Araçlar

Bookmark and Share






Bu adam ağaçların terbiyesi ile konuşur

Hamdi bey, bir numaralı baston ustalarından. Sadece meslek bilgi ve beceresine sahip biri değildir. Ahlakı, görgüsü, insan ilişkileri de olgundur. Hani kıyıda köşede adi bir ağaç parçası nasıl değerleniyor baston oluyorsa ruh terbiyesi de öyle nakış nakış işlenmiş...

Bir seferinde yanına bir adam gelmişti. Öteden beriden derken memleket meselelerinden konuşulmaya başlandı. Ne yapmak lazım? Nasıl düzelir? Nasıl–nereden başlamalı? Eğitim, sağlık, iktisad gibi konularda batanbaşa nasıl bir metod uygulanmalı... gibi konularda fikrini beyan etmeye çalışıyordu. Yılların Hamdi Usta'sı gözleriyle okuyordu konuşan adamı. Ama Hamdi Usta ciltlerce kitap okumamıştı. Üniversite de bitirmemişti. O yarım asırdır ağaçlarla, yapraklarla dost olmuş, el emeği göz nurunu döktüğü sanatı onun iç dünyasından dışına yansıyan ruh akışıyla bir kitap, bir mektep olmuştu.

Adam konuştukça konuşuyordu... Bir an yardım istercesine Hamdi Usta'nın da fikrini duymak istiyordu. Ne de olsa "kim bilir hangi gönülde saklı nice inciler" vardır.

Hamdi Usta adamın gönülden gelen beklenti ve arzularını hissedince bir anda rendesini bırakıp eteğindeki talaşları silkeledikten sonra şöyle dedi:

–Bak evlat!.. Yarım saate yakın konuşuyorsun. Durmadan benim de bir şeyler söyleyip konuşmalarına katılmamı istiyorsun. Ben öyle ders kitaplarından sana bir şey anlatamam. Ama benim kitaplarım şu kainatın yemyeşil ağaçlarıdır. İstersen oradan bütün sorularına cevap bulayım. Kabul mü?

Adam bir anda tamam kabul dedi. Bunun üzerine Hamdi Usta şöyle dedi: Öyleyse benimle gel. Yalnız sözüm bitene kadar bana karışma bir şey de sorma tamam mı? Adam tamam derken aklına Kur'an–ı Kerim'de ki Musa (as) ile Hızır'ın (as) kıssaları geldi.

Adam suskun bir vaziyette Hamdi Usta'nın peşine takıldı. Hamdi Usta kapıdan çıkıp ormana doğru yürümeye başladı. Yolda giderken dikenli, çamurlu yollardan geçtiler. Nihayet kestane ağaçalarının bulunduğu bir yerde durdular. Hamdi Usta biraz soluklandıktan sonra konuşmaya başladı:

"Her kestane ağacından baston olmaz... Bunu ehli bilir. Kalınlığı düzgünlüğü, köküne bağlılığı, dalda duruşuna bakılır. Geçmişi ve geleceği, öncesi ve ilerisi hesap edilir. Sonra bir nazar ile süzülür gönüllerin rızasına başvurulur akıl ve irade süzgecinden geçirilir de "tamam" kanaatı hasıl olursa baston olacak dallar bir bir seçilir. Öyle yabancı urganlarla taşınıp inciltmeden orman sarmalarından birisiyle sarılıp bağlanır. İşte böyle... Deste deste olgunlaşacağı yere getirilir. Hamdi Usta desteleri sırtına alıp atölyeye getirir. Bir kazanın başına gelip altında ateş yakar. Şimdi çileye girecekler... Kazanların kapaklarını açıp tek tek kestane çubuklarının budaklarını, yapraklarını temizledikten sonra kazana yerleştirir. Ateş iyice yanıp kor haline gelince kazanın kapaklarını kapatır. Bir yandan da göz ucuyla adama bakıp, "Sorularının cevabını takip ediyor musun?" imasında bulunur.

Adam Hamdi Usta'nın göstere göstere öyle ibretli ve hikmetli dersler verdiğini görmüş işin sonunu merakla bekler olmuştu.

Hamdi Usta bir yandan da köz üzerinde pişirdiği etlerden dürüm yapıp adama veriyor ayranı yine kendi hazırlıyordu. Bir müddet sonra yerinden kalkıp kazanın kapaklarını açtı. Kesilen odunları bir bir dışarı çıkarıyor: "Eee kıvama geldiler, yanıp tutuştular. Boyun bükecek eğilip baş kesecek hale geldiler. Adam artık her şeyi anlıyor. Her kelimenin anlamını anlatılmak istenenleri sezebildiğinden gözlerinin içi parlıyor. Hamdi Usta kazandan çıkan çubukları hemen mengeneye koyup başlarını büküyor. Sonra bir telle bağlayıp bırakıyor. Odunlar yaş ve sıcakken büküldüğünden kuruyunca baston olmaya hak kazanıyor. Tabiî tek tük aslı bozuk, kökü çürüklerin sürdüğü dallardan fire verilebiliyor.

Kuruyan kestane çubukları güzel de rendelenip budakları düz ve kemik gibi kaygan hale getirilince Hamdi Usta aletiyle artık istediği desenleri nakış nakış çubuklara işliyor. Artık cilalanıp parlayacağı an gelmiştir. Mezuniyet belgesi alınacaktır. Artık baston olmuş, bir işe ve göreve hazır hale gelmiştir. Hamdi Usta adama dönüp "Ben memleket işlerine önce insan kalitesinden ve bu kalitenin her şeyin temeli olduğundan bahsettim. Ve sen al bu sözümü sorduğun soruların cevaplarına götür. Beni yorma fazla ben ağaçların dilinden okur ve konuşurum".

Adam kalktı ve şöyle dedi:

"Bana çok şey öğrettiniz. Biz çözümleri havada ararken siz ayağımızın önündeki çukurları, burnumuzun ucundaki görülmezleri gösterdiniz. Fertten cemiyete eğitim kalitesinin terbiye asaletinin engin çizgilerini çizdiniz. Verin elinizi öpeyim. Ben okumayı sadece harflerle zannederdim. Meğer gökyüzünü, tabiatı, deryaları, yaylaları okuyan "kültür çiçeklerinden" tecrübeli gönül insanlarından, saf ve iyi niyetli hayırhah insanımızın içli, derin öz firasetinden habersizmişim.

Anladım Hamdi Usta, anladım.

Benden baston olur mu söylesene?

Hamdi Usta sevgi dolu gözlerle:

"Olur evladım olur" imalarıyla takdirler sunuyordu...

Feyyaz İnanç

Kaynak: http://www.yenimesaj.com.tr
14-12-2005
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019