agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Bitkiler ve Sağlığımız
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni13Beğeniler
  • 6 Gönderen Müjgan
  • 2 Gönderen sabah
  • 2 Gönderen Müjgan
  • 3 Gönderen Müjgan

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 12-03-2013, 12:12   #1
moderatör
 
Müjgan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,541
Galeri: 30
Aromaterapi

Name:  adsız.JPG
Views: 1590
Size:  48.5 KB

Aromaterapi burnumuz ve zaman zaman da cildimiz aracılığı ile uçucu yağların etkisinden yararlanmaktır kısaca...


Canlılar dünyaya geldiklerinde çevreyle ilk iletişimi burunları ile kurarlar.
Hayvanlar, sürü içerisindeki onca yavrunun (ya da) annenin arasında, kokular yardımı ile birbirlerini tanırlar.
Kadınlar eşlerini koklayarak seçerler. Eş olarak seçilen erkeğin bağışıklık sisteminin güçlü ve genetik yapısının kendisinden farklı olması gerekir, bu genetik kodları erkeğin yaydığı feromon denen özel kokudan koklayan kadın, bu seçiciliği ile eşini belirlemiş olur. Şimdi zaman zaman tartıştığımız, saçımızı süpürge ettiğimiz (!) kocalarımız, bu işe biz burnumuzu soktuğumuz için yanımızdalar, unutmayalım...
Bütün bunlar düşünüldüğünde kokunun hayatımızdaki yerinin önemi ortada. Bu paragrafta Patrick Süskind'in "Koku" adlı romanını anmadan geçmeyelim. Kokumuz yoksa biz bir "hiç"iz.


Farklı kokular beyinde bulunan bir sistem ile tanımlanıp, farklı etkilerle bizi farklı boyutlara taşırlar. Kötü kokan, çürümüş şeyler bizim içimizi dışarı çıkarırken, güzel kokular kendimizi iyi hissetmemizi sağlarlar.


Yiyeceklerin taze ya da bayat olduğunu algılayan burnumuz, bu ayrımla yaşamımızı bozuk yiyeceklerle riske atmamızı engelleyip, hayatta kalmamızı sağlar. Bir çok örnekle burnumuzun ve koku alma duyumuzun önemi vurgulanabilir, biz bu kadarla yetinelim.


Sevgili hocamız Prof. Dr. Ekrem Sezik, Ankara Eczacı odası'nın düzenlediği, "uçucu ve sabit yağlar ve aromaterapi" seminerinde aklımıza bu konuyu sokmuş oldu. Fakültede farmasötik botanik, farmokimya, farmakognozi okuyunca, aromaterapi ve etkilerini anlatmak bir eczacıya yakışır düşüncesi ile yazmaya başladık.
Konuyu yazmadaki bir diğer amacımız da bizi tedavi etme yetisi olan bitkileri, ayrıca içerdikleri kokuları ve etkilerini, kısaca aromaterapiyi dilimizin döndüğünce anlatmak. Bu konu için internetten değişik kaynaklardan, birbirlerinin teyidini alarak yararlandık, Turhan Baytop hocanın "Türkiye'de Bitkilerle Tedavi" adlı kitabı ve farklı diğer kitaplar da yol gösterdiler.


Aromaterapi deyince aklımıza bitkiler ve en çok da çiçekler geliyor, sadece bizim mi? Atalarımız da böyle hissetmiş olmalılar ki, tarihin sayfaları içinde, (kil tabletlerde demek daha doğru) bu tür terapiyi onların da kullandıklarına şahit olmaktayız. Ülkemiz bitki florası açısından şanslı ülkelerden birisi, aromaterapi bu yüzden bizim ülkemize çok yakışır

Name:  label image.jpg
Views: 2063
Size:  68.4 KB

Türkiye 9000 civarında bitki türüyle dünyada bulunduğu iklim kuşağı üzerinde zengin bitki florarasına sahip ülkelerden biridir.
Avrupa kıta florasının 12.000 türe yakın olduğu düşünülürse ve kıta'nın ülkemizin yaklaşık 15 katı büyüklükte olduğu göz önünde bulundurulursa, flora zenginliğinin boyutları görülür.


