agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Hayvanlar > Çiftlik Hayvanları > Arıcılık
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni17Beğeniler
  • 5 Gönderen denizakvaryumu
  • 5 Gönderen denizakvaryumu
  • 2 Gönderen ligustrum
  • 2 Gönderen denizakvaryumu
  • 1 Gönderen bozon
  • 1 Gönderen denizakvaryumu
  • 1 Gönderen ligustrum

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 31-01-2013, 19:08   #1
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Artizan arıcılık (İlaçlama yapmadan arıcılık)

Artizan Arıcılık

ilaçlama yapmadan arıcılık mümkün mü?

Arıcılık konusunda araştırma devam ettikçe gönlüme yakın presipler ve düşünceler de ortaya çıkıyor. İngilizce şu sitede ilaçlama ve müdahele yapılmadan sürdürülecek arıcılık hakkında bir tanımlama yapılmış. Ayrıca Beesource forumlarında da konu ile ilgili bir bölüm var.

İlaçlama ve müdahele yapmadan sürdürülecek arıcılık doğal seleksiyona dayanıyor. Sağlıklı, bağışıklık sistemi güçlü ve genetiği kuvvetli bir ekotip elde edebilmek birincil amaç. Tabii ki doğal seleksiyon beraberinde hem hayatta kalan hemde yok olan koloniler demek. Yani koloni kayıpları ilk başlarda çok fazla olabilir.

Varre kovanlarla arıcılık yapan David Heaf ve Langstroth kovanlarla arıcılık yapan Michael Bush bu sistemin öncülerinden.

Ben aşağıdaki yazıyı yazdım. Bu felsefe organik arıcılığın bir adım ötesinde. Yazımı okuyup ne düşündüğünüzü belirtin. Biraz tartışalım bakalım ortaya ne çıkacak?

Bugün hangi ticari ürün yetiştirme tekniğine bakarsanız bakın, muhakkak pek çok müdahele, ilaçlama ve üretimi arttırma tekniği vardır. Ama ilaçlarken aslında ne olur, doğaya nasıl zarar gelir, eko sistem nasıl bozulur hiç düşünmeyiz. Arıcılıkta da durum aynı.

Arı kolonisi sadece bir grup arının beraber yaşadığı bir eko sistem değildir. Gözle görülen canlılar dışında mikroskopik pek çok canlı da bu eko sistemin önemli bir parçasıdır. Kovan eko sisteminde 8000’i geçen bakteri ve organizma, 30 farklı çeşit asalak, bazı küçük böcekler, çok çeşitli mantar ve maya bakterileri simbiyotik bir alış veriş içinde yaşarlar. Birisi olmadan diğeri hayatını sürdürümez.

Her türlü ilaçlama ve müdahele bu eko sistemin varlığını hiçe saydığı gibi kovan içi dengeleri de alt üst eder. Bir sürü mikroorganizma bu ilaçlamalar sırasında ortadan kalkar. Örneğin toplanan polen nektar ile birleştirilip arı ekmeği haline getirilir. Karışım maya bakterileri tarafından fermante edilerek arıların sindirebileceği hale gelir. İçindeki vitamin ve mineralleri, amino asitleri ve yağları arının sindirebileceği hale dönüştürür. Kovana girecek antibiyotik ve diğer ilaçlar bu maya bakterilerini de ortadan kaldırır. Arı ekmeği gibi koloninin başlıca besin kaynağı olan bir ürünün tam olarak sindirilememesine neden olur. Larvaların baş besini olan arı ekmeği yetersiz fermante olduğu için sindirilemez ve açlık baş gösterir.

Koloni ile beraber yaşayan diğer mikro-organizmalar çok hassas bir asidite seviyesinde yaşarlar. Nasıl kovan içi atmosferinin belli bir ısısı ve nemi varsa, kovandaki balmumu, bal, polen ve propolisinde belli bir asiditesi vardır. Yapılacak oksalit ve formik asit uygulaması bu asidite seviyesini değiştirir. Asidite değişince belli mikroorganizmalarda artık hayatını sürdüremez. Başka organizmalar ve bunlar belki de patojenik olanları, bu boşluğu doldurur. Koloninin eko sistemi ve simbiyotik dengeleri bozulur.

Tabiatın patojenik bakterileri engelleme metodu asiditeyi arttırmaktır. Örneğin karıncalar ve yer altında yaşayan pek çok böcek asiditeyi arttıracak yöntemler bularak yiyeceklerinin bozulmamasını sağlarlar. Asidik ortamlarda genelde yararlı bakteriler yaşar. Örneğin ekmek mayası, sirke mayası ve peynir kültürleri. Eğer asidik skaladan alkali skalaya doğru ilerlerseniz eko sistemde var olan bakteriler de değişir. Alkali ortamlarda genelde patojenik yani hastalık sebebi olan bakteriler çoğunluktadır. Arı kolonisi ve üzerinde yaşadığı petekler de asidiktir. Bal, balmumu ve propolis asidik maddeler olduğu için zaten patojenik bakteri gelişimini engelleyici özellikleri vardır. Ama ilaçlar ile bu asidite düşürülüp alkali seviyelere getirilirse problemler çıkması kaçınılmaz.

Nosema, avrupa ve amerikan yavru çürüklüğü gibi hastalıklarla başa çıkmak için kullanılan antibiyotikler de geniş spektrumlu oldukları için kovanda ne var ne yok öldürdüğü gibi asiditeyi de alkali seviyelere çeker.

Kovana giren organik asitler, mentollü esans yağları, antibiyotikler ve ilaçlar da bu ekosistemi temelinden sarsar. Pudra şekerini arıların üstüne serperek düşen varroaları saymak bile belli bir müdahale olduğu için tercih edilmez. Unutmayın siz varroa sayısını azalttıkça onlarda üremek için daha istekli olacaklardır.

Varroa için kullanılan Coumaphos aslında bir böcek ilacıdır. Arının üzerine yapışan başka bir böceği öldürmek amaçlı yapılmıştır. Arı da bir böcek olduğu için bu ilaçtan oldukça fazla zarar görür. Bununla bitse iyi. Coumaphos yağda çözülebilme özelliği ile bal mumunda kalıntısal olarak birikir. Balmumu Coumaphos’u bir sünger gibi emer. Yapılan araştırmalarda hem ana arının sağlığını ve yumurtlamasını hemde erkek arıların çiftleşmesini ve sağlığını etkilediği kanıtlanmıştır. İşçi arıları da bir o kadar etkiliyor bu “böcek ilacı”. Ayrıca Coumaphos ile diğer yararlı organizmalarda ortadan kalkıyor.

Kovana uygulanan her türlü tedavi bu majestik eko sistemi kökünden sarsacaktır. Doğal yöntemlerle arı bakmak bu yüzden önemlidir. Ayrıca her tedavi yöntemi kovanda kalıntısal olarak barınır ve zaman içinde dozajı oldukça artarak arıları öldürecek seviyelere gelir.

İlaçlama yapmadan bakılacak arılar kendi bağışıklık mekanizmalarını oluşturacağı için gelecek açısından daha verimlidir. Tabii ki arada bazı koloni kayıpları olacaktır fakat hayatta kalan kolonilerin çiftleşmesi ile daha kuvvetli, kendi kendine yeten koloniler ortaya çıkacaktır. Geçiş Süreci başlığı altında ticari bir arıcılık firması için bu geçişin nasıl olacağını anlattım.

İlaçlama ile doğal döngülere çomak soktuğumuz gibi, varroa gibi bir zararlının da bu ilaçlama yöntemlerine bağışıklık kazanmasına yol açıyoruz, çünkü antibiyotikler ve ilaçlamalar %100 etki göstermiyor veya kullanım talimatlarına göre kullanılmıyor ve tüm varroa popülasyonunu ortadan kaldırmıyor, kaldıramaz. Yani bu demek oluyor ki varroa yerine süper-varroa yetiştirmiş oluyoruz. Ayrıca ilaçlama ile bağışıklık sistemi alt üst olmuş bir arı elde ediyoruz.


