Araçlar

Bookmark and Share






Ahmet Bedevi (Manisa Tarzanı)

Sunay Akın'ın "Manisa Tarzanı" adıyla filmi çekilen "Onlar Hep Oradaydı" adlı eserinde Ahmet Bedevi'nin öyküsü:

"İşgal orduları geri çekilirken pek çok şey gibi Manisa'yı da yakar, yıkarlar. Kenti özgürlüğüne kavuşturan Türk ordusunda bulunan Kerkük Türklerinden "Ahmet Bedevi" adlı asker öylesine tutkundur ki doğaya; savaş bitiminde Manisa'da kalır. Ağaç dikmeyi, yeşili korumayı uğraş edinir kendisine. Manisa onun diktiği ağaçlar sayesinde yağmura ve gölgeliğe kavuşur.

Halk, üstünde yalnızca siyah bir şort olan bu uzun sakallı adamı çok sever ve "Hacı" diye seslenirler kendisine. Spil Dağı'nda bulunan kulübesinin yanındaki topu her gün saat 12:00'de ateşlemeye başlamasıyla Hacı'nın adı "Topçu Hacı" olur. Günlerden bir gün başrolünü Johny Weismüller'in oynadığı ünlü Tarzan filmi gelir Manisa'ya. O günden sonra da Ahmet Bedevi "Manisa Tarzanı" diye anılmaya başlar.

Manisa Tarzanı'nın İstiklal Madalyasına sahip olduğunu pek çok insan bilmez.

Siyah bir şortun dışında üstüne pek bir şey giymediğinden, madalyasını takacağı ne bir ceketi ne de bir gömleği vardır zaten.



8 Eylül 1956 tarihinde Niğde'de bulunan Akdağ'ın Demirkazık Zirvesine tırmanış yapan Manisa Dağcılık Kulübü öğrencilerinden Engin Kongar bir kayalıktan düşerek can verir. Kongar, bir tırmanış sırasında ölen ilk dağcımızdır. Kazadan üç yıl sonra, Kongar'ın anısına yapılan anıtın açılışına katılan kalabalık genç dağcının annesi ve Ahmet Bedevi de vardır. Bedevi o gün, genç dağcı gibi uçuruma yuvarlanan sevgilisini anımsamıştır elbette. (Çok sevdiği karısıyla bir dağ yolunda yürürken, ayağı kayan kadın uçuruma yuvarlanır... Ahmet Bedevi, sevgilisinin yanından kayıp gitmesine engel olamaz, son bir hamle yapsa da tutamaz onu...) Bu duygular içerisinde Manisa Apaçisi, gözü yaşlı anneye şunları söyler: Anneciğim hiç merak etme, ben anıtın çiçeklerine bakar, onları hiç soldurmam."

MİT ajanı olduğu şüphesiyle yıllarca takip edilen Ahmet Bedevi gözlerini dünyaya 1963 yılının 31 Mayıs gecesi yumar. Ve ondan geriye binlerce ağaç ve hepsinde de gözünü objektiften kaçırdığı fotoğraflar kalır... Bir de açılışına katıldığı anıt!

Keşke hepimiz Ahmet Bedevi gibi arkamızda böyle kalıcı güzellikler bıraksak!

Sunay Akın





AHMET Bedevi'nin nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak. 1888'de Bağdat'da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa'ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa'yı yeşillerdirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil'de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963'te yaşamını yitirdi.

"Manisa Tarzanı" adıyla yaygın bir üne kavuşan Ahmeddin Carlak 1899 yılında Bağdat'a yaklaşık 100 km. uzaklıktaki Samara/Samarra kentinde (ırak) doğdu.

Birinci Dünya Savaşına, ardından da Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı'na bir nefer olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği yararlılıktan dolayı Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı.

Cumhuriyet Dönemi başlarında Manisa'ya geldi; kimsesiz ve yoksuldu. Manisa Belediyesine girdi; ne iş verildiyse yaptı. 1 Haziran 1933 tarihinde 30 lira aylıkla Bahçıvan Yardımcısı oldu. Hep bu görevde kaldı.



Manisa'yı yeniden yeşillendirmek için var gücüyle çalıştı. Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algıladı. Dürüstlüğü, çalışkan olmayı her şeyin üstünde tuttu. Yaz kış sadece siyah bir şortla ve ayağında lastik bir pabuçla kentin sokaklarında, görkemli Sipil dağında dolaştı. Saç ve sakalını da uzatarak kişiliğine yaraşır bir görünümle Manisalıların biricik sevgilisi oldu. Her öğle vaktinde Topkale'deki topu ateşleyerek, günün o saatini duyurmayı bir görev saydı. Bundan dolayı kendisine "Topçu Hacı" diyenler bile oldu.

Bir spor adamıydı; yaşamıyla gençlere örnek olmuştu. Manisa Dağcılık Kulübü üyesi genç arkadaşlarıyla Ağrı, Cilo, Demirkazık, dağlarına tırmandı. Gittiği her yerde büyük ilgi gördü. Manisa Dışında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedi. Sinema tutkunuydu. Yeniliklere açıktı; okumayı severdi, elinden gazete dergi düşmezdi.

Sipil dağında, Topkale'deki kulübesinde yalnız yaşadı; ne yatağı, ne yorganı vardı. Üzerine gazete serdiği tahta divanda yatıp kalktı. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı. Saç ve sakalını özenle tarar, kendi eliyle çiçeklerden yaptığı güzel kokular sürer, ulusal bayramlara göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine İstiklal Madalyasını takarak katılırdı. Bundan büyük bir gurur ve sevinç duyardı.



Dede Niyazi'nin lokantasının bir köşesinde yemeğini yer, bunun karşılığında lokantaya tenekeyle su taşırdı. Hiç kimseye borçlu kalmak istemezdi. Kendisine güvenen bir insandı. "Bulaşıcı bir duygu" olan kaygıya hiçbir zaman katılmadı. Güçlü bir insanda aranan özellikleri taşıyordu. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Yaşama etkin bir biçimde katıldı. Mal, mülk, servet ve makam sahibi olmak aklının ucundan bile geçmedi. Kent sevgisiyle, kent adına çalıştı. Adı Manisa ile özdeşleşti.

Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama yumdu. Görkemli bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa'da toprağa verildi.

Manisa Tarzanı doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin önderi iz bıraktı. Bir çok gazeteci yazar ondan söz etti. Anısına kitaplar, makaleler, şiirler yazıldı; Manisa'ya anıtları dikildi; filmi çevrildi. Manisa O'nu unutmadı, unutmayacak.

http://akademi.ku.edu.tr

23-06-2005
Eski 22-06-2009, 17:26  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Yeşilin atası Manisa Tarzanı

YEŞİLİN ATASI MANİSA TARZANI




Aynı adlı, 1993'de basılan kitabın yazarı Bedriye Aksakal kitabın sunumunda şöyle diyor:


İnsanların yaşam koşullarını iyileştirmek için giriştikleri doğa yağmacılığı sonucunda, canlı varlık olan insanın gereksinimleri, zamanla korkunç derecede artmış ve dünyamız kirlilikle başbaşa kalmıştır.
Bilinçsizce ağaçlar katledilmiş, su kaynakları ve hayvanların neslini insanoğlu yok etmiştir.
Son bilimsel araştırmalar ozon tabakasının delik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu korkunç durumu gören bazı ülkeler birleşerek, dünyamızı nasıl kurtarabiliriz diye çareler aramaya başladılar. Bir dizi kararlar alarak, tüm dünya insanlarına seslendiler.
DOĞAYI KORU!”
DOĞAYI KORU!” diye haykıranlar, Dünya haritasını açıp Türkiye'yi bulsunlar. Türkiye'nin bir kenti olan Manisa'ya şöyle bir parmak bassınlar. 50-60 yıl önceki Manisa'nın nasıl bir yer olduğunu düşlesinler. O zamanlar burada yaşayan bir çıplak adam vardı. Bu adam kimdi? Ne yapmıştı? Ne mi yapmıştı?


Bu çıplak adam, 1923'te geldiği Manisa'nın enkaz kaldırılmasında bulunmuş, daha sonra Manisa 'nın yeşillenmesi için ağaç dikmeye başlamıştır.
Dünya'da belki ilk kez çevre hareketini o başlatmıştır.


Tarzan, kuru dalları ektikçe, elinde sihir varmış gibi dallar yeşerip fidan olmaya başlamış. Fidanlar ağaç olurken O, yeşil Manisa' nın sembolü olmuştur.
Tarzan yaşamında ağaç sevgisiyle bütünleşmiştir. Bir gün insanların doğa katliamına karşı kayıtsız kalamayacağını O yıllar önce haykırmıştır.


Yeşil derken yüreği titreten, ağaç sevgisi derken bilinci bileyen Tarzan, yeşilin atasıdır.
Tarzan bir yaratıcıdır. Eşsiz özverisi ile doğa ile içiçe yaşamanın güzelliğini insanlara öğretmiştir. O yaprağın yeşilinde mutluluğu bulmuştur.
Tarzan eşsiz bir sanatçıydı. Manisa'da yeşilin tonunu kanıyla, canıyla yarattı. Ağaçları orman olurken, Tarzan kitaplaştı.


O'nun her söylediği sözde ders vardır. Sevdiğim maralım derken bakışlarında acı, umut, özlem... vardır.


Çocukluğum, gençliğim at üzerinde geçti derken, duruşunda yiğitlik vardır. Yiğidi anlatmak kolay mı? Yiğit bir de Tarzan'sa, Tarzan'ı anlatmak biter mi?
Sen diyesin Kerkük'te doğdu. Ben diyeyim Bağdat'ta. Nerede doğduğu çok mu önemli? Önemli olan çevreci olması, yeşile tutkun olması.
Tarzan güzel yapıtlar bırakarak ebedileşti. Aşık Veysel'in dediği gibi:


yalnız ölüm bir son değil. İnsan geride bıraktığı eserleriyle yaşıyor. Benim kanaatim böyle. İnsanı yaşatacak olan eserleridir...”


İleride Tarzan sadece Manisa' da değil, Türkiye'de ve dünya'da anılacaktır. Her ağaç diken insan birer Tarzan olacaktır.
Bu kitapta Tarzan'ın yaşamını, kendisi ile yapılan söyleşileri, O'nun ağaçlarıyla ilgili anılarını okuyacaksınız. Anıları okurken, onunla beraber ağaç dikmek için, toprağın derinliklerine ineceksiniz.
İnanıyorum ki Tarzan'ın dostları... Manisa'nın her ağacında, her çiçeğinde, şakıyan her seste ve düşüncede Tarzan'ı duyuyor. O'nu saygıyla anıyoruz.


Bedriye Aksakal
1993
(Yeşilin atası Manisa Tarzanı)




Ahmet Bedevi bir çıplak, garip adamdır. Amma ölünce ağaç sevgisinin sembolü olacak, hangi idareci ağaç kestirirse rüyasına girecek, boğazına sarılacağım. Bu memleketin yeşile, yeşilliğe, ağaca, çiçeğe ihtiyacı var. Bu sevgiyi yaşatın ne olur.” Ahmet Bedevi (Manisa Tarzanı)




İLK ÇEVRECİ İNSAN


insan yapıtı olan her güzellik, büyük uğraşlar sonucu ortaya çıkmıştır. Bu gün Manisa, Yeşil Manisa adını almışsa, Tarzan'ın yaz kış diktiği fidanların ağaç olmasındandır.
Doğa en katıksız güzelliktir. Tarzan yeşili ümit, çiçekleri de çocuk gülüşü olarak görmüştür.
Doğa bazan bir ağaç dalında yeşil haykırıştır. Bazan doruklarda bir buluttur. Doğada en büyük tutku yeşilden esintidir. Tarzan varlığına rüzgarın sesini, kuşların şakıyışını, ağacın yeşilini veren ilk doğa koruyucusudur. Daha doğrusu yeşilin atasıdır.
Tarzan renk cümbüşü ile bütünleşmiştir. Dağlar onun evidir. Bir ağaç altı bahçesidir.
Tarzan gün gelmiş eğitici bir öğretmen olmuştur. İnsanlara ağaç dikmesini, yetiştirmesini öğretmiştir.


Söylentilere göre Tarzan, ağaç dikmek, ağaçları sulamak için hapishane müdüründen mahkumları istemiş. Müdür Tarzan'a hafif cezalı olanları vermiş. O mahkumları alarak, ağaçları ve çiçekleri tenekelerle su taşıtarak sulatmıştır. Tüm yollara da ağaç dikmiştir.
Bu denli yeşili seven Tarzan, bu dünyaya çıplak olarak gelmiş, çıplak olarak gitmiştir. Ama adı dillerden düşmeyecektir.


BİZİM DE TARZAN'IMIZ VARDI


Gılgamış mitologyası şu cümleyle başlar:


Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle...”


Bizler de Manisa'ya yeşil sanını kazandıran adamın öyküsünü dinlesek:


-Tarzan Kerkük Türklerindendi. Irak'ta, Dicle ile Fırat'ın birleştiği yerde dünyaya gelmiş. Gençliğinde bir eğlence sırasında, iri siyah gözlü, güzeller güzeli bir kıza rastlar, kızı görür görmez aşık olur. Bu kız Türkmen kabile reisi Şeyh Tahir'in kızı Meral'dir.
Tarzan yaşamının o kesitini şöyle dile getirir:
Ailesinden Meral'i istediğimizde nişanda, cirit oyunları ve eğlenceler yapılmıştı.”
Tarzan'ın bundan sonraki yaşamını: “bizim de bir Tarzan'ımız vardı” diyen Cemal Anadol'un yazysyndan okuyalım:


Düğün hazırlıkları başlamak üzere iken, Birinci Dünya Savaşı çıkmış. Türkiye de savaşa katılmıştı. Manisa Tarzan'ı asker olup, cepheye koşmuş. Yalnız ne var ki türkiye ve müttefikler, savaşı kaybetmişlerdi.
Tarzan buna çok üzüldü. Hindistan'a geçti. İnsan görmemiş ormanlarda yaşadı, diyar diyar dolaştı.
Bir gün İran'ın ahalisi, güzel bir Türk beldesi olan Rumi'ye geldi. Rastladığı bir Türk'ten nişanlısının kabilesini sorduğunda, onların İran'ın doğusunda Gver yaylalarına gittiğini öğrendi. Günlerce aç, susuz... Sevdiği kızın hayali ile gece gündüz yürüdü ve Şeyh Tahir'in kabilesini buldu. Nişanlısı Meral ile karşılaştığında dünyalar onun olmuştu. Düğün hazırlıklarına başlanıldı. Tam o sırada Tarzan bir İran gazetesinde , Mustafa Kemal Paşa adında bir milli kahramanın mücadeleye giriştiğini okudu. Artık onun, İran ovalarında geçirilecek boş vakti yoktu. Savaşa katılmak üzere gönüllülerle yola çıktı. Meral'i de savaşa götürüyordu ki, sarp bir kayalıktan geçerken,kızın ayağı kaydı ve uçuruma yuvarlandı. Manisa Tarzanı kollarının arasında son nefesini veren sevgilisinin acısını yüreğinde dağlayıp, savaşa koştu.
Cephelerden cephelere koştu. Savaş sonrası İstiklal madalyası ile ödüllendirildi. Manisa'ya yerleşti.Ömrünün sonuna kadar ağaç dikti ve fidan suladı. Bu gün Manisa'da pek çok ağaç onun eseridir. Böylece Meral'in sevgisinin yerini vatan sevgisi aldı. Ölümünden sonra oraya gömüldü. O meczup gibi görünen insan, görüldüğü gibi milli bir kahraman olduğu kadar, müstesna bir insan ve ebediyete kadar bütün Manisalıların sevgilisi olmuştur.

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 23-06-2009, 14:54  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
TARZAN KENDİNİ ANLATIYOR


"Yaşayışım gayet basittir. Yaz kış Topkale'deki kulübemde ve mağaramda yaşarım. Evim meyve ağaçlarıyla, çiçeklerle çevrilmiş cennet gibidir. Yazın yaş, kışın kuru meyveler yerim. Günde üç kez buz gibi suyla yıkanırım. Vücudumu korumak için, kendi yaptığım bitkisel yağı sürünürüm. Eski ve yeni yazıyı bilirim. Türk müziğine hayranım. Sinemanın tutkunuyum. Zaten, dertle gamı bunlarla unutuyorum. Gazete ve dergi elimden düşmez, hepsini alır okurum."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 23-06-2009, 14:57  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
TARZAN'LA İLGİLİ YAPILAN RÖPORTAJLAR


Anlatan: Erdoğan Karaöz


-Erdoğan bey Tarzan'ın kulübesini anlatır mısınız?


-Odası tek kapılı, bir yatağın sığabileceği büyüklükte, taştan bir odaydı.
Penceresi yoktu. Kapıyı iyi açmazsanız, içeriyi görmek mümkün olmuyor.

Kulübesine kimseyi almazdı. Başkaları geldiği zaman o kulübeden uzaklaşırdı. Samimi bulduğu kişileri kulübesine alırdı. Odasında tahtadan bir divan, onun altında da büyükçe bir sandık vardı. Bu sandığın içinde, topladığı mecmuaları, gazeteleri, kendince sır olarak kabul ettiği mektupları saklardı.


Bizim evin Tarzan'a yakın oluşundan dolayı, onun yanına ben çok sık giderdim. Onun kitaplarını, dergilerini okurduk. Kız Enstitüsü'nde okuyan kızlar, Tarzan'a aşk mektupları yazmışlar, bu mektupları okurduk.




- Bu mektuplarda neler yazılıydı?



Tarzan'ın gücünden, kuvvetli olduğundan, yakışıklı olduğundan dolayı, ona hayranlık duyduklarını, evlenme teklif ederse, hemen kabul edeceklerini yazan mektuplardı. Ben bu mektupları okudukça Tarzan çok mutlu olurdu. Gençliğinde o da böyle şeyler yaptığını dile getirirdi.
  • Tarzan her zaman başkalarından daha farklı olduğunu belirtirdi. Örneğin yolda yürürken önde yürüyecek, bir yere gidilirse en az yorulan o olacak. Dağın tepesine önce çıkacak. Poz verir güçlü olduğunu gösterirdi.
  • Güçlü müydü?
  • Gençliğinde çok güçlüydü, dayanıklı bir kişiydi.
  • Nerde yatardı?
  • İlk zamanlar altına ve üstüne gazete alarak yatardı. Bu durum uzun yıllar sürdü.
  • Tarzan soğuk günlerde sobasında kağıt veya dal yakardı. Tarzan yaşlandıkça, güç olarak düşmeye başladı. Dağcılık klübü, Tarzan'a bir uyku tulumu verdi. Verirken de şöyle denildi:
    "sen bu uyku tulumunda yatmayacaksın. Misafirlerin geldiğinde onlara verirsin. Onlar uyku tulumunda yatarken sen de çimenlerde yatarsın."
  • Böyle söylemesydik Tarzan uyku tulumunu almazdı.
  • Uyku tulumunu kullandı mı?
  • Bir pazar günü yanına gitiğimde, uyku tulumunu divanın üstünde gördüm. Tulum eskimiş durumdaydı. Demek ki onun içinde yatıyordu.
  • Topu ne zaman atardı?
  • Her gün saat on iki de atardı. Birkaç kere ben de ateşlemiştim. Manisa'nın geçmişinde öğle tatilleri, mutlaka öğle topuyla belirtilirdi. Bir de iftar topla açılırdı.
  • Topu neye göre ayarlardı?
  • Köstekli bir saatı vardı, zamanı ona göre ayarlardı.
  • İstiklal madalyası var mıydı?
  • Vardı. Beratı da. Bir gün madalyasının kulpu kopmuştu, kulpunu ben yaptırmıştım.
  • Bir de şunu söylemek istiyorum. Tarzan gerçekçi bir insandı. Milliyetçiydi.
  • Bize öğütler verirdi, iyi insan olmamızı isterdi. Mekan ayırmadan, insanları seviniz... derdi. Bana da bazen şunu söylerdi:
    "Benim söylediklerimin bazıları yalan. Yalan söylememin nedeni, insanlar benden olağan üstü şeyler istiyorlar. Onları üzmemek için, olağan üstü şeyler anlatıyorum."
  • Olağan üstü neler yapardı?
  • Size bir olayı anlatmak istiyorum. Eğridir Dağ Okulu'na dağcılık kursu için gitmiştik. O yıllarda, o yörenin insanları, buralara göre daha mutassıptı. Tarzan'a ziyarete geliyorlardı. O'na:
  • Seb şıh mısın? Öyle söylüyorlar...
  • "Ben şıhım" diye cevap verirdi.
    Bunu duyan ilçe halkı özellikle, genç kızlar Tarzan'ın yanına gelerek onun duasını alırlardı. Kızlar, Tarzan'a başlarına el sürmesini isterlerdi.
  • O ne yapardı?
  • Başlarını okşardı.

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 23-06-2009, 15:40  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Anlatan : Enver Gediz


-Enver bey siz, Tarzan'ın en yakın dostuydunuz. Tarzan itfaiyeye girmeden önce yaşamı nasıldı?
  • Çok çalışırdı.
  • O zamanlar manisa nasıl durumdaydı?
  • Kurtuluş Savaşı'nda yanmış olan kentin enkazı kaldırılıyordu. O günler için Manisa'nın imarı önemliydi.
  • Tarzan'ın yeşile tutkusu nasıl başladı?
  • Dağlarda yanmayan yerler yemyeşildi. Tarzan yeşili gördükçe, yeşile karşı tutkusu artıyordu. Bana da: "Bu yollar temizlensin, yolların kenarlarına ağaç dikeceğim." derdi.
  • Ne zaman Belediyeye girdi?
  • Ağaç dikmeye başladığı zaman.
  • Ağacı nasıl dikerdi?
  • Yangın olmadığı zamanlar Tarzan çukurlar açardı. Bu çukurlara dağlardan, köylerden getirdiği fidanları dikerdi. Diktiği fidanlar hemen tutardı. Halkta şöyle bir inanç vardı. Tarzan kuru bir dal ekse, bu kuru dal yeşerir, ağaç olurdu. Onun eli öyle sihirli ki ne dikse tutar derlerdi.
  • Elinde sihir var mıydı?
  • Elinde sihir yoktu ama, yüreğinde ağaç sevgisi vardı. Bu sevgiden dolayı çok ağaç dikerdi. Baa da şöyle söylerdi: "Ağaç dikmek çok kolay ama ağaca bakmak zordur. Ağaçları çocuk gibi büyütmek gerekir. Bu nedenle çocuk ve ağaçları çok seviyorum."
  • Tarzan nasıl sembolleşti?
  • Diktiği fidanlar ağaç oldukça Tarzan yeşilin sembolü olmaya başladı.
  • Enver Bey, Tarzan ilk günlerde çıplak mıydı?
  • Hayır ilk günler üzerinde atlet vardı. Daha sonraları atletini çıkardı.
  • Peki daha sonraları ne oldu?
  • Çalışkanlığı ile halkta sevgi uyandırmaya başladı. Tarzan büyüklere karşı hürmetkardı. Kadınlardan daima uzak dururdu.
  • Nerede yemek yerdi?
  • Dede'nin lokantasında.
  • Dede kimdi?
  • Dede'nin adı Niyazi idi. Kendisi Bektaşiydi. Tarzan'a üç öğün yemek yedirirdi. Tarzan da ona su taşırdı.
  • Tarzan maaşını ne yapardı?
  • Çok cüz'i maaş alırdı. Aldığı parayı yoksullara dağıtırdı. Çocuklara şeker alırdı.
  • Dağdan Tarzan nasıl inerdi?
  • Tarzan saat on iki de top atardı. Iki dakikada dağdan şehire inerdi.
    Dağdan inişini kadınlar, çocuklar büyük bir hayranlıkla izlerlerdi.
  • Ölümü nasıl oldu?
  • Yol yapımı için ağaçlar kesildi. O, ağaçlar kesildikçe kahroldu. Ölümü bu yüzden oldu.
  • Peki Enver Gediz'de ağaç sevgisi nasıl başladı?
  • Tarzan her gün yanıma gelirdi. Yetişen ağaçlardan konuşurduk.
  • Bir gün bana: "sen iki yüz dönümlük bir yer al. Orada orman yetiştirelim." demişti.
  • Yeşil Manisa adı nasıl meydana geldi?
  • Fidanlar büyüdükçe ağaç olmaya başladı. Manisa yemyeşil oldu. Tarzan durmadan yeşile yeşil kattı. Baktığı ağaçlar çok güzel oldu. Manisa cennete döndü. Sulama imkanları çoğalınca Tarzan çok fidan dikmeye başladı. Daha sonra da o Yeşil Manisa isminin sembolü olarak anılmaya başladı.
  • Bu ağaçları kim kesti?
  • Mateessüf daha sonra başa geçen bütün belediye başkanları, yol yapacağız diye Tarzan'ın diktiği, yetiştirdiği bütün ağaçları kesmeye başladılar. O zamanlar ağaca yapılan düşmanlığı, kendisine yapılan düşmanlık olarak görürdü. Gittikçe üzüntüsü artıyordu. Bana gelirdi:
    " Bak bir teneke benzin otuz beş kuruştu. Belediyeye seninle giderdik. Bir teneke benzini de yanımızda götürürdük. İtfaiye kumandanım arazözü vermediğinde sen, belediye başkanından izin isterdin, arazözü alıp, ağaçları sulardık. Fakat şu ağaç katliamı ne oluyor? Bir yol açılacaksa, oradaki ağaçları düşünmek, kurtarmak gerekir. Her bahanede ağaçları keserseniz, benim ağaçlarımı biliçsizce budama devam ederse ben yaşayamam. Bu ağaçları kesenler benim en büyük düşmanım olur. Benim adetim değildir, bir insana birşey yapmak. Küfür dahi etmem. Yalnız bizim yerlerde işe yaramayan insanlara "haşlak" denilir. Ben bunları "haşlaklıkla" suçlarım." Demişti.

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 12:15  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Anlatan: Enver Gediz

" Uygarlık doğayı yok ediyor. Ağaçlar durmadan balta ile kesiliyor. Tarzan yetiştirdiği ağaçlarına, balta vurulduğunu duyarak, şehire iniyor. Şehirde benzin istasyonu kurmak için, onun çam fıstığı yetiştirdiği yeri düşünmüşler. Belediye işçileri çamları kesmeye başlamışlar.

Tarzan benim yanıma gelerek:

-ağaçlarım gidiyor gardaş, dedi. Çok sevdiği kişilere Tarzan "gardaş" derdi. Daha sonra sözlerini yineledi:

-Gardaş, benim ağaçlarım gidiyor. Ben oraya gidiyorum. Eğer elimden bir kaza çıkarsa, sen beni kurtarırsan? Dedi. Elimden tutarak, ağaçların kesildiği yere gittik. Tarzan orada nara attı. Bağırdı, çağırdı. Ağaç kesenler çil yavrusu gibi dağıldılar. Kesik ağaçların başında Tarzan ağlamaya başladı.

Tarzan'ın ağzından ilk defa duyduğum şu sözcükler ağzından çıktı:

-Ben iki katlı binada oturan haşlağa gidip, onu kedi yavrusu gibi pencereden atacağım.
Belediyeye gittik, "belediye reisine ben gireceğim, sen dışarda bekle dedim. Reisin yanına girdim. bu olay aklıma geldikçe gülerim. Reisi bayağı korkutmuştuk."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 12:26  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Bu ceza sana az

Ağaç budama zamanında, Tarzan'a yardımcı budayıcılar verdiler. Budayıcılar, kuru dalları kesmeye başladılar. Budayıcılardan biri de kuru dallar yerine yaş dalları kesiyor.
tarzan yeşil dalların kesildiğini görünce çok üzülüyor.

Tarzan kesilen dallardan birer yük yapıyor. Bir yükün içierisine de ağır bir taş koyuyor. Yüklerin hepsini bir güzel iple bağlıyor. Akşam üzeri işçiler işi bırakırken, Tarzan her birine birer ük veriyor. Taşlı yükü de yaş dalları kesen işçiye veriyor. Adam evine giderken oflayayıp, pofluyor. Ertesi gün işçi hiddetle Tarzan'ın yanına geliyor. - Yüke hiç taş konur mu? Sende hiç insaf yok mu? diyor.
Tarzan da:
-Sen de genç ağaçlarımı keser misin? Sana ceza vermek için yüke taş koydum. Bu ceza sana az bile, diyor.

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 12:33  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Ağaçlar ilaçlı

Ağaçlar bir masaldır, bir öyküdür, bir şiirdir. Masallar, öyküler, insaoğlu var oldukça tükenmezler. Güzellikler dizelerde şiir olur.

Tarzan ağaçlarıyla bir değil, bin öyküydü.

Foto Kazık, tarzanla ilgili anısını anlatıyor:

"Bir gün Tarzan yanıma geldi. Yarın bir grupla Kiraz Yaylasına gideceğiz. Senin gelip, bizim fotoğraflarımızı çekmeni istiyorum dedi.
Ertesi gün Kirazlık'a gittik. Gidenler, kırmızı kırmızı kirazları görünce, koparmak istediler. Tarzan:

-Sakın kirazları yemeyin. Dün onların hepsi ilaçlandı dedi.

Geç vakit şehire indik. Ertesi gün Tarzan yanıma geldi. Bana:

-Foto Kazık, aslında kirazlar ilaçlı değildi. Komşuma zarar verilmemesi için, yalan söyledim dedi."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 12:46  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Göğsüme hançer sağlanıyor

Anlatan: Emin Değirmencioğlu

Konu doğa ve Tarzan olunca anlatmalar bitmiyor. Çocukluk arkadaşım Emin Değirmencioğlu, daha önceden anlatılan ve yazılanları bir kez daha bana anlatıyor:

"Tarzan mutluluğunu ve hüznünü babamla paylaşırdı. Babam onun en yakın dostuydu. Çünkü ikisi de doğaya aşıktılar.

Size anlatacağım olayda ağaç kesenleri lanetlememek mümkün mü?

Tarzan her hafta yaptığımız dağ gezilerine katılırdı. Bir dağ gezisi dönüşünde Tarzan bizimle birlikte kente indi.

Eve yeni girmiştik. Kapı çalındı. Karşımızda duran Tarzan perişan bir durumdaydı. Dokunsanız ağlayacak. Onu bu zamana kadar hiç böyle görmemiştik. Babam Tarzan'a dönerek :

-Ne oldu hayrola Tarzan, yoksa hasta mısın?
Tarzan:
-Biz dağda iken, benim yokluğumdan yararlanarak, yol açmak için ulu çam ağaçlarını kesmişler. Göğsüme hanaçer saplanıyor. Evlatlarını kaybetmiş bir baba gibiyim. Halit bey dayanamayacağım, ölüyorum... derken Tarzan ağlıyordu.

O gün ölümüne neden olan kalp krizini geçirerek, Tarzan hastaneye kaldırılmıştı."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 13:05  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Seksen evladım gitmiş

"...Bir gün Tarzan'ı üzgün gördüm, sordum:

-Dayı dün geceki fırtınada 80 delikanlı evladım gitmiş. Belediye bahçıvanı fidanların dibine taflan dikmek için hendek kazdırmış, açık bırakmış, fırtına da ağaçları devirmiş." diye ağlamaklı sesle cevap verdi.
"Üzülme Tarzan yine dikersin, hem belki canlanır, kurtulurlar" deyince:

-Üzüntü dağların üzerine gelip, duran buluta benzer. Çok durunca yağmur olur, kar olur, yerleşir kalır. Başında üzüntüyü çok durdurmaya gelmez. Adam sende, yeniden dikeriz tesellisi rüzgar ile bulutu, daha bulut halindeyken kovmak lazım." diyerek adeta beni teselli eder yollu bir kahkaha atmıştı. Derviş tabiatlı, şakacı biriydi kendisi.
Bir gece toplantı sonunda aniden bastıran ve şakır şakır yağan yağmurda halk bekleşirken, "duşumuzu alalım" diyerek, yağan yağmura karşı yürüyüp gitmişti. (Yaşar Aksoy. Sarmaşık. 25 Şubat 1988)

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 15:04  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Tarzan hasta

Manisa Tarzanı bir efsaneydi. Çünkü tüm büyüsünü efsanevi Afrika Tarzanından almıştı. O hiç ölmemiş, hep filmlerde yaşamıştı. Oysa Manisa Tarzan'ı ölecekti. Çünkü gerçek bir insandı.
Manisa Beledye Başkanı Ertuğrul Dayıoğlu Tarzan'ın ölümünü anlatıyor:

" Bİr gün Halit ağabeyin evine gelmiş. "Halit bey kardeş, ben fenalaştım, göğsüm sıkışıyor nefes alamıyorum" demiş. Sadık Karaöz ile birlikte bana geldiler. Mesele onu doktora götürebilmekti. Çok bitkin ve sararmıştı. Ama hasta olduğunu kabul edip doktora gitmezdi. Kendisinden gizli, çeşitli hal tarzlarını düşündük. Sonuçta sevdiği, tanıdığı Dr. Cafer Soyer'e gösterip, çiçek ve ağaç merakını tahrik ve bahane ederek, Moris Şinasi Hastanesine götürmeyi planladık. Fakat Cafer beyi bulamadık. Durum ciddi olduğundan bu kere tesadüfen uğruyormuş gibi, "dağcı kardeşe uğrayalım."deyip, Dr. Neşet Tamer'e gittik ve durumu ona çıtlattık. Doktor yeni bir alet geldiğini söyleyerek, Tarzan'ı kandırıp, EKG sini aldırdı. Kalpten şüphelenmişti. Doğru çıktı. Uzun yılların hareketli hayatı kalbini büyütmüştü. Normale göre sol karıncık 9 mm. sağ karıncık 12 mm büyüktü. Yetersizlik vardı. Artık hareketli hayata paydos demek lazımdı. Ama Tarzan'a bunu kabul ettirmek güçtü. Hatta imkansızdı. Reçeteyi yaptırdık. Ancak Tarzan ısrarla avucundaki yaprağa sarılı paradan ilaçların bedelinin tamamını ödedi.

Hastaneye yatmayacağına ve misafir olmayı kabul etmeyeceğine göre, kendisine kulüpte bir yatak hazırladık. Orada geceleri yatacak, gündüzleri yine dolaşacak, evlatları ağaçlara bakacaktı. Hiç kimse hastalığını duyayacak, anlamayacaktı. İşin ciddiyetini anlatıp, güçlükle hiç değilse dağdaki klübesine çıkmamaya ve gündüzleri fazla yorulmamaya razı edebilmiştik. Topu da işi öğrettiği Topkale kır bekçisi atacaktı. Kimseye söylemeyecektik."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 15:41  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Tarzan kötüleşiyor

"Fakat planımız ilk geceden sökmedi. Tarzan kulüpte fenalaşmış. Gelmiş Belediye'ye sığınmış. Gece bekçisine tembih etmiş, uykusunun arasında göğsü sıkışıyor, boğuluyor gibi oluyor, çok ızdırap çekiyormuş. Hemen ilacın bir parçasının su ile verilmesi halinde biraz iyileşiyormuş. Onu aradım, buldum. İlk defa o zaman hastaneye yatmasını söyleyebildim. Garip Tarzan çaresiz boynunu büktü.

Ertesi gün Moris Şinası Hastanesine yatırmayı düşündük. Hastane ağaçlık ve çiçekli olduğu için onu sıkmayacaktı. Ancak merhum başhekim DR. İbrahim Akgürleyik, nizamlara göre pijama giymesini, saçını sakalını kestirmesini söyledi. İşte bu olmazdı. Zaten "Tarzan hastalanmış, hastaneye yatmış" sözü bile onu ölümden daha fazla üzüyordu. Buna razı olamazdı. Böylece onu Devlet Hastanesine götürdük. DR. Osman Gürkan yakın ilgi gösterdi ve onu hemen yatırdı. Hiç bir şart koşmadı. Biz de emin ellerde diye içimiz rahat döndük.

Bütün Manisalılar kendisini ziyaret ediyordu. Herkes üzülmüştü. Bu Tarzan'a çok büyük mutluluk veriyordu. "Dayı, Manisalılar dünyanın en iyi insanları, benim gibi bir garip çıplak adamı bile bak nasıl unutmuyorlar." diyordu.

Bir müddet sonra Dr. Osman Bey'e "ben artık iyileştim, beni çıkarın, milletin parası boşa gitmesin, burada başka hastlar yatsın" diye söylenmeye başlamış. Doktor, "burada yatmaya yerden göğe kadar hakkın var, daha yatmalısın." diyerek ikna etmiş.
Bu kere de "doktor izin ver, bari sebze ayıklayayım, bulaşık yıkayayım. Buna kuvvetim var, bedava yiyip içip, yatmaktan rahatsız oluyorum. ne olur izin ver" demiş. doktor kafi miktarda adam var, işimiz görülüyor, olmaz demiş, ama artık Tarzan'ı orada tutamayacağını anlamış.

Hakikaten sanki iyileşmişti, rengi yerine gelmişti. Doktor, Tarzan'ın ısrarına dayanamamış, talimatlarını vererek taburcu etmişti.
Çocuk Parkında Tarzan'a bir kulübe yapacaktık. Aylığının yarısı ile Park Otel'de bir oda kiralamıştı. Bir kaç gün iyi göründü, sonra yine fenalaştı. Öğütleri dinlememiş, kendisini iyi hissedince dağa çıkmış ve top atmıştı."

