Araçlar

Bookmark and Share






Ben Sana Küstüm Elma Ağacı

Uyumadan hemen önce, küçük bir çocukken gittiği dedesinin çiftliğinde elma ağacından düşüp de bacağını kırdığı için, elmalara ve ağaçlara küstüğü o seneyi hatırladı.

Dedesi emekli olduktan hemen sonra satın almıştı bu çiftliği. Büyükannesi öldükten sonra da kendini tamamen buraya adamış, tüm zamanını burada geçirir olmuştu.

Kardeşi Kemal'le neşe içinde, güneşli bir günün keyfini çıkarıyorlardı. Annelerinin onlar için yaptığı üzümlü kek ve muzlu pastayı bile oyun oynamanın hevesiyle doğru düzgün yiyememişlerdi. Ee kolay değil tabii, bir okul yılını daha geride bırakmışlar, başarılarla dolu karnelerini de alarak dedelerine koşmuşlardı. Bütün sene sadece dersleriyle ilgilendikten sonra, günlerce oyun oynamak istemeleri çok normaldi.

Bahçede ebelemece oynamışlar, kuşları kovalamışlar, bahçenin biraz ilerisindeki gölde balık tutmayı denemişler, dönüş yolunda annelerine papatya toplamışlardı. Güneş yukarıdan kendilerine göz kırpar gibiydi. Onların neşesine katılmış, ısıttıkça ısıtıyor, parladıkça parlıyordu.

Tüm bu keyiflerinin yanı sıra onları heyecanlandıran bir şey daha vardı; babalarının, o sabah onlara doğru yola çıkmış olması. İşi yüzünden onlarla aynı zamanda gelememiş olmasına çok üzülmüşlerdi. Hava kararmadan babaları gelmiş olacak, üstelik çok istedikleri uzaktan kumandalı arabalarını da getirecekti..

Ne olduysa bunu hatırladıklarında olmuştu zaten. Babaları için çiçek yerine meyve toplamak istemişler ve bahçeye geri dönmüşlerdi. Kemal aşağıda bir poşetle bekleyecek, Cemal'in ona yukarıdan atacağı elmaları toplayacaktı.

Cemal yılların verdiği alışkanlıkla ilk karşısına çıkan elma ağacına tırmandı ve başladı toplamaya. Koparıyor, aşağı atıyor, Kemal atılanları kimi zaman yakalayarak kimi zaman da yerden alarak poşete koyuyordu. Kemal'in yaşı küçük olduğundan henüz ağaçlara çıkmasına izin verilmemişti. Bu yüzden de Cemal'i çok kıskanıyor, yaptıklarını hayranlıkla seyrediyordu. Cemal de onun bu hayranlığının farkındaydı ve bu yüzden de olmadık akrobatik hareketleri sergileyip, Kemal'i daha çok büyülemek istiyordu. Daldan dala atlıyor, ellerinden birini kullanmaksızın dallardan aşağıya sallanıyor, bir eliyle kendisi elma yerken diğer eliyle başka elmalara uzanıyor, ara ara Tarzan gibi çığlıklar savuruyordu.

Veee… Ne olduğunu anlamadan kendini Kemal'in ayaklarının dibinde buluvermişti. Nasıl olduğunu ikisi de anlamamışlardı. Cemal acıyla bağırarak ağlıyor, Kemal ise ne yapacağını bilmediğinden korkudan ağlıyordu. Çocukların feryatlarını duyan dedeleri, elindeki işi bırakarak yanlarına koştuğunda gördüğü manzara karşısında kalakalmıştı. Cemal yerde yatmış bacağını tutup ağlıyor, Kemal onun başını kendi dizlerine yatırmış, o da ağlıyordu.. Dede önce ikisine de bir şey olduğunu düşünmüş ama yanlarına geldiğinde durumu hemen kavramıştı.

Sonrası bildik hikaye. Ambulans gelmiş, Cemal'in bacağı hastanede alçıya alınmıştı ve 1 ay o vaziyette kalacaktı.

Taburcu olma anı geldiğinde Cemal annesine, çiftliğe dönmek istemediğini, İstanbul'daki evlerine gitmek istediğini söyledi. Daha tatilin bitmesine iki aydan fazla zaman vardı bu yüzden de annesi onun bu isteğine anlam verememişti. Sorularına, itirazlarına rağmen Cemal'i ikna etmeyi başaramadı ve çiftliğe gidip eşyalarını toplayacaklarına söz verdi. Ama babaları yoldan gelmek üzereydi ve hiç değilse bir gece dinlenmeye ihtiyacı vardı.

- Sabah olduğunda hala dönmek istiyorsan gideriz, dedi annesi..

Eve gelmişlerdi, ağrı kesicilerin etkisiyle hemen uyuyuvermişti Cemal. Sabah gün doğumunda evdeki herkes Cemal'in bağırmalarıyla uyanmıştı..

- Güneşi de istemiyorum, elmaları da, diyerek ağlıyordu.

Yüzünü yastıkla kapatmış, sadece bağırıyor ara sıra da hıçkırıkları duyuluyordu. Kimse bir anlam verememişti söylediklerine. Kemal onun sevineceğini düşünerek, babası için topladıkları tüm elmaları, onun yatağının başucuna koymuştu ve güneşin de bir suçu yoktu. Her sabahki gibi işine gelmişti o da…

Çaresiz kalan annesi, camların perdelerini sıkı sıkı kapatmaktan başka bir yol bulamamıştı yaşadıkları krizde.. Işığın azalmasıyla birlikte, Cemal yüzünü açtı ve karşısında babasını buldu. O uyurken gelmişti babası. Ve şimdi karşısında duruyor hem sevgi dolu hem de şaşkın bakışlarla oğlunu seyrediyordu. Cemal kollarını uzatınca koşup sarılmıştı babası ona. Birbirlerine ne kadar düşkün olduklarını herkes bilirdi. Ona sarılınca Cemal'in gözyaşları kesilmişti. Odadaki herkes sessizce onları baş başa bırakmak için ayrılmışlardı oradan. Babası yanına uzanmış, Cemal'in başını göğsüne yaslamış, sımsıkı sarılmıştı oğluna..

-Anlat bakalım koca adam dedi babası.
-Düştüm işte
-Bunu biliyorum. Nasıl olduğunu, niye olduğunu soruyorum

Pencereyi ve elmaları işaret etti Cemal sessizce. Soru soran gözlerle baktı babası. Anlamamıştı.

-Onlar yüzünden dedi Cemal. Güneşin ve elmaların yüzünden dedi.
-Onlar mı düşürdü yani seni?
-Evet baba. Güneş gözümü kamaştırmasaydı ve ağacın dalı sallanmasaydı düşmezdim. Bir daha ikisini de görmek istemiyorum.
-Emin misin bu yüzden düştüğüne?
-Evet başka ne sebep olabilir ki?
-Sen..

Bu kez anlamayan Cemal'di. Ben niye düşmek isteyeyim ki diye düşünmüştü.

-Kemal bana, ağaçta elma toplarken yaptığın gösterileri anlattı. Bu kadar tehlikeli hareketler yapmasaydın ve kardeşine hava atmaya çalışmasaydın, bastığın dala dikkat etseydin, elma toplamak için güneşin en kuvvetli saatini değil de etkisini yitirdiği anı bekleseydin, düşmezdin. Öyle değil mi?

-Sanırım haklısın demişti Cemal.. Sesi sakinleştiğini gösterir bir tona yaklaşmıştı.

Alnına kocaman bir öpücük kondurdu babası. Her zaman insana huzur veren sesiyle konuşmaya başladı.

-Olan oldu, düştün, dikkatsizliğinin bedelini bir ay hareket etmekte zorlanarak ödeyeceksin ama bu sana iyi bir ders olacak. Esas önem taşıyan bu değil ama.. Onları suçlaman ve bir daha görmek istemiyor olman.

Duruma bir bakalım.. Güneşten kaçma gibi bir şansın yok. Ancak simsiyah perdeli bir odadan hiç çıkmadan yaşamayı göze alırsan, böyle bir yaşam şeklini yakalayabilirsin. Ne kadar güzel bir oda hazırlarsak hazırlayalım sana, bir odanın içinde yaşamaya razı olabilir misin? Ancak güneş battıktan sonra sokağa çıkabileceğin bir yaşam düşün. Senin sokakta olma saatinde arkadaşlarının hepsi evlerine çekilmiş olacak. Oyun oynayamayacaksın onlarla. Okula zaten gidemeyeceksin. Denize giremeyeceksin. Yeni insanlar, yeni sokaklar keşfedemeyecek, bunun sonucunda gelişemeyeceksin.. Yaşın ilerlemiş ama bilgin şimdikinden de geride olacak..

Elma ağacına gelince, onun düşmende gerçekten de payı yok. Bütün içtenliğiyle meyvelerini almana izin vermiş, sana ses çıkarmamış, iyi bir ev sahibi gibi davranmış sana. Suçu bu olamaz öyle değil mi? Doğanın önemli bir parçası o.. Sürekli üreten bir ağaç üstelik. Hem kendisi çok üretim yapıyor hem de bizler onun ürettiklerinden bir sürü şey.. Elma suyunu düşün, sirkesini, reçelini, kompostosunu, elmalı kekleri-pastaları-kurabiyeleri.. Cildimize ne kadar iyi geldiğini düşün. Dişlerimize de.. Tüm bunları kendi yaşamının içinden çıkarabilirsin ama onu ortadan yok etmen mümkün değil. Bir sihirli değneğin olsa ve etsen, doğanın düzenini nasıl bozacağını düşün.

Bak Cemal. Sen artık büyüme yolunda hızla ilerliyorsun. Okulda aldığınız eğitimleri, içinde bulunduğumuz teknoloji çağını, zamanın koşullarını ..vs düşündüğümde yaşından çok şey bilmeni normal karşılıyorum. Hatta bazı konularda benden ve annenden daha fazlasını bile bildiğini düşündüğüm anlar oluyor ama anlaman gereken çok önemli iki ders var:

Birincisi: sen izin vermediğin sürece başına kötü bir şey gelmeyeceği

İkincisi de şu: kardeşinle ya da okulda arkadaşlarınla, zaman zaman tartışıyorsunuz, onlara kırılıyor ya da kızıyorsun ama onları hayatından çıkarmayı hiç aklına getirmiyorsun değil mi? Annenle ben de anlaşmazlık yaşıyoruz ama çok sürmüyor. Bu birbirimizin hayatından çıkmamızı gerektirmiyor.

Bütün ilişkilerde, uyum içinde olunan anlar da bulunacaktır, sorun yaşanacak anlar da.. Önemli olan, söz konusu kişi ya da varlığın hayatımızdaki önemini anlayıp buna göre davranmaktır. İnan bana! Güçlü ilişkiler, ancak, hoşgörülü ve anlayışlı olmakla bir de karşılıksız sevgiyle kuruluyor. Sen de; güneşi, elma ağacını ya da bizleri sadece var olduğumuz hallerimizle sever, eleştirmez ve suçlamazsan bizlerle mutlu olabilir, yaşamda mutluluğu yakalayabilirsin.

Babasının söylediklerinin çok önemli olduğunu anlamıştı Cemal. Ancak yaşam ilerledikçe, bu dersin ne kadar önemli olduğunu daha çok kavrıyordu. Babası çok haklıydı...

Ancak biz zarar verebilirdik kendimize ve gerçekten de karşılıksız sevmek dünyanın en güzel erdemiydi..
Yazan: Dilek Öztürk ("benim")
30-01-2006
Eski 28-01-2010, 18:34  
çiçek,dalya
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 28-09-2008
Şehir: adana
Mesajlar: 1
:) güzel

çiçek,dalya Çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir IP  
Yazılım vBadvanced CMPS, Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019