Süper Varroa -- Güçsüz arı

Varroa gibi asalaklardan tam anlamıyla kurtulmak söz konusu değil. Ancak belli bir denge sağlanabilir. Bu denge meselesi pek çok arıcıya ters gelen bir kavram. Kovan içi eko sisteminde dengeli olarak varolabilen varroa yapıştığı arıyı öldürmez. Ama varroayı öldürmek için yapılan ilaçlama varroanın daha fazla üremesine yol açar. Doğada her canlı bu şekilde hareket eder. Hayatta kalma psikolojisinden dolayı varroa kendini adapte eder ve daha fazla ürer ve bu arada ilaçlamadan dolayı hayatta kalan varroalar çiftleştiği için hızlı bir şekilde ilaca bağışıklık kazanılır. İlaçlama yöntemlerine başvurmadan yapılan artizan arıcılığın temel sebeplerinden biri arıya eski gücünü yeniden kazandırabilmektir. İlaçlama ve müdahele kısır döngüsüne bir kere girildikten sonra artık o koloniden hayır gelmez. İlaç kalıntıları bala ve oradan da sofralarımıza kadar gelir.

Böcekle dolu olan bir kutuya böcek ilacı sıkar mıydınız. Kovan arılarla dolu bir kutu, arı bir böcek ve biz böcek ilacı sıkıyoruz. **** tabağınıza yemekten evvel sheltoks sıksak nasıl olurdu. Kovan bizim için bir yiyecek kaynağıdır. Ürettiği baldan bizde yiyeceğiz. Siz bu balın üretildiği yere böcek ilacı sıkıyorsunuz. Pek mantığın alacağı bir şey değil bu ilaçlama.

Amacımız bağışıklık sistemi güçlü, kendi başına var olabilen, ilaçlama ve müdahele yöntemlerine ihtiyacı olmayan bir ekotip arı elde etmektir. Yoksa sürekli ilaç yiyen, kolunda serumla gezen, yaşayabilmek için bakıcılara ihtiyacı olan hasta bir koloni hiç kimsenin işine yaramaz. Sürdürülebilir olamaz.

En önemlisi de gelecekte yeni nesiller “madem farkındaydın neden bir şeyler yapmadın, bak biz balın tadını dahi bilmiyoruz” derlerse ben mezarımda ters dönerim.


Saygılar,
Gürkan Yeniçeri
Artizan Arıcılık
http://www.facebook.com/ArtizanAricilik

 

Düzenleyen denizakvaryumu : 07-02-2013 saat 22:29
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-02-2013, 22:35   #2
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Artizan arıcılık

Doğal, organik, düşük maliyetli, az iş gerektiren yöntemlerle şehir ve hobi arıcılığı.


Artizan Arıcı,

arıyı düşünerek ve gereken saygıyı göstererek hareket eder.

Arı haklarını ihlal etmez.

Arıyı dinler ve problemlere temelden çözümler arar.

Geçiştirici yama çözümler kullanmaz.

Artizan Arıcının ticari boyuta gelme kaygısı yoktur.

Kovanlarını taşımaz ve olabilecek en yüksek kalitede balı üretmeye çalışır.

Tüm ekipmanını ve kovanlarını el aletleri ile kendi yapar.

Kullandığı tahtalar ikinci el, atık tahtalardır ve yeniden değerlendirerek çevre dostu bir kovan üretir.

Artizan arıcı hiç bir şekilde ilaçlama ve müdahele yapmaz.

Amacımız bağışıklık sistemi güçlü, kendi başına var olabilen, ilaçlama ve müdahele yöntemlerine ihtiyacı olmayan bir ekotip arı elde etmektir.

http://www.facebook.com/ArtizanAricilik





.

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 07-02-2013, 22:38   #3
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
21. Yüzyılın bu ilk yarısında teknolojik ve genetik konularında ne kadar ilerlediğimizi biliyorsunuz.

Artık yapay organlardan tutun da, Marsa indirdiğimiz araçlara kadar bilimin ışığında ilerliyoruz. Buna rağmen Dünya’da halen daha aç insanlar var, yoksulluk ve savaşlar devam ediyor, kaynaklarını özgürce kullanamayan pek çok millet mevcut.

Tarım ve buna bağlı olarak yiyecek sektörü ki hayatta kalmamız için hepimizin yemesi gerekiyor, bu bilimsel gelişmelerden nasibini alıyor. Monsanto adındaki kuruluş da bu bilimsel “gelişmelerin” başını çekiyor.