Dünya üzerinde 750.000-1.000.000 arasında bitki türünün olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 500.000 kadarı tanımlaması yapılıp, isimlendirilmiştir. Her yıl 2000 kadar yeni bitki türü tanımlanıp, isimlendirilmektedir.
Gıda elde etmek için yetiştirilen türler 3000 civarındadır. Buna karşılık, gıda olarak kullanılan, yabani bitki türlerinin adedi 10.000 sayısının üstündedir.


Atalarımız da bu işi biliyorlarmış dedik. Bitkilerin değişik amaçlar için kullanılışı İ.Ö 3000 yıllarına Mezopotamya uygarlığına kadar dayanır. Bulunan kil tabletlerin okunması ile Sümer, Akad, Asur uygarlıkları dönemlerinde tedavinin rahip hekimler tarafından sihir ve ilaç yardımıyla yapılmakta olduğunu öğreniriz. Bu döneme ait tabletlerde bulunan reçetelerde pek çok bitkisel drog ismi vardır. Adamotu, Banotu, Çöpleme, Eğir kökü, Haşhaş, Hardal, Kekik, Meşe mazısı, Nane, Nar kabuğu, Rezene, Safran, Terementi vb...


Mısır uygarlığı döneminde ölülerin mumyalanma tekniklerinin ileri gittiğini ve son derece başarılı çalışmaların yapıldığını günümüze ulaşan mumyalar anlatırlar. Doğadan yararlanılarak yapılan mumyalama teknikleri günümüz bilimince gün ışığına çıkartılmıştır. Dönemin tedavide kullanılan popüler drogları; Acımarul, Adasoğanı, Ardıç meyvası, Banotu, Çiğdem, Hardal, Hintyağı, İncir, Centiyane, Keten tohumu, Kişniş, Mürver, Nar kabuğu, Pelinotu, Safran, Sakız, Sarısabır, Soğan, Tarçın, Terementi, Üzüm.


İ.Ö 2000 yıllarında Hitit'ler de Orta Anadolu'da yerleşerek kurduğu uygarlıktan kalan tabletlerde de Adamotu, Alıç, Aksırıkotu, Arpa, Badem, Banotu, buğday, Defne, Dişotu, Hardal, Haşhaş, Kayısı, Köknar, Mazı, Mersin, Meyankökü, Safran, Sarımsak, Sedir, Selvi, Soğan, Söğüt, Susam, Sütleğen, Şimşir, Üzerlik, Üzüm, Zeytin gibi bitkilerin kullanıldığını öğreniriz.

Tarih koridoruna bakıldığında,tüm uygarlıklarında bazı tedaviler için bitki yağlarının kullanıldığını görmekteyiz. Uygarlığın yaptığı "atak" ve ilaç sanayiindeki gelişmeler ile, ucuz ve hızlı tedaviyi sağlayan ilaçlar, artık aromaterapinin pabucunu bir süreliğine dama atmıştır.
Yeniden farkına varılan aromaterapi, gelişmiş ülkelerde, büyük yatırımlı sektörlerle varlığını yeniden göstermeye başlamıştır.


Günümüzde aromaterapi ile ne demek istenildiğini, tek paragrafta şöyle ifade edebiliriz;
Aromaterapi tıbbi bitkilerin çiçek, yaprak, gövde vb. organlarını kullanarak, çok özel yöntemlerle bu organlardan alınan, tedavi edici etkisi saptanmış uçucu yağları, ve bir kısım bitkilerde bulunan sabit yağları kontrollu kullanarak, fiziksel, ruhsal sağlığın korunmasını ve güçlendirilmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir.

