View Full Version : Atatürk'ü Anlamak, İlkelerine Sahip Çıkmak
İklimsiz
07-10-2008, 08:45
" Türkler sadece Atatürk'ü Allah' a borçlu; kalan herşeyi de Atatürk'e" !
Doğal Doğa
07-10-2008, 08:49
Başlığı görünce sevinçle bir şeyler yazmak için pür telaş oldum. Ama birden ne yazacağımı bulamadım. Hangi özelliğinden bahsetsek acaba dilimizin döndüğüde yetmez ya. Şanslı milletiz vesselam Allah bize böyle bir lider verdiği için...
Adalet Yağcı
07-10-2008, 09:00
Sevgili Atatürk'üm, sana aşığım şu satırları yazmaya başladığımda göz yaşlarıma engel olamadım.
Eminim bizi duyuyorsun, sana, bize bıraktığın her şey için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, yolundan, ilkelerinden ayrılmayacağıma söz veriyorum.
Ruhun şad olsun, sevgili Atam.
Şimdilik susma hakkımı kullanıyorum. Yazacak o kadar çok şey varki. Çok yakında sayfaya düşüncelerimi yazmaktan onur duyarım.
Teşekkürler İklimsiz.
Sevgili İklimsiz, çok teşekkürler. Atatürkün yıllar önce söylediği sözler, bir bir çıktı ve hala çıkıyor. Ne kadar da ileriye görüyormuş.
Adalet Yağcı
07-10-2008, 09:12
Dünyada böyle bir lidere sahip olmuş tek bir millet yoktur, Türklerden başka.
O liderki, yüz yıl sonrasını bile görüp hesaplayabilmiş, yaşadığı çağdan çok ilerilerde, olmadan olabilecekleri görmüş, bunları yazıp bırakmış bir deha.
Fotografları beni hep hayrete düşürmüştür, 80-90 yıl önceki hali bile bu gününün en çağdaş insanı görüntüsünde, çağdaşlarının arasında nasılda farklı görünüyor.
Sanki daha dün yaşamış gibi...
Atatürk'ü sevmek yetmez, o nu anlamak gerekir, açtığı yolu temiz tutmak gerekir.
Tamtutulma
07-10-2008, 09:25
Okudukça, araştırdıkça, öğrendikçe onu çok daha iyi anlıyorum.
Onu tanıyıpta hayran olmayacak biri olacağını sanmıyorum.
Onu anlamak: "Bizden istediklerini yapmaktır." diye düşünüyorum. Öncelikle Cumhuriyetimize sahip çıkmak; çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak...
Ulus'taki eski meclis binasının önündeki bir ağaç kesildi diye ağlayan büyük adam, Yalova'daki konağına bir ağacın zarar vermesi üzerine ağacı kestirmeyip evi altına raylı sistem kurarak 30 metre kadar ileriye taşıtmıştır.Bu insanlık tarihinde taşınan ilk binadır.
Atatürk Sabiha Hanım'a şöyle diyor:
Sabiha kızım, bak hayattayken çiçeklerimle ben kendim ilgileniyorum. Onlara bakıyorum, baktırıyorum. Biz bakmazsak onların dilleri mi var? Bizden su isteyecek, gübre isteyecek, ışıklı bir yer ya da gölgelik isteyecek.
Unutma kader bir gün benim de kapımı çalacak, bir başka dünyaya davet edecek...
Çiçeklere bakmak, mezarıma çiçek getirmek sana düşecek. O zaman bir kaç gül yeter de artar bile. Ama canlı olsun, hayatiyet dolu olsun...der.
Atatürk bir doğa aşığı idi. Yurdun çöl halinde olmasından büyük ızdırap duyardı. Ankara'daki Orman Çiftliğinin yaz topraklarını orman yaptı. Hemen her ağaçta hakkı vardır. Çankaya'da ağaçların dikilişini, büyüyüşünü adım adım kollardı.
Ataürk bütün çiçekleri çok severdi. Sofrasını ve odasını çiçeksiz görmek istemezdi.Doğada ki çiekleri de doğada olduğu gibi seyretmekten zevk alır, bunları asla kopartmaz, koparttırmazdı.
Sabiha Gökçen anılarında çiçeğin Atatürk'ün hayatında bir tutku olduğunu özellikle gül ve karanfili çok sevdiğini belirtir.
Kültür ve Sanat dergisi & Sabiha Gökçen Anıları.
Kurtuluş savaşının önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında pek bilinmeyen 30
özel madde...
1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ
"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında
kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine
"Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.
2.EN SEVDİĞİ YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.
3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.
4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU
Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü
"Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.
5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.
6.TAM BİR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.
7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.
8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.
9.ÖLÇÜLERİ
Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan
ayakkabı giyerdi.
10.RUMELİ ŞİVESİ
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.
11.HAZİN BİR HİKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.
12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.
13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.
14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.
15.DÜZEN TAKINTISI VARDI
Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.
16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER
Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye
çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize
doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.
17.SİGARA PAZARLIĞI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde
bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:
"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle
yapacağım".
18."BU NASIL HALKÇILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.
19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir
hocam, adam olmak!"
20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.
21.YABANCI DİLE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de
eklerdi.
22.FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.
23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.
24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı:
"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".
25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız
Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın
bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.
26.BİLARDO VE YÜZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.
27.EN BAŞARILI DERS
Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayatı boyunca sürdü.
28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.
29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.
30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği
güvercinliği vardı.
ALINTIDIR
Ali Kemal
07-10-2008, 09:59
ATATÜRK'ü anlamak için; kainatı çözümlemiş olmak gerek!. Onun gibi düşünmek ve Onun gibi Yurduna yararlı olmak; duyarlı dostlukların yaşayabileceği bir güzelliktir, diye düşünüyorum!.
Kainatı çözümlemeden; ATATÜRKÇÜLÜK hakkında, yalan-yanlış bilgilerle, bize iyiliği, doğruluğu ve de güzelliği, tam manası ile veremeyen, aldatıcı bilgilerden yana kendimizi muhafaza edebilmeliyiz, diye düşünüyorum!.
ATATÜRKÇÜLÜĞÜ; ŞAHSİ BAŞARILARINA ALET EDENLERDEN YANA DA; KENDİMİZİ MUHAFAZA EDEBİLMELİYİZ, diye düşünüyorum!.
Sevgi ve saygı çerçevesini aşmadan, haddimizi bilerek, OLGUNLUK BEKLEYEN BİR DAVRANIŞ BİÇİMİ ve DUYARLILIK BEKLEYEN BİR SESLENİŞ BİÇİMİ ile; ATAMIZI ANMANIN ve ATAMIZI ANLAMAMIZIN MUTLULUĞUNA, her bir insanımız, her bir yurttaşımız erişebilmelidir, diye düşünüyorum!.
SAYGILARIMLA!.
Adalet Yağcı
07-10-2008, 10:14
Sevgili Ela;
Ne kadar güzel bilgiler bunlar, bazılarını ilk kez duyuyorum.
Bizimle paylaştığınız için teşekkürler, çok büyük bir keyifle okudum.
İklimsiz
07-10-2008, 10:23
Türk diliyle Meksika dili benzerliğini keşfetmiş, Tahsin Mayatepek' i Meksika' ya elçi olarak atamış, incelemelerde bulunmasını istemiş.
Tahsin bey araştırmalarını büyük bir titizlikle sürdürmüş, her bilgiyi Atatürk' e rapor etmiş.
Türkler Ortaasya' dan gelmişlerdi, peki Ortaasya' ya nereden gelmişlerdi?
Kayıp Uygarlıkların peşine düşmüş Atatürk, Atlantis ve Mu Uygarlığının...
Tahsin beyin kendisine gönderdiği belgeler, Türklerin kökeninin taa Mu Uygarlığına dayandığı şeklindeymiş.
Son yıllarını bu araştırmaya ayıran Atatürk, 1935 yılından sonra ilerlemeye başlayan hastalığı nedeniyle çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.
Bu belgeler, halen Anıtkabir Kitaplığı' nda 1482-1485 No' lu kayıtlarda bulunmakatadır.
şükran ünal
07-10-2008, 10:30
Sevgili Ela, yazdıklarını gözlerim dolarak okudum. Ne kadar mütevazi ve bir o kadar da haysiyetli ve ödünsüz bir insanmış. Kimseyle kıyas götürmez bir kişilikte..O' nu çok özlüyorum....
Sevgili ela gerçekten teşekkürler. Hepsini bir yerlerde okumuştum parça bölük derlerya öyle. Böylece birleştirmiş oldum. Benim için gerçekten çok ama çok faydalı oldu. Ellerine yüreğine sağlık. Sanırım ATATÜRKÜN liderlik sırları diye bir kitapta büyük çoğunluğu var. Yeniden okumam lazım. Yılda en az bir kez okuduğumda çok şey buluyorum içinde.
Saygıyla.
Tamtutulma
07-10-2008, 11:11
Bir konuyu düzeltmek isterim: Atatürk'ün boyu 1,74 değil; 1,69- 170 tir. Gençliğinde boyu 1,70 iken ömrünün son yıllarında boyu 1,69'a inmiştir.
Atatürk'ün: "Çanakkale şehitleri için 40 metre anıt dikilse hakları ödenemez." söznüne ithafen yapılan anıta Atatürk'ün boyuda eklenmiştir: 41,70.
Kurtuluş Savaşı'nın ve inkılâplarının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün mezarın (ANITKABİR) bulunduğu yeri, Yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan ulusumuza en iyi şekilde sanal gezinti sağlamak amacıyla Anıtkabir 'i ekranlarınıza taşıdık.
www.360tr.com/anitkabir
Fotoğraf kalitesi hakkında önemli not :
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün mezarın (ANITKABİR) bulunduğu yerde fotoğraf çekimi için yaptığımız izin talepleri aylarca beklememize rağmen yazılı bir cevap verilmemiştir. Anıtkabir yetkililerine gidip durumu sorduğumuzda ise Ayaklık ile kesinlikle fotoğraf çekimine izin verilemeyeceği yönünde görüşler tarafımıza bildirilmiştir.
Bu sebeple çekilen fotoğraflar teknik imkânsızlıklar dâhilinde çekildiğinden, fotoğraf kalitesi ve hatalar için özür dileriz.
Bugüne kadar Anıtkabir'i ziyaret etme fırsatı bulamayan veya tekrar küçük bir gezinti yapmak isteyenler için çok güzel bir çalışma. Umarım sizinde hoşunuza gider.
Adalet Yağcı
07-10-2008, 11:53
Harika bir çalışma olmuş, emeği geçen herkese, ve paylaştığınız için size sonsuz teşekkürler, Sevgili Müge.