Kimdir Monsanto?
Yaptığı genetik araştırmalar sonucu tarımda sürdürülebilirliği ortadan kaldırmış, Polonya hükümetinin ülkeden kovduğu, Hindistan’da çiftçilerin ayaklanarak “Monsanto tarafından izinsiz genetik araştırmalar yapılan” kiralık tarlalarını yaktığı, Fransa ve Macaristan’ın yasak koyduğu, İngiltere de ise pek çok ürününün yasaklandığı bir firma.

Bu yasaklanan ürünlerden en basiti ise MON810 adını verdikleri ve Türkiye’de zebil gibi satılan GDO mısır.

Fransa’da ise Monsanto’nun tahıllarının baş dönmesi, zihin kaybı, dengesizlik gibi şikayetlere yol açtığı ve açılan dava sonucu yasaklandığı ve tazminat ödemek zorunda kaldığı biliniyor.

Brezilya’da ise yaptığı yanıltıcı reklamlarla $250.000’lık tazminat ödemesi mahkeme kararı ile belirlenmiş. Tabii ki hiç bir tazminat tutarı bu firmaya zarar verecek nitelikte değil.


Kurumsal bir yapının insan hayatını düşünmesi olası değildir. Bu firmalar sadece bilançolara ve rakamlara bakarlar. Gıda sektörü gibi en ballı sektörlerden birisinin pazar payını A’dan Z’ye ele geçirebilirsen tabii ki rakamların genişler, bilançona keyifle bakıp gülümsersin, arkanda insanlar düşük yapıyor, zihin kaybı oluyor, kolsuz bacaksız bebekler doğuyor, insan genetiği değişiyor, arı nesli tükeniyor gibi problemlere dönüp bakmazsın bile.

Hatta bu kadar söylemin üzerine şirin gözükmek için kalkıp Beelogic diye bir firmayı satın alıp sözde arıları öldürmemek için araştırma yapmaya bile kalkışırsın. Huffington Post bu haberi tilkinin tavuk kümesi satın alması olarak değerlendiriyor.


Beelogic, arı neslinin Monsanto bazlı tarım ilaçlarına karşı bağışıklık kazanması amaçlı genetik araştırmalar yapıyor.

Son 7 aydır başkanları Jerry Hayes ile bunun üzerinde çalışıyorlar.

Ribonükleik Asit yani RNA ile oynayarak arıların kendi ilaçlarına karşı dayanıklı olmasını sağlayacaklar.
Yani arının genetiği değişecek.
RNA, DNA ile doğrudan ilişkilidir. Genetiği değişmiş arılara hazır olalım. Birde bu arının patentini alırlarsa...


GDO Kanola tohumlarının yan tarlaya kaçması ile tarla sahibine dava açan Monsanto bu sefer kovanlarımızdaki arıların kendilerinin olduğunu savunarak dava açacaklar. Nede olsa bu GDO arının patentini almışlar (alacaklar).

Buda yetmezmiş gibi arıcılara şirin gözükmek için Arıcılık Derneklerinde boy göstererek yaptıkları işin aslında varroa’ya da çözüm olacağını savunacak kadar terbiyesizleşiyorlar.


Ani Kovan Terki diye arıcıların başbelası olan bir olay var.
Sebebi araştırılıyor fakat bulunamıyor daha doğrusu bulunması istenmiyor. Bazı arıcılar ise sebebini çoktan bulmuş.
Öyle milyonlarca dolarlık ekipmanla filan da değil, gözlemle!
Tarlaların yüksek dozda kimyasal böcek zehiri ile ilaçlanması arıya yaşayacak alan bırakmıyor.
Koloninin devamı tehlikeye girdiği için de koloni bulunduğu yeri terkediyor hemde ölümü pahasına. Zaten bulunduğu yerden ayrılmasa da ölecek!


MON810 mısırı ise yem olarak hem büyükbaş hayvanlara hemde tavuk çiftliklerine veriliyor. Yediğimiz tavuk, yumurta ve et dolayısı ile “kirli” konuma geçiyor. İslam açısından konuyu ele alırsak bu ürünler helal değildir. Genetiği ile oynanması bir yana içinde domuz genleri bile barındırabilir.


Bir süre sonra insan geni de beslenmesine bağlı olarak değişecek. Tükettiğimiz besin ile değişeceğiz. “Ne yersen osun” diye boşuna dememişler.

Bakıyoruz İngiliz kraliyet ailesine, yedikleri her şey özel organik bahçelerde özel olarak yetişiyor. Prens Charles organik bahçelerinde yetişen ürünlerin satışından 15 milyon dolarlık kar da elde etmiş. Bu adamlar neden normal yetişen şeylerden yemiyor?

Slovakyanın hediye ettiği arı kovanlarından da bal elde ediyorlar. Organik bahçenin ortasında duran bu kovan da organik bal üretiyor. Kraliyet ailesinin yediği her şey organik yani!!! Biz ne yiyoruz? Ne bulursak onu!


Çözüm bu terbiyesiz firmaya dur demek ve sesimizi duyurmaktan geçiyor. Her türlü GDO kampanyasına imza atın, FB’de beğenin, sesinizi duyurun. Aldığınız tohumun seceresini araştırın. Organik yiyin, yerel küçük üreticilere destek olun.

Geleceğimiz tehlike altında, kurtuluşumuz ise bize bağlı.

Şu anda yapacaklarımıza bağlı. Biz dur deyince duracaklar. Olmazsa Hintli çiftçiler gibi Sivil Ayaklanma bile yapabiliriz. Bir şeyler yapmazsak acısı bizden ve gelecek 70 nesilden çıkacak haberiniz olsun.


Ayrıca bu firmaların GDO tohumlarını kullanarak yüksek miktarlarda tek tip tarım yapan çiftçiler, çevredeki her türlü eko sisteme zarar verdiklerinin farkındalar mı?

Diyelim bir kanola üreticisi, uçsuz bucaksız bir kanola tarlasına sahip. Çevredeki arının tek besin kaynağı (veya %99 diyelim) kanola poleni olur.

Bu köpeğinize sürekli ekmek yedirmek gibi bir şeydir. Bir süre sonra bu tek düze beslenmeden dolayı mineral ve vitamin dengelerinde eksiklikler baş gösterir. Bu “eksiklik” bağışıklık ve sindirim sistemini kötü biçimde etkiler.

Birde üstüne üstlük GDO polen ve kimyasal tarım ilaçları gelince artık arının sürdürülebilirliğinden eser mi kalır?


Çözüm basit, doğal arıcılık.

Arıyı düşünerek, koloniye en iyi biçimde bakarak. Alacağımız balı değil, arının geleceğini düşünerek.

Arıya kendi gücünü tekrar kazadırarak. Kendi kendine hayatını devam ettirebilir seviyeye getirerek.

İlaçlamayı sıfıra indirerek.

Kovanı deli danalar gibi ordan oraya taşımayarak.

Arılığın etrafını çeşitli bitki ve ağaçlar ile zenginleştirerek.

Bunu kim istemez?

Tabii ki sürekli onlardan alış veriş etmemizi isteyen büyük kuruluşlar.
Kendi kendine yetebilen bir sistem onların işine gelmez. Hiç bir firmanın işine gelmez.

- Ekonomi durur!

- Gerçekten durur mu?

- Tabii ki hayır.


Ekonomi yeniden doğar.
Toplumun refah ve mutluluk seviyesi artar. Yiyecek bol olduğu zaman suç oranı bile azalır. İnsanın suç işlemek için bir motivasyonu olması gerekir ki en büyük motivasyon bu zamanda açlık veya parasızlıktır.
İnsanlar kısa yoldan köşe dönmek ve ailesinin veya kendinin geleceğini garanti altına almak için her şeyi yapar, suç bile işler.

Ama senin kovanında bal varsa, kümeste tavuğun yumurtluyorsa, otlakta koyunların meliyorsa, meyva ağaçlarının dalları ağırlıktan yere çöküyorsa, senden daha zengini var mıdır? Peki bunları yapmak zor mudur?

http://www.facebook.com/ArtizanArici...51324228355294

Name:  ari.jpg
Views: 1707
Size:  47.8 KB

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-02-2013, 03:06   #4
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 09-03-2010
Şehir: kırklareli
Mesajlar: 757
"Kovanı deli danalar gibi ordan oraya taşımayarak"

Artık tersine, deli danalar gibi taşımaya yöneldik!
Kanoladan, Ayçiçeğinden kaçış şeklinde..

denizakvaryumu ve Tura beğendi.
ligustrum Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-02-2013, 20:30   #5
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
GDO lu kanola çiçeğinden bal alınırsa,
yumurta gibi balı da GDO lu yeriz artık...

