Araçlar

Bookmark and Share






Merve İldeniz Önal - Alternatif Yaşamlar

Merve İldeniz Önal ile röportaj fikri sitenin ilk açıldığı zamanlarda oluşmuştu. Biz kendisi ile iletişim yollarını ararken, o agaclar.net forumunda hakkında yaptığımız sohbetlere rastlayıp hoş bir tesadüfle bize ulaştı. Yaşayışı, planları ve hayat görüşü hakkındaki fikirlerini bizimle paylaştı.

Yılın son gününde yaptığımız bu görüşme sitemiz için bir bakıma yılbaşı hediyesi oldu. Fenerbahçe'deki yaşam tarzını yansıtan sade evinde cumartesi sabahı sorularımızı tüm samimiyeti ile cevaplandırdı. Zarafet ve güzelliğine doğanın kattığı enerjiyi görür görmez hissedebiliyorsunuz zaten. Bu nedenle sohbet zaten kendiliğinden oluşup, kendiliğinden gelişti.



-Neden karakedi?

Kedileri severim bir de bana esmerliğimden dolayı karayı yakıştırırlar. Oradan. Ayrıca kedilere özenir imrenirim. En sevdiğim hayvandır. Sonra köpek, at…yılanım var…Önceleri korkardım yılandan, şimdi boynumda gezdiriyorum. İstanbul'a gelirken bir tanıdığımıza bıraktım. Sanıldığı gibi soğuk bir hayvan değil. Bulunduğu yerin ısısını alıyor, taşa koyarsan buz gibi ama elinde senin vücut ısında. Leyla kafasında gezdiriyor.

-Büyük şehirden ayrılma fikri ilk ne zaman belirdi. Sizin için bu bir ulaşılamayacak bir hayal miydi yoksa bunu bir gün gerçekleştirebileceğinizi biliyor muydunuz?

Hayaldi ama ulaşacağımı biliyordum. Bodruma ilk gittiğimde burada yaşama fikri kafamda oluşmuştu. O zamanlar 18 yaşındaydım. Sonra zaman içinde planlarımı bu fikir merkezinde geliştirdim. Ve sonunda başardım. Ulaşmak için hayal kurarım ve fikirlerime ulaşırım. Her şey sana bağlı, neyin olacağına inanırsan o olur.

-Bu sürecinde ne gibi hazırlıklar yaptınız. Planınız ve birikiminiz var mıydı?

Ben 18 yaşına kadar babamdan para aldım. Babam para kazanmam için çok çalışmam gerektiğini, çalışmak içinse mesleğim olması gerektiğini söylerdi. Ve ailem bizi o şekilde yönlendirdi. Onların dediğini yaptım, okulumu bitirdim ve bir mesleğim oldu. İşletme fakültesi mezunuyum. Bu sürede de hayallerim vardı. Fakat çocuk belli bir yaşa kadar, daha doğrusu kendi parasını kazanana kadar ailesinin yaptığı tercihlere uymak zorunda kalıyor. Çocuğun istekleri ve özgürlüğü ailenin inisiyatifinde.

Bu dönemde mankenliğe başladım. İyi okul harçlığı kazanıyordum. Bu bağımsızlığım adına çok hoşuma gitti. Yıl derseniz 84. Ülkede mankenlik diye bir şey yoktu o zamanlar. Sonra 90'larda ben ve bir kaç manken öne çıkartıldık. İlk tanınan mankenler biz olduk . Bu şekilde mesleğimi yaparak kazanacağımdan çok fazla para kazanıyordum. Bu da özgürlüğümü kazanmam demekti. Çok da çalışıyordum ama misal akşam Ankara'da podyuma çıktıktan sonra sabah Paris'e de gidebiliyordum. Bu doyumu getirdi. Monotonluk hiç bana göre bir şey değil. 16 yılın sonunda epey monotonlaşmıştı mankenlik bana göre. İnsanları, hayatı bu dönemde tanıdım. Tanıdıkça hayalime iyice yöneldim. Bu dönemde kazandıklarımla hayalimi gerçekleştirmek adına Antalya'da bir arsa aldım.

-Hayal diyince insanın aklına ulaşılmayacak şeyler geliyor nedense. Hayali kuruyor ama bu gerçekleşmez nasılsa diye bir kenara bırakıyoruz sanırım.

Evet, hayal kurmaktan korkmamalı insan. Bunları gerçekleştirmekten de. Mesela ben hala hayal kuruyorum. Ebedi sağlık, zihinsel gençlik, bolluk, bereket, ebedi güzellik, ölümsüzlük…. Neden olmasın?

Korkusu olanlar bir yere ulaşamaz, hayal etmeden de bir yere varılmaz. İnsan korkularına sarılmalı. Korkular onlara bazı farkındalıkları işaret ediyor aslında. Korkularını kabul eder, onunla barışık olursan bu farkındalık çözümü ve onlardan korkmamayı zaten getiriyor. Ve en büyük korkumuz da ölüm.

-Bodruma yerleşme kararınıza çevrenizdekilerin yorumları ne oldu?

Dinleyen kim? Kim ne demişti hatırlamıyorum bile. Başkalarının kötü dediği bir huy işte...karar verilmişse, aklı başında laf edenleri bile duymam, dinlemem. Babam çok sinir olurdu :

-Daha önceki röportajlarınızdan okuduğum kadarı ile İstanbul'daki hayatınızda da sadelikten yana imişsiniz. Mesela arabanızı satıp bisiklet almışsınız, Salı Pazarından alış veriş yaparım diyebiliyorsunuz. Bu nasıl bir iç dünyanın yaşayış tarzı. Hayata karşı tavrınız ne, hırçın, sakin, hayata muhalif…. ?

Artık çok daha sakin ve huzurluyum. Karşımdakileri daha kolay algılayabiliyorum. Muhaliflik, hep vardı. Okul zamanında benden yapmamı istedikleri şeyler benim yapmak istediklerimden çok farklıydı ama her lüksün bir bedeli vardır. Mesela köpeğin karnının doymasının bedeli boynundaki tasmadır. Ben de aileme bu bedeli ödedim. Onların dediklerini yapıp, paramı kendi istediğim işten kazanınca da herkesin istediği oldu. İnsan kendinden beklenenden, umulandan çok, kendi istediğini, içindekini yapabilmeli.

Hayat bence neşeli bir macera, çocuk romanı gibi, Peter Pan öyküsü gibi. Büyümeyen bir çocuk var içimde…meraklı. Eskiden maymun iştahlı derlerdi. Bunu hiç önemsemedim. Bence bu harikulade bir özellik,çok eğlendirici de,ama bu ya da bu olamam. Bir kere itici geliyor. Her şey olmaya hakkım var ve duruma göre karar veririm. Karar vermekte özgür kalma adına şuyum buyum demeyeyim kendi kendimi sınırlamayayım. Bazen sakin bazen hırçın. Yaradılışım pek dansöz galiba.

-Bize oradaki yaşamınızı anlatır mısınız?

Leyla'm, Serdar'ım, bahçem, evim, hayvanlarım, hobilerim.....
İşte bütün hayatım!
Şu an 2 dönüm bir arsa içindeyim. En yakın ev 500 metre uzakta. Pencereden sadece yeşil yeşil, yeşil görünüyor. Zaten çok fazla ve büyük pencerelerin amacı buydu ama kışın ısıtma sorunu yaşadık. Akvaryumda yaşar gibiyiz biri baksa dışardan, her taraf cam.

Her yıl mayıs 15 - eylül 20 arası ailece bahçede yatarız. Daha sonraki zamanlarda geceleri soğuk oluyor. Bana uyar ama kızım ufak henüz.

Her zaman bahçedeyim yağmur yağarsa daha da çok bahçedeyim. Çünkü ev dere yolu yanında ve iyi yağarsa, yılda 2-3 kez ulaşım durur. Eve gelemezsiniz jeep bile geçemez, debisi hızlı akıyor.

Islanmak, su beli geçmedi ise içinde yürümek çok zevkli. Saçlarım için özellikle yağmur suyunu kaçırmamaya çalışırım.

Banyo, tuvalet, yemek yapma filan gibi şeyler dışında hep bahçedeyim. Bizimle kalan Tokat'lı bir genç karı koca var. Ama asıl işleri mesela ben şimdi İstanbul'dayken hayvanlara bakmak.

Başta çok yardım ettiler ama artık 2 senedir bahçeye dokunması falan yasak. Çocukluğum Osmanbey Şişli' nin göbeğinde geçtiği için çiçek açmış ağacı bile ilk kez 21 yaşında görmüştüm. Şaşkınlığımı hiç unutamam.

Bostanım var vakit alıyor. 4 senede "ne, ne kadar ekilmeli?", "bizim tüketimimiz ne?", "neyi daha çok yeriz?" i ayarlamayı ancak öğrendim. Yoksa toprak sevgiyle yaklaşıldığında çok verimli. Sulama da önemli. Yazları her 2 günde 14 saat sürüyor. En büyük zevklerden biri.

Bahçemde çok ağaç var ve Bodrum için ideal bir çeşitlilik var. Ama biri yaklaşık 120, diğeri 60 yıllık, 2 ardıç ağacım var ki ev bile onlara göre yapıldı. Bunun dışında da tüm sınırlar melengeç ve defne, bunlarda en az 40 yıllık. Bahçede mandalina bol ama ben vişne bile yetiştirdim ki olmaz demişlerdi. Bol erik, şeftali, yılda 2 kere vererek herkesi aşı kuyruğuna sokan armut, dut, incir, zeytin var. Bunları 4 yıl önce ben ektim. 2 yılda kuduran salkım söğüdümün adi "nazlı kız" ve onunla sık sık konuşurum,
sarılırım. Misafirlere bile bazen adamına göre git ona sarıl diye baskı yaparım. Kimse inanmıyor 2 yıllık olduğuna. Bir de azmış okaliptüs var ki sarılmadan, su bol diye kudurdu. Onlarla hep konuşurum.

Çiçek işine geçen sene girdim. ilk yıl dikenli otları ayıkladım ve ağaç ektim. İkinci yıl çim ekmedim. Kendi doğal dokusunu seçerek bıraktım. Sonra bostan sonra çiçek, sarmaşıkları da ilk yıl ektim. Acelem yok, yavaş yavaş öğrenmeye çalışıyorum.

Yazları her sabah 5 :30 dan 8:30 a kadar bahçede çalışırım. Sonra çok sıcak oluyor zaten. En sevdiğim bahçe işi. Ot yolmak ve sonbahar kış hazırlığı. İlk yıl korkumdan hiç budama yapmadım, yaptırtmadım. Ama artık ağaçları dinliyorum. Onlar bana gerekince söylüyorlar.

-Komünal yaşam denemesine girişeceğinizi biliyoruz. Bu proje ne aşamada?

(Bu sırada kalkıp, projeyi getiriyor)

Bitez ilk baslarda iyiydi ama artık beni kesmiyor. 22 dönüm Dereköy' de yeni bir yer aldım evvelki sene. Komünal yaşam deneyimine girişeceğim. Aynı zamanda gelinip kalınabilecek bağ bahçede isteyenin çalışabileceği bir yer olacak .Yani Bitez okulum, Dereköy eserimiz olacak. Esas amaç hayatta kalabilmek. Pis bir durumda kalınırsa dışa bağımlı olmadan kendi içinde var olabilmek, köy gibi. Yemek, barınak ve ısınma meselelerini kendi içinde çözen bir şey. Belli sayıda insan ve işbirliği ister. Ama normal şartlarda butik pansiyon.

İçinde metafizik ya da spiritualizm meraklılarını, yaratıcılık meraklılarını (her dalda - atölyeleri olan )tatmin edebilecek, doğada çalışabileceğin ya da sadece varolabileceğin bir yer, ana kadrom var. Yani geri kalanın para ödeyerek kalabileceği bir işletme.

Küçük ahşap sökülebilir kulübeler. dışardan algılanamayacak yapılar. Doğasını bozmadan tabii. Bu benim gelecekteki işim. Böyle bir yerde tatil yapmaz mıydınız? Dünyanın bir şekilde sonu gelirse pek dışarıya açık olmayacak. Yanlış anlaşılmasın, kapasitesi belli bir yer ve gerekirse kendini dışa kapatabilir.

En güvendiğim ve istekli 10 çift arkadaşım kadroyu doldurdu bile. Onlar para ödemiyor beraber çalışıp yaşayacağız işte. Arsa ve mimari proje hazır. Para da neredeyse halloldu. Takdir edersiniz ki 22 dönüm bir aile için çok büyük ve masraflı. Ben arkadaşlarıma yer ve ev veriyorum onlarda emek ve işgücü.

Pansiyonda parayla adam çalışmayacak. Biz dışarıda uyurken kendi evlerimizi pazarlayıp yazları para da kazanacağız. Ama ana amaç para kazanmak değil, parasız yaşayabilmek. Kurallar giderek daha iyi netleşiyor ama işin hukuki kısımları var. Sonuçta her şey tek kişinin. Leyla'nın...

-Tuzunuz kuru mudur ?

Tuzum kurudur. ( gülüyoruz ) Çünkü azla yetinirim. Lüks yapmak haz vermez. Ben kimin evi ne kadar lüks bakamam utanırım. Komşum açken oturup löp löp yiyemem de. Evimde, yaşantımda bir abartı benim ayıbım olur.

Bodrum'a ilk gittiğimizde buradaki yaşantımızdan edindiğimiz alışkanlıkları da oraya taşıdık. Orayı, ortamı, orada yaşamanın kolaylıklarını, gerekliliklerini bilmiyorduk. Mesela şu cam olayı. Çok ısı kaybı olduğundan ısınmamız zor oldu. Zamanla oradaki ihtiyaçları öğrenip ona göre yaşıyorsun. Bir de evimizi yaparken, havuz yaptırdık . Şu an bakıyorum da aslında gereksizmiş. Ben denizde yüzmeyi tercih ederim ama ev yapılırken yapılsın diye düşünüldü zamanlar. İhtiyacımızın olup olamayacağını bilmediğimizden ve sonra yaptırması güç olacağından yaptırmış olduk. Şimdi sorsalar cevabım
"gereksiz" olur. Tabii eğer bir işletme değilsen.

-Yaşam tarzınız ve görüşleriniz açısından bir çok kişi için model sayılabilirsiniz. Bu tarzı sadece kendiniz için mi seçtiniz yoksa ben bunu yaptım, herkes yapmalı, ideal yaşam budur gibi bir iddianız oldu mu?

Hayır, ben kendi hayalim doğrultusunda kendi hayatımı yaşıyorum. Kimseyi yönlendiremem, kimseye doğrusu budur diye baskı kurmam. Başkalarının hayat amacına çok fazla saygı duyarım. Hiç birimiz aynı olmadığımıza göre herkes için de doğru olan farklı olacaktır.Ben sınırlara, ayrılıklara inanmam. Dünya da yaşıyorum dolayısıyla dünyalıyım. Özgürlük aşığım. Herkes kendi hayalini yaşamalı.

Tek bir kuru temiz t-shirt ve tek ayakkabı, pantolonla ve sadece şilte ve battaniye ile ve sırt çantası kadar eşya ile sal beni dağlara aylarca yaşar ve de mutluluk dolarım. Ama benimde sorumluluklarım var. Yediği yere kadar yaptım. Doğa canlıdır . Onu onore etmeye başladıkça karşılığını mutlaka alırsınız. Her manada. Bu hayatı yaşamak tercih meselesidir.

-Sigarayı bıraktınız mı?

Evet eylül başı bıraktım. Daha yeni yani. İstemeseniz de bazı alışkanlıkları ya da sorunları oraya da taşıyorsunuz. Ve onları çözene kadar sorunlar da sizinle kalıyor.

-İki hayatın arasında bocalayıp "ya ben ne yaptım" diye pişman olduğunuz, ya da ümitsizliğe kapıldığınız oldu mu ?

Hayır olmadı. Ama "ben ne yaptım" dedim. "Ne iyi yaptım" anlamında :)

-Orada yaşayanlar ile diyaloglarınız nasıl ? Ailen ve buradaki arkadaşlarınızı özlüyor musunuz?

Bodrumda 7-8 tarz yaşam var. İlk gittiğimizde önce izlediler bizi, hemen kabullenip bağırlarına basmadılar. Niyetimizi anlayıp tarzımızı beğendiklerinde ise yakınlaştık. Mesela pazara gittiğimde kadınlarla muhabbetimiz " hey bu örnek yeni mi? hadi gösterin, şiş nerede?"… gibi oluyor. Onlar Merve İldeniz'i tanımıyorlar. Sadece peynirci beni. "Merve Abla'a gelmiş. Peynirin iyisinden getirin" deyip utandırıyor.

Arkadaşlarım zaten sene boyu gelip gidiyorlar. Ailemle oradayken, burada olduğundan daha çok görüşüyoruz. Sorun olmuyor yani.

-Teknoloji ihtiyacınızı karşılaşabiliyor musunuz?

Benim kadar kimse teknoloji korkağı olmasın. Adsl bile var Bitez köyünde. Ama ben tamamen teknoloji özürlü sayılırım ve açıkcası eski bilgilerimi de kullanmamaktan yitirdim. Eğer çok fazla elektronik bağımlılığınız varsa dengeye gelir gerek duymazsın. 4 yıldır hiç televizyon izlemedim eskiden de pek sevmezdim ama hiç seyretmemek!!!! fazla gelirdi. Gazete de sadece eşim Bodrum'dayken eve girer. İyi oluyor şömine yakarken lazım. Elektriğin sıkı bir yağmurla gitmesi ve geceyi şömine önünde sucuk pişirip, lak lak ederek geçirebilme şansı İstanbul'da pek yok.

Ben fazla hiçbir şey istemiyorum. Teknolojinin gerekli olanı - benim için - orada var. Zaten 2 yıl içinde siz de görürsünüz ne kadar gereksiz şeyler, eşyalar hayatınıza sokuşturulmuş ihtiyacınız olduğuna inandırılmışsınız. Yaşamak için aslında sahip olduğumuzdan ne kadar azına ihtiyacımız var.

-Sağlık sorunları problem oluyor mu?

Ben bu konuda eşim doktor olduğu için biraz şanslıyım. Evimizde doktorumuz var yani. Öyle olmasa bile bu tür ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz yerlere çok uzak değiliz. Antalya'da aldığım yeri değil de Bodrum'u tercih etme nedenimiz biraz da bu. Serdar öyle olmasını istedi. Şu anda insanlara ya da medeniyete istediğimiz zaman ulaşabileceğimiz fakat onların bize fazla müdahale edemeyeceği bir yerdeyiz. Ama insanın hayatında ciddi bir sağlık sorunu olursa diğer her şey önemini yitirebilir ve sağlık neredeyse bir süre oraya gider,fazla da inatlaşmamak lazım...

Bu hayat sizin tercihiniz miydi ?

Evet bu benim hayalimdi. Serdar'a evlenmeden önce bundan bahsettim. Benim böyle bir hayalim ve idealim var. Bu şekilde yaşamazsam mutlu olamam. Seni de mutlu edemem. Sen yapamazsan evlenmeyelim diye.Aksi takdirde ilerdeki tüm olası mutsuzluklarımın kaynak nedeni olarak Serdar'ı görür suçlayabilir ve hem onu hem kendimi mutsuz ve hasta edebilirdim. Ay berbat bir hayat olurdu. Sevgi kölelik olamaz,sevgi manipülasyonları hayat planınızı çorba edebilir, çok dikkatli olmak lazım.O da beş yıl süre istedi. Beş yıl sonra Bodrum'daydık.



Leylacığım bak ağaçlı t-shirt ....





agaclar.net çıkartmaları Leyla'nın oldukça ilgisini çekti. :)

-Leyla nasıl bir çocuk?

Başta ben çocuk istemiyordum. Korkuyordum. Ama Leyla kendi gelmek istedi. Hamile olduğumda 36 yaşındaydım ve onun gelmesini ben de istedim.

Leyla çok sakin bir çocuk ona hiçbir din eğitimi vermedim. Ama en yüce ,hepimizin üzerinde ve onu her konuştuğunda duyabilecek tek yaratıcının farkında. Ona kendisi ve en yüce ruh ile konuşmasını söyledim. Onunla ve kendi ile konuşacağı zaman camın önüne gidip, bize arkasını dönüp konuşuyor. Manevi yararları saymakla bitmez ama en önemlisi konuşkan oluyor kapanmıyor böylece...

Ölümü algılaması şehirdeki çocuklara göre daha fazla. Doğadaki yok olup var olma döngüsünü gözlemliyor çünkü. Doğa sürekli kendini yeniliyor, ağaçların yaprak döküp yeniden yeşermesi gibi.

Biraz deneysel yetişiyor galiba. O nedenle zihnen çok kirlenmeyeceği bir yerde. 7 yaşından sonra ana kayıt ve karakter oturuyor 14 15 e kadar ancak istemeden yapılan hataları ve iyi sonuç vermeyen inançları düzeltme şansım var. Ana amacım kalbi kapanmasın. Bizim evde en duyulamayacak laf mesela "büyüklerinle böyle konuşamazsın! " dır. Saygılı olmak şartıyla - yoksa mücadele ederken karşısındakiyle gereksiz yere enerji kaybeder, -dilediğine dilediğini söyler ve inanın özgür büyüdüğünden dolayı çok tuhaf laflar eder. Babasına telefonda film istediğini, " babacığım bambi filmi beni çok rahatlatır " şeklinde ifade eden bir şam şeytanı o.

Bu sırada yanımıza Leyla geliyor. Ona da birkaç soru soruyorum.

-En çok hangi ağaçları seversin?
En sevdiğim ağaç…incir…..dut….vişne

- Ya en çok sevdiğin hayvan?
En özlediğim hayvan…Kara (kedileri)… erkek kedi…

Sonra mandalinasını yiyip kendi kendine oyununa devam ediyor.





-agaclar.net sizce nasıl? Sitede dolaştınız mı? Katılımınız olabilir mi?

Doğa ile iç içe yaşamaya başladıktan sora ağaçları tanımaya başladım. Agaclar.net ' e tesadüfen rastladım. Artık ağaçlar ve bitkiler hakkında bilgi edineceğim yeri biliyorum. Oradaki bilgisayarım çalındı. Kapı pencere açık olunca bir gün hırsız gelip almış. Hırsızlık orada da oluyor mu? diyebilirsin Kimilerine göre tesadüf ama bence bu hırsızlık beni daha sadeleştirmek için fırsat aslında. 7 ay evvel oldu bu hırsızlık ama hala laptop satın almadım. Emin de değilim. Çünkü orada vakit ayıramıyorum. Gerçi bilgisayar olsa bile, internette gezinmeyi doğada olmaya tercih edeceğimi de pek zannetmiyorum.

Ama bir bilgi gerektiğinde ilk bakacağım yerlerden biri agaclar.net,ve emin olun gerekecektir.Eğer benim forumdakiler buralarda yazıp çizip onlara hiç uğramadığımı öğrenirlerse eyvah zaten..:

Söyleşimizin sonunda Dereköy pansiyonları bittiğinde en sadık üyelerin agaçlar.net üyelerinden olacağından neredeyse emindik. Hatta rezervasyonlarımız yapıldı sayılır. Merve İldeniz' in bu hayalinin daha doğrusu projesinin de en kısa zamanda hayata geçip, doğa sevdalılarının buluşacağı bir mekan olması dileği ile sohbetimizi sonlandık.

Hayal etmekten korkmayın
Korkularınızdan da korkmayın
Korkularınızı kucaklayın
Korkularınızın sesine kulak verin
Kendinizi dinleyin
Zihnin her neye odaklanırsa, eline geçecek olan da odur
Korku üretmek yerine hayal üretelim
Doğada bu hayalleri gerçekleştirme gücünü bulursunuz


Merve' nin ısrarla tekrarladığı sözlerdi.
Bu sözlere inancı gözlerinin ışıltısındaydı.
Hep beraber denemeye var mısınız?
Hem ne kaybederiz?

Röportaj: Hülya Bayrak (Aybala ) - Fenerbahçe / iSTANBUL 31.12.2005

Kaynak: Aybala
03-01-2006
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2017