Cumhur Tonba
07-10-2008, 22:35
AMERİKA
Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi
başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern
dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak
kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır.
Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye' nin
doğması, yeni Türkiye' nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli
bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk' ün Türk
halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye' de giriştiği derin ve
geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini
daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.
John F. KENNEDY (A.B.D. Başkanı)
Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun
gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.
Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı)
Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi.
Kendisi, Türkiye' nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında
hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir
milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine
güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.
General Mc ARTHUR
Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine
onun fikrince bütün Avrupa' nın en kıymetli ve en ziyade
dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana
Avrupa' nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı
Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
Franklin D. ROOSEVELT A.B.D. Başkanı
Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri
geçti.
Chicago Tribune
Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri.
New York Times
İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O,
tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.
Gladys Baker (Gazeteci)
ALMANYA
O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil,
gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir
kahramandı.
Prof. Walter L. WRIHT Jr.
Atatürk Türkiye' yi tek düşman kalmaksızın bırakmıştır. Bu
zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.
Alman Volkischer Beobachter Gazetesi
Almanya, ATATÜRK' ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda,
tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol
olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.
Berlin, Alman Ajansı
Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve
insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak
isteyenler Atatürk' ün iman verici ve yön göstericiliğinden
örnek ve kuvvet alsınlar.
Profesör Herbert MELZIG(Tarihçi)
Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye' ye
bakılarak bu günden ölçülebilir.
Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle
birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu
dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir
ruh aşılamıştır.
Illustrierte Dergisi
O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle,
bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı
bir sahne seyrettirmektedir.
Herbert MELZIG
FRANSA
İnsanlığın bütün belirtileri Onda kendini hemen gösteriyor.
Noelle Gazetesi
Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken,
milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı
başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya
koymuştur. Atatürk' ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir
örnek olmuştur.
Maurice BAUMANT(Profesör)
Çok büyük bir adamdı...bir siyasi dahiydi.
Excelsior Gazetesi
Dünyanın, çağdaş, en büyük kişilerinden biri.
Le Jour-Echo de Paris
Atatürk' ün yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı
olan Türkler asla unutmayacaklardır.
Noell Roger Gazetesi
Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde
maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde
hiçbir şüphe aranamazdı.
Claude Farrer (Yazar)
Bu günün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa' yı titreten canlı
millet durumuna erişmiştir. Ve bu aksam O büyük ulunun başında
bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye' dir.
Pierre Dominique(Gazeteci)
Asırları asan adam !..
Fransa, Paris Basını
Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların
tarihinde izlerini bırakacaktır.
Albert LEBRUN
Fransız Cumhurbaşkanı
Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam,
bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en
şerefli isim Ona verilmiştir.
Mercel Sauvage(Gazeteci)
Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir.
Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.
Gerrad Tongas(Yazar)
Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık
evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet
adamları; O' nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri
dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş
felaketinin içine sürüklemişlerdir.
SANERWIN Gazetesi
Atatürk, bir milleti, birkaç yılda asrileştirmek mucizesini
göstermiştir.
Paris-Le Temps
Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması' nın imzalanması
nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla,
Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının
Mecliste verdiği cevap:
Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman
Mustafa Kemal ve O' nun tüm askerleri burada olsalardı teker
teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir
antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.
Fransız Başbakanı BRIand
Sırasıyla ihtilalci ve asi, sonradan muzaffer bir kumandan
olan "Türklerin babası" Yeni Türkiye' yi yarattı, sultanları
kovdu, kadınlara hürriyet verdi fesi kaldırdı, ülkesinde
radikal bir inkilap yaptı.
Paris-Soir' den
Denilebilir ki onsuz, İslam alemi yolunu bulabilmek için elli
yıl daha bekleyecekti.
Berthe Georges-Gaulis
O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark
edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok
uzaklardan bakmak gerekir.
Claude FARRER / Fransız Edibi
Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa
tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk' ün bu yöndeki
gayretleri sonuçsuz kalmamıştır.
Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu
gelişmenin temel öğelerinden biridir.
Charles De GAULLE
Kemal Atatürk' ün karakterinin bir cephesini göstermek
itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu.
Birdenbire durdu: Görüyorsunuz ya, dedi: birçok zaferler kazandım. Fakat
bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında
ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle
bir Şef' in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?
George BENNES
Vu Gazetesi
Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda, konferanslarda
Türkiye' nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden öleceğini ilan
etmişlerdi. Halbuki ölmeden değişti. Hem de kökünden ve baştan
aşağı değişti. İnançlar, gelenekler, yöntemler yıkıldı. Son
döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapitülasyonlar gibi
memleketten sürüp attılar. Türkiye, ruhunu değiştirmişti.
Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar.
Raymond CARTIER
Le Nouvelliste Gazetesi
İNGİLTERE
Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri.
Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekti.
The Fortnightly, Londra
Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdaki yapıcı devlet
adamlarından birini kaybetti.
Spectator
Çağımızda hiçbir isim Atatürk' ün adı kadar büyük saygı
yaratmamıştır.
Observer
İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir
dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.
Sunday Times
O, benzeri olmayan bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül
edemediği serbest bir nizamla, başaramadığı ve
başaramayacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar
devirlerine kendi adlarını vermişlerdir.
Word Price
O, Türkiye' nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan
özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları,
Türkiye' nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun
tarihini değiştirdi.
Times Gazetesi
Savaş Türkiye' yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini
yeniden dirilten Atatürk' ün ölümü, yalnız yurdu için değil,
Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O' nun ardından
döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern
Türkiye'nin Ata' sına değer bir görünümden başka bir şey
değildir.
Winston CHURCHILL İngiltere Başbakanı
Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan
bir baştı.
Daily Telegraph
Cumhuriyet Türkiye' sinin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, diğer
önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri
kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve
başarı.
The Truth Dergisi
O genç ve dahi Türk Şefi'nin o esnada Çanakkale de bulunması,
müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir.
Alan Moorehead (Yazar)
Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış
olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir.
Kendisi için, bugünkü Avrupa' nın en güçlü Devlet Adamıdır
diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en
cesur ve orijinalidir.
Herbert Sideabotham (Yazar)
Herhangi bir olayı derinliğiyle kavramak, çıkar yolu görüp
birdenbire harekete geçmek iktidarı, O' nun eşsiz otoritesinin
başlıca kaynaklarından biridir.
Grace Ellison (Gazeteci)
AFGANİSTAN
O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri
için de en büyük önderdi.
Emanullah HAN
Afgan Kralı
ARNAVUTLUK
Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye' nin yaratıcısı
olan eşsiz şefini kaybetmiştir.
Stipsi Gazetesi
AVUSTURYA
Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı.
Neue Freie Presse, Viyana
Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini
bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez.
Avusturyalı Heykelci KRIPPEL
BELÇİKA
Atatürk, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.
Kopenhag-Nasyonal Tidende
Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek
devlet adamı Atatürk' tür.
Libre Belgique gazetesi
BULGARİSTAN
Hiçbir memleket, yeni Türkiye' nin Ata' sı tarafından başarılan
kadar güçlü, hızlı ve kökten bir yenilik hamlesine
erişmemiştir.
Bulgar Dness Gazetesi
ÇİN
Mustafa Kemal yeni Türkiye' nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir
toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz
kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi
kendine inandırmıştır.
Ma Shao-Cheng (Yazar)
DANİMARKA
Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O,
yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı.
National Tidence Gazetesi
FİNLandİYA
Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası
dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi.
Hufvud Stadbladet Gazetesi
HİNDİSTAN
Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri.
Star of India
Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna
savaşan bütün milletlerin önderiydi. O' nun direktifleri
altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan
yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI Hint Parlamento Heyeti Başkanı
İRAN
Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli
bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca
milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.
Tahran Gazetesi
Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla
kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı
olmuştur.
Iran Gazetesi
İSRAİL
Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini
kaybetti.
Palestine Post
Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından
önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete
nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur.
Ben Gurion İsrail Başbakanı
İSVEÇ
O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O' nun sayesinde Türkler,
O' nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek
yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir.
Nya Dagligt Gazetesi
İSVİÇRE
Türkiye' yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam' ını başımı en
derin hürmetle eğerek selamlarım.
Profesör MORRF
Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha
göremeyeceği bir dahi idi.
Profesör SEKRETAN
İTALYA
Hayatının sonuna kadar milleti' nin mutlak güveni ile kurduğu
devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi
görülmemiş bir karakter örneğidir.
C.C.SFORZA
Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile
hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda
memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir
siyasi zafer kazandırdı.
F.Perrone Di San Martino (Yazar)
Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu' nun gelişmesine birinci
derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet
kaybolmuştur.
Tribuna Gazetesi
JAPONYA
Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet
adamı olarak daha büyük.
Japon Times
Yüzyıldan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider.
The Japon Chronicle
LÜBNAN
Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin
başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında
yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.
KERAMA
Lübnan Başbakanı
Kelimenin tam anlamıyle bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk,
dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiştir.
Loryan Gazetesi
Atatürk, dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. O,
bütün bir tarihin seyrini değiştirmiştir.
Ennehar Gazetesi
Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin
gidişini değiştirmiştir.
An Nahar
MACARİSTAN
Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur" şeklindeki tarihi
gerçeği ıspatlayan ilk adam olmuştur.
Esti Ujsag.Macar.
Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile
yoksul düşmüştür.
Pester lioyd Gazetesi
Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramağa
çıkmış çalışkan arı' lara benzetiyorum. Nasıl arı' lar beylerinin
etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bu gün
büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır.
Prof. M. Zaajti Franes
MISIR
Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri.
Egyptian Gazete
NORVEÇ
Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri
olarak kalacaktır.
Le Morgen Bladet Gazetesi
PAKİSTAN
Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri
değildir. Biz Pakistan'da, Onu geçmiş bütün çağların en
büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha,
doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever.
Eyüp Han, Pakistan Cumhurbaşkanı
Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O' nun bakışı ile
cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
İkbal (Şair)
POLANYA
O' nun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete
geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur.
Gazeta Polska
ROMANYA
Atatürk, tarihte teşkilatcı bir dahi, bir milletin harikalar
yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak
kalacaktır.
Independance Romaine Gazetesi
Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran,
kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en
birincisidir.
Timpul Gazetesi
RUSYA
Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi
herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli
bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni
milli yapısını yaratmıştır.
Sovyet Başbakanı Kalinin
SURİYE
Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet
gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden
bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan,
eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi...
Elifba Gazetesi
Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir.
Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkilaplar, birkaç
yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.
El Tekaddum Gazetesi
YUGOSLAVYA
Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun
faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
Branko Aczemovic (Elçi)
Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini
hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin
zekası ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne
getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
Politika Gazetesi
YUNANİSTAN
Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adama,
malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir.
Katimerini
İşte tüm dünyanın kabul ettiği Devlet Adamı,Başkomutan ATATÜRK...
İşte dünya, işte ATATÜRK
Cumhur Bey, çok teşekkürler.
keçi boynuzu
07-10-2008, 23:37
Kelimeleri kıfayetsiz koyan adam
nisan0671
08-10-2008, 09:25
O'nu sevmek...
O'nu anlamak...
O'nu yaşatmak...
O'nun izinden gitmek...
Keşke herkes bunu hakkıyla gereği gibi yapabilse. Ama görüyorum ki herkes kendine göre yorumluyor O'nun ilkelerini...
Gülüşü ayrı güzel, ciddiyeti ayrı asil ne muhteşem bir insan. Humeyni'yle kıyaslayanlar örümcek ağıyla kaplanmış bir beyin taşıdıkları için kendilerinden utansınlar
Şu an bu kadar özgür,_hür, kimsenin mandası olmadan yaşamanın güzelliğini ATA'mıza borçluyken ...
Söylemek istediklerimi anlamanızı umut ediyorum dostlar...
Mahmut Leventoğlu
08-10-2008, 12:55
Sevgili dostlar, www.ataturktoday.com adresine bir bakar mısınız ? Muhteşem .
Buket Aknar
08-10-2008, 15:13
Çok güzel başlık olmuş. Bir kaç yıl önce okuyup bilgisayarıma not aldığım bir şiirin buraya çok uygun geleceğini düşündüğüm için sizinle paylaşmak istedim...Atatürk'ten...
Ey Milletim,
Ben, Mustafa Kemal’im…
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim…
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
Özgürlük hala,
En yüce değer
Değilse eğer…
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağ’a taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek…
Diyorsanız ki, okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi…
Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet…
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın…
Hala önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın…
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın…
Unutun tüm dediklerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ…”
Şairini bilmiyorum (o zaman not almamışım). Bilen varsa ve eklerse çok sevineceğim.
Arzu Kasapoğlu
08-10-2008, 17:47
Atatürk'ü sevmeyip Humeyniyi sevenler, Atatürk'e dinsiz yakıştırması yapanlar
inşallah biraz utanırlar...
Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı
Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonu’nda Lale Şıvgın’ın sunduğu “Beyin Fırtınası” programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ile Erol Manisalı idi.
Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz?” diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.
Yalçıntaş, “Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti” diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: “Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.”
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.
*****
Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyor
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
*****
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermedi
Nevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında “Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu” dedi. Ben de “Belgeyi bulmuş mu?” diye sorunca “Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım” dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, “Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak” dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, “Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama bana izin vermedi” diye konuştu.
Öztürk’e “Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?” diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi: “Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslamı reddedenler bu noktada birleşebiliyor.”
KAYNAK: VATAN (http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=08.08.2008&Newsid=192881&Categoryid=4&wid=142)
Cumhur Tonba
09-10-2008, 11:33
Çok güzel başlık olmuş. Bir kaç yıl önce okuyup bilgisayarıma not aldığım bir şiirin buraya çok uygun geleceğini düşündüğüm için sizinle paylaşmak istedim...Atatürk'ten...
Şairini bilmiyorum (o zaman not almamışım). Bilen varsa ve eklerse çok sevineceğim.
Süleyman Apaydın
ATATÜRKÜN YAVERİNDEN BİR ANI KESİNLİKLE OKUYUN!....
Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp;
- Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur
harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angaraya, giceleyin
geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan
oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp
Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
-'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin
Che'nin Çantasindan Çikan NUTUK
Küba Devrimi'nin öncülerinden ve Fidel Castro'nun yoldasi Arjantinli devrimci doktor Che Guevara, 1967 yilinda Bolivya'da yakalanip öldürüldügünde sirt çantasindan; 'Atatürk'ün Büyük NUTUK'u' çikmistir...' NUTUK'un Küba Devrimi'ndeki yeri aslinda daha önceki yillara dayaniyor. Sosyalist Küba Cumhurbaskani Fidel Castro, 12 Mayis 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomati Bilal Simsir'den 'Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabini' ister. ABD'nin bilgisi olmamasi ricasiyla yapilan bu istek, Bilal Simsir tarafindan uzunca bir süre sonra yerine getirilebilir. Iste, Fidel Castro'nun Atatürk hayranliginin kaynagi; Ingilizce 'Nutuk' kitabini özümseyerek okumasinda ve devrimci M.Kemal ATATÜRK'ün ilk antiemperyalist savasimini zafere eristiren 1919 Ruhu'ndan esinlenmesinde yatiyor.
12 Aralik 1996'da bir ödül töreni için gittigi Küba'da Fidel Castro ile görüsen Dursun ÖZDEN kendisine 'Türkiye'de solcu, ilerici ve devrimci gençler; Che Guevara ve Fidel Castro'yu çok seviyorlar ve sizleri mutlak önder olarak kabul ediyorlar...' der. Bu sözlere Castro'nun verdigi yanit çok anlamlidir: 'Devrimci M. Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine baska önder ariyorlar?... Devrimci ATATÜRK bizim ve tüm mazlum halklarin esin kaynagidir...'
Mart 1997 de Habitat Toplantisi için Istanbul'a gelen Fidel Castro, yaptigi konusmada söyle der: 'Asıl devrimci M. Kemal Atatürk'tür. Ben bir devrim yaptim, ama O'nun yaptiklarini asla basaramazdim. Sakin kendinize baska esin kaynagi aramayin...' Fidel Castro'nun bu sözleri karsisinda heyecanlanmamak mümkün mü?
Bu baglamda son yillarda Latin Amerika ülkelerinde esmekte olan 'ulusalci ve antiemper- yalist rüzgarda' Mustafa Kemal isiginin etkisi yok mudur sizce?...
O Mustafa Kemal isigidir ki; dogudan batiya, güneyden kuzeye, birçok halk hareketini ve halk önderini etkilemistir. Örnegin, çagdaslari Lenin ve Çörçil kendisini hep takdir etmislerdir. Örnegin, 1935'teki Uzun Yürüyüs öncesinde Sankay Meydani'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözleri söyledir: 'Ben, Çin'in Atatürk'üyüm...' Ve 1948'den bugüne dek, Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki 8. ve 9. siniflarda Yakinçag Tarihi derslerinde Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri okutuluyor.
Peki, Atatürk isigi dünyanin dört bucagini aydinlatirken Türkiye'de neler oluyor? Ne yazik ki ülkemizde bir yandan gericiler ve yobazlar diger yandan Che, Castro, Lenin, Mao gibi devrimci liderleri sözde örnek aldiklarini sanan 'uçuk solcular', Atatürk'ü ve düsüncelerini yipratmak için herseyi yapiyorlar. Emperyalistler ve yerli isbirlikçileri de Atatürk'e karsi olan her türlü gerici ve bölücü hareketi destekliyorlar. Bu tür çalismalar yurt disinda da sürüyor. Iste sizlere iki örnek: Birincisi, Küba polis sefi Carlos Fernandez'in yaptigi açiklamaya göre: 'Baskent Havana'daki 13/K parkinda, birçok dünya liderinin büstlerinin oldugu yerde bulunan Atatürk büstü, Havana Karnavali için çesitli ülkelerden gelen 'Kürt kökenli gençler' tarafindan 26 Temmuz 2007 günü yerinden sökülerek yok edilmistir...'
Ikinci örnek ise çok düsündürücü: 'Annan Plani geregince KKTC'deki ortaögretim okullarinin ders kitaplarindan Atatürk ve Türkiye Ulusal Kurtulus Savasi konulari çikarildi...'
Son yillarda ülkemizin üzerine çöken kara bulutlarin dagitilabilmesi için; öldürüldügü gün Che'nin sirt çantasindan çikan NUTUK'u kendimize rehber edinmemiz gerekiyor.
Soru: kaçimiz nutuku okuduk ?
Buket Aknar
10-10-2008, 15:34
Süleyman Apaydın
Teşekkürler...
şükran ünal
10-10-2008, 17:39
Arkadaşlar, Atatürk ün boyunun 157 cm. olduğunu, kızım Dolma bahçe sarayındaki kaynaklardan bildiğini ve emin olduğunu söyledi. Ankara'ya mumya heykeli geldiğinde bizde boyunun çok küçük olduğunu görünce çok şaşaırmıştık ama görevliler gerçek boy ölçülerinde yapıldığını söylemişlerdi.
"Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Herşeyden öte bir insan, herşeyden öte bir düşünce tarzı. Taa o zamanlarda çocukların geleceğin kurtarıcıları olmasını istiyordu. Tek kelimeyle o kusursuz.
Çok güzel bir bölüm olmuş, sevgili iklimsiz sağol varol... Dünyada bir eşi benzeri olmayan, olamayacak olan güzel Atatürk'ümüze bir bölüm ayrılmış burada ben de gelir gelir yazarım artık ara ara... ;)
Nurten Aslan'ın Küçük Anılarda Büyük Sırlar adlı, Atatürk'ün hayatını romanlaştırdığı bir Atatürk serisi var, hepsi tamamlanmadı ama ben ilk seriden itibaren okumaya başladım, çok da hoşuma gitti. Tavsiye ederim.
Buket Aknar
10-10-2008, 21:26
Buket bu gerçek mi acaba? Çok şaşırdım.
Öncelikler; Unutmamak gereken en önemli gerçek Kıbrıs'lı Türklerin Atatürk'ü çok ama gerçekten çok sevdiğidir.
Ben de bu mesajı görünce ufak bir araştırma yaptım.
Bulduklarım burada (http://talimterbiye.mebnet.net/Kitaplar/Books/Tarih2U5.pdf) 67. sayfadan itibaren takip ederseniz sanırım daha aydınlatıcı olacak. Sevgili Uzman16 sayfa 69'a bakarsan o dönemde Kıbrıs'lı Türklerin ne şartlarda adadan göç ettikleri de yazıyor. Okurken aklıma büyükbaban geldi.
Cumhur Tonba
10-10-2008, 23:27
Atatürk bizlerden bunu istiyor.
ATATÜRK'TEN SON MEKTUP
Siz beni halâ anlayamadınız .
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz .
Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muştular getirin bir daha,
uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar...
Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...
yazarı: Halim Yağcıoğlu
Cumhur Tonba
11-10-2008, 00:04
Sayın Buket Aknar. Araştırmalarınız için teşekkürler.