Bahçesi olan arkadaşlar mutlaka bahçenize bir kovan koyun...
Artizan arıcılık felsefesiyle ürettiğiniz ballar size şifa olarak dönecektir.

http://www.gidahareketi.org/Gdo-lu-K...09-haberi.aspx

http://www.gidaraporu.com/kanola-yagi_g.htm

http://www.gidahareketi.org/Kanola-F...37-haberi.aspx

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-02-2013, 20:44   #6
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Bahçesi olmayanlar;
çatıda veya balkonda da kendi balını üretebilir...


Ev yapımı Bal Dönemi - YouTube

EVİN TERASINDA ARICILIK - YouTube

http://www.youtube.com/watch?v=6Xu85X2UzEY


Düzenleyen denizakvaryumu : 12-02-2013 saat 21:19
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-02-2013, 22:17   #7
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Kovanını kendi yapamayanlar için;

Hobi Arıcılık

veya bana göre artizan arıcılığa en uygun kovan olan warre kovan temini için;

Ekolojik Kovan WARRE

bozon ve dermana beğendi.
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-02-2013, 00:14   #8
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 07-01-2010
Şehir: Mersin
Mesajlar: 217
WARRE kovanı ilk defa duyuyorum. Bunun yanında, arıların dikine çalışmasını da yeni öğrenmiş oldum. Halbuki, birkaç kovan arım da olmuştu bir ara. Teşekkür ederim Sayın Denizakvaryumu.

bozon Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-02-2013, 11:07   #9
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Name:  warre.jpg
Views: 4927
Size:  59.4 KB
http://warre.biobees.com/

Ekolojik kovanın boyutları ve yürütülmesı kolonilerin doğal ortamlarına uygun şekildedir. Dişarıdan müdehalenin yok denecek kadar az olduğu bu kovan arıları strese sokmaz.

Warre kovandaki arılar diğer kovanlara göre çok daha sakindir. Hatta onlar dostane ilişkilere açiktir. Arıları doğada yaşadıklarına yakın bir şekilde yaşatmayı hedefleyen WARRE kovan, arılar doğada nasıl dikey çalışıyorlarsa aynı şekilde çalısmalarını sağlar.

Doğal yaaşmlarında olduğu gibi WARRE Kovanda da arılar hastalıklarla ve özellikle Varroa ile başa çıkabilir , ilaca gerek kalmaz. Gerektiğinde geçici ve peteksiz olarak ayrı olan bir ilaçlama kovanına konulur arılar.


Bildiğimiz gibi arıların düzenleri kusursuz, yeterki dışarıdan birisi bunu bozmasın ! zaten arılar açgözlü olmayan, çalışkan, hakkani varlıklar, bu dünyada olabilecek en yüksek düzen düzeyine sahipler ! Biz insanlar bu değeri anlamaktan uzak , son moda fenni kovanlarla onların düzenine sistematik bir şekilde çomak sokuyoruz malesef !.

Tüm kokulara çok hasas olan arılar , kovana müdahale edeni de kokudan tanırlar ve eğer siz kovan sahibi olarak devamlı onlarin düzeninı bozuyorsanız onlar da sizi düzen bozucu olarak mimlerler ! .

Bu Ekolojik kovanı geliştiren Warré, arıları malesef hakkı yenilen ve hiç anlaşılmamış olarak anlatır ve derki :

EGER ARI SOKARSA BİLİN Kİ SİZ YANLIŞ BIR ŞEY YAPTINIZ !

Ekolojik kovan, çıtları sabit, açılmayan ve yanlış müdehale edilmeyen, arılari strese sokmayan kovandır.

Arıları doğada yaşadıklarına yakın bir sekilde yaşatmayı hedefleyen bu kovan, arılar doğada nasıl dikey çalışıyorlarsa o şekilde çalışmalarını sağlar ;

WARRE KOVAN - ARI DOSTU

Arıları doğada yazın yukarıdan aşağıya peteklerini örüp bal stoklarını çepeçevre ve yukarıda depolarlar. Sonra yavaş yavaş yukarıdan aşağıya inip, alt kata geçip ve böylece bir alt katta petek örüp devam eder. Fenni kovana kıyaslarsak, fenni kovanda ballık üste konulduğundan , sırlanmış bal üzerinde dolaşmayı sevmeyen arıları , sırların üzerinde dolaşmak mecburiyetinde kalır. Ekoloji kovanda bu sorun yasanmaz .


