PDA

View Full Version : Neden bitki ve toprakla uğraşıyoruz?




lerdemir
08-11-2006, 23:53
Arkadaşlar, aşağıdaki ifadeler çoğumuza yabancı gelmedi sanırım.

Aramızda bir psikiyatr -veya bir tanıdığı- olan var mıdır? Bu sevgi ve veya sahip olma duygusu nereden kaynaklanıyor ve /veya neyin dışa vurumudur acaba? Hasta mıyız biz? Neyiz? :(

Bu çiçek sevgisi yüzünden, nerde ne görsem, duysam istiyorum, allah sonumu hayır etsin.




memet
09-11-2006, 00:11
evet, konuya bazı sosyal psikolojik yaklaşım denemeleri yapılabilir aslında..
Düşünmeli biraz...

lerdemir
09-11-2006, 23:18
Evveet? Yok mu düşünenn???

memet
09-11-2006, 23:26
Başka bir yerde Bonsaisevere söylediğim sözü burda tekrarlayayım.. bunu düşünmem için denize çıkmam gerekiyor..

memet
09-11-2006, 23:36
şöyle bir aforizmada bulunarak konuyu açmaya çalışayım..
Daha atlarımız dinozorların bacakları arasında koşuştururken bitkiler vardı.. o bitkilerden bazıları bu gün de var..
bize ihtiyaç duydukları da yok..
onları doğal ortamlarından alıp yapay bir cennet yaratıyoruz.. tamamen varlıkları bize bağlı hale getiriyoruz..
sonra bu cenneti sürdürülebilir kılmak için sürekli yeni şeyler öğrenmeye çalışıyoruz..
Tropik bir bitkinin bizim evin balkonunda ne işi var.

Eğer bu sorunun cevabı belliyse bir sanat eserine o kadar parayı verip neden aldığımızın da cevabı bellidir, biraz boya, biraz bez, biraz çıta..
belki hedonizm..
haz alıyoruz..onların varlığının bize bağlı olduğunu düşünen bilinçaltımız rahatlıyor belki..
belki çabalarımızın sonunda çıkan bir yaprak teskin ediyor duygularımızı..

bahcıvan
10-11-2006, 00:34
Bilmem ben hedonizm filan :) Mutlu oluyorum çiçeklerimle, bana bağımlı olmaları değilde benimle olmalarının mutluluğu. Kuru bir dalken yapraklanması, çiçeklenmesi, yanından verdiği bir sürgün hayatın ne kadar güzel ve vazgeçilmemesi gereken olduğudur bence. Ne kadar kuru gibi dursada, can taşıyan herşeyin, ihtiyaçları karşılandığında, önünde sonunda size yüzünü döneceğidir. Sevgidir...

lerdemir
11-11-2006, 03:02
Özür dileyerek bir tespit yapmak istiyorum.

Konu, bence es geçilmeyecek kadar önemli. Çünkü, "NEDEN BİTKİ YETİŞTİRİYORUZ?AMACIMIZ NEDİR?NEYİ ve NEDEN YAPTIĞIMIZIN FARKINDA MIYIZ?".

Ancak, mevcut konu başlığımızın da "Japon Gülü" olduğunu göz önüne alırsak, forumun yapısını daha az işlevsel hale getirmemek için, forumumuzdaki "Ağaçlar" - "Bitki Dünyası" - "Ağaç ve Doğaya Dair Herşey" bölümlerine benzer bir biçimde "NEDEN BİTKİ ve TOPRAKLA UĞRAŞIYORUZ" gibi veya uygun görülecek bir başlık altında özel bir bölüm açılmasını ve son mesajlarımızın bu bölüme taşınmasını talep ediyorum.

Böylelikle, eminim ki tüm üyelerimiz kendi içlerine dönecek, sorgulayacak, ve fikir üreteceklerdir. Hatta belki, gerçekten de profesyonel ve tıbbi görüşler bile alabiliriz... Üstelik, tüm üyelerden de de böyle bir bölüme yoğun bir katılım olacağını tahmin ediyorum...

Evet, soruyorum:

NEDEN ?? NEDEN ?? NEDEN ??? ...


Levent

...bana bağımlı olmaları değilde benimle olmalarının mutluluğu.hayatın ne kadar güzel ve vazgeçilmemesi gereken olduğudur bence. Ne kadar kuru gibi dursada, can taşıyan herşeyin, ihtiyaçları karşılandığında, önünde sonunda size yüzünü döneceğidir. Sevgidir...

Lioness
11-11-2006, 07:23
:D Lerdemir…Bence bu soruyu sormamış ve bu öneriyi yapmamış olun, zira psikologları çok uğraştırırız. :rolleyes: Bahçıvan arkadaşımız eşimle benim hislerimize tam tercüman olmuştu. Nerede bir bitki görsek sahip olmaya çalışıyor ve elimizden geldiğince de onları yetiştirmeye gayret ediyoruz. Hatta bazen onları şaşırtarak ve maalesef olmaması gereken ortamlarda dahi yetiştirerek :o
Ben hala arka bahçemizde olan akasya ağacının kokusunu bir gün tekrar koklama ümidiyle yaşıyorum (Becerebilirsem belki ileride bir bonsai yaparak mesela)
Bu ev ve balkon bitkileri sevgisi belki özellikle biz şehir çocuklarına mahsus bir şey de olabilir. Bilmem kaç göbek İstanbullu olup ta zamanında bağ, bahçe görmüş ama artık bunlardan yoksun yaşamak zorunda kalan bizlerin belki tek tesellileri de olabilir.

Bol çiçekli ve yeşil günler temennisi ile
selamlar

aybala
11-11-2006, 11:25
Lerdemir'den gelen öneri doğrultusunda konu hakkında yazışmak için yeni bir başlık açıldı. Yazışmaya buradan devam edebiliriz...

lerdemir
11-11-2006, 14:51
:D
Ben sevgili memet'in görüşlerine katılıyorum. HAZ çok önemli bir neden bence.
Bahçıvan'ın da -belki- itiraf ettiği gibi bir EGO TATMİNİ de olabilir, zira BİZE BAĞIMLI OLANa bakıyor ve onu var kılıyoruz sanki...

Keza Lioness'e de katılmamak mümkün değil. Mesela ben akşam eve döndüğümde, balkonumdaki saksılarla, toprakları ile, bitkilerle vakit geçirdiğimde ruhumda rahatlama hissediyorum, günün birikmiş gerginliğinide azalma oluyor, rahatlıyorum. Ama NASIL, NEDEN???

