View Single Post
Eski 19-11-2014, 11:01   #235
dusunenadam
Ağaç Dostu
 
dusunenadam's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-03-2013
Şehir: KIRIKKALE
Mesajlar: 490
Konuya uzun zamandır kimse yorum yapmamış. Hem teknik, hem de düşünsel ve duygusal bağlamda, bu işi öğrenmeye çalışan ve hatta geriden gelen bir bonsai öğrencisiyim. Geç yazmam o yüzden. Konu başlığı altında yazılanların hepsini okudum. Bonsaiye gönül verenlere “cani” yakıştırmasına kadar mevzu uzamış. Yeniden bir polemik başlatmak değil amacım lakin, okuduklarıma çok çok üzüldüm.

Bonsaiyle ilgilenmeye, bu sayede doğaya, tabiata ve ağaçlara farklı bir gözle bakmaya başladığım ilk yıldı. İlçede yaşlı teyzem bana iki tane incir verdi. Harika görünüyorlardı. Hiç düşünmeden bir tanesini hemen ağzıma attım. Ağzıma yayılan tat inanılmaz güzeldi. Küçücük tohumlar ağzımda çıtırdıyordu. İnciri yerken bir yandan da dişlerimin arasında çıtırdayan tohumlarını düşünüyordum. Acaba bu tohumların birini yetiştirsem bonsai yapabilir miyim diye düşündüm. Yüzlerce olmalıydılar. Belki de binlerce… Bu ağzımda olay şey aslında yüzlerce ağaç demekti. Yüzlerce, binlerce ağaçlık bir ormanı bünyeye ilave etmek üzereydim. Kalanları da şehrin alt yapısına gömecektim. Zorla yuttum.

Diğer inciri yiyemedim. Ezip tohumlarını çıkarttım. Gerçekten de çok fazlaydılar. Sonra bu tohumları, bonsai öğrenmeye çalışırken öğrendiğim çimlendirme teknikleriyle çimlendirdim. Kaç tane olduklarını dahi saymak imkansızdı. İçlerinden iki tanesini bonsai olarak yetiştirmek için saksıya aldım. Bir kısmını dostlara, arkadaşlara dağıttım. Fakat baş etmek imkansızdı. Doğanın aslında ne kadar cömert olduğunu ilk defa farkediyordum. En sonunda fidanlık sahibi bir arkadaşıma konuyu açtım ve hepsini bu fidanlığa götürdük. Bir hafta sonumu verdim ama hepsini yüzlerce viyol gözüne tek tek yerleştirdim. Ölenler ve dağıtılanların haricinde yaklaşık 400-500 civarındaydı. Daha sonra hepsini tüplere aldık. Çoğunu şehrin belirli yerlerine diktik. Dağıttık….

Şimdi şu bonsaiyi doğaya müdahale veya ağaca eziyet olarak gören arkadaşlar acaba yedikleri meyveleri veya kullandıkları tuvalet kağıtlarının neresinden bakıyorlar bonsaiye? Her yenilen meyve veya sebze zaten doğaya müdahale değil mi? Merzifonda bir eşek, elmaları yer ve tohumları dağıtır. Sincaplar tohumların bazılarını yer, bazılarını gömer. Arılar polen taşır… Yani tabiat müdahale ile var olabiliyor. Önemli olan doğru müdahale nedir, bunu öğrenmek.

Bonsai sanatında da insan doğru müdahaleyi öğrenir. Hem bonsaisine, hem doğaya… Bir sincap hayatı boyunca, iyi ihtimalle 3-5 ağacın yetişmesine vesile olabilir. Fakat, bonsai sanatı sayesinde ağaç ve doğa sevgisiyle yetişmiş bir insan, hayatı boyunca milyonlarca ağacı bu dünyaya hediye edebilir. Böyle bir insan yetişecekse ve bunun bedeli birkaç ağaçsa eğer, o birkaç ağaç varsın ölsün. Çünkü o ölen ağacın yasını tutmak da bu eğitimin bir parçasıdır. Ölüm ise zaten yaşamın bir parçası. Yaşam ancak ölümle var olabiliyor. Tüm canlılar ölülerle besleniyor... Sanatı bundan ayrı tutmak mümkün olabilir mi? Bir ressam, elindeki ölü bir ağaç ve ölü bir hayvanın kıllarından oluşan fırçasıyla, ölü bir ağacın üstüne doğru darbeleri vurmayı öğreniyor.