Kısın ise soğuklar başlayınca , arı kolonisi kıslamak üzere peteklerin en ortasında yavrularının (az da olsalar) etrafinda salkım olup alttan yukarı doğru ilerler etrafinda ballı petekler termik izolasyon işi görür, önce güney yani en sıcak taraftan tüketmeye başlar , sonra diğer yönlenderden tüketir ve en son stok bal, en yukarıdakı (tavandakı) bala gelir sıra, hatta ilkbaharda bile hep biraz stok bal kalır tavanda. Yani arı, hem üretirken hem tüketirken hep dikey hareket eder . Halbuki fenni kovanda arı yatay çalışmak zorunda kalıyor, fenni kovanda kışlayan arılar yan çıtalarda bal olsa bile açlıktan ölebiliyor zira, salkım oluşturmuş koloni yapısı itibariyle yatay ilerleyemiyor.

WARRE kovan ballık katlarının altta konulmasıyla arının doğasına uygun bir şekilde geliştirilmiş bir kovan. Sabit çıtalı olduğundan, petekler dışarı çikarılmıyor arının düzeni bozulmuyor , arılar sadece arka cam pencereden izleniyor. Tabii cam pencerinin üzerinde kapak var sadece gözlemlerken kapağı açıp sonra hemen kapatıyorsunuz yoksa arı kendisi kapatır camları propalis ile. Ayrıca Warre Kovanın hava akımı sağlama özelliği sayesinde arılar kovan içi havalandırmayı kendileri ayarlamak suretiyle yazın kanat çırpmak mecburiyetinde kalmaz ve genelde Varroa ile de kendileri başa çikabilir.

WARRE KOVANIN YÜRÜTÜLMESI

Warre kovan hem boyutları hem de yönetme itabarıyle fenni kovanlardan çok farklı. Çıtaları sabit ve çerçevesiz olması arıların kovan içi çalışmalarını daha rahat kılıyor. Ayrıca kovanın açılmaması sayesinde iç denge bozulmuyor. En üst kattı örten sinekliğe müdehale edilmediğinden arılar sinekliği istedikleri gibi propalisle kapatıp veya açarak kovan içi nemi ve ısıyı ayarlayabiliyorlar. Aynı iklim koşullarında fenni kovanlarda arılar sıcaktan kanat çırparken Warré kovandakiler kanat çırpmıyor. Asgari 2 kat çalisan ve 8 kata kadar büyüyebilen bu kovanın tek bir katının boyutu 30x30x21 cm. her katta 8 çıta bulunuyor. Bu üst üste konan katların altına yine ayrılabilen bir taban ile tepesine gerektiğinde bir şurupluk katı, bir havalandırma katı ve ayrıca bir çatı ekleniyor . Havalandırma systemi ve kovanın hiç bir şekilde açılmaması sayesinde kovan içi ısı ve nemi arılar kendileri düzenleyebiliyor. Tabii ki en iyi onlar biliyor bu işi.

2 kat yani 16 çita ile baslayan kovana, sadece 3mm lik klavuz petek konuluyor, arılar kendi peteklerini örüyör . Böylece sunni peteğin getirdiği mahsurlardan arılar kurtuluyor. Eğer başta arılara destek vermek istiyorsanız sunni petek vermek yerine onlara ballı şurup verin ve göreceksiniz ne kadar kısa zamanda kendi peteklerini örecekler !. Arılar doğada yaptıkları gibi önce üst kattan başlıyor, bazen alt kattan baslamış olsalar bile bir çıtayı doldurmadan yine en üst kata geçerek alt katı terk ediyorlar ve önce üst katı doldurup sonra alt kata yani 2. katta geçiyorlar. 2. katın yarısına yaklaşırken 3. katı alttan ekliyorsunuz ve aynen 4. ve 5. katlar yine en alttan ilave ediliyor. Bal alırken çıta değil bütün bir katı alıyorsunuz en üstten başlayarak. Arilara hep 2 kat birakarak .