Peki ya, "hep daha fazlasını" "tüm güzel bitkilere sahip olma" arzusunu kim nasıl açıklayacak?


Bu arada, deneyimli bir psikiyatr arkadaşıma konuyu birazdan ileteceğim. Bakalım uzman teknik görüş ne olacak?

Azz sonraa... (medyada çalıştığım çok mu belli oluyor yoksaa :D )

Saygılar

memet
11-11-2006, 15:57
Araya reklamlar girmediği sürece çok belli olmuyor..

belki ait olduğumuz doğanın bir taklidini, yaratmak ona dönme-kendine doğamıza dönme-
isteğinin açığa çıkmasına, rahatlamasına neden oluyor.

lerdemir
11-11-2006, 16:10
Aslında daha derinlemesine gideriz bu "kendine dönme" doğaya dönme meselesinin ya, burası yeri olur mu onu bilmem... :)

Belki de, anne-baba olmaya karar vermek gibi birşeydir.

Neden çocuk yapılır, bakılıp büyütülür ki, neden çocuklarını sever anne-babalar, karşılık beklemeksizin haz ile, benzeşir mi dersiniz bu noktada?

bahcıvan
11-11-2006, 16:50
Bahçıvan'ın da -belki- itiraf ettiği gibi bir EGO TATMİNİ de olabilir, zira BİZE BAĞIMLI OLANa bakıyor ve onu var kılıyoruz sanki...

Ben egomu tatmin ediyorum demedimki, burda bir yanlışlık var. Ben seviyorum dedim SEVİYORUM...

malina
11-11-2006, 17:18
Hayvanlar için bu tür ego tatmini söz kousu olabilir, ama bitkiler için "BİZE BAĞIMLI OLANa bakıyor ve onu var kılıyoruz" saptaması bende bir yere oturmuyor. Sanırım çok kişi de böyle hissediyordur...

Ela
11-11-2006, 17:57
tabii ki uğraşalım arkadaşlar en azından bize nankörlük etmiyorlar.Bulundukları yere sımsıcak bir hava veriyorlar.Bizden istedikleri sadece azıcık su biraz sevgi ve bunun karşılığında bizlere en güzel şekillerini ve renklerini gösteriyorlar her zaman yanımızdalar.En kötü ruh halindeyken bir çiçeğimizin açması bizi neşelendirir en azından ben böyle hissediyorum.Anlatmakla bitmeyecek yararları var bizzat yaşamak lazım.

Ateş Öztan
11-11-2006, 22:19
Çünkü, bu bizim hobimiz (düşkü).
Yani, işimiz ve mesleğimiz dışında, bize zevk veren, dinlendiren, oyalayan uğraş,
Bu sitede de, aynı hobisi olan kişiler bir araya geliyor.
Aynı soruyu modelciler, maketçiler de birbirine soruyor olabilir.

hince
11-11-2006, 23:32
insanın kendı bunyesınde olan bir sey "sahip olmak" yaradılıştan olan bır durum istemek için sahip olmak lazım buda sahip olacagın şeye yöneltıyor ve sevgı ardından gelıyor ...

lerdemir
11-11-2006, 23:55
Ben egomu tatmin ediyorum demedimki, burda bir yanlışlık var. Ben seviyorum dedim SEVİYORUM...

Yok yok, o benim kendi yorumumdu sizin mesajınızın içeriğinden çıkarttığım... ;)

"...ihtiyaçları karşılandığında, önünde sonunda size yüzünü döneceği..." 'İhtiyacı karşılayacak yegane kişi kim, siz. Siz olmasanız kuruyup gidecek, yok olacak; yani münhasıran size bağımlı' şeklinde yorumlayarak...

lerdemir
12-11-2006, 00:07
Çünkü, bu bizim hobimiz (düşkü).
Yani, işimiz ve mesleğimiz dışında, bize zevk veren, dinlendiren, oyalayan uğraş,
Bu sitede de, aynı hobisi olan kişiler bir araya geliyor.
Aynı soruyu modelciler, maketçiler de birbirine soruyor olabilir.

Vallahi benim abim evinin bir odasını radyo kumandalı model uçaklar için atölyeye çevirmiş durumda, 2,5 yaşındaki kızı da yanında çıraklık yapıyor ona meraklı meraklı... Yenge hn ise artık bıkmış ve umursamaz durumda kendi meşgalesinde.

Ona sordum: "Çok basit" dedi, "hoşuma gidiyor; kafam rahatlıyor onları tasarlarken, imal ederken, uçururken". Bu kadar basit işte. "Hoşa gitmesi..."


Bu arada; uzman psikiyatrdan henüz cevap gelmedi; gelir gelmez nakledeceğim.


Saygılarımla...

Şule
12-11-2006, 13:13
Bence bu merakın, bu hobinin merkezinde doğa sevgisi var. Ve dikkat ettiyseniz, evine saksılar içinde çiçekler, ağaçlar, evcil hayvanlar dolduran şehir insanıdır. Köyde bağında tarlasında çalışan, toprağa bağımlı olarak yaşayan bir insan bunları hissedemez. Çünkü zahmetini, meşakkatini çekiyordur. Ama ne zamanki uzun süre ayrı kalıp da şehrin pis havasını solumaya başlar, o vakit içinde kazma kürek sallarken çektiği meşakkate özlem duymaya başlar. Ayağına tırmanan karıncaları arar olur.

Bu konuyla ilgili bir anımı anlatayım: Geçen yaz köye gitmiştik. Şehirde bunalmışım ya, kuzu misali sağa sola koşturuyorum. Gören de karadeniz yaylasındayım sanır. Kupkuru bir yer. Yer yer ağaç toplulukları var. Bir güneydoğu manzarası işte. Ufak bir kaynak suyu var. Bu su biraz aşağıda 3-4 metrekarelik bir birikme yapmış. Ne kadar uzun süredir bu su birikintisi varsa içinde sazlar bile var. Ben sıcaktan kavrulan topraktaki avuç içi kadar suda nasıl sazlar yaşayabiliyor diye bakarken, bir de ne göreyim, su kaplumbağaları da var. Hayretler içinde seyrettim. Bir iki de değil en az 10-12 tane. Yakında bir göl yok, en yakın nehir yaklaşık 700-800 metre aşağıda. Bu küçük yaratıklar burada nasıl yaşayabiliyorlar diye uzun süre düşündüm. Kaplumbağalardan yöre halkına bahsedince, daha önce hiç görmediklerini söylediler. Tam ben hayal mi gördüm acaba diye düşünürken bir tanesi:"Ben davarları otlatırken bazen görüyordum." dedi. Normal bir şeydi onun için. Bana ise muhteşem bir olaymış gibi gelmişti. İşte fark; şehirli olmanın görgüsüzlüğü.:D