Name:  084858_93178502.jpg
Views: 2280
Size:  58.2 KB

Aromaterapide kullanılan uçucu yağlar konsantre ve kompleks bir yapıya sahiptirler. Piyasada satılan ve pek çoğu sahte olan yağlarla bir ilgileri yoktur. Elde edilişleri zor ve bir o kadar da masraflıdır. Uçucu yağların yapıları, bildiğimiz ve kullandığımız bazı bitkisel yağlardan (Avakado, borago, ceviz, primroz, jojoba, şeftali çekirdeği, üzüm çekirdeği, badem, buğday özü, fındık, havuç, susam, yer fıstığı, zeytin) çok farklıdır.
Uçucu yağlar, onlara terapötik değer kazandıran terpenler, esterler, kumarinler, aldehitler gibi pek çok madde içerirler. Bu tedavi edici maddeler uçucu yağlara ağrı kesici, spazm giderici, antiseptik, bakteri ve virüsleri öldürücü, balgam söktürücü, idrar söktürücü, sakinleştirici, antidepresan, tansiyon düzenleyici etkiler kazandırırlar.

Bir uçucu yağ koklandığında burnumuz aracılığı ile koku sinirlerine ulaşarak, beynimizdeki limbik sistem denen, bizim duygusal ve motivasyonel işlerden sorumlu sistemimizi uyarır. Bu uyarı ile oluşan cevaplar, değişik organlarda etkili olurlar. Uçucu yağların karışık duygu durumunu düzenlemesinin ve psikolojik bazı baskıları koku yolu ile ortadan kaldırmasının nedeni budur.
Sadece koklayarak değil ama seyreltilmiş dozları ile cilde uygulandığında ya da masaj yağı olarak kullanıldığında ciltten kolayca emilerek, lenf sistemine karışmakta ve uygun organlarda etkilerini göstermekteler. Hem ciltten emilerek hem de havaya karışan koku partikülleri çift etki ile tedaviyi güçlendirmektedir.

Aromaterapide uçucu yağların etkisini göstermeleri için uygulandığı yöntemler farklı demiştik;
Direkt inhalasyon yolu ile, yani koklanarak, buğu ya da buhar dediğimiz yöntemle, banyo suyuna katarak, ve ciltten masaj yolu ile istenen etkiler elde edilirler.
Terapi amacıyla kullanacağımız uçucu yağların ileri tekniklerle ve saf halde üretilmeleri çok önemlidir. Uçucu yağ elde edilen bitki kısımları pestisit, fungusit vb. (böcek ve mantar yokedici ilaçlar) zararlı maddeler taşımamalıdır. Bu yüzden organik tarımla üretilmeleri son derece önemlidir.
1kg gül yağı elde etmek için ortalama 2000 kg gül yaprağı kullanıldığını hesabedersek, uçucu yağların maliyeti ve etkilerinin gücü anlaşılabilir. Şu an gül yağı diye aldığımız bir çok yağ, ucuz geranium yağlarıdır.

Name:  distill1.jpg
Views: 1467
Size:  18.8 KB

İyi bir yağda az önce saydığımız farklı zararlı kimyasallar olmamalıdır. Paraben, fenoksietanol, silikon ya da GDO, sentetik renklendiriciler veya sentetik parfümler olmamalıdır. Her yıl yenisi alınan sertifikaları olmalıdır. Uygun ısı ve ışıkta saklanmaları gereklidir.
Şu an sayılan özelliklere sahip, yüksek kalitede uçucu yağ üreten bir kaç firma bulunuyor. Bu yağlar elimize geçtiğinde nasıl kullanacağımızı da yazalım
Sedir, kananga, papatya, ökaliptus, nane, lavanta, kekik, limon, neroli, biberiye, bergamot, yasemin, gül, ardıç vs… bunlar bir kısım uçucu yağlar. Bir de uçucu yağları katıp, seyrelteceğimiz sabit sıvı yağlar var, bunlar da avakado, borago, ceviz, primroz, jojoba, şeftali çekirdeği, üzüm çekirdeği, badem, buğday özü, fındık, havuç, susam, yer fıstığı, zeytin gibi sabit sıvı yağlar.
Uçucu yağlar konsantre ve terapötik etkide oldukları için, uygun dozlarda, uygun kaplarla, uygun sabit yağlarla karıştırılmalılar.
Kullanılacak bölgeye göre seçilen sabit sıvı yağlardan 10 ml. yağ içerisine 10 damla uçucu yağ damlatılarak masaj yağı elde edebiliriz. Eğer yüzümüzde kullanacaksak, cilt özelliğimize göre seçeceğimiz bir sabit yağ kullanmamız başarımızı arttıracaktır.

Name:  aromaterapi2.jpg
Views: 3033
Size:  63.9 KB



Stres için
4 damla lavanta uçucu yağı beze damlatılıp koklanır.
omuz ve vücuda (lavanta, ıtır, santal, ylang) uçucu yağlarının karışımı ile masaj yapılır.
Baş ağrısı için
(kekik, lavanta, nane) uçucu yağ karışımı koklanır. (lavanta, ökaliptus) uçucu yağ’ları karışımı ile şakak, kulak arkası, boyun, sırt ve omuzlara masaj yapılır.
Uykusuzluk
(Papatya, lavanta) uçucu yağları (2’şer damla) beze emdirilip koklanır
(Lavanta, kananga, papatya) uçucu yağı karışımı ile yüz, omuz ve vücuda masaj yapılır.
Evde oluşan hafif yanıklar
1.derece yanıklarda ilk yardım olarak tıbbi lavanta yanığın üzerine püskürtme şeklinde uygulanır. Kısa aralıklarla uygulama tekrarlanır.
İz kalmaması için; sonraki 2 gün 4 damla tıbbi lavanta ve 8 damla Ölmezçiçek-Helichrysum italicum karıştırılarak günde 2-3 kez cilde uygulanır.
Sinek ısırmalarında
Sinek ısırığı üzerine uygulanan 1-2 damla lavanta yağı, kızarıklığa ve kaşıntıya iyi gelir.
Aft
2-3 damla Tea tree yağı ( Melaleuca alternifolia) (Çayağacı) bir kulak çubuğuna damlatılır, çubuk aft üzerinde 15 saniye tutulur. Uygulama günde 3-4 kez tekrarlanıri yutulması önerilmez.
Akne
2-3 damla Tea tree bir kulak çubuğuna damlatılır akne üzerine uygulanır.
Boğaz enfeksiyonu
1 çay bardağı suyun içine konan 3 damla Tea tree yağı ile gargara yapılır. Uygulama günde 3-4 kez tekrarlanır, yutulması önerilmez.
Kullanılacak olan yağlar inceltilerek kullanılmalı ve kesinlikle ağız yoluyla alınmamalıdır.
Canlandırıcı ve dezenfektan
Citrus limonum, limon kabuğu yağı havadaki bakterileri temizler, evde dezenfektan olarak kullanılabilir. Ayrıca canlandırıcı özelliğinden dolayı ders çalışırken kullanılabilir.
Ateş düşürücü
2 damla limon kabuğu ıslatılıp sıkılmış bir bir pamuklu kumaş parçasına damlatılıp, alına kompres yapılır.

Dikkat edilmesi gerek hususlar;
Hassas olan ciltlerde kullanılacak olan yağın test edilmesi gerekir. Eğer herhangi bir reaksiyon oluşmaz ise o zaman yağ rahatlıkla kullanılabilir.
Aromaterapi çok ciddi bir hastalıkta, ilaç yerine, tek başına uygulanacak bir tedavi yöntemi değildir. Kullanılan Uçucu yağlar ilaçların etkileri artırabilir ya da azaltabilir, ya da nötrleyebilir.

