir sonuca ulaşılmıyor.

Şimdi altın madeni kazanlarını araştıran arkadaşların kömür madeni kazalarına yönelmelerinde sayısız yarar görüyorum.

Maden çıkarımı ile maden kazaları arasında bir fark olduğu sonucuna böylece yaklaşmak mümkün olabilir.

Bunlardan sonra, başka madenlere değil deneden sadece altın madenciliğine karşı çıktıklarını sorgulamaya başlamak için onları yönlendirebilirim.

Şu soruyu başlangıç için sormak uygun olur. Neden diğer madenler değil de ülkede altn madeni çıkarılmasına karşı böyle bir durum oluşuyor. Altın çıkarılmadığında, bundan kim yarar sağlıyor.

Kestirmeden "doğa" diyeceklere, evlerindeki klorlu su ve asit şişelerini saymalarını, kullandıkları temizlik maddelrinin içeriklerine bakmalarını öneriyorum. Geçen yıl kaç şişe asit ve klorlu suyun evlerden denize karıştığın düşünmeleri de uygun olur.


Konuların dar bir bakış açısıyla düşünülemeyeceğini göstermesi bakımından,

Sığacık körfezinde orkinos üreticiliğine çevreciler karşı çıkıyorlar. Aman ne güzel, Çok önemi bir doğal alan olan bu bölge aynı zamanda akdeniz foku üreme alanlarından birisi, Ama Çeşmenin kanalizasyonun derin deşarjının aynı yere yapıldığnı da çevrecilerden değil, orkinos çiftliği sahibinden duyuyoruz.

Orkinos üretilebilir, çevreye zararına engel olunarak. Karşı çıkılacak şey üretim değil, çevreye zararıdır. Engel olunacak şey budur.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-04-2011, 21:43   #116
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Altına Hücum ve Siyanür Liçi

Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir (Anayasa, Md.56).


Evet araştırma yapılırken daha önce görülemeyen siyanür sızıntıları da, altın madenciliğinin diğer madenlerden daha fazla oranda çevreye zarar verdiği de görülebiliyor. Kendi adıma, maden çıkarmayalım dediğimi de hatırlamıyorum. Herkes her konuda bilgi sahibi olamaz. Önemli olan o konuda söyleyecek sözü olan araştırmacıların, uzmanların, bilim insanlarının fikirlerini iyi anlamak ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren bu konuyu kendi mantık süzgecimizden geçirerek doğruyu bulmaya çalışmaktır. Unutulmamalı ki tüm yer üstü ve yer altı zenginlikleri topluma ait ve çevreyi korumak her vatandaşın anayasal ödevi.

İşletmenin hangi standartlara göre yapılacağı, günümüz koşullarına göre yasasıyla yönetmeliğiyle belli midir? Toplum ve çevre sağlığı açısından her şey kontrolümüz altında mı?
Alıntı:
(*1)
1985 yılında 3213 sayılı Maden Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle yerli ve yabancı sermayeye madencilik sektöründe yeni fırsatlar tanınmıştır. Uluslararası şirketlere olanaklar tanınırken üretim koşullarını, denetimi, faaliyet sınırlarını belirleyici altyapı hazırlıkları yapılmamış, gerekli mevzuat ve standartlarla şirketlerin çalışmalarının kontrolü hedeflenmemiştir. Bunun nedeni olarak da yabancı sermayenin ürkekliği gösterilmiştir. Şirketlerin verdikleri bilgiler yeterli görülmüş, yurt dışına kaynak transferini önleyici önlemler getirilmemiş, yaratılan değerlerin ülke ekonomisine kazandırılması için önlemler alınmamıştır.
Milyonlarca insanın yaşadığı, geçimini sağladığı bölgelerde fayda-maliyet analizleri ya da ulusal çıkarlarımız nasıl hesaplanıyor? Maden çıkartmak için her yer uygun mudur?
Alıntı:
(*1)
Koşullar maden işletmeciliğine uygun değilse, hiçbir madenci, böyle bir bölgede maden işletme zorunluluğundan bahsedilemez. Altın madenciliğinde siyanür de kullanıldığından altın üretiminin yapılmak istendiği bölgelerde böyle bir üretim yapılıp yapılamayacağı çok titiz olarak araştırılmalıdır.