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 16:00  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Tarzan'ın ölümü

" Bu kez Vali Nİyazi Araz, Sağlık Müdürünü görevlendirerek, kendi otosu ile Tarzan'ı Ege Üniversitesi Hastanesine gönderdi. Bizzat ziyaret etti. Gerek Manisalılar, gerek İzmirliler çiçeklerle odasını dolduruyordu. Ama morali bozuktu. Dayı, rezil oldum. Tarzan hastalanır mı hiç? Manisa'yı özledim.Başımı alıp dağlara gideceğim, oralarda kaybolurum, hiç değilse kimse hasta süründüğümü, öldüğümü görmez." diyordu.

Oradan da çıkmak için baskı yapıyor, yakınıyordu. Halsiz, bitkindi. Manisa'ya gelip, yine Devlet Hastanesine yatırmak zorunda kaldık. "Oh dayı dünya varmış, burası cennet gibi" diyordu. İzmir'e giderken yürümüştü. Bu kez hastaneye sedye ile taşındı.

Öleceğini anlamıştı. Ziyaretine gittiğimde "Dayı, artık pil bitti" diye sızlandı. (Dağda yorulan genç dağcılara "volt düştü mü" diyerek takılırdı) Kendisini azarladım, iyileşeceğini söyledim. Fakat çok bitkindi. O gece 31/05/1963 gecesi vefat etti.

Sabahleyin Sayın Vali Niyazi Araz, kadirşinaslığın güzel örneğini vardi. Askeri ve sivil bando, askeri kıta, polis ve belediye zabıtası kıtaları, talebe temsilcileri, izciler, tüm vilayet erkanı, memurlar ve binlerce Manisalı, merhum büyük fotoğrafı ve İstiklal Madalyası, bayrağa sarılı tabutu arkasından, başta Vali ve Garnizon Komutanı olmak üzere, şehrin hemen bütün sokaklarını yürüyerek, eller üzerindeki tabutla, mezarlığa gelindi. Vali bizzat konuşma yaptı. Naaşını mezara talimatı üzerine ben ve Halit Ağabey birlikte indirdik.
Naaş onun elbisesi idi. Toprağa verdik. Tabiat sevgisinin sembolü Tarzan ölmüştü. :(

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 06-07-2009, 16:14  
Müjgan
moderatör
 
Giriş Tarihi: 02-08-2004
Şehir: Ankara- Manisa
Mesajlar: 4,543
Tarzan günü mutlaka kutlanmalı

Tarzan'ın ölüm günü 31 Mayıs 1963 ...Tüm Manisa bu büyük insanı anmak için kolları sıvamalı ve 'Yeşil Manisa' idealinde birleşmelidir. Bu törenler, 5 haziran Dünya Çevre Günü ile birleştirilebilir.

Müjgan Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 07-07-2009, 17:44  
narince
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 03-06-2009
Şehir: manisa
Mesajlar: 21
sayın müjgan,
5,5 yıldır manisada oturan biri olarak manisa tarzanına hiç bu yönlerden bakmamıştım. benim için şeklen tarzana benzeyen ahmed bedevi zaman zaman her yerleşim yerinde ortaya çıkabilecek türden bir divane bir meczubdu.siz onun kahramanlığını, çevreciliğini, dağcılığını, vefalı oluşunu, gönül tokluğunu... ortaya koydunuz. zaten vardı da ben görememiştim. size çok teşekkür ediyor, bu büyük insana Allah (CC) tan rahmet diliyorum.

narince Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 13-08-2009, 10:43  
HAKAN_O
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 12-06-2006
Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 480
BENDE ONUN GIBI OLMAK ISTIYORUM HER BOS BULDUGUM YERE AGAC DIKMEK ISTIYORUM

HAKAN_O Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 20-11-2009, 16:02  
yaylaboztaş
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 17-11-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 178
Sayın Müjgan,

Manisa Tarzanına hayrandım, sizin geniş kapsamlı yazınızla bilgilerim
ve hayranlığım arttı. Size saygı ve minnet duyuyorum. Böylesine
değerleri geniş kitlelere tanıtmak ve özendirmek gerekli. Televizyonlar
beyinleri ne kadar gereksiz hatta zararlı konularla dolduruyor.Oysa neçok
kişiye ulaşılabilir değil mi?

Keşke bu forumu ve bilgileri herkes okusa, bilgilense, bilinçlense.

Saygılar

yaylaboztaş Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 13-10-2010, 03:59  
sonmezates
/
 
Giriş Tarihi: 08-06-2010
Şehir: istanbul
Mesajlar: 0
Rahmetli Manisa Tarzanı Dayı'nın yaşamı hakkında bilgim yoktu sayenizde öğrenmiş oldum.Ben doğayı ve tabiat'ı seviyorum derdim her zaman Tarzanın hayatını ve yaşamını okuyunca mış gibi muş gibi Doğa Tabiat ve Ağaç sevgisi varmış.Sizlere çok teşekkür ederim.Saygılarımla Bülent SÖNMEZATEŞ

sonmezates Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Eski 24-01-2018, 13:40  
tev
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 22-01-2018
Şehir: ankara
Mesajlar: 5
Ben de sizi yürekten tebrik ediyorum. Böylesine sade bir hayat yaşayıp, maddi imkansızlıklar içinde dünyanın en değerli, katma değerini yarattığı için bu insanın ruhuna fatiha gönderiyorum.

tev Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2018