Şehirde bitkilerden, hayvanlardan uzak yaşayınca, haberlerde duyduğumuz kıyamet senaryolarının da etkisiyle, dünyada her şey yokoldu zannediyoruz. Ve elimizden giden bu hazineden, geriye bir kaç parça bir şeyler bırakma arzusu evlerimizi küçük doğa taklitlerine dönüştürüyor. Yeşilin dinlendirici etkisi, sukunetinin de bu, şehirden kaçıp kurtulma dürtüsündeki rolü de yadsınamaz tabi. Hatta baş rolü yeşilin bu etkisine vermek lazım.;)

drosophila
12-11-2006, 13:43
bence bu işin içinde EGO tatmininin yeri çok büyük. bir ağacın veya çiçeğin tohumunu ekip çimlendiğini görmek daha doğrusu "benim" çimlendirdiğimi görmek inanılmaz birşey. işin içine ben yaptım, ben çimlendirdim, ben yardım ettim, ben suladım hisleri devreye giriyor. bitki sevgisi tabiki çok büyük bir etken.
ben sıralamayı şöyle yapabilirim.
1-bitki ve doğa sevgisi
2-ego
insan davranışlarına baktığımız zaman yaptığımız şeylerin azımsanamayacak kadar büyük bir bölümü egomuza dayanmaz mı zaten? sadece benim fikrim.

Todor
12-11-2006, 17:25
Güzel oldukları için evimde çiçek büyütüyorum.

Ateş Öztan
12-11-2006, 18:12
Vallahi benim abim evinin bir odasını radyo kumandalı model uçaklar için atölyeye çevirmiş durumda, 2,5 yaşındaki kızı da yanında çıraklık yapıyor ona meraklı meraklı... Yenge hn ise artık bıkmış ve umursamaz durumda kendi meşgalesinde.

Ona sordum: "Çok basit" dedi, "hoşuma gidiyor; kafam rahatlıyor onları tasarlarken, imal ederken, uçururken". Bu kadar basit işte. "Hoşa gitmesi..."


Bu arada; uzman psikiyatrdan henüz cevap gelmedi; gelir gelmez nakledeceğim.


Saygılarımla...

Uzmana ağabeyini de sormak mı gerekecek?
Ne güzel, bir hobisi var.
Hobisi olmayan nice başaralı kişi emekli olduktan sonra yapacak bir uğraşları (hobileri) olmadığı için bunalıma giriyor.
Hobide şöyle bir tanım vardır.
İnsan işinden ve mesleğinden bir gün emekli olmak zorundadır. Sadece, hobileri ölünceye o kadar onunla olur.

Ben bu tanıma bayılıyorum.

lerdemir
13-11-2006, 15:59
Ateş Bey,

Tanıma bayıldım... Harika.

Yeşil, müzik, otomobil diyorum... :)

lerdemir
14-11-2006, 16:40
Sevgili Levent,

Bu sorduğun soru, felsefedeki 'bilgi nedir?' sorusunun cevabının hala aranması gibi göründü bana...

Biraz öznel, biraz genel, biraz da farklı farklı parametrelere bağlı diye düşünüyorum.

Öznel olabilir çünkü, bir kişinin sevdiği kişinin bir tutkusu ya da hobisidir, duygular transfer olmuştur. Kimbilir belki de hakikaten genlerimizde bulunan bir özellikle ilgilidir... ya da hayatın anlamı üzerine karar verişlerde veya hayatın kaçışlarında bir sağaltım noktasıdır....
hayvanlara bağlılığın insanlardan korku veya güvensizliklerle başedememe olduğu söylenir kimilerince...
bitkiler için de değişik görüşler geliştirilebilir...

patolojik düzeyde mesela emretmeyi seven, kendi bakımı dışında kimsenin sahiplenilmesini istemediği varlıklar olması olabilir...kabul edilir sınırlar içinde ise, nedensiz sadece dünya üzerinde bir varlık olup, kişinin hakikaten zevk almasından kaynaklanıyor olabilir..neden aramaya gerek kalmaksızın...


Genel olabilir çünkü, artık bilinçlenen bir kesimin kaybolmakta olan çevre koşullarını kendi küçük dünyalarında sürdürme isteği olabilir...
Hayat, yaşam ve olup bitenlere duyarlılıkta bu varlıkları koruyup, büyüterek, faydalı bu nesnelerin biraz daha ömrünü uzatacak şartları elden geldiğince başarma isteği olabilir...
Dikkat edilecek olursa, peygamberler, bazı büyük insanlar ( Atatürk, Konfüçyüs...günümüzde özellikle Türkiye'de Sayın Karaca gibi) yaşayan insanlara yararını, doğaya katkısını, hep bahsedilen bu dengenin bozulması halinde olabilecekleri anlatır ve çözüm üretirler, dahası ellerinden geliyorsa pek çok işi üstlenirlerdi... Doğru mudur bilmem ama Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldığında ilk iş olarak ağaçlandırma yaptı denir... Oysa şimdi buraların tamamı rant alanı...Değişen değerler, düşüncesizliği, duyarsızlığı da yanında taşıyor sanki...

Gelelim farklı farklı parametrelere...Kimisi yalnızlıktan, kimisi bir canlı ile iletişim kurma isteğinden, kimi bir hobi edinmekten mütevellit bitki yetiştirebilir...veya bahsedildiği gibi ego ile ilişkilidir...kimbilir...

Bir araştırma konusu olabilir belki ama hipotezler bence öyle geniş ki, nasıl bir sonuç çıkar bilemiyorum...

Aslında bu dünya için, bir sonraki nesiller için faydalı yapılan herşey sorgulanmadan sadece yapılmalı diyorum...

Bir de, bir şeyi yok ederken, telafisini de bulabilmek önemli... Kanada dünyada en fazla ahşap malzeme üreten ülkelerdendir ve ağaçlar ülkesi diye anılır... Ülke ekonomisinin ciddi bir kısmının geçim kaynağıdır... Tüm ağaçlar numaralıdır ülkede... Bu işle uğraşanlar hangi ağacı nasıl keseceğini veya kesmeyeceğini iyi bilir... bunu devlet takip eder... Kesilen ağaçlar büyüyene kadar zaten aradan geçen süre yenilerinin eskimesine müsade eder... İhlal edenin cezası inanılmazdır... Ömür boyu hapse kadar uzar...

Neyse konu bu değil biliyorum Levent ama, verilen değerle alakalı... bizde süs olsun diye bunu yapanlar da var... ve kesinlikle kişilikle alakalı... annem mesela, çiçekleriyle bir bütündür... balkonda karpuz, minik biber, domates... gibi bahçe ürünlerini yetiştirir.. gittiği komşu evlerden elinde bir dal ile döner ve onu ekip, tutturup büyütmek için deli olur... ve onlarla sularken konuşur ve sever... sadece sever... onlar da azmanlaşır ve gelenleri kıskandırır... bununla büyümüş olmama rağmen ben tam bir bitki özürlüyüm! Doğayı severim ama içinde yaşamayı severim... onun bir parçasını yetiştirmeyi beceremem...:)

Sorularına cevap olmadı ama ben de bu sayede bir şeyler anlatmış oldum....

*Üyeden not: (Gerisi kısaca uzun süre görüşmemekten mütevellit hasret, dostluk, sevgi ve görüşme davetleri içieren özel ifadeler-Levent)

memet
15-11-2006, 21:53
bu konuda çok ilginç bir yazı buldum;
"taşınabilir ve mülkiyet hakkına sahip olduğumuz en küçük doğa birimine saksı diyorum.Bu belirtmeye göre, şöyle bir sıralama yapmak yanlış olmaz herhalde. saksı-bahçe(taşınabilirliğin yitirilmesi)-park ve/ya koru(doğa-ya müdahele hakkının saklı tutulması)-orman. Ortak payda hep aynı, yalnızca doğa ile kurduğumuz ilişkinin düzeni, daha doğrusu yönü değişiyor bunlarda. Peki ne tarafa doğru? Düz mantıkla baktığımızda, ilk ve akla en yatkın görünen, etkin insandan edilgen insana doğru olanı elbette. Öyle ya, uygarlık tarihi, insanoğlununun ormandan saksıya doğru yol aldığını kanıtlayan binlerce belgeyle doludur. Bu bağlamda taşınabilirlik, evcilleştirilmiş olan karşısındaki gücümün göstergesidir bir bakıma; boyutlarına bakmaksızın salondan balkona, balkondan bodruma sürüklediğim devetabanı veya ağaçlaşmış kauçuk-yani botanik bahçesindeki ficus elastica-yaşadığı doğal ortamda kendisine şaşkınlıkla baktığım bir bitki olmaktan çıkıp düpedüz benim boyunduruğum altına girmiştir artık.

newadam
18-11-2006, 12:33
Varoluş evremizde bize sorunsuz kuçak açan ilk çevremiz bitkiler olduğu için yetiştiriyoruz... Bir nevi ahde vefa ya da temeli bilinmeyen çağlarda atılmış ve hala süre gelen bir dostluk. Eski çağlarda biz ona muhtaçtık ( beslenmek, gizlenmek ve hatta giyinmek için ) şimdiyse onlara borcumuzu ödüyoruz. Ayrıca kimi evlerde de bize karşılık vermeyen tek yaşayan canlılar onlar :p Hep bizi dinleyip bizimle konuşmayan canlılar ;) Köpeğiniz, kediniz ya da akvaryumdaki balığınızın bile sizden istekleri var ve bunun için gürültü çıkarıyorlar... Oysa bitkiler öylemi? Onlar narin yaratıklar ve sizden birşey istemezler. Gerekli olan besinleri vermediğinizde sadece size küsüp boyunlarını bükerler ::o Ahhh ah onlar sessiz ve romantik dostlarımızdır...

lerdemir
19-11-2006, 20:47
...akvaryumdaki balığınızın bile sizden istekleri var ve bunun için gürültü çıkarıyorlar...


BALIK - GÜRÜLTÜ??? :p

newadam
20-11-2006, 15:33
BALIK - GÜRÜLTÜ??? :p
:p lerdemir beslediğin balığın cinsine göre değişir ama acıktıklarında gürültü çıkarırlar. Sanırım balık beslemedin tavsiye ederim :rolleyes:

lerdemir
21-11-2006, 12:05
Zamanında evde onlarca lepistes, bir adet çöpçü balık-sanırım vatoz- vs var idi bir akvaryumda...

Doğum sonrası larvaları yediklerini hatırlıyorum da -sonradan öğrendik, yavrular için ayrı bölme kurmuştuk- seslendiklerini hiç duymadım... :D :D

newadam
21-11-2006, 14:20
:p Abi demek seninkiler terbiyeliymiş yavf... Benimkiler biraz edepsiz bir akvaryumda astronot diğerinde pirahna var da :D

lerdemir
30-11-2006, 16:55
Az önce, önceki mesajlarda yorumunu eklediğim psikiyatr arkadaşımla konuştum.
Kendisi "pek net ve tatmin edici bir cevap olmadı, cevabı bulamadık o yazıda" dedi; sonra bir daha okudum o mesajı; hakikaten de öyle olmuş. :)

Kimsecikler de birşey demedi ki "bu anlaşılmaz olmuş, net cevap yok ki burada" diye... :)

bahcıvan
30-11-2006, 22:40
Eee deseydik biraz ayıp olacaktı. Çünkü oda yazının sonunu zaten şu şekilde bitirmişti.
'Sorularına cevap olmadı ama ben de bu sayede bir şeyler anlatmış oldum....'
Adam içini dökmüş rahatlamış, onlarında arasıra konuşup rahatlamaya ihtiyacı var dimi :)

lerdemir
30-11-2006, 22:52
Gerçekten de ihtiyacı varmış :)

Sağolasınız Bahçıvan...

:)

papatyam
01-12-2006, 13:59
bahçıvan , bu ne güzel bi yazı

Kötü havalarda insan Dosta aç olur,
Bir araya gelse, Dost Dosta ilaç olur ,
Bahçede güller tek tek bir şeye benzemez,
Öbek öbek olunca, Bahara taç olur

bahcıvan
01-12-2006, 14:25
papatyam o güzel yazı Mevlana Hazretlerine ait. Benimde çok hoşuma gitti.