0-4 yaş grubu bebeklerde sadece lavanta ve papatya kullanılabilir. Kullanım dozu düşük olmalıdır.
4-7 yaş grubunda ise, lavanta, papatya, mandalina, gül ve palmarosa yağları çok düşük dozlarda kullanılır. Alerjisi olmayan çocuklarda hintdefnesi ve sedir kullanılabilir.
7-12 yaş grubunda tüm yağlar kullanılabilir. Kullanılan doz, yetişkinlerde kullanılan dozun yarısı kadar olmalıdır.
Güneşte ve solaryumla birlikte kullanılmaması gereken yağlar ise şunlardır: Bergamot, greyfurt, limon, ağaçkavunu, portakal, turunç, melekotu.

Yüksek tansiyonu olan kişilerde Biberiye kullanılmamalıdır.

Sara / epilepsi rahatsızlığı olan kişilerde rezene, ökaliptus ve kekik kullanılmaz. Biberiye ise çok az dozda kullanılır.

Şeker hastalığı söz konusu ise, ökaliptus, ıtır ve limon kullanılmamalıdır.

Hamileliğin ilk 4 ayında aromaterapi yağları kullanılmamalı, 4 üncü aydan sonra, papatya, lavanta, ağaçkavunu, turunç, palmarosa, portakal, hintdefnesi, fasturuncu hafifletilmiş dozlarda kullanılmalıdır.

Hamilelikte sakıncalı yağlar: (bu yağlar kas spazmına ve düşüğe neden olablilir) Karanfil, fesleğen, yalancı mirha, ardıç, biberiye, tatlı mercangüç, oğulotu, adaçayı, rezene, anason, servi, yasemin, hardal, karaturp, ingiliznanesi, kekik, gerçek melisa dır.

Saf olarak kullanımı sakıncalı yağlar, anason, hintlimonu, havuç tohumu, tarçın, karanfil, kekik ve kafur dur.

Toksik etkili ve hormon dengesini bozabilen yağlar ise, Amerikan pennyroyal, pennyroyal, mugword ve ruharuts dur.

Yüz bölgesinde kullanılması sakıncalı olan yağlar tarçın ve karanfildir.

Hassas ciltlerde sakıncalı yağlar: Tüm asitli yağlar. Fesleğen, rezene, hintlimonu, biberiye ve lemon verbena dır.



Aromaterapi tedavisini yavaşlatan nedenler:

1. Cilt tıkalı ve cansız ise, yağların emilimi zayıflar.

2. Kan dolaşımı zayıflığı yağların vücutta dolaşmasını yavaşlatır.

3. Stres oranı aromaterapi etkisini zayıflatır, kasların gergin olması tedavinin etkisini değiştirir.

4. Kabızlık ve vücutta toksik maddelerin artması. Aşırı kirli hava, sigara, alkol kulllanımı vs.

Tedavi yapılmaması gereken durumlar:

1. Ateşli hastalıklar ve ateş

2. Deri veya eklem iltihapları.

3. Bilinmeyen kaşıntı ve kızarıklıklar.

4. Ödem ve şişmeler (Bilinmeyen iltihaplı durumlar)

5. Yara bereler (Açık yaralar)

6. Spor yaralanmaları - Burkulmalar (Akut durumlarda)

7. Adele yırtılmaları veya bağdokusu zedelenmeleri.

8. Kırık kemikler.

9. Yanıklar (Açık yara söz konusu ise)

10. Varisler (direkt olarak üzerinde masaj baskısı uygulanmaz)

11. Kanser. Ancak bölgesel ise (masajla yayma söz konusu ise)

12. Yeni ameliyat ve yaralanmalar.


Son olarak şunu ekleyelim, aromaterapi yöntemi ile şifalanmayı seçeceksek, aktarlarda satılan ne idüğü belirsiz yağlar yerine, sertifikasyonu ve standardizasyonu yapılmış, ürünleri satın almalıyız.
Mis kokulu günlere...

