agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Daha İyi Bir Yaşam İçin




Reklam


Beğeni Düzeni142Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 26-11-2012, 08:41   #331
Ağaç Dostu
 
Ayşe Yıldız's Avatar
 
Giriş Tarihi: 07-06-2010
Şehir: Kütahya
Mesajlar: 2,534
Kanser de bitkisel ilaçların yani kısaca bitkilerden yapılan çayların, içeceklerin,...vs iyileştirmede ki etkisi nedir?
Şimdi bu sorumun cevabını ilk önce kendim vereyim. Belki hiç bir etkisi yoktur, belki de kişinin kendisiyle alakalıdır iyileşme süreci.
1985'li yıllarda halamın kızının lösemi olduğunu biliyorum. Bütün varını yoğunu onun uğrunda harcadılar. Hatta eniştemiz işinden kaytarıyor diye yanındaki arkadaşları işten attırdılar ve bu süreç çok zor hale geldi. Hem maddi hem de manevi çöküntü yaşadılar. Bu süreç içerisinde kemoterapi görmeye başlayan hala kızının saçları bir gecede yastığının üzerine dökülüvermiş. Üzücü bir durum bu, hem aile için hem de minicik bir çocuk için. Sonra bir Lokman Hekim kulaklarına çalınmış. İşte umut burda başlıyor. Onların yaptıkları ilaçları ( tatları zehir gibiymiş) yani demlenen çayları fincan fincan içiriyorlarmış. Kendisi de iyileşeceğim saçlarım yeniden çıkacak umuduyla içyormuş bunları. Tabi bunun yanı sıra kemoterapi görmeye devam ediyor. Sadece bitkilerden doktorların haberi olmuyor. Ve 1-2 sene içerisinde hastalığından eser kalmıyor. Bunun sonucuna doktorlar bile şaşırıyorlar. O yıllarda gazetelerde yayınlanıyor kanseri yenen mucize diye. Şimdi evli, mutlu, çocuklu...
Şimdi iyileşme sürecindeki en etkili yöntem doktorlar mı? bitkisel ilaçlar mı? yoksa çocuğun iyileşmeyi gerçekten istemesi ve moralinin çok iyi olması mı? Bunun cevabı bilinemez belkide bir bütündür.
Günümüzde kanser=ölüm düşüncesinden dolayı hastalarımız gerçekten morallerini yüksek tutamıyorlar. Allah hepsine de acil şifalar versin.
Bugün 93 yaşındaki dedem ameliyata girecek kanserden. Küçük büyük dinlemiyor nedense bu hastalık. Ama can bu ya korkuyormuş ameliyattan ve helalleşiyor evlatlarıyla...

Ayşe Yıldız Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-11-2012, 09:15   #332
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Yakınlarınızın yaşadığı acılar için üzüldüm Ayşe Hanım, inşallah sağlıklı olarak sürdürürler hayatlarını..Halanızın kızı için sanki entegre tıp tatbik edilmiş..Bakın, bu konuda bir fikir verir diye aşağıdaki yazıyı okumanızı öneriyorum:

BUMERANG ETKİSİ


Ersin İpek



Geleneksel Batı tıbbı hastalık teorileri üzerine organize olur. Yani onlara göre bir insanın hasta olma sebebi, o hastalığın kendisidir. Bu modele göre de her hastalık bağımsız ve kendi başına buyruk bir şekilde var olur. Onlara göre hastalığa yakalanan insanın ya da çevrenin bir önemi yoktur. Odaklanılması gereken sadece hastalık vardır. Dolayısıyla hasta değil, hastalık tedavi edilir. Üretilen ilaçların çoğu da hiperaktif duruma geçen hücrelere kılıf giydirerek, onları fonksiyonlarını yerine getiremez hale getirip pasifize etmeyi amaçlar. Bu ilaçların yan etkileri çok fazladır. Hatta sonuçları ölümcül de olabilir. Harward Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre sadece ABD’de her yıl doktor hatası yüzünden yüz seksen bin kişi hayatını kaybediyor.

Modern dünyada bu tür hasta ölümlerinin çoğunun nedeni, doktorların hastadan çok hastalığa odaklanması ve buna göre ilaç yazması.

Alternatif tıp denen Doğu tıbbına gelince… Bir tarafta beş bin senelik geçmişi olan, kanıtlanmış ve denenmiş, hâlâ da başarıyla uygulanmakta olan, örnekleri belgelenmiş tedavi yöntemi diğer tarafta da yüz, en fazla yüz elli yıllık geçmişi olan Batı tıbbı… Ama haritanın sağında kalan kısma alternatif deniliyor. Ben buna çok gülüyorum.

Yazıya yine Batı’nın anlayacağı dilden devam edeyim. Alternatif denen Doğu tıbbı, Batı’nın “Bir ölçü tüm bedenlere uyar” mantığının tersine hareket eder. Alternatif tedavi yöntemi, onları Batı tıbbından ayıran karakteristik bir özelliğe sahiptir. Hastalığa kişinin kendi hayatında yaşadığı şahsına münhasır dinamik bir olay; denge ve ilişki problemi; hasta ile çevresi arasındaki uyumsuzluk olarak yaklaşır. Hastalığı anlamaya yönelik bu yaklaşıma biyografik yaklaşım denir.

Hastalığa biyografik açıdan baktığımızda, “hastalık” kendi başına hiçbir bağımsız gerçekliğe sahip değildir. Şifa verenin görevi, hastalığı teşhis edip hastalığın mevcudiyetine müdahale etmek değil, her bir özel durumda hasta ile çevresi arasındaki uyumsuzluğu belirleyip bunları düzeltebilmektir. Bu sonuç her kültürde değişik şekilde tanımlanabilir. Kimisi mucize der, kimisi doğadan ya da evrenden gelen bir şifa der. Ancak ne denirse densin odaklanılan hastalık değil, her zaman hastanın kendisi ve hastalığa neden olan etkenlerdir.

Entegre tıp ise hastalığa hem biyografik açıdan yaklaşır hem de modern bilime ait devasa veri tabanını kullanır ve bu şekilde çok çeşitlilik gösteren kişiye özgü bu uyumsuzlukları tanımlama imkânı bulur.

Bu uyumsuzluklar daha çok beslenmeyle, çevreyle ve sosyal durumla alakalıdır. Kanserin genetik olduğunu Batı tıbbı bas bas bağırsa da, genetik olan hastalıklar değil davranış biçimleridir. Örneğin kanser olan ikizlerden birini daha uygun bir ortamda büyütürseniz, diğerine göre yaşama şansının artacağını ve iyileşeceğini gözlemlersiniz. Dolayısıyla çocukların biyolojik ailesi değil, beraber büyüdüğü ailesi etken olandır.

Entegre tıp sağlığınızı geliştirmek için dört şeyi geliştirmenizi ister: kişisel ilişkiler, beslenme, çevre ve doğuştan gelen kendi kendinizi iyileştirme mekanizmanız.

• Batı tıbbına göre sağlık demek ağrılardan, belirtilerden ve fiziksel ya da zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmak demektir. Doğu tıbbına göre ise sağlık beden, zihin ve ruh arasında tam bir uyum sağlamaktır.

• Batı tıbbında sağlıksız olmak, bir neden ve belirtiden dolayı bedensel yapıda oluşan bir kusurdur. Doğu tıbbına göre ise bu vücudumuzda dolaşan doğal enerjinin (çi) dengesini kaybetmesidir.

• Batı tıbbına göre belirtiler hastalığın işaretidir ve hemen yok edilmesi gerekir. Doğu tıbbına göre ise belirtiler hastalığı iyileştirmek için vücudun gösterdiği çabadır.

• Batı’ya göre hastalığın nedeni vücuda dışarıdan etki eden hastalıklı bir şeydir. Doğu’ya göre Çi enerjisini uyumsuz hale getiren herhangi bir harekettir.

• Batı tıbbı sağlıklı yaşamayı empoze etmekten çok tedavi etmeye odaklanır. Doğuya göre kişinin görevi hastalığı önlemek için sağlıklı ve uyum içinde bir yaşam sürmektir.

Batı’da doktorlar araba tamircisi gibi çalışır. Gelen hastaya mekanik, bozulmuş, yolda kalmış bir araç gibi yaklaşır. Doğu’da hekimin görevi hasta olduklarında onları iyileştirmek yerine onlara yol gösterip sağlıklı kalmaları için asistanlık etmektir.

• Batı’da tedavinin amacı belirtileri ilaçla yok etmek ya da ameliyat etmektir. Doğu’da ise her şekilde yaşamsal değişiklileri dengeye sokmaktır.

Batı tıbbının yegane gücü yapısal travmalara, kusurlara ve hayati tehlikesi olan hasatlıklara karşı ilaç ve ameliyatla müdahale etmektir. Doğu tıbbının en güçlü özelliği ise kronik denen hastalıkları önlemeye ve anlamaya çalışmak, yaşam tarzını düzenlemek, beden ve zihin dengesini sağlayıp korumaktır.

Yeri gelmişken “kronik” lafına değinmeden edemeyeceğim. Batı’da kronik hastalık demek, hastaya “Sen hiçbir zaman iyileşemeyeceksin, ömür boyu verdiğim ilaçlara mahkumsun” demektir. Hastanın iyileşme gibi bir ümidi yoktur, hastalığını kabul eder ve onunla yaşar, onu hep içinde var eder. Bu yüzden hasta kişi yaşam kalitesini iyileştirme yoluna da gitmez. İlaçlara teslim olmuş durumda hayatını sürdürür. Batı tıbbının ve tabiri caizse ilaç mafyasının kurduğu düzen de budur. Bir hastayı bir ayda iyileştirmek ya da belli bir sürede tamamen iyileştirmek işlerine gelmez. Bunun yerine Batı pazarlama taktiği olan “müşteri sadakatini” yaratıp, onları ilaca bağımlı kılıp sürekli getirisi olan bir gelir kapısı elde etmek en mantıklısıdır.

Nasıl olsa ilaç alıyorum deyip kimse beslenmesine dikkat etmiyor, ruh sağlığını korumuyor, egzersizini yapmıyor, yaşam kalitesini artırmıyor. Örneğin, nasıl olsa hap alıyorum diyen kalp hastası, yağlı yemekler yemeye ve sigara içmeye devam ediyor. **** iğneye güvenen şeker hastası, baklavaları ve rakıyı götürmeye devam ediyor. Buna “bumerang” etkisi deniyor.

Yaşlı insanların çantalarından çıkardıklarına ya da evlerine gittiğimde mutfak masalarına bakar oldum. Hepsinde de her gün kullanacakları ilaçları düzenli korumaları için özel tasarlanmış bölmeli kartvizitlik gibi ufak kutucuklar var. Bir de şirin yapmışlar sormayın. Bir ilacın vakti geçecek diye ödleri kopuyor. Sanki içmezlerse biri onları cezalandıracakmış gibi vaktini hiç kaçırmıyorlar. Yine çok sevdiğim bir abimiz var, şeker ve kalp hastası. Rakısını, pastırmasını, baklavasını sofrasından eksik etmez. Ama bunları yemeden önce iğnesini olmayı da ihmal etmez, o yüzden de her şeyi yiyebilir. İğne koruyucu güç kalkanı gibi bir şey onun için.

Asıl acı olanı, Doğu tıbbı ve geleneksel Çin tıbbı Batı’da ne kadar yaygınlaşmaya başladıysa, bir o kadar da Çin’de Batı tıbbı yaygınlaşmaya başladı. Çin gençliği Batılı yaşıtlarına özeniyor. Çinliler geleneksel Çin tıbbı diyeti uygulayıp, 100 gün belli hareketler yapmak yerine bir hap yutup iyileşmek ve istediklerini yemeye devam etmek istiyorlar. Çin’de eğitim aldığım ve bir süre evinde kaldığım ustam, ilkokula giden çocuğunu gösterip bana şöyle dedi. “İyi bir eğitim alsın diye onu yabancı dille eğitim veren bir okula yazdırdım. Şimdi artık çocuğumu tanıyamıyorum. O artık bir Çinli değil.”

Mesela safrakesesinde taş olan birkaç kişiye yardım ettim ve iyileştiler. Ama pek çoğu da bu yardımı reddetti. Çünkü on günlük bir diyet; akşamları uygulanması gereken takviyeler ve belli hareketler içeriyordu. On günlerini buna ayırmaya üşenip, yediklerinden fedakârlık edemedikleri için (belki de onlarda yeteri kadar güven uyandıramadığım için) ameliyat masasına yattılar ve safrakeselerini aldırdılar. Onlara kızamam, herkes seçiminde özgürdür. O yüzden şifayı sadece onu talep edene vermek gerekir. Israrcı da olmamak gerekiyor. Şifa verme yetisi size “Şindler’in Listesi” sorumluluğunu yüklemesin. Hayat denge üzerine kurulu unutmayın.

Başta insanların sebepsiz yere ameliyat masasına yatmalarına çok içerliyordum. “Safrakesesi ameliyatı olana bademcik ameliyatı bedava” ya da “Bademcik ameliyatı olanın bir yakınını da aynı anda ameliyata bedava alıyoruz” gibi kampanyalar görsem şaşırmayacak hale gelmiştim. Hastaneler tam anlamıyla birer ticarethaneye dönüşmüş durumda. “Nasıl olsa sigorta ödüyor, tasalanacak bir şeyiniz yok” deyip insanları gereksiz yere ameliyat eden bir dolu yemin etmiş doktor ve hastane var. Ama bunu kabul eden insanlar dediğim gibi seçimlerinde özgür olan insanlar, hatta alternatifi sunulmasına rağmen. Bu yüzden kendimi bazen doğada belgesel çeken kameramanlar gibi hissetmeye başladım. Onlara da önceleri kızardım. Yok doğanın dengesini bozmamak için karışmıyorlarmış falan filan diye. Sonra baktım herkes aslında bir kameraman hayatta. Yardım edebildiğine edebiliyorsun ama seyirci kaldığın, kabullenmek durumunda kaldığın durumlar da oluyor.

BUMERANG ETKİSİ « Kuraldışı Dergi

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 10:13   #333
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 28-12-2012
Şehir: Eskişehir
Mesajlar: 2
Bu forumda ilk mesajım herkeze merhabalar.

Kanser önceki paylaşımda da bazı arkadaşlarımızın paylaştığı gibi adı soğuk vede çok soğuk bir rahatsızlık. bu rahatsızlığa yakalananlar belkide bu korkutucu isminden dolayı bir türlü kendini toparlayıp stres den uzak kalamıyorlar.. piyasada olan ilaçların çoğununda ticari ranta dayalı olduğunu düşünüyorum. aslında alman bilim adamı otto warbung normal hücrelerin %35 oranında oksijenden maruz kaldığında 17 saat sonra kanserli hücreye dönüştüğünü keşfederek alanında nobel ödülü kazanmış bir bilim adamı. kanserin oluşumundaki bu nedenin tek nihai etken olduğunu da o tarih de belirtmiş bir araştırmacı. o günden bu güne bu konuda nedense yeterince araştırma yapılmamış , nedense bu yönde bir tedavi modeli gelişmemiş. vücudunuzu bir akvaryum gibi düşünün siz içinde yüzen balıklarsınız akvaryum suyu pislendikçe oksijenini yitirdikçe biz balıklara ne kadar ilaç verirsek verelim ortam (akvaryum) kirli olduğundan dolayı bu metot ya işe yaramayacak **** kısa süreliğine etki edecektir. yalnız biz akvaryumun suyunu değiştirip hasta olan balıkları o akvaryuma alıp akabinde de akvaryumun bakımını PH dengesini sürekli ayarlarsak balıklar sağlıkla duracaklardır. işte aynı bunun gibi kanser zaten pis akvaryumdan oluyor biz ilaç alıp alıp bu akvaryumu dahada kirletiyorsak kanser için başarı şansı elbetteki bence çok düşük kalabilir ancak ve ancak PH yönünden yüksek alkali su tüketmek , aynı oranda bazik oranı yüksek Sebze meyve sularından faydalanarak ortamımızı ortamımızı PH 8,5 değerinin ve yukarısında 1 ay ve üzerinde tutarsak ALLAH ın izniyle bu oksijensizlikten kanser illetinden tamamen kurtulabiliriz. bu şekilde internette yapılmış epey tedavi mevcut. bu tedavi sırasında morali bozmak üzülmek yerini neşe ve kahkahaya bırakmalı neşe kahkaha mutluluk da vücudumuzun PH oranını arttıran duygu ve düşüncelerdir. aksine üzüntü mutsuzluk öfke ise vücudumuzu asidik orana götürür. kısaca ph yükseltmek için neler yapılabilinir. hemen belirteyim Asidik yiyecekleri hayatımızdan çıkartmalıyız en azından hastalık geçene kadar sonrasında %20 oranından alkali besinlerle birlikte tüketilebilinir. Sabah kahvaltından 1 saat önce **** kahvaltıdan 2 saat sonra 1 su bardağı içme suyunu kaynatıp 1 çay kaşığı sodyumbikarbonat la çözüp ılınınca içmek bunu 1 hafta öğle ve akşamda aynı şekilde yapmak 1 haftanın sonunda PH değerimizi 8,5 üzerine çıkaracaktır. sonraki 3 hafta günde bir **** iki kez karbonat almak kafi gelecektir. peynir yoğurt süt kefir et sucuk salam sosis vb rafine gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durmak mevsimine göre ucuz olan o zamanın mevsimidir prensibiyle pazardan bol bol yeşillik tüketmekde çok faydalı olacaktır. bulabilen arkadaşlar acı kayısı çekirdeğinden günde 3 ile başlayıp günde 7 adet yiyebilirler. bu şekilde ph ınızı yükselterek 40 gün geçirdikten sonra tahliliniz yaptırıp buraya sonucu yazmanızı rica edeceğim.. Herkeze RABBİM acil şifalar versin.

gençbakış Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 10:15   #334
Ağaç Dostu
 
jeozuu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 08-05-2011
Şehir: Tokat
Mesajlar: 290
Galeri: 1
Merhaba,
Geçtiğimiz mayıs ayında annesini pankreas kanserinden kaybetmiş biri olarak o süreç boyunca yaptığım araştırmalar ve annemin hayat tarzını karşılaştırarak aslında kanser hakkında uzmanlarca yapılan açıklamaların çok da tutarlı olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki; pankreas kanserinin birinci sebebi olarak gazlı içecekler ve aşırı kırmızı et tüketimi gösteriliyor. Anneme bakıyorum kola içmişliğini hiç görmedim, çay içerdi, tek içeceği çaydı diyebilirim. Yine sebeplerden biri kalıtsal faktörler deniyor ancak ailesinde herhangi bir kanser vakası yok. Sağlıklı beslenme konusu ise en ilginci. Çünkü annem kırmızı eti hiç sevmezdi, en sevdiği ot yemekleriydi. Tükettiği gıdalar özenle seçilmiş organik gıdalardı. Babaannemin köyden gönderdiği yoğurtlarla, tereyağlarıyla beslendik. Köyde öğretmenlik yaptığı için yumurtamızı, tavuğumuzu, etimizi, sebzelerimizi annem oradan getirirdi. Ayrıca Samsun'da oturduğumuz uzun yıllar boyunca alışverişlerimizi sürekli köylü pazarından emin olduğumuz köylülerden yaptık. Emekli olup Tokat'a yerleştikten sonra ise bir çok sebzemizi kendimiz yetiştirdik, 3 tane tavuk aldık, yumurtamızı onlardan edindik. Bunları kanser olmaktan korktuğumuz için de yapmadık, doğru olanın bu olduğuna inandığımız ve bundan zevk aldığımız için. Beyaz ekmekten hiç hoşlanmazdı varsa kahverengi ekmek yer yoksa da yemezdi. Şekerli şeyleri hiç sevmezdi, tatlı evimize ayda yılda bir girerdi, biz de sevmezdik. Tüm sebzelere, zeytinyağlılara bayılırdı. Belki ağzından giren tek zararlı şey sigaraydı.
Cep telefonu ve bilgisayar kullanmaya ben çalışmak için yurtdışına gidince benimle konuşabilmek için başladı. Örgü örerdi devamlı.
Yerinde duramayan aktif bir insandı bahçesiyle, çiçekleriyle uğraşırdı, otobüse binmezdi şehir içinde, gideceği yerlere hep yürürdü.
Hayatındaki tek zararlı alışkanlığı sigara iken bir insanın en nadir rastlanan kanser türlerinden birine yakalanması çok ilginç değil mi? Tek başına sigara bir insanı kanser edebilir mi? Ki olan dumanı dışarı verirdi, dudak tiryakisiydi.
Ancak annemin hayatında onu çok üzen bazı şeyler vardı. Büyük şoklar ve mutsuzluklar yaşadı. Bence o dönemlerde vücudunun bazı dengeleri devre dışı kaldı, yani vücudu kendini unuttu ve işte o hücreler o zaman aşırı çoğaldı.
Kanser tedavisi gördüğü 7 ay boyunca umudunu hiç kaybetmedi, hep eve dönüp bahçesindeki güllerini budayacağı günü bekledi. Tokat'taki yakınlarımızdan bahçemizin fotoğraflarını istedi baharda, onlara bakıp özlemini giderdi. Azıcık kendini iyi hissettiğinde bize en sevdiğimiz dolmayı sarmaya kalktı. Yani son 15 güne kadar hep umutla yaşadı. İyileşmeyi çok istedi.

Ama olmadı ve 5 mayısta gözlerini yumdu... Şimdi en sevdiği çiçeklerle dolu bahçelerin içinde...
Bütün bunların yanında kanserli hastaların bazılarınca ne kadar değerli olduğunu gördüm. Peşimizden koşan insanlara şahit oldum. Neden mi? ****** kazanç sağlamak için ki bunlar o sektörün en ucundakiler, eczacılar. Bazı eczanelerin hastanelerde 7-8 belki daha da çok elemanı var, hastalar kapışılıyor, ilaçlarınız ayağınıza geliyor, hastanede her işinizi görmeye hazırlar, ilacınızı Ankara'nın bir ucundaki evinize dahi getiriyorlar. Zincirin en ucundakiler bunları yapabiliyorsa en tepedekilerin neler yapabileceğini siz düşünün, neden bu hastalığın çaresi bulunsunki...

jeozuu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 11:53   #335
Ağaç Dostu
 
Hillbilly's Avatar
 
Giriş Tarihi: 31-01-2011
Şehir: Tunceli
Mesajlar: 192
Sayın jeozuu öncelikle Allah rahmet eylesin, sabırlar diliyorum size ve ailenize. Evet yaşam döngüsü ve algısı çok karışık ve bazen anlamsız geliyor insana, an oluyor tam bir kaos ve rastgelelik an oluyor muhteşem bir denge ve değişmeyen yasalar bütünü. Sadece olumlu yanlarını ve tutarlılıklarını düşünseniz dahi oldukça tutarsız. Yalnız yazınız hani şu kuzey ülkelerindeki devasa mavi göller gibi berrak, kelimelerinizde gölleri besleyen ve kayalara şiddetle çarpan ırmaktan sıçrayan su damlaları gibi geldi bana. Nehir kenarında oturan bendenize yağmur çiseliyor hissi veriyor. Bu hissi çok iyi bilirim çünkü iki büyük nehrin kesiştiği bir yerde yaşıyorum. Olayı çok net anlatmışsınız tam ben de rafine şekeri hayatımızdan nasıl çıkarırız yoksa Akçaağaç şurubu mu kullanmalıyız gibi bir düşünceyle bu sayfaya yaklaşırken şunu anladım ki insan önce manevi dünyasındaki çatışmaları durdurmalı daha sonra bu bir tür sanal gerçeklik uzayındaki hayatını tüm canlılarla barış içinde ve dürüstçe yaşamalı. Bunun dışında annenizin gittiği yerlere gidecek olan muhtemel yolcular olarak, oraları merak etmiyor da değiliz. Belki biraz felsefe ve sessizlik şu anda iyi gelebilir. Bence en değerli duygu huzurdur ve aslında tüm insanoğlu bunun için savaşır ne tuhaf değil mi?

Hillbilly Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 13:24   #336
Ağaç Dostu
 
jeozuu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 08-05-2011
Şehir: Tokat
Mesajlar: 290
Galeri: 1
Çok teşekkür ederim Sayın Hillbilly...

jeozuu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 15:18   #337
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,064
Kanser hakkında bilinenler sadece istatistiki bilgiler. Bu istatistiki bilgilerden hareketle sebep sonuç ilişkisi kuruluyor. Bu da gerçek neden değildir. Gerçek neden bulunana kadar istatistik ile yetinmek zorundayız. İlaç firmaları kanser ilacından para kazanamaz hale getirilirse kanserin çaresi bulunur. Nasıl olur da ilaç firmaları bu tür ilaçlardan para kazanmaz.. Bilimsel araştırma yapan kuruluşlar , Üniversiteler devlet desteği ile bu ilaçları üretirlerse ve hastalara ücretsiz verilmesi kanunlaşırsa, ilaçlar para kazanma yolu olmaktan bir nebze çıkarılabilirler. O zaman kanserin çaresi bulunacak diye umut edebiliriz. Yoksa Global kapitalizmin elinde para kazanan iki sektörden(silah ve ilaç) biri olan ilaç sanayii , elindeki bu enstürümanı kendiliğinden yok etmez.

İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 15:20   #338
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 28-12-2012
Şehir: Eskişehir
Mesajlar: 2
Sayın Jeozuu öncelikle başınız sağ olsun.. Sizi üzmeyecekse birkaç ek bilgide bulunmanızı rica edeceğim. Anneniz Sebze ağırlıklı mı yoksa et süt yoğurt vb. hayvansal gıda ağırlıklı mı beslenirdi. Suyu çok içermiydi? ve en önemlisi hiç karbonat kullanırmıydı?

gençbakış Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 28-12-2012, 19:00   #339
Ağaç Dostu
 
Charlaux's Avatar
 
Giriş Tarihi: 13-06-2011
Şehir: Istanbul / St.Andrews,Iskocya
Mesajlar: 783
Valla ilk mesajlari okuyunca korkuyorum;o kanserojen bu kanserojen Peki biz nasil yasayacagiz ?
Not: Benimkisi sitem degil yardim cagrisidir

Charlaux Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-12-2012, 13:35   #340
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Charlaux Mesajı Göster
Peki biz nasil yasayacagiz ?
İlk adımlardan biri ''likopen'' zengini sebze ve meyveleri düzenli alarak kanımızdaki ''likopen serum düzeyini'' yüksek tutarak bazı kanser oluşumlarını frenleyebilir hatta engelleyebiliriz..
Özellikle prostat kanserli hastalarda likopen serum düzeyi düşük çıkmıştır..Likopen eşsiz bir koruyucudur..
Çiğ domates yerine pişmiş domatesi, salçayı, domates püresini, ketçapı tercih etmeliyiz..Karpuz, vişne, çilek, güzzeytini iyi bir likopen kaynağıdır..Eğer herhangibir hastalık nedeniyle ilaç kullanmıyorsanız, kış aylarında pembe greyfurt tüketimini alışkanlık haline getiriniz..
Yalnız bu hususta bir noktaya dikkatinizi çekeyim; ''lkopen'' suda ermez, yağda erir, vücudunuzun likopeni alması için bu gıdaları alırken aynı zamanda bir tatlı kaşığı sızma zeytinyağını almayı ihmal etmeyiniz..

Bakın, altta çok değerli bilimsel bir kaynak var, orada ''likopen ve diğer karatonoidler, sağlıklı prostat hücreleri arasında iletişimi arttırmak suretiyle tümör büyümesini durdururlar.Bir diğer ve en çok onaylanan teori ise likopenin antioksidan etkisidir.Likopen DNA hasarı ve kanserin sebep olduğu terörize edilmiş serbest oksijen radikalleri için çöpçü gibi çalışır.Likopen prostat hücrelerinde yüksek miktarda bulunur'' diye yazmaktadır..
Aynı durum pankreas için de geçerlidir..

https://docs.google.com/viewer?a=v&q...nCImy7jAZ4L6Ug

Likopen, sigara içen kişilerin DNA kırılmalarını önlemesi açısından da çok önemlidir..Likopenin önemini daha iyi anlamak istiyorsanız aşağıdaki ciddi kaynakları okuyun derim:

https://docs.google.com/viewer?a=v&q..._Bp-gBrHvOfdrw

http://www.turkurolojiseminerleri.co.../6/177-182.pdf

http://www.xing.com/net/kanserim/bul...kopen-29965170

https://docs.google.com/viewer?a=v&q...rgctL68UV4cglA

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-12-2012, 16:50   #341
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Kanser..alkali beslenme..gıda küfleri..

Ayrıca, gıda küfleri ve alkali beslenmeye de çok dikkat edilmeli:

İnsan vücudunun PH değerinin önemi

...Konya ve yöresi küflü peynirlerinde belirledigimiz küf türlerinin büyük çogunlugunun
peynir de dahil olmak üzere çesitli gıda maddelerinde mikotoksin üretme yeteneginde türler
oldugu bilinmektedir
http://journals.tubitak.gov.tr/biolo...3-10-95030.pdf

Küflü peynir

...Yaygın olarak tüketilen küflü peynirlerde, başta kanser olmak üzere karaciğerlerde tahribata yol açan aflatoksin maddesi tespit ettik. Özellikle Doğu ve İç Anadolu’da daha fazla tüketilen küflü peynirin, 50 değişik türü üzerinde yaptığımız araştırmada, yalnızca 7’sinde aflatoksin maddesine rastlanılmadı.

Kfl Peynir Zararl m?

...Kanser oluşumuna etkisi olduğu ileri sürülen beslenmeler: 1- Aşırı ve yetersiz beslenme,
2- Posasız gıdalar, 3- Gıda katkı maddeleri, 4- Küf ve toksinler, 5- Hatalı pişirme yöntemleri,
6- Alkol gibi zararlılar, 7- Kontamine (bulaşmış) su, belirtilenlerdendir.

http://w2.anadolu.edu.tr/aos/kitap/e...09/unite16.pdf

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 10:59   #342
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Gelde şaşırma:

O kadar brokoliyi boşuna mı yedik? | GAZETE VATAN

Herşeyden azar azar yemek, hiçbir şeyi sürekli, aşırı yememek, çok çeşitli gdalar almak sanırım en doğru olanı..
Falanca hastalığa iyi geliyor diye bir bitkisel gıdayı aşırı ve sürekli yemek fayda yerine zarar verebiliyor demekki..

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 11:39   #343
Ağaç Dostu
 
Hillbilly's Avatar
 
Giriş Tarihi: 31-01-2011
Şehir: Tunceli
Mesajlar: 192
O zaman sigara içelim, sürekli mangal yapıp isli,yanık et yiyelim, yani demek istediğim bol bol serbest radikal alalım tüm vücut kanserin yapıtaşları olan maddelerle dolsun. Bunları yok eden antioksidanları barındıran yiyecekleri ise hiç tüketmeyelim. Sonunda kanser olursunuz ve o ilaçlar az çok işe yarar o zaman Böyle bir mantık mı var ya?

Serbest radikalleri yok eden yiyecekler yerseniz kanser olma riskiniz çok düşer. Spor ve stres faktörlerinin de en az antioksidanlar kadar önemli olduğunu unutmayalım ama. Adamlar sen kanser ol bizde sana ilaç satalımı dolaylı yoldan haber yapmışlar. Eğer bu yiyecekleri tüketir ve yine de kanser olursan sana vereceğimiz ilaçlar etkisiz kalır diyorlar. Çünkü antioksidanlar serbest radikalleri yok ettiğinden hastalığın bıraktığı ayak izlerini de silmiş oluyorlar.

Önemli olan ise şu serbest radikaller hücrelere zarar verirler, bu zararı önlemek için antioksidan barındıran gıdalar almanız gerekiyor. Vücutta serbest radikaller bulunmalı ki bağışıklık sistemi ona göre gerekli reaksiyonu geliştirebilsin deniyor ama biz zaten günlük hayatta büyük oranda serbest radikal alıyoruz yani o konuda sıkıntı yok. Oksijenli solunum yapan canlılar olduğumuz için bir fırın misali besinler vücutta yakılır ve serbest radikaller büyük ölçüde böyle oluşur.Sıkıntı bunları yok edecek olan antioksidanları alamayışımız. Antioksidan fikri yeni yeni gelişen bişey şu ana kadar serbest radikalleri bolca taşıdık ta ne oldu? Kanser olalım adamların sattığı ilaçlarda işe yarasın, ne ala dünya...

ayazkentli beğendi.
Hillbilly Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 12:35   #344
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 04-06-2007
Şehir: Trabzon
Mesajlar: 1,685
Bugün okuduğum bir gazete haberi bildiğimiz kansere faydalı denilen bütün antioksidan sebzelerin hepsinin kanseri oluşturduğu yazıyor. Sarımsak, brokoli, lahana, domates, kuru üzüm, nar, zencefil hepsi çöp oldular.

Daha dün televizyonda diyetisyen narın en kuvvetli antioksidan olduğunu söylemişti,
Aynen yumurta gibi oldu bu işte.

pria beğendi.
Benol Hazaroğlu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 13:34   #345
Ağaç Dostu
 
ayazkentli's Avatar
 
Giriş Tarihi: 10-04-2009
Şehir: İzmir
Mesajlar: 1,604
Galeri: 1
İlaç lobileri.

denizakvaryumu ve pria beğendi.
ayazkentli Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 16:44   #346
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 03-01-2013
Şehir: izmir
Mesajlar: 279
Eşimin omuriliğinde 14cm tümör vardı ameliyat oldu Allaha şükürler olsun %95 felç kalacak dedikleri eşim 2 saat sonra yürümeye başladı. Mucize gibi doktorlarıda çok şaşırdı yılın en başarılı ameliyatı geçirdi eşim. BİZ KULLANDIĞIMIZ BİTKİLER VE DULARIMIZ SAYESİNDE OLDUĞUNU BİLİYORUZ BU BAŞARININ. ama doktorlar buna pek inanmıyor.. ameliyat öncesi 14cm olan tümör 15 günlük bitki tedavisiyle 13cm e gerilemişti. eğer 2-3 ay vaktimiz olsaydı bu tümörü tamamen yok edebilirdik ama hemen ameliyat olması gerekiyordu. NEYSE benim bu süreçte gördüğüm ve tanıştığım bir çok insan oldu bitkilerle tedavi olmuş ve hastalıktan eser kalmamış. Diyeceğim hastalar pes etmemeli. ALLAHTAN ÜMİT KESİLMEZ.

sadecegeçen Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 19:05   #347
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi sadecegeçen Mesajı Göster
... BİZ KULLANDIĞIMIZ BİTKİLER VE DULARIMIZ SAYESİNDE OLDUĞUNU BİLİYORUZ BU BAŞARININ. ama doktorlar buna pek inanmıyor.. ameliyat öncesi 14cm olan tümör 15 günlük bitki tedavisiyle 13cm e gerilemişti...
Geçmiş olsun sayın sadecegeçen..

Bu konuda katı olmayan doktorlarda var artık..
Bende kendimden örnek vereyim..

Bir ay kadar önce baldızım 3. kez kalp ameliyatı oldu..2 kapak takıldı..

Ameliyat öncesi bir tahlil için semtimizdeki Bölge Hastanesine gittik..
Amerika'da çalışıp dönmüş bir İç Hastalıkları uzmanı ilave olarak Ukrayna'nın Kırım Bölgesinde yetişen Cabernet Sauvignon Cinsi siyah üzümlerin ektresinden de almasını tavsiye etti..

Ayrıca, ameliyat sonrası biz sürekli taze ısırgan otu çayı demleyip içmesini sağladık..Onuda meşhur bir kalp profösörü olan Bingür SÖNMEZ'in verdiği bir röportajındaki tavsiyesine uyarak verdik..

Ameliyat sonrası unutamıyacağımız bir anı oldu ayrıca..Şöyle:

..Ameliyat sonrası taburcu olduktan sonra ilk 10-15 gün çok önemli olduğu için
ve bacanağımda çok çok yorgun olduğu için onları evimize alarak, hastamız için en ideal beslenme koşullarını sağladık sayılır..
10 gün sonra ameliyat olduğu Memorial'a kan tahlili için gittik..
Kan örneği aldılar..Ama, yarım saat sonra tekrar çağırdılar..ÇÜnkü şimdiki kan değerleri ameliyat öncesi kan değerlerine göre olumlu yönde o kadar farklı çıkmış ki, inanamamışlar, acaba yanlışlık mı yaptık deyip ikinci defa kan örneği aldılar..
Bunu tamamen bizim evde sağladığımız, çoğu organik ve yemesinde büyük yarar gördüğümüz gıdalara bağladık..

Mesela; kefiri, avakadoyu, ananası, trabzon hurmasını, üzümü, cevizi, fındığı,balığı, kuzu dalağı ve ciğerini, organik beşi bir arada pekmezi, organik yumurta-yoğurt-peyniri hiç ihmal etmedik..O gün baldızımı hastanede yürürken gören doktor öylesine sevinçle yanına geldi ki; unutamam..

Ayrıca, bu beslenme işini bizzat organize ettiğim için baldızımın benim için etmediği dua, teşekkür kalmadı..
Sen olmasaydın bu kadar çabuk iyileşemezdim diyor hep.Şimdilerde ise çok çok iyi..
Bitkilerin tedavi edici özelliklerine pek inancım yok ama koruyucu tedavi ve yaşam standardının iyiliği için çok yararlı olduğuna inanıyorum..
Ve..inandığım şeyleri yapıyorum..

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 19:58   #348
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 03-01-2013
Şehir: izmir
Mesajlar: 279
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi pria Mesajı Göster
Geçmiş olsun sayın sadecegeçen..

Bu konuda katı olmayan doktorlarda var artık..
Bende kendimden örnek vereyim..

Bir ay kadar önce baldızım 3. kez kalp ameliyatı oldu..2 kapak takıldı..

Ameliyat öncesi bir tahlil için semtimizdeki Bölge Hastanesine gittik..
Amerika'da çalışıp dönmüş bir İç Hastalıkları uzmanı ilave olarak Ukrayna'nın Kırım Bölgesinde yetişen Cabernet Sauvignon Cinsi siyah üzümlerin ektresinden de almasını tavsiye etti..

Ayrıca, ameliyat sonrası biz sürekli taze ısırgan otu çayı demleyip içmesini sağladık..Onuda meşhur bir kalp profösörü olan Bingür SÖNMEZ'in verdiği bir röportajındaki tavsiyesine uyarak verdik..

Ameliyat sonrası unutamıyacağımız bir anı oldu ayrıca..Şöyle:

..Ameliyat sonrası taburcu olduktan sonra ilk 10-15 gün çok önemli olduğu için
ve bacanağımda çok çok yorgun olduğu için onları evimize alarak, hastamız için en ideal beslenme koşullarını sağladık sayılır..
10 gün sonra ameliyat olduğu Memorial'a kan tahlili için gittik..
Kan örneği aldılar..Ama, yarım saat sonra tekrar çağırdılar..ÇÜnkü şimdiki kan değerleri ameliyat öncesi kan değerlerine göre olumlu yönde o kadar farklı çıkmış ki, inanamamışlar, acaba yanlışlık mı yaptık deyip ikinci defa kan örneği aldılar..
Bunu tamamen bizim evde sağladığımız, çoğu organik ve yemesinde büyük yarar gördüğümüz gıdalara bağladık..

Mesela; kefiri, avakadoyu, ananası, trabzon hurmasını, üzümü, cevizi, fındığı,balığı, kuzu dalağı ve ciğerini, organik beşi bir arada pekmezi, organik yumurta-yoğurt-peyniri hiç ihmal etmedik..O gün baldızımı hastanede yürürken gören doktor öylesine sevinçle yanına geldi ki; unutamam..

Ayrıca, bu beslenme işini bizzat organize ettiğim için baldızımın benim için etmediği dua, teşekkür kalmadı..
Sen olmasaydın bu kadar çabuk iyileşemezdim diyor hep.Şimdilerde ise çok çok iyi..
Bitkilerin tedavi edici özelliklerine pek inancım yok ama koruyucu tedavi ve yaşam standardının iyiliği için çok yararlı olduğuna inanıyorum..
Ve..inandığım şeyleri yapıyorum..
Sağolasın teşekkürler.

Yabancı bilim adamları bitkilere inanıyor ve araştırma yapıyorlar klinik çalışmalarından sonra hayvanlar üzerinde deniyorlar sonra ilacı piyasaya sürüyorlar. Bizim doktorlarda o ilacı reçeteye yazıyor.Kansere çare olabilecek bir bitki ZERDAÇAL üzerine 500 den fazla araştırma yapılmış 2012 de. Yani bütün Dünya bitkiler ile bu hastalığın çözümünü arıyor. Ülkemizde sanırım bir tek Prof. Erkan Topuz var.

Bitkilerin tedavi edici özelliğine çok büyük inancım var. Çünkü gözlerimle gördüklerim var .Bir teyzeyle karşılaştım otları alırken kontrole gelmiş. hepatit B den hepatit C ye çevirmiş ve 3 ay ömrün kaldı evine git çoluk çocuğunla vakit geçir demişler. Burayı duydum ve geldim verdiği gıda takviyeleriyle 3 ayda iyileşmiş. Hastalığından eser kalmamış EGE Üni. Doktorları inanamış ne yaptın demişler teyzede korkmuş söylememiş sizin verdiğiniz ilaçları kullandım demiş geçmiş Yani diyeceğim hepatit, siroz, lenfoma, akciğer kanseri, pankreas kanseri, lösemi bu hastalıkları bitkilerle yenen kişilerle görüştüm. İŞTE BİTKİLER BÖYLE TEDAVİ EDİYOR.

Bitkisel tedavide en kötü sonuç sahte ALÇAK NAMUSSUZ sözde herbaliste çarpılmak. işte doktorlarda zaten bu düzenbazlar yüzünden inanmıyor.

offf yaa ben cafe işletiyorum şu yazıyı yazarken belki 30 kere ara verdim inşallah saçmalamamışımdır

Allah sizin baldızınıza şifa versin.

sadecegeçen Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-01-2013, 20:21   #349
Ağaç Dostu
 
İsmail Karagülle's Avatar
 
Giriş Tarihi: 30-03-2009
Şehir: istanbul
Mesajlar: 1,064
Çernobil , sonrası karadenizde kanser hastalığının artışı ve karadeniz çayını tüketenler arasında , kanser vakalarının artışı istatistiki olarak dikkatlerden kaçırılıyor. Nükleer sızıntıların ve radyasyonun kanser belasında en önemli faktör olduğu kanaatindeyim. Ama bu faktör diğerleri ile aynı seviyede gibi gösterilerek gerçek etkisi gözlerden saklanıyor.

Buna ilaveten manyetik alanların yoğunluğu, üstüne tuz biber durumunda.

İsmail Karagülle Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2013, 10:39   #350
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Benol Hazaroğlu Mesajı Göster
Bugün okuduğum bir gazete haberi bildiğimiz kansere faydalı denilen bütün antioksidan sebzelerin hepsinin kanseri oluşturduğu yazıyor. Sarımsak, brokoli, lahana, domates, kuru üzüm, nar, zencefil hepsi çöp oldular.

Daha dün televizyonda diyetisyen narın en kuvvetli antioksidan olduğunu söylemişti,
Aynen yumurta gibi oldu bu işte.
Dün gece NTV'de Prof. Ahmet Rasim Küçükusta bu konuyu işledi..

Burada genellikle Batı'da kullanımı yaygın olan bitki ekstrelerinin ve haplarının kastedildiğini açıkladı..

Her şeyi mevsiminde taze olarak yiyin..Pişirme usullerine dikkat edin..Spor yapın ve stresten uzak durun..Dengeli beslenin..gıda çeşitliliğine dikkat edin, gibi şeyler söyledi..

Bence bu Nobelli doktor Watson haklı..
O, daha çok kemoterapi gibi tedavi dönemlerinde bitkisel ürün desteklerinin tedaviyi engellediğini, hatta kansrin yayıldığına işaret ediyor..

Aynen greyfurt olayı gibi..Eğer ilaç kullanıyorsanız, greydurt insanı ölüme bile götürebiliyor..

Bu tür gıda takviyelerini doktorların haberi olmadan kullanmamak daha doğru..

Yoksa..koruyucu beslenme açısından aşırıya kaçmadan alacağımız, yiyeceğimiz her türlü sebze ve meyvenin mutlaka insan sağlığına yararı vardır. Bu tartışmasızdır.

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2013, 15:06   #351
Ağaç Dostu
 
h_dogan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-07-2007
Şehir: Adana
Mesajlar: 4,678
Galeri: 22
Arrow

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Benol Hazaroğlu Mesajı Göster
Bugün okuduğum bir gazete haberi bildiğimiz kansere faydalı denilen bütün antioksidan sebzelerin hepsinin kanseri oluşturduğu yazıyor. Sarımsak, brokoli, lahana, domates, kuru üzüm, nar, zencefil hepsi çöp oldular.

Daha dün televizyonda diyetisyen narın en kuvvetli antioksidan olduğunu söylemişti,
Aynen yumurta gibi oldu bu işte.
Kuş gribi var deyip yumurtayı likit satanlar, çilekte hormon var deyip çileği meyve suyu yapıp satanlar.
Ne hikmetse bu ürünlerin fiyatları açıklamalardan sonra dip yapıyor ve bu adamlar malı topluyorlar. Sonra da likit yumurtayı adamlar öyle bir teknolojiyle işliyorlar ki kuş gribi hikaye, çileği de öyle bir sıkıyorlar ki hormon falan kalmıyor!!

h_dogan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2013, 17:15   #352
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 03-01-2013
Şehir: izmir
Mesajlar: 279
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi jeozuu Mesajı Göster
Merhaba,
Geçtiğimiz mayıs ayında annesini pankreas kanserinden kaybetmiş biri olarak o süreç boyunca yaptığım araştırmalar ve annemin hayat tarzını karşılaştırarak aslında kanser hakkında uzmanlarca yapılan açıklamaların çok da tutarlı olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki; pankreas kanserinin birinci sebebi olarak gazlı içecekler ve aşırı kırmızı et tüketimi gösteriliyor. Anneme bakıyorum kola içmişliğini hiç görmedim, çay içerdi, tek içeceği çaydı diyebilirim. Yine sebeplerden biri kalıtsal faktörler deniyor ancak ailesinde herhangi bir kanser vakası yok. Sağlıklı beslenme konusu ise en ilginci. Çünkü annem kırmızı eti hiç sevmezdi, en sevdiği ot yemekleriydi. Tükettiği gıdalar özenle seçilmiş organik gıdalardı. Babaannemin köyden gönderdiği yoğurtlarla, tereyağlarıyla beslendik. Köyde öğretmenlik yaptığı için yumurtamızı, tavuğumuzu, etimizi, sebzelerimizi annem oradan getirirdi. Ayrıca Samsun'da oturduğumuz uzun yıllar boyunca alışverişlerimizi sürekli köylü pazarından emin olduğumuz köylülerden yaptık. Emekli olup Tokat'a yerleştikten sonra ise bir çok sebzemizi kendimiz yetiştirdik, 3 tane tavuk aldık, yumurtamızı onlardan edindik. Bunları kanser olmaktan korktuğumuz için de yapmadık, doğru olanın bu olduğuna inandığımız ve bundan zevk aldığımız için. Beyaz ekmekten hiç hoşlanmazdı varsa kahverengi ekmek yer yoksa da yemezdi. Şekerli şeyleri hiç sevmezdi, tatlı evimize ayda yılda bir girerdi, biz de sevmezdik. Tüm sebzelere, zeytinyağlılara bayılırdı. Belki ağzından giren tek zararlı şey sigaraydı.
Cep telefonu ve bilgisayar kullanmaya ben çalışmak için yurtdışına gidince benimle konuşabilmek için başladı. Örgü örerdi devamlı.
Yerinde duramayan aktif bir insandı bahçesiyle, çiçekleriyle uğraşırdı, otobüse binmezdi şehir içinde, gideceği yerlere hep yürürdü.
Hayatındaki tek zararlı alışkanlığı sigara iken bir insanın en nadir rastlanan kanser türlerinden birine yakalanması çok ilginç değil mi? Tek başına sigara bir insanı kanser edebilir mi? Ki olan dumanı dışarı verirdi, dudak tiryakisiydi.
Ancak annemin hayatında onu çok üzen bazı şeyler vardı. Büyük şoklar ve mutsuzluklar yaşadı. Bence o dönemlerde vücudunun bazı dengeleri devre dışı kaldı, yani vücudu kendini unuttu ve işte o hücreler o zaman aşırı çoğaldı.
Kanser tedavisi gördüğü 7 ay boyunca umudunu hiç kaybetmedi, hep eve dönüp bahçesindeki güllerini budayacağı günü bekledi. Tokat'taki yakınlarımızdan bahçemizin fotoğraflarını istedi baharda, onlara bakıp özlemini giderdi. Azıcık kendini iyi hissettiğinde bize en sevdiğimiz dolmayı sarmaya kalktı. Yani son 15 güne kadar hep umutla yaşadı. İyileşmeyi çok istedi.

Ama olmadı ve 5 mayısta gözlerini yumdu... Şimdi en sevdiği çiçeklerle dolu bahçelerin içinde...
Bütün bunların yanında kanserli hastaların bazılarınca ne kadar değerli olduğunu gördüm. Peşimizden koşan insanlara şahit oldum. Neden mi? ****** kazanç sağlamak için ki bunlar o sektörün en ucundakiler, eczacılar. Bazı eczanelerin hastanelerde 7-8 belki daha da çok elemanı var, hastalar kapışılıyor, ilaçlarınız ayağınıza geliyor, hastanede her işinizi görmeye hazırlar, ilacınızı Ankara'nın bir ucundaki evinize dahi getiriyorlar. Zincirin en ucundakiler bunları yapabiliyorsa en tepedekilerin neler yapabileceğini siz düşünün, neden bu hastalığın çaresi bulunsunki...
Bunlar kansere yakalanmak için önemsenmeyecek kadar büyük nedenler.

Sizin o uzman dediğiniz kişilere asla güvenmiyorum artık. Gördüklerim bana yetti arttı bile. Tıp kanser konusunda yerlerde sürünüyor. DOKTORLAR KENDİLERİ BİLE İNANMIYOR. Kanserden korkma MODASI GEÇMİŞ TEDAVİDEN KOR diye bir kitap yazmış doktor.

Bütün tıp dünyasını ve ilaç firmalarını karşına alıp böyle bir kitap yazmak çok zordur.

Kitaptan bir alıntı

Bir onkoloğumuzun bir web sayfasında birileri tarafından aktarılan beyanatını aktarıyorum : Sarımsak ve hint safranı vb bitkilerin zararlı olduğunu belirtiyordu. Beş bin yıldır sofralarımızdan eksik etmediğimiz baharat ve sebzelerin zararlı olduğunu söylüyordu. Sayın onkoloğum, biz ne yiyeceğiz gıda olarak, verdiğiniz toksinler yetmiyor mu? Oysa bu bitkilerin birden çok antioxidant özelliği ve kanser genlerini inhibe etme özelliği olan ve aynı zamanda kanseri önleyen birden fazla etken madde içeriğine sahip olduğundan belkide bihaberdir sayın onkoloğumuz. Oysa gıda olarak kullandığımız bu bitkiler doğada NK-cell (yanlızca kanser hücrelerini öldüren) özelliği olan nadir bitkilerden . Sağlıklı yaşamayı bu bitkilere borçluyuz. Tıp fakültelerinde okuyan bir öğrencinin her şeyden önce beslenme dersi alması gerekir.
ŞİMDİ SARIMSAĞIN İÇİNDEN YÜZLERCE ETKEN MADDE İÇİNDEN TEK BİR ETKEN MADDEYİ ELE ALALIM KANSER HASTASI İÇİN NE KADAR TEHLİKE ARZ ETTİĞİNİ SİZ KARAR VERİN
Garlic extract (allicin) bulunduğu bitkiler. Sarımsak ve soğanda bulunur (en çok sarımsakta bulunmaktadır)
Allicin biyolojik etki mekanizması
Alcohol-Dehydrogenase-Inhibitor
Allergenic
Amebicide
Anthelmintic
Antiaggregant
Antiatherosclerotic
Antibacterial
Antibiotic
Anticholinesterase
Antidiabetic
Antiflu
Antiglaucomic
Antiherpetic
Antihypertensive
Antiinflammatory
Antileukemic
Antileukotriene
Antilymphomic
Antimutagenic
Antineuralgic
Antioxidant:
Antiplatelet
Antiproliferant
Antiprostaglandin
Antiradicular
Antisarcomic
Antiseptic
Antishigellic
Antistaphylococcic
Antitriglyceride
Antitubercular
Antitumor
Antiviral
Apoptotic
Calcium-Antagonist
Candidicide
Cyclooxygenase-Inhibitor
Fungicide
Gram(+)icide
Gram(-)icide
Hepatotoxic
Hypocholesterolemic
Hypocholesterolemic
Hypocholesterolemic
Hypoglycemic
Hypolipidemic
Immunostimulant
Insecticide
Insulin-Sparing
Larvicide
Lipolytic
Lipoxygenase-Inhibitor
Mucokinetic
Mycobactericide
NO-Inhibitor
NF-kB İnhibitor : Kanser genini durdurucu ve inhibe edici etkiye sahip
Nematicide
Papain-Inhibitor
Pesticide
Phagocytotic
Prooxidant
Prostaglandin-Synthetase-Inhibitor
Succinate-Dehydrogenase-Inhibitor
Trichomonicide
Urease-Inhibitor
Vibriocide
Xanthine-Oxidase-Inhibitor
Ne yapalım her güzelin bir kusuru vardır. Doktorlarımız FDA, NCİ ve ACS nin her araştırmasını ve söylediklerini doğru kabul ediyorlar. Ama yaptıkları bilimsel sahtekarlıkları sorgulamayı akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar. Böylesi bir bağlılık ancak ve ancak orthodox rahiplerinin mantığı ile yetişen bir insan yapar. Bilim insanı olaya şüphe ile bakar ve süpheci olmalıdır. Ülkem adına bu tip beyanatları verenlerin bilim adamı sıfatını taşıdıkları için utanç duyuyorum.
Kanserli hücreleri özellkile yok eden ve binlerce yıllık bu toplumun birer kültürü haline gelmiş bazı bitkilerin kullanımına acaba neden yasaklar konuyor ?

h_dogan, pria ve lodos_ beğendi.
sadecegeçen Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2013, 21:27   #353
Ağaç Dostu
 
h_dogan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 12-07-2007
Şehir: Adana
Mesajlar: 4,678
Galeri: 22
Çünkü hastalık biterse daha fazla parayı nasıl kazanacaklar!

sadecegeçen beğendi.
h_dogan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-01-2013, 21:43   #354
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,108
Galeri: 25
Brokoli tartışmaları

Brokoli tartışmaları kızışıyor-HABERTÜRK

Name:  brokoli.jpg
Views: 505
Size:  48.1 KB

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-01-2013, 23:05   #355
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 05-04-2010
Şehir: Ankara
Mesajlar: 161
Op. Dr. İlhami Güneral
bu sayfayı incelemek faydalı olabilir

pria ve sadecegeçen beğendi.
lodos_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-02-2013, 00:32   #356
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi İsmail Karagülle Mesajı Göster
Yoksa global kapitalizmin elinde para kazanan iki sektörden biri olan ilaç sanayii , elindeki bu enstürümanı kendiliğinden yok etmez.
İlginç bir örnek:

...Dev ilaç firmaları ve laboratuarları kolesterol konusunda yalan söylemekle suçlayan Profesör Even, kolesterol düşürücü ilaçlar sayesinde ilaç endüstrisinin son 15 yılda 300 milyar dolar kazandığını söylüyor. Fransız uzman, kolesterolün zararları üzerine bilimsel makalelere imza atan bilim insanlarının da "ilaç endüstrisi hesabına çalıştıklarını" iddia ediyor.

Büyük kolesterol yalanı

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-03-2013, 01:19   #357
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
... 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle düzenlenen törende konuşan Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Muhammet Güven, eskiden tıp denince akla dersin zorluğunun geldiğini; derslerin zorluğu nedeniyle öğrencilerden sosyal aktivite beklenmediğini söyledi. Prof. Dr. Güven, “Eskiden, ünlü bir ders kitabına, Anatomi Atlası’na sahip olmak sınıf atlamaktı. Maalesef bugün tıp denince akla CT, MR, anjiyo, ultrason, by-pass gelmekte. Tomografi, MR, ultrason artık fizyolojik bulgulardan sayılmakta. Ateş, nabız, tansiyon ölçülmeden hasta kendisini tomografi tünelinde bulmakta” diye konuştu.

...Eskiden insanlar gittikleri hekimin adını yıllarca hatırladığını anımsatan Prof. Dr. Güven, bugün sağlık hizmetinin kalitesi bilgi ve beceri ile değil, fiziksel mekânların güzelliği ile ölçülmeye başladığını; Hastaların da artık hekimlerden değil, hastane odalarının güzelliğinden, koridorlardan, asansörlerden, hosteslik hizmetinden, klimalardan, çay-kahve ikramlarından bahsettiğini söyledi.

...Prof.Dr. Güven, şöyle devam etti:

"Yaşanan olumsuzluklar nedeniyle bütün dünyada defansif tıp giderek yaygınlaşmakta, Televizyonlarda hekimlerin yerini aktarlar, ilaçların yerini otlar, çöpler almaya başladı. İnsanlar eski çağlardaki gibi büyücülerden, falcılardan medet ummaya başladı. Bu nedenle bir gün yeniden sıfırdan başlamamak için, tekrar meyan kökü çiğnememek için, hastalıklarımızdan dolayı toplumdan tecrit edilmemek için, etrafımızda ateş yakılıp dans edilmemesi için tıp fakülteleri ve tıp eğitimine, hekimlik mesleğine ve onuruna sahip çıkmalıyız. Yoksa gün gelecek sadece bir organ veya hastalığı bilen hekimler olacak, hastayı genel bir değerlendirme gerektiğinde ise binlerce yıl geriye saracağız.”

'Hekimliğin ruhu kaybediliyor' - Gerçek Gündem

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-03-2013, 15:45   #358
Ağaç Dostu
 
jeozuu's Avatar
 
Giriş Tarihi: 08-05-2011
Şehir: Tokat
Mesajlar: 290
Galeri: 1
Merhaba,

Devletin vatandaşlara sunduğu sağlık hizmetlerinin boyutunu ve kalitesini insana en iyi öğreten hastalıktır kanser. Devlete 30 yıl hizmet vermiş, tüm vergilerini sonuna kadar ve fazlasıyla ödemiş bir vatandaşına, onun vergileriyle yapılmış hastanelerde yatıracak yer bulamaz devlet.
Ama bir bakarsınız size yer bulunamayan bu hastanede yukarılarda tanıdıkları olanlar bir telefonla hemen yer bulurlar. Siz de eve gönderilirsiniz, ayakta bile duramayan annenizi tekerlekli sandalyeye koyarak. Yapacak bir şey yoktur çünkü tanımazsınız yukardakileri.

İsterseniz özel hastaneye yatırabilirsiniz tabii annenizi, ama eğer 3 gün için 2600 TL verecek gücünüz varsa. Sonra birden aklınıza bakanların açıklamaları gelir. Hani kanser hastaları özel hastanelerde para ödemeyecekti dersiniz karşınızdaki yetkiliye. Ama işte onu da kılıfına uydurur özel hastane, ticari bir işletmedir en nihayetinde. Olsun dersiniz, 3 gün de olsa annenizle doktorlar ilgilenmiştir, rahat etmiştir, verdiğiniz para umurunuzda olmaz. Buradaki doktorlar da bir başkadır. Asla ne annenizi ne de sizi terslemezler, melek gibidirler, devletin doktoruna benzemezler hiç.

Devlete 30 yıl hizmet vermiş bu kadın iyiliklere de rastlar tabii, bir mucize gibi, inanamaz gördüğü muameleye. Derdini dinleyen bir şeyler yapmaya çalışanlar da olur. İnsanlar iyidir ama işte yine imkan yoktur. Yatak yine bulunamaz ve bu kadın sürüne sürüne, bir acil serviste 10.günün sonunda tüm dertlerinden kurtulur, melek olur...

vehibe ve Charlaux beğendi.
jeozuu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 23-07-2013, 01:48   #359
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 23-07-2013
Şehir: izmir
Mesajlar: 1
kanserden kurtuldular

merhaba,
aileden ytakınımız lenf kanseriydi.doktorlar çare bulamadılar.birde ruhsal bunalımda olan halam var.geceleri afakanlar basıyor kendini dışarı atıyor,zor tutuyoruz.içi sıkılıyor sanki boğuyorlar.o gün internette bir bayanla tanıştım.kendisi kansermiş artık ölümü bekliyormuş.Bursa da biri var dedi.herkese bakmıyor.ben bile yalvar yakar kabul ettirdim.iyiki tanımışım her gün dua ediyorum yazdı.bizde her yere gittikumut ya olmadı işte.bana telefonun u ver dedim.saolsun kız verdi ama yemin ettirdi birde kendisinden aldığımı söylememem şartıyla.aradık önce kabul etmedi,dua edin dedi,bizlerde dua edelim.yalvar yakar hiç olmazsa bir görüşelim tanışalım,yanımızda okuyun bari dedik.zar zor randevu aldık.çoğu insan işin maddiyatında 3 kuruş için kimlerin sağlığıyla oynanıyor biliyoruz.bu zat öyle değil.
gittik.ben sanıyorum sakallı hacı hoca çıkacak karşımıza.birde gördüm öyle değil.acaba dedim bumu şifa veren..
konuştuk tanıştık.halamıda götürdük,o bağıran çağıran kadından eser yok şaşırdık sadece.
neyse aradan 3 sene geçti,hastalıklar unutuldu.halam hatırlamıyor bile diğeriyse o da unutmuş o acı günleri.
saol güzel insan saol ALLAH dostu.etrafındakiler seni sıradan biri gibi görüyor,kızıyor bazen kırıyordurda.ama ben anladım kim olduğunu.senden ayrıldıktan 1 ay içerisinde gösterdiler.hala içim titremekte.umarım başka buraklara ilaç olursun.
ellerinden öperim her ne kadar senden büyük olsamda...
burak
burak2014@outlook.com

burak burak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-09-2013, 01:00   #360
Ağaç Dostu.
 
pria's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-08-2009
Şehir: İstanbul+Çanakkale
Mesajlar: 4,095
Körler neden kanser olmaz?

pria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 23:46.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2014