Cumhur Bey harika bir şiir.
Gençliğe hitabeyi okurkende tüylerim diken diken olur. Bu şiirde aynı etkiyi gösterdi.
umut2007
11-10-2008, 02:15
Gözyaşlarımı tutmam imkansız, teşekkürler arkadaşlar tüm bu yazılanlar için.
Dilim tutuldu ne diyebilirim ki..
ATAM İZİNDEYİZ !..
umut2007
12-10-2008, 01:25
Sevgili Müge; harika bir çalışma emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Bu güzel çalışmayı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.
Yücel Özlem
13-10-2008, 23:45
Bu başlığı, ilgi ile izliyorum.
Bu güne kadar yazılanlardan beğendiklerim oldu. Bunlardan biri hakkındaki düncemi, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sevgili Ali Kemal Bey, yazısını her zaman yaptığı gibi, özenle yazmış. Göndermiş ve gönderdikten sonra tekrar okumuş. Yine de bir imla yanlışı görmüş. Gördüğü imla yanlışını dönüp düzeltmiş.
Gösterdiği bu özen için kendisine teşekkür ediyorum. Yazının içeriği de çok güzel.
Ama, çalakalem yazıldığı belli, bazı yazılar var ki...
Hiç olmazsa, burada, biraz daha özenli olamaz mıyız?
Derya Özen
14-10-2008, 11:09
7 Yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı.
Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
8 Yaşında okulundan alındı ve köyde yaşadı.
Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
10 Yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi.
Ailesi onu okuldan aldı.
Sinir ve korkudan üç gün evden çıkamadı
17 Yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için, gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 Yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve iki ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 Yaşında sürgüne gönderildi.
27 Yaşında kendisinden 1 yaş büyük meslektaşı, kendisininde üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalıklar arasında yalnız başına olanları izliyordu.
30 Yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 Yaşında amiri, kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı.
Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
37 Yaşında böbrek hastalığından Viyana'da iki ay hasta ve yalnız olarak yattı.
37 Yaşında komutan olarak yeni atandığı ordusu dağıtıldı.
38 Yaşında Savunma Bakanlığı tarafından görevinden atıldı.
38 Yaşında bir toplantıda giyebileceği birtek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı.
Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 Yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
38 Yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 Yaşında idam cezasına çarptırıldı.
42 YAŞINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI OLDU.
Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen, ATATÜRK'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Sağlığınız mı bozuk? Atatürk'ün ki de bozuktu!
Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk'ün de vardı!
Aileniz çok zengin değil miydi? Atatürk'ün ki de değildi!
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadanmı vurdular? Atatürk'ü de vurdular!
Amirleriniz hakkınızımı yiyor? Atatürk'ün kini de yemişlerdi!
Sizden daha beceriksiz, ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip, size amirlikmi yapıyor?
Atatürk'ün de başına gelmişti!
Geçmişte bazı denemelerinizde başarısızmı oldunuz? Atatürk de olmuştu!
Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz?
Atatürk'ün de başına gelmişti.
HERŞEY SENİNLE BAŞLAR...
Başlık ve tüm yazılanlar için hepinize teşekkür ediyorum.
Derya Özen
14-10-2008, 11:16
Araştırmacı yazar Ogün Deli, Atatürk’ün ölümüyle ilgili olarak yaptığı araştırmaları ve bunları destekleyen belgeleri topladığı kitabında büyük önderin ölümünün herkesin bildiği gibi siroz’dan olmadığını iddia ediyor.
Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD) 1999 yılında çıkarmış olduğu ‘Birlik’ dergisinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Dairesi eski başkanlarından Emekli Deniz Kıdemli Albay Aytekin Ertuğrul’un, Atatürk’ün ölüm nedeninin, ‘Alkolik Siroz’ değil, sıtma olduğunu açıklamasının ardından o günlerde kamuoyunda ses getiren bu açıklama kısa zamanda unutulup hafızalardan silinmişti. Aradan geçen yıllar boyunca araştırmalar yapan Ogün Deli, ‘AGONİ’ isimli kitabıyla kamuoyuna yeni bilgiler sunuyor.
Ogün Deli, Atatürk’ün ölümünün 66 sene boyunca Türk halkından sorumsuzca saklandığını vurguladığı kitabında, Atatürk’ün tedavisinde kullanılan ilâçlarla, majistral olarak yapılan reçetelerin tarihsel ve parasal değerlerini de belirterek büyük önderin tedavisinde kullanılmak üzere sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesinden 43 kutu kinin alındığını ortaya koyuyor. Yazar, kitabında belgelere yer verdiğini, yorumu ise Türk halkına bıraktığını belirtiyor.
ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEKİ SIR PERDESİ
Büyük önderin tedavisinde kinin ile beraber Salygran (civalı diüretikler)’ün de kullanıldığı belgelenen kitapta, bu ilâcın kullanıldığı zamanlarda; kronik zehirlenmelere neden olabileceği belgelerle ortaya konuluyor. Ogün Deli’nin kitabında yer verdiği 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan ‘Halkın Sesi’ gazetesinde Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın Atatürk’ün ölümü ile ilgili açıklaması ise şöyle: “Mefkûremizi imha edici darbe vuranların âkıbeti, feci şartlar altında ölümdür. Türkiye’nin mağrur Sarı Diktatörü Mustafa Kemal Atatürk, 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarı z gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz ve diriltmeye teşebbüs etmeyiniz’ demişti. Muhtelif memleketlerde, sistemli ve metotlu bir tarzda çalışan, bize her suretle hizmet eden 5’inci kolumuz masonlardır. Türkiye’deki masonlar, Atatürk’e karşı gayet müşfik ve dostane vaziyet aldıkları hâlde, mağrur diktatör yersiz vehime kapılarak yukarıda zikredilen tarihte mason cemiyetini lağvetti. O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla!”.
KREMLİN KARAR ALIYOR
Kitapta Avram Benaroyas’ın dehşet verici açıklamaları ise şöyle devam ediyor: “Türkiye’deki mason cemiyetinin Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetlerinin durdurulduğunu, Moskova’da tarihî bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir hâlde oradakilere şaşkınlık içinde, bu nasıl olur? Neden kapatılırmış! Buna imkân yoktur! Kapatıldığı da bir gerçek ha! Bu böyle olduğuna göre, o sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır diye haykırıyordum. Atatürk’ün mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silâhla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü, o, felsefemizin Türkiye’de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi. Nihayet bir gün Kremlin kat’i kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti.”
“ATATÜRK, HAYATINI BİZE TESLİM ETTİ”
Avram Benaroyas’ın açıklamalarında mason cemiyeti kapatıldıktan sonra mason biraderlerin, cemiyet sanki hiç kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir ihtilâf yokmuş gibi vaziyet aldıklarını ifade ettiği açıklamasında, “İmkân buldukça, onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki, sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip bize hayatını teslim etti. Doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, 1937 yılı ortalarında ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındaki arkadaşı tanıyamazlıklar kendini göstermeye başladı. Onun pek elim bir vaziyette olduğunu, beşinci kollarımızın ajanları, gizliden gizliye yaymağa ve hastalığın öldürücü olduğunu efkârı umumiyeye duyurarak millî hislerde zaaf hâsıl etmeye çalıştılar. Atatürk’ün hastalığı efkârı umumiyede şüyû bulunca vazifemizin birinci faslı muvaffak oldu”
NALÇACI KREMLİN’DE
Kitapta bundan sonraki aşamalara ise yine Yunan Halk cephesi gazetesinden alınan Farmason Apostolos Grazos’un açıklamalarında yer verilmiş. Apostopolos’un açıklamalarında, “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan, ikinci, üçüncü ve dördüncü vazifeler geliyor ve bunları seri olarak tatbik etmek isteniyordu ki ; Doktor Abravaya ve Fissenger cidden bu işte fedakarâne çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, sarı liderin hastalığı ile meşgul olmak istediklerini bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimizin meydana getirdiği muhkem mevki ve selâhiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara sarı liderin tedavisinde vazife vermemekle bize pek âlâ ispat ettiler. Sarı liderin ölümü bir gün meselesi hâline gelmişti. Onun ölümünden her suretle istifade etmeliydik. Türkiye’nin ikinci Mason lideri kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, bunun üzerine Kremlin’e davet edildi. Üstad Moskova’ya vardığında yüzü sararmış ve korkak, ürkek bir hâle bürünmüştü. Sovyet Hariciye Komiserliği, Nalçacı biraderimize samimi alâka göstererek kendisini hoşnut etmek için bütün imkânlarını seferber etmişti” deniliyor.
GENEL KURMAY ÖĞRENİRSE
Masonların Türkiye’nin ikinci mason lideri Mustafa Hakkı Nalçacı’yı Kremlin’e davet etmesinin ardından Apostolos Grazos’un açıklamaları kitapta şu şekilde devam ediyor: “Moskova’ya ulaşmasının hemen akabinde, büyük ve şahane bir yerde ilk toplantı yapıldı. Ben, Laurenti Beria ile yan odada ses alma cihazıyla içeride cereyan eden muhavere ve müzakereyi takip ediyorum. Nalçacı, Türkiye’nin siyasî ve askerî icraatına ve kuvvetine dair etraflı malûmat taşıyan, bir dosyayı tevdi etti. Birkaç gün sonra anladım ki, Nalçacı’nın tevdi ettiği bu dosyadan Kremlin çok memnun kalmıştı. Nalçacı, Atatürk’ün mason doktorlar tarafından yanlış teşhis ve tedavi neticesinde öldürüldüğü, Türkiye Genel Kurmayı tarafından öğrenilirse, gayet müşkül vaziyete düşeceklerini ve eğer bu âkıbete maruz kalırlarsa, Kremlin’in Çankaya nezdinde siyasî bir tazyik yaparak serbest bırakılmalarının temini hususunda ısrar ediyordu. Yoldaşlar, her vesile ile Türkiye’deki mukaddes üçgenimizi müdafaa etmenin kendi menfaatimiz icabı olduğunu izah ettiklerinde, Nalçacı bundan memnun olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Nalçacı’nın Atatürk’ün ölümünü müteakip, Nazım Hikmet’in riyaseti altında bir hükûmetin teşekkülü, gayri ihtiyarî bazı dedikoduların ve tereddütlü düşüncelerin çıkmasına yol açacağı, ölümü tabiî sebeplerden olmayıp, kasıt olduğu öğrenilirse mürteci Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı itirazıyla karşılaştı, denilmekteydi.”
•
ORKUN’un notu: “Agoni” kitabındaki belgelerin ve iddiaların ciddî boyutlar taşıdığı açıktır. Bu konuda, Türkiye’deki mason derneklerinin sessiz kalması düşünülemez. İddialara karşı mason derneklerinin yapması beklenen açıklama, konunun gereği gibi aydınlanmasına yardımcı olacaktır.
Hafta sonu Ceyhan Mumcu'yu dinledim. Konu AB'nin Kemalizm'e bakışıydı. Konuşmasına Attila İlhan'ı anarak başladı. Onun aydınlanma etkinliklerine editörlük yaptığından söz etti. "Parola vatan, işareti namus" sözünü yeniden gündeme getirişini anlattı. Bu söz İzmir'de şehitlik anıtının taşında Arapça harflerle yazılmış bir sözdü. Attila İlhan o yazının tozlarını parmaklarıyla silmiş, yeniden gündeme taşımıştı.
Konuşmasının sonunda sorular - yanıtlar bölümüne geçildi. Ceyhan Mumcu'ya Attila İlhan'ın bir dergide yayınlanan kendisiyle yapılan röportajda "Atatürk'ün nasıl öldüğü araştırılmalıdır" dediğini anımsattım. "Bu sözünü onun vasiyeti kabul etmek gerekir. Sizin bu konuda bir bilginiz var mı?" diye sordum.
Aldığım yanıtı okurlarımla paylaşmak istiyorum: Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı "kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Doktor Mim Kemal'dir. Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar'ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona'da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na götürülmüştü.
Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi? Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935'te kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım" denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icat edilir, tarih kitaplarına da böyle girer.
Ceyhan Mumcu'dan bunları duyduktan sonra ne yapmam gerekir diye düşündüm. İlk işim bu bilgiyi okurlarımla paylaşmak. Şimdi bu bilgiler elimizde ve biz çocuklarımızı terbiye edeceğiz diye, yüce önderimiz hakkındaki bu yalanla O'nu halkımızın gözünde küçültmeye devam edecek miyiz? Okul kitaplarından Atatürk'ü çıkartmak için elinden geleni yapan AB, bu düzeltmeyi yapmamıza izin verir mi? Demek ki kendi kitaplarımızı kendimiz yazmak zorundayız. En çok satılmakta olan "Şu Çılgın Türkler" kitabı belli ki bir boşluğu dolduruyor. Demek ki; halkımız şiddetle kendi tarihiyle ilgili doğru bilgilere ulaşma ihtiyacı duyuyor. Neyse ki Türk ulusu ATATÜRK'ünü hâlâ çok seviyor, hiçbir yalan O'nu gözden düşüremiyor!
Servet DENİZ
ÖLÜM SEBEBİ ALKOL DEĞİL!
Atatürk’ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması olarak gösterilirken, ikinci raporda ise alkolle ilgili karaciğer iltihabı neden olarak gösterilmiştir.
Bu çelişkiye rağmen Atatürk’e biopsi de otopsi de yapılmamıştır.
Alkole bağlı siroz olabilmesi için en az 15 yıl süre ile günde en az 3 kadeh alkol alınması gerektiği bilinirken, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da aşırı içki içmediği, karşısındakilere içirdiği söylenmektedir. Salyrgan (civalı ilaç)’ın Atatürk’ün tedavisinde “ajan tedavi ilacı” olarak kullanıldığı, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ilaçla ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıkmıştır.
Öte yandan Atatürk’ün daha evvel sıtma geçirdiği bilinmesine rağmen karaciğer ve dalağı yıpratan Kinin ve Atebrin gibi ilaçlar bol miktarda kullanılarak ölüm çabuklaştırılmıştır. Sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi’nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacının alınmış olması buna iyi bir örnektir.
Atatürk’ün hastalığı, konan teşhis ve uygulanan tedavi
Varnalı Yahudi Farmason Acram Benaroyas, Atatürk’e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937’de Yalova’da Atatürk’ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk teşhisi “karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir” diyerek koydu. Oysa, Benaroyas’ın söylediği aylarda Atatürk kaşıntıdan muzdaripti. Çankaya’da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca ısırması sonucu olduğunu söyledi. Atatürk, “Ben geceleri kaşınıyorum, karınca yatak odama kadar girer mi?” diye sorunca, aynı doktor “evet” cevabını verdi. Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların varlığı söylentisi yayıldı. Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tesbit edildi. Atatürk’ün İstanbul ve Yalova’da olduğu bir sırada Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar’a telefon ederek “Köşkü karıncalar bastı, Atatürk kaşıntıdan şikayetçi, bir çare bulun.” dedi.Doktor ve diğer sıhhı personelden oluşan 8 kişilik karınca arama ekibinin çalışmalarını Dr. Nuri Refet Korur “evet kırmızı renkte küçük karıncalar gördük” diye açıklamıştı. İlgili mütehassıslar da; bu tip karıncaların Çin’den Avrupa’ya geldiğini ve etle beslendiklerini söylemişlerdi. Karınca hikayesini bilen Atatürk, Dr. Velger’in karaciğerle ilgili teşhisini ve kaşıntının sebebinin bu olduğunu duyunca şaşırmış, ama belli etmemişti.
Atatürk’ü yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk’ün hastalığının teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk’ün ölüm raporlarına bile yansıyordu. Atatürk’ün fenni rapora geçen hastalığı “Alkole bağlı siroz” olarak tanımlandı. Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, daha sonra “ bunu kati olarak kestirmek mümkün değil” diyerek “hipertrofik siroz” tanısına yöneliyordu. Yani alkole dayanmayan (sıtma) siroz,. 30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu. Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki mülakatında Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da, Dr. Arar’ın söylediği türden birinin Atatürk’ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç olduğunu söylüyordu. 31 Temmuz 1938 günü Viyana’dan gelen Prof. Dr. Eppinger Atatürk’e çiğyemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz yedirmiş, ertesi gün Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Bergman’da Atatürk’e rendelenmiş elma yedirtmiştir.
Daha sonra da bu iki doktor bir araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk’e Salygran şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir. Aynı gün yapılan konsültasyonda bu Alman ve Paris’ten getirilen Prof. Dr. Fissinger ise yukarıdaki doktorlardan farklı olarak afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu.
‘Sarı Lider’i öldürme kararı alınıyor
Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sinirlerine hakim olamayarak şunları söyledi; “O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!...” Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin’e davet edildi. Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti. Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi. Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı. Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, işi ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “gerici Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi. Varnalı Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin yetkilileri ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, ünlü Sovyet despotu Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma cihazıyla takip ediyorlardı. Bu konuda Avram Benaroyos, “İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Ancak, doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk. Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her hareketini alkışladılar. Zamanla O’nun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. 1937 yılı ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatür’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini göstermeye başladı.” şeklinde yazdı. Benaroyos 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan Halkın Sesi (-laiki foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı Gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 1-5 Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirdi; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçladık.Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı. Bunları seri olarak tatbik etmek icap etdiyordu ki; Doktor Abrayava ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sari Lider’in hastalığı ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve selahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı Lider’in tedavizinde vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler.”
MASON CEMİYETLERİ KAPATILIYOR
Türkiye’deki masonlar 25. yıl kuruluş etkinlikleri düzenleyerek, yayılmalarını hızla sürdürüyorlardı. O sırada Atatürk Adalet eski bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt’a masonlarla ilgili bir dosya vererek kendisine şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir fakrirle, Halk Partisi Grup Başkanı’na ver, grupta bunlara şiddetle bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet, senin de bu işte şeref payın olacaktır.”
Mahmut Esat Bozkurt, aldığı emrin gereğini yaparak verdiği “takrir”de şunları söyledi. “Masonluk kökü dışarıda olan bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararı ile kapatalım.”
Paçaları tutuşan masonlar hemen Atatürk’ün doktoru Mim Kemal Öke öncülüğünde Atatürk’e giderek, O’na Türkiye’deki en üst masonluk makamı olan “Meşrik-i Azam”lık ünvanını teklif ederek yalvardılar. Atatürk, onlara Avurpa’da hangi locaya bağlı olduklarını ve liderlerinin adını sordu. Onlar Cenova Locası’na bağlı olduklarını ve Reisleri’nin Barca Mişon olduğunu söylediler.
Atatürk, öfkelenerek, “Haydi defolun buradan, cehemmen olun gidin. Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahramanlık sıfatı verdi, ben sizin gibi bir çiff Yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece bütün Türkiye’deki locaları sabaha kadar kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edeceğim Divan’ı Harbi Örfi’ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan” dedi.
Mason İçişleri Bakanı Şükür Kaya, Atatürk’e direnmeye çalıştıysa da başarılı olamadı ve Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapanma kararını verdi. Anadolu Ajansı 10 Ekim 1935 tarihinde, mason cemiyetlerinin kapandığını ve mallarının Halkevleri’ne bağışlandığını duyurdu.
Katil(ler) işbirlikçiler kimlerdi?
Yunanistan’da yayımlanan –Laiki Metopo(halk Cephesi) Gazetesinde yayımlanan dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmektedir. Bahsi geçen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı’dır. Abrevaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarfaında Paris’ten getirilmiştir. 8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof.Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişcesine yazılmıştır. Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.
KİMLER MASONDU?
Atatürk’ü tedavi eden doktorlar arasında Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı masonluğu alenen bilinenler arasındadır. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da masondu. Devrin mason yöneticilerinden (Türkiye Locası) Dr. İsmail Hurşit, Muhittin Osman Omay kapatma kararı tebliğ edilenler arasındadır.
TEDAVİ EDEN DOKTORLAR
Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Nihad Reşad Belger Atatürk’ü tedavi eden müdavi (sürekli) doktorlardı. Prof.Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr. Mim Kemal Öke(adı sürekli tedavi edenler arasında da geçmektedir), Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları danışman hekim olarak görev yapmışlardır. Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr. Asım Arar idi. Bunların dışında, Paris’ten Prof.Dr. N. Fissinger (3 defa), Berlin’den Prof.Dr.Von Bergman, Viyana’dan Prof.Dr. H. Epinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk’ün tedavisinde görev almışlardır.
MUSTAFA KEMAL’İN SAĞLIĞI
Mustafa Kemal, klasik çocukluk hastalıklarının dışında 20 yaşına kadar ciddi bir hastalığa yakalanmadı.20 yaşında geçici bir süre yakalandığı sıtma hastalığının atlatılması yine aynı yılda bel soğukluğu hastalığı takip etti.
O yıllarda yaygın olan bu hastalık O’na ilerideki yıllarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde üroloji kliniğini kurdurttu. İdrar yollarındaki bu müzmin hastalığa ilaveten, Anafartalar Savaşı sonlarında, 1916 yılında akciğer iltihabı dolayısıyla ateşi yükselerek yatağa düştü.