Özet olarak bu kovanda arılara hep 1,5 kat petek ve bal bırakıyoruz. Böylece bal alırken bile arılar fazla strese girmiyor zira üsteki sırlanmış stok bal katın dışında yine onlara 1.5 kat (yani 12 çıta) bal kalıyor. Bal alabilmek için arılar 3. katın yarısına kadar inmiş olmaları lazım ki en üst kat tamamiyle sırlanmış olsun, yavru kalmasın. Arılar cam penceredeki peteklere kadar sırlamışlarsa bilin ki tüm iç kısım da srlanmış, yeterki birisi kovanı açıp düzeni bozmuş olamasın.

OĞUL ALMAK :

Warré Kovan da arıdan oğul almak veya oğula gitmesini önlemek için bir sürü imkan var. Bunlardan biri doğru zamanda kat eklemek veya kat ayırmak gibi, ama hiç bir zaman ana arı memelerine müdahale edilmiyor , onları yok etmek bizim haddimiz olmasin lütfen !. Kovanın içsel saatine ve düzenine müdahele kesinlike edilmiyor. Buna rağmen Warré Kovanda genelde senede 1 oğul çıkıyor , hiç bir zaman arka arkaya oğul verme olmuyor, cam arkasından 7 meme de görseniz yine tek bir oğul çıkıyor . Arılar kendileri her ihtimale karşı önlem alıyor , oğul verme düzenlerinde de hiç bir şeyi tesadüfe bırakmıyor , ana arının çiftleşirken ölme ihtimallerine kadar belli aralıklarla memeler hazırlıyorlar . Bu kovan hiç bir zaman ana arısız kalmiyor, çünkü açılmadığı için yanlışlıkla ana arıyı öldürme tehlikesi yok ve arılar yine her ihtimali hesaplıyor ve inanın bu işleri bizden çok daha iyi ayarlıyorlar.

ANA ARI DEĞİŞİMİ KENDİLİĞİNDEN EN UYGUN ZAMANDA GERÇEKLEŞİYOR

Ana arı yaşlanınça pheromone salgısı azalıyor ve arılar bu koku yetersizliğinden zaten kovanın ortasına tek bir ana arı memesi yapıp analarını değiştiriyorlar.
Yani Fenni arıcılıkta öğretilen 2-3 senede bir ana arı değiştirme bu kovanda uygun değil .

Bize sadece saygıyla gözlemlemek ve doğru zamanda kat eklemek kalıyor. Bu da tabii epey bir gözlemleme birikimi ve arılarla deneyim istiyor.

Tabii bütün bunlar Warré kovanın düzgün yürütüldüğü (yani doğru zamanda katların ilave edilmesi ve kovanın hiç açılmaması ) varsayımıyla hiç şaşmıyor.



Eğer Dünya'mıza Doğaya ve Arılara karşı sorumlu hissediyorsanız
ve/veya

Arılardan iyi anlıyorsanız
ve/veya

hem emsalsiz bal alıp hem arılarınızı bu dünyamızın zor koşullarında yaşatmak istiyorsanız

bu kovan size göre !

EKOKOVAN

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-02-2013, 11:21   #10
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Warre kovan için linkler...
Türkiye linkleri ve Türkçe planlar da var...
Beekeeping with the Warr hive -- Links

Gelişmeleri linklerden ve Gürkan Yeniçeri'nin face deki ARTİZAN ARICILIK sayfasından takip edebilirsiniz...

Ayrıca çok yakın zamanda warre kovan üretimi de gerçekleşecek...Buradan duyuru yaparım...

bozon beğendi.
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-04-2013, 18:50   #11
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 09-03-2010
Şehir: kırklareli
Mesajlar: 757
Warre kovanların verdiği avantajları ve yapılmak istenen uygulamaları,
mevcut arıcılığımızda da dikkate almaya çalışacağız.

ligustrum Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 04-04-2013, 22:03   #12
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,099
Galeri: 25
Perone kovanınız da olsun derim...

https://www.box.com/s/s2jisx32h4hfw5ejwgml

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Etiketler
artizan arıcılık, gürkan yeniçeri, hobi arıcılık

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 23:03.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019