Mahmut Leventoğlu
01-12-2006, 14:34
Toprak ve su bendeki tüm kötü elektriği ve kötü duyguları alıyor ve yok ediyor .Toprakta üretebiliyorum,suda hem arınıyor hemde su ile üretime (toprağa ) fayda sağlamaya araç oluyorum. Üffff bu neydi yahuuu:)

papatyam
01-12-2006, 14:36
bahçıvan,
bir araya gelseydik gerçekten birbirimize ilaç olurduk :)
dünkü konuştuklarımısın bir kısmını buldum (anlarsın ya) inşallah öbek öbek olup bahara taç olacaklar senin paketide inşallah pazartesi göndericem yarın hazır olur ama yollarda beklemesin malum haftasonu , pazar akşamı ben sana mesaj atarım

papatyam
01-12-2006, 14:43
mahmut leventoğlu ,
bende sinirliyken üzgünken hemen çiçeklerimin başına giderim bana öyle huzur veriyorlar ki onları koklamak sevmek ne biliyim çocuğum gibi
başkaları neler hisseder bilmem ama ben inanaılmaz haz alıyorum ve bu huzuru mutluluğu anlatmakla bitiremem

bahcıvan
01-12-2006, 15:35
papatyam anladım ben :) Sen bahara taze demetler hazırlıyorsun. Misss gibi kokusu buraya geldi :)

Mahmut Leventoğlu
01-12-2006, 15:50
Sevgili Papatyam ; Çok yıllar önce tam düğün arefesinde iken elektrik çarpmıştı bana iyi bir şekilde. Ellerim dirseklerim ,kollarım,omuzlarım inanılmaz bir şekilde ağrıyor,halsiz,güçsüz ve bir bardağı dahi tutamıyordum. Kırklareli Demirköy Gümrük Tesisleri İnşaatı kontrolluğunu yaparken yerel bir elektrik teknisyeni abi bana inan ve güven dediklerimi yapacaKSIN DEYİP BENİ AİLESİNE AİT ÇİFTLİKTE RESMEN TOPRAĞA GÖMDÜ 2 SAAT.Sonra temizlik faslı filan derken ertesi gün otelde resmen kendime geldim. O gün bugün elim ayağım topraktan ve sudan çıkmadı hiç.Ya toprakla uğraşacağım yada su ile. Kışın bile buzu kırıp suya girer oldum ve çok faydasını görüyorum.
Sevgi ve selamlarımla

papatyam
01-12-2006, 16:05
üzüldüm , ama şifayı doğada bulduğunuza sevindim
toprak ve su muhteşem

lerdemir
02-12-2006, 23:51
Mahmut Bey'in dediği bu yöntem hakikaten de işe yarıyor, gerçekten vücuttaki elektrik birikimini alıyor toprak. Çıplak ayakla kumda yürümek gibi...

Nereniz olursa olsun, toprağa dokunduğunuzda atıyorsunuz o elektriği.
Mahmut Bey'in örneğinde ise epeyce büyük bir kısım temas etmiş tabii... :)

Mahmut Leventoğlu
03-12-2006, 13:04
Bodrum,Fethiye,Marmaris bölgesinde eskiden insanlar özellikle sahil kenarlarında,bahçelerde falan YALINAYAK gezerlerdi.Babaannem de bunlarda benim gibi GOCAAYAKLI olcekle derdi.Kendiside bahçe sularken yada bahçede çalışırken hep yalınayaktı. Ayaklarım ağrımasın diyede kendini topuklarından bal arılarına soktururdu, yada bacaklarına kışın rahat oluyor diye ısırgan otu sürerdi.Önceleri çok kızardım ben babam karışmayın bir bildiği var derdi.Yada banyoda saçlarına zeytinyağı sürerdi önce bir süre sonra yıkardı saçlarını sonra da ocağın başında kemik tarağı ile tarardı.
İnanırmısınız babaannem 91 yaşında ve dinç öldü.
Hep onu düşünerek şimdilerde o doğallığı yaşamaya özen gösteririm.

lerdemir
05-12-2006, 10:44
Ne güzelmiş...

Nasıl da imrenerek anar olduk değil mi o doğallığı?

Şu bağlantıda http://www.agaclar.net/forum/showpost.php?p=54721&postcount=193 İsviçre'den üyemiz Enfantin'in de aktardığı gibi, bizim kendi domateslerimize has doğallığı bile kaybettik yakın geçmişte, kaldı ki arıya sokturmak, ısırganotu sürmek, zeytinyağ ile saç bakımı...

Üff, düşündükçe insan bunalıyor...

aybala
10-12-2006, 21:54
5979 5981


Maltepe sahilinde bahçesi sazlıklarla kaplı, pencere camları kırık, bakımsız bir ev dikkatimi çekti. Ev bomboş, kolonları sulak arazi içinde kaybolmuş ve neredeyse çöktü çökecek bir haldeydi.

İçeride kimse yaşamıyor herhalde diye düşündüm. Balkonunda kaktüsler ve sukulentler vardı. Merak ettim komşu binanın kapıcısına bu evin terkedilmiş ya da satılık mı olduğunu sordum. "Hayır, içeride yaşlı bir amca yaşıyor "dediğinde şaşkına döndüm. Eve bakamasa bile balkondaki kaktüslerden vazgeçmemiş amca.

arodopman
10-12-2006, 23:09
Hani fırsat olsaydı da konuşabilseydiniz o yaşlı adamcağızla.
Kim bilir neler anlatırdı size yaşadıklarından yana.
Canını ne çok acıtanlar olmuştur bu güne değin.
Belki de onun içindir bu kaktüse tutkusu.
Kaktüsün dikenleri bile ona kadife tüyü geliyordur.
Ellerini kanatsa da yüreğini çizmiyordur.

Değerli Aybala,

Resimlere bakıp yazdıklarınızı okuyunca bilseniz ne öyküler düzdüm, balkonunda kaktüsler olan o ev hakkında. Vakit olsa da yazıya dökebilsem diyorum. O yaşlı adam da yukarda ki dizelerden çıkıp birde öyküye konuk olabilse hani.

Sevgilerimle.

aybala
10-12-2006, 23:19
Ahmey Bey, benzer şeyler düşünmüşüz ama konuştuğum görevli benim meraklı sorularım karşısında bana öyle kuşku ile baktı ki evin çevresinde fazla dolaşamadım. O ev ve (varsa) o yaşlı amca hakkında bilgi edinmeye çalışacağım.
Orayı görmenizi gerçekten çok isterdim. Bu yüzden cep telefonu ile fotoğrafını çekip sizlerle paylaşmak istedim. İlginize teşekkür ederim.

Mahmut Leventoğlu
11-12-2006, 09:00
Sevgili Aybala tahmini adres ve tarif varmı?

aybala
11-12-2006, 09:13
Maksev'in yanından Kartal yönüne doğru ilerlerken 200m sonra solda.
Gurme Lokantasının hemen karşısı.

sukranayalp
11-12-2006, 09:25
Sanıyorum burası İdealtepe sahilde , eski dere -kanalizasyon yatağının yanındaki villa.Ve yine sanıyorum artık yıkılmış olma ihtimali fazla. Gidip bakacağım.

Mahmut Leventoğlu
11-12-2006, 09:28
Bende bakacağım ve konuşmaya çalışacağım

aybala
11-12-2006, 09:47
Sanıyorum burası İdealtepe sahilde , eski dere -kanalizasyon yatağının yanındaki villa.Ve yine sanıyorum artık yıkılmış olma ihtimali fazla. Gidip bakacağım.

Şükran Hanım, bu bina İdealtepe tarafında değil. Dragos tarafından Maltepe'ye gelinen yönde. Sizin bahsettikleriniz Koza Restorant'tın yanındaki köprünün oradaki bir iki eski bina sanırım. Burada dediğiniz gibi tamiratlar, yıkılan-yapılan yerler var.
Yanlış yönlendirmiş olmayayım...

aybala
11-12-2006, 10:50
Belki de sadece nasıl görmek istiyorsak öyle görüyoruz. Belki o amcanın balkonundaki kaktüslerden haberi bile yok. Belki o amca sadece orada barınan bir evsiz. Hatta belki orada bir amca bile yok...Ve belki kaktüsler ev dağıtılırken, onları almaya hatta atmaya bile değer görmedikleri için balkonda kaldı...belki de belki de...

Ama sonuçta o balkonda kaktüs ve sukulentlerin olduğu ve o evin bir hatta bir çok hikayesi olduğu gerçek.

Bu arada söylemeyi unuttuğum başka bir detay var. Kaktüslerin çoğu, 2 lt lik pet şişeler yatık tutularak, bir kayık şeklinde kesilmesi ile elde edilmiş saksılara dikilmiş. Yani o amca ya da başka birisi kaktüsleri nereye dikebileceği konusunda kafa yormuş ve oldukça yaratıcı bir fikir bulmuş.

lerdemir
11-12-2006, 12:44
agaclar.net olarak birlikte gidelim mi o amcaya bu haftasonu?

çayımızla kurabiyelerimizle gideriz, tanışmış oluruz belki amcayla, ilgilenilmesi gereken bir ihtiyacı varsa da ilgileniriz topluca, ne dersiniz?

lerdemir
11-12-2006, 12:49
Bu arada cep telefonunuz da iyi çekmiş fotoğrafları :)

...Bu yüzden cep telefonu ile fotoğrafını çekip sizlerle paylaşmak istedim...

aybala
11-12-2006, 12:50
Orası zaten benim hafta sonu yürüyüş güzergahımda. Katılırsanız neden olmasın :)

lerdemir
11-12-2006, 12:57
Haberleşelim isterim o zaman...

her haftasonu mu yürüyorsunuz?

turunç
11-12-2006, 13:02
Şimdi okudum. O ev bizim evin hemen sahil tarafında. Ben orda kimsenin yaşadığını sanmıyorum. O ev kırık dökük ve pencereleri de tahta çakılmış olan ev değilmi. Hemen Ünlüer Gurme restorantın karşısında.
Bence orda kimse yaşamıyordur. Yaşasaydı ben orda oturuyorum ve şimdiye kadar 4 yıldır kimseyi görmedim. Hatta hayat belirtisi bile görmedim. Kafam karıştı. Acaba gerçekten birisi varmı orda yaşayan???

aybala
11-12-2006, 13:13
Orada birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda benim de aklım karıştı. Yan apartmanın görevlisi bir amca yaşıyor dedi. Ama bunun başka nedenleri de olabilir. Çünkü daha önce de dediğim gibi çok kuşkulu baktı bana :) Yani belki bina ile ilgilenilmesinden hoşlanmadı, ya ondan bilgi çıksın istemedi...kısacası bu konuda bir sıkıntı var :)
Belki tek başına iç odalarda yaşayan biri vardır...Olay iyice esrarengiz olmaya başladı.

" Her hafta sonu hatta bazı akşamalar da yürüyorum. "

aybala
11-12-2006, 13:16
Daha önce de bahsettiğim gibi yandaki apartman görevlisinin bana biraz kuşku ile bakıp kısa cevaplar vermesi orada birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda benim de aklım karıştırdı. Belki ev ile ilgilenilmesi ya da ondan bilgi çıkmasından rahatsız oldu...

Ben haftasonları hatta bazı akşamlar yürüyorum. Olmazsa tekrar bakarım ona göre hareket ederiz.

lerdemir
11-12-2006, 14:46
Bu iş iyice esrarengiz bir hal almaya başladı... Brrrrrr....

Sebahattin
11-12-2006, 21:43
Sakın ev perili falan olmasın:p

turunç
12-12-2006, 15:59
Akşam saat 19 civarında ordan geçtim ama evde ışık falan yoktu. Bence orda kimse yaşamıyor. Kapıcı adam Aybalayı bilinmeyen bir sebeple kandırmıştır. Artık takılırım oraya gidip gelip bakarım yaa...

aybala
12-12-2006, 22:12
Olabilir, balkondaki kaktüsleri görebildin mi? Gerçi hava kararmıştır o saatte :)

aybala
14-12-2006, 09:28
Dün akşam saat 19:00 civarı evin etrafında gezindim. Evde yine ışık yoktu. Sonra arka apartmanın önünde bir genç gördüm. Ona o binanın boş olup olmadığını sordum.

"yok abla orada yaşlı bir amca oturuyor" dedi...
"gelip geçerken görüyorum, genelde evde ışık falan yok ama balkondaki kaktüsleri görünce burada yaşayan olup olmadığını merak ettim" dedim.
"genelde camide oluyor İzzet Amca" dedi
"geçen gün başka birine de sordum, orada birinin yaşadığını söyledi ama inanamadım. gerçekten biri yaşıyor mu o evde şimdi. peki haber alıyor musunuz kendisinden, ilgilenen var mı?" dedim
"görünce sohbet ederiz, zaten burada değilse camidedir, asker emeklisi kendisi..." dedi.

tuhaf ama orada yaşayan biri olduğuna sevindim.

Mahmut Leventoğlu
14-12-2006, 09:31
İzzet amcayı bulmak farz oldu anlaşılan.

lerdemir
14-12-2006, 09:47
Asker emeklisi? hmm...

lerdemir
19-12-2006, 13:07
Bir ses seda çıkmadı galiba henüz?

kana06
26-04-2007, 02:14
Balıklar ,acıktıklarında suyun yüzeyine gelerek, ağızlarıyla yem almaya çalışır ve bu gece televizyon kapandığında rahatlıkla duyulur, ayrıca onlara oksijen sağlamak için kullanılan motorun sesi de gürültüden başka birşey değildir, o da bir hobi bir zevk ama , yine de zahmeti bitki yetiştirmekten kat kat fazla...

mirsat
26-04-2007, 14:47
Toprak bugüne kadar kimseye ihanet etmemiştir. Ve bence aşık veysel den gayrisi böyle güzel anlatmamıştır.

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Adem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve bitirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır.

Karnın yardım kazmayınan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır.

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.

Bir dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sadık yarim kara topraktır.

Hakikat istersen açık bir nokta
Allah kula yakın, kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sadık yarim kara topraktır.

Bütün kusurumu toprak gizliyor
Melhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır.

Aşık Veysel
Kendi sesinden dinlemek isteyen.
http://www.youtube.com/watch?v=PBGofyyQTYg

limon
27-04-2007, 12:57
İlk mesajda okuduğum gibi benimki psikolojik bir durum. 3 sene kadar önce panik atak hastası oldum 6 ay kadar ilaç tedavisi gördükten sonra 1 sene kadar kullanmam gerektiği halde bıraktım ilaçları... Apartman dairesini sattık ve İstanbul'a 45 dk kadar uzaklıkta bir köye taşındık. Hemen köpeğimizi aldık ve bahçe işlerine başladık. Çiçek yetiştirmeyi de çok seviyorum ama en çok kendi sebzemi ve meyvemi yetiştirmekten hoşlanıyorum. Bahçemle uğraşırken ve evimde yorgun bir şekilde dinlenirken artık ne çarpıntım var ne karamsar düşüncelerim... Her gün sebze fidelerimin ne kadar büyüdüklerini merak ederek uyanıyorum artık... Sevgiler...

ogzhn
28-04-2007, 12:57
Bir an etrafınızdaki yeşil örtünün kalktığını düşün,hiçbir bitki olmadığını hayalinizde canlandırın nasıl bir görüntü?

Sebahattin Sargın
28-04-2007, 13:18
Son derecede renksiz ve berbat bir görüntü. Düşünmesi bile insanı üzüyor. Gerçi şehir hayatı yakında böyle bir hal alıcak gibime geliyor....

serder
02-06-2007, 20:01
"Aynı yolun yolcusuyuz ama yönlerimiz farklı"
güzel bir sözdür. Severim.
Hepimiz bir sebepten ötürü bakıyoruz bitkilere. Kendince sebepler geneli yansıtabilir yada oluşturabilir. Benim sebebim belli.
Yaklaşık bir senedir " içinden elektirik geçmeyen bir iş " sevdası benimkisi. Arayış belki, orta yaşa doğru hızla ilerlerken. Bunalım belki de farkında olmadığım. Ama bulduğum hepinizinki ile aynı "HUZUR"
"Neden?" sorusuna Lazca bir cevap "NEDEN OLMASIN?"

serder
02-06-2007, 20:02
Sn. Lerdemir
İnanın balıklar çok ses çıkarabilir. Yani uykudan bile uyandırabilir. :)
Odamda akvaryumum vardı ve bazen beni uyandırırlardı.

lerdemir
02-06-2007, 21:49
Sevgili serder,

Şaşkınlık içinde okudum yazdıklarınızı.

Uyandırdılar demek ? Pes ! :)



Sevgili Limon,

Şu anki ortamınıza ve durumunuza çok sevindim.


ogzhn,

O görüntü büyükkentlerimizde pek de uzak değil gibi görünüyor maalesef :(

serder
04-06-2007, 10:34
Sevgili serder,

Şaşkınlık içinde okudum yazdıklarınızı.

Uyandırdılar demek ? Pes ! :)


Eğer bir gün akvaryum kurar isen FRONTAZA alıp beslersen şakın bir şekilde uyanabilirsinde :) :D

lerdemir
20-06-2007, 18:58
Aslında bu başlıktaki soruyu da foruma yeni üye olan tüm arkadaşların yanıtlaması istenmeli; gerekli yönlendirme yapılmalı gibime geliyor.

Hani yeni üyeler kendini tanıtmadan sorularına cevap alamıyorlar ya; sorularına cevap alabilmeleri için bu konuya da mesaj yazılması istensin;)

Çünkü kimbilir her yeni katılımcının kimbilir ne gerekçesi vardır?

Hepimiz buradayız; ama neden burada toplanıyoruz?

Bizi burada toplanmaya "iten" nedir? Ya da "çeken"?

Neyin "mevcudiyeti" ya da "yokluğudur" bunun sebebi???

Kimbilir???

igk
22-06-2007, 21:23
Bu başlığı görünce, başından başladım, sonuna kadar okumaya çalıştım.
1) İzzet Amca ne oldu? Öyle biri var mıymış?
2) Eğer evden giderken ya da eve dönüşümde, eve girmeden önce gidip güllerimi hayran hayran inceleyip, kokluyorsam, aslanağzı da varmış, ne güzel diyebiliyorsam, leylakları kesip vazoya koymaya kıyamayıp, eğilip içime çeke çeke kokluyorsam daha gerekçe mi aranır?
3) Vişneler olmuş, reçeldi, şuruptu dolap dolmuşsa;
4) Ihlamurlar toplanıp kurutulmuşsa;
5) Çileklerden her bir şey yapılmışsa;
Daha ne soralım...

Yalnız bir arkadaşımızın, toprakla geçim nedeniyle uğraşanların çiçek merakının olamayacağını söylediği mesajına itirazım var. Köy evlerinin önlerindeki salkım ve küpe çiçekler, sardunyalar bir şey ifade etmiyor mu? Pencere içleri, kapı önleri saksı teneke dolu.

cemal.S
28-06-2007, 11:48
Sayfadaki tüm yazılar harika hepsini zevkle okudum. Bir şeyler yazayımmı yazmayayımmı diye çok düşündüm neyse.

