Araçlar

Bookmark and Share






Süslü ve boyalı kaşıklar

TAVŞANLI'DA EL SANATLARI

SÜSLÜ VE BOYALI KAŞIKLAR
Açlığını gidermek için, bir şeyler arayan insanoğlu yemeğini yerken ihtiyaç duyduğu aracı muhayyilesinden biçimlendirip adına da KAŞIK dediği günden beri kaşığı, hayatının ayrılmaz bir parçası olarak kullanagelmiştir.
Tavşanlı'da sanat olarak yapıldığı ve değer olarak zirvede kabul ettiğimiz "boyalı ve süslü kaşıklarımız"dan elimizde bulunanının en yaşlısı 188 yaşındadır. Oygusu ve işlemesi kolay olduğu için, kaşıklarımız şimşir, karaağaç, ahlat, alıç ve gürgen ağaçından yapılmıştır. Ancak, çabuk kırıldığından olacak ki, yakın zamandan bugüne bize intikal eden azdır.
Hiçbir kültür aniden ortaya çıkmaz. Mutlak uzun zaman gelişme devresi geçirir. Düz, boyasız, şekilsiz kaşıkları zevkine uygun bulmayan Tavşanlılı ustalar; kaşıkların ağzına ve sapına çok güzel süslemeler yapmış, süslemelerin boyamaları yemek yerken, sıcaktan soğuktan etkilenmesin diye de sırlamışlardır.





A- Kaşık iki bölümde yapılır.
Sap ve Ağız

A- Kaşık iki bölümde yapılır.
Sap ve Ağız

A- Kaşık iki bölümde yapılır.
Sap ve Ağız

B- Yapıldıkları maddeye göre kaşıklar
Tahta kaşıklar (şimşir, ahlat, armut, ardıç, karaağaç, meşe)
Kemik Kaşıklar ( boynuz, kaplumbağa kabuğu, sedef)

C- Kullanıldıkları yere göre kaşıklar
Yemek Kaşıkları (tahta)
Hoşaf kaşıkları ( Kemik)
İlaç kaşıkları (tahta)
Kahve kaşıkları (tahta)
Oyun kaşıkları (tahta)
Süs kaşıkları ( tahta ve kemik)










D- Biçim ve şekillerine göre kaşıklar:
1- Saplarına göre kaşıklar
(Düz, oyma , kırma, kırma düdüklü, düz düdüklü, burmalı)
2- Ağıt şekline göre kaşıklar
(Yayvan, yuvarlak, sivri, armudi)

Kaşıklar genel olarak takım yapılır. Bir takımda 10 kaşık bulunur. Kaşıkların konulduğu kaba "Kaşıklık" denilir. Kaşıkları yapan ustalar ağaçları bizzat kendileri keser veya bu işle ilgili kaşık ağacı satanlardan alır. Kendisi yontar, oyar, sonra boyar ve sırlar. Kaşık yapılacak ağaç kesildikten sonra, mutlaka gölgede bekletilir ve ara sıra üzerine temiz su serpilir, baskı altında tutulurmuş, Kaba yontma, biçimlendirme, inci iş, çizgi, astarlama, boyama, sırlama kurutma gibi dönemlerden geçen Tavşanlı kaşıklarını yapan ustalardan bahsetmek istiyorum.
En meşhurlarının isimleri:
Deveci Alizade velayet penahi Mehmet Hamdi Bostancıoğlu Mehmet Rifat bin Salih
Hüsnü Bostancıoğlu
Ali Bostancıoğlu
Gökberber veya Takkasız Berber Hasan Hüseyin Gören
Postacıların Hamit
Abdullah Gören Osman Yılmaz.


Kaşık yapan ustaların büyük çoğunluğunun asıl mesleği berberliktir. Kaşıkçılığı ilave sanat olarak benimsemişlerdir. Bu konuda büyük usta Mehmet Bostancığılu 1924 Bursa sergisinde aldığı Gümüş Madalyayı eve getirdiğinde eşi " Adam ne yapıyım bu kağıtla madalyayı keşke karnımızı doyuracak para verselerdi" demiş. Bostancıoğlu hanımına gülerek şu cevabı vermiş:
- Hanım hanım ben berberlikle karnımı, kaşık yaparak ruhumu doyuruyorum.

Takkasız Berber lakabı ile bilinen H. Hüseyin Gören'in hanımı:
- " Eşim kaşık boyamadığı zamanlar huysuzlaşırdı. Bizde, hemen eline bir boya takımı ile kaşık tutuştururduk" diyor
Bu kişi sanatına öyle düşkünmüş ki, dükkan komşuları onu bir gün mesleri elinde çıplak ayaklarına taktığı terlik ile dükkana geldiği görmüşler.
- Ne bu hal Hüseyin Efendi dediklerinde:
- "Hiç" demiş. Evde kaşıkları saracak bir şey bulamadım. Kaşıkları meslerin içine koydum. Yağmur yağıyordu kaşıklar bozulmasın daha sırlamadım demiş. El sanatlarını sevenleri çok sever, onları yanına oturması için özel olarak çağırmaya gider, dükkanından hemen ayrılmasınlar diye çay kahve ikram eder, ara sıra kaşıktan başını kaldırır: "Nasıl gözel oldu mu?" diye sorarmış.

Deveci Alizade velayat penahi Mehmet Hamdi'den nakledilen şu sözler hayli dikkat çekici: "Ustamı mescilerin peşkir kuşanması için odada yaptıkları çırak çıkarma merasimine berber olduğundan dolayı davet etmemişlerdi. Ustam buna çok içerledi. Halbuki davet edilmeyen başka dükkan komşularımız da vardı. Ustam o gün Kütahya'daki Ahi Locasına gitti. Oradan geldikten sonra namazını hiç bırakmadı. Mübarek günlerde bile, hatta her pazartesi, Perşembe oruç tutmaya başladı. Komşu Koca Osman Dayı'ya gide gele kaşıkçılığa başladı. Bu ara bende de kaşıkçılığa hastalık derecesinde merak başlar. Hiç unutamam bana bir gün:
- "Len Deveci, bu işi galiba iyi yapacaksın" dedi ve beni Kütahya'ya götürdü. Locaya beni de yazdırdı. El öptüm. Vazife aldım. Namazları hiç kazaya koymayacak, zamanında kılacak, abdestsiz yere basmayacaktım. Fakir fukaraya çok sadaka verecek, malayaniden kaçacak, başkasının kusurlarıyla değil de, kendi kusurlarımla meşgul olacak, günde en az bir hizip Kur'an okuyacak, kimsenin gönlünü kırmayacaktım. O zaman bana himmet edilecek, hem dünyam, hem de ahiretim mamur olacak, aynı zamanda iyi kaşık da yapabilecektim. O günden sonra her işim rast gitti. Her sene Ada'da yapılan peşkir kuşanma merasiminde yenen anaevi pilavlar artık bizim kaşıklarımızla yenecekti. Yaptığımız bütün kaşıklar bu günü bekliyordu. Pilav yenecek kaşıkları pirimizin Tavşanlı'daki halifesi seçerdi. Bu ne demek biliyor musun? Benim kaşıklarla o mübarek insanlar pilav yiyecek benim için ne büyük şeref"




Kaynak: http://www.tavsanli-bld.gov.tr/kultur3.html
13-03-2005
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019