Dünya üzerinde altın madenciliği yerleşim merkezlerinden, ağaçlık ve ormanlık bölgelerden, tarihi yerlerden, doğal güzelliklerin ve turizmin yoğun olduğu bölgelerden, tarım alanlarından uzak, daha çok çöl ve dağlık bölgelerde yapılmaktadır. Amaç çevrenin ve insan sağlığının tehdit edilmemesidir. Bu kural özellikle gelişmiş ülkelerde geçerlidir. Ancak Güney Afrika, Brezilya gibi bazı ülkelerde toplum hiçe sayılarak üretim yapılmaktadır.
Şimdi bu madenlerimizden bize gerçekte ne kalıyor bir de ona bakalım:
Alıntı:
Altın Üretiminden Bize Ne Kalıyor?

Türkiye'de altın üretimi konusunda ileri sürülen görüş şudur: Almanya ve alman şirketleri Türkiye'nin altın üretimini arttırmasını istemezler. Böyle olursa dünya altın fiyatları düşer ve altın üreten ve Türkiye'ye ihracat yapan Alman şirketleri zarar görür.

Altının yumurta gibi tüketildiğinde yok olan bir meta olmadığını önemle vurgulayarak konuya girelim. Yumurta satın alırsınız (talep edersiniz) ve yemek yapıp tüketirsiniz, geriye bir şey kalmaz. Altında ise diyelim bir bilezik aldınız. (talep ettiniz) Ama bu altın kaybolmaz. Bir ay veya yıl sonra paraya ihtiyacınız olur, satarsınız. Arz edersiniz. Dolayısıyla altında arz üretime eşit değildir. Yumurtada ise aşağı yukarı (biraz stok olabilir) arz üretime eşittir. O halde altında fiyatı belirleyen üretim değildir. İnkalardan bu yana üretilen bütün altın arzda dikkate alınır.

Dünyada 1835–2007 yılları arasında üretilen altın miktarı 160 000 tondur. (Kaynak: www.goldsheetlinks.com) 2009 yılında dünyada üretilen altın miktarı ise 2572 tondur. Yani her yıl tüm stokun ancak %1,61'i kadar altın üretiliyor. Türkiye'de üretilen altının ise 2009 yılında 14,5 ton olduğu bildiriliyor. Bu ise dünya üretiminin %0,56'sı, dünya stokunun ise % 0,0009'u (on milyonda dokuz) ediyor. Türkiye'deki altın üretimini 100 misli arttırsanız bile bunun arz yönünden hiçbir anlamı olmayacaktır.

Almanya'nın altın üretimi istatistiklere bile girmiyor. Dünya'da en çok altın üreten firmalara ve ülkelere bakıyoruz. Bunların Amerikan, Kanada, Güney Afrika ve Çin şirketleri olduğunu görüyoruz. O zaman bu üretimimizi önce bu ülkelerin engellemesi gerekmez miydi? Gördüğümüz şudur: En başta Amerikan şirketleri Türkiye'de altın üretimi için uğraşmaktadırlar. Kaldı ki altın fiyatları üzerinde başka şeyler de etkilidir. Dünya tarihinde altının nerede ise son zamanlara kadar para yerine kullanıldığını biliyoruz.

Dünyanın büyük altın şirketlerini inceliyoruz. Aralarında doğru dürüst bir alman sermayesine rastlamıyoruz. Üretim işinde almanlar çok önemli değil. Ayrıca Bergama'da altın işine girişen Eurogold'un ilk kurucuları arasında almanların da olduğunu görüyoruz. O halde neden bu firma Türkiye'de altın üretmeye gelmiş? Diğer yandan siyanür üretiminde alman şirketlerinin önemli bir yeri var. Yani iddianın tam tersine alman şirketlerinin altın üretilmesinde önemli çıkarları var.

Altın Madencileri Derneği 2010 yılında üretilen 17 ton altının değerini 800 milyon dolar olarak açıklamış. Bundan devlete kalan sadece %2'dir. Altın madencilerinden "ruhsat sahibi tarafından beyan edilen" ocak başı satış fiyatının %2'sinin devlet hakkı olarak alınacağını biliyoruz. Bu 16 milyon dolardır ve Türkiye için önemli bir sayı değildir. Çalışanların da emek geliri kazandıkları söylenebilirse de bu da ihmal edilir düzeylerdedir.

Ancak siyanür liçi yöntemiyle üretilen altının çevreye, insana zararları konusunda muazzam bir bilgi birikmiştir. Avrupa Birliği de buna dayanarak siyanür liçi ile üretimi yasaklamıştır. Türkiye'de altın üretilen yerlere bakıyoruz, tarımsal üretim ve turizm açısından cennet gibi yerler olduğunu görüyoruz. İzmir'de içme suyu kaynaklarının kirlenmesi tehlikesi de çok yüksektir.

Altın üretiminden bize kalanın dolarlar mı yoksa çevre tahribatı mı olduğu üzerinde iyice düşünmeliyiz.

Tayfun Özkaya - 28.1.2011
Kaynaklar:
(*1) Altın ama önce “insan ve çevre”
Jeo. Müh. Bülent Can

Bergama gerçeği ve siyanürlü altın madenciliği

Yasa olmazsa tanımı değiştir!

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-04-2011, 12:26   #117
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Siyanürle altın madenciliği sonucu ortaya altından başka arsenik, kurşun, antimon, kadmiyum, krom, çinko, civa vb. tehlikeli ağır metaller de çıkıyor. Bunlar atık çamuru havuzlarında öylece bekletiliyorlar. Bu gibi maddelerin vücuda girmesi insan sağlığını bozan hastalıklara ve vahim sonuçlara yol açar. Kamusal yararlarını düşünen egemen milletler kaynak sularının ne kadar önemli olduğunu çoktan kavramış durumdalar.

Siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliğini savunan arkadaşlara sormak istiyorum; bizim ülkemiz çöplük mü?


Alıntı:
Avrupa Birliği'nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının genel yasağına ilişkin 5 Mayıs 2010 tarihli Avrupa Parlamentosu Kararı:

Avrupa Parlamentosu,
-Avrupa Birliği'nin İşleyişine İlişkin Antlaşmanın 191. Maddesini dikkate alarak,
-Rio de Janeiro’da Haziran 1992'de kabul edilen Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde düzenlenen ihtiyatlılık ilkesini gözönüne alarak,
-23 Ekim 2000 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin su politikası alanında Topluluk eylemi için bir çerçeve (‘Su Çerçeve Yönergesi’) oluşturan 2000/60/EC Direktifinin çevresel hedeflerini dikkate alarak,
-15 Mart 2006 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin siyanürün madencilik alanında kullanımını dikkate alan ve aynı zamanda izin verilen maksimum siyanür düzeylerini açıklayan endüstriyel atık yönetimi konusunda 2006/21/EC Direktifini gözeterek,
-16 Aralık 2003 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi'nin “[...] madencilikte belirli depolama ve işleme faaliyetleri [...]son derece ciddi sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir” ibaresinin geçtiği tehlikeli maddeler içeren majör kaza tehlikelerinin kontrolü üzerine 96/82/EC (Seveso II) Konsey Direktifini değiştiren 2003/105/EC Direktifini dikkate alarak,
-21 Nisan 2004 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin çevresel yükümlülük üzerine 2004/35/EC Direktifine dayanarak belirli koşulların sağlandığının gösterilebildiği durumlarda üye devletlerin işletmecilerini çevresel hasarların masraflarından bağışık tutabileceklerini dikkate alarak,
- İspanyol, Belçika ve Macar Başkanlıklarının 18 aylık programı ve onun su politikası, biyoçeşitlilik üzerine önceliklerini dikkate alarak,
- 2000 yılında Maden Kanunu No 44/1988’te yapılan bir değişiklik yoluyla siyanür teknolojileri genel yasağı ile ilgili Çek Cumhuriyeti tarafından alınan önlemleri; Macaristan sınırları dâhilinde siyanürlü madencilik teknolojilerine yasak getiren Macar Maden Kanunu 48 /1993’te 2009 yılında yapılan değişikliği ve Almanya’da 2002 yılında geçirilen siyanür liçiyle yapılan madenciliği yasaklayan kararnameyi gözeterek,
-115 (5) Kuralını kendi Prosedür Kuralları olarak tanıyarak,

A. Birleşmiş Milletler’in 2010’u Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan ederek dünyayı yeryüzünde yaşamın çeşitliliğini korumak için harekete geçmeye davet etmesine dayanarak,
B. Altın madencilik sanayinde kullanılan çok zehirli bir kimyasal olan siyanürün, Su Çerçeve Yönergesi Ek VIII altında ana kirletici olarak nitelenmesine ve böylece insan sağlığı, çevre ve dolayısıyla biyoçeşitlilik üzerinde felaket boyutunda geri dönülmez bir etkisinin olabileceğine dayanarak,
C. 25 Mayıs 2007 Prag’da (Çek Cumhuriyeti) toplanan 14. Buluşmada Visegrad Grubu Ülkelerinin (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) Çevre Bakanlarının sürdürülebilir bir madencilik üzerine düzenledikleri Ortak Pozisyon Toplantısında, bölgedeki potansiyel sınır ötesi sonuçları ile önemli çevresel tehlikeler taşıyan mevkilerdeki madencilik faaliyetlerinde kullanılan ve kullanılması planlanan tehlikeli teknolojilerle ilgili dile getirdikleri kaygılara dayanarak,
D. Siyanürün Su Çerçeve Yönergesi kapsamında öncelikli tehlikeli madde ilan edilmesinin yanında, Tuna Nehri'nin Koruma ve Sürdürülebilir Kullanımı için İşbirliği Sofya Sözleşmesi çerçevesinde, Taraflarca ilgili tehlikeli madde olarak da nitelendirildiğine dayanarak,
E. En kötüsünün 10 yıl önce, bir altın madeni rezervuarından siyanürle kirlenmiş 100,000 metreküpten fazla suyun Tisza-Tuna Nehri sistemine salınmasıyla Orta Avrupa tarihinin o zamanki en büyük ekolojik felaketine yol açtığı, Dünya ölçeğinde son 25 yılda 30'dan fazla majör siyanür dökülme kazalarının meydana gelmiş olmasına ve İklim Değişikliği Üzerine Hükümetler Arası Panelin Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda yansıtıldığı üzere, ağır ve sık yağış olayları yanında, özellikle aşırı hava koşullarının giderek artan sıklığı da hesaba katıldığında, bu türden kazaların bir daha yinelenmeyeceğinin gerçek bir güvencesinin olmadığına dayanarak,
F. Bazı AB üyesi ülkelerin, hâlâ, insanların yoğun yaşadığı bölgelerde, insan sağlığına ve çevreye daha fazla potansiyel tehdit oluşturabilecek siyanürlü teknolojileri kullanarak büyük ölçekli açık-döküm yeni altın madeni projelerini düşünüyor olmalarına dayanarak,
G. Su Çerçeve Direktifi altında Üye Devletlerin su kaynaklarının ‘iyi statü'sünü korumak ve tehlikeli maddeler ile kirlenmesini önlemek zorunda olmalarına; ancak, iyi statünün de siyanürlü maden teknolojileri kullanan komşu ülkelerde bulunan nehir havzalarındaki su kalitesine bağlı olduğuna dayanarak,
H.Siyanürlü kazaların sınır ötesi etkileri, özellikle büyük akarsu havzaları ve yeraltı kaynaklarının kirlenmesi konusunda, siyanür madenciliğinin yarattığı ciddi çevresel tehdidin bir AB yaklaşımını gerektirdiğine dayanarak,
I. İhtiyati kurallar ve uygun mali teminatın hala eksik ve mevcut mevzuatın siyanür madenciliği üzerine uygulanmasının aynı zamanda her bir Üye Devletin yürütme organlarının becerisine bağlı olduğuna ve böylece insan ihmalinin bir kazaya yol açmasının sadece bir zaman meselesi olduğuna dayanarak,
J. Madencilik Atık Direktifinin bazı Üye Devletlerde henüz tam olarak uygulanmadığına dayanarak,
K. Siyanürlü madencilik yalnızca sekiz-16 yıl boyunca ve oldukça az sayıda istihdam yaratır; oysa maliyeti genellikle kaybolan veya iflasa giden sorumlu işletme şirketleri tarafından değil ama devlet, yani vergi mükellefleri tarafından karşılanan ekolojik hasar büyük sınır ötesi riske yol açarken,
L. İşletmeci şirketlerin gelecekteki bir kaza veya arıza durumunda doğacak maliyetleri kapsayacak uzun vadeli sigortalarının olmadığına dayanarak,
M. İki gram altın üretmek için bir ton düşük tenörlü cevherin işlenmesinin zorunlu olduğu ve nihayetinde ardında altının %25-50’sinin kaldığı büyük atık dağları bırakmasına ek olarak büyük ölçekli siyanür madencilik projelerinin kullandığı birkaç milyon kilogram sodyum siyanürün bir arıza durumunda depolama ve nakliyesinin kendisinin de potansiyel felaket sonuçlar taşıdığına dayanarak,
N. Siyanürlü madenciliğe, siyanür tabanlı teknolojilerin yerini alabilecek seçeneklerin olduğuna dayanarak,
O. Avrupa'da sürmekte olan siyanür madencilik projelerine karşı, sadece bireysel vatandaşları, yerel topluluklar ve (NGO) sivil toplum örgütlerini değil, aynı zamanda devlet kuruluşlarını, hükümetleri ve siyasileri de kapsayan güçlü halk protestolarının organize ediliyor olmasına dayanarak,

1. Su Çerçeve Yönergesi kapsamında AB hedeflerine uyumun, yani su kaynakları için iyi kimyasal statünün elde edilmesi, su kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının, sadece siyanür madencilik teknolojisinin yasaklanarak sağlanabileceğini düşünür;
2. Su kaynaklarımızı ve ekosistemlerimizi madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan siyanür kirliliğine karşı korumanın tek güvenli yolu olduğu için, 2011 sonuna kadar Avrupa Birliği’nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının tamamen yasaklanmasını önermek ve aynı zamanda rutin bir etki değerlendirmesi yapması için Komisyona çağrıda bulunur;
3. AB ve BM içinde ilgili inisiyatiflere dikkat çeker ve daha güvenli – özellikle de siyanürsüz - madencilik alternatiflerinin geliştirilmesi ve uygulanmasını hararetle teşvik eder;
4. Genel yasak uygulanıncaya kadar, siyanür teknolojileri içeren herhangi bir madencilik projesini, ne AB içinde ne de üçüncü ülkelerde, doğrudan ya da dolaylı olarak, desteklememesi için Komisyona ve Üye Devletlere çağrıda bulunur;
5. Siyanürlü madenciliğin yasaklandığı alanlarda alternatif yeşil sanayi, yenilenebilir enerji ve turizme sağlanan uygun mali desteklerle, sanayi reorganizasyonunu teşvik etmek için Komisyona çağrıda bulunur;
5. Mevcut endüstriyel atık yönetimi mevzuatında, bir kaza veya arıza durumunda, özgün ekolojik ve kimyasal durumun geri kazandırılmasında doğabilecek hasarın tazmini ve telafi edici maliyetleri karşılayacak bir sigorta yaptırmasını her işletmeci şirketten talep eden bir değişiklik önermesi için Komisyona çağrıda bulunur;
6. Başkanını bu kararı Konsey, Komisyon ve parlamentolar ve Üye Devletlerin hükümetlerine iletmesi için görevlendirir.
http://www.europarl.europa.eu

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-04-2011, 19:52   #118
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
"Siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliğini savunan arkadaşlara sormak istiyorum; bizim ülkemiz çöplük mü?"

O arkadaşı bulduğunuzda soralım. Burada, konuların ciddi biçimde tek taraflı sabit bir bakış açısıyla görülemeye çalışıldığı gibi bir endişem var. Aslında son zamanlarda ülkemizde özellikle de okumuş insanların vahim biçimde bir konuyu etraflıca incelemeden peşin hükümlere varıp çok zamanda dikte edilmiş verilere baızıarı bütünyle gerçek dışı da olabildiği halde inandığı gibi bir düşüncem var.

İstanbul'un orta yerinde yüzlerce altın işleme atölyesi var. Her birinde yarımşar kilo siyanür kullanılıyor olsa bir ayda, yüzlerce kilo siyanür kentin ortasında rasgele geziniyor demektir. Bu kullanıldıktan sonra kanalizasyona atılan bir atık. Hiç bir kontrolü de yok. Nereye gitttiğini artık takip eden biri çıkar araştırır metni alıntılar.
Bir kaç kere sözettim. Derin araştırmalar yapılırken bu vahim durum ezbere uymadığı için görmezden geliniyor.

Bir metin sadece birisi öyle yazdı diye geçerli olmuyor. Böyle aslında "üretilmiş" verilerden oluşan bilgi kirliliği çağının bolca metni havalarda uçuşuyor.


Ülke çöplük mü? asllına bakarsanız evet ülkemiz tam olarak bir çöplük. Çevre korumacılığı konusunda dünyanın en berbat ülkesi sıarlamasında en üstteyiz. Kimayasl atık çöplüğüyüz. Konya lağımını tuz gölüne atan bir çöplüğüz. Çeşme kanalizasyonunu orkinos zaferi elde ettiğimiz körfeze deşarj eden bir çöpüğüz. Radyokatif çayların ne yapılacağı bilinemediği için bir yerlere rasgelegömüldüğü bri çöplüğüz.

Hiç kimsenin bu trajik durumu görmeyip, tam olarak kavrayamadığı bir altı npolemiğinde taraf tutmasında ben sadece tek yönlü bakış açıları görüyorum.

Verdiğiniz alıntıyı dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum. Burada, altın çıkarımna ilişin bir yasaklama yok. Zaten olası abes ourdu. Bu stratejik madenin çıkarılmasında çevre faktörüne göndeme var.


Ayn biçimde çevreyi tahrib eden ve torpak altındaki cesetlere ulaşılamayan Elbistan orada duruyor. Yatağan snatrali ölüm kusuyor. Ama buralarda çıkarılan altın değil. İtiraz etmek gerekesiz.


Söz konusu altının çevreye zarar vermesi değildir. Ülkedeki rezerlerin işletilmesine engel olmaya çalışanların ürettikleri bir tavırdır.



Konu altın işleme sektöründe en hızlı gelişen ülke olmamız, altın işleme sektöründe dünya ikincisi üçüncüsü ülke olmamızla ilgilidir. Siyanür bu yükselişi engellemek için planlanan bir düzenin ayrıtnısı olarak kullanılıyor.


AP kararları da tavsiye niteliğinde kimse ciddiye almıyor bu arada. Bir gönderme olsun Türkiye ile ilgili pek çok da olumsuz kararı var parlamentonun. Özellikle fikir özgürlüğü konusunda. Aslında her konuda.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-04-2011, 12:22   #119
Ağaçsever
 
warrior's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 63
Altına Hücum ve Siyanür Liçi

memet;
Dar kalıp”, “tek taraflı sabit bakış” sizin düşünceniz. “Biri eklemek yazmak istediği bir şey görür yazar tartışır.” Kimseyi tutan yok, herkes düşüncesini söylüyor. Taraf olunan bir yer varsa o da doğanın tarafıdır.

Ama doğru ortalığı zaten kirlilik götürüyor, hiç uğraşmayalım. Zaten yeterince yanlış uygulama var, birkaç tane daha olsun. Önce diğer bütün meseleleri halledelim ki sonra bu konuda söyleyecek sözümüz olsun. Durumu tam olarak kavramamız için dünyanın sayılı cennetlerinden olan bir bölgeyi cehenneme çevirmemiz gerekir. Du bakalım nolcek! 1 ton altın için 300.000 ton cevher kazmamız gerekicek. Şu %2'lik “devlet hakkı” da ekonomiyi bir güzel rayına sokacak. Nasıl olsa önemli olan günü kurtarmamız olacak. Yazın susuzluk mu varmış, aldırma. Tarım, hayvancılık, doğa mı; hiç söyleme, evdeki şişeleri say yeter. Hava mı kirlenecekmiş kim demiş, çek içine. Memlekette sigara içilmiyor mu? Sağlığımız mı bozulacakmış, özel hastaneler varya. O kadar makaleyi yazan “birisi” de (profesörler, araştırma görevlileri, üniversiteler, mühendisler, teknik insanlar, danıştay, hukukçular, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, doğa dernekleri, yörede yaşayan yerliler...) hiç sıkılmadan bunları “üretmiş” kafamızı bulandırdıkça bulandırıyor.

