Kuru Bir Çınar Ağacı
Yeni dostluğum,
Bir çınar ağacıylaydı.
Zamansız kurutmuştu kendini.
Belli öfkeliydi, küskündü
Önündeki ve ardındaki yaşama.
Yüreğimin kırıklığı,
Bedenime vurmuştu inceden.
Hafifçe titremeyle:
“Ayrıldık” dedim.
Göz pınarlarıma direnerek.
Koca çınar sarsıldı.
Ne kadar gizlemek istese de;
Kuru dalları ele verdi kendisini.
Gövdesinin sol tarafındaki,
Kan sızıntısını eliyle saklayarak,
“Boş ver “ diyebildi.
Kısa suskunluğunun ardından:
Kimin...
Seni her kim diktiyse rahmetle anıyorum
Evimizin önünde duran armut ağacı
Dedemden daha büyük yaşın var sanıyorum
Kalmadı mı halini soran armut ağacı
Çocukken dallarından çıkar armut toplardım
Küçük bir maymun gibi daldan dala zıplardım
Gövdene nişan alıp bıçağımı saplardım
Kalmadı mı halini soran armut ağacı
Eskiden insanları ne çok mutlu ederdin
Yıllarca karşılıksız bize meyveni verdin
Her bahar o bembeyaz gelinliği giyerdin
Kalmadı mı halini soran armut ağacı
Dallarından ne güzel bir koku yayılırdı
Ninem armutlarından yemeye bayılırdı
Çevrende...
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Açarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hemde bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koo desinler bize şaşkın
Sonu gelmesede hiç bir aşkın
Açalım yinede çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz ...
Elma Ağacı
Yine başladı soğuklar,
Boyuna yağıp duruyor yağmur.
Esiyor rüzgar acı acı.
Nasıl geçireceksin bu kışı
Elma Ağacı?
Gölgen de yok ki sana arkadaş olsun;
Tek başına kaldın bu kış kıyamette;
Artık kimse bakmaz oldu yüzüne;
Dallarına tırmanıyor çocuklar,
Kuşlar uğramıyor semtine.
Üzülme bu günler çabuk geçer,
Bir bakarsın bahar geliverir.
Yeniden allanıp süslenirsin,
Bizim için yine çiçek açar,
Meyve verirsin.
Bir varmış, bir yokmuş
Dünya'nın güzellikleri çokmuş
Renk renk çiçekler böcekler
Kurtlar, kuşlar, balıklar
Göl kıyılarında sazlıklar
Çimenler, çayırlar, bayırlar
İlle de en güzeli yeşil ormanlar...
Ormanlar ki ne ormanlar
Eşsiz, benzersiz yeşil örtü
Doğanın en güzel kürkü...
Anlatılmak istenen sözün özü
Yeşil bir kentin ulu, uludağlarında
Yamacında, yöresinde, bağlarında
Çeşit çeşit çamlar, dişbudaklar, kayınlar
Gölgesindeki sularda alabalıklar, yayınlar
Bir orman varmış ki namlı mı namlı
Say ki cennet burası
Yeşil kenti varsıl yapan bu ormanı
Bilmeyen, duymayan kalmamış...
Kuşlar cıvıl...
Yapayalnız mısın dünyada,
İtiyor mu seni doğduğun toprak
Köşebaşlarında haramiler mi...
Etmişler mi içine ekmeğinin
Salacaksın köklerini toprağa
Güneşi çınarla selâmlayıp
Fırtınaya meşeyle duracaksın.
Tutunacaksın diş diş
Tutunacaksın pençe pençe
Geçireceksin kılcal damarlarını evrenin
Gül olup açılacaksın damarlarına
seher seher...
Ceviz olup döküleceksin.
Sana bir mi vurdular
Derlenip toparlanıp
Sen iki vuracaksın
Yoksa yoksun, silerler adını karatahtadan
O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.
Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.
Tanrı adını işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?
Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.
Bir yeşil tepenin yamacında yaşlı bir ağaç yaşarmış
Bir tarafı uçurum bir tarafı yeşillik çimenmiş.
Çok yıllar yaşamış, çok günler, çok insanlar görmüş.
Ama bu güne kadar onun gibisini hiç görmemiş.
Onun gibi güzeline ömrünce rastlamamış.
Güzel bir kızmış bu, yaşlı ağacın yamacında dolaşırmış.
Güzel olduğu kadarda soğukmuş.
Ağaca sırtını yaslar onunla derdini paylaşırmış.
Kızın derdi yalnızlıkmış.
Eh buna da biraz kendi sebep olmuş.
Hiç bir şeyi beğenmez kendinden başkasını da sevmezmiş.
Ağaç yüreğine söz geçirememiş ve kıza âşık oluvermiş.
Gel gelelim o güzel kız onu hiç görmezmiş.
Sadece gölgesinden faydalanır ve orada eğlenirmiş.
Yaşlı ağaç ateşsiz...
Dağın böğrüne
Bir hançer gibi saplanmış
Orada yıllarca, tek başına
Öylece kalakalmış,
Küçücük bir fidanken
Bu toprağa kök salmış.
Yalnız ağaç;
Yıllara göğüs geren
Bir kahraman bence.
Bir abide gibi durur;
Haşmetli, vakur...
Selâmlar gelen geçeni
Sessizce.
Tutuyor sımsıkı toprağı
Toprak onu sevmiş
O da dağı.
Sevdaya tutulmuş
Türküler söyler gün batımında
"Dağlar, dağlar
Seni seven yürekten ağlar!
Hisseder yalnızlığın acısını
Belki de unutturur
Ve mutlu olur
Toprak her baharda gül
Verince.
Yalnız ağaç, yalnız ağaç!
Kucağını...
Boyunayım Ama enine olmayı tercih ederdim.
Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
Taşları ve o ana sevgisini emen
Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
Sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.
Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
Ağaçlarla çiçekler serin kokularını...
Penceremin önündeki ağaçlar bugün
Elektrikli testerelerle budandılar.
Günlerdir yapraklarını kaybeden dallar
Büyük gürültülerle düştüler kaldırımlara.
Masamın başında oturduğum yerden,
Geçmiş yılın özetlendiğini gördüm adeta.
Heşeye hakim oldu önce sarıyla sepya,
Yol boyunca çıplak kaldı sonra ağaçlar.
Her başımı kaldırdığımda şimdi,
Kırık parmaklarıyla yaşlı bir el
Ya teslim oluyor, uzanmış gökyüzüne,
Ya da meydan okuyor her şeye.
Ağacın biri yaprağını unutmuş
Kapımın eşiğinde
Kocaman hüzünlü
üzgün bir yaprak
Yüreğime benzer öyle
Hangi ağacın belli değil
Belki bir şiirden çıkıp gelmiştir
Girmek için bu şiire
Ağacın biri yaprağını unutmuş
İşte, bütün güzelliğiyle
gelmiş gitmiş bir ağaç
Görmedim, duymadım geldiğini
gittiğini
Görsem, koşacaktım ardından gidecektim
vermeğe yaprağını
Görmedim ah hangi ağaç
Ey güz
Ey ölü bahçeleri hüznün
Ağacın biri yaprağını unutmuş
Duruyor elimde sevdalı yorgun
Bıraktım yaprağı bulduğum yere
Belki gelir de ağaç alır diye