2 yıl sonra Yıldırım Orduları Komutanı iken böbrek ağrıları başladı. Karlsbad Kaplıcaları’nda tedavi gördü. 1919 yılında Şişli’deki evinde bir süre kulağından rahatsızlık geçiren Mustafa Kemal, aynı yıl 19 Mayıs’ta çıktığı Samsun’da tekrar nükseden Böbrek ağrılarından dolayı 19 gün Havza Kaplıcalarında kaldı. Samsun’da iken tekrar sıtmaya yakalandı.
Aynı yılın son günlerinde, 27 Aralık’ta böbrek ağrıları tekrar başladı. 1921 yılı Nisan’ında sol yanağından çıban çıktı, daha sonra attan düşerek 3 kaburgası kırıldı. Bu hali ile cepheye gitti. 1923 yılında ise ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirdi. 1927 yılı Mayıs ayında göğüs ağrıları çekti.
Berlin ve Münih üniversiteleri tıp fakültelerinin dahiliye klinik direktörleri Prof. Dr.Friedrivh Kraus ile Prof. Dr. Ernest Von Remberg hükümet tarafından Türkiye’ye getirtilerek Atatürk’e konsultasyon uygulattırıldı.
1936 yılı Kasım ayında üşütme sonucu ateşi yükseldi, ama kısa sürede iyileşti. 1936 yılı sonuna kadar bunların dışında Atatürk’ün başkaca ciddi bir sağlık sorunu olmadı.
19 soru?
*Atatürk’ün tedavisi için doktor seçimini kim yapmıştır?
*Purinol adlı ilaç Atatürk’ün tedavisinde ne kadar kullanılmıştır? Bu ilacı imal eden Hakkı Bey, (Ruhsat tarihinde soyadı kanunu daha çıkmamıştı.) Mustafa Hakkı Nalçacı denen kimse midir?
*Burun kanamalarından dolayı Atatürk’ü tedavi eden Dr. Naki Yıldırım yerine Numune Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Meyer’e görev verilmesine neden ihtiyaç duyulmuştur?
*1938 Şubat ayında doktorların gelmesini uygun bulmayan Atatürk’e rağmen Prof.Dr, Frank, Prof.Dr.Epinger hangi gerekçe ve kimlerin tavsiyesi ile niçin getirilerek destursuz Atatürk’ün vücudu onlara emanet edilmiştir?
*Müsteşar Dr. Arar’ın yaptığı ilk teşhisi bildirdiği ve kale almayan yetkililer kimlerdi? *Atatürk’e kaşıntıların sebebini karınca ısırığı olarak teşhis eden ve Çankaya Köşkü’ne ziyaretçi olarak 1937 sonlarında gelen doktor kimdi?
*Ölüm anında Atatürk’ün ağzına su verdiği ölüm raporunda belirtilen Dr.Kamil Berk ölüm raporunu niçin imzalamamıştır?
*Atatürk, Dr. Nihat Reşed Belger’e daha önce kendisini muayene eden Prof. Neşet Ömer İrdelp’in koyduğu teşhisi kontrol ettirme ihtiyacı hissetmiştir?
*Dr. Fissenger’in yazdığı reçeteleri hangi eczacı yapmıştır?Bu eczacı Mustafa HAKKI nalçacı mıydı? *Bahsi geçen yabancı doktorlar getirilmeseydi Salyrgan şırıngasını Türk doktorlar uygularlar mıydı?
*Sürekli doktorların bilgisi dışında Paris’ten getirilen ilaçların sorumluluğu kime aittir?(Paris’ten gelen ilacı bünye kabul etmemiş, hasta daha da fenalaşmıştır. 24 Ağustos 1938’deki bu tedavi işin dönüm noktasıdır. Atatürk, o tedaviden sonra “tamamiyle başka şahsiyet olmuştum.Çok tuhaf” diye Prof.Dr. İrdelp’e anlatıyor)
*Paris’te ilaç alınan 54 Reu Faubourrg Sainet Honere adresindeki firmanın Dr.Fissenger ile olan bağlantıları nedir?
*Özel Kalem Müdürü göreviyle Atatürk’e Köşk’ü karıncaların bastığına inandırmaya çalışan Süreyya Anderiman kimdir?
*Atatürk’ün ölümün üzerine düzenlenen iki rapordan; ilkinde teşhis karında toplanan sıvı, asit olarak belirtilirken, ikinci raporda alkolle ilişkili karaciğer iltihabı denmesinin sebebi nedir?
*Atatürk’ün tedavisi ile ilgili notları olduğunu söyleyerek, bir gün hatıra yazacağını söyleyen Dr. Ömer İrdelp, bahsettiği hatırayı niçin yazmamıştır?
*Atatürk’e biopsi ve otopsi yaptırmama kararını İçişleri Bakanı mason Şükrü Kay mı vermiştir?
*Atatürk’ün sıhhı hayatına ilişkin bilgiler Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nda nasıl kayıp olmuştur? (Bakanlık 1976 yılında bilgi isteyen bir profesöre “tüm aramalara karşın bulunamamıştır” cevabını vermişti)
*1948 ve 1949 yılında Bulgar yahudisi Framason Avam Benaroyas ve Yunan gazeteci Apostolos Grazos’un Yunan gazetelerinde yer alan iddiaları üzerine Türkiye Cumhuriyeti hükümeti herhangi bir araştırma ve girişimde bulunmuş mudur? Yoksa, haberi dahi olmamış mıdır?
Alıntıdır.
quercuslover
18-10-2008, 19:35
Sadece ulusal bağımsızlığı değil bugün sahip olduğumuz bireysel özgürlüklerimizide Atatürkün ilke ve inklaplarına borçluyuz.Onun sayesinde sürüdeki koyun değil fakat, düşünebilen,sorgulayabilen, kendi hür iradesi olan bireyler olabildik. Atatürk adını layıkıyla hak ediyor her ne kadar bazıları ısrarla Mustafa Kemal demeyi tercih etse bile.
keçi boynuzu
18-10-2008, 22:02
Ben okudum. Ama ne yalan söyleyeyim kısaltılmış ve günümüz Türkçesine çevrilmiş metinden. Ama öyle ya da böyle mutlaka okunmalı mutlaka.
Adalet Yağcı
29-10-2008, 08:05
Sevgili Atam, Bugün senin bize bıraktığın bayramların en güzelini yaşıyoruz.
Evimin balkonuna Bayrağımızı astım, her yer gelincik tarlası gibi olmuş, gurur duydum.
Bu gün ilk ziyaretçin benim, birazdan arkadaşlarım da gelirler.
Hepimiz sana çok şey borçluyuz, bilsekte bilmesekte.
Bir kez daha, ruhun şad olsun sevigili Atam.
Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.
Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyet Bayramımız kutlu, mutlu olsun. Biz ve çocuklarımız çok daha aydınlık, nice Cumhuriyet Bayramları kutlarız umarım.
Derya Özen
29-10-2008, 10:49
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun, bize bugünleri armağan eden Atam, ruhun şad olsun.
Sevgili arkadaşlar, bir kere daha Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun derken, bu sabah e-mail adresime gelen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
'' Ey milletim,
Ben, Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Halâ en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım dilim.
Özür dilerim....
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi
Özgürlük halâ,
En yüce değer
Değilse eğer....
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi....
Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...
Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Halâ medet umuyorsanız
Şıhran, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden....
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...
Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek....
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...
Fazla geldiyse size, Hürriyet, Cumhuriyet....
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Halâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ''
füsunANK
29-10-2008, 11:55
Atatürk diyor ki ;
''Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız. ''
Arzu Kasapoğlu
30-10-2008, 11:36
Arkadaşlar, içinizde Can Dündar'ın MUSTAFA filmini seyreden var mı?
Ben seyretmedim, fakat üç gündür gazetelerde yazılanları büyük bir öfke ve üzüntüyle okuyorum.
Okuduklarımdan çıkardığım; Atatürk'ü diktatör, dinsiz,sarhoş, kadın düşkünü ve yalnız bir adam olarak anlatıyor.
Güya Kürtlerede özerklik veriyor ( Zamanlamaya dikkat edelim lütfen, tam da bugünlerde doğu karışıp DTP, Türkiye'yi yirmibeş parçaya ayıralım derken).
İç ve dış düşmanlarımızın yıllardır yapmak istediğini, bu sözde gazeteci uyduruk bir film olarak hazırlıyor.
Can dündar ülkesine bu ihaneti yapmak için kimden ne kadar rüşvet aldı acaba?
Ayrıca bu filme sponsor olmaktan vazgeçen TÜrkcell'i de tebrik ediyorum.
Arzu Kasapoğlu
30-10-2008, 15:59
Dündar'dan 'Kürtlere özerklik' operasyonu
Yapılan psikolojik operasyondur. Filmde gizlenerek verilen ince mesajlarda, Atatürk’ün kendi sözleri ile güya Kürtlere özerklik verilmesi fikrinde olduğu ortaya konuyor, kendi heykellerini diktiren diktatör olduğu imajı pompalanıyor, içki düşkünü ayyaş portresi çiziliyor.
Belgeselin adı da aşırma!
Can Dündar, “Benim aklıma geldi” diyor ama “Mustafa” adı ilk kez 1944’te Atatürk’ün romanını yazan Rakım Çalapala’nın 25 baskı yapan ve günümüze kadar binlerce satan kitabında kullanıldı...
“Mustafa” filmi Kürtlere özerklik adına operasyondur!
Hayır ben komplo teorisi bilmem, hamaseti de sevmem.
Dolayısıyla yazacaklarım bu çerçevede değildir.
Tarih: 29 Ekim 2008, yani Cumhuriyet’imizin 85. kuruluş yıldönümü.
Tam bu tarihe ilginç bir olay denk getiriliyor.
Can Dündar’ın hazırladığı Atatürk’ü anlatan “Mustafa” filmi büyük gürültülerle vizyona sokuluyor.
Önce Can Dündar’ın kimliğini hatırlatalım.
Babası MİT görevlisi, kendisinin ne olduğu ise meçhul.
Dündar bir gün devrimcidir, öbür gün AB taraftarı. Bir gün İslamcıları ve PKK’yı bile kucaklayan sözde özgürlükçüdür, öbür gün Kemalist. Bir gün masa başı belgesellerini finanse eden şirketlerin sözcüsüdür, ertesi gün özel girişim düşmanı. Bir gün ÖDP’lidir, ertesi gün Ecevitçi, yani kısacası ne olduğu belli olmayan bir meçhul adamdır.
Boğuk sesli romantik Che Guavera pozlarındadır ama köşeli, yani tarif edilebilir değildir. Çizgisi ve tutarlılığı yoktur. İlişkileri ise kafa karıştırmaktadır.
Haksızlık mı ediyorum...
Son teşebbüsü “Mustafa” filmini sorgulayalım.
Dündar bu belgesel filmde güya insan Mustafa Kemal’i anlatıyor, ama gerçek bu değil.
İnsani boyut sadece kamuflaj, yani kılıftır.
Gerçekte yapılan psikolojik bir operasyondur.
Önce filmde gizlenerek verilen ince mesajlara bakalım:
1) Atatürk’ün kendi sözleriyle güya Kürtlere özerklik verilmesi fikrinde olduğu ortaya konuyor. 2) Atatürk’ün, cahillerin seviyesine inmem diyerek halkı güya aşağıladığı mesajını veriyor.
3) Kendi heykellerini diktiren bir diktatör olduğu imajı bilinçaltına pompalanıyor.
4) Atatürk için günde bir büyük rakı ve üç paket sigara içiyordu denilerek dolaylı olarak adeta içki düşkünü ayyaş portresi çiziliyor.
5) Atatürk için çevresinde kimse kalmamıştı ve yalnız öldü denilerek kişiliğiyle ilgili şüpheler uyandırılmaya çalışılıyor.
6) Atatürk’ün manevi oğlu için gerçek oğluydu havası verilerek gayrimeşru ilişkileri ve de çocuğu olduğu imaları yapılıyor.
Sorarım size böylesine uçuk mesajların ustalıkla yerleştirildiği filmin Cumhuriyet’in kuruluş gününde farklı bir ambalajla vizyona konması operasyon değil de nedir?
Hayır hayır, ben Atatürk için Peygamber misali günahsızdır diyenlerden değilim. Atatürk de insandır, eksiği, zaafları elbette olmuştur. Söylemek istediğim bulunduğumuz bu konjonktürde böylesine kafa karıştırıcı mesajların neden verildiğidir.
Yooook hiç kimse bu durumu bana tesadüf diye izah edemez!
Bir tarafta dış dinamiklerin arkasında olduğunu bizatihi MİT yöneticilerinin söylediği Ergenekon operasyonu, diğer tarafta yaşanan Kürt kalkışması ve özerklik talepleri ve tam bu süreçte Atatürk’ün Kürtlere güya muhtariyet istediğini anlatan filmin gösterime sokulması.
Anlayamadığım, Genelkurmay’ın bu filme niçin destek verdiğidir?
Tamam desteği veren mevcut Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ değil Yaşar Büyükanıttır da bu neyin nesidir?
Filmi beğendiğini açıklayan Yaşar Paşa da yoksa Kürtlere muhtariyet mi istiyor?
Düşünüyorum da biz ve bizim gibi düşünenler herhalde kraldan çok kralcıyız.
Baksanıza Atatürk’un ordusu ya da onun bazı komutanları böyle bir tavrı takınıyorsa bize ne oluyor ya da biz niye çırpınıyoruz ki!
Hem bu ordunun eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın oğlu değil midir Çanakkale’deki şanlı zaferimizi Anzak destanına çeviren!
Yok yok, tablo bu olsa da ben duramam, yine de itirazımı sürdüreceğim.
Bak Yaşar Büyükanıt, bak Özden Örnek, bak Can Dündar; Mustafa Kemal, vatan yapılan bu coğrafyada birlikte yaşama adına, bölünmezlik adına semboldür. Adı üstündeki titizliğimiz onun içindir. Semboller paspas yapılırsa bütünlük de kaybedilir. Mustafa Kemal’i maske takıp aşındırmak ve aşağılamak, bu milleti aşağılamakla eşanlamlıdır...
KAYNAK:YENİÇAĞ (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=10457)
Adalet Yağcı
10-11-2008, 08:43
Sevgili Atatürk'üm, aramızdan ayrılalı 70 yıl olmuş, neler değişmiş neler siz gideli.
Bu gün her zamankinden daha çok yokluğunu hissediyoruz.
Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyorum.
derya Derya
10-11-2008, 09:56
Her sabah resimlerini gördüğümde içimi onur ve gururla dolduran, her daim yüreklerimizde ve beynimizde olan Mustafa Kemal Atatürk, Allah rahmet eylesin.
Mezarında rahat uyu.
Parçalanmaya çalışılsa da vatanımız emin ol ilkelerinle büyüyen bu gençlik, zulüm etmeden, akıl yoluyla uzklaştıracaktır tüm düşmanları..
Emanetin bizimle, kimse alamayacak!
derya Derya
10-11-2008, 10:00
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK.
derya Derya
10-11-2008, 10:07
Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
M. Kemal ATATÜRK
.
“Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körükörüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız.”
İngiliz Başbakanı Asquith
.
“Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum.”
Churchill
.
"Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.”
Churchill
.
“... Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşmamn taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir.” [439]
Alman Generali Liman von Sanders
.
“Avrupa’da hizbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklierle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”
General Tawshend
.
“Çanakkale Seferi, Türk milletinin eski kudret ve kuvvetini muhafaza ettiğini, can çekişen bir imparatorluk içinde kahraman bir milletin varlığını meydana koydu.”
General Fahri BELEN
.
“Müttefiklerin gayreti kalmamıştır. Türkiye insan menbalarını (kaynaklarını) sarf ederek bitab (bitkin) kalmış, müttefikler, hissolunur derecede zayıflamamışlardır. Fakat Çanakkale Muharebesi’nin Rusya’nın akibeti ve Balkanlar’daki tesiriyle Türkler müteselli olabilirler.”
Larşer
.
“... Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu evsafın bidayette layikiyle takdir edilmemiş olması, Ingilizler için felaket olmuştur.... Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, Ingilizler kendileriyle dövüştükten sonra bittecrübe anlamışlardır.”
Ingiliz Generali Oglander
.
“Yenilmez Ingiliz donanmasının uğradığı akibetten komutanlar değil, strateji kurallarını ihmal eden devlet adamları sorumludur. Boğazlar ve Trakya bölgesinde altı Türk kolordusu varken, donanmayı tahkim edilmiş bir Boğaz’dan geçirmek ve Boğaz kıyıları işgal edilmeden beş tümenlik bir kuvvei seferiyeyi Istanbul’a getirmek planının şansı çok azdı.”
General Fahri BELEN
.
“Çanakkale Savaşları, Avusturalya ordusunun gelişimine birçok etkide bulunmuştur. İlk olarak Avusturalya ordusu kuvvetlerinin bir yabancı tarafından değil, bir Avusturalyalı subay tarafından idare edilmesini temin edecek bir uygulamaya başlanmıştır. Ve Çanakkale olayları, bu uygulamayı başlattı.”
Avustralyalı Yarbay D. M. HORNER
.
“Çanakkale Savaşları, savaşa İngiliz bayrağı altında katılan Yeni Zelanda’nın uluslaşma sürecine çok önemli katkılarda bulunmuştur. 1915’te Yeni Zelandalılar, kimliklerini İngiliz İmparatorluğu içerisinde tanımlamaktaydılar ve bağımsızlık kazanmak gibi istekleri yoktu.”
Yeni Zelandalı Prof. Dr. J. PHİLLIPS
.
“Çanakkale Savaşları, modern savaş tarihinde birleşik kara ve deniz savaşlarımn başlangıcı ve ilk örneğidir.”
Japon Prof. Dr. Em. Krg. Hideo MIKI
.
“Avrupa diplomasisinin çıkmazlarında ihtiyatla yolunu arayan ve Avrupa devletleri’nin birbirine düşmüş meclislerinde kendi lehinde fırsatlar kollamaya çalışan ürkek ve tereddütler içindeki Osmanlı, artık yerini, dimdik adeta mağrur ve kendine güvenen, kendi hayatını yaşamaya azmetmiş, Hristiyan düşmanlarına tam bir istihfafla bakan şahsiyete bırakmıştı.”
Alan Moorhead
.
“Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Martı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu.”
Robert Rhodes James
.
“Çanakkale Müharebelerinde Türk ordusunun başında daha başlangıçtan itibaren orayı, üç kez ve yalnız kendi inisiyatifiyle kurtarmış olan Türk Başbuğu (Atatürk) bulunmuş olsaydı, bu gün tarih, bir Çanakkale Savaşı yerine, karaya ayak basmasıyla beraber, akim kalan bir Çanakkale teşebbüsünden bahsederdi.”
M. Şevki YAZMAN
.
“Çanakkale fecayi’ine (çok acıklı olaylarına) ait mesuliyetin, her iki taraftan hangisine ait ve raci olduğu keyfiyeti henüz tahakkuk edemediyse de, bahri hücumun (deniz hücumu) altında mündemiç (saklı) olan hakayik (gerçekler), o kadar basittir ki, bu hususta en müptedi (ilkel) olanlar bile bunu anlarlar.
Biz en müşkülü’l-icra (yapılması zor) harekete tasaddi ettik (başladık) ve esas noktalara dair maluunatı sahiha (gerçek bilgiler) elde etmeden evvel mutadımız (adetimiz) olduğu üzere, düşmanı hakir (küçük) görerek, böyle bir külfetli işe sarıldık. Neticedeyse, herkesin kabul ve itiraf edeceği bir hezimete, mağlubiyete uğradık ki, bunun izin, hiçte şikayete hakkımız yoktur.
18 Martta mağlup olduk. Bu bapta tevile felana (başka anlam vermeye falan) hacet yoktur.”
İngiliz Yazar Ellis Ashmit BARTLETT
.
“Çanakkale müdafaası, üç mucizeler muharebesidir Hali kurtardı; maziye hamaset ve azametini iade etti; vatanımızı bir vatanı ebedi yaptı.”
Sami Paşazade Sezai
.
Türk milleti olarak, birlik beraberlik içinde yazdığımız destanları unutup, vatanı alevi-sunni, türk-kürt diye ayıranlara kısa bir hatırlatma!
Oğuz Karsan
10-11-2008, 11:39
Sevgili Atam,
Ölümünden 70 yıl geçti. Bıraktığın miras ile ancak buraya kadar gelebildik.
Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden çıkararak bize kazandırdığın Vatanın ve Cumhuriyetin kıymetini ve nelere mal olduğunu hala anlayamamış olanlar var.
Senin bu uğurda verdiğin cansiperane mücadelenin önemini kavrayamamış olanlar, bizlere kazandırdığın imkanların rahatlığıyla, o felaket günlerinde binbir yokluk içinde vermiş olduğun mücadelenin doğruluğunu tartışır oldular.
Cumhuriyeti emanet ettiğin Türk Gençliği, aynen bu günleri tahmin edip bize bıraktığın gençliğe hitabedeki hususları; dahili ve harici bedhahların işbirlikçi oyunlar sergilemeleri yüzünden tam olarak kavrayamamış olsa da,. Eserlerin ve izlemiş olduğun yol, bağımsızlığını kazanmakta gayret gösteren ülkelere ışık tutmaya devam ediyor.
Seni daima seveceğim ve izleyeceğim.
Sana ne kadar minnettar olsak yetmez.
Saygılar
füsunANK
10-11-2008, 11:48
Atatürk diyor ki ;
*Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.
*Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Atam izindeyiz !
Buket Aknar
10-11-2008, 16:29
Yetmiş yıl önce bugün Türklük için çok büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'ü kaybettik.
Bu günde, Cumhuriyetimize daha çok sahip çıkarak, O'nun mücadele heyecanını yaşayarak, fikirlerini çok daha iyi anlamaya çalışarak geçirerek bence onu en doğru şekilde anmış olabiliriz.
Mustafa Kemal Atatürk'ü aramızdan ayrılışının 70. yıl dönümünde saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
berduray
10-11-2008, 20:11
Bugünki Sabah gazetesi, yazar Haşmat Babaoğlu;
Atatürk ve çevresindekiler
Nasıl tarihsel kişiliğini ve liderliğini görmezden gelemezsek...
Atatürk'ü bir " insan " olarak algılamak ve anlamaktan kaçınacak kadar da ipin ucunu kaçıramayız.
Buna hakkımız yok!
Ama onu nasıl bir " insan " olarak tanıyacağız?
Atatürk'ün yakınında bulunmuş insanlar tarafından dile getirilen anekdotlar ve hatıra külliyatı bu konuda bize yardımcı olabilir mi?
Niye olmasın!
Fakat o anekdotlara bakınca şöyle bir tablo görüyorsunuz: Çevresindeki insanlar öylesine eziliyor, büzülüyor ve silik davranıyor ki, sonunda Atatürk de tek boyutlu bir "masal kahramanı"na dönüşüyor.
Ben işte tam da bu noktada çok ciddi bir kişisel dram ve " yalnızlık " görüyorum.
Bunu çok sıradan bir olayı aktaran anekdotla örnekleyeyim.
Çankaya Köşkü'nün o zamanki bahçe mimarı Mevlut Baysal şöyle bir olay aktarıyor.
"Bahçeyi düzenliyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben, bahçeyi dolaşıyorduk.
Çok yaşlı ve gövdesi geniş bir ağacın, Ata'nın geçeceği yolu kapadığını gördük.
Ağacın bir yanı dikçe bir yamaca, diğer yanı suyu çekilmiş havuza bakıyordu.
Ata, ağacın havuza bakan yanına yaslanarak, karşıya geçti.
Hemen atıldım:
- Emrederseniz, hemen keselim Paşam!
Bir an yüzüme baktı,sonra: Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin ?"
Şimdi burada Atatürk'ün söylediği sözün doğruluğu ve güzelliği üzerinde durup heyecanlanabilirsiniz.
Haklı da olursunuz. Ama asıl üzerinde durulması gereken "emrederseniz, hemen keselim" tavrı değil mi?
Gerçekten insanlar liderler karşısında bir çırpıda koskoca ağaçları harcayacak kadar şakşakçı bir ezikliğe bürünüyorlar mı?
Eğer öyleyse, o liderlerin bir gün " Mustafa " filmindeki Atatürk gibi "gidelim buralardan" duygusuna kapılacak kadar depresif bir ruh haline girmesi şaşırtıcı sayılır mı?
tropikana
10-11-2008, 22:26
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'Ü aramızdan ayrılışının 70. yılında saygı ve minnetle anıyoruz.
Atatürk bugün yaşıyor olsaydı, ne yapardı?
BİR AMERİKALI PROFESÖR BU SORUYA YANIT ARADI VE ŞUNLARI BULDU:
ABD’nin en saygın eğitim kuruluşlarından Princeton Üniversitesi öğretim üyelerinden tarihçi Prof. Heath Lowry, dün Atatürk’ün ölüm yıldönümü dolayısıyla Washington Büyükelçiliği’nde düzenlenen bir törende “Atatürk Günümüzde Yaşıyor Olsaydı” başlıklı bir konferans verdi.
Washington’daki Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi tarafından düzenlenen toplantıda konuşan yapan Prof. Lowry, kendisini “son 45 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün taviz vermeyen bir hayranı” olarak tanıttı ve “vefat ettiği tarihten tam 70 yıl sonra neredeyse tek başına yarattığı ülkeye geri dönse idi, aklından acaba neler geçerdi?”, “Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, Türkiye nerede olurdu?” sorularına yanıt aradı. Prof. Lowry, konferansında özetle şunları söyledi:
KIBRIS’IN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜNE İÇERLERDİ
Atatürk’ün beni her zaman hayran bıraktıran tarafı, uzun vadeye odaklanabilme yeteneği ve daha önemsiz meseleler yüzünden konudan sapmaması. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, günümüzde yaşıyor olsaydı, şüphesiz, Türkiye’nin dünyadaki rolünün, hâlâ çözüme kavuşmamış ve son 34 senedir çözüm bekleyen Kıbrıs sorunu ile rehin tutuluyor olmasından kaygı duyardı.
ASKERİN SİYASETİ ETKİLEMESİNE KARŞI ÇIKARDI
Karakterinin en dikkate şayan taraflarından biri de, insanın aynı anda birden çok rolü üstlenemeyeceği konusundaki ısrarlı tavrı idi. Böylece, siyaset dünyasına atıldığında, üniformasını çıkarmakla kalmadı, kendinden sonra siyasete girmek isteyecek tüm askeri erkânın da aynı şekilde davranması hususunda ısrar etti. Atatürk’ün bu konuda çizdiği rota takip edilmiş olsa idi, 1960, 1971 ve 1980 yıllarındaki askeri müdahalelere yol açan kargaşa, kutuplaşma ve şiddet olaylarının önlenebilir olup olmadığını merak etmemek elde değil.
MİRASINI KORUYANLARDAN HAYAL KIRIKLIĞI
Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, mirasını koruduğunu iddia edenler kadar, aynı şekilde, kurmuş olduğu ülkeyi halihazırda idare edenlerden dolayı da hayal kırıklığı içinde olacağına yürekten inanıyorum. Her şeyden evvel, vefatından yarım yüzyıl sonra dahi, hayatta iken çözmeye çalıştığı iki meselenin, yani, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ihlal edilemez olması ve dinin devletteki rolünün hâlâ Türkiye gündeminde en üst sırada yer alıyor olmasından büyük rahatsızlık duyardı. Mustafa Kemal için din, siyasi hesaplar uğruna kullanılmayacak şahsi bir mesele idi. Dini bu şekilde kullanma peşinde olanlar ise, devletin bütün güçlerini karşılarında buldular.
AB’YE TAM DESTEK VERİRDİ
Bardağın dolu kısmına bakacak olursak, Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, ülkesinin modernleşme hedefini gerçekleştirme yolunda attığı dev adımlardan son derece gurur duyacağından en ufak bir şüphe dahi olamaz. Bu çerçevede, Türkiye’nin, AB’nin tam üyesi olarak, Batılı uluslar ailesi ile nihai anlamda bütünleşmesi için kesinlikle tüm gücüyle destek verirdi.
HEM AKP HEM CHP’YE SORU İŞARETLERİ
Mevcut hükümetin Avrupa tarafından ortaya konulan üyelik kriterlerine uyum sağlama konusunda ilerleme kaydedememesinden ötürü şüphesiz sabırsızlanırdı. Aynı noktadan hareketle, kurmuş olduğu CHP’nin mevcut lider kadrosunun, Türkiye’nin Batılılaşma hedefinin nihai anlamda gerçekleşmesini, kendi içinde çelişen bir şekilde, Türk devletinin laikliğe olan bağlılığını bir şekilde zayıflatmak üzere tasarlanmış İslamcı bir senaryo ile eşdeğer tutmasından son derece mutsuzluk duyardı.
21. YÜZYILIN ÇÖZÜMLERİNİ ARARDI
Mustafa Kemal günümüzde yaşıyor olsaydı, her fırsatta, yurttaşlarına, birbirlerine görüşlerine saygı duymaları gerektiğini hatırlatmanın yanı sıra, 21. yüzyıl sorunlarına, 1920’lerin, 1930’ların şartlarına uyacak şekilde tasarlanmış çözümlere geri dönmek suretiyle çözüm bulamayacakları gerçeğini kabul etmeleri gerektiğini de hatırlatırdı. Değişen zamanlara ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği, Mustafa Kemal’in gerçek dehası idi. Mustafa Kemal Atatürk’ün hiç yapmadığı bir şey varsa, o da, bugünün ve yarının pahasına, geçmişe saplanıp kalmaktı. Başka bir açıdan bakılacak olursa, Atatürk günümüzde yaşıyor olsaydı, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar için 21. yüzyıl çözümleri arıyor olurdu.
OSMANLI’YA DEĞİL AVRUPA’YA BAKARDI
Keza, Müslümanlık konusunda edilen ortak bir sadakat yemininin Orta Doğu’da oynanabilecek makul bir koz olduğunu düşünecek kadar, günümüzdeki Türk siyasetçilerinin bir kısmının göründüğü gibi saf da olmazdı. Dış politikaya dönük konsantrasyonu, Osmanlı’nın geçmiş ihtişamını yeniden yaratmak yönündeki kusurlu imaj üzerine oturtulmuş yarım yamalak bir ideal ile şekillenmezdi. Daha ziyade, bu, Türkiye’nin Avrupalı uluslar ailesinin tam üyesi olarak güçlendirilmesine yönelik taviz vermeyen bir konsantrasyon olurdu.
http://www.nethaber.com/Yasam/80217/Ataturk-bugun-yasiyor-olsaydi-ne-yapardi
"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin,
kimseyi üstün görmeyeceksin,
hiç kimseyi aldatmayacaksın,
ülke için gerçek idealin ne ise onu görecek,
o hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır;
herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır;
önüne sonsuz engeller yığacaklardır,
fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın.
Kendini büyük değil, küçük, bir hiç sayarak,
kimseden yardım görmeyeceğine inanarak
bu engelleri aşacaksın.
Bütün bunlardan sonra da 'büyük' derlerse
söyleyenlere gülüp geçeceksin."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
'Batılı uluslar ailesi ile nihai anlamda bütünleşmesi için kesinlikle tüm gücüyle destek verirdi.'
Bu konuyu tartışmaya açmalı diye düşünüyorum.
Arzu Kasapoğlu
13-11-2008, 14:15
O belge neden saklanıyor?
"Atatürk'ün Hz. Muhammed'in mezarını koruduğunu kanıtlayan belge yıllardır açıklanmıyor"
Vefatının 7