Gerçekten bunlar senaryo olabilir. Biz bu filmi daha önce dünyada geri kalmış ülkelerde gördük. Çok tuttuğu için yine çekmişlerdir yönetmenler.

Özellikle şu okumuş kesim yok mu... Osman Terkan “TBMM' nin açılımı nedir?”, “İstiklal Marşı'nı duydunuz mu?” ve benzeri sorularına cevap veremeyen kesim çok harika. Ne gereği var ki altın hakkında konuşup milletin kafasına siyanür sokuyor bu okumuş kesim.

Şu kanalizasyona dökülen tehlikeli atıkların nereye gidebileceğini biraz düşünelim o zaman. Diğer evsel ve endüstriyel atıklarla birlikte yeterince arıtılamadan eninde sonunda denize gidiyordur sanırım. Buradan dönüp dolaşıp yine soframıza kadar geliyor olabilir. Sonrası belli, şansımıza ne çıkarsa. Haklısın, bu vahim durumu kesinlikle görmezden gelemeyiz. Bu durum atık havuzları gerçeğini değiştiriyor mu? Dünyanın sayılı yeryüzü cennetlerinden birinin katledilmesini ise bu şekilde açıklayamazsınız.

AP önerme yapmış ya da yasaklamış önemli değil. Önemli olan o hedefin ortaya konulmasıdır. Kimsenin rezervlerin işletilmesine engel olmaya çalıştığı yok. Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir (Anayasa Md.6). Hangisini işletmek istersek onu işletiriz (olması gereken), sonra bu acele niye?



Name:  abandonedminessign.jpg
Views: 1394
Size:  28.9 KB

warrior Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-04-2011, 22:35   #120
Kaybettik, Allah rahmet eylesin
 
memet's Avatar
 
Giriş Tarihi: 18-02-2006
Şehir: İzmir
Mesajlar: 14,070
Galeri: 11
Görülüyor ki yazılandn kıssanız bu olabilimiş. Anlayamadığım çevreyi İstiklal marşıyla mı temizlemeyi düşünüyorsunz . Orası biraz karışık olmuş. O zat kimdir. O mu yapmış bunu?
Yİne görülüyor ki sizin şehrin ortasındaki siyanür sorunuyla hiçr bir biçimde ilginizyok. Ne kakdar altın için ne kadr cevher, (aslında cevherdeğil toprak) Evet çıkarılacak bütün madenler gibi bu maden de çevreye belirli zararlar veriyor. Diğer madenler masum değil. şehrin ortasında alenen kullanılan siyanüre değil, siz aslında altın madeninin kendisine karşısınız. Kömür madeninin fotoğraflarını bir görün. Hani cesetlerin olduğu alana bile gidilemeyen Elbistan.


Bu işler öyle kuru laflarla yürümüyor işte. yazın su, altın çıkarılmadığında mı olacak? Yoksa iklimsel bir sorun mu bu. Altın iklim dengesini mi etkiliyor acaba?Kentin içindeki siyanüre evet bu konu gerçekten çok vahim bir durummuş bukonuya acilen eğilmemiz gerekiyor diyemediğiniz buna bir bakın.

Angola'da neden altın madenciliğine karşı çıkanlar olmadığını merak edin biraz.
Ülke sayılı yeryüzü cenneti falan değil. Zihnen ve çevresel olarak çöplüğe dönmüş bir halde. Hele sadece kendi bakış açısının gerçek ve meşru olduğunu düşünüp her tartışamaya bir Atatürk bir İstiklal marşı yazıp kendilerince bir haklılık yaratanlar tarafından fikri hayatı kirleniyor.

memet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 23:38.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2014