 
Müjgan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-03-2013, 10:31   #2
Ağaç Dostu
 
sabah's Avatar
 
Giriş Tarihi: 14-03-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 2,922
Galeri: 11
Elinize sağlık, çok kapsamlı bir yazı olmuş.

Bu alanda sertifikasyon ülkemizde uygulanıyor mu? Yerli, yağ var mı diye soruyorum.

Bir de sabit yağ ile neyi kastediyorsunuz? Herhangi bir yağ olabilir mi?

sabah Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-03-2013, 11:14   #3
moderatör
 
Müjgan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,541
Galeri: 30
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi sabah Mesajı Göster
Elinize sağlık, çok kapsamlı bir yazı olmuş.

Bu alanda sertifikasyon ülkemizde uygulanıyor mu? Yerli, yağ var mı diye soruyorum.

Bir de sabit yağ ile neyi kastediyorsunuz? Herhangi bir yağ olabilir mi?
Ülkemizde sertifikasyon uygulamaları var, özellikle Tarım bakanlığı ruhsatlı ürünlerin bir kısmında...
Yerli malı olan ve güvendiğim bir ürün var, genelde eczanelerde satılıyor. Bildiğim kadarıyla Tarım bakanlığı onaylı ve Gıda kodeksine uygun üretilmiş bir ürün.
Bir de yabancı bir ürün var, Fransa kaynaklı ama Türkiye ayağında ürünlerle ilgili bir firma da var. O firma "ecocert" ve bir diğer sertifika ya sahip.

İlk yazdığım yerli firma olan Tabia sabit sıvı yağ dediğimiz türde yağlar üretiyor. Florame firması ise hem sabit yağ hem de uçucu yağ üretiyor. Ayrıca organik kozmetik ürünleri de mevcut.

Sabit sıvı yağlar neler diye sormuşsunuz, Avakado, borago, ceviz, primroz, jojoba, şeftali çekirdeği, üzüm çekirdeği, badem, buğday özü, fındık, havuç, susam, yer fıstığı, zeytin vs. yağlar. Uçucu yağlar konsantre oldukları için bu tür sabit sıvı yağlar ile seyreltilmeli, o yüzden önemliler

Müjgan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-03-2013, 11:39   #4
moderatör
 
Müjgan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,541
Galeri: 30
İnternette sardunyalar ile ilgili bir bilgiye ulaşmaya çalışırken, bir sardunya fotoğrafına rastlamıştım. Oldukça büyük bir fotoğraftı ve çok canlı görünüyorlardı. Fotoğrafa bakarken, birden sardunyaların kokusunu duydum. O koku ile çocukluğumdaki evimin bahçesine gittim. Sardunyaları mıncıklamaya bayılırdım o kokuları yüzünden.
Aromaterapinin bir etkisi de bu, farklı kokular ile farklı mekanlara gitmek mümkün. O büyük fotoğrafa ulaşamadım ama Adalet hanımın bahçesinden bir fotoğrafla da o kokuyu duymak mümkün. Deneyin bakalım

Name:  sardunya.jpg
Views: 1713
Size:  58.0 KB

Müjgan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-03-2013, 09:44   #5
moderatör
 
Müjgan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,541
Galeri: 30
Prof. Dr. Ulvi ZEYBEK




Kokunun gücü: Aromaterapi


19 Haziran 2012 Salı 17:29
bilgi@ivek.org.tr

Meslek yaşamına İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Kürsüsünde başlamıştır (1977). 1985 yılından beri görev yaptığı Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde doçent (1992) ve profesör (2000) olmuştur. Halen Ege Üniversitesi bünyesinde Farmasötik Botanik Anabilim Dalı Başkanı ve İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi (ARGEFAR) Yönetim Kurulu Üyesi ve İVEK Akademik Danışma Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.
Aromaterapi (koku tedavisi), uçucu yağların farklı etken madde gruplarının etkilerinden yararlanmak suretiyle ve özellikle; soğuk algınlığı, stresle mücadele, uyku düzenleyici, bağışıklık sistemini uyarıcı olmak üzere uygulamaları olan, modern fitoterapinin bir bölümüdür. Aromaterapiyi kelime anlamı olarak en doğru şekilde Fransız hekim Rene Gattefosse 20. yüzyılın başında tanımlamıştır. Antik Yunancada therapia=bakım ile aroma=koku maddesi kelimelerini birleştirerek öz biçimde ifade etmiş, kısa sürede de bu tanımın benimsenmesini sağlamıştır (1).
1990 yılında İngiltere’de ‘‘Doğal Yağlarla Araştırmalar Birliği’’ (NORA) kurulmuş, 1996 yılında Almanya’dan bazı klinisyen hekimlerin de katılımıyla Münih’te bir temsilciliği açılmıştır. Avusturya’da ise, Avusturya Bilimsel Aromaterapi Birliği (ÖGwA), Avusturya Fitoterapi Birliği (ÖGPhyt) ile Avusturya Doğal Tıp Hekimleri Birliği’nin (GAMED) ortak girişimleri ile kurulmuştur. Bu alanda yapılan çalışmaları destekleyen, bilgi paylaşımını sağlayan bir kurum olarak aktif bir şekilde çalışmaktadır. Gerçekleştirilen klinik çalışmalar, iki yılda bir düzenlenen kongrede sunulmakta ve bilimsel platformda tartışılmaktadır. İnsan yaşamında “koku duyusu”nun çok büyük bir önemi vardır. Kokunun olumlu veya olumsuz olarak algılanması, insan beynindeki limbik sistemle ilişkilidir ve doğrudan sinirlerin iletisiyle, duygulara ve ruhsal duruma etki eder.
Uçucu yağlar nedir?
Uçucu yağlar, tıbbi olarak kabul edilen belirli bitkilerin yaprak, çiçek, kök veya yumru gibi organlarındaki özel hücrelerde biriken terpenik yapıdaki doğal maddelerdir ve eczacılıkta ilaç hammaddesi olarak kabul edilir ve “drog” olarak isimlendirilir. Uçucu yağlar, bu bitkilerde çoğunlukla salgı tüylerinde veya salgı ceplerinde çok küçük damlacıklar halinde birikir. Uçucu yağların bulunduğu bazı örnekler şunlardır: çiçek (gül, yasemin), kabuk (narenciye, portakal, limon), yaprak (defne, ıtır, adaçayı), yumru (zencefil, süsen), reçine (çam, sığla veya günlük ağacı) ve odun (sedir).
Uçucu yağlar, botanik olarak doğru tanımlanmış tıbbi bitkilerden tamamen doğal olarak elde edilmektedir. Hiçbir zaman doğala özdeş (identik) ve sentetik maddeler aromaterapi uygulamalarında kullanılmamaktadır ve kullanılması da yasaktır. Tipik bir örnek vermek gerekirse, Thymus vulgaris (bodur kekik, adi kekik) uçucu yağında bulunan “timol” maddesi, doğal bir fenolik maddedir. Yapısında ek bir zincir vardır. Ancak sentetik olan saf fenol maddesi ise toksiktir. Doğal olan timol ise düşük dozlarda çok iyi bir sekrolitiktir. Özellikle bu etkisi nedeniyle akciğerlerden mukus atılımını sağlar ve gösterdiği antiseptik etkisiyle birlikte mikrobun süratle vücuttan atılımını gerçekleştirerek sağaltımı sağlar. Sentetik timol ise toksik fenolik bir madde olup tedavi edici etkiyi de kesinlikle göstermez.
Etkileriyle bazı uçucu yağlar
Foeniculum vulgare (tatlı rezene): Antibakteriyel, sekresyonu arttırıcı, kramp çözücü, safra salgısını arttırıcı, östrojen benzeri etki, süt salgısını arttırıcıdır. Psişik etkisi ise, gerginliği giderici, dinginlik vericidir. Bakteriyal ve fungal (mantar) infeksyonlarda kullanımı olan bazı uçucuyağlar: Melaleuca alternifolia (hint defnesi) uçucu yağı. Propionibacterium acnes (akne), staphylococcus aureus (stafilokok), escherichia coli (koli basili), candida albicans (deri mantarı) gibi mikroorganizmalara karşı in vitro aktivite göstermektedir. Bunun yanında tinea pedis (tırnak mantarı) tedavisinde önemli rol oynar (2, 4). Semptomatik hastalıkların tedavisinde, ilgili alanda kullanılacak olan uçucu yağlar, uygun karışımlar halinde hazırlanıp önerilen dozlarda ve sürelerde kullanılırlar. Bazı tedavisi güç hastalıklarda dahi, klasik tıp birimleriyle uyumlu ve tedavide birbirini destekleyecek şekilde aromaterapi uygulamalarından yararlanılmaktadır. Fiziksel ve psişik tedavi uygulamalarında, alanlarında deneyimli ve yetkin hekimlerin denetiminde kullanılmaktadır.
Uygulamalarda az sayıda uçucu yağ ancak doğrudan kullanılabilir, büyük çoğunluğu ise soğuk pres yöntemiyle elde edilmiş olan sabit yağlar içerisine alınmak suretiyle ve kullanılacak cilt bölgesine göre, belirli oranlarda hazırlanarak (%1 ila %5) karışım halinde uygulanır. Zeytinyağı, badem yağı yanında son birkaç yıldır güncel olan argan, hodan, jojoba gibi deriden emilimi hızlı, E vitaminince zengin sabit yağlarla bu portföy genişlemiştir. Uygulama, bu durumda masaj yoluyladır.
Her ne kadar aromaterapi olarak tanımlanmamış olsa da, Osmanlı döneminde ve daha önceki dönemlerde Arap ve Acem hekimler gül uçucu yağından oldukça fazla yararlanmıştır. Deri endikasyonları, her türlü kuru ve problemli ciltler, alerjik ciltler, egzama, yeni doku oluşumu ile yaraların kapanmasını gerektiren durumlarda çok kullanılmıştır. Günümüzde de gül suyu ve gül yağı ile yapılan mikrobiyolojik çalışmalar (candida albicans, staphylococcus aureus gibi) oldukça başarılı sonuçlar vermiştir (4). Bu çalışmaların etik kurul onayları alınarak klinik çalışmalara taşınması, bu değerli uçucu yağı kozmetik amaçlı kullanımdan daha öteye, hak ettiği yere getirecektir. Aromaterapinin sadece Avrupa’da değil, zengin bir uçucu yağ bitkileri florasına sahip olan ülkemizde de önümüzdeki yıllarda hekim ve eczacıların daha çok ilgilenecekleri ve de kullanabilecekleri bir alan olacağını öngörmek yanlış olmayacaktır.
Kaynaklar
1) M.Werner, R. von Braunschweig; Praxis Aromatherapie; s. 5,14, 69. Haug Verlag, Stuttgart (2006)
2) M.Steflitsch, W.Steflitsch; Aromatherapie.Wissenschaft – Klinik – Praxis; s. 218, 277. Springer Verlag, Wien (2007).
3) H.Woelk, S.Schlaefke; A multi-center, double-blind, randomised study of the lavender oil preparation silexan in comparison to lorazepam for generalized anxiety disorder. Phytomedicine17, s.94-99 (2010).
4) U. Zeybek; “Im Namen der Rose”, Çağrılı Tebliğ. GAMED Aromaterapi Kongresi 26-27 Eylül 2008 Viyana, (2008).

Müjgan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 01:57.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2021