Bakın neler yaşadım ? Bundan yaklaşık 10 yıl önce hepimizin şikayette haklı olduğu beton yığınlarından hiç değilse 20 gün uzaklaşmak amacı ile İstanbuldan her yıl yaptığımız kendi köyümüze yolculuğumuz biraz problemli ancak bizi görürebilecek Brodvay marka araçla başladı. Yaz günü o sıcakta çocuklar küçük ha babam de babam kendi köyümden bir önceki köyde uygun bir yer bularak dinlenmek amacı yolun kenarında durduk. Karşıda meyilli bir tarlada iki ulu çınar ikiside 75 -80 yaşlarında sıcağın alnında toprakla uğraşıyorlar, buğday desteliyorlar topluyorlar. Ancak çok mutlu görünüyorlar. Gülmelerinden ve birbirlerine takılmalarından bunu anladık. Eşim ve ben bundan çok şey öğreneceğimizi konuşmuştuk. Kısacası bu uğraş ve mücadele kanımca insanları mutlu eden yegane şey.

Saygıyla kalın.

Romantik Serseri
31-12-2008, 08:23
Zamanında işimin yanına hobi olarak eklediğim bu iş daha sonraları hastalık oldu bende. İnsan bir şeyi sevince, ona bağlanınca bırakmakta zorlanıyor. Toprak ve bitki işide böyle birşey.

Nurbahar
31-12-2008, 10:26
Toprağı, bahçeyi, ağacı çocukken de çok severdim. Burada fazla yapamıyoruz ama, yurt dışında kaldığım bir dönemde hafta sonları, sırtımda çantam, yiyeceğim, güzel parkları gezer, saatlerce ıslak çimlerde yatar ve kitap okurdum, bisküvilerimi bir sincaba çaldırdığım bile olmuştu. Çevremdeki insanlar da bunu yapıyorlardı zaten.

Bir ağaca sırtını dayayıp yere oturmak çok güzel bence, toprağa basmak, elini değdirmek, sıcak günlerde çimin nemini hissetmek.

Çevremiz hatta üzerimize giydiğimiz o kadar çok şey yapay ki, doğadan kopmamıza neden oluyor. Doğanın içinde yaşamak kadar gözlemlemek de çok ilgimi çekiyor. Bir tohum, düşünsenize nasıl bir potansiyeli var ki bazan kocaman bir ağaca dönüşüyor; bazan da bir yaprak, türünü devam ettirmeye yetiyor; bir sarmaşık nasıl tırmanıyor, ağacın dalları nasıl çıkıyor?... Bunları görmek ve anlamaya çalışmak bizim de doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlatıyor.

İşte etrafımdaki çiçekleri, güzellikleri görmek bir yana asıl ilgimi çeken bu süreci takip etmek, kendimce bir şeyler öğrenmek ve üretmek.

11 yıl önce gerçekten çok hasta olduğum bir dönemde (sayfaları çeviremeyecek, normal hızda yürüyemeyecek, konuştuklarım anlaşılmayacak kadar) bir köyde bir bahçe aldık (bahçeyi görünce vuruldum ve eşimi çok zorladım). Hafta sonları enerjimin tümünü bitirecek şekilde elimde çapa çalışıyordum ama pazartesi işe gittiğimde oturduğum yerde bile hiç bir şey yapamıyordum. Sonuçta alacağım ürün değil, o uğraş ve üretmek benim için önemliydi. Yetişenleri toplamak ve yemek görevini de akrabalara, komşulara bırakmıştım.

Son iki senedir de daha önce uğraştığım resim ve mozaiği tamamen bıraktım, bahçeyle uğraşınca aynı hazzı alıyorum ve sanırım tekrar dönemeyeceğim :(

Minem
31-12-2008, 13:44
Bundan belki bir yıl önce ne bitkilere, ne ağaçlara ilgim bu kadar değildi. Her yeşillik benim için aynı şeyi ifade ediyordu. Sadece açan ve kokulu çiçekleri seviyordum (Tabi ki kesme çiçekler en iyisi ve sorunsuzuydu) Ta ki, artık buralardan sıkıldığımı, büyükşehirden bıktığımı anlayana kadar. Artık gitmeliydim, bir sahil kasabası olmalı, bahçeli bir köy evi olmalı, kaybettiğim huzuru ve pozitif enerjiyi toprakla çiçekle uğraşarak yeniden kazanmalıydım. Kararımı vermiştim ama, ne yazık ki işyerimi kapatmak istemiyordum. Kapattığım da maddi kazancımı da kaybedecektim. Bir süre daha -en fazla emekliliğime kadar- buralarda kalmaya karar verdim.Şimdilerde ise bu amacımı beynimin bir köşesinde yaşatıyor ve canlı tutuyorum. Tek fark hayal olarak değil amaç olarak duruyor bu isteğim :)

Gidemediğim sürece hiç olmazsa evimde, yaşadığım yerde bunları hayata geçirmeye çalışayım dedim ve evimin salonunu neredeyse bir nevi sera haline getirdim (Neredeyse 60 adet saksıyla küçük bir sera sanırım :D) İlgilenebildiğim her çiçeğe evimde bakmaya başladım. Ufak tefek bilgileri ise ileride amaçlarımı gerçekleştirdiğim de kullanabilmek için hafızam da tutmaya, takıldıklarımı ise ağaçlar.net ten öğrenmeye çalışıyorum...

Benim işim gereği tırnaklarımın, ellerimin bakımlı olması gerekiyor. Öyle ya insanlara bulaşık yıkarken eldiven giyin, elleriniz tırnaklarınız deterjanlardan tahriş oluyor, deforme oluyor direktifleri verirken kendi tırnaklarınızın arasında ki toprak parçalarıyla gözgöze gelmelerini istemezsiniz :p

Artık bunları pek fazla dert etmiyorum. Bana "huzur" veren toprakla uğraşıyorum, çiçeklerimi seyredip kokluyorum, kaktüslerin dikenlerine dokunuyorum. Sadece sevginizi vererek, muhteşem bir duygu ve huzur alıyorsunuz. Bu yetmez mi sizce? :)

sezgin53
31-12-2008, 16:00
Nedeni psikolojik mi, sosyolojik mi, ekonomik mi, bilemiyorum. Harcadığım emeğin, döktüğüm alın terinin karşılığını görebiliyorum. Yetiştirdiğim bitkıler bana hıç zarar vermiyor. Ülkenin yarısı çöle dönmüş, topraklarımız okyanuslara akıyor. Bu durum beni
rahatsız ediyor. Kısaca toprak ve bitkilerle uğraşırken herşeyi unutuyorum.