View Single Post
Eski 31-12-2019, 14:23   #154
MeyveliTepe
agaclar.net
 
MeyveliTepe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-03-2007
Şehir: Kocaeli
Mesajlar: 8,274
Kanal İstanbul adı verilen, Karadenizden Marmaraya, 45 km uzunluğundaki, 200 mt genişlik ve 25 mt derinliğindeki kanal, coğrafyaya ve ekolojiye doğrudan, kalıcı ve zaman geçtikçe derinleşecek etkileri olan, dolayısıyla herkesi etkileyecek bir şey. Ekonomik olarak ülkede yaşayan herkesin cebine negatif olarak etkisi olması da cabası. Üstelik bu etkinin bir defaya mahsus da değil, sürekli olacak olması da, köprülerde olduğu gibi ayrıca vahim.

prüler, yapılma ve finansal modellerini hariç tutarsak faydalı yatırımlar (kuzey ormanlarını yok eden bir tanesi hariç). Yapım maliyetini defalarca geçecek şekilde geçmeyen vatandaşın da borçlandırılmış olması ve sonu belirsiz bir şekilde vatandaşın geçmediği köprüye para ödeme durumda olması rahatsız edici. Kanal konusu ise köprü gibi de değil. Nereden bakılsa sıkıntılı. Köprü güzergahının ilanından çok önce bölgedeki arazilerin toplanıp rant alanları haline getirilmiş olmasını duyuyoruz. Bu durum ayrıca ciddi bir problem.

Araba konusunun siyasi rant haline sokulması, bunun üzerinden algı ile siyasi çıkar elde edilmeye çalışılması beklenmeyen bir şey değil. Öte yandan her şeyi eleyip eleğin üzerinde ne kalıyor diye bakıldığında, bir tasarımın (muhtemelen sadece tasarım değil, mühendislik ve cad bilgileriyle beraber) satın alındığını, buna istinaden bir fabrika kurulup üretim yapılacağını anlıyoruz. Bunun çevreye, ekolojiye olumsuz bir etkisi yok. Az ya da çok istihdam sağlayacak, sonunda da bir üretim olacak. En son satın alınan tasarım ise teknolojik olarak doğru (özellikle bir kaç yıl önceki üretimden kalkmış platformun satın alınmasına kıyasla).

Senelerdir sürekli satılan, kapanan fabrikalar, yerli üretimden ithale dönen her çeşit üründen sonra üretim yapma ihtimali olan bir fabrika kurulma haberi pozitif bir şey.

Aracın tasarımı satın alındığından, kullanılan parçaların önemlice bir bölümü ithal bile olsa, ayrıca araç başına bir lisans ödemesi olmayacak. Aracı yerli yapan da bu durum. Buna göre ülkenin ilk yerli aracı da değil. Ülkenin otomotiv endüstrisinin, 50 yıl önce, üstelik de henüz hiç bir yan sanayi, yetişmiş insan gücü, tecrübesinin olmadığı bir dönemde, aynı bu şekilde bir otomobili yerli marka ile ve lisans ödemeden seri üretime sokup binlerce üretip sattığı da bir gerçektir.

Bunun yanısıra, tasarımı, her türlü mühendisliği Türk mühendislerince yapılıp, motorunun tasarımı ve üretimi de ülkemizde yapılıp, %90+ tüm parçaları da yerli olan, halen de hem geliştirilip hem de üretilmekte olan, ayrıca yurt dışına da satılan başka otomotiv araçları da var.

Günümüz otomotiv dünyası bir çok bakımdan diğer sanayi ürünlerinden farklıdır. Mesele bir aracı tasarlayıp üretmek değil, devamlılığını sağlamaktır. Artık hiç bir otomotiv markası tek bir ülke ile sınırlı kalamaz. Tüm vergilerin sıfırlanmış olması, her türlü teşvik belki iç piyasa doyuruluncaya kadar işe yarar, ancak sonrası ölçek ekonomisidir. Bahsedilen yatırımın 175 binlik kapasitesi uzun dönemde ayakta kalmaya yeterli değildir. Fazlası için de dış piyasaya çıkılması gerekiyor. Burada da dış piyasa deyince belli pazar büyüklüklerindeki ülkeleri düşünmek lazım. O noktada oyunun kuralları fazlasıyla değişiyor. Diğer otomotiv şirketlerinin binek otomobilde yerli marka yaratmaktan kaçınmış olmalarının sebebi de burada yatar.

MeyveliTepe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön