Araçlar

Bookmark and Share






Allelopati

Allelopati; bir bitki tarafından oluşturulan ve salıverilen bazı kimyasal maddelerin başka bir bitkiyi olumlu veya olumsuz yönde etkilemesi olarak tarif edilir. Bu olay bitkiler arasındaki kimyasal etkileşim olarak ta düşünülebilinir. Ancak mikroorganizmaları ve böcekleri de kapsar. Allelopatik etkiye sahip olan maddelere allelokimyasal madde veya ‘Allelokimyasal’ adı verilir. Bu maddeler bir bitki tarafından çevreye salıverilir ve daha sonra bu maddeyi alan diğer komşu bitkilerin büyümesi etkilenir. Bu konu sadece biyokimyasal etkileşimler ve fizyolojik olaylarla sınırlı olmayıp aynı zamanda allelokimyasalların moleküler seviyede etki mekanizmasıyla ilgilidir.

Allelopati terimi...

[ Devamı>>]


Jun 08, 2010 - 1:15 PM - Gönderen çekirdek

326 Yıllık Çınar

İSTANBUL sürprizler şehri... Boğaz’da 326 yıllık olduğunu öğrendiğim dev çınar da bir örnek.
İki kişinin karşılıklı kucakladığında elleri birbirine değmeyen “anıt çınar” 1683 yılında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ölmeden onun tarafından toprağa dikilmiş.
Paşa, o yıl öleceğini elbette bilemezdi ama yaşamda belki en güzel izlerden birini bıraktı.
Çünkü çınar 326 yaşında ve hâlâ yaprakları yeşil ve canlı. Önümüzdeki yüzyılda da bütün güzelliği ve görkemiyle ayakta duracağı izlenimini
...

[ Devamı>>]


Sep 13, 2009 - 9:52 AM - Gönderen aybala

Anadolunun Derde Derman Endemik Bitkileri
Anadolunun derde derman endemik bitkileri

Anadolu halkı, dertlerine dermanı binlerce yıldır bitkilerinde bulur. Zeytin yaprağı şekere iyi gelir, aksöğüt ağacı iltihaplı yaralara… Kızılçam bağırsak düzenler, alıç sakinleştirir…Kekik hem mide rahatsızlıklarında kullanılır, hem öksürük, nefes darlığı ve bronşitte…Sarımsak enfeksiyona karşı mücadelede ve tansiyon düşürmekte… Çakşır cinsel güçsüzlükte kullanılır, kantaron ruhsal güçsüzlükte... Ağu otu ise hemşerilerini her yönden kollar: Basurda, romatizma ağrılarında, egzamada ve akrep sokmalarında iş görür. Şifa veren bitkilerden kekik erkektir, adaçayı kadın…Ve binlerce yıldır bu böyledir.

Çocukluğumda, yaramazlığım ve yerimde...

[ Devamı>>]


Apr 06, 2009 - 6:17 PM - Gönderen malina

Çam dediğiniz her ağaç, çam değildir
Her gördüğünüz sakallı dedeniz olmadığı gibi, çam dediğiniz her ağaç da çam değildir.
Ağaç ve orman deyince ülkemizde önde gelen bilim adamlarından biri olan Prof. Dr. Faik Yaltırık, halkımızın konusundaki cahilliğinden yakınıyor. Prof. Yaltırık bu konudaki üzüntüsünü şöyle dile getiriyor: Üzülerek belirtmek isterim ki, halkımızın büyük gördüğü her türlü iğne yapraklı ağaca çam deyip geçer. Detaylarla uğraşma zahmetine katlanmayız, fark olup olmadığını merak etmeyiz. Lütfen çam saplantısından kurtulun.
Her
...

[ Devamı>>]


Jan 20, 2006 - 3:20 PM - Gönderen aybala

Dikkat ! Sıfırı tüketmek üzereyiz !
Doğa gönüllüleri, "Sıfır Yok Oluş" kampanyasıyla son kez uyarıyor;
Dikkat ! Sıfırı tüketmek üzereyiz !

Doğa severleri, yaşadığımız dünyanın çarpıcı ekolojik gerçekleriyle tanıştırarak uyarmaya, bilgilendirmeye ve etkilemeye çalışan Atlas Dergisi ve Doğa Derneği'nin son dönemde birlikte gündeme taşıdığı önemli bir kampanyaları var; adı "Sıfır Yok Oluş". İlk anda insana tuhaf gelse de, bu başlığın altında çok derin anlamlar yatıyor. Tüm sayfalarını doğaya ayıran, doğanın cezbedici güzellikleri yanında, insanın içini sızlatan çevre kirliliği görüntülerine de geniş yer veren, bir yandan da ısrarla, yok olan bitkisel ve hayvansal kaynakların acı çığlıklarını duyurmaya çalışan "Yeşil Atlas"...

[ Devamı>>]


Dec 07, 2005 - 9:00 PM - Gönderen backyard

Cemre resmi...
BİZİM medya, doğayı fazla sevmez.

Bu yüzden de çevre-doğa haberleri ne televizyonlarda, ne de gazetelerde yer alıyor.

Muhtemelen doğa haberlerine ilk ilgi duyan editördü Şinasi Nahit. Ve sevmediği şımarık muhabirini 'Cemre düşmüş, git resimle' diyerek 'cemrenin resmini' çekmeye göndermişti.

(Cemre; havanın, suyun ve toprağın ısınmaya başladığı varsayılan bir zaman dilimi.)

Üç gün gelmeyen muhabirin peşine ailesi düşmüş ve muhabirin resmini çekmek üzere dağda 'cemreyi' aradığını öğrenmişlerdi.

O günden bu yana medyanın doğaya ilgisi cemre resmi çekmek gibidir.

*

Özellikle televizyonlar doğa haberlerine yer vermiyorlar.

Bunun...

[ Devamı>>]


Oct 30, 2005 - 10:25 AM - Gönderen backyard

Ulusal Çevre Andı
Bu gidişi kötüden,daha iyiye dönüştürmek için; ULUSAL ÇEVRE ANDI'nı yeniden gündeme getirmeli ve tam bir dayanışma içinde söylem ve eylemde bulunmalıyız.

"Şimdiki ve gelecek kuşakların temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, gerçeğinden hareketle, Çevreye duyarlı bir kalkınmadan yana olduğumu vurgulayarak; Doğal kaynakların ekonomik kalkınmanın hem kaynağını hem sınırını oluşturduğunu bilerek, Çevrenin korunması ve geliştirilmesinde bireysel katkı ve katılımın gereğine ve önemine inanarak; Çevresel değerlere sahip çıkıp zarar verenleri uyaracağıma, doğal kaynaklardan faydalanırken tutumlu davranacağıma, sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda hareket edeceğime, bu yönde işbirliği ve dayanışma...

[ Devamı>>]


Oct 26, 2005 - 4:10 PM - Gönderen aybala

Eşek
ORMANCILAR, eşeğin sırtında ormandan kesilmiş odunlarla, Nallıhan ormanlarından çıkarken yakaladılar. Ve yasa gereği odunlarla birlikte eşeğe de el koydular.

Yani eşek kamulaştırıldı.

Sonra her kamu malı gibi bunun devlete yük olduğunu düşündüler.

Bu sefer eşeği özelleştiriyorlar.

İhale açtılar.

Kimse eşeğe para vermedi.

Yakında bir ihale daha açılacak ve 'müştemilatı' ile birlikte satışa çıkartılacak.

*

Eşeğin sahibi, 'Onun kabahati yok' dese dahi yasalar ve devletin adamları bunu dinlemiyorlar.

Onun kabahati ormandan bir sırtlık odun kesmek.

Arkadaşımız Oğuz Dişli tam bu haberi yazdığı sıralarda...

[ Devamı>>]


Oct 02, 2005 - 11:27 AM - Gönderen backyard

Hayali çevrecilik...
DOĞAYI ve çevreyi korumak için kurulmuş ne kadar çok dernek, vakıf, sivil toplum örgütü var bilemezsiniz.

Ve mantar gibi habire çoğalıyorlar.

Çünkü bu dernekler 'proje' hazırlıyorlar, AB ülkelerindeki kurumlardan, Birleşmiş Milletler'den, Dünya Bankası'ndan yüklü paralar alıyorlar.

Birisi 'Kuşları gözetliyorum' diyor... Öbürü 'Soyu bitmekte olan bitkileri-hayvanları araştırıyorum' diyor... Kimisi 'Çevre konusunda insanları eğitiyorum' diyor...

*
Aslında bunu siz de yapabilirsiniz.

Bir grup arkadaş bir ofis tutup diyelim ki 'Gelincikleri koruma ve izleme projesi' hazırlarsınız.

İlgili...

[ Devamı>>]


Sep 20, 2005 - 10:09 AM - Gönderen aybala

Anadolu'dan hangi yaban hayvanlar yok oldu?
Kaplanlar, aslanlar, filler, çitalar, parslar, yaban eşekleri... Neler geldi ve neler geçti ve artık Anadolu'da yaşamıyorlar. Tıpkı, anadoluda bizden önceki yüzlerce diğer uygarlık gibi onlar da tarihteki yerlerini aldılar. Peki, ya sonrası?

Dünyada kıtasal özellik gösteren, bir çok türün anavatanı ve özellikle geçmişteki jeolojik ve iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olan Anadolu coğrafyası, dünyadaki herhangi bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir.

Anadolu'nun coğrafik konumu, topoğrafik özllikleri ve iklim değişiklikleri nedeniyle, geçmişte ve günümüzde canlıların bileşimini ne denli etkilediğini bilmenin yanı sıra, on bin yıldır hüküm süren Anadolu...

[ Devamı>>]


Sep 19, 2005 - 7:48 AM - Gönderen aybala

Türkiye Bitkileri
Yaz sıcakları yetmezmiş gibi, kalabalığı ve monotonluğuyla da çekilmez bir hayat sunan büyük şehirlerde yaşamanın sıkıntılı havasından sıyrılmak için koşulan ilk yerlerin, yeşilliklerle kaplı dağların serin yaylaları olması, boşuna mıdır dersiniz?

En usta ressamların, ancak hayal gücüyle bir araya getirebildiği o enfes doğa resimlerini aratmayacak güzellikteki bir şelale dibinde, göğü delen uzunluktaki ağaçların sık yaprakları altındaki çalılıklar arasından, şapkalı mantarlarla cazibe yarışına girmekten çekinmeyen rengarenk çiçeklerin; zambakların, nergislerin, çiğdemlerin resmi geçididir, gözleri esir eden doğa manzaraları.

Torosların, Amanosların, Kaçkarların, Ilgazların ve diğer ünlü Anadolu Dağlarının...

[ Devamı>>]


Sep 16, 2005 - 3:26 PM - Gönderen backyard

Meyvelerin yolculuğu
DÜNYADA meyveler üç şekilde insan gıdası oldu; yabani türler doğadan toplanarak, doğa ve insanın yavaşça ıslah ettiği yerli türler kültüre alınarak ve neolitik çağdan günümüze kadar birbirini izleyen sömürge ve göçlerle taşınan türler geliştirilerek.
Kırsal nüfusun yoğun olduğu tropikal ülkelerde veya kışı büyük meyvelerin gelişimine uygun olmayacak kadar sert geçiren ülkelerde, meyveler yabani ortamlarından toplanırken; ıslah edilen yerli türlerin kültüre alınması Akdeniz ülkelerinde meyveciliğin yoğun olarak
...

[ Devamı>>]


Sep 15, 2005 - 8:20 AM - Gönderen aybala

Doğaya ne kadar sahip çıkıyoruz?
Her yıl katılmaktan büyük keyif aldığım etkinliklerden birisi de Orman Fakülteleri Öğrenci Kongresi. O toplantılarda unutulmaya yüz tutan doğanın önemi bir kez daha hatırlatılır.

Gelecek yıl uluslararası boyuta taşınıyormuş. Çok sevindim. Dünyadaki tüm orman fakültelerinin öğrenci temsilcileri İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nde buluşacaklarmış. Bravo gençlere...
Orman deyip geçmeyin. Ekonomi için taze para ne ise dünya için de orman o denli önemli. Yeşilsiz bir ülke siyah bir televizyona benzer. Renkle birlikte coşku da yoktur.

Topraklarımızın yüzde 25'i ormanmış. Yasal düzenlemelerin yetersizliği, gecekonduların talanı, turizmcilerin yağması, orman köylülerinin hiç dikmeden hep kesmeleri, yangınlar...

[ Devamı>>]


Sep 13, 2005 - 9:29 AM - Gönderen aybala

Boğaziçinde Erguvan Bayramı
Bursalı dostlarımız bizden evvel davranarak "Erguvan Bayramı"nı kaptılar. Bundan çok uzun yıllar önce bu tarihî şehrimizdeki tasavvuf ehli öncülüğünde yaşanan eski gelenek, tekrar gündeme getirildi. Günümüzde Bursa'da ne kadar erguvan kaldı ve Bursalıların erguvanla ilgisi ne derece pek bilemiyorum; ama bizim İstanbul'daki "Erguvan günlerimiz" devam ediyor.

Erguvan denince akla, önce İstanbul ve hassaten Boğaziçi gelir. Bu imparator şehrimiz M.S. 330 yılında Constantinus tarafından kurulduğunda, başka bir deyişle surlar bitirilip şehrin açılışı yapıldığında, mevsim, erguvan mevsimiymiş. Tarihçiler, bu günü 11 Mayıs olarak kabul ederler. Yani tam İstanbul'da erguvanların açtığı, tabii bir dekor halinde...

[ Devamı>>]


Sep 08, 2005 - 1:58 PM - Gönderen backyard

Erguvanlar ve Boğaziçi
"İnsanların hayatta olgunluk çağlarının sık sık bayramları olur. Hem de bir günlüğüne değil, eski zamanlardaki XVII. Ve XVIII. Asırlarda olduğu gibi onbeş güne kadar sınırlandırılanları da var.

Tabiatın da böyle günleri az değil, hem de sayılı. İnsanlar zaman zaman bakarsınız geriliyor gibi görünür. Fakat tabiatın ölçülü ve muayyen programı vardır. O boyuna ilerler. İnsanlara da ölü olunan, fakat insan kadar diri tabiattan örnek almak yakışır. Türkiye'nin 32 milyonu barındıran bir tabiatı var. Fakat kendi şahıslarını geri bırakarak horlayanlar onu ihmal eder.

İki milyonluk insanın da oturanlarınca hor bakılan bir İstanbul'u ve onun da Dünya'da eşi olmayan bir Boğaziçi vardır. Gerek orada gerek İstanbul'da...

[ Devamı>>]


Aug 26, 2005 - 11:37 AM - Gönderen aybala

Erguvan Şenliğinin Ardından
İstanbul'un ve İstanbul Boğazı'nın en güzel zamanları bahar ve hazan aylarıdır. Baharda pembe erguvanlar, mor salkımlar, beyaz ve kırmızı atkestaneleri yeşilin üzerinde tarifsiz bir renk cümbüşü sunar. Mevsimin serin veya sıcak gitmesine bağlı olarak İstanbul Boğazı'nın iki yakasında Nisan ayının son iki haftasından Mayıs ayının ilk iki haftasına kadar süren bir aylık dönemde, yaklaşık iki hafta süreyle yeşil yamaçlar pembeleşir, kızarır. İşte Erguvanlar çiçek açmıştır. İstanbullular'a baharın geldiğini müjdeler, bir seyrayin sunar. Erguvan İstanbul'un ve Bursa'nın Marmara Denizi çevresinin karakteristik ağacıdır.

Bursa'da medfun Emir Sultan ve sevenleri yıllarca Bursa'da Erguvan mevsiminde buluşmuşlar, bu gelenek yüzyıllarca...

[ Devamı>>]


Aug 26, 2005 - 8:55 AM - Gönderen malina

Bahçeden bahçeye
Şöyle yeşil bir yazı olsun demiştim. Kendi aklımca onları kabaca bir sıraya koydum. İnsanlar, malum, kediler, sonra şehir mehir yani sokaklar, ağaçlar, hışırtılar. Arada hakiki insanların yerini kurmaca insanlar da alabiliyor ama, enderdir. Sonuçta, daha geçen hafta yeşillik kısmına sıra geldiğini düşünüyordum ki, kediler öne çıktı. Bu hafta, diyordum, yangından kurtulan Bostancı çay bahçeme gitsem, bir "çok sıcak başlayan yaz" yazısı yazsam... N'oldu, grip kaptık, eve tıkıldık, Caz Festivali'ne bile gidemedim. Aslında, bu dördüncü festival ki, hastalık yüzünden gidemiyorum. Belki de bu tesadüf falan değil (artık), ben düpedüz ileze bir ihtiyar oldum. İnsan yakıştırmıyor, tabii.

Tam bu sabah, "Acaba bizim...

[ Devamı>>]


Jul 18, 2005 - 9:08 AM - Gönderen backyard

Son ırmak kuruduğunda son ağaç yok olduğunda
Yaratılışından bu yana doğayı hor kullanmanın kötü sonuçlarıyla günümüzde yüzleşmek zorunda kalan insanlık, Kızılderili Şef Seatle'ın bir zamanlar söylediği şu sözlerin anlamını ancak fark etti:

'Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!'

ABD, Avustralya ve Beyaz Rusya ile birlikte Kyoto...

[ Devamı>>]


Jul 18, 2005 - 7:36 AM - Gönderen backyard

Vahşi Doğanın Son Kaleleri
Arazi aracının götürebildiği son noktalarından başlayarak Doğu Karadeniz Ormanları'nın içlerine girdiğinizde, yolu olmadığı için hem kendisinin, hem sizin şanslı olduğunuz bambaşka bir dünyayla karşılaşırsınız. Kendisi şanslıdır, çünkü bir şeyler alıp götürmek için yol henüz saptanmamıştır böğrüne. Sizler de şanslısınızdır, çünkü bu ormanlar, olağanüstü biyolojik zenginliğine, eşsiz güzelliğini sevgili yapmış "doğal yaşlı ormanlar"dır. Kirli havaya, yangınlara ve elbette ki insanoğluna yüzyıllardır direnebilmiş olan
...

[ Devamı>>]


Jul 14, 2005 - 2:39 PM - Gönderen backyard

Çamlıdere (Ankara) Taşlaşmış Ağaç Fosil Ormanı
Ankara Çamlıdere ilçesi sınırları içinde kalan alanda şimdiye kadar varlığı bilinmeyen silisleşmiş (taşlaşmış) orman ağaçları bulunmaktadır. Taşlaşmış ağaçların bulunduğu yöre batıda; Bolu, kuzeyde; Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz, doğuda; Çankırı ve Şabanözü, güneyde; Beypazarı, Kazan, Çubuk yerleşim yerleriyle sınırlı çok geniş bir alandır. Tarihsel süreçler içinde bu yörelerde yaşamış olan Galat halklarının onuruna, jeolojik özelliklerine dayanılarak' Galatya Masifi' olarak anılmakta olan bu yöre yaklaşık 23-11 milyon yıl önceleri
...

[ Devamı>>]


Jul 07, 2005 - 3:31 PM - Gönderen backyard

3 sayfadan, 1.sayfa 1 23
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2017