“Ölüm, hangi niyet ve ne uğruna?” İşte bunu iyi ayırt etmek lazım. “Hayvan yeme, tabiata müdahale…” “Bitki yeme, tabiata müdahale…” Arkadaşlar kusura bakmasın ama bu çok sığ bir düşünce. Diyelim ki beslenme ihtiyacı doğal. Ya gözün, kulağın, ruhun, kalbin ihtiyaçları...? Zaten bunları hep es geçtiğimiz için dünya bu halde değil mi?

Örnek: Bir bonsai sanatçısının bir ağacı ölür. O ölen ağaç sanatçıya eğitim verir. O sanatçı harika bonsailer yapar. İnsanlar onun yaptığı bonsailere hayranlıkla bakar ve ağaçtan ve doğadan ne kadar ayrı kaldığını fark eder. Doğayı hatırlar. O bakan insanlardan biri şehirlerin sentetik yaşamından sıkıldığını fark eder. Doğaya dönmek ister… vs.vs… Bonsai sanatçısının elinde bir ağaç ölür. O sayede binlerce ağaç yaşar. Bir bonsai sanatçısının bir ağacı ölür. O sanatçı, o ölümle bir şey keşfeder. Dünya açlıktan kurtulur. İmkansız mı?

Tüm sanatlar da böyledir. Hatta bilim... Laboratuvarda bir fare ölür, binlerce can kurtulur. Para ve güç, hatta zevk uğruna bu kadar cinayetin işlendiği, doğanın, hayvanların hatta insanların katledildiği bu dünyada kayıtsız ve duyarsızca yaşayıp, ülkemizdeki üç-beş ağaç dostu bonsai gönüllüsüne bu saldırı neden? Güzel amaçları, güzel niyetleri var diye mi?

Peki bu bonsai sevdalılarını suçlayan arkadaşlar ağaç sevdasının neresindeler? Acaba bu arkadaşlar bir lokmada kaç ağacı midelerine gömdüklerini hiç düşündüler mi? Şimdiye kadar kaç ağaçlık ormanları şehrin altyapısında çürümeye gönderdiler? Burada bu rencide edici sözlerinden ne kadarını para için orman katleden bir şirketin patronuna söyleyebildiler. Bonsai, ağaca eziyet değil sevgi göstergesidir. Sevgi olmasaydı zaten bu kadar sabır da mümkün olmazdı.

Tabiat hem acıyı, hem mutluluğu barındırır bünyesinde. Var sayalım ki ağaçlar kesilince canı acır. O zaman bir domates de dalından koparılınca acır. Bir fidan dikilirken de canı acır. Bir tohum kuruyemiş olmaya çalışırken de… Zaten, bütün canlılar acıyla var olmuyorlar mı? Doğum ve varoluş bir sancı süreci değil mi? Acı olmadan güzel bir şey var olabiliyor mu?

Madem bu kadar uzattım, dini açıdan da bildiklerimi yazayım: Can almak günahtır. Yaş bir dalı kırmak dahi günahtır. Ancak, mesela vatanına, yuvana saldırılıyorsa savaşmak sevaptır. İnsanlar yesin diye ağaç, sebze dahi yetiştirip büyütmek sevaptır. Ama budama yapmadan ağaç da yetiştiremeyiz, sebze de… Burada belirleyici nokta, şartlar ve o şartların oluşturduğu “niyet”tir. Dinimizde amelleri niyetler belirler. Niyeti, güç para, zevk olana mı söylenmeli kötü sözler, yoksa niyeti bir ağacı yaşatmak olana mı?
Eleştiri yapan arkadaşların görüşlerine de saygı duyarım. Fakat anladığım kadarıyla bu tepki bonsai sanatını ve ne anlama geldiğini bilmemekten kaynaklanıyor. İçlerinde kötü niyet olmadığını biliyorum. Buradaki herkes doğa ve ağaç dostu. İhtimal, yine de yazdıklarımı anlamak istemeyen biri çıkıp “Ağaçlar mı vatana saldırıyor?” der. Der mi? Der